Etiket: aşıklık geleneği

  • Kenanoğlu, Aşık Veysel’i andı: Alevi inancının aşıklık geleneğinin en büyük temsilcisi-VİDEO

    Kenanoğlu, Aşık Veysel’i andı: Alevi inancının aşıklık geleneğinin en büyük temsilcisi-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi inancının aşıklık geleneğinin son yüzyıldaki en büyük temsilcisi Aşık Veysel’i Hakk’a yürüyüşünün 50. yılında anarak, “Bu ‘Nevroz’ gününde sadık yâri kara toprağa kavuşan Veysel babanın devri daim, mekânı gülistan olsun. Kendisini sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz” dedi.

    Halk ozanı Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50. yıldönümünde anılıyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Aşık Veysel’i Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümünde mecliste yaptığı konuşmayla andı. Aşık Veysel’in Alevi inancının aşıklık geleneğinin son yüzyıldaki en büyük temsilcisi olduğunu ifade eden Kenanoğlu, onun yüce gönüllü ve doğa aşığı olduğuna dikkat çekerek, “Bu ‘Nevroz’ gününde sadık yâri kara toprağa kavuşan Veysel babanın devri daim, mekânı gülistan olsun. Kendisini sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AŞIKKLIK GELENEĞİNİN BÜYÜK TEMSİLCİSİ, SAYGI İLE ANIYORUZ”

    Konuşmasına 21 Mart Nevroz Bayramı’nı kutlayarak başlayan Kenanoğlu, 21 Mart’ın ayrıca Aşık Veysel’in de Hakk’a yürüdüğü tarih olduğu bilgisini paylaşarak şöyle konuştu:

    “Diğer taraftan 21 Mart Âşık Veysel’in de Hakk’a yürüyüşünün yıl dönümü. Âşık Veysel, Alevi inancının âşıklık geleneğinin son yüzyıldaki en büyük temsilcilerinden birisidir. Kendisi 21 Martta Hakk’a yürüdü. Veysel’e sorarlar: “Âşık, dünyadan ne anladın?” diye. Der ki: “Say ki bir pazar yeri dolaştım, 3 metre bez aldım gidiyorum.” Yani böyle yüce gönüllü bir insandır.

    Diğer taraftan, şöyle der: “Mezarıma çimento, beton dökmeyin; toprak kalsın, börtü böcek faydalansın; süt olsun, bal olsun, çiçek olsun.” Bu kadar da doğa âşığı bir insandır. Diğer taraftan “Medet mürvet deyip kapına geldim/İsteğim dileğim var Hacı Bektaş/İndim eşiğine yüzümü sürdüm/Kusurum günahım var Hacı Bektaş” diyerek de Pir’in huzurunda özünü dara çekmesini bilen bir derviştir. Bu “Nevroz” gününde sadık yâri kara toprağa kavuşan Veysel babanın devri daim, mekânı gülistan olsun. Kendisini sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Aşık Kamber Nar’ın üçüncü şiir kitabı çıktı: İnatla aşıklık kültürü yaşasın istiyoruz-VİDEO

    Aşık Kamber Nar’ın üçüncü şiir kitabı çıktı: İnatla aşıklık kültürü yaşasın istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Kamber Nar’ın 3. şiir kitabı ‘Aşık Kamberî Hayatı ve Şiirleri’ çıktı. Yeni kitabına dair konuşan Kamber Nar, “İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız geleneği bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık, bir yerlere götürmemiz lazım” dedi.

    Aşık Kamber Nar’ın yaşam hikayesi ve şiirlerinin yer aldığı “Aşık Kamberî hayatı, şiirlerinden seçmeler” kitabı yayımlandı. Nilay Yanalak Karasu tarafından derlenen kitap için Sivas Belediyesi de destekçi oldu.

    Kamber Nar, şiirlerinin yer aldığı üçüncü kitap hakkında PİRHA’ya konuştu. Aşık Nar, kitap içeriğini ise “Son zamanda yaşadığımız pandemi ile ilgili şiirler, onun da ötesinde sosyal içerikli, güncel sorunları anlatan, nasihat veren, yol gösteren şiirler yer alıyor” sözleriyle özetledi.

    “İNATLA BU KÜLTÜR YAŞASIN İSTİYORUZ”

    Şiirlerinde hece vezni kullandığını ve daha çok 11’li ve 8’li hecelerle yazdığını belirten Nar, şiirlerine dair şu açıklamayı yaptı:

    “Şiir tekniğimiz halk ozanlığı geleneği şeklindedir. Ağırlıklı olarak bizim yöremizin, yani Pir Sultan’dan bu tarafa kafiyeli, uyumlu bir şekilde şiirlerimi yazıyorum. Sırf kitap çıkarmak adına değil, bir şey vermek, gelecek nesiller bu kitabı okuduğunda ‘Kamber Nar ne güzel yazmış. Bugünkü konulara parmak basmış’ denilmesi lazım.
    3. kitabım 5-6 yıllık bir birikimin eseridir. Kitabımın içeriğinde taşlama da var. İsim vermeden taşlıyoruz ama kimi taşladığımızı okuyucu kitabı eline aldığı zaman anlar. Ya da bir yanlış gördüğümüzde onu şiirimizle eleştiririz. Bu kitapta Hacı Bektaş’ta yarışmada 1. olan bir şiirim de yer alıyor. ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ ifadesini içeren bir şiir yarışması yapılmıştı, orada birincilik alan şiirim de bu kitapta var.
    Şimdi ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum ama bu kitaplar kalıcıdır. Örneğin bu son çıkan kitabımız 81 ilin kütüphanelerine dağıtılmış. Sivas Belediyesi ve oradaki akademisyenlerin oluşturduğu bir grup tarafından bu işe imza atılmış. Dolayısıyla biz gittikten sonra mutlaka araştırmacılar çıkacak ve kitaplarımızdan faydalanacaklardır. Önemli olan ozanlık geleneğini yaşatmak adına bir çalışmaya imza atmak. Ayrıca şiirlerimin birçoğunu da ben müziklendirdim. 45 şiirimi seslendirip müziğini yaptım. Amacımız bu kültürün yaşaması… Ben bu saatten sonra şöhret olup para kazanacak değilim. Emekli bir insanım, gezip tozabilirdim de ama sürekli Ozanlar Derneğini açık tutuyorum ki bu kültür yaşasın. İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık bir yerlere götürmemiz lazım.”

    “BELEDİYELER BİRAZ DA BU KİTAPLARA PARA HARCASIN”

    Kamber Nar, Sivas Belediyesi tarafından 58 Sivaslı ozanın hayatının ve şiirlerinin yer aldığı kitap hazırlandığını belirterek şu mesajı da paylaştı:

    “Parti gözetmeksizin bütün belediyelerin bu kültüre hizmet vermesini umuyorum. Sivas’ın 58 ozanının kitabını çıkarttılar. Bunlar içerisinde Ruhsati de var, Aşık Veysel, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ da var. Ali Kızıltuğ’un yaşarken bir kitabı yoktu ama belediye çıkarttı. Bu nedenle komisyonda yer alan akademisyenlere teşekkür ediyorum. Bütün belediyelerin bu konuya el atması gerekir. Bu çok da maliyetli değil. Sivas’ta evet biraz fazla ozan var. Ona rağmen kitaplar çıkarıldı. Tabii unutulanlar da vardır illaki ama diyelim ki bir ilde 10 aşık, ozan var, 10 kitap çıkarırsın. Belediyelerde nice paralar harcanıyor biraz da bu kitaplara harcansın diyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 1975’ten günümüze bir yayın serüveni: Aşıkça Kültür Sanat Dergisi-VİDEO

    1975’ten günümüze bir yayın serüveni: Aşıkça Kültür Sanat Dergisi-VİDEO

    PİRHA – 1975 yılında yayın hayatına son vermek durumunda kalan ‘Aşıkça’ dergisinin serüveni sürüyor. Derginin emektarları Hüseyin Gürbüz ile Ozan Selahattin Dündar, ozanlık geleneğini ayakta tutmak için mücadele yürüttüklerini belirterek “Dadaloğlu’nun yazdığı bir şiir Karacaoğlan’a ya da Ruhsati’nin yazdıkları başka birisine mal edilmişse bunları belgeleri ve doğruları ile yansıtmak istiyoruz” dedi.

    İlk sayısı 1975 yılında çıkan ve aynı yıl yayın hayatına son vermek durumunda kalan ‘Aşıkça’ dergisi bugün yeniden serüvenine devam ediyor. Üç ayda bir okuyucuya ulaşan dergide, ozanların yaşantılarından kesitler, kültür-sanat dünyasına dair makaleler ve şiirler bulmak mümkün.

    44 Yıl aradan sonra yeniden hayat bulan Aşıkça kültür ve sanat dergisinin tarihçesini Hüseyin Gürbüz ve Selahattin Dündar’dan dinledik.

    Hüseyin Gürbüz, derginin sahibi ve aynı zamanda halk ozanı Ali Gürbüz’ün oğlu. Ozan geleneğini aileden yakinen bilen Gürbüz, aynı zamanda Ankara’da matbaacılık yapmakta.

    44 YILIN ARDINDAN OLUŞAN ISRARIN NEDENİ…

    Hüseyin Gürbüz, Aşıkça dergisini ilk olarak 1975 yılında çıkartabildiklerini, ancak dönemin şartları gereği birkaç sayının ardından tekrar yayına son verdiklerini aktardı. 2019 yılında yeni bir sayfa açan Gürbüz, “Aşıkça dergisinin ortaya çıkma nedeni içimizdeki bu uhde aslında” diyerek amaçlarını anlattı. Hüseyin Gürbüz, “Babamın anılarını, ozanlık geleneğini yaşatmak adına” yola çıktıklarını söyleyerek şu aktarımda bulundu:

    “Eksik olan bir şeyi gündeme getirmek, tarihe yazılı bir belge sunmak adına yola çıktık. Ozan olarak saygı duyduğum Selahattin Dündar ile birlikte bu işi netleştirdik ve aramıza sevgili üstat Hasan Kaplani’nin de katılımıyla hızlı bir yol aldık. Genel Koordinatör olarak işe başlayan Hasan Kaplani’nin katkıları ile dergi bugüne kadar geldi. Eksik olan bir şeyi ortaya net olarak çıkarttığımıza inanıyoruz. Akademik bir unvana sahip olan bir dergi Aşıkça. Bütün akademik ortamda ve okuyucular tarafından ciddi olarak beğenilmekte. Burada tek amacımız var o da yanlış bilinen bazı durumların doğrularını yazmak ve tarihe mal etmek.

    Geçmiş yıllarda yazılı bir meta olmadığı için ozanların şiirlerini, türkülerini başkalarına mal edip bunun üstünden okuyan arkadaşlarımız oldu. Biz de doğruları belgeleri ile ortaya koymak istedik. Zaten yazı kadromuzda da Türkiye’nin en önemli şahsiyetleri var. Halk folklorü adına ozanlık geleneği ile ilgili bilgi ve becerilere sahip, ellerinde belgeleri olan insanlarla yola çıkarak bu dergiyi ortaya getirdik. Tek dileğimiz, derginin çok uzun ömürlü olması yönünde. Buna halk ozanlarımız, akademisyenlerimiz, yazarlarımız, halkımız sahip çıkar diye umuyorum.”

    “OZANLARIMIZIN ŞİİRLERİ DEĞİŞTİRİLEREK OKUNMUŞ”

    Hüseyin Gürbüz, mücadele amaçlarını “sanat adına doğruları ortaya dökmek” sözleriyle özetleyerek şöyle devam etti:
    “Bu dergi ortaya çıktığı zaman sanatsal değerini de ortaya çıkartmak zorundayız. Doğru insanlarla, yazım ve belgelerle sunum yapmak asıl amacımız. Bunu yaparken salt işte ‘dergi bir çıksın da okur iyi bulur ya da bulmaz’ meselesi değil amacımız. Geçmiş yıllarda ciddi anlamda bize ait kaynakların olmaması sebebiyle şikayet edip ‘bizim sadece belgelerimiz mezar taşları falan’ deniliyordu. Şimdi ise bazı şeylerin dinlenerek, söylenenleri burada belgeleri ile ortaya koymayı amaçlıyoruz. Örneğin Dadaloğlu’nun yazdığı bir şiir Karacaoğlan’a mal edilmişse ya da Ruhsati’nin bir şiiri başka birisine mal edilmişse bunları belgeleri ile doğrularını orada yansıtmak istiyoruz. Hatta belli dönemlerde geçmişteki ozanlarımızın şiir ve türküleri kelimeleri, cümleleri değiştirilerek okunmuş. Biz bunların belgeleri ile doğrularını yazmak istiyoruz.

    Bizim okuyucu kitlemiz halkımız ama ozanların dışında bu işe gönül veren birçok akademisyen var. Ne yazık ki bizim temsil ettiğimiz, onların doğruları bilmesini istediğimiz ozanlarımız, sitem ederek söylüyorum, dergimize pek gönül vermediler.”

    “BU GELENEĞİN YAŞAYACAĞINI İNANIYORUZ”
    1975’te yola çıktığımızda bir sendikacı arkadaşımız vardı. Selahattin Dündar yine yanımızdaydı. O dönemde güçlü bir kadro bulmak çok zordu. Şiir yazıyor ve çok basit meseleleri sadece dile getirebiliyorduk. Örneğin ‘TRT’de neden ozanlar yok’ başlığı gibi. Örneğin ‘Konserler düzenlendiği zaman ozanlar emeğinin karşılığını alamıyor.’

    Türkü söylendiği zaman ozanlar içeriye atılıyordu. O dönem bu konular vardı. Bu dönem ise çok farklı. Çünkü çağımız bir anda ortaya görsel ve yazılı basını ile hemen kitlelere ulaşabilen bir duruma geldi. Bunun yanında biz ozanlık geleneğinin de gelişmesini istiyoruz. Geçmiş yıllarda ‘İşte Aşık Veysel öldü ozanlık bitti. Mahsuni gitti türkü bitti’ gibi söylemler vardı. Bunun bitmediğini, bitmeyeceğini, dünya yaşadıkça bu geleneğin yaşayacağını inanıyoruz. Onun için buradayız ve bunu yapmak istiyoruz.”

    “GÜVERCİN SOKAKTAKİ O MATBAA ADETA KÜLTÜR NOKTASIYDI”
    Derginin emektar isimlerinden birisi de Halk Ozanı Selahattin Dündar. Asıl mesleği öğretmenlik olan Dündar, lise çağında ozanlığa heves saldığını belirtti. “Şu anda bir halk ozanı olarak toplumun kültürel deryasına hizmet etmekteyim” diyen Dündar Aşıkça dergisi serüvenine nasıl dahil olduğunu şu sözlerle anlattı:

    “Çeşitli platformlarda kültür üzerine yoğunlaşıp çalıştıktan sonra 1973 senesinde Aşık Ali Gürbüz ve ardından Hüseyin Gürbüz ile yolumuz kesişti. 1972 senesinde Halkevleri genel merkezinde hem saz hem de ses kısmında halk ozanı olarak görev yapıyordum. Darendeli bir dostumuz Remzi Yazıcıoğlu beni Ali Gürbüz ile tanıştırdı. Ali Gürbüz’ün Ankara’nın Ulus semtinde Güvercin Sokak’ta bir matbaası vardı. Mütevazi bir matbaaydı ama bir anlamda kültür noktasıydı orası. Bütün ozanlar, sanatçılar orada buluşurdu. Dolayısıyla Hüseyin Gürbüz’le de orada tanıştım. 1975’te Ozanların Sesi isimli bir dergi çıkartıyordu. İçerisinde ben de vardım. Birkaç sayı çıkardı fakat o günkü koşullarda çok fazlaca yürütülemedi. Aradan yıllar geçti ve Hüseyin Gürbüz bana ‘İçerimde bir uhde kaldı. Hem babamın zamanında çıkardığım dergiyi çıkarmak, onun da ötesinde kültüre hizmet etmek istiyorum. Bir boşluk var’ dedi. Halk ozanlarının kültür gelenekleri ile ilgili bir çalışma ile yapmak istedi. Bir karar aşamasında olduğunu ve ‘Bana destek olur musunuz? diye sordu. Benim destek oluşum ise daha çok yazı, döküman toparlama ve şiirler konusunda oluyor.”

    “KENDİMİ SAVRULAN BİR YAPRAK GİBİ HİSSEDİYORDUM”
    Ozanlık geleneğinin devam etmesi için hizmet ettiklerini belirten Selahattin Dündar, dergi çalışmasının kendisinde yarattığı hissiyatı da anlattı. Dündar, “Önceden kendimi savrulan bir yaprak gibi hissediyordum. Her ne kadar kitaplarım kasetlerim yayınlanmış olsa da gelecek nesillere istediklerimizi aktaramama gibi bir his vardı. Ama şimdi kendimi daha güvende hissediyorum. Çünkü yüzyıllar da geçse elimizde Aşıkça dergisi gibi bir dergi var ve bütün geleneğe ait detaylar, arzu ettiklerimiz, gelecek nesillere bu vesile ile aktarılacaktır” ifadelerini kullandı.
    Selahattin Dündar, Aşıkça dergisinin büyük bir boşluğu doldurduğunun altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bir arkadaşımız ‘Mezarlıklardan başka geçmişe yönelik materyalimiz yok’ demişti. Geçmişten bu yana yazılı bir kaynağımıza rastlamak çok zor. Hele ki bin yıl öteye gidince hiç yok. Tek tük belki bulabiliriz. Aşıkça dergisinin yazılı kaynak olarak gelecek nesillere aktarılmak üzere önemli bir boşluğu doldurduğunu ifade edebilirim.

    “GÜNEŞ BİR GÜN SÖNER, KÜLTÜR VE SANAT ASLA”

    Aşıkça dergisi 1975 yılında çıkmış olan Halk Ozanları dergisinin kökleri üzerinde devam etmekte. Ot kökü üzerinde biter hesabı. Bir eğitimci ve ozan olarak şunu söyleyebilirim ki Aşıkça dergisinin şu andaki mevcut konumu büyük bir boşluğu doldurmaktadır. Kazakistan’dan Azerbaycan’a, İran’dan tutun Makedonya’ya ve Anadolu’nun her yeri, yani aşıklık geleneğinin sürdürüldüğü her yerin mutlaka yazıları, araştırmaları mevcut. Değerli bilim insanları da buralarda yazılar yazmakta. Ayrıca Aşıkça dergisinin üzerinde yürüdüğü bu kadim geleneğin önemine değinmek istiyorum. Bana göre kültür, bir ulusun birlikte olma harcıdır. Ancak o harç ile birlikte olabilir ve ben şöyle diyorum; güneş bir gün söner kültür ve sanat asla. Aşıkça dergisinin çıkışında bir diğer emeği olan kişi Ozan Hasan Kaplani’dir. İftihar ederek söylüyorum ki Kaplani benim de öğrencimdir. Ozan Kaplani de şu anda genel koordinatörümüz olarak bu görevi üstlendi.
    Bizim öteden beri sürüp gelen ilişkilerimizde öğretim kurumları ile bağımız var. Ben de aynı zamanda okullarda aşıklık geleneğinin sürdürülmesi için dersler veriyorum. Üniversitelerde dahil olmak üzere her gören akademisyen, kurum-kuruluş Aşıkça dergisini gerçekten bağrına basıyor, hayretler içerisinde karşılıyor. Şu anda sahiplenilme anlamında biraz umutsuz olsak da geleceğe yönelik Aşıkça dergisi büyük bir güçle daha geniş bir kadro ve tiraj ile çıkacak ve nesillere bu geleneği sürdürmek için önemli bir kervanı omuzlayıp götürecektir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ozan İsmail İpek: 2019 barış ve özgürlük yılı olsun-VİDEO

    Ozan İsmail İpek: 2019 barış ve özgürlük yılı olsun-VİDEO

    PİRHA-İsmail İpek Anadolu’nun aşıklık geleneğinin hayattaki sayılı örneklerinden. 2019’un ilk dakikalarında Ankara’daki evini Pir Haber Ajansı’na açan İpek, ödülleri ve başarılarıyla dolu tarih kokan odasında yeni yıl mesajı verdi. 

    İsmail İpek, 1942 yılında Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı Köyü’nde doğdu. Bağlama çalmayı ve aşıklık geleneğini küçük yaşlarda babasından öğrenen İpek, mahlas olarak kendi soyadını kullanıyor. İpek, 1965 yılında askerden döndükten sonra İstanbul’da Nesimi Çimen, Daimi gibi bazı aşıklarla tanıştı. Zamanla aşıklık geleneğine ilişkin bilgisini pekiştirip unutulmaz eserlere imza atan İpek, türkü, beste ve şiir çalışmaları yanında 70’li yıllarda çeşitli tiyatro oyunlarında da sahneye çıktı.

    Bugüne dek yaklaşık 60 adet 45’lik plak ve 15 kaset çıkaran İpek’in şiirleri çeşitli yerlerde yayınlandı, türküleri çeşitli sanatçılar tarafından seslendirildi. Eserleriyle ve güçlü sesiyle bugüne kadar birçok ödüle layık görülen İpek, Anadolu’nun aşıklık geleneğini yaşatan hayattaki sayılı halk ozanlarından birisi. Aynı zamanda sinema ve tiyatro sanatçısı Mahir İpek ile bağlama virtüözü sanatçı Mehmet İpek kardeşlerin de babası.

    “BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK YILI OLSUN”

    Yeni yılın ilk dakikalarında Ankara’daki evinin kapılarını Pir Haber Ajansı’na açan İpek, yeni yılın tüm insanlar için barış ve özgürlük yılı olmasını diledi. İpek, yeni yılda “Tüm insanlar gülsün, analar ağlamasın, insanlar mutlu olsun. Herkes hakkını alsın. Ezilenler ezilmesin. Herkes fikrini özgürce söylesin. Kelimelere kilit vurulmasın” dileklerinde bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA