Etiket: ASM

  • Sağlık emekçileri 3 günlük greve başladı!

    Sağlık emekçileri 3 günlük greve başladı!

    PİRHA – Aile hekimleri ile birinci basamak sağlık hizmeti sunan sağlık emekçileri, Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’ni protesto ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın yeni kararına “Eziyet Yönetmeliği” diyen sağlıkçılar, ülke genelinde bugünden itibaren 3 gün boyunca eylem yapacak.

    Türk Tabipleri Birliği tarafından; aile hekimlerinin yaşadıkları sorunları, taleplerini ve nitelikli sağlık hizmetine erişimin önündeki engelleri toplumla paylaşabilmek için, 5-7 Kasım’da sağlık hizmetlerinin resmi tatillerdeki gibi sunulacağı kamuoyuna duyurulmuştu.

    Aile Hekimleri Sözleşme ve Yönetmeliği, hekimler ve sağlık çalışanlarının itirazlarına rağmen 1 Kasım’da yürürlüğe girdi. Türk Tabipleri Birliği (TBB), sendikalar ve meslek örgütlerinden oluşan 14 kuruluş, yönetmeliği protesto etmek üzere Aile Sağlık Merkezleri’nde üç günlük iş bırakma kararı aldı.

    Ülke genelinde eylemde olacak sağlıkçılar, gün içerisinde basın açıklamaları yaparak taleplerini bir kez daha kamuoyuna duyuracak.

    UYARI AMAÇLI 3 GÜNLÜK EYLEM!

    Sağlık emekçileri, üç gün süreyle uyarı amaçlı iş bıraktıklarını belirterek, taleplerini şu şekilde sıralamıştı:

    “*Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.

    *Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.

    *Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.

    *Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.

    *Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.”

    TTB’DEN HUKUKİ BİLGİLENDİRME!

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, iş bırakma eylemi hakkında hukuki bilgilendirme notu da paylaştı. Yapılan bilgilendirmede şu ifadelere yer verildi:

    “Sağlık çalışanlarının meslek kuruluşunun ve sendikaların aldığı karara dayalı yapacağı bu etkinlik, anayasal haklar arasında yer alan örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanımı niteliğindedir. Örgütlenme özgürlüğü önündeki hukuki engeller, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hem de ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler doğrultusunda yeniden düzenlenerek bu konudaki engeller kaldırılmaya çalışılmıştır.

    Sağlık çalışanlarının görevlerini yerine getirirken, yetkili mercilere gerekli kararların aldırılmasında kamuoyu oluşturmak için çaba göstermesi, baskı grubu oluşturması ve bunun için hukuka uygun bütün yöntemleri kullanması demokrasinin gereklerindendir. Anayasa’nın 26. maddesi ile herkesin, düşüncelerini söz, yazı, resim ve başka yollarla tek başına veya toplu olarak yayma hakkında sahip olduğu belirtilerek ifade özgürlüğü teminat altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok sayıda kararında belirtildiği üzere, herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Deprem bölgesinde doktor atanan yerde bina, hastane olan yerde ise doktor yok!

    Deprem bölgesinde doktor atanan yerde bina, hastane olan yerde ise doktor yok!

    PİRHA – Depremin yaşandığı illerde görev yapan hekimler, “Zor durumdayız” diyerek sağlık hizmetlerinde gelinen aşamaya dikkat çekti. Sağlık politikalarının plansız olması nedeniyle eleştirilerini sunan hekimler, “Birçok arkadaşımız istifa edip gidiyor. Yeni atanan kişiler dahi iki gün bile kalmadan gitmeye çalışıyor. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz” dedi.

    Maraş’ta 6 Şubat 2023’te dokuz saat arayla yaşanan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler sebebiyle 11 şehir ağır yıkıma uğradı. Resmi rakamlara göre en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti ve toplam 122 binden fazla kişi ise yaralandı.

    İki büyük deprem sebebiyle 14 milyon kişi mağduriyet yaşadı. Tarihi yapılar da dahil 35 binden fazla bina yıkıldı ve 300 bine yakın bina da ağır hasar aldı. Bu ağır yıkımdan en çok etkilenen alanlardan biri de sağlık hizmetleri oldu. Çok sayıda sağlık emekçisi depremde yaşamını yitirirken birçok hastane de yerle bir oldu.

    AKP hükümeti, deprem sonrası doğal afet ve salgın gibi acil durumlarda uluslararası kuruluş ve ülkelerden yardım çağrılarını kapsayan en yüksek acil durum olan 4. seviye alarm ilan edildiğini açıklarken, Dünya Sağlık Örgütü, 3. seviye acil durum ilan etti.

    Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen bölgedeki sağlık hizmetlerinde çok büyük aksaklıklar yaşanmakta. Birçok ilde halen konteynırlarda sağlık hizmeti verilirken, sağlık personeli konusunda da büyük eksiklikler var.

    YATAK KAPASİTESİ 2400’DEN 1300’LERE DÜŞTÜ!

    Hatay Tabip Odası Başkanı Dr. Sevdar Yılmaz ile deprem sonrası sağlık hizmetlerinin durumunu konuştuk.

    Yılmaz, birinci basamak sağlık hizmetlerinde deprem öncesi 198 aile sağlığı merkezinin (ASM) olduğunu ancak şu an aktif olarak 132 ASM’nin çalıştığını belirtti. Dr. Yılmaz, deprem döneminde Antakya merkezde çalıştığı ASM’nin yıkıldığını, şu an Samandağ’da 4 tane konteynırdan oluşan bir ASM’de görevini yürüttüğünü söyledi.

    Hatay’daki 66 ASM’nin ya yıkıldığını ya da ağır hasarlı durumda olduğunu söyleyen Dr. Sevdar Yılmaz, şu bilgileri paylaştı:

    “Örneğin Antakya’da deprem öncesi 125 aile hekimi ve 125 hemşire varken şu an 80 hekim 57 civarında hemşire bulunuyor. 67 Hekim depremde hayatını kaybetti, bunların beşinin cesedine ulaşılamadı.

    Şu an aile hekimlikleri, birçok yerde konteynırda çalışıyor. ASM’lerin birçoğunun da hemşire ve sağlık personeli gibi sıkıntıları var. Bu durum tabii ki aşılara da yansıyor. Örneğin aşılarla ilgili ulaşılması gereken sayılara bu nedenlerle ulaşamıyoruz.

    1. Basamak sağlık hizmetleriyle ilgili şu ana kadar devletin yapabildiği hiçbir ASM yok. Konteynırlarda çalışan personellerle ilgili şu sıkıntılar oluyor; hastaların örneğin bir bekleme alanı yok. Yazın sıcakta kavruluyorlar, kışın da yağmurda ve çamurda beklemek durumundalar. Özellikle hemşire eksikliği nedeniyle aşılarda ulaşılması gereken sayılara ulaşılamıyor.

    2. Basamak sağlık hizmetlerine gelince, depremle beraber aynı gün içerisinde 6 tane devlet hastanesi 6 tane de özel hastane kullanılamaz duruma geldi. Antakya ve Defne’de deprem öncesinde yoğun bakımlar hariç hasta yatakları bakımından 2400’ün üzerinde kapasite vardı. Deprem sonrası Defne Hastanesi açıldı, 3 gün önce de Hatay eğitim ve Araştırma Hastanesi açılışı yapıldı. Toplam yatak kapasitesi şu anda 1320 civarında. Tabii ki iki hastanenin açılmış olması güzel ama yatak kapasitesi bakımından baktığınızda 2.400’den 1300’e düşmüş durumda.

    Son yapılan hastanelerin depreme dayanıklı, çelik konstrüksiyondan, yüksek olmayan şehir hastaneleri gibi bir yapı şeklinde inşa edilmiş olması da olumlu. Çünkü çok büyük hastanelerin depremde başımıza ne iş açtığını gördük. Hatta eğitim ve araştırma hastanesi şehir merkezinden uzaktı, bazen ambulanslar enkazdan çıkartılan yaralıyı 4 saatte yetiştiremedi. Hastaneleri şehir merkezlerine yakın şekilde insanların erişimine daha yakın yerlere kurulmasını olumlu buluyoruz.”

    YENİ ATANAN DOKTORLAR DA DEPREM BÖLGESİNDE KALMIYOR!

    Adıyaman Tabip Odası Başkanı Dr. İsmail Tosun da deprem sonrası sağlık hizmetlerinin hiçbir şekilde normale dönmediğini ifade etti. Depremler nedeniyle Adıyaman’da 119 sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiğini belirten Tosun, göz, dahiliye, KBG ve psikiyatri bölümlerinde ciddi yetersizliklerin olduğunu söyledi. Tosun, Adıyaman’daki sağlık emekçilerinin üzerinde çok fazla iş yükü olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Adıyaman’daki 40 aile hekimliği birimi konteyner da hizmet veriyor. Emekçilerin üzerinde çok fazla iş yükü var. Buna rağmen ücrette bir iyileştirme yok. Şehirde kiralık ev bulma bir sorun. Ek bir ödeme de yok. 20 metrekarelik konteynırda yaşayan çok sayıda sağlık çalışanı var. Aile hekimliği sisteminde tavan ücret ödemesi; yani performans uygulaması bu ay kalkıyor. Sağlık çalışanları bu aydan sonra tekrardan performansa tabiler.
    Hükümet buralara yönelik hiçbir şey yapmadığına göre halen giderlerse gitsinler pozisyonunda. Zaten birçok arkadaşımız da istifa edip gidiyor. Yeni atanan kişiler dahi iki gün bile kalmadan gitmeye çalışıyor.”

    “HASTANE İNŞAATLARI HALEN BAŞLATILAMADI”

    Maraş Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Tiyekli ise görev yaptığı ilin depremden çok ağır etkilendiğinin altını çizdi. Tiyekli, sağlık alanının ciddi anlamda zarar gördüğünü belirterek bir yılın ardından şehirdeki tabloyu şu sözlerle özetledi:

    “Zaten çok da yeterli olmayan yatak sayımız deprem nedeniyle ciddi anlamda düşüş yaşadı. 600 yataklı ana hizmet binamız deprem nedeniyle hizmet dışı kaldı. Bina yıkılmadı ama sağlık hizmeti verilemeyecek duruma geldi. Bunun dışında iki özel hastane de aynı şekilde devre dışı kaldı. Yine Türkoğlu İlçe Devlet Hastanesi de devre dışı kaldı. Yani Maraş’ta çok ciddi bir yatak ihtiyacı doğdu. Örneğin anjiyo ünitesi, kardiyo cerrahi veya yoğun bakımda sıkıntı yaşandı. Çünkü ortada bir ünite olarak hastane yok. Örneğin Hatay’da depremden sonra bir hastane yapılırken Kahramanmaraş’ta bu inşaatlar halen başlatılamadı. Yani halen bir devlet hastanesi planlaması olduğu söyleniyor ancak ne zaman biteceği belli değil. Depremin ilk günlerinde bin yataklı büyük bir hastanenin planlandığı ifade edilmişti ama şu anda o hastane de ertelendi gibi duruyor.

    DOKTOR ATANIYOR ANCAK ORTADA BİNA YOK!

    Maraş’ta yıkılan ve hala ağır hasar nedeniyle konteynırlarda hizmet veren ASM’lerin olduğuna işaret eden Dr. Lütfi Tiyekli, bu konuda yeterli bir ilerleme kaydedilmediğini de söyledi. Diğer yandan deprem sebebiyle hem ülke içinde hem de ülkeler arası hekim göçü devam ediyor. Hayat pahalılığı nedeniyle hekimlerin Maraş’tan ayrıldığını belirten doktor Lütfi Tiyekli şu izlenimlerini de paylaştı:

    “Özellikle hekim ve diğer sağlık çalışanları, maddi olarak çok iyi durumda değiller. Emeklerinin karşılığını alamamaktalar. Deprem öncesinde Kahramanmaraş, hayat pahalılığı anlamında nispeten Türkiye’ye göre ucuz bir yerdi. Eskiden bir birim olan kiralar şimdi 5 birim olmaya başladı. Ciddi anlamda hayat pahalılığı oluştu. Konut bulmada ciddi sıkıntılar yaşanıyor. O nedenle buraya gelen insanlar maddi olarak yıpranıyor. Deprem nedeniyle oluşan stresten veya insanların deprem korkusu yaşaması nedeniyle dışarı giden birçok arkadaşımız oldu. Bunu iş, hayat ve deprem stresine de bağlayabilirsiniz. Sonuç olarak arkadaşlarımız buradan gittiler. Bununla birlikte yeni doktor arkadaşlar da geliyor ama bu defa da çalışacak yer bulamıyorlar. Çünkü ortada bina yok. Öyle de bir handikabımız var. Bununla birlikte üniversite hastanemiz de var. Ancak oradaki öğretim görevlileri de şehirden ayrılmak istiyor. Şehir hastanemizde yeterince doktor var ama bina yok, KSÜ Tıp Fakültesi Hastanemizde ise bina var ama yeteri kadar iş gücü yok.

    Özellikle Kahramanmaraş, Adıyaman, Hatay ve Malatya’da yaşayan hekimlere ciddi anlamda pozitif ayrımcılık yapılması lazım. İnsanlar burada hem depremzede oldular, şimdi ise depremin artçılarıyla maddi konularda çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Çünkü buradaki hayat beklenenden de çok daha fazla pahalı hale geldi. Bu konuda özel bir kanun çıkartılmalı. Hekimlerim buradan gitmesinin önünün kesilmesi lazım. 1. Basamakta çalışan aile hekimlerinin de çok ciddi sıkıntıları var; nüfus başına para alınıyordu, şu an il içi göç çok fazla. Bu arkadaşlarımızın gelirleri de ciddi anlamda düşecek. Bunun için de cumhurbaşkanı, bizler için 1 yıllığına ücretlere taahhütname getirmişti. Bu sürenin uzatılması gerektiğini düşünüyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Mersin’de, katledilen Dr. Melek Bağçe için açıklama: İktidar şiddeti körüklüyor-VİDEO

    Mersin’de, katledilen Dr. Melek Bağçe için açıklama: İktidar şiddeti körüklüyor-VİDEO

    PİRHA-Alanya 5 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde (ASM) boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Dr. Melek Bağçe’ye dair Mersin Tabip Odası ve SES Mersin Şubesi, basın açıklaması yaptı. Açıklamada, şiddeti meşrulaştıran, körükleyen iktidarın; başta kadınlar, çocuklar, gençler, LGBTİ+lar olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde baskı, sindirme ve korku iklimi yaratmak amacıyla sürdürdüğüne dikkat çekildi.

    Mersin Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şubesi, geçtiğimiz günlerde Alanya 5 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde (ASM) boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Dr. Melek Bağçe’ye dair basın açıklaması yaptı. Eğitim-Sen Mersin Şubesi’nde yapılan açıklamaya demokratik kitle örgütü temsilcileri destek verdi.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan Dr. Reyhangül Baloğlu, Bağçe’nin katledilmesinin bir ilk olmadığının altını çizerek, “Şiddeti meşrulaştıran, körükleyen, hatta sürekli olarak yeniden üreten iktidar ve siyaset dili, başta kadınlar, çocuklar, gençler, LGBTİ+lar olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde baskı, sindirme ve korku iklimi yaratmak amacıyla sürdürülmektedir. Dozu giderek artan bu şiddet söylemi, insan ve doğa haklarını hiçe sayan güvenlikçi-militarist-neoliberal politikalarla güçlendirilmektedir” diye konuştu.

    Kadını ve kazanılmış haklarını yok sayan, sahiplenilmesi gereken bir mal gibi gören kadın düşmanı erkek egemen politikalar, alınmayan koruyucu önlemler, işletilmeyen düzenleyici mekanizmalar ve cezasızlık politikaların hayatın her alanını kuşatmaya devam ettiğini vurgulayan Reyhangül Baloğlu, “Bizler biliyoruz ki; kadın cinayetleri politiktir ve bütün kadın cinayetlerinde olduğu gibi kız kardeşimiz Dr. Melek Bağçe’yi yaşamdan koparan fail yalnızca boşanma aşamasında olduğu erkek değil, bu kadın düşmanı politikalardır” şeklinde konuştu.

    İktidarın sağlık çalışanlarının “Sağlıkta şiddete son” çığlıkları duymadığını dile getiren Reyhangül Baloğlu, şunları aktardı:

    “Sağlığın ve yaşamın korunması için hizmet üretilen ve güvenli olması gereken sağlık kurumları, günümüzde eli silahlı erkek faillerin kolayca girip çıktığı, özellikle kadın sağlık çalışanlarına yönelik tacizden cinayete her tür şiddet eylemini gerçekleştirebildiği ortamlara dönüşmüştür. Meslektaşımız Dr. Melek Bağçe’nin çalıştığı Damlataş Aile Sağlığı Merkezi’nde katledilmesine yol açan, şiddete açık olan ve şiddete karşı gerekli önlemlerin alınmadığı bu güvenli olmayan çalışma ortamlarıdır.

    Bir kadını daha kaybetmemek için yaşamdan, sağlıktan, özgürlükten yana ve meslekten bir kişi daha eksilmemek için kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. İnsan haklarına ve onuruna yaraşır, şiddete karşı güvenli çalışma ortamlarını talep etmekten ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin Tabip Odası: ASM çalışanlarıyla değil, Covid-19 ile mücadele edin-VİDEO

    Mersin Tabip Odası: ASM çalışanlarıyla değil, Covid-19 ile mücadele edin-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de üç Aile Sağlığı Merkezi’nin sınıflarını düşürmesine tepki gösteren Mersin Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı’na kararından vazgeçmesi ve yaşanan mağduriyeti ortadan kaldırması çağrısında bulundu.

    Sağlık Bakanlığı’nın Mersin’de üç Aile Sağlığı Merkezi’nin sınıflarını düşürmesine Mersin Tabip Odası (MTO) Nafiz Çolak ASM önünde açıklama yaparak protesto etti.

    “PANDEMİYE RAĞMEN SAĞLIK EMEKÇİLERİ MAĞDUR EDİLİYOR”

    Zorlu koşullarda koronavirüs salgınıyla mücadele eden sağlık çalışanlarına, alınan kararla bir darbe daha vurulduğunu belirten MTO Başkanı Mehmet Antmen, son bir yıldır koronavirüs salgınıyla mücadele eden dokuz hekim ve toplam 20 sağlık çalışanını kaybettiklerini vurguladı.

    Pandemiye rağmen sözleşme şartlarına göre sağlık emekçilerinin çok mağdur olduğuna dikkat çeken Antmen, “Bu mağduriyetlerden biri de Nafiz Çolak ASM, M.Akif Ersoy ASM ve Osmaniye ASM’nin sınıflarının düşürülmesi ve tüm çalışanların zorlu pandemi koşullarında ekonomik olarak zor şartlara mahkum edilmesidir” dedi.

    “HÜKÜMETİN SÖYLEDİKLERİYLE YAPTIKLARI FARKLI”

    Antmen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “M.Akif Ersoy ASM’nin temizlik personelinin COVİD’e yakalanması sonrası kullandıkları rapor nedeniyle yıllık rapor ve izin süresi olan 14 günü geçmediği halde bu neden gösterilmiştir. Nafiz Çolak ASM ve Osmaniye ASM’de çalıştırılan personellerin COVID olması ve bu nedenle de işten çıkarılıp yerine başka bir personelin alınmaması gerekçe gösterilmiş ve bu üç ASM sınıf düşürülmüş, bu şekilde de ödenekleri kesilmiştir. Bununla da yetinmeyen Sağlık Bakanlığı geçmişe yönelik ödeneklerin de geri ödenmesini isteyerek tüm çalışanları çok zor durumda bırakmıştır. Bu uygulamaya nereden baksanız ciddi bir tutarsızlık vardır. Hükümetin söyledikleriyle yaptıklarının ne kadar farklı olduğunun çok somut bir göstergesidir.”

    “SAĞLIK BAKANLIĞI’NA KARARINDAN VAZGEÇMELİDİR”

    Mersin Tabip Odası ve Mersin Aile Hekimleri Derneği olarak Sağlık Bakanlığı’na kararından vazgeçmesi ve yaşanan mağduriyeti ortadan kaldırması çağrısında bulunan Antmen, “Aile Hekimliği Sistemi’nin acilen değiştirilerek tüm aile sağlığı merkezlerinin kamulaştırılması, tüm çalışanların kadrolu, iş güvenceli bir şekilde çalışmalarının sağlanması, her aile hekimine en az bir ebe ve bir hemşire, her ASM’ye de bir sağlık memuru, bir çevre sağlığı teknisyeni ve bir temizlik görevlisi olacak şekilde kadroların genişletilmesi gerekmektedir. Birinci basamağın asli görevi olan koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik gerekli tedbirler alınmalı, COVID-19 mücadelesi hastanelerde değil birinci basamak temel alınarak ve güçlendirilerek yapılmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • ‘Aşı uygulaması etik ilkeler ışığında ücretsiz yapılmalı’

    ‘Aşı uygulaması etik ilkeler ışığında ücretsiz yapılmalı’

    PİRHA-Sağlık meslek örgütleri, COVID-19 aşısındaki son gelişmeleri basın toplantısı ile değerlendirerek yapılacak aşılamanın ücretsiz olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Sağlık meslek örgütleri, Covid-19 aşısının Türkiye’de nasıl uygulanması gerektiğine dair basın toplantısı yaptı.

    Zoom üzerinden yapılan toplantıya Türk Tabipleri Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık-İş Sendikası, Türk Hemşireler Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği ve Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği yöneticileri katıldı.

    HEKİMLER AŞI KONUSUNDA ENDİŞELİ

    Sağlık emek-meslek örgütleri adına basın açıklamasını Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu. “Aşı uygulaması etik ilkeler ışığında, adil koşullarda, ücretsiz yapılmalıdır” diyen Fincancı şunları söyledi:

    Türkiye’de aşı temini, aşı testlerinin yapılıp onaylanarak kullanıma girmesine kadar olan tüm bu süreçte, Sağlık Bakanlığı’nın kamuoyunu şeffaf bir şekilde bilgilendirmesini talep ettik. Ancak Türkiye’ye getirilen aşıların hangi ülkeden, kaç milyon adet alınacağı ve uygulamada sağlık örgütlenmesinin nasıl oluşturulacağına dair belirsizlik hâlâ sürmektedir.

    Aşı uygulama süreçlerinde çok yönlü bir programlama yapılmaması halinde karşımıza çıkacak sorunlar şimdiden öngörülmektedir. TTB Aile Hekimliği Kolu yaptığı bir açıklamayla ASM’lerde uygulama için yeterli sayıda hemşire bulunmadığını, 27 bin aile hekimliği biriminin 3 bininde aile hekimi, 5 bininde hemşire olmadığını duyurmuştur. Bu koşullarda öncelik sıralamasında aşı olacak sağlık çalışanlarına aşıyı ulaştırmak olanaklı olsa da, 65 yaş ve üzeri bireylerle, eşlik eden kronik rahatsızlıkları (KOAH, astım, hipertansiyon, obezite vb.) olan yurttaşlarımıza, mevcut koşullarda aşının nasıl ulaştırılacağı endişe yaratmaktadır.

    “EŞİTSİZLİKLER DE KAYGIYA YOL AÇIYOR”

    COVID-19 aşılama sürecinde hapishanelerde, göçmen kamplarında, yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde, kadın misafirhaneleri ve benzeri sosyal hizmet kuruluşlarında toplu yaşamak zorunda kalan örselenebilir/dezavantajlı bireylerin aşı erişiminde yaşayacağı eşitsizlikler de ayrıca kaygıya yol açmaktadır.

    Bu belirsizliklerin en kısa sürede Sağlık Bakanlığı tarafından giderilmesi, kamuoyuyla, sağlık emek ve meslek örgütleri ile paylaşılması, yurttaşlarımızın endişesini gidermek ve pandemiyle mücadelede başarı şansını artırmak için zorunludur. Aşının pandemide sağlık sisteminde yaşanan sorunlara hızlı çözüm olamayacağı, daha etkili salgın yönetiminin kaçınılmaz olduğu bilinerek, aşılama programları da dahil olmak üzere sağlık emek meslek örgütlerinin önerileri uygulanmalı ve gerekli önlemler derhal alınmalıdır.”

    “TOPLUMDA GÜVENSİZLİK OLUŞTU”

    Yapılan açıklamada Sağlık Bakanlığı’na seslenen sağlık meslek örgütleri, salgın yönetimine karşı toplumda bir güvensizlik oluştuğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Aşı uygulama süreçlerinde de aşılamaya karşı tereddütlerin giderilmesi açısından tüm bileşenlerin katılımı ile çalışılmasının kaçınılmazlığı ortadadır. Doğru bir süreç ve sağlık sisteminin yeniden toplum sağlığı temelinde düzenlenmesi gerçeği unutulmadan pandeminin önlenmesinde en önemli basamaklardan biri olan aşılama hizmetleri şeffaf, mali kaygılardan uzak, paylaşımcı, katılımcı olarak yönetilmelidir.

    Sorunlar yumağını büyütmemek adına uyarılarımızın dikkate alınmasını, aşıya erişilebilirlikte etik ilkelere uygun ve adil bir süreç işletilmesinin sorumluluğunuz olduğunu hatırlatıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Zonguldak Valisi bir halk sağlığı sorunudur; derhal istifa etmelidir’

    ‘Zonguldak Valisi bir halk sağlığı sorunudur; derhal istifa etmelidir’

    PİRHA- Koronavirüs salgını sürecini değerlendiren Mersin Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası, sağlık örgütlerinin yıllardır uygulanmasını istediği ama hükümetler tarafından hiçbir zaman dikkate alınmayan Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin ne denli önemli olduğunu ortaya çıkardığını belirttiler. Açıklamada, Zonguldak Valisi’nin de istifa etmesi gerektiği ifade edilidi.

    Mersin Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Mersin Şubesi, Covid-19 tanısının ilk konulduğu 11 Mart 2020 tarihinden bu yana Türkiye’deki pandemi yönetimi ile ilgili değerlendirmelerini paylaştı.

    Yapılan yazılı açıklamada, öncelikle salgın sürecinde yaşamını yitiren sağlık çalışanları anıldı.

    “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMINDAN ACİLEN VAZGEÇİLMELİ”

    Pandemi sürecinin sağlık örgütlerinin yıllardır uygulanmasını istediği ama hükümetler tarafından hiçbir zaman dikkate alınmayan koruyucu sağlık hizmetlerinin ne denli önemli olduğunu ortaya çıkardığının belirtildiği açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Sağlıkta Dönüşüm Programından acilen vazgeçilmeli, 224 sayılı Sosyalizasyon Yasası’nın günümüze uygun bir şekle dönüştürülmeli ve koruyucu sağlık hizmetleri yine kamu eli ile verilerek nüfus tabanlı değil, bölge tabanlı hizmete başlanmalıdır. ASM’lerin güçlendirilmesi ve asli görevlerinin koruyucu sağlık hizmetleri olması sağlanmalıdır. Mevcut sağlık politikasında bir pandemide, birinci basamak sağlık hizmetlerine yönelik hiçbir öngörü ve planlama olmadığı gibi 3-4 aylık bir sürede de bunun neden yapılmadığını sormak istiyoruz.”

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ KORUNMASINA YÖNELİK ETKİN ÖNLEMLER ALINMIYOR”

    Pandemi süresince ciddi hataların yapıldığına ve sürecin doğru yönetilmediğine ve dünya Sağlık Örgütü’nün ICD-10 kodları doğru kullanılmamış, testi negatif olanlara Epidemiyolojik, Klinik ve radyolojik olarak Covit-19 tanısı konulmasının adeta yasaklandığına dikkat çekilen açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Bu savaşta en önde görev yapan sağlık çalışanlarının korunmasına yönelik etkin önlemler alınmamaktadır. Yeterli kişisel koruyucu malzeme sağlanamamaktadır. Dağıtılan malzemelerin niteliği şüphelidir. Şehir hastanesi ve üniversite hastanesinin pandemi hastanesi yapılmasıyla covit dışı nedenlerle sağlık hizmeti alması elzem olan hastaların bu hizmetlerden ve üçüncü basamak gerektiren hizmetlerden yararlanma imkanları oldukça zora girmiştir. Bizler sağlık örgütleri olarak aşırı büyük şehir hastaneleri yerine 250-600 yataklı hastane yapımını defalarca vurgulamıştık. Örneğin kentimizdeki bugünkü şehir hastanesi yerine 3 ya da 4 tane dediğimiz ölçekte hastane yapılmış olsaydı pandemi ya da herhangi bir olağanüstü durumda bu sorunlar yaşanmazdı.”

    “AYRIMCILIK YAPILIYOR”

    “Sağlık bakanlığının sağlık çalışanları için söz verdiği desteklerde dahi ayrımcılık yapılmaktadır” denilen açıklamada, Aile Sağlık Merkezlerinde çalışanlara test yapılması ve Kişisel Koruyucu Donanım dağıtımı konusunda yeterli duyarlılık gösterilmemektedir. Bu sıkıntının giderilmesi için gerek Aile Sağlık Merkezleri ve gerekse de tüm hastane çalışanlarına düzenli aralıklarla rutin test uygulamasına geçilmelidir” çağrısı yapıldı.

    Zonguldak Valisi’nin düzenlediği basın toplantısında koronavirüs salgınına karşı mücadele eden sağlık çalışanlarını enfekte oldukları için suçlamasına değinilen açıklamada, “Bizler, hayatını ortaya koyarak sağlık hizmeti sunan, yeterli koruyucu önlem alınmadığı için hasta olan, mesai arkadaşlarını kaybederken canla başla mücadele etmeye devam eden sağlık emekçileri olarak Zonguldak Valisi’nin açıklamalarını kınıyoruz. Şahsi çıkarları uğruna sağlık emekçilerini hedef göstererek, ‘bedavadan yiyip içip yatıyorlar üstüne hasta oluyorlar’ diyerek bizleri suçlu ilan etmektedir. Zor koşullarda hizmet sunan bizlerin hedef gösterilmesi, itibarsızlaştırılması kabul edilemez. Zonguldak Valisi bir halk sağlığı sorunudur. Derhal istifa etmelidir, etmiyorsa görevden alınmalı ve hakkında salgın mücadelesine zarar verme gerekçesiyle cezai soruşturma açılmalıdır.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Sağlık kuruluşlarında her gün ortalama 30 şiddet olayı yaşanıyor-VİDEO

    Sağlık kuruluşlarında her gün ortalama 30 şiddet olayı yaşanıyor-VİDEO

    PİRHA – Sağlık meslek örgütleri, İzmir’de Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan bir hekim ve sağlık çalışanlarına yapılan saldırıyı kınadı. Sağlık kuruluşlarında her gün ortalama 30 şiddet olayının yaşandığına dikkat çeken hekimler, yetkilileri duyarlı olmaya çağırdı.

    Ankara Tabip Odası, TAHUD Ankara şubesi, Ankara Aile Hekimleri Derneği ve SES Ankara Şubesi, 29 Mart’ta İzmir Bornova Yunus Emre Aile Sağlığı Merkezi’nde görevli hekim ve sağlık çalışanlarının saldırıya uğramasını protesto etti.

    “ŞİDDETİ ÖNLEYİCİ YASAL DEĞİŞİKLİK İSTİYORUZ”

    Ankara Tabip Odası’nda (ATO) ortak yapılan basın açıklamasını ATO Yönetim Kurulu Üyesi Gül Bakır okudu. “Biz hekimler ve sağlık çalışanları bu koşullar altında görevimizi yerine getiremiyoruz” diyen Bakır şunları dile getirdi:

    “Eşine ilaç yazdırmak için gelen hastaya, hastanın kendisi olmadan işlem yapılamayacağı açıklaması yapılmıştır. Bunun üzerine, yaklaşık 10 dakika sonra hastanın eşi ASM’ye gelerek meslektaşımıza saldırmış, burnunun kırılmasına ve değişik yerlerinden yaralanmasına neden olacak derecede darp etmiştir. Bununla yetinmeyen şehir eşkiyası, mahalledeki diğer yakınlarını çağırmıştır. İki araba eli sopalı kişi ASM’ye gelerek görevli iki meslektaşımızı, meslektaşlarımızın olay yerinde bulunan eşlerini, hemşire ve hizmetlileri, olaya engel olmaya çalışan esnafı darp etmiştir. Geçtiğimiz hafta yaşanan bu olay ne ilktir ne de son olacaktır. Biz hekimler ve sağlık çalışanları bu koşullar altında görevimizi yerine getiremiyoruz. Yetkililerden bir an önce sağlıkta şiddeti önleyici, yaptırım gücü yüksek yasal değişiklik istiyoruz.”

    HER GÜNE 30 ŞİDDET VAKASI

    Bakır, sağlık meslek örgütlerinin uzun yıllardır şiddeti durdurmak için yetkilileri sorumluluk almaya davet ettiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Bütün bu çabalarımıza karşın, Dr. Ersin Arslan, Dr. Kamil Furtun, Dr. Aynur Dağdelen ve Dr. Fikret Hacıosman’ın öldürülmeleri ve nice şiddet olayı ile ilgili siyasi iktidarın sağlıkta hiçbir adım atmadığını üzülerek görüyoruz. Sağlık kuruluşlarında her gün ortalama 30 şiddet olayı yaşanmaktadır. Bu sorun, bir yandan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının can güvenliğini tehdit ederken aynı zamanda sağlık hizmeti sunumunu da engeller hale dönüşmüştür. Bu durum; sürdürülebilir, kabul edilebilir, katlanılabilir değildir! Sağlıkta şiddetin toplumsal etkenleri vardır ve bunlar giderilmedikçe sağlık kuruluşlarını tam olarak güvenli ve huzurlu yerler haline getirmek olanaklı değildir. Kuşkusuz kışkırtılmış acil sağlık talebinin eldeki hizmet olanaklarıyla tam olarak karşılanamamasının, yurttaşların sağlık hizmet beklentisinin yapay biçimde yükseltilmesinin gelinen tabloda katkısı büyüktür. Angaryaların yüklendiği gereksiz raporlar, negatif performans uygulaması, önü alınamayan usulsüz istekler ASM’leri huzurlu çalışılan, nitelikli sağlık hizmetinin sürdürüldüğü yerler olmaktan çıkartmaktadır. Kapıdan giren her kişinin potansiyel bir tehlike olabileceği duygusu hekimlerde ve Aile Sağlığı Merkezi çalışanlarında tarifsiz gerginlik yaratmaktadır. Hekimler bilime ve yasalara göre davranmaları durumunda idare, toplum ve medya tarafından yalnız bırakılacağı hatta suçlanabileceği kaygısı taşımaktadır. Her gün yaşanan yıpratıcı ve tüketici bu süreç şiddetin de eklenmesiyle yok edici olmaya başlamıştır. Ancak, açık olarak görülen bir başka gerçek, kamu otoritesinin, sağlık kuruluşlarının ve sağlık çalışanlarının güvenliğini sağlamak için alması gereken etkin önlemleri almadığı, caydırıcı cezaları yürürlüğe sokmayarak, müşteri memnuniyeti esasıyla sağlıkta iyiliği değerlendirdiğidir. Bu yanlış tutum daha birçok hekimin ve sağlık çalışanın şiddete uğramasına ve can kayıplarıyla karşılaşılmasına neden olacaktır.

    Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarının temsilcileriyle sorunun çözümüne yönelik işbirliğine gitmesi zorunludur. Sağlık Bakanı 1,5 yıldır görüşme talebimize yanıt vermemektedir. Artık tek bir sağlık çalışanının bile şiddete uğramasına tahammülümüz yoktur. Sağlıkta şiddeti önleyici yasal düzenleme bir an önce yapılmalıdır. Aksi takdirde sağlıkta etkin bir şiddet yasası çıkana dek haklı mücadelemiz artarak devam edecektir.”

    PİRHA / ANKARA

     

     

  • SES çalıştayının sonuç bildirgesi: Sağlık hizmetleri kötüye gidiyor-VİDEO

    SES çalıştayının sonuç bildirgesi: Sağlık hizmetleri kötüye gidiyor-VİDEO

    PİRHA – SES, 12–13 Ocak’ta yaptığı çalıştayın sonuç bildirgesini açıkladı. “Sağlık hizmetleri kötüye gitmekte, sağlık emekçileri daha fazla sömürülmekte” denilen bildirgede, sağlık hizmetlerinin sermayedarların talepleri doğrultusunda şekillendiğine dikkat çekildi.

    Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) 12-13 Ocak’ta yaptığı sağlık çalıştayının sonuç bildirgesini kamuoyu ile paylaştı. Sağlık hizmetlerinin siyasi iktidarla birlikte sermayedarlara bırakıldığı ifade edilirken, Sağlıkta Dönüşüm Programı da eleştirilerin odağında oldu.

    SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem’in okuduğu bildiride öncelikli dikkat çekilen konu ‘sermayenin ihtiyaçlarına göre tedavi merkezli sağlık hizmeti’ meselesi oldu. Erdem, iki günlük çalışmanın sonunda birinci basamak sağlık hizmetine ilişkin şu tespitleri aktardı:

    “Toplum Sağlığı Merkezlerinde çalışan emekçilerin sürekli farklı işlerde görevlendirilmesi, ‘açık kapayan personel’ olma hali, mesleğini severek yapmaya engel olmaktadır. Aile hekimlerine hem çalışan, hem işveren ve hem de işletmeci rolü biçilmektedir. Bu sistem emekçi için de hizmetlerden faydalanan yurttaşlar için de halk sağlığı için de uygunsuzdur.

    “YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ”

    İktidarın, sağlık sektöründe yanlış kararlar aldığını söyleyen Erdem, “Yanlıştan dönülmeli” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Koruyucu sağlık hizmetlerin tüm giderleri kamudan karşılanmalıdır. Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) giderleri cari hesaplar kaleminden değil bütçeden karşılanmalıdır. ASM’lerin tümü uygun standartlarda ve donanımda kamu binası olarak yapılmalıdır. Mobil hizmetler için kamu tarafından mekan ve araç tahsisi yapılmalıdır. Yaz-boz tahtasına dönüşmüş olan mevzuatlar tartışmaya açılıp toplum ve sağlık emek örgütlerinin görüşleri bu tartışmalarda önemsenmelidir. Mevzuat  yeniden düzenlenmelidir. Emekçilerin kadrolu, iş güvenceli istihdamı sağlanmalı, kamu dışı emekçiler kadroya alınmalıdır. Birinci basamak ekibi genişletilmeli, bölge ve nüfusun özelliklerine göre belirlenen sayıda sağlık emekçisi istihdam edilmelidir. Nüfus ve performansa dayalı ücretlendirme yerine emekliliğe yansıyacak temel ücret uygulaması hayata geçirilmelidir. Birinci basamak sağlık emekçilerin taleplerine yönelik toplu sözleşme hazırlanmalı.”

    “ÖNCELİKLERİ SAĞLIKTAN PARA KAZANMAK”

    Erdem’in altını çizdiği bir diğer konu ise ‘kadro’ konusu oldu. “Tüm sağlık emekçileri kadrolu istihdam edilip çalışma koşulları ve ücretleri de toplu sözleşme ile belirlenmelidir” diyen Erdem, şunları aktardı:

    “Sağlık emekçilerinin karar mekanizmalarına katılımı sağlanmalıdır. Aile hekimliği uygulaması, Sağlıkta Dönüşüm Programı diye bilinen neoliberal sağlık reformlarının bir parçasıdır. Sağlıktan para kazanmayı önceleyen bu sistemin içinde sadece Aile Hekimliği’nde dönüşüm mümkün değildir. Dişlinin tüm çarklarında toplum yönelimli bir sağlık hizmetini ön plana alan adımlar kaçınılmazdır. Genel olarak Sağlıkta Dönüşüm Programı özel olarak da Aile Hekimliği uygulaması AKP iktidarında son yıllarda retorikle ifade ettiği üzere ne ‘millidir’ ne de ‘yerlidir’. Emperyalistlerin önerdiği kapitalist sağlık sisteminin gereği olarak kar amaçlı bir sitemdir. Toplum yararına olmayan ve emek sömürüsünü derinleştiren bu sistemden vazgeçilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA