Etiket: ateist

  • Lisedeyken zorunlu din dersini boykot etti, dava açtı: Eziyet ediliyor bize-VİDEO

    Lisedeyken zorunlu din dersini boykot etti, dava açtı: Eziyet ediliyor bize-VİDEO

    PİRHA-Lise son sınıf öğrencisiyken din dersine girmek istemeyerek, muaf tutulmak için yargıya başvuran Kerem Yavuz, şu an üniversitede okuyor. Yavuz, “Mahkeme süreci çok uzun sürüyor. Devlet, sadece inançlarınız yüzünden aslında sizi cezalandırmış oluyor. Belki bu süreyi üniversite sınavına çalışabilecekken, hiç olmadık yere kendimi bu konuya verdim. Belki gidebileceğim iyi bir üniversite varken, belki bedavaya okuyabilecekken, şu an özel üniversitede okuyorum” diye konuştu.

    Kerem Yavuz, Doğuş Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümü birinci sınıf öğrencisi. İstanbul Kadıköy’de bulunan 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde son sınıf öğrencisiyken din dersine girmek istemediğini belirterek, dersten muaf tutulmak için yargıya başvuran Yavuz, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “ATEİSTİM, DİN DERSİNE GİRMEK İSTEMEDİM”

    Sözlerine, “Ateistim. Lise son sınıf öğrencisiyken din dersine girmek istemedim. Zaten küçüklüğümden beri kafama hiç yatmıyordu. Dersten muaf olabilmek için okula dilekçe verdim” diyerek başlayan Yavuz, idare mahkemesine başvuru sürecini şöyle anlattı:

    “Yasal olarak başvuru yaptığınızda din dersinden muaf tutulma hakkınız var aslında. Ama Türkiye’de teori ile pratik uyuşmuyor. AKP’nin gerici politikaları yüzünden bu yasal düzenlemeler yapılmadı. Bu konuda insanlar çok zorluk çekiyor. Mesela ateistsiniz veya Alevisiniz diyelim ve çocuğunuzun din dersi görmesini istemiyorsunuz. Normal prosedürü şöyle olmalıydı: O dersten muaf tutulmak için okula bir dilekçe verirsiniz. Okul da bunu kabul eder. Fakat sistem bugün böyle işlemiyor. Çocuğunuzun din dersine girmesini istemiyorsanız, idare mahkemesine dava açmanız gerekiyor.

    “‘İSTESENİZ DE İSTEMESENİZ DE SİZE BU DERSİ VERECEĞİZ’ DİYORLAR”

    Hristiyan ya da Yahudi’yseniz ibadethanenizden aldığınız belge ya da kimliğinizde Hristiyan veya Yahudi yazıyorsa, o zaman dersten muaf olabiliyorsunuz. Ama ateistseniz ya da Alevi’yseniz isteseniz de istemeseniz de “Biz bu dersi size vereceğiz” diyorlar. Mahkeme süreci ise çok uzun sürüyor. Dava açtığınızda zaten avukata bir dünya para ödüyorsunuz.”

    “DEVLET, İNANÇLARINIZ YÜZÜNDEN SİZİ CEZALANDIRMIŞ OLUYOR”

    Geçmişte yargıya başvurarak din dersinden muaf kalanların olduğunu hatırlatan Kerem Yavuz, mahkeme süreçlerinin uzun sürmesi ile ekonomik yönden yarattığı külfete değinirken, şunları söyledi:

    “Bu süreçte şöyle sıkıntılar oluyor: Çocuğunuz mahkeme süreci boyunca din dersi görmek zorunda kalıyor. Devlet, sadece inançlarınız yüzünden aslında sizi cezalandırmış oluyor. Bugün avukat ücretleri cep yakıyor. Kaba taslak bir hesaplama ile baktığımızda 2020’nin şartlarına göre bir aile dört aylık asgari ücrete denk bir parayı çocuğu din dersi almasın diye vermek zorunda kalacaktı. Bu aile için bir eziyete dönüşecekti.

    “MAHKEME SÜRECİ OLMASAYDI BELKİ DAHA İYİ VE BEDAVA BİR EĞİTİM ALABİLİRDİM”

    Nasıl savaşlarda ‘gayri nizami harp’ diye bir şey varsa, küçük birlikler ile uluslar yıldırılmaya çalışılıyorsa aynı bu şekilde devlet böyle küçük işlerle zamanınızı harcatarak, size eziyet çektiriyor. Siz bu konuda aslında inancınız ve fikirleriniz yüzünden cezalandırılmış oluyorsunuz. Bu zaten beni çok yordu. Çünkü idare mahkemesine git, gel; bu konuları araştır, dilekçeler yaz vs. bana resmen Anayasa Hukuku çalıştırttılar. Bugün bu konularda bir altyapım var ise bu davalar yüzündendir.

    Bu konuya dair birçok karar, sözleşme metinleri vs. hepsini okumak zorunda kaldım. Bu şekilde kendi davamı açtım. Belki bu süreyi üniversite sınavına çalışabilecekken, hiç olmadık yere kendimi bu konuya verdim. Belki gidebileceğim iyi bir üniversite varken, belki bedavaya okuyabilecekken, şu an özel üniversitede okuyorum. Bu da beni yıldırmak için bir taktik bence. Bu şekilde eziyet ediliyor bize.”

    “DİN DERSİNİ BOYKOT ETTİM SINAVLARINA DA GİRMEDİM”

    Kerem Yavuz, yürütmeyi durdurma istemiyle İdare Mahkemesine başvurduktan sonra yaşananları ise şöyle ifade etti:

    “Yürütmeyi durdurma istemiyle İdare Mahkemesine başvurdum. Mahkemenin iki kez istediği evrakları yollamadılar. “İsteği görmedik” dediler. Üçüncü kez istedikleri zaman zahmet edip bir avukat atadılar. Dava şu an pek ilerlemiyor zaten. Bir yılın üzerindedir dosyada bir ilerleme görmüyorum. Zaten liseden de mezun oldum.

    Din derslerine de girmedim. Diğer derslerin ortalamasını yüksek tutarak, bu derse ve sınavlarına girmeyerek mezun oldum. Kendimce boykot ettim ve girmedim. Tabi bu durum ortalamamı etkiledi. Üniversiteye girerken ortalamamız da esas alınıyor. Fikirlerim nedeniyle burada da cezalandırılmış oldum. Dava açabilmek için yine belirli bir para vermek zorunda kaldım. Bu öğrenci bütçesi olarak beni zorlamıştı. Ama o kadar bıktım ki, son kuruşuna kadar verdim. İşi de inada bindirdim. “Bu dersi almayacağım” dedim. Dava hala sürüyor. Yaptığımı okulda saçma bulanlar oldu. Bazı hocalar ise beni destekler gibiydi.”

    Bu arada Kerem Yavuz, Sünni kökenli olan ailesinin kendisine karşı çıkmadıklarını ancak çok da desteklemediklerini kaydetti.

    “4-6 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ VERİLMESİ, UZUN SÜRE TRAVMA YAŞATACAK BİR DURUM”

    4-6 yaş grubundaki çocuklara din eğitimi verilmesi yönünde 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan tavsiye kararıyla ilgili olarak ise Kerem Yavuz, “Üzücü ve korkutucu bir şey bence” dedi. Verilecek eğitim ile çocukların uzun süre travma yaşayabileceğini belirten Yavuz, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “O yaştaki çocukların uzun vadede karar verebilme, gerçekleri algılayabilme kapasitesi çok düşük. Sorgulama kapasiteleri düşük olduğu için okulda verilen bilgileri tam olarak süzemeden temel dayanakları oluyor. Belki uzun süre travma yaşatacak bu durum. Hayat ile kuracakları ilişki de çok zorlayacak. Dünya bu kadar ilerlemiş, başka ülkelerde insanlar neler neler yaparken bizim tartışmamızın hala bu olduğu gerçekten saçma ve üzücü.”

    Barış KOP/ İSTANBUL

  • ‘Alevilerin talepleri biliniyor fakat hala sadaka mantığıyla yaklaşılıyor’-VİDEO

    ‘Alevilerin talepleri biliniyor fakat hala sadaka mantığıyla yaklaşılıyor’-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, cemevlerine yönelik iktidar tarafından yapılan ziyaretler ile ilgili olarak, “Alevilerin ne talep ettiği biliniyor. Bütün bunlara rağmen hala Alevilerin inançsal değerleri ve ibadethaneleri yok sayılarak, bir sadaka dağıtma mantığı içerisinde Alevilere yaklaşılıyor. Bunu doğru bulmuyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bütçe Komisyonu’nda, 2022 yılı bütçesine dair yaptığı konuşmada, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan paya dikkat çekerek; “7 bakanlık ve 26 başkanlık bütçesinden fazla. Diyanet bütçesinden kimler faydalanıyor? Sadece Hanefi-Sünni Müslümanlar faydalanabiliyor. Şafiiler ve Caferiler kısmen faydalanabiliyor. Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler ile hiçbir inanca mensup olmayan insanlar hiçbir şekilde faydalanmıyor. Faydalanamadıklarının tam tersine bunlara yönelik bir de Diyanet’in hışmı var” ifadelerini kullandı.

    “DİYANET’İN BÜTÇESİ, 7 BAKANLIK VE 26 BAŞKANLIKTAN FAZLA”

    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) sözcüsünün, “Bütçe 86 milyonu kapsamaktadır” sözüne değinen Kenanoğlu, “Bir kurum var ki, sadece bir toplumsal kesime hitap ediyor. Oldukça da desteklenen bir kurum. Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet için 2022 bütçesinde öngörülen 16 milyar 98 milyon 581 bin TL. 2021’e göre 3 milyar 120 milyon artırılmış durumda. Yedi bakanlık ve yirmi altı başkanlık bütçesinden fazla. Diyanet bütçesinden kimler faydalanıyor? Sadece Hanefi-Sünni Müslümanlar faydalanabiliyor. Şafiiler ve Caferiler kısmen faydalanabiliyor. Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler ile hiçbir inanca mensup olmayan insanlar hiçbir şekilde faydalanmıyor. Faydalanamadıklarının tam tersine bunlara yönelik bir de Diyanet’in hışmı var. Onların üzerinde bir asimilasyon faaliyeti var” dedi.

    “DİYANET’İN MÜSLÜMANLIĞINDA KÜRTÇE YOK”

    Kenanoğlu; Diyanet’in, iktidarın siyasi hedeflerine uygun iş yapan işlevsel bir aparat halinde durduğunu söyledi. “Birçok Müslüman tarafından da Emevi İslamı, Muaviye İslamı’nın temsilcisi olarak görülüyor” diyen Kenanoğlu, şöyle konuştu:

    “Örneğin Diyanet’in Müslümanlığında Kürtçe yok. Böyle bir dili hiç tanımıyorlar. Hiçbir din hizmetinde Kürtçe hizmet verilmiyor. Kürt Dil Platformu Ekim 2020’de Diyanet’e dilekçe yazarak, dini hizmetlerinin Kürtçe de verilmesini talep etti. Ancak bu talepler de yerine getirilmedi. Ayetlere ilişkin diğer dillerde mealler bulunurken, Kürtçe olan yerlerde de kaldırıldı. Diyanet’in din görevlileri yine Kürtler üzerinde güvenlikçi politikalarını sürdürüyorlar.

    Son zamanlarda Kürt din alimlerine yönelik operasyonlar yapıldı. Din insanları bu operasyonda gözaltına alındı. Bu da, “Bizim Müslümanlığımızı kabul etmiyorsanız, yoksunuz” anlamına geliyor. Diyanet’in, her ne kadar laikliğin gereği olarak kurulduğu iddia edilse de esas amacı toplumu din üzerinden kontrol etmektir. Laik olan hiçbir ülkede böyle bir kurum yok. Yalnızca statükocu laikliğin, yani yasakçı laiklik anlayışının benimsendiği ülkelerde var ki bu da bizim ülkemiz. Gerçek laikliğin uygulandığı ülkelerde dinler, inançlar çok özgür. Hatırlarsanız, bu ülkede baş örtüsü yasağı varken, laikliğin gerçek anlamda uygulandığı ülkelerde baş örtülüler çok rahat şekilde gidebiliyorlardı. Sorun laiklikte değil, laikliğin uygulanışında, gerçek laiklik meselesinde. Laiklik, demokratik bir cumhuriyetin gereğidir.”

    “TÜRKİYE’DE BİR ALEVİ GERÇEKLİĞİ VAR”

    Türkiye’de bir Alevi gerçekliğinin olduğunu belirten Kenanoğlu, “İbadethanesi cemevi, toplu ibadeti cem, orucu Hızır ve Muharrem, kıblesi insan-ı kamil, kutsal dağı, taşı, ormanı, suyu olan, temelinde doğa sevgisi ve kutsiyetine dayalı Hızır inancı olan bir Alevi gerçeği var. Oysa Diyanet ve topyekun devlet, iktidar bu gerçeği görmüyor; tam tersine Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerine karşı, “Bizim kırmızı çizgimizdir. Asla ibadethane olarak kabul etmeyiz” diyebiliyor. Bu bütçeye Alevilerin vergileri de gidiyor. Diyanet buradan da payını alıyor” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERE SADAKA MANTIĞIYLA YAKLAŞILIYOR”

    Kenanoğlu son olarak, Cumhurbaşkanı yardımcısının geçen yıl Aleviler ile ilgili olarak “Çok iyi aşure dağıttıklarını” ifade eden konuşmasına değinerek; şunları söyledi:

    “Hakikaten komediydi. Bilmiyorum bu sene ne anlatacaklar? Cumhurbaşkanı dün konuşmasında 58 ilde bin 585 cemevini ziyaret ettik, dedi. Bu ziyaretlerin sebebi neydi? “Bir ihtiyacınız var mı?” sorusu. Bunun cevabı aslında boya, badana, tuğla, beton ihtiyacınız var mı? “Cemevlerine statü istiyoruz” denildiğinde, “O bizim işimiz değil. O başka iş” cevabını aldılar. Oysa bu iktidar Aleviler ile ilgili yedi çalıştay yaptı. Ben de o dönem Alevileri temsilen kurum başkanı olarak o masada oturanlardan birisiydim. O çalıştayların sonunda Alevilerin ne talep ettiği biliniyordu. Bütün bunlara rağmen hala Alevilerin inançsal değerleri ve ibadethaneleri yok sayılarak, bir sadaka dağıtma mantığı içerisinde Alevilere yaklaşılıyor. Bunu doğru bulmuyoruz. Diyanet’in bütçesini de tutumunu da kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Turan Eser: Diyanetin bütçesi cüzdanınıza, uygulamaları vicdanınıza sığar mı?

    Turan Eser: Diyanetin bütçesi cüzdanınıza, uygulamaları vicdanınıza sığar mı?

    PİRHA-AKP tarafından TBMM’ye gönderilen 2022 bütçesini değerlendiren BirGün Gazetesi yazarı Turan Eser, “Demokratik, sosyal, laik ve bir hukuk devleti bütçesi olmaktan uzaktır. Bir tür dinin MGK’sı olan bu yeni vesayet kurumu Diyanet, 2021 yılı için 12.9 milyar TL bütçeye sahip iken 2022’de 3.2 milyarlık artışla 16.1 milyar TL bütçeden pay alacak” ifadelerini kullandı. Eser, bütçe politikasında ve kanununda Alevilerin, gayrimüslimlerin ya da inanmama hakkını kullanan vatandaşların haklarının olmadığını belirtti. 

    BirGün Gazetesi yazarı Turan Eser, “Diyanetin bütçesi cüzdanınıza, uygulamaları vicdanınıza sığar mı?” başlıklı yazısında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) gönderilen 2022 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) ayrılan paya dikkat çekerek, “Bütçe, halkın talep ve ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak mezhepçi ve bir tek adam rejimi bütçesini politikası uygulamaktadır. Mezhepçidir; zira 83 milyon insanın vergisinin en önemli dilimi, diyanet, saray ve güvenlikçi politikaların vesayetini güçlendirmeye aktarılmaktadır” dedi.

    “DEMOKRATİK, LAİK VE HUKUK DEVLETİ BÜTÇESİ OLMAKTAN UZAK”

    Eser, bütçe verilerini 18. yüzyıl krallarının vergi ve bütçe zihniyetine benzetirken, şu ifadeleri kullandı:

    “Demokratik, sosyal, laik ve bir hukuk devleti bütçesi olmaktan uzaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı iktidar emrinde örgütlenen mezhepçi bir kurum olmanın ötesinde, devlet ve siyasal islamcılığın üretimindeki dincilik ile toplumsal Sünnileştirme ve eleştirel ve sorgulayan akılları ise dindarlaştırma yoluyla iktidara “biat toplumu” yaratma görevi üstlenmiştir.

    Bunu ise, eğitimden, sağlığa, ekonomiden siyasete, hukuktan sosyal politikalara, çocukların hayatlarından ailelerin hayatlarına kadar her alanda müdahil olarak yapmaya çalışıyor. İktidarın yarattığı her türlü tahribatı hutbelerle aklayarak, ezen ezilen ilişkisinde, ezenlerin lehine Muaviye zihniyeti sürdürmektedir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı elinde 130 bin din bürokrasi ve devasa din bütçesi ile aynı zamanda demokratik-toplumsal muhalefeti bastırmak ve haksızlıklara itiraz etmek hakkını kullanan halka şükür etmesini vaaz ediyor.

    AKP hükümeti ve Cumhur İttifakının vergi ve bütçe politikalarındaki adaletsizliği ve vicdansızlığının sonucu, vergi gelirlerinin yüzde 80’ni, çalışandan toplarken, yandaşlarına ve bildiğimiz 5li yandaş müteahhitlerine zenginlik ve vergi muafiyeti cenneti bir Türkiye vaat etmektedir. Yandaş İslamcı vakıfları, değişik uygulama ve yöntemlerle gelir vergisinden muaf tutmak, iktidar ve AKP’li belediyelerin olanaklarını bu kesimlere peşkeş çekmek ise ayrı bir hukuksuzluk olarak sürüyor. Tüm zenginliğin yüzde 80’ni elinde bulunduran yüzde 10’lik kesim, adaletsiz ve vicdansız şekilde sadece yüzde 20 vergi ödüyor. Halk ise merkezi bütçenin yüzde 80’ni karşılayan ve bu bütçenin de en mağdur kesimini oluşturmaktadır.”

    “SİYASAL İSLAMCI YANDAŞLARI HEDEFLEYEN BÜTÇE”

    “Sosyal ve demokratik devletlerin asli görevi, sosyal ve kamu hizmetlerini halkına eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir şekilde sunmak iken, AKP hükümeti vergilerimizi kamu hizmetlerine aktarmak yerine, yandaş özel sektöre ve siyasal islamcı yandaşlarına aktarmayı hedefleyen bütçe yapmayı hedeflemiştir” diyen Eser, AKP’nin yoksulların yükünü kaldırmak yerine, zenginlerin daha çok kazanmasını teşvik eden bir bütçe politikası yaptığını savundu.

    “DİYANET’İN BÜTÇEDEN ALACAĞI PAY 3.2 MİLYARLIK ARTIŞLA 16.1 MİLYAR TL”

    Eser, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçenin büyüklüğüne değinerek, “Devletin 130 bin imamlı en büyük asimilasyon merkezi haline gelen camisi, Diyanet İşleri Başkanlığı kurumudur. Bir tür dinin MGK’sı olan bu yeni vesayet kurumu Diyanet, 2021 yılı için 12.9 milyar TL bütçeye sahip iken 2022’de 3.2 milyarlık artışla 16.1 milyar TL bütçeden pay alacak.

    Diyanetin bütçesindeki bu yüzde 24.02’lik artışı sağlayan AKP iktidarı, her nedense emeklilerin, emekçilerinin maaşlarına yansımadı. Emeklilere ve emekçilere açlık zammı reva gören bir zihniyet, Diyanet’in bütçesi Sağlık, Kültür, Eğitim, Bilimden ve halktan daha da önemli görmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2022 bütçesindeki paya bakılırsa, 17 bakanlıktan 7’sini aşan bir bütçeyi arkasına aldı” diye konuştu.

    “BÜTÇE POLİTİKASINDA ALEVİLERİN, ATEİSTLERİN, GAYRİMÜSLİMLERİN HAKKI YOK”

    Eser, bütçe politikasında ve kanununda Alevilerin, gayrimüslimlerin ya da inanmama hakkını kullanan vatandaşların haklarının olmadığını belirtti. “Türkiye’de çoğunluk inancına sığınmış siyaset kültürü ve iktidar, sayıca az olanları yok sayıyor. İnanç özgürlüğü hakkı, sayısal çoğunluğa ve egemen din anlayışına göre düzenleniyor. AKP hükümetiyle birlikte tüm cumhuriyet hükümetleri bu gerçeği değiştirmemiş ve yurttaşları arasında ayrımcılık yapmıştır” diyen Eser, şu ifadelere yer verdi:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’na önceki yıllardaki ve 2022 yılı için ayrılan ödenek bunun kanıtıdır. 90 bin camiye ve 130 bin imamı ve din görevlisi bürokratı finanse eden bu çarpık ve ayrımcı laiklik uygulamasını bilmeyen yok. Kamuoyunun ezberlediği ve fakat demokratik kamuoyunun etkisiz kaldığı bir uygulama olarak giderek güçlenen ve laiklik karşıtı bir kambur haline koruyor.

    Cumhuriyet hükümetleri, Diyanet’e ayrılan ödeneğin, Sünnilerden, Alevilerden, Gayri Müslimlerden toplanan vergilerle oluşturuluyor. Hizmet ve kaynak ise sadece, devletin belirlemiş ve tarif etmiş olduğu Sünni-Hanefi inancına aktarılıyor. Bu önemli ve ciddi bir ayrımcılık uygulamasıdır. Eşitlik ilkesini hiçe sayan haksız bir uygulamadır. Cumhuriyet hükümetleri resmi olarak benimsediği, desteklediği, beslediği ve toplumun onun etkisinde tektipleştirmeye çalıştığı, Sünnilik-Hanefi inancı dışındaki diğer inançları da, başta Aleviler olmak üzere inkar ediyor. AKP dahil tüm Cumhuriyet hükümetleri Anayasanın 10. Maddesine göre Alevilerin eşit haklara sahip olduğunu, uygulamada kabul etmedi. Bu açıdan bakıldığında AKP hükümeti eğer “laiklik ilkesi” gereği bütün inançlara eşit mesafede olacaksa o zaman 2022 Bütçesinde bu benzer yardımların bütün inançlara nüfusları oranında yapılmalıydı. Bunun olmaması, somut bir ayrımcılık olmasının yanı sıra üzücü ve ilkel bir yaklaşımdır.”

    “DİYANET, LAİKLİK KARŞITI BİR KURUMDUR VE KAPATILMALIDIR”

    “Gelin size “kul hakkı” yenilen ve hakları ihlal edilen gerçek mağdurları anlatayım” diyen Eser, şunları söyledi:

    “Şeyhülislamlık kurumunun devamıyız” diyen Diyanet kurumu yıllardır Alevilerin, Caferilerin, Şiilerin, Gayri müslimlerin, ateistlerin, kadınların ve çocukların haklarını ihlal ediyor. Haram ettikleri vergileri utanmadan yiyorlar. Yıllardır farklı inançların haklarını gasp edip, dinsel ayrımcılığın daniskasını yapıp ve temel insan haklarını ihlal ederken, “kul hakkı” yemiyor musunuz?

    Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik karşıtı bir kurumdur. Eşitlik, laiklik, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne karşı kurulmuş resmi devlet Sünniliği yaparak, demokratik, laik, sosyal ve bir hukuk devletine aykırı faaliyetlerin odağıdır.

    Cemaatlerin ve tarikatların istismarını önlemek için varlığı savunulan bu kurum ile birlikte tarikatlar ve cemaatler holdingleşiyor ve siyasallaşıyor. Şeffaf olmayan ve denetimleri yapılmayan birer rant merkezleri haline gelmiştir. Yani Diyanet’in varlığı cemaatlerin ve tarikatların istismarını önleyen değil, besleyen ve üreten bir kurum haline gelmiştir.

    Bu kurum laik bir düzenin hukukuna sığmaz. Devletin asli görevi ise dinsel telkin, fetva, faaliyet üreten değil, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünü sağlayacak laik ve hukuksal bir kurum kurmalıdır.

    Çünkü; laik devlet, din, mezhep ve dindar üretmez. Bu özel alana aittir. O nedenle tüm siyasi partilere ve özellikle de muhalefet partilerine çağrım; laik bir devletin yapması gerekenlerini parti programlarına ve seçim taahhütlerine almalıdır.

    • Laik devlet vicdana müdahale etmez.

    • Vatandaşı zorla din kalıbı içine sokmaz.

    • Toplumsal ve dinsel çeşitliliği resmi din çimentosu ile homojenleştirmez.

    • Alevi, Hıristiyan, Musevi, Ezidi, Ateistin vergisini, Sünni din bürokrasisine aktarmaz.

    • Kamu bütçesi ile mezhepçi “Diyanet TV-Radyo” açmaz.

    • Kamu bütçesi ile dini finanse etmez.

    • Din adamlarına maaş vermez.

    • Dini kuralları ve fetvaları ile özel hayat düzenlemez. Ahlak ve din polisliği yapmaz.

    • Mercedes’li, cübbeli, sarıklı, sakallı ve 130 bin imamlı din bürokrasi ile din hizmeti vermez.

    • Dinci, şeriatçı, cemaatçi, FETÖ’cü ve siyasal İslamcı girişimleri kollamaz, beslemez ve büyütmez.

    • Yargı sistemi Diyanet’in fetvalarına göre karar vermez.

    • Dindar ve kindar nesil için eğitimi dinselleştirmez.

    • Aleviliğin ve farklı inançların tanımını yapmaz.

    • Farklı inançlar ve inanmayanlar üzerinde sosyal baskı mekanizmaları kurmaz.

    • Sayıları 25 bini aşan cami yaptırma dernekleri ve binlerce dinci Vakfın açılmasını teşvik etmez. Bunlara merkezi ve yerel yönetimlerden bütçe aktarmaz.

    • Anayasa’nın 136. Maddesi gereği “Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda görevlerini yerine getirir” deyip, DİB’nın 633 sayılı kanunundan da laiklik ilkesini çıkarıp, “İslam dininin ibadetleri doğrultusunda Kuran ve Sünneti referans alarak hizmet verir’’ diyerek halkını kandırmaz!

    • “Laiklik var” ve “dinde zorlama yok” diyerek, zorunlu din dersi vermez.

    • Kadınların vergisi erkek imamların din bürokrasisini kurmaz.

    • Diyanet’i korumak için, Siyasi Partiler Yasası’na 89. Maddeyi koymaz.

    • Siyasal ve toplumsal alanda dinsel vesayet kuramaz.

    • Alevilerin Cemevlerine tanım getirmez, köylerine zorla cami yapmaz.

    • Hac organizasyonu yapamaz.

    • Kadının köleleştirilmesine hizmet edecek fetvalar vermez.

    Şimdi siyasi partilere sormak lazım, “kul hakkı” yiyen kim, yurttaşların olması gereken eşit hakların ihlal eden kim?

    Peki siyasi partiler laik düzen, laik yaşam ve laik siyaset için, din istismarına dayalı siyasetini değiştirmeye aday mı?

    Biz halk olarak laiklik talebimizi siyasilere daha yüksek sesle duyurmak, siyaset kurumlarının ve hükümetlerin yarattığı dünyevi sorunların siyasallaşmış uhrevi dinci popülist demagojilerle çözülmeyeceğini anlatacak mıyız?

    Herkesin kendi inancını özel alanında özgürce yaşayacağı, inanç özgürlüğünün herkes için güvence altına alındığı ve ayrımcılıkların son bulacağı, çoğulculuğun ve sosyal ve hukuksal adaletin herkes için eşit kullanabileceği laikliğin tek çözüm olduğunu iktidara ve siyasi partilere anlatmaya devam edecek miyiz?

    Yoksa cüzdanınızı ve vicdanınızı diyanete ve dinci politikalara teslim mi edeceğiz?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu: Zorunlu din dersleri ciddi psikolojik sorunlara yol açıyor, kaldırılmalı-VİDEO

    Kenanoğlu: Zorunlu din dersleri ciddi psikolojik sorunlara yol açıyor, kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, zorunlu din derslerinin bir dersten üç derse çıkarıldığını hatırlatarak eğitimin bilimsellikten uzaklaştığını ifade etti. Kenanoğlu, din derslerinin Alevi inancıyla bağdaşmadığını ve çocukların psikolojilerinin ciddi şekilde bozulduğunu vurguladı. Kenanoğlu, müfredata karşı mücadelenin süreceğini söyledi. 

    Haberin Videosu

    Koronavirüs salgın sürecinde 2020-2021 eğitim-öğretim yılının başlaması hazırlıkları sürerken, Alevi çocuklar açısından din derslerinin hala zorunlu olması tepkilere neden oluyor.

    HDP İstanbul Milletvekili, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, zorunlu din dersi ve eğitimde asimilasyon konularında PİRHA’ya konuştu.

    Zorunlu din dersinin bir dersten üçe çıkarıldığını ve eğitimin bilimsellikten uzaklaştığını belirten Kenanoğlu, “‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ dersi adı altında okutulan derslerin, Alevi inancına uygun olmadığını söyledi.

    İTİRAZLAR DEVAM EDECEK

    “Okulların açılma sürecine girdiğimiz şu günlerde, zorunlu din dersleri yine tartışma konusu olacak ve olmaya da devam edecek” diyen Kenanoğlu, şöyle konuştu:

    “Aleviler ve diğer inanç kesimlerinin hepsi, zorunlu din derslerinin bir asimilasyon dersi olduğunu söylemekte ve buna yönelik itirazlarını dile getirmekteydi. Sadece itiraz edilmekle kalınmadı, bu durum mahkemelere de taşındı. İç hukukta idari mahkemelerde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında okutulan derslere itiraz için açılan davalar, bir asimilasyon dersi olduğunu teyit etmiş oldu. Davalarda kararlar verildi. Bu kararlara rağmen Anayasa’nın 24. Maddesi ile ilgili bir değişiklik yapılmadı. Okullarda hala din dersleri zorunlu olarak devam ediyor.”

    “ÜÇ TANE ZORUNLU DİN DERSİ İLE ASİMİLASYONU ARTIRDILAR”

    Kenanoğlu, “AKP ile birlikte ‘dindar ve kindar bir nesil yetiştirme’ projesi kapsamında kalmayıp, bununla birlikte üç tane seçmeli din dersi koydular ve bu dersleri seçmeyi de zorunlu hale getirdiler. Okulların açıldığı süreçlerde birçok şikayet alıyorduk bu konu ile ilgili. Diğer derslerin öğretmenlerinin olmadığı veya yeteri kadar öğrenci olmadığı şeklinde kimi bahanelerle öğrencileri bu üç dini derse yönlendirdiklerini biliyoruz. Okullarda okutulan zorunlu din dersi yetmiyormuş gibi ilaveten üç tane ‘seçimli’ adı altında ‘zorunlu seçim din dersi’ konularak bu asimilasyonu arttırdılar” dedi.

    “BİLİMSEL EĞİTİM BİTİRİLMİŞTİR”

    Din derslerinin yanında matematik ve sayısal derslerin de dini içerikli dersler haline dönüştürüldüğünü söyleyen Kenanoğlu, şunları kaydetti:

    “Okularda “2×2=4 eder inşallah” formatına gelmiştir. Dolayısı ile bilimsel eğitimin bitirildiği, tüm derslerin dini gerekçelere dayatılarak anlatıldığı bir müfredatla karşı karşıyayız. Bu anlamı ile itirazların daha da geniş bir kapsayıcılığı ortaya çıktı ve geniş bir kitleyi etkilen bir sorun haline dönüştür bu dersler.

    “ÇOCUKLAR AÇISINDAN CİDDİ PİSİKOLOJİK SORUNLARA NEDEN OLUYOR”

    Bu derslerin, bir asimilasyon dersi olması ile birlikte, diğer taraftan da Sünni, İslam olmayan diğer çocuklar için de bir zulme dönüştüğünü ifade etmek gerekir. Çünkü o inanca mensup olmayan çocukların, farklı bir inancın inançsal değerlerine sahip olmak, gelip evde kendi ailesinin inancı ile karşı karşıya kalmak, çocuklar açısından da çok ciddi psikolojik sorunlara da neden olduğunu biz biliyoruz. Bu konu ile ilgili ben Alevi kurum başkanıyken, ‘Hak İhlalleri Raporu’ hazırlardık. Bu raporlarda da bu konulara daha fazla yer veriyorduk.”

    BU DERSLERİN ASİMİLE ETTİĞİ AHİM NEZNİNDE DE KABUL GÖRDÜ

    Hükümetin, açılan davalar ve kaybedilen davalar karşısında bir değişiklik yaparak, Alevi çalıştaylarını da sürecin içerisine alarak okullardaki Din Kültürü ve Ahlak Dersi içerisine Alevilik, Bektaşilik konularını ekleyeceğini söylediğini hatırlatan Ali Kenanoğlu, o süreci şöyle anlattı:

    “Bu çalıştaylara ben de katılmıştım. Ben orada, Bakan ve bu konu ile ilgili çalışan uzmanlara şu soruları sordum;

    *Alevi, Bektaşiliği üniteye ekleyeceksiniz, içeriğini biz Aleviler ve diğer inanç grupları kabul ediyor muyuz?

    *Din dersinin zorunluluğu sürüyorken benim çocuklarıma abdest almayı, namaz kılmayı öğretmeye devam edecek misiniz?

    *Benim çocuklarıma namazın surelerini, Arapça sureleri ezberletmeye devam edecek misiniz? Bunlara devam ettiğiniz sürece bizim de din derslerine olan itirazlarımız devam edecek.”

    Kenanoğlu, “Şu an gelinen noktada hükümetin AHİM’e karşı, Danıştay’da olan davalara karşı savunma yapabilmek için yapmış oldukları düzenlemeler ve din dersi kitaplarına koymuş oldukları iki ünitelik Alevilik, Bektaşilik dersinin aslında bütün bu asimilasyonu ortadan kaldırmadığını hep birlikte görüyoruz” diye konuştu.

    “MÜFREDATA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Milletvekili Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Kaldı ki, bu derslere koydukları iki üniteye rağmen de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AHİM) aleyhte karar çıktı. Bu derslerin bir asimilasyon dersleri olduğu AHİM nezdinde de kabul gördü. Kaldı ki, bizim kriterimiz AİHM de değil. Bu konuda çok net bir şekilde insanların beyanları var. Bu inanca inanmadıklarını, bu öğretiden ve derslerdeki inanç ve ibadetten olmadıklarını beyan etmesi yeterlidir. Evrensel insan hakları ve inanç özgürlüğü anlamında da bu böyledir. Dolayısı ile bizim çocuklarımız da Sünni, Müslüman olmayan tüm ailelerin çocukları da, ateist insanların çocukları da okullarda, ‘Din Kültür ve Ahlak Bilgisi” dersi adı altında okutulan derslerin kendi inançlarına uygun olmadığını ifade ediyorlar. Bu anlamda; bütün bir müfredata karşı top yekûn mücadeleye, demokratik koşullar çerçevesinde devam edeceğiz.”

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA

  • Diyanet İşleri Başkanı dine inanmayanları ‘sapık’ ilan etti

    Diyanet İşleri Başkanı dine inanmayanları ‘sapık’ ilan etti

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, TRT Haber’in canlı yayınında imam hatip öğrencilerinin dinden uzaklaşıp deizme yöneldiği yönündeki tartışmalara düşündürücü bir yorumla müdahil oldu.

    Erbaş, Türkiye’de deistler ve ateistler dahil her inanıştan yurttaş olmasına, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasası’nda laiklik ilkesinin yer almasına aldırış etmeden gençler arasında deizm ve ateizmin yaygınlaşmasını “iftira” olarak niteledi ve deistlerle ateistleri “sapık” ilan etti.

    “ERKEK KADIN YAN YANA OLMAZ”

    Yurt dışında bir camide kadın ve erkeklerin beraber namaz kıldığı fotoğrafın sosyal medyada paylaşıldığının hatırlatılması üzerine Erbaş, peygamber döneminde namazın nasıl kılındığına referansla “Erkekler ile kadınların aynı safta, karışık bir ortamda namaz kılması İslam’ın uygun bulduğu bir şey değil” dedi.

    Gençlerde deizm ve ateizmin yaygınlaştığı iddiasına ilişkin soru üzerine Erbaş, şunları söyledi:

    “Şu anda Türkiye’de konuşulduğu kadarıyla bu konunun çok abartıldığını düşünüyorum. Milletin, gençlerin, insanların anlamını bilmediği bazı konuları allayıp pullayarak, batılın propagandasını yaparak belki de bir alan açmaya çalışan plan diye düşünüyorum bunu. Deizm, Peygamberi inkar etmektir. Hangi Müslüman Peygamberi inkar eder de Müslüman kalabilir? Yani siz bir Müslüman gence, ‘Peygamberi inkar eden bir düşünceyi niye kabul ediyorsunuz?’ dediğinizde ‘Böyle miymiş, deizmin anlamı bu muymuş?’ diyeceğini görürsünüz, rastlarsınız. Onun için açık konuşsunlar. Deizmin ne olduğunu milletimize anlatsınlar.”

    Deizmin hiçbir şeye karışmayan Tanrı anlayışı olduğunu savunan Erbaş, laiklik ilkesini hiçe sayıp kendi Sünni İslam yorumuna bağlı yurttaşlardan müteşekkil bir “millet” tarif ederek, deist ve ateistleri de sapık ilan etti:

    “Bizim milletimizin hiçbir ferdi böyle sapık, batıl bir anlayışa asla prim vermez. Milletimize, gençlerimize kimse iftira atmasın. Benim bu tanımımdan sonra hiçbir gencimizin ve insanımızın sapık ve batıl felsefi bir düşüncenin peşinden gidecek kadar buna itibar edeceğini zannetmiyorum.”

  • Zorunlu din dersine karşı hukuki mücadele başlatan aile: Çocuklarınıza bu zararı vermeyin

    Zorunlu din dersine karşı hukuki mücadele başlatan aile: Çocuklarınıza bu zararı vermeyin

    PİRHA – Adana Çukurova’da Ayşe Atıl İlkokulu 4’üncü sınıf öğrencisi oğullarının zorunlu din dersinden muaf olabilmesi için hukuk mücadelesi başlatan Hülya-Mehmet Şahin çifti, “Dinsel inanışı her ne olursa olsun, tüm aileler de, çocuklarının zorunlu din dersine girmesine karşı çıkmalıdırlar. İnsanlar ruhsal ve zihinsel gelişimlerini tamamladıklarında diledikleri dinin öğretisini her türlü kaynaktan öğrenebilirler ve kendi iradi süzgeçlerinden geçirebilirler”dedi.

    Adana’nın merkez Çukurova ilçesindeki Ayşe Atıl İlkokulu 4’üncü sınıf öğrencisi oğullarının zorunlu din dersine muaf tutulması için bir hukuk mücadelesi başlatan Hülya-Mehmet Şahin çifti, neden böyle bir yola başvurduklarını soL’a anlattılar.

    Her ikisi de hekim olan ve uzun süredir de eğitim ve öğretim alanında çalışan çift, 2017-2018 eğitim öğretim yılı başında 4’üncü sınıfa başlayan oğullarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için ilçe milli eğitim müdürlüğüne dilekçe verdiler. Dilekçeleri reddedilen Hülya-Mehmet Şahin çifti, bunun üzerine söz konusu ret işleminin iptali için Adana 1. İdare Mahkemesinde dava açtılar.

    “ÇOCUKLARDA TRAVMALARA YOL AÇIYOR”

    Oğlunuz 4’üncü sınıfa başladı ve küçük yaşında zorunlu din dersi uygulamasıyla karşı karşıya kaldı… Neden böyle bir muafiyet mücadelesi başlattınız?

    Öncelikle oğlumuz zorunlu din dersine girmeyi kendisi kabul etmedi. İlk derse girdi ve eve geldiğinde “ben istemiyorum bunları dinlemeyi” dedi. Biz de bir dilekçe hazırlayıp milli eğitim müdürlüğüne verdik. Talebimiz reddedilince de avukatımız Derya Demir aracılığıyla mahkemeye başvurduk.

    “YÜZLERCE BİNLERCE DİNSEL İNANIŞ VAR”

    Sizce neden zorunlu olmamalı din dersi?

    İnanç dünyası, kişisel özgürlük alanı olup yorumlara açık bir konudur. Yüzlerce, binlerce dinsel inanış, farklı yorum ve kişisel seçim var. Çocuğum din dersi almak istese bile, bunu kim öğretecek? Tek bir inanış ve yorum yok ki… Bunu kim öğretecek ve onun bildiği ne? Hangi yoruma göre öğretecek? Din, bilimsel bir bilgi olmadığı için, kime göre, neye göre, hangi yoruma göre öğretilecek? Doğrusu bu deyip her kesimin farklı kullandığı, sömürüye açık bir alan üstelik…

    Henüz soyut-somut ayrımı tam oturmamış çocuklara bir takım dinsel yorumların, soyut hikayelerin anlatılması, o çocuklarda travmalara yol açıyor. Bu pedagojik bilimsel bir gerçek… Bir örnek vereyim: Daha ilk derste cennet-cehennem anlatılırken, cennette herkesi istediği her şeyi istediği kadar yiyebileceği ama kilo almayacağı söylenmiş. Bunu duyan çocuklar ölüp cennete gitme hayalleri kurmaya başlıyorlar. Bu sadece bir örnek. Buna benzer onlarca, yüzlerce hikaye, benzetme, argüman, yorum anlatılıyor… Çocuklara bunları anlatan da, karşılarındaki bir otorite yani öğretmen. Pek çok çocuk, buna o yaşta itiraz etmez, bilimsel bir doğruymuş gibi bunu kabul eder. Bu çok tehlikeli.

    “ÇOCUKLARIMIZI KORUYUP KOLLAMAMIZ LAZIM”

    Günümüzde, örneğin felsefe gruba derslerine Diyanet kökenli imamların girdiğini göz önünde bulundurursak, sadece din dersi değil diğer pek çok dersin öğretmenlerinin de buna benzer dinsel öğretiler anlatmaları mümkün, öyle değil mi?

    Elbette. Bizim yaşadığımız bir örnek var. Bir sınıf öğretmeni, çocuklara “elektrik kablolarının içinde can alıcı meleklerin olduğunu” söylemiş. Çocuk eve gelip bunu söyleyince doğru okula gittim ve “Kabloların içinde can alıcı melekler mi var” dedim. Bana “Çocuklar elektrikten uzak dursunlar diye söyledim” dedi. Elektriğin zararı böyle öğretilmez. Mistik bir takım anlatılarla öğretilmez. Bir öğretmen bunu yapamaz, yapmamalı. Daha sonra o öğretmene şizofreni tanısı koyuldu. Yani aslında günümüzde tehlike sadece din dersinde değil, diğer derslerde de olabiliyor. Çocuklarımızı koruyup kollamamız lazım.

    “TÜM AİLELER ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI ÇIKMALI”

    “Şöyle bir argüman var: Bazı anne babalar “çocuğumuz dinini öğrensin” düşüncesiyle çocuklarının zorunlu din dersine girmesine ses çıkarmıyor… Bunun zararlarından söz edebilir misiniz?

    Çocuklara o yaşlarda anlatılan mistik öğretiler, dinsel hikayeler, soyut kavramlar ne yazık ki ilerdeki yaşlarda çocuklarda halüsinatif ve psikotik bozukluklara yol açıyor. Çocukların, ilerdeki yaşlarda da bilimsel düşünceyle arasına mesafe koymasına neden oluyor.

    O nedenle ben şunu söylüyorum: Dinsel inanışı her ne olursa olsun, tüm aileler de, çocuklarının zorunlu din dersine girmesine karşı çıkmalıdırlar. İnsanlar ruhsal ve zihinsel gelişimlerini tamamladıklarında diledikleri dinin öğretisini her türlü kaynaktan öğrenebilirler ve kendi iradi süzgeçlerinden geçirebilirler. Ama çocuk yaştaki bireylere bu zarar verilmemeli. Ben tüm ailelere bu konuda çağrıda bulunuyorum. Çocuklarınıza bu zararı vermeyin…

    “ATEİST OLAN ANNE VE BABANIN İŞİDE ZOR”

    Zorunlu din dersine itirazınızda bazı hukuki nedenler de var bildiğim kadarıyla, bunlardan söz eder misiniz?

    Yasada, Hristiyan ve Musevi ailelerin, bu dinlere mensup olduklarını ibraz etmeleri halinde zorunlu din dersinden muaf tutulacakları söyleniyor. Bir kere bu düzenleme, “insanların dinsel inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı” ilkesine aykırı. Yani çocuğuma zorunlu din dersi dayatılmasın diye ben niçin dinsel inanç ve kanaatimi açıklamak zorunda bırakılıyorum? Bu çok yanlış.

    Ayrıca farklı inançları olan ya da ateist olan anne-babaların işi de zor. Çünkü ateizm bir dinsel inanç olarak kabul edilmediği, sadece felsefi bir kanaat olarak kabul edildiği için, ebeveynlerin “biz ateistiz” demeleri de çocuklarını zorunlu din dersinden kurtarmıyor. Deist aileler, başka inançlara sahip aileler ya da İslam dini yorumu ve yaşam biçimi farklı olan aileler için de böyle bir ders içeriği ve bu içeriğin zorunlu olarak veriliyor olması sorun teşkil etmektedir. Bu farklılıklar ve inanç özgürlüğü hakkı hiç hesaba katılmamakta ve hak gasbı oluşmaktadır.

    “BELLİ BİR DİNİN VE MEZHEBİN YORUMU DAYATILIYOR”

    Bir de din dersini bir “kültür dersi” olarak sunuyorlar: Din kültürü ve ahlak bilgisi diyorlar. Ve bu dersin bir kültür dersi olduğunu savunarak zorunlu kılıyorlar, bu konuda ne diyorsunuz?

    Musevi ve Hristiyan vatandaşların istemedikleri taktirde çocuklarının bu derse girmek zorunda olmaması, bu dersin bir kültür dersi olmayıp din eğitimi içerdiğinin itirafıdır aslında… AİHM kararlarında var: Ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimin verilmediği çok açık. Kültür dersinde de çocuğun belli bir bilişsel seviyede olması lazım. Bilgi değil, bilişten söz ediyorum. Yani kendisine öğretilenleri tartışabilmeli çocuk, karşı argüman ileri sürebilmeli… Farklı bir görüş ileri sürdüğünden de bir zorbalıkla karşı karşıya kalmamalı. Din dersinde çocuğun bir karşı argüman sürme ihtimali yok ki… Kültür dersi olabilmesi için “İslam dini şunlara inanır, şu coğrafyada, şu koşullar altında çıkmıştır” şeklinde bir objektiflikle anlatılması lazım. Böyle bir ders içeriği yok ki ortada. Belli bir dinin belli bir mezhebinin belli bir yorumu dayatılıyor. Hem de bilimsel doğrularmış gibi sunuluyor çocuklara. Yani bir kültür dersi anlatılmıyor, din propagandası yapılıyor ve inanç özgürlüklerine aykırı bir tutum sergileniyor. (HABER MERKEZİ)