Etiket: Asimilasyon Politikaları

  • Tunca: Aslımızı, inancımızı, yaşam şeklimizi çocuklarımıza aktaralım! -VİDEO

    Tunca: Aslımızı, inancımızı, yaşam şeklimizi çocuklarımıza aktaralım! -VİDEO

    PİRHA- Fethiye Alevi Kültür Cemevi Derneği Genel Sekreteri Zeki Tunca, asimilasyon politikalarına karşı Alevi inancını çocuklara aktarılması gerektiğini belirterek, cemevlerine yasal statünün sağlanmasını istedi.

    Fethiye Alevi Kültür Cemevi Derneği Genel Sekreteri Zeki Tunca, cemevi faaliyetleriyle ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “CEMEVLERİNE YASAL STATÜ VERİLSİN ”

    Cemevlerine yasal statünün sağlanması, insanlar inançlarını ve ibadetlerini istedikleri şekilde yerine getirmesi gerektiğini belirten Zeki Tuna, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu yasal statüyü tanısa ne kaybeder? Hiçbir şey kaybetmez” diye belirtti.

    Cemevlerinde inanç ve ibadetlerini yerine getirdiklerini aktaran Tunca, “Müslümanların ibadethanesi cami. Camiye gidiyor mu? Gidiyor. Peki, karışan var mı? Yok. Git veya gitme diyen var mı? Yok. O zaman bizim de cemevlerimize de yasal statü ver. Biz de cemevilerimizde yasal olarak inancımızı ve ibadetlerimizi yerine getirelim” dedi.

    “ALEVİ ÇOCUKLAR KENDİ İNANCINI ÖĞRENSİN”

    Cemevlerine yasal statünün verilmesi gerektiğine işaret eden Tunca, konuşmasının devamında şu önermelerde bulundu:

    “Bütün cemevleri ibadetleri, inançlarıyla ilgili her şeyi rahatça yapabilsinler. Gençlerimiz Alevi olduğunu saklamak zorunda kalmasın. Niye kalıyor ki? Böyle bir şey olmaz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Zorunlu din dersleri kaldırılmalı. Alevi yurttaşın çocuğu kendi inancını öğrensin.”

    Avrupa’da cemevlerine yasal statünün verildiğine dikkat çeken Tunca, “Aleviler kendi alın terleriyle aldıkları, yaptıkları cemevlerinde insanlar rahatça ibadetlerini yapıyorlar ve Alman devleti de onların ihtiyaçları konusunda olağanüstü destek veriyor. Ne kaybediyor? Hiçbir şey kaybetmiyor” diyerek, Türkiye’nin de cemevlerinin yasal statüsünü sağlamasını istedi.

    “HAKKIMIZ OLANI DEVLET BİZE VERMEK ZORUNDA

    Bu ülkeye vergi verdiğini, ülke için ürettiğini vurgulayan Tunca, “Benim hakkım olan şeyi niye vermemekte ısrar ediyorsun? Bu çok yanlış bir şey. Bu insanların tasvip ettiği bir şey de değil” diye belirtti.

    “FETHİYE CEMEVİ’NDE HEM CEMİMİZİ HEM DE ALEVİ CANLARIMIZI BİLİNÇLENDİRME SOHBETLERİ YAPIYORUZ”

    Alevi anne ve babaların üzerine düşen görevler olduğunu belirten Tunca, “Aslımızı, inancımızı, yaşam şeklimizi çocuklarımıza aktarmamız gerekiyor. Biz bu konuda Fethiye Cemevi olarak perşembe günleri hem ibadet ediyor hem de sohbet toplantıları yapıyoruz. Canlarımızı sormak istedikleri konuları tespit edip geliyorlar. İbadetlerimizden sonra biz bu sorulara bildiğimiz kadarıyla cevap vermeye çalışıyoruz. Ve o kadar çok soru geliyor ki saatler sürüyor. Bazı şeyleri de uygulamalı olarak göstermek zorunda kalıyoruz ve insanlar da ilgiyle bunları dinliyorlar, izliyorlar. Bilgi sahibi oluyorlar” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Akar: Alevi kurumları katliam ve asimilasyon politikalarına karşı toplumla bir arada olmalı!-VİDEO

    Akar: Alevi kurumları katliam ve asimilasyon politikalarına karşı toplumla bir arada olmalı!-VİDEO

    PİRHA Suriye’de Alevilere yönelik yapılanların dehşet verici olduğunu belirten Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar, “Yanı başımızda işlenen, Alevi Kırımını lanetliyorum. Buna tahammül etmemiz, kabul etmemiz mümkün değil. Bu yüzyılda inançlarından ötürü insanların yok edilmesi, kırıma uğraması kabul edilir bir şey değil” dedi.

    Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar Akar, “Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    İNSANDAN YANA OLAN HERKES SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI LANETLEMESİ GEREKİYOR”

    İnsandan yana, vicdanı olan herkesin de bu iradeyi, dirayeti göstermesi gerektiğini belirten Akar, “Bütün insanlığın bu kırımı lanetlemesi gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.

    Alevi inancının Alevi yolunun kadim bir inanç olduğunu vurgulayan Akar, “Bu inanç iki günde oluşmadı, iki günde de katlederek yok edemezler. Osmanlı’dan bu tarafa Aleviler her zaman  kırıma ve ötekileştirilmeye uğramışlardır. Ancak yok olmamışlardır” diye konuştu.

    “YÜZ YILLARDIR KATLEDİLDİK AMA HİÇBİR CANI KATLEDEN TOPLUM OLMADIK”

    Alevi toplumunun barışçıl bir toplum olduğunu dile getiren Akar, “Yedi ulu ozanımızın deyişlerine, şiirlerine bakıldığında sevgiden, hoşgörüden bahseder. Aleviler bir başka bir cana kasteden bir toplum hiçbir zaman olmamıştır. Bizim sevgiyi çoğaltmaktan başka bir şansımız da yok. Ama bunu yaparken de bir arada yan yana durmak, örgütlü ve birlikte olmak önemli” dedi.

    “ANTALYA’DA ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİ KURUMLARINI ELE GEÇİRME ÇALIŞMALARI HIZ KAZANMIŞ DURUMDA”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına dönük faliyetlerine de dikkat çeken Akar, “Bunlarla birlikte hareket eden düşkün ve meyilli olan insanlar hep olmuştur. Nasıl ki tarihimizde Pir Sultanlar vardı ise bu yoldan sapanlar da vardı ve bunlar bugünde yarınde olacak. Onun için bizler Yol’umuzun içeriğinden, güzelliğinden vazgeçmememiz lazım” diye belirtti.

    “ALEVİLER OLARAK KENDİ CANLARIMLA SIK SIK BİR ARAYA GELMEMİZ ÇOK ÇOK ÖNEMLİ”

    Akar, son olarak katliam ve asimilasyon politikalarına karşı Alevi kurumlarının toplumla sık sık bir araya gelmesi çağrısında bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Mat: Aleviler teslim alınmak isteniyor; maaşlı dedeler erkanımızın önünden geçemezler-VİDEO

    Mat: Aleviler teslim alınmak isteniyor; maaşlı dedeler erkanımızın önünden geçemezler-VİDEO

    PİRHA- AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AKP’nin cemevleri ziyaretini ve Alevi meselesine olan yaklaşımını değerlendirerek, “Yeni düzenlemeler adı altında kendi inançsal kimliklerini dayatacaklar. Bu büyük bir asimilasyon politikasıdır. Devlet parayla Alevilerin onurunu satın alma girişimi içerisindedir. Parayla, devlet gücüyle Alevileri teslim almak istiyorlar. Asla teslim olmayacağız” dedi.

    AKP-MHP ittifakı Alevi kurumlarına yönelik ilgisini arttırıyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışmalı Hüseyin Gazi Cemevi ziyareti sonrası Kültür Bakanlığı’nın Alevi kurumlarının etkinliğine alternatif olarak düzenlediği etkinliğe katılarak, “Ülkemizdeki 1585 cemevinin tamamı ziyaret edilerek Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın 8 bin 740 talebi belirlendi. 5 bin 600’ü hızla karşılandı. Diğer taleplerle ilgili olarak İçişleri, Kültür ve Adalet Bakanlığımız çalışma yapıyor” dedi.

    Alevi çatı örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneleri (AKD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, ortak bir açıklama yaparak, “Alevileri asimile etmeyi hedefleyen devletin tutumu hiç bir dönemde, bu dönemde olduğu kadar gözü kara ve ideolojik bir hal almadı! Alevi toplumunun hükümetten ve Cumhurbaşkanından beklentisi nettir; İçimize oynamak değil, farklı kanatlarımızın ortak mutabakatıyla oluşturulmuş olan ortak taleplerimizin karşılaması, 85 milyon insanıyla anayasal hak ve yurttaşlık eşitliğimizin sağlanmasıdır. Burada bir kez daha ilan ediyoruz ki, betonla, çimentoyla, içimizden ayartılacak olanlara sağlanan dünyalıklar uğruna inancımızla oynanmasına, taleplerimizin saptırılıp geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa olan yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLER CUMHURİYETİN BİRİNCİ YÜZYILINDA ÇOK AĞIR BEDELLER ÖDEDİLER”

    PİRHA: Alevilerin hak mücadelesine ilişkin geçmişten günümüze devletin bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    HÜSEYİN MAT: Alevilerin sorunu AKP ile yaşadığımız bir süreç değil sadece. Cumhuriyet dönemine ait olan bir sorun da değil. Sorun çok çok geçmişlere dayanıyor. Aslında bu coğrafyada özellikle İslamiyetin hakim olması ile birlikte Alevileri kendilerine benzetme çabası her zaman olmuştur. Soykırımlar, katliamlar, ötekileştirmeler, baskı unsurları oluşturulması… Bu yüzyıllara dayanan bir sorun. Bu sorunları bir çırpıda çözebilmek kolay değil. Evet Osmanlı’dan cumhuriyete geçiş bir umut oldu. Ancak demokratik bir cumhuriyet oluşturulsa Aleviler burada kendilerine düşen payı alabilirdi. Aleviler cumhuriyetin kuruluşunda çok ciddi tavır belirledi ve taraf oldu. Osmanlı’ya karşı cumhuriyetten yana oldular. Ancak gördük ki devlette bir gelenek var, devamlılık geleneği var. Cumhuriyet maalesef Osmanlı’nın devamı oldu.

    Bir anayasa yazıldı, eşit yurttaşlık yazıldı. Anayasada devlete karşı dil, din, mezhep, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın herkese eşit davranılacağı yazıldı. Kişi hak ve özgürlükleri yazıldı. Din ve vicdan özgürlükleri yazıldı ama sadece yasalara yazıldı. Bunlar pratikte uygulanmadı. Sosyal yaşamda, gündelik yaşamda çok daha farklı şeyler yaşandı. Türkiye’nin kendine özgü demokrasi anlayışı var. Eğer benim gibi düşünüyorsan, benim gibi konuşuyorsan, benim gibi yaşıyorsan sorunumuz yok, eşitiz. Geçmişten bugüne gelen resmi bir ideoloji var. Cumhuriyet 2023 yılında 100. yılını tamamlayacak ve Aleviler cumhuriyetin birinci yüzyılında çok ağır bedeller ödediler. Koçgiri, Dersim, Sivas, Çorum, Gazi, Gezi gibi çok sayıda katliamlar yaşadık. Ama bu sadece Alevilere de yapılmadı. Kürtler de, Ermeniler de, Süryaniler de aynı bedeli ödedi. Yani makbul olmayanlar, resmi devlet tanımlamasının dışında kalanlar ödedi. Oysa Türkiye kozmopolit açıdan da baktığımızda farklı inançların, kimliklerin, medeniyetlerin bağrında yaşadığı topraklar. Solculuk, laiklik esas alınmış olsaydı tüm bunları yaşamamış olacaktık ama maalesef egemen zihniyet farklılıkları kendine benzetmek için farklı kesimleri ezdi.

    “DERGAHLARIN MÜLKİYETİ ALEVİLERİNDİR; BİZE SAYGISIZCA YAKLAŞILIYOR”

    -Aleviler bu süreçte yoğun bir şekilde gündem oluyorlar. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    -Son 30 – 35 yıldır Alevi toplumu örgütlenmemiş olsaydı biz bu gündemi yakalayamayacaktık. Her toplumun hak mücadelesi var. O anlamıyla da her toplumsal mücadelenin, her toplumun kurtuluşu kendi ellerinde. Aleviler kendi özgün mücadelesini, örgütlenmesini sağlamamış olsalardı bugün bunlar tartışılıyor olmayacaktı.

    Son olarak Hacı Bektaş Dergahı’na üç koldan ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ yürüyüşü yaptık. Çünkü dergahlar bizim sadece ibadet ettiğimiz yerler değil. Dergahlarımız, cemevlerimiz Alevilerin kütüphanesidir, okuludur, darıdır, bütün sosyalleşmenin yaşandığı alanlardır. Yani yaşama dair her şeyi paylaştığımız bir alandır. Siz dergahlarımızı alıp müzeye dönüştürüp devletin tekeline verirseniz, cemevlerini bir kültür evi gibi işletirseniz o zaman varlık gerekçenizi kaybetmiş olursunuz. Sadece geçmişinizi kaybetmiş olmazsınız, geleceğinizi de kaybetmiş olursunuz. Sıradan herhangi bir sivil toplum kuruluşu olmuş olursunuz. Biz bu yüzden itiraz ediyoruz. Bu dergahların mülkiyeti bize ait. Dergahların mülkiyeti Alevilerindir. Sadece Hacı Bektaş Veli değil, Türkiye’nin sınırları içerisinde yüze yakın dergah var ve hepsi işgal altında. Hatta bazı dergahlarımızda Kur’an kursu açılmış, imam atanmış, utanmasalar yanına minare dikip cami yapacaklar. Ya bu kadar cami var, biz size saygı duyuyoruz ama bize saygısızca yaklaşılıyor.

    Bizim yakamıza yapışmışlar bizi çekiyorlar ve ısrarla ‘biz biriz’ diyorlar, biz kardeşiz, aynı dine, aynı kitaba, aynı Allah’a inanıyoruz diyorlar. Aramızda hiçbir fark yok diyorlar. Devlet, yıllarca örgütsüz bir toplumu horlayarak, dışlayarak, şiddet uygulayarak bastırmayı tercih etti ama amacına ulaşamayınca kendi şemsiyesi altına almaya çalışıyor. Son 20 yılı değerlendirdiğimizde, cumhuriyet tarihinin beşte birini yöneten bir iktidar var karşımızda. Bu iktidar Karacaahmet’e dozer mi dayamadı, Avrupa’daki Alevilere Ali’siz Aleviler deyip Türkiye’deki Alevilerle arasını açmaya mı çalışmadı, cemevlerine cümbüş evi mi demedi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinden dolayı alanlarda yuhlatmadı mı? Söylemediği hiçbir şey kalmadı.

    “TEHLİKELİ VE ACIMAISZ BİR YAKLAŞIM”

    -Bugün ‘Alevi açılımı’ konuşuluyor.

    Son süreçte Ankara’nın göbeğinde Alevi kurumlarına, cemevlerine saldırılar yaşadık. Bu sözler bunu yapan insanları cesaretlendiren söylemlerdir. Peki iktidar niye şimdi cemevi açıyor, Alevilere ‘statü’ vereceğiz diyor, dedelere maaş bağlayacaklarını söylüyorlar? Vereceklerini söyledikleri statü de bizim istediğimiz statü değil. Kültür Bakanlığı’na bağlayacaklar. Yeni cemevleri yapacaklarını söylüyorlar. Ancak bunlar cemevi değil, açık söyleyeyim mescit yapacaklar. Erzurum’da yapılacak olan cemevinden ne çıkar? Ben oralıyım, iyi biliyorum. Oranın sahibi Erzurum Belediyesi olacak. O cemevlerinde Ku’ran kursları da olacak, abdesthane yerleri de olacak, cemevlerinin üstüne cemevi ve kültür merkezi de yazacaklar ama ibadethane demeyecekler. Onun altında kendi inançsal kimliklerini dayatacaklar. Bu büyük bir asimilasyon politikası. Yapılan fiziki soykırım ve katliamlardan katmerce daha tehlikeli ve daha acımasız bir yaklaşım. Bunu çok açık ve net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Sadece bir AKP politikası da değil, bu devlet politikası.

    “DEVLET PARAYLA ALEVİLERİN ONURUNU SATIN ALMA GİRİŞİMİ İÇERİSİNDE”

    -Alevi kurumları olarak açıkladığınız bildiride “AKP iktidarı ve devlet kurumları Aleviliği tanımlama sevdasından vazgeçmelidir” dediniz. Bugün iktidarın bu kadar çalışmasına karşın bu söz ne anlam taşıyor?

    -Biz bu ülkede eşit değiliz, bağımsız değiliz. Bu ülkede eşit yurttaş muamelesi görmüyoruz. Ne kamuda, ne özelde Aleviler iş alamıyorlar. Alevi çocukları iş bulamıyor. Yüksek puanlar alıyorlar ama mülakatlarda eleniyorlar. Bu kadar büyük yalan silsilesi olamaz diye düşünüyorum ama maalesef burası Türkiye, oluyor. Alevi olmayanlar Alevilere nasıl olmaları gerektiğini dayatıyor. Aleviler hiçbir siyasi partiye bağlı olmamalı, onun güdümünde hareket etmemeli. Aleviler bağımsız olmalı. Alevi tarihine baktığımızda yaşanan katliamların temelinde zalimin karşısında yer aldığı, mazlumun yanında tutum sergilediği görülür. Bu yüzden bu kadar acıları yaşamışızdır. Cumhurbaşkanı bir cemevini ziyaret etti ve özellikle iktidar medyası koca koca manşetler attı. Sanki bir lütufmuş gibi. Ülkeyi yönetiyorsanız tabii ki gideceksiniz. Bir de cemevi açacağız diye vaatlerde bulunuyor. Biz sizden cemevi açmanızı istemiyoruz. Biz sizden kimliğimizi istiyoruz. AKP iktidarı cemevlerine yaptığı ziyaretlerle Alevilerin kodlarını çözmeye çalıştı. 1.800 tane cemevini ziyaret etmesi, camını, duvarını yapayım demesi sadece oy toplamadan ibaret değil. Bir istihbarat çalışmasıydı, bir refleks ölçmeydi. Alevilerin örgütlenmesini nasıl engelleyebiliriz, bunun hesabını kitabını yaptılar.

    “MAAŞLI DEDELER BİZİM ERKANIMIZIN, ÖĞRETİMİZİN ÖNÜNDEN BİLE GEÇEMEZLER”

    Türkiye’de son yıllarda bir yoksullaşma sorunu var. Ve bu çok yoğun yaşanıyor artık. Bu yoksullaşma genel Türkiye yoksullaşması ama bunun yanında Aleviler ve Kürtler daha fazla yoksullaştı. Çünkü iş bulamıyorlar artık. İç göçten çok, dış göç yaşanıyor. Biz devletten cemevi istemiyoruz. Yoksullara, çocuklara, gençlere, doğaya yatırım yapsınlar. Biz anadan doğma yasal haklarımızı istiyoruz, biz kimliğimizi istiyoruz. Devlet parayla Alevilerin onurunu satın alma girişimi içerisindedir. Parayla, devlet gücüyle Alevileri teslim almak istiyorlar. Asla teslim olmamak lazım. Bizim inancımızda dedelerimiz her zaman toplumun rızasını almıştır. Maaşlı dedeler bizim erkanımızın, öğretimizin önünden bile geçemez. Bu bize terstir. Bunu da şimdiden söylemiş olalım.

    Diren KESER-Melis CİDDİOĞLU/HACIBEKTAŞ

     

  • KAB-FED Başkanı’ndan valinin de katıldığı cem eleştirisi: Alevilerden ellerini çeksinler

    KAB-FED Başkanı’ndan valinin de katıldığı cem eleştirisi: Alevilerden ellerini çeksinler

    PİRHA- Amasya’ya bağlı Yassıçal Köyü’nde bulunan Seyyid Erkonaş Baba Ocağı’nda vali ve belediye başkanının da katılımıyla ‘Hıdırellez Birlik Cemi’ yapıldı. Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu yönetecileri asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu gerekçesiyle ceme katılmadı.

    Amasya’ya bağlı Yassıçal Köyü’nde bulunan Seyyid Erkonaş Baba Ocağı’nda vali ve belediye başkanının katılımıyla ‘Hıdırellez Birlik Cemi’ yapıldı.

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu ve bağlı bulunan Alevi dernek ve vakıfları, yapılan cemi asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu gerekçesiyle protesto ederek katılmadı.

    Birlik cemine Yassıçal Erkonaş Baba ve Fedai Dede Derneği Başkanı Nevzat Demir ile köy muhtarı Veyis Kanar ev sahipliği yaparken, cemi Hubyar Ocağı dedesi Ahmet Coşkun yönetti. Söz konusu cemi, Tunceli Üniversitesi Sosyoloji bölümü Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Kökel organize ederken, işadamı Ali Coşkun finanse etti.

    Cem öncesinde Amasya Valisi Mustafa Masatlı, Belediye Başkanı Mehmet Sarı, Amasya Müftüsü Durmuş Ayvaz konuşma yaptı. Belediye Başkanı Mehmet Sarı içerisinde cemevi, morg, cenaze hizmetleri, aşevi olan bir kültür evi yapma sözü verdi.

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu çatısı altındaki hiçbir Alevi derneği, cemevi ve sivil toplum örgütünün çağrılmadığı birlik cemine, Tokat, Amasya köy dernekleri ve bölgede tanınan çeşitli Alevi dedeleri çağrıldı.

    “BİZİ YOK ETMEK İSTEYENLERLE YAN YANA GELEMEYİZ”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu söz konusu birlik cemine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Birlik Cemi adı altında ayrışma cemi yapıldığı, federasyona bağlı hiçbir derneğin bu etkinliğe katılmadığını, Aleviliği asimile edip, yok etmek isteyen, kendi istedikleri bir Alevilik tesis etmek isteyenlerin düzenlediği bir etkinlikte olamayacaklarını belirten Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muharrem Erkan, yazılı açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

    “Biz bu tür cem etkinlikleri FETÖ’cülerin kurduğu Alevi görünümlü derneklerde gördük. Bu görevi şimdi de Coşkun Kökel ismindeki kişi Birlik Cemi adı altında Alevileri ayrıştırma, kendi tarafına çekme, bölme parçalama, asimile etme çalışmaları yapıyor. Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAB-FED) altında toplanmış yaklaşık 35 Alevi sivil toplum örgütü yok sayılıyor, görmezden geliniyor. Bizler Coşkun Kökel’i ve onu destekleyenleri tanıyor ve kimlerin adına Aleviliği kullanarak oy devşirmeye, asimilasyon çalışması yapmaya çalıştığını biliyoruz.

    “DEVŞİRME MEMURLUĞU YAPANLAR ALEVİLERDEN ELLERİNİ ÇEKSİNLER”

    Dün FETÖ ve yandaşları ülkenin birçok yerine kurdukları gibi Hitit Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Osman Eğri destekli dernekler Amasya’da turnalar, Tokat’da Şah-ı Merdan adı altında dernekler kuruldu, faaliyetler yürütüldü. Bugün de bölgemizde asimilasyon çalışmalarını Tunceli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Coşkun Kökel’in yürüttüğünü görüyoruz. Bu kişiler Alevileri bölme, ayırma, öteki anlayışını hakim kılma, bölgede örgütlü bulunan Alevi dernek ve vakıflarını yok sayıyor. En önemlisi de Serçeşmemiz, Hünkar Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyettin Ulusoy’u görmüyor, tanımıyor, reddediyorlar. Yol erkânla ilgisi, bilgisi olmayan misyonları gereği devşirme memurluğu yapan bu zatların bölgemizdeki Alevilerden ellerini çekmelerini istiyoruz.”

    PİRHA/AMASYA

  • Aydın’daki Alevi kurumların yöneticileri, iktidarın asimilasyon hamlelerine karşı bir araya geldi

    Aydın’daki Alevi kurumların yöneticileri, iktidarın asimilasyon hamlelerine karşı bir araya geldi

    PİRHA- Aydın’da bulunan Alevi kurumlarının yöneticileri, toplumun yaşadığı sorunların çözümü, hükümetin Alevi örgütleri ile temasları ve asimilasyon politikalarını değerlendirmek üzere bir araya geldi. 2 ayda bir bir araya gelineceği belirtilirken, Aydın’da Alevi köylerindeki hızlı asimilasyonu önlemek için bir komisyon oluşturularak köylerin ziyaret edilmesi kararı alındı. 

    Aydın’da bulunan Alevi kurumları Alevilerin güncel sorunlarının çözümü, hükümetin devlet imkanları ile Alevi kurumlarını dizayn etme çabaları ve Hakk’a yürüme erkanları, cem ritüellerinin uygulamasındaki sorunlar üzerine bir araya gelerek tartışma yürüttü.

    Didim Cemevinde gerçekleşen toplantıya Didim, Akbük, Söke, Köşk, Davutlar, Koçarlı, Nazilli, Ortaklar Cemevleri, Kuşadası AKD Şubesi, Aydın Cem Vakfı, Alamut Cemevi başkan ve yöneticileri, PSAKD Ankara Şube Üyesi Neşe Ceyhan, AKD Ege Bölge Sorumlusu Yaşar Aydın, ABF İnanç Kurulu Dedesi Ali Tekin, Engin Seyitalidedeoğlu, Didim Cemevi İnanç Kurulu üyeleri, Didim Cemevi yönetim kurulu üyeleri katıldı.

    Toplantıda, Aydın’da yaşayan Alevilerin sorunlarının çözümü için yapılması gerekenler dışında hükümetin devlet imkanlarını kullanarak Alevi örgütlerini dizayn etmeye çalışması ve cem, Hakk’a yürüme erkanı ve ritüellerinin uygulanmasındaki sorunlar değerlendirildi.

    Tartışmalar sonucunda şu kararlar çıktı:

    * Aydın’daki bütün Alevi Bektaşi ve Tahtacı kurumlarının toplantılarının 2 ayda bir devam ettirilmesi,

    *Aydın Alevi kurum bileşenlerinin katkılarıyla Alevi Bektaşi tanıtım günleri ve Hace Bektaşi Veli – Yunus Emre anma etkinlikleri planlamasının yapılması,

    *Aydın’da Alevi köylerindeki hızlı asimilasyonu önlemek için bir komisyon oluşturularak köy ziyaretlerinin yapılması,

    *Aydın da gasilhane ve morgu bulunan cemevlerindeki cenaze hizmetleri için 1 kadın, 1 erkek görevlendirilmesine ve bu canların eğitimi için gerekli planlamanın yapılması.

    PİRHA/AYDIN

  • PSAKD Ataşehir Şubesi: Cümle canları, yapacağımız basın açıklamasına bekliyoruz

    PSAKD Ataşehir Şubesi: Cümle canları, yapacağımız basın açıklamasına bekliyoruz

    PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi, yapacağı “Her türden asimilasyona karşı Aleviler vardır, Alevilik Haktır” konulu basın açıklamasına katılım çağrısında bulundu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi, 28 Ocak’ta yapacağı “Her türden asimilasyona karşı Aleviler vardır, Alevilik Haktır” konulu basın açıklamasına katılım çağrısında bulundu.

    “Her yerde Aleviler vardır, Alevilik haktır” denilen çağrı metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Ezilen inançlar, halklar zapturapt altına alınmaya, toprağından sökülüp atılmaya, bozulmaya; ırkçı, faşist nefret dili ve asimilasyon politikalarıyla ayrıştırılmaya, yabancılaştırılmaya çalışılıyor.

    Geçtiğimiz hafta Tokat Almus’ta yaşanan Alevi köylerinin haritalarda işaretlenmesi, bugün Yalova’da kapıların işaretlenmesi, kapılara şeriat bildirilerinin bırakılması, seçmeli zorunlu din dersleri gibi politikalar eşit yurttaş olarak görülmemenin, yok sayılmanın ürünüdür. Bu nedenle Eşit Yurttaşlık talebimiz daha cesur her platformda daha yüksek sesle ifade edilmelidir. Her türden asimilasyona karşı Aleviler vardır, Alevilik haktır.

    Cümle Canları, yapacağımız basın açıklamasına bekliyoruz. Aşk ile.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘IŞİD zihniyeti serbest kalırsa ülkenin geleceği doğru yerlere gitmez’-VİDEO

    ‘IŞİD zihniyeti serbest kalırsa ülkenin geleceği doğru yerlere gitmez’-VİDEO

    PİRHA – Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanvekili ve İstanbul Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına ve genel gündeme ilişkin konuştu. Koç, “Türkiye’de halkların bir araya gelebilmesi için devletin ayrıştırıcı dilden vazgeçmesi gerekiyor” dedi. 

    Haberin videosu

    Alevi Dernekler Federasyonu Başkanvekili ve Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına ve genel gündeme ilişkin konuştu.

    Zorunlu din derslerine tepki gösteren Koç, “Avrupa’daki okullarda Alevi Kızılbaş inancına mensup öğrencilerimizin, çocuklarımızın dini inançlarını Alevi dedeleri veriyor. Doğal olarak bizim bu sorunu Milli Eğitim Bakanlığı’yla veya devletin bu bölümlerine bakan insanlarla bir şekilde Türkiye’de faaliyete geçirmemiz gerekir. Dedelerimiz okullara giderek oradaki Alevi çocuklarını bir araya toplayarak, din derslerini muhakkak vermesi gerekir. Tabii bu Türkiye’de uygulanabilir mi? Uygulanamaz mı? bunu zaman gösterecek. Zorunlu din dersleri Sünni-İslam inancının Alevi yurttaşlara, çocuklarımıza zorla bir dayatmasıdır” dedi.

    “TÜRKİYE’DE VAHABİLİĞE DOĞRU BİR KAYIŞ VAR”

    “Aileler, din derslerini, kendi inançları doğrultusunda çocuklarına aktarabilirler. Bu dersleri, Türkiye’de gitgide azalan ahlak derslerine çevirseler çok daha uygun olur” diyen Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu ülkede işçi arkadaşlarımıza şu soru soruluyor: Bir Yahudi’nin bir Hristiyan’ın yanında mı çalışmak istersin yoksa bir Müslümanın yanında mı çalışmak istersin? Bu soruya Yahudi veya Hıristiyan diye cevap geldiğinde, neden böyle dediğiniz zaman, ‘çünkü onlar hak yemezler. Onlar bizim alacaklarımızı kuruşu kuruşuna ve net bir şekilde verirler. Sigortalarımızı çalıştığımız para üzerinde yatırırlar’ cevabı geliyor. Düşünebiliyor musunuz, Müslüman bir ülkede Müslümanların adaletsiz olduklarını ama Hristiyan ve Yahudilerin adaletli olduklarını söyleyen bir topluluk var. Bana bazen diyorlar, Aleviler asimilasyona uğruyor, diye… Evet belki Türkiye’de Aleviler kendi inançlarının farklılaştırılması konusunda asimilasyona uğruyorlar ama Türkiye’de en büyük asimilasyona Sünni kardeşlerimiz, Sünni arkadaşlarımız uğruyor. Türkiye’de  Vahabiliğe doğru bir kayış var.”

    “İMAM HATİPLERDE ÇOCUKLARIN HEPSİ NİTELİKSİZ YETİŞİYOR”

    Bütün liselerin imam hatip haline getirilmesini eleştiren Koç, “Bütün okullarının isminin imam hatip olması, Türkiye’de imam hatipli öğrencinin çoğalması anlamına gelmiyor. Düşünsenize 2020’li yıllarda hangi duruma geldik. Demek ki baskıyla, insanları zorlamayla bir siyasal düşünceyi veya bir görüşü hiçbir yerde uygulayamıyorsunuz. Siz bütün okulları Diyanet yapsanız dahi Diyanet’e gitmek isteyen öğrenci bulamıyorsunuz. Beş vakit namazını kılan, camiye gidip gelen bir aile, çocuğunu bu okula göndermek istemiyor. Neden? Çünkü çocukların hepsi niteliksiz yetişiyor” dedi.

    “AYRIŞTIRILAN TOPLUMLARIN BARIŞMASI ÇOK ZOR OLUR”

    Koç, şöyle devam etti:

    “Mevcut iktidar veya devlet anlayışı, nitelikli insanları o kadroların başına getirmiyor. Sağlıkla ilgili bir yerde bir görevlendirme yapılacak ama adam sağlıkçı değil. Son zamanlarda görüyorsunuz bu okullara ve liselere gidenlerin çoğu deist oluyor, yani Allah’a inanıyor ama dine inanmıyor. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okumasını neden istemiyorlar? Kur’an’a baktığınız zaman bu ülkede yaşanan dinin Kur’an’la da bir alakası yok. Türkiye’de her şey tekrar yerine muhakkak oturur. Ama şuna çok dikkat etmek lazım. Toplumları ayrıştırmak kolay olur, barıştırmak çok zor olur.

    “DEVLETİN, AYRIŞTIRMAKTAN VAZGEÇİP İNSANLARI BİR ARAYA GETİRMESİ GEREKİYOR”

    Türkiye’de çok ciddi Kürt nüfus var. Gözünüzü kapattığınızda Kürt halkı yok olacaksa kapatın ama nereye kadar kapatacaksınız. İktidara hangi siyasal parti gelirse o siyasal parti kendi fikirlerini bütün halka dayatmaya çalışıyor. Oysa ki siyasal partiler, insanların talepleri için kurulan kurumlardır. Devletler, halkın çıkar ve menfaatini, halkın refah seviyesini daha yukarıya çıkarmak için kurulur ama bizim ülkemizde sanki halk devlet için varmış gibi bir algı oluşturuluyor. Bu anlayışı doğru bulmuyorum.

    “İNSANLARI YAKAN ZİHNİYET SERBEST BIRAKILDI”

    Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı tarafından affedilerek serbest bırakılmasına da tepki gösteren Koç, “85 yaşına gelmiş bir adamı serbest bıraksanız ne olur bırakmazsanız ne olur ama şu çok önemli, zihniyet. Türkiye’de sadece fikirlerinden dolayı hapse atılmış birçok insan var. Türkiye’de sadece siyasal görüşlerini ifade ettikleri için hapse atılmış birçok insan var. Bugün af konusu cumhurbaşkanının kendi tasarrufunda olan bir konudur. Keşke cumhurbaşkanı bu affı yaşından dolayı olduğunu söylese, bu afla beraber sadece fikirlerinden dolayı hapse atılmış insanları da bu af kapsamına alsaydı, Türkiye’yeye belki farklı bir barış ortamı gündeme gelebilirdi. Ama böyle yapılmadı. Türkiye’de sadece kendi fikirlerine yakın olan, insanları düşüncesinden dolayı yakan bir zihniyeti Cumhurbaşkanı serbest bıraktı. Kişiyi demiyorum bakın, zihniyeti serbest bıraktı diyorum” diye konuştu.

    “IŞİD ZİHNİYETİ SERBEST KALIRSA ÜLKENİN GELECEĞİ DOĞRU YERLERE GİTMEZ”

    Türkiye ile Suriye gündemine de değinen Koç, şunları aktardı:

    “Bugün Suriye’de  yıllardır savaş var. Bütün Suriye savaşı bu İdlib’e kilitlendi. Bu bölgedeki savaşan insanlar, normal insanlar değil. Bunlar şeriatçı dediğimiz, insanları katletmekten zevk alan, IŞİD dediğimiz insanların bir araya getirilip toplandığı bir yer. Bunları Suriye istemiyor, bunları biz de istemiyoruz, bunları Rusya da, Amerika da istemiyor. Şimdi ortada kalmış bir grup var. Bu düşünce Türkiye’de serbest kalırsa Türkiye’nin geleceği doğru yerlere kanalize olmaz, doğru yerlere gitmez. Türkiye’de oğlunun ismini Yezit koyan bir düşünce Türkiye’ye hakim olmadı. Ama bu düşünce oğlunun ismini Yezit koyma düşüncesinin önünü açar. Bu doğru bir yaklaşım olmamıştır. Türkiye’de fikir suçundan dolayı hapiste olan, ölümün eşiğinde olan, birçok yurttaşımız var. Bu afla beraber hepsi affedilseydi belki Türkiye’de bir barış iklimi gündeme gelirdi.”

    Alevi örgütlülüğüne ilişkin aktarımda bulunan Koç, şunları söyledi:

    “Siyasi düşüncemiz ne olursa olsun farklılıklar muhakkak olacaktır. İnançsal düşüncemizde de muhakkak farklılıklar olacaktır ama hepimizin ortak paydası, Alevi olmamız. Biz Kızılbaş Alevisiyiz. Avrupa Alevi hareketi, özellikle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu fikirlerini hiçbir şekilde ifade etmekten geri durmuyor. Avrupa Parlamentosu ile bir dostluk grubu var. Bu dostluk grubunun sayesinde Avrupa Parlamentosu’yla çok iyi lobi faaliyetleri yapıyor. Bu lobi faaliyetleri, mevcut iktidara, Türkiye’deki Alevilerin haklarını kabul etmesi yönünde baskı uyguluyor ve bu baskının sonuç alması belki de çok yakındır. Haziran’a kadar hükümetimiz Avrupa Konseyi’ne Alevi sorununun çözümü konusunda bir yol haritası vermek mecburiyetinde. Dünya Alevi Birliği kurulduğu zaman dünya üzerindeki tanınmışlığımız, taleplerimiz konusunda daha büyük bir baskı oluşturacak ve taleplerimiz karşılanmaya başlayacaktır.

    “TÜM ALEVİLERİN HAK VE TALEPLERİ KONUSUNDA MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Her siyasal partinin genel başkanı Türkiye’deki Alevilerin hakları ve talepleri konusunda haklı olup olmadığımızı ifade etmesi gerekir. Ama nedense bunlar yapılmıyor. Bütün dünyada Alevi hak mücadelesini veren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun üzerinde bir çalışma yapmaya çalışıyorlar. Biz Alevi Dernekleri Federasyonu olarak tarafımız bellidir, dünyadaki bütün Alevi yurttaşlarımızın hak ve talepleri konusunda daima yanlarındayız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim’de de Vali camiler yaptırdı; üniversite ve cemevi bu işin içinde’

    ‘Dersim’de de Vali camiler yaptırdı; üniversite ve cemevi bu işin içinde’

    PİRHA – Kars Sarıkamış’ta Alevi köyüne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının ürünü olan cami yaptırmaların darbeden sonraki yıllarda Vali eliyle Dersim’de de yapıldığını ifade ederek duruma tepki gösterdi.

    Kars Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi köyü olan Aşağısallıpınar’da kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami dayatmasına ve yaptırmasına tepkiler sürüyor.

    PİRHA‘ya konuşan Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Alevileri asimile etmek adına yapılan bu projelerin 2. Abdülhamit döneminden bu yana sürdüğünü belirterek tepki gösterdi.

    “HAVADAN ‘SİZİ DİNE DAVET EDİYORUZ’ BİLDİRİLERİ ATTILAR”

    Özcan, şöyle konuştu:

    “Bu politikalar Dersim’de 1980 darbesinden sonra oldu. Türk-İslam sentezinin bir politikası bu. Türk-İslam sentezinin başvurduğu yöntemdir bu. 12 Eylül’den önce Dersim’de Alevi köylerine camiler yapılmadan önce havadan ‘Sizi Allah’ın yoluna davet ediyoruz, dine davet diyoruz, din kardeşlik demektir’ bildirileri atılıyordu. Bunu generaller eliyle yaptırdılar.

    Alevi köylerine cami yapılması, Alevilerin istediği bir şey değil. Kenan Güven, köylerine yol, su isteyen ya da herhangi bir ihtiyacını isteyenlere bu köyde cami niye istemiyorsunuz, diye sordu. Camiye gidecek kimse yok diye cevap alınca o zaman size hizmet de yok dedi. Mecburen insanlar yol, su ve diğer hizmetleri almak için dilekçe verdiler cami de istiyoruz dediler. Aslında Kenan Güven istedi camileri.

    Anlaşılan bu köyde de benzer bir yöntem var. Aslında aradan ne kadar zaman geçerse geçsin Alevilere yönelik uygulanan politikaların hiç değişmediğini görüyoruz.”

    “MESCİTLER BOŞ ANCAK YENİDEN CAMİ YAPTILAR”

    Alevilere yönelik asimilasyon politikaların bir ürünü olan cami yaptırma projelerinin hiçbir geçerliğinin olmayacağını söyleyen Özcan, Dersim’de yaşanan duruma ilişkin şunları aktardı:

    “Dersim’de Munzur Gözeleri’nin bulunduğu Ziyaret Köyü’nde mescit yapıldı. Oraya imam gönderildi. Oraya hiç kimse gitmedi. O yapı şimdi bomboş yine Dersim’in Mazgirt ilçesinde Lazvan Köyü’nde cami yapıp imam atadılar. İmam yalnız kalarak oradan ayrıldı. O camiye de kimse gitmedi.

    Aktuluk’a da mescit yapıldı. Açıldığından beri hiç kimse gitmedi şu an samanlık olarak kullanılıyor. Buna rağmen Munzur Üniversitesi’nin de içinde olduğu ekip tarafından Aktuluk’ta cami yapıldı. Aşağıda mescit var olup kullanılmamasına rağmen bu camiyi yaptılar. Oraya da kimse gitmeyecek.”

    ‘CAMİNİZ YOK, SİZ KİMSİNİZ?’

    Özcan, 80 darbesinden sonra Dersim’de Vali Kenan Güven’in halka karşı nasıl söylemlerde bulunduğuna şöyle değindi:

    “Kenan Güven, sizin hangi dinden olduğunuzu nasıl anlayacağız, caminiz yok, siz kimsiniz, cami yapalım yoldan geçenler sizin Müslüman olduğunuzu anlasın diyordu.”

    Sanki Dersimlilerin hangi inançtan hangi milletten geldiği belirsizmiş gibi söylemde bulunuyordu.”

    “DERSİM’DE ÜNİVERSİTE VE CEMEVİ DE BU İŞİN İÇİNDE” 

    Özcan, Dersim’de üniversite ve cemevinin de bu politikaların içinde olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

    “Alevi köyüne cami yapma, bir dayatmadır, Alevileri asimile etme politikasıdır. Bugün Sarıkamış’ta üniversite yok. Dersim’de şimdi üniversite de, cemevi de bu işin içinde. Kenan Güven politikasının sonucu olarak Kur’an kurslarına gönderilen çocuklar bu Türk-İslam sentezinin hayata geçirilmesi için çaba harcıyorlar. Üniversite rektörünün ‘Buradaki insanların inancında boşluk var’ demişti. Şimdi cami yapılan köylerde de aynı şekilde bir düşünce ortaya çıkmıştır.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  •  ‘Arap Aleviler Şiileştirilmeye çalışılıyor; bu insanlık suçudur’-VİDEO

     ‘Arap Aleviler Şiileştirilmeye çalışılıyor; bu insanlık suçudur’-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevilerinin Şiileştirilerek asimile edilmeye çalışıldığının altını çizen Arap Alevi ve tiyatrocu Hasan Özgün, “Asimilasyona karşı duruyoruz çünkü asimilasyon bir insanlık suçudur. İster Sünnileştirme ister Şiileştirme ister Türkleştirme bu bir insanlık suçudur” diye konuştu.  

    Arap Alevilere yönelik artarak devam eden asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendiren  Ehliddar Kültür Merkezi’nin Genel Sanat Koordinatörü ve tiyatrocu Hasan Özgün, 1990’lı yıllardan bu yana kimliklerini, kültürlerini ve inanç yapılarını asimilasyona karşı yaşatma mücadelesi verdiklerini söyledi.

    Türkiye’de asimilasyon meselesinin bir rejim meselesi olduğunu ve Cumhuriyet öncesine dayanan bir mesele olduğunu vurgulayan Özgün, bütün Alevilerin yaşadığı handikapları Arap Alevilerin de yaşadığının altını çizerek, “Sünnileştirme, inkar politikaları, nefret söylemiyle aşağılama ve ötekileştirme politikalarının hepsine bizler de Anadoludaki bütün Aleviler gibi maruz kalıyoruz” dedi.

    “ANA DİLİNİ KAYBEDEN TOPLUM BÜTÜN KÜLTÜRÜNÜ KAYBEDER”

    Türkleştirme ve inanç olarak da Sünnileştirme politikası ile bir asimilasyonun var olduğunu kaydeden Özgün, ana dile yönelik asimilasyonun olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Ana dilin konuşulması yakın bir tarihe kadar düğünlerde 90’lı yılların başlarına kadar yasaktı, Arapça şarkılar söylemek yasaktı. Ben Arapça tiyatro yaptığım için, okulda Arapça konuştuğum için sayısız kez gözaltına alındım. Buna karşı da en başta ana dilimizi merkeze alarak bir çalışma yürütüyoruz. Çünkü dilini kaybeden bir toplum aslında bütün kültürel değerlerini kaybediyor. Bizim ritüellerimiz ana dilimizde gerçekleşiyor. Sözlü tarih geleneği üzerine kurulu bir toplumdur Arap Aleviler. Bu sözlü tarih geleneğinin bütün zenginlikleri, üretimleri bütün figürleri Arapça üzerine ve doğu Akdeniz Arapçası (Lhçede Sah) sahil lehçesi ile yaşatılmıştır.

    “ASİMİLASYON BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Şimdi bu yeni nesil tarafından konuşulmuyor. Şu an son halkada ve bu halkanın kopmaması için uğraşıyoruz. Tabi ki burada dikkat ettiğimiz bir nokta var. Asimilasyona karşı duruyoruz çünkü asimilasyon bir insanlık suçudur. Ama aynı zamanda milliyetçilikle de mücadele ediyoruz. Çünkü milliyetçilik halkların zehiridir. Biz halkların kardeşliğine inanan insanlarız. Aleviliğin felsefesinde özünde bu vardır. Halkların zenginliğinin bir zincir gibi olduğunu düşünüyoruz ve bu zincirin Arap Alevi halkası eksik.  Biz bu halkayı bu zincire bağlamak için bu halkayı yaratıyoruz. Bu halkanın anlamlanması ancak bu zincirin içinde var olmasına bağlıdır. Halkların kardeşliği zemininde kendimizi, kendi kimliğimizle ana dilimizle, inancımızla ifade etmek istiyoruz.”

    Tiyatrocu Hasan Özgün, Arapça dilinin okullarda ders olarak verilmesi için yürütülen kampanyalar destek olmaları çağrısında bulunarak, “Arapça diyoruz. Dilini unutan tarihini de aslını da kökünü de her şeyini de unutur” dedi.

    Hasan Özgün’ün değerlendirdiği diğer bir konu ise son dönemlerde sıkça karşılaşılan Şiileştirme politikası. Arap Alevilerin karşı karşıya kaldığı başka bir asimilasyon politikasının olduğunu kaydeden Özgün, Türkiye’de şu ana kadar Sünnileştirme şeklinde bir asimilasyonla karşı karşıya kaldıklarını ancak Suriye’de emperyalist işgal ile beraber Şiileştirme projesinin geliştiğini belirterek, “Biz Aleviyiz, Arap Alevisiyiz. Biz Şii değiliz. Şii dostlarımızın inancına ve kültürel yapısına son derece saygı duyuyoruz. Ama nasıl ki biz kimseyi asimile etmeye çalışmıyorsak bizi Sünnileştirmeye ve Şiileştirmeye çalışanlara karşı çok net duruyoruz” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARIN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAK GEREKİYOR”

    Arap Alevilere yönelik asimilasyon politikasının açıktan yürütülmediğine dikkat çeken tiyatrocu Hasan Özgün, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hayır, bizimle kardeşlik hukuku üzerinden bağ kurmak isteyen herkesin öncelikle bizi kendi özgünlüğümüzle, kimliğimizle, yüzlerce yıldır taşıdığımız ritüellerimizle kabul etmesi gerekiyor. Bizi bu değerlerimizle kabul etmeyen ve küresel ya da bölgesel bir takım güçlere yedekleme amaçlı yürütülen bütün asimilasyon politikaları halkçı zeminde değildir. Bunun karşısındadır. Bunun da anlamsız bir şey olduğunu düşünüyoruz. İnsani değerlerle uymayan bir şey olduğunu düşünüyoruz. Bütün halkların biriktirdiği değerler vardır. Bunlar zenginliktir bunlara sahip çıkmak gerekiyor. Bunları tekleştirmek, aynılaştırmak, sindirmek bir kültürü ya da bir inancın boyunduruğuna sokmak faşizan bir yaklaşımdır. Arap Alevilerini Şiileştirme politikası çok açıktan yürütülmüyor.

    Yani ‘Siz yüz yıllardır Emevi saltanatı, Emevi zihniyetinin hegemonyası altında yaşadınız. Ve aslında onlar sizi asimile etti, aslında inancınızın özü budur diyerek’ tabi ki ABD emperyalizmini, siyonizmin bölgedeki politikaları ve hamleleri karşısında özellikle bölgedeki İran vb güçlerin karşı duruşu var. O duruş üzerinden bir propaganda yürütülmeye çalışılıyor. Tamam biz de anti emperyalistiz, ABD’nin politikalarına karşıyız. Biz bunlara karşı iken bunlara karşı olan aynı cephede olan insanlarla kültürel ve inançsal anlamda aynılaşmak zorunda değiliz.

    “YILLARCA BİZE ETİ TÜRKLER DEDİLER”

    Biz başta insan olduğumuz için bu işgale karşıyız. Bu karşı olma durumumuzu da Alevi kimliğimizde güçlendiriyoruz. Argümanlar daha çok bunlar üzerinden gerçekleşiyor. Bunun Sünnileştirme politikasıyla şöyle benzerliği var: Yıllarca bize de ‘eti Türkleri’ dediler. Arapların yanında yaşaya yaşaya asimle olan ve aslında gerçek kültürel inançsal özlerine çağrılması gereken insanlar olarak bakıldı bize. Şimdi de aynı şey öbür taraftan gerçekleştiriliyor.”

    Tiyatrocu Hasan Özgün, asimilasyonun kime ve hangi inanca yapıldığının fark etmeyeceğini, sonuç itibari ile asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu kaydetti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • ‘Osmanlı’nın yaptığı asimilasyonu şimdi Diyanet sürdürüyor’-VİDEO

    ‘Osmanlı’nın yaptığı asimilasyonu şimdi Diyanet sürdürüyor’-VİDEO

    PİRHA-Aleviliğe yönelik sürdürülen asimilasyon politikalarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na  konuşan PSAKD Ankara Şubesi aktivistlerinden Murtaza Ak, “Elimizdeki Kuranı Kerim’in Hz. Ali ve Hz. Muhammed ile alakası yok, ‘biz Müslümanlığın, İslamın özüyüz’ demek cami-cemevi projesini yapanlarla, Aleviliği yolundan saptırmaya çalışanlarla pratik olarak aynı şeyi yapmaktır” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kütür Derneği (PSAKD) Ankara Şubesi aktivistlerinden Murtaza Ak, Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Şu anki Kur’an-ı Kerim’in Hz. Ali ve Hz. Muhammed ile alakası olmadığını kaydeden Ak, dini eğitime karşı olmadığını ancak bu eğitimin kimin için yapıldığı, amacının ne olduğu ve geleceğinin ne olacağı gibi sorulara cevap vermek gerektiğini belirtti.

    “ALEVİLERLE HİÇBİR İLGİSİ YOK”

    Kur’an-ı Kerim’in üçüncü halife Osman tarafından yazdırılmış olduğuna dikkat çeken Ak, “Özünden, orjinalinden saptırılmış bu kitabın Alevilikle hiçbir ilgisi yok” dedi.

    Ak, bazılarının “Alevilik İslamın özüdür” söylemlerine ilişkin “Yalan söylemenin alemi yok. Müslümanlığın özü iseniz sözünüz de özünüze, davranışlarınıza uygun olmalı. Bunu söyleyen arkadaşlar cami-cemevi projesini yapıp Alevileri yolundan saptırma, bozma, Aleviliği rayından çıkarma, FETÖ ile işbirliği yapıp bu çalışmanın içerisine girmiş adamlardı” ifadelerini kullandı.

    “OSMANLI’NIN ASİMİLASYONUNU ŞİMDİ DİYANET SÜRDÜRÜYOR”

    Küçük yaştaki çocuklara Sünni eğitim vermenin asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Ak, geçmişte Osmanlı’nın yaptığı asimilasyonu şimdi de Diyanet’in sürdürmeye çalıştığını ifade etti. “Diyanet İşleri Başkanlığı bizim çocuklarımızı bize karşı doldurmak için ‘Bunlar ana bacı bilmez, kestikleri yenmez’ gibi uyduruk şeylerle günahkarlığın içerisinde dönüp duruyorlar” diyen Ak, sözlerini şöyle

    “Diyanet İşleri Başkanlığı değil mi kendi sitesinde ‘ananızın dizinden, yok çocuğunuzdan tahrik olabilirsiniz’ diyen. Bundan daha ayıp bundan daha ahlaksızca bir şey olabilir mi? Din adına. Var mı dinde böyle kepazelik. Hani bize diyordunuz ya ‘Ana bacı bilmezsiniz, kestiğiniz yenmez, cemevlerinde mum söndürüyorsunuz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım’dan çağrı: Asimilasyona karşı çocuklarınızı koruyun-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım’dan çağrı: Asimilasyona karşı çocuklarınızı koruyun-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı- Yazar Ali Yıldırım, Alevileri Şiileştirilme ve Sünnileştirme politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi. Yıldırım, “Asimilasyonun daha çok esas olarak devletin Sünnileştirme politikalarının bir uzantısı olduğu düşüncesindeydik. Hala bu önemli bir biçimde resmi olarak devam ediyor” dedi. 

    Alevileri Şiileştirme ve Sünnileştirme politikalarına ilişkin Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, PİRHA’ya konuştu.

    Yıldırım, “Asimilasyonu, esas olarak devletin Sünnileştirme politikalarının bir uzantısı olduğu düşüncesindeydik ve hala bu önemli bir biçimde resmi olarak devam ediyor. Bunun yanı sıra çok ciddi bir biçimde Alevilere yönelik olarak Şii Caferi eğilimli bir asimilasyon faaliyetinin son zamanlarda yoğun bir biçimde hayata geçtiğine tanık oluyoruz” dedi.

    90’LI YILLARDA DİYANET’İN HAZIRLADIĞI GİZLİ RAPOR

    1990’lı yılların başında gizli bir raporun ortaya çıktığını ifade eden Yıldırım, rapor hakkında şu bilgileri verdi:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı Başmüfettişinin hazırladığı bir rapordu. Bu rapor zamanın Başbakanı Tansu Çiller’e sunulmuştu.

    Bu raporda deniyordu ki; Türkiye’deki Aleviler hızla yoldan çıkıyorlar. Ya siz el atın bu Alevileri Sünnileştirin ya da bize bırakın bu Alevileri Şiileştirelim demişlerdi.

    Bu raporun çerçevesinde esas olarak 1 -2 nokta daha vardı. Bunlardan en önemli olanı Cemevlerinin asla ve asla ibadethane olarak kabul edilmemesi gerektiği idi. Çünkü cemevlerinin varlığı Alevilere kimlik, kişilik, statü kazandıracak deniliyordu. Şöyle ekleniyordu: Her dinin, inancın bir ibadet merkezi var. İslam’ın camisi var, Hristiyanların kilisesi var, eğer cemevi de ibadethanedir dersek Aleviliği de kendi başına bir inanç olarak tanımlamış kabul etmiş oluruz. Bu tehlikeli bir şeydir. Asimilasyon faaliyetimizde uygun olmaz deniliyordu ve şiddetli bir biçimde cemevlerine karşı çıkılıyordu ve bu anlamda Sünnileştirilmesi ya da Şiileştirilmesi yönünde el atın Sünnileştirin ya da bize bırakın Şiileştirelim. Kim demişti bunu? İran’ın dini lideri, Diyanet başkanıyla görüşen dini lideri demişti.”

    “SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI İFLAS ETTİ, ŞİİLEŞTİRME ASİMİLASYONU VAR”

    Uzun süredir Alevilere yönelik Sünnileştirme politikaları, Alevi köylerine zorla cami yapılması ve Alevi çocuklarına zorla okullarda din dersi verilmesi şeklinde devam ediyordu. Kamuda ayrımcılıklar şeklinde devam ediyordu. Fakat son zamanlarsa bu politikaların iflas ettiği görülmüş olmalı ki şimdi Alevilerin değerleri üzerinden Hz. Ali üzerinden 12 İmam, Kerbela üzerinden yürüyen bir asimilasyon faaliyeti, oradan Alevi kimliğini, kişiliğini ortadan kaldırmaya yönelik bir faaliyetle yüz yüze gelmiş bulunuyoruz” diye konuşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunlar Alevilerin bugün var olan örgütlerini, yok Alisiz Alevilik diye suçlama yoluna gidiyorlar. Aleviliğin bu temel değerlerine, yani bizim inancımızın bir parçası yaptığımız değerlerine sözde sahip çıkarak Alevilere yönelik özellikle Alevi çocuklarına yönelik özel olarak da ciddi bir asimilasyon faaliyeti var. Özellikle İstanbul merkezli yürüyen bir faaliyet bu.

    Bunlar Şii Caferi olsalar, diyeceğiz onlar kendi inancına Alevileri çekiyorlar, ama değil. Bunların tamamen özellikle de Tunceli kökenli insanlar olduğuna tanık oluyoruz. Bunlar Alevilik bildirgesi, Alevi dedeler topluluğu gibi, Hazreti Ali cemevi gibi Alevi değerlerini kullanan bir yöntemle Alevi çocuklarına yönelik bir asimilasyon faaliyeti içerisindeler.

    Buna karşı çok dikkatli olmak lazım. Bizim değerlerimize Aleviliği içten çürütme yönünde atılmış adımlar, ‘Alevi dedeler topluluğu’ denen topluluk her kimse bunlar Alevilerin hakka yürüyen canlarını bağlama eşliğinde kaldırılmasına yönelik semah dönmenin kaldırılmasına yönelik nefret söylemi geliştirmeye çalışıyorlar.”

    ASİMİLASYONA KARŞI DİKKAT ÇAĞRISI

    Yazar Ali Yıldırım, Alevileri Şiileştirmek isteyenlerin cemevlerine gelmelerine izin verilmemesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Biz deyişlerimizi bağlamamızı telli kuran, sureler, ayetler olarak değerlendiriyor ve ibadetimizin zorunlu parçası olarak bunları değerlendiriyoruz. Onlara göre ise bunlar sazdır türküdür. Cenaze diyorlar, biz Hakka yürüme diyoruz, onlar ölüm diyorlar bizim için ölüm yok. Bunlar esas olarak Aleviliğin özgün değerlerine yönelik bir saldırı içerisindeler. Bunları cemevlerimize sokmayalım, çocuklarımıza bu anlamda sahip çıkalım. Hz. Ali 12 İmam Kerbela Aleviliğin kendi içinde büyüttüğü, var ettiği özel anlamlar yüklediği zulme ve zorbalığa karşı kendi öz benliğine kattığı değerleridir. Bu anlamda İslam coğrafyası içerisinde çıkan bir takım söylemlerin, yaklaşımların ya da bunların tarif edilmesinin bizim dünyamızda asla bir yeri yoktur. Biz Ali’yi 18 bin aleni var eden bir Ali olarak görmüşüz Hz. Hüseyin Kerbela’da şehit olurken bütün zulme ve zorbalığa karşı zulmün önünde eğilmeyen bir simge olarak görüyor o anlamda da tüm bunların içinin boşaltmasına da asla ve asla izin vermememiz lazım.”

    Yıldırım, “Özellikle cemevi yöneticilerine, dedelerimize, ana babalarımıza çağrıda bulunmak istiyorum. Bu Şiileştirme operasyonlarına karşı uyanık olalım diyorum” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Hamide Yiğit: AKP, Gülen cemaatinin projelerini uyguluyor-VİDEO

    Yazar Hamide Yiğit: AKP, Gülen cemaatinin projelerini uyguluyor-VİDEO

    PİRHA – Alevilere karşı uygulanan politikaları değerlendiren Araştırmacı-Yazar Hamide Yiğit, Gülen cemaatinin kuşatma projelerine AKP iktidarının kaldığı yerden devam ettiğini belirtti. Yiğit, AKP’nin dedelere misyonerlik görevi verdiğini de kaydetti. 

    Alevilere karşı uygulanan asimilasyon politikalarını Araştırmacı-Yazar Hamide Yiğit PİRHA’ya değerlendirdi. Yiğit, Alevilere karşı içeriden ve dışarıdan bir kuşatma projesinin olduğunu belirtti.

    AKP’nin bu projenin yürütücüsü olduğunu söyleyen Yiğit, bunun bir küresel proje olduğunu ve buradaki yürütücüsünün Gülen cemaati olduğunu kaydetti.

    “GÜLEN CEMAATİNİN BAŞLATTIĞINI AKP YAPIYOR”

    “Gülen cemaatinin başlattığını AKP şu anda devam ettiriyor” diyen Yiğit, “FETÖ diyerek ayıkladıkları kendisine rakip olarak gördüğü şahıslardır. Cemaat ideolojisinin kendisi tasfiye edilmedi, o ideolojinin devamıdır” ifadelerini kullandı.

    Sistem, kendi ötekileştirdiğini daha çok ötekileştirmek, kendi içinde manipüle etmek ve asimileye yatkın olanları kendi safına çekmek için yaptığı bir kuşatma projesi olduğunu belirten Hamide Yiğit, bu kendi kürtünü ve Alevi’sini yaratma projesidir.  Ve nitekim AKP açılımlarla bunu çok uzun zaman önce başlatmıştı” dedi.

    “ALEVİ DEDELERE MİSYONERLİK GÖREVİ VERİLİYOR”

    Yiğit, yapılanların AKP’li dedeler ve AKP’li Kürtler yaratma projesi olduğunun altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi dedelere misyonerlik görevi veriyor Avrupa’ya oraya buraya gönderiyor. Fethullahçı Alevi şeyhler üretiyor, açılımlar yapıyor. Bu açılımlarla hep devletin Aleviliği zihinlere yerleştirilmek istendi. Alevi imam hatiplere gerek yok aslında ama bütün okullar imam hatipleştirildi.

    Aleviler içeriden yine işbirlikçi dedeler, kanaat önderleri aracılığı ile imam hatiplere eklemlenecek, eklemlenmek isteniyor. Ama bu o kadar kolay değil. Halklar neyin kurgu, neyin gerçek olduğunu biliyor. Neyin sahte neyin din tüccarlığı olduğunu gayet iyi analiz edebiliyor. Bunu başaramayacaklar.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA