Etiket: ato

  • Meslek örgütlerinden kayyım kararına tepki: Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!

    Meslek örgütlerinden kayyım kararına tepki: Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!

    PİRHA – TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınmasına bir tepki de meslek örgütlerinden geldi. Ankara’da yapılan basın açıklamasında, “Hekimler susmaz, TTB susturulamaz” denildi. 

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin görevden alınması talebiyle açılan davanın 30 Kasım’da görülen 7. duruşmasında TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması yönünde karar çıktı.

    Ankara Dişhekimleri Odası, Ankara Tabip Odası, DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, kayyım niteliğindeki karara tepki gösterdi.

    “SEÇİLMİŞLERİ YARGIYI KULLANARAK GÖREVDEN ALMAK!”

    Ankara Tabip Odası’nda yapılan basın açıklamasında, “Türk Tabipleri Birliği susturulamaz!” denilerek şöyle devam edildi:

    “Mahkeme tarafından verilen bu karar, iktidarın yargı kurumları üzerindeki hâkimiyetinin, hukuksuzluğun ve demokratik kitle örgütlerine karşı tahammülsüzlüğün açık göstergesi oldu.

    Hekimler tarafından seçilmiş Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması kararı ile 12 Eylül zihniyetinin vesayetçi anlayışının devam ettiği bir kez daha görüldü.

    Seçilmişleri yargıyı kullanarak görevden almak ve meslek örgütleri temsilcilerini susturmaya çalışmak, hukuk devleti normlarıyla bağdaşmadığı gibi, çağdaş ve demokratik bir toplumun önündeki en büyük engeldir.

    Başta TTB olmak üzere, iktidarın doğrudan kontrol edemediği meslek birliklerini dönem dönem düşmanlaştırması yeni bir olgu değildir. Bundan önce de gerek siyasi kamplaştırmanın nesnesine dönüştürerek, gerek yasal düzenlemelerle yeniden dizayn etmeye çalışmışlardır. Ne var ki, bu girişimler ne hekim, avukat, mühendis, mimar tabanında karşılık bulmuş, ne de toplum nezdinde meslek örgütlerinin saygınlıklarını örselemiştir. Bu nedenle doğrudan yargı sopasını kullanmaya yönelmişlerdir.

    Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ülkelerde politika-yapım süreçlerinde meslek birliklerinin tarihsel ve teorik birikimlerinden yararlanılmaktadır. Kamu yararı doğrultusunda rasyonel politikaların belirlenmesinde vazgeçilmez olan meslek örgütleri, geniş yetkilerle donatılarak yasalarla güvence altına alınmaktadırlar. Otoriter ve totaliter rejimlerde ise meslek örgütleri halkın ve meslektaşlarının yararına tutum aldıklarında iktidarlar tarafından hedef tahtasına yerleştirilmektedir.

    TTB, Anayasal güvenceye sahip kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olması nedeniyle, hekimlik mesleğinin geliştirilmesi, hekimlerin haklarının korunması ve ortak ihtiyaçlarının karşılanması, meslek disiplininin sağlanması, hekimlerin birbirleriyle ve halkla ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin hâkim kılınması, kamu hizmetinin düzeyinin korunması gibi işlevler üstlenmiştir.

    Yine TTB, etik değerler ve bilimsel bilginin ışığında sağlığın fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik hali olduğundan hareketle;

    *Herkese ihtiyacı olan sağlık hizmetlerine parasız ulaşma hakkını,

    *Yeterli bilgi, deneyim ve becerinin kazandırıldığı çağdaş tıp ve tıpta uzmanlık eğitimini,

    *Şiddetten uzak, insancıl, güvenli, sağlıklı çalışma ortamını,

    *Madenlerde, işyerlerinde kâr hırsı, denetimsizlik ve gerekli önlemlerin alınmayışı nedeniyle ortaya çıkan iş cinayetleri ve meslek hastalıklarının önlenmesini,

    *Sağlıklı, yaşanabilir bir çevre hakkını,

    *Çocuk istismarının, kadın cinayetlerinin önlenmesini savunmaktadır ve bu taleplerin karşılanması için yıllardır mücadele etmektedir.

    “MÜCADELESİNE DEVAM EDECEKTİR”

    Halkın sağlığı, hekimlerin hakları, toplum yararı için kılını kıpırdatmayanların TTB’nin ve meslek örgütlerinin yasaları için; gelecekleri için tek bir söz etmeye hakkı yoktur.

    TTB, tarihinin her döneminde olduğu gibi bugün de hekimler için hekimlerle birlikte mücadelesine devam edecektir.

    TTB ve meslek örgütleri bizzat bu topraklardan ve Kurtuluş Mücadelesinden doğmuş Cumhuriyet’in kurumları olarak demokrasi ile büyümüştür. Bizler; bu tarihsel mirası taşıyarak, topluma ve hekimlere onların sağlığını, emeğini korumak için söz verdik. Dün olduğu gibi bugün de hiçbir iktidar bize geri adım attıramayacaktır.

    Hekimler Susmaz, TTB Susturulamaz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Meslek örgütlerinden TTB’ye destek: Gerçeği söylemekten vazgeçmeyeceğiz – VİDEO

    Meslek örgütlerinden TTB’ye destek: Gerçeği söylemekten vazgeçmeyeceğiz – VİDEO

    PİRHA – Çok sayıda meslek örgütü, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına ilişkin Ankara’da basın açıklaması yaptı. Hiçbir somut gerekçenin olmadığına vurgu yapılarak, “Türk Tabipleri Birliği’nin örgütsel bütünlüğüne ve seçimle oluşan yapısına yargı eliyle müdahale yapılmaya çalışılmaktadır” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına dair 30 Kasım’da görülecek davaya ilişkin meslek örgütleri, ortak basın açıklaması yaptı.

    Ankara Tabip Odası’nda yapılan açıklamaya Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Ankara Tabip Odası ve Ankara Diş Hekimleri Odası temsilcileri katıldı.

    Açıklamanın yapıldığı salona “Türk Tabipleri Birliği örgütsel bütünlüğüne yapılan müdahaleyi kabul etmiyoruz” pankartı asıldı.

    “YARGI ELİYLE MÜDAHALE”

    Ortak basın açıklamasını DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün okudu.

    30 Kasım’da görülecek davanın karar duruşması olabileceğine değinen Görgün, “Emek meslek örgütleri gerçeği söylemeye devam edecektir” dedi. Görgün, açılan davanın geri çekilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Emek meslek örgütlerine yönelik baskı, sindirme, etkisizleştirme değişik tutum ve müdahaleler zaman zaman kendini göstermektedir. Yetki kısıtlaması, yasal düzenlemeler/ düzenleme tehditleri, mali açıdan zayıflatma ve diğer uygulamalar sürekli gündeme getirilmektedir.

    Son olarak, anayasadan gücünü alan 70 yıllık mesleki örgütü Türk Tabipleri Birliği’nin Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması için düzenlenen davaname yaklaşık bir yıldır devam etmektedir.

    Hiçbir somut gerekçeye dayanmayan, amacı dışında faaliyet gibi karşılığı olmayan bir suçlama ile Türk Tabipleri Birliği MK ve tabip odalarından oluşan örgütsel bütünlüğe ve seçimle oluşan yapısına yargı eliyle müdahale yapılmaya çalışılmaktadır.

    Türk Tabipleri Birliği’ne yapılan müdahale girişimi, aynı zamanda diğer emek meslek örgütlerine de mesaj niteliğindedir. Demokratik ülkelerde görülmeyen bir şekilde ülkemizin nitelikli emeğin temsilcisi kurumlar değersizleştirilmeye, etkisizleştirmeye çalışılmaktadır.

    Üyelerine ve ülkeye karşı sorumluluk duygusuyla hareket eden emek meslek örgütleri, her türlü baskı ve zor karşısında gerçeği söylemekten vazgeçmeyecektir.

    Bu gerekçelerle Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin kendi denetim mekanizmasının ötesinde somut olmayan gerekçelerle ve son dönemde sıkça başvurulan yargı eliyle etkisizleştirme ve suç isnat etme uygulamasını kabul etmiyor, açılan davanın bir an önce geri çekilmesini talep ediyor, 30 Kasım’da TTB MK ile yan yana olacağımızı ifade ediyoruz.”

    “MÜCADELEDEN GERİ KALMAYACAĞIZ”

    Ortak açıklama sonrası söz alan Ankara Diş Hekimleri Odası Başkanı Serkan Er, “Yaşadığımız hukuksuzlukları yakın zamanda Anayasa Mahkemesi ile ilgili tartışmalarda bir kez daha gördük. Umarız TTB davasında istediğimiz gibi bir sonuç çıkar” dedi.

    TMMOB adına söz alan Seyit Ali Korkmaz ise “Ismarlama bir dava neticesinde, ‘bize biat etmeyeni cezalandırırız’ denilmekte. Elimizi vicdanımıza koyarak diyoruz ki bu karar ısmarlama bir davanın sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Bu dava tek adam rejiminin istemi sonucunda ortaya çıkacaktır. Bizler toplumun vicdanını temsil eden meslek örgütleriyiz. ‘Kral çıplak’ demekten asla vazgeçmeyeceğiz. Mücadeleden geri kalmayacağız” diye konuştu.

    “BU DAVA BİZİM NAZARIMIZDA YOK HÜKMÜNDEDİR”

    KESK Ankara Şubeler Platformu Sözcüsü İbrahim Kara da emek ve meslek örgütlerine yönelik saldırıların adım adım sürdüğünü belirterek şöyle devam etti:

    “Özellikle tek adamın hamleleriyle karşı karşıya kalıyoruz. TTB, hem hekimlerin özlük haklarına dair talepleri dile getiriyor hem de halkın sağlık hakkı adına da mücadele yürütüyor. İktidar, şimdi bu meslek örgütlerini itibarsızlaştırmaya çalışıyor. KESK de siyasi iktidarların faşist politikalarına maruz kalmakta. TTB’nin yanında olup dayanışmayı büyüteceğiz. Bu haksız yargılamaların son bulması için çaba göstereceğiz. Herkesin kol kola gelip bu faşist iktidarın son bulması için elimizden gelen çabayı sergileyeceğiz.”

    ATO Başkanı Muharrem Baytemür ise “Demokratik ülkelerde meslek örgütleri güçlü yapılarıyla önem çeker. Otoriter yapının arttığı dönemlerde, örneğin 12 Eylül sürecinde ve son 22 yıldır bu baskıları yaşıyoruz. Yoğun bir yetki gaspı söz konusu. TTB gibi örgütlerde yoğun birikim var. TTB, halkın ve ülkesinin yanındadır. O nedenle bu dava bizim nazarımızda yok hükmündedir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cebeci Sıhhiye Hattında Tıbbiyeliler’ fotoğraf sergisinin açılışı yapıldı – VİDEO

    ‘Cebeci Sıhhiye Hattında Tıbbiyeliler’ fotoğraf sergisinin açılışı yapıldı – VİDEO

    PİRHA-Ankara Tabip Odası (ATO), Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında “Cebeci Sıhhiye Hattında Tıbbiyeliler” başlıklı fotoğraf sergisi düzenledi.

    Ankara Tabip Odası’nın düzenlediği serginin açılışı, Ankara Rahmi M. Koç müzesinde gerçekleştirildi. Sergi, Cumhuriyet sonrası tıp eğitimini modernleştirmek adına atılan adımlardan bir kesit sunuyor. Çoğunlukla Ankara Tabip Odası üyelerinin albümlerinden derlenen, bugün bir belge değeri kazanan fotoğraflar Ankara’nın geçmişine ait izler taşımakta.

    “AİLE ALBÜMLERİNDE KALAN FOTOĞRAFLARI DERLEDİK”

    ATO Basın Danışmanı ve serginin tasarımlarını yapan Sibel Durak, aile albümlerinde gün yüzüne çıkmayan fotoğrafları derlemeye çalıştıklarını vurgulayarak, “Bu serginin hazırlanması yaklaşık 5 aylık bir süreç aldı. Bu süre bize meslek örgütlerinin önemini gösteriyor. Albümlerini bize açan sağlık çalışanlarına teşekkür ederim. Biz arşivlerden ziyade aile albümlerinde kalan fotoğrafları derlemeye özen gösterdik” diye ekledi.

    Sergi düzenleyicilerinden Özgür Ceren Can ise “Bu fotoğraflarda günlük detaylar olmak üzere bir çok alandan izler bulunuyor. Bu fikrin bizim müzemiz ile çok örtüştüğünü hissettik. Beni en çok heyecanlandıran şey bu fotoğraflarda pırıl pırıl gülümseyerek kendilerine ve mesleklerine değer veren doktorlarımızla karşılaşmaktı”

    Fotoğraflar, 23 Eylül-08 Ekim tarihleri arasında Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergilenecek.

    ANKARA/PİRHA

  • Uğurlu’ya kamudan ihraç talebi: ‘Dr. Ayşe Uğurlu’ya uygulanan siyasal bir şiddettir’

    Uğurlu’ya kamudan ihraç talebi: ‘Dr. Ayşe Uğurlu’ya uygulanan siyasal bir şiddettir’

    PİRHA-Ankara İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “devlet memurluğundan çıkarma” istemiyle Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilen Dr. Ayşe Uğurlu’ya sağlık emek örgütleri sahip çıktı.

    Üç yıl önce açlık grevlerinde ölümlerin önlenmesi çağrısıyla düzenlenen bir basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle iki ay süreyle açığa alınan Ankara Tabip Odası önceki dönem Yönetim Kurulu üyesi ve TTB İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu; bu defa da Ankara İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “devlet memurluğundan çıkarma” istemiyle Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildi.

    Ankara Tabip Odası (ATO) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, “Dr. Ayşe Uğurlu Yalnız Değildir” diyerek 18 Eylül 2023 günü Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasına TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Vedat Bulut ve Merkez Konseyi üyesi Dr. Onur Naci Karahancı da katıldı.

    “TÜRKİYE ANAYASIZLIK REJİMİNE SÜRÜKLENİYOR”

    Ortak basın açıklamasını SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Sabiha Akdeniz Günay okudu. Dr. Ayşe Uğurlu’nun, hedef haline getirilmesine sebep olan açıklamada hekimlik mesleğinin etik ilkeleri uyarınca hareket ettiğinin altını çizen Akdeniz Günay, Türkiye’nin imzacısı olduğu pek çok uluslararası sözleşmenin yaşam ve sağlık haklarını hatırlattığını kaydetti.

    Açıklamada konuşan ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Onur Erden, “Bir hekim doğal olarak bir insan hakları savunucusudur. Dr. Ayşe Uğurlu aslında hekimlik yapmıştır, yaşamı savunmuştur. Bu bir suç değil, yegane görevimizdir. Dr. Ayşe Uğurlu’ya uygulanan siyasal bir şiddettir” diye konuştu.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de, iktidarın OHAL süreciyle birlikte Türkiye’yi bir anayasasızlık rejimine sürüklediğini, buna bağlı olarak uluslararası sözleşmelere aykırı uygulamaların ve muhalif kesimlere yönelik baskının tırmandırıldığını söyledi. Sağlık alanında “Emek Bizim, Söz Bizim” eylem sürecindeki birlikteliğe dikkat çeken Bozgeyik, Anayasa’ya aykırı bu uygulamalara karşı da hep birlikte mücadele edeceklerini dile getirdi.

    TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Vedat Bulut ise, TTB’nin girişimleri sonrası aralarında Dünya Tabipleri Birliği’nin de olduğu uluslararası örgütlerin Dr. Ayşe Uğurlu ile ilgili süreci takip ettiğini aktardı. Bu hukuksuz uygulamadan bir an önce geri dönülmesi çağrısı yapan Bulut, “Biz mücadelede hep birlikte olacağız. Dr. Ayşe Uğurlu’nun onurumuz olduğunu her yerde haykıracağız” dedi.

    “İNSAN HAKLARI MÜCADELESİNDEN HİÇBİR KURUM BENİ UZAKLAŞTIRAMAZ “

    Basın açıklamasında konuşan Dr. Ayşe Uğurlu ise hekimlik yaptığı 33 yıl boyunca iyi hekimlik değerlerini ve insan haklarını gözettiğini belirterek hakkında herhangi bir adli soruşturma olmaksızın idari bir soruşturma yürütülmesinin hukuksuzluğuna dikkat çekti. Uğurlu sözlerini şöyle noktaladı: “Haksız ve hukuksuz uygulamadan bir an önce vazgeçilmesini, iyi hekimlik değerleriyle yeniden görevime dönmeyi istiyorum. İnsan hakları mücadelesinden hiçbir kurum beni uzaklaştıramaz!”

    Basın açıklaması, “Ayşe Uğurlu onurumuzdur” sloganıyla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Uzmanlar, MKE’de durmak bilmeyen iş cinayetlerine dikkat çekti!-VİDEO

    Uzmanlar, MKE’de durmak bilmeyen iş cinayetlerine dikkat çekti!-VİDEO

    PİRHA-Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) fabrikalarında 2 ayda yaşanan 2 patlamaya ilişkin Ankara’da açıklama yapıldı. MKE fabrikalarında teknik altyapı yatırımlarının yapılmadığının belirtildiği açıklamada, “Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak her işçinin hakkıdır” denildi.

    MKE’ye ait Ankara Elmadağ’daki dinamit atölyesinde 5 işçinin öldüğü patlamanın üzerinden henüz 38 gün geçmişken 18 Temmuz’da ise Kayaş’taki fabrikada bir patlama daha yaşandı. Son patlamada 4 işçi, vücudunun çeşitli bölgelerinde Kimyasal yanıklar sebebiyle ağır yaralandı. MKE’deki iş kazalarına ilişkin Ankara’daki sendika ve sivil toplum örgütleri, basın açıklaması yaptı.
    Ankara Tabip Odasında yapılan basın açıklamasına İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu, DİSK, Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ile Türk Tabipleri Birliği temsilcileri katıldı.

    “YILLARDIR MEYDANA GELEN İŞ CİNAYETLERİ”

    Basın açıklaması öncesinde Suruç’ta IŞİD tarafından katledilen 33 yurttaş anıldı.

    Ortak kaleme alınan açıklamayı okuyan İşyeri Hekimliği ve İşçi Sağlığı Komisyonu Başkanı Buket Gülhan, MKE fabrikalarında teknik altyapı yatırımlarının yapılmadığı konusuna işaret etti. Gülhan, MKE’nin kurulduğu günden buyana hiçbir teknolojik gelişme göstermediğini belirterek şunları söyledi:

    “Patlama Kapsül Fabrikası’nda AR-GE faaliyetlerinin yapıldığı atölye bölgesinde, fosforun alevlenmesi ve diğer prototiplere sıçraması sonucu gerçekleşti. MKE Kapsül Fabrikası’na üretim ve denetimin modernizasyonuna yönelik teknik altyapı yatırımlarının yapılmadığı biliniyor. Basına yansıyan haberlere göre “iş güvenliği müdürü Mart ayında EYT’li olduğu için ayrıldı, üç ay boyunca yerine atama yapılmadı ve birim kapalı kaldı”. 10 Haziran’da Elmadağ’daki MKE tesisinde 5 işçinin yaşamını yitirdiği patlamadan iki gün sonra iş güvenliği birimi yeniden kuruldu. Kamuya bağlı MKE’de 1986, 1988, 1997, 2008, 2012, 2013, 2018, 2022 yıllarında çeşitli patlamalarda onlarca işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi ve yaralandı. AKP iktidarı döneminde; 2008 yılında Kırıkkale Makine Kimya Endüstrisi Barut Fabrikası’ndaki patlamada 3 işçi, 2012 yılında Yahşihan’da Mühimmat Ana Depo Komutanlığı Ayırma ve Ayıklama Tesisindeki patlamada 4 işçi, 2013 yılında Elmadağ Barutsan Roket ve Patlayıcı Fabrikası’ndaki patlamada 2 işçi, 2018 yılında yine aynı fabrikada 1 işçi, bu yıl Haziran ayında Elmadağ’daki patlamada 5 işçi yaşamını yitirmişti. Çok sayıda işçi de yaralandı. MKE bünyesindeki tesislerde çok ağır ve çok tehlikeli bir iş yapılmasına rağmen kurulduğundan bu yana neredeyse hiçbir teknolojik değişiklik görmemiştir. Daha önceki patlamalardan sonra hazırlanan raporlardan bilindiği üzere; mekanik, elektronik ve pnömatik cihaz, kumanda sistemleri ve ekipmanlarının çoğu ya yıpranmış ya eskimiştir. Modern hale getirilmeyen teknik ve eksik denetimlerle üretime devam etmek, fabrikalarda ve atölyelerde işin tehlike derecesine göre mekânsal organizasyonların ve işgücü planlamasının yapılmaması, yeterli ve prosedürlere uygun koruyucu ekipman tedarik edilmemesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarını ortadan kaldırmaktadır. Yangın ve patlama gibi olaylar kimyasal maddelerin depolandığı, taşındığı ve üretildiği ortamlarda öne çıkan risklerdir. Tesisin statüsü nasıl oluşa olsun bir “Yangın Önleme Programı”nın olması gereklidir. İlgili Mevzuat ve Standartların gereklerini yerine getirmekle birlikte daha sıkı güvenlik önlemleri alınmalıdır.

    “NE YAŞANIRSA YAŞANSIN, ÇARKLAR DÖNSÜN ANLAYIŞI VAR”

    MKE’de yıllardır meydana gelen ihmaller, patlamalar, iş kazaları ve iş cinayetleri, Türkiye’deki emek rejiminden despotik karakterinden bağımsız değildir. Ne yaşanırsa yaşansın “çarklar dönsün” anlayışıyla devam eden, emeğin sendikal hak ve özgürlüklerini yok sayan, sömürüyü her alanda yoğunlaştıran mevcut emek rejimi, daha fazla üretim ve ciro baskısı için işçilerin canını hiçe saymaktadır. Bilhassa emek yoğun sektörler olmak üzere, çalışma sürelerinin uzamasından, çalışma koşulları ve işyükünün ağırlaşmasından, güvencesizlik ve esnek çalışma biçimleri artmasından kazançlı çıkan sadece iktidar ve patronlardır. Kamuyu özel sektör gibi gören, kurumların yapısını ve kadroları kâr-zarar hesaplarına göre dizayn eden politikalar sonucunda İSG denetimlerinin liyakatsiz firmalara yaptırılması, OSBG anlayışının yerleşmesi, yeni işe alınan tecrübesiz personele yeterli mesleki eğitim ve donanım verilmeden tehlikeli üretim süreçlerine dâhil edilmesi, yeni patlamalara, iş kazalarına ve iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır.

    “CEZALARIN CAYDIRICILIĞI ARTTIRILMALI”

    Atılması gereken adımlar bellidir: Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak her işçinin hakkıdır. İSG faaliyetlerinin sağlanması öncelikle devletin ve işverenin görev ve sorumlulukları arasındadır.
    Kamu ve özel fark etmeksizin tüm işyerlerinde denetimler eksiksiz yapılmalıdır. İşçilerin sağlığı ve canı açısından tehlike arz eden durumlar karşısında idari para cezaları uygulanmalıdır.
    İş kazaları sonucu yargılamalar taksir-bilinçli taksir çerçevesinde değerlendirmeden çıkarılmalı, cezaların caydırıcılığı artırılmalı, patronları ve failleri koruyan cezasızlık kültürünün önüne geçilmelidir. Çalışma yaşamının düzenlenme aşamalarında, ÇSGB dışında, Sağlık Bakanlığı, üniversitelerin ilgili birimleri, sendikalar, TTB ve TMMOB’nin yer aldığı bağımsız, kamu yararına çalışan heyetler ve bilimsel kurullar oluşturulmalıdır. Sendikalar, örgütlü olduğu ya da olmadığı işkolundaki tüm işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda denetim yapabilmeli, önerileri ve talepleri yetkili mercilerce dikkate alınmalıdır. Esnek ve kuralsız çalışmayı, geçici iş ilişkisini, taşeronlaştırmayı yasal hale getiren, kıdem tazminatlarını, fazla mesai ücretlerini, sendikal hak ve yetkileri budayan, İSİG’i işveren yükümlülüğü olarak görmeyen, örgütlülük önüne engeller koyan tüm yasal düzenlemeler iptal edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Akıllı, CHP’nin sandık güvenliği stratejisini anlattı: 4-5 kişi sandık gözlemcisi olacak-VİDEO

    Akıllı, CHP’nin sandık güvenliği stratejisini anlattı: 4-5 kişi sandık gözlemcisi olacak-VİDEO

    PİRHA – CHP Ankara İl Örgütü Başkanı Ali Hikmet Akıllı, 28 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde sandık güvenliği konusundaki hazırlıklarını anlattı. Akıllı, “Maalesef dünyanın başka bir yerinde yaşanmayan bir şeyi yaşıyoruz. Sandığı güvene almak gibi bir kaygımız var. Dolayısıyla sandık görevlisi dışında 4-5 kişi daha sandık başlarında gözlemci olacak” diye belirtti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara İl Başkanı Ali Hikmet Akıllı, sandık güvenliği konusunda yapılan hazırlıkları PİRHA’ya anlattı.

    Her seçim sürecinin kaçınılmaz başlığı olan ‘Sandık güvenliği’ için CHP, önceki dönemlere kıyasla nasıl bir yol kat etti, Ali Hikmet Akıllı’dan dinledik.

    “ATO’YU BU DEFA YENİ BAŞTAN ORGANİZE ETTİK”

    Ankara örgütü olarak 14 Mayıs seçimlerinde, ıslak imzalı sandık sonuç tutanaklarına ulaşma konusunda istenen başarıyı aldıklarını belirten Akıllı, “Bu başarıyı sıfır eksikle yaptığımızı belirtelim” diye de ekledi. 14 Mayıs’ta her sandıkta bir görevlinin yer aldığını belirten Akıllı, şimdi daha da geliştirilmiş bir yöntemle görev yapacaklarını anlattı.

    Ali Hikmet Akıllı, Ankara Ticaret Odası’ndaki (ATO) sayımlarda usulsüzlük yaşandığını belirterek şunları söyledi:

    “14 Mayıs seçimlerinde elbette sorunlar olmadı değil. Her sandık görevlisi veya müşahit, aynı duyarlılık ve beceriyle görevlerini yapamamış olabilir. Problemli yerler oldu. Ama orada da Avukat arkadaşlarımız ciddi müdahalelerde bulundular. Ankara örgütü ilk defa 1200 avukatla bu seçimde sahadaydı. Ankara’nın 25 ilçesinde 1200 Avukat arkadaşımız önemli bir görev yaptı.

    Ankara’daki en büyük problemimiz ATO’da yapılan sayımlarla ilgiliydi. Orada ciddi sorun yaşandı. Özellikle iktidar partisi mensuplarının orayı resmen terörize ettiği bir ortamda sandık görevlilerimizi veya gözlemcilerimizi neredeyse yıldırdıkları bir sonuçla karşılaştık. Orada bir takım aksaklıklarımız oldu. Orası bir de sınırlı bir alan, yani giriş çıkışları sınırlı. Dolayısıyla yardım göndermek de pek mümkün olmuyor. O yüzden ATO’yu bu defa yeni baştan organize ettik. Aksaklıkları göz önünde bulundurarak bu seçimde aksaklıkların olmayacağını umuyoruz demiyorum, yaşanmayacağından eminiz o kadar ciddiye aldık. Bu sefer Ayrıca 8 Milletvekilimiz ATO’da sürekli olarak görev yapacak ve oradan ayrılmayacaklar. Daha başarılı bir sonuç çıkaracağız.”

    “ÖNCELİĞİMİZ MOBİL VERİ OLACAK”

    Ali Hikmet Akıllı, 28 Mayıs seçiminde, sayım sonuçlarını erken almak için özel bir gayretin olacağını belirtti. CHP Ankara İl Başkanı Akıllı, geliştirdikleri mobil uygulamanın nasıl işleyeceği konusunda da şu bilgileri paylaştı:

    “Mobil uygulama üzerinden veri toplama işini biraz daha önceleyeceğiz. Biz örgütler genel olarak doğru sonuca odaklanırız. Bu doğru sonuç nedir? Islak imzalı sandık sonuç tutanağıdır. Eğer o tutanak elinizde olmazsa yapacağınız itirazın bir anlamı yok. Çünkü itirazın sadece dayanağı o olabiliyor. 14 Mayıs seçiminde ıslak imzalı sandık sonuçlarını toplama ilk asıl hedefimizdi ama bu seçimde mobil veri biraz daha önde olacak. Bir uygulamamız var ve bu uygulama ile okul sorumluları ya da gözlemciler, kendi sandıklarında kullanılan oyları daha ıslak imzalı sandık sonuç tutanağı ilçeye ulaşmadan, hemen okullardaki sonucu doğrudan genel merkezimizin sistemine girecekler. Bu seçimdeki ilk hedefimiz öyle olacak. Tabii internet problemi olan köyler de var. Ankara’da toplamda 924 köy var. Bunların bir kısmında değil internet telefon bile çekmiyor. O yüzden o bölgelerde bazı aksamalar yaşanabilir ama onları da hızlı bir biçimde telefon trafiği ile en azından çözmeye çalışacağız.”

    HER SANDIKTA EN AZ 3 GÖREVLİ OLACAK!

    924 köye karşılık kaç görevlinin Ankara’da Sandık başında olacağını da açıklayan Avukat Ali Hikmet Akıllı, “924 köyde 1000’in üzerinde görevli vardı. Bu sefer bu sayıyı 2000’e doğru çıkarmak istiyoruz. Kimi köylerde 50 ya da 100 oy çıkıyor. Buralarda dahi en az 2 kişi olacak. Özellikle Metropol ilçelerimizde Gölbaşı ve Pursakları da dahil ederek söylüyorum, buralardaki sayı da 3-4’ün altında görevli olmayacaktır” diye belirtti.

    “DEMOKRATİK ÜLKELERDE BÖYLE BİR ŞEY YOK”

    Görevli atanamayan, boşta kalan hiçbir sandığın söz konusu olmadığını söyleyen Ali Hikmet Akıllı, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Sandık görevlerimizin tamamını netleştirdik ve cuma günü İlçe Seçim Kurulları’na teslim ettik. Sandık kurullarında bir eksiğimiz yok. Fakat geçmiş deneyimlerimiz de gösteriyor ki sadece sandık görevlisi tek başına yetmiyor. 2 ya da 3. göz gerekiyor. Çünkü hareketli bir alan, aynı anda çok işlem yapılıyor. Dolayısıyla birden fazla gözün orada olması lazım. Bir de tabii seçim bölgesinde psikoloji önemli. Oradaki arkadaşlarımızın da kendini güvende hissetmesi lazım. Maalesef dünyanın başka bir yerinde yaşanmayan bir şeyi seçimlerde yaşıyoruz. Sandığı güvene almak gibi bir kaygımız var. Dünyanın demokratik ülkelerinde böyle bir şey yok. Dolayısıyla maksimum sayıda sandık görevlisi dışında 4-5 kişi daha sandık başlarında olacak.”

    SANDIK GÜVENLİĞİ KONUSUNDAKİ RAHATSIZLIĞIN NEDENİ!

    Ali Hikmet Akıllı, Oy ve Ötesi gibi grupların iktidarın baskısı altında olmasını da eleştirdi. Akıllı, söz konusu baskının arka planını şöyle yorumladı:

    “Oy ve Ötesi, Türkiye Gönüllüleri gibi çok sayıda grup, bu seçimlerde bize destek vermeye devam ediyor. Sandıktan bir şeyi kaçırmayı düşünmeyen, iyi niyetli olan bir kimse, niye birilerinin bu sandık güvenliği için çaba göstermesinden rahatsız olur? Niyeti kötü ki bu tür takviye güçlerden rahatsız oluyorlar. Kimse endişe etmesin. Sonuçta bu arkadaşlarımız sandığa gittiklerinde herhangi bir siyasi parti adına iş yapıyorlar. Bize gelen arkadaşlarımız da partinin verdiği belgelerle görev yapıyorlar. Dolayısıyla onlar da bizim görevlimiz. Arkadaşlarımızın yapılan tehditlere hiç kulak asmamalarını diliyorum.”

    “SANDIK GÜVENLİĞİNİ TARTIŞMAK, SEÇMENİ SANDIKTAN SOĞUTABİLİR”

    Yurttaşlara “Sandığa gidin” çağrısı yapan Ali Hikmet Akıllı, “Biz sandıkları koruyacağız. Sandık güvenliğini tehdit eden her unsura karşı önlem almak için her şeyi yapıyoruz. Şunu da biliyoruz bu sandık güvenliğini çok tartışmak, seçmeni sandıktan soğutabilir. Bu yüzden özellikle bu meseleyi tartışan basın mensuplarından ya da konunun uzmanlarına bu konularda biraz daha dikkatli olmalarını rica ediyoruz. Elbette eksiklikleri, aksaklıkları söyleyelim; önlem alınması gereken noktaları söyleyelim ama söyleminiz ‘çalınıyor nasıl olsa’ algısı yaratacak boyuta gelmemeli. Seçmeni sandıktan soğutmamalıyız” diye belirtti.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Hacettepe Tıp Fakültesi öğrencileri: Uzaktan eğitim istemiyoruz, üniversiteme dokunma!

    Hacettepe Tıp Fakültesi öğrencileri: Uzaktan eğitim istemiyoruz, üniversiteme dokunma!

    PİRHA – Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararını protesto etti.

    Yükseköğretim Kurumu’nun, Maraş merkezli deprem ardından “uzaktan eğitim” kararına Ankara’dan tepki yükseldi. Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin eylemine Ankara Tabip Odası (ATO) da destek verdi.

    Basın açıklamasını okuyan Hacettepe Tıp öğrencisi Eray Peker, öğrenci yurtlarının depremzedelerin kullanımına açılması ve üniversitelerde eğitime uzaktan devam edilmesi kararının ivedilikle gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “YÜZ YÜZE EĞİTİMİN YERİNİ TUTMAZ” 

    Eray Peker “Ülkemizin, barınma sorununu, öğrenci yurtlarından daha öncelikli olarak çözebilecek birçok olanağı vardır” dedi. Özellikle deprem bölgesinde yaşayan öğrencilerin uzaktan eğitim almasının mümkün olmadığını söyleyen Peker, uzaktan eğitimin hiç bir zaman yüz yüze eğitimin yerini tutamayacağının altını çizdi. Peker, yaşananları eğitimsizliğin ve sorumsuzluğun acı bir sonucu olarak tanımlarken “Bu sorunun en iyi çözümü, üniversitelerdeki nitelikli, bilimsel eğitimle olacaktır. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Biz buna yürekten inanıyoruz. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, cehlin yıktığını irfanla yapacağız!” diye konuştu.

    “ÜLKEMİZİ UMUTSUZLUĞA SÜRÜKLEMEYİN”

    ATO Genel Sekreteri Dr. Mine Coşkun ise yaptığı konuşmada “1999 depreminden sonra yurttaşların verdiği vergiler sebebiyle yeniden yapılaşma sürecinin farklı olacağını umuyorduk. Gördük ki hiç bir şey farklı olmamış. Yeni yapılarda da çok fazla hasar var. Kurtarma çalışmalarındaki eksiklikler sebebiyle de çok sayıda canımızı yitirdik. COVID-19 döneminde eğitimi askıya alınan ve henüz yaralarını sarmaya çalışarak birbirleriyle buluşan öğrencilerin bu dönemde yine uzaktan eğitime mahkum edilmesinin çok zararı olacağına inanıyorum. Üniversite eğitimi aslında her şeydir. Üniversitede eğitimin ötesinde buradaki amaç rutine dönmek ve öğrencilerin bir arada olarak yaralarını sarması ve dayanışmalarıdır. Tekrar sesleniyoruz. Uzaktan eğitimi seçenek olarak görmeyin. Yapılacak çok şey varken bu kararla ülkemizi umutsuzluğa sürüklemeyin” ifadelerini kullandı.

    “KAPATILAN HASTANELER BOŞ DURUYOR”

    ATO Başkanı Dr. Muharrem Baytemür ise yaşananların “eğitimsizliğin, liyakatsizliğin, hırsızlığın, yolsuzluğun ve köhnemiş bir ideolojinin ülkemize giydirilmesinin bir sonucu” olduğunu ifade etti. Üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesinin yanlış bir karar olduğunu herkesin bildiğini vurgulayan Dr. Baytemür “Eğitimli kesimin hedef alınmasının bir sonucudur. İlk etapta eğitim hedef gösterilmektedir. Şehir hastaneleri açıldığı için kapatılan hastaneler boş duruyor. Numune Hastanesi, Yüksek İhtisas Hastanesi, Fizik Tedavi Hastanesi gibi birçok hastane var” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ATO ve TTB: Halkın sırtına 25 yıl yük olacak bir hastane daha açıldı!-VİDEO

    ATO ve TTB: Halkın sırtına 25 yıl yük olacak bir hastane daha açıldı!-VİDEO

    PİRHA – Ankara Tabip Odası (ATO) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), faaliyete giren Etlik Şehir Hastanesi’ne ilişkin yaptığı basın açıklamasında “Kaos sürüyor” diyerek sağlık hizmetlerinin yönetilemediğini duyurdu.

    Bilkent Şehir Hastanesinin ardından 28 Eylül’de faaliyete giren Etlik Şehir Hastanesine de hekimlerden itiraz geldi. Zübeyde Hanım Kadın Doğum Hastanesi’nin yerine inşa edilen Etlik Şehir Hastanesi için Ankara Tabip Odası’nda basın açıklaması yapıldı.

    “Etlik Şehir Hastanesi bitmeyen kaos” yazılı pankart açan hekimler, yaptıkları açıklamada Türkiye’nin 14. Kamu Özel Ortaklığı (KÖO ) ile yapılan Etlik Şehir Hastanesi’nin henüz tamamlanmadan açıldığına vurgu yaptı.

    “TAM BİR BELİRSİZLİK VE KAOS ORTAMI”

    ATO ve TTB adına ortak yapılan basın açıklamasını ATO Genel Sekreteri Dr. Mine Coşkun yaptı. Halkın sırtına 25 yıl yük olacak bir hastane açıldığını ifade eden Mine Coşkun, şunları söyledi:

    “Etlik Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla uzun süredir gündemde olan beş hastane kapatılacak/taşınacaktı. Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca 21 Eylül 2022 tarihinde yine Twitter’dan bir paylaşımda bulunarak, ‘hastanelerin kapatılacağına yönelik iddiaların asılsız olduğunu, hiçbir hastanenin kapatılmayacağını ve gurur duyulacak yeni bir hastanemiz olduğunu’ ifade etti. Akabinde aynı gün SB Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bir genelge yayınladı. Genelgede, ‘günümüz değişen sağlık ihtiyaçları ve pandemi sürecinin devam etmesi hususları dikkate alınarak yapılan yeniden değerlendirme neticesinde sağlık hizmet sunumu planlamalarında revizyona gidilmiştir’ denilerek kapatılması planlanan beş hastaneye ilişkin yeni bir tasarrufta bulundu.

    Bundan sonra yaşananlar ise tam bir belirsizlik ve kaos ortamı oluşturmuştur.

    Kapatılmayacak denilen Onkoloji Hastanesi’nden 75’i hekim olmak üzere çok sayıda çalışanın Etlik Şehir Hastanesi’ne geçici görevi çıkarılmış, kimi malzemeler götürülmüş, ancak bir gün sonra (açılış sonrası) Onkoloji Hastanesinden giden bütün personelin geçici görevi iptal edilerek tekrar hastanelerine dönmüştür. Şehir Hastanesinde yalnızca Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi’nden giden üç uzman ve iki hemşire kalmıştır.

    Ulucanlar Göz Hastanesi hekim ve sağlık çalışanları Etlik Şehir Hastanesi’ne nakledilmiş, Ulucanlar’a Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nden göz uzmanları ve sağlık çalışanları görevlendirilmiştir. Bugün edindiğimiz bilgi ise Ulucanlar personelinin bir kısmının tekrar eski görev yerlerine gidecekleri ve hastanenin kapatılmasından vazgeçildiği yönünde.

    Bu arada Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeni göreve başlayan 10 pratisyen hekimin statüsü düşürülen Sami Ulus Hastanesi acil servisine görevlendirilmesi söz konusu. Son bilgi ise Eğitim ve Araştırma Statüsünün tekrar verileceği yönünde.

    Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Hastanesi’nin Eğitici kadrosunun ve asistanlarının durumu ise tam bir belirsizlik halindedir.

    Dışkapı EAH hekim ve sağlık çalışanları ise Etlik ve Dışkapı arasında mekik dokumaktalar.

    “SAĞLIK HİZMETİNİN CİDDİ ŞEKİLDE AKSAMASINA NEDEN OLMAKTADIR”

    Biz bu açıklamayı yazarken yeni bir genelge yayınlandı;

    Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından son yayınlanan 27 Eylül 2022 tarihli yazı ile de bu kez, Ulucanlar Göz Hastanesi’ne tekrar müstakil hastane statüsünün verildiği, Ulucanlar Göz Hastanesi, Etlik Zübeyde Hanım, Dışkapı Yıldırım Beyazıt ve Sami Ulus hastanelerinin kısmen Etlik Şehir Hastanesi’ne taşınacağı ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi vasıflarının devam edeceği belirtiliyor.

    Şehir hastaneleri konusunda Türk Tabipleri Birliği’nin ülke genelinde yıllardır yürüttüğü mücadele, Ankara’da ise Ankara Tabip Odası’nın da bileşeni olduğu Hastanemi Açın Platformu (HAP ) ile Onkoloji Hastanesi Kapatılmasın Platformu’nun uzun süredir sürdürdükleri mücadele ses getirmiş, hastane kapatmalarının yarattığı sağlık hakkına yönelik sıkıntı kamuoyunda karşılık bulmuş ve çok önemli hastanelerimiz yara almakla beraber, şimdilik kaydıyla kapatılmaktan kurtulmuştur.

    Günlük değişen kararlar, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının olduğu kadar hastaların da başını döndürmekte, sağlık hizmetinin ciddi şekilde aksamasına, ameliyatların durmasına neden olmaktadır.

    Ankara’da bir değer ve gelenek oluşturan, kendi alanlarında özellikli ve nitelikli hizmet veren, sadece Ankara’nın değil bölgenin referans hastaneleri olan, yoksul halkın rahatça ulaşabildiği hastanelerin kapatılması yerine güçlendirmesi, yatırım yapılması gerekmektedir.

    Sağlık Bakanlığı hekimleri, sağlık çalışanlarını, vatandaşları ilgilendiren konularda açık ve şeffaf olmalıdır. Alınan kararlara ve planlamalara hekimler, sağlık çalışanları ve başta Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası olmak üzere Ankara’daki alanında uzman meslek örgütleri ve sağlık çalışanlarının sendikaları dahil edilmelidir.

    Bir kez daha ifade ediyor ve uyarıyoruz;

    Hastanelerimizi kapattırmayacağız, hekimlerimizin, sağlık çalışanlarımızın vatandaşlarımızın mağdur olmasına izin vermeyeceğiz!”

    PİRHA/ANKARA

  • İşyeri Hekimleri hükümete seslendi: Artık yeter, haklarımızı istiyoruz!

    İşyeri Hekimleri hükümete seslendi: Artık yeter, haklarımızı istiyoruz!

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği (İSİH) Kolu ile İşyeri Hekimleri Derneği (İYHD), işyeri hekimlerinin yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerini dile getirmek amacıyla birçok ildeki tabip odaları ile ortak basın toplantıları yaptı. İşyeri hekimleri, “Artık yeter! Ücretlerimizi düşürmeyi, işçiye ve iş ortamını düzeltmeye ayırdığımız ve zaten yetersiz olan süreyi kısaltmayı aklınızdan dahi geçirmeyin tam aksine hizmet sürelerimizi artırın” dedi. 

    Türk Tabipleri Birliği İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimleri Kolu ve İşyeri Hekimleri Derneği tarafından “Artık Yeter! İşyeri Hekimleri Olarak Sorunlarımıza Çözüm İstiyoruz” başlıklı basın toplantısı yapıldı.

    TTB’deki basın toplantısında konuşan TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Vedat Bulut, neoliberal politikaların bir ürünü olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın emekçiler için ne anlama geldiğinin pandemide daha net görüldüğünü söyledi. İşçilerin çalışmaya, kalabalık vardiya-servis düzenlerine zorlandığını hatırlatan Bulut, bu dönemde büyük önem taşıyan İşyeri Hekimliğinin Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri’nin (OSGB) rant ile kuşatıldığını ifade etti. Mücadeleden başka bir çözüm olmadığının altını çizen Bulut, çözüm önerilerini yakında TTB’nin de düzenleyicisi olduğu bir sempozyumda masaya yatıracaklarını belirtti.

    “İŞÇİ SAĞLIĞINI ÖNEMSEYEN MODEL OLUŞTURMAK TARİHSEL BİR GÖREVDİR”

    İYHD Yönetim Kurulu üyesi Dr. Figen Şahbaz ise işyeri hekimlerinin tedavi edici hizmet yürütmek, reçete yazmak, rapor vermek dışında; çalışanların, sağlıklarına uygun bir işe yerleştirilmelerini sağlamak, hasta olmalarını önlemek gibi görevleri olduğunu belirtti. İşyeri Hekimliğinin Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri modelinin yarattığı sorunlardan söz eden Şahbaz, “Kamusal, emekten ve bilimden yana, mesleki bağımsızlığı gözeten, işçi sağlığı ve güvenliğini önemseyen bir model oluşturmak tarihsel bir görevdir” dedi.

    “RANT ODAKLI YAPIYI DEĞİŞTİRMEK GEREK”

    Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Muharrem Baytemür de sağlık sistemindeki krizin bir sonucu ile karşı karşıya olduklarını dile getirdi. Sağlık hizmeti veren emekçilerin yaşadığı her sorunun, sağlık hakkına erişmeye çalışan hastalara yansıdığını kaydeden Baytemür, “OSGB’lerin rant odaklı yapısını değiştirmek, sağlıkta kamusallığı yeniden tesis etmemiz gerek” diye konuştu.

    “ÇALIŞMAKTAN YILDIK, YORULDUK”

    TTB İSİH Kol Başkanı Dr. Metehan Akbulut tarafından okunan ortak açıklama şu şekilde:

    “Artık Yeter!

    Biz işyeri hekimlerinin ücretleri tarihimizin en düşük seviyesine geriledi. Çalışma şartlarımız olağanüstü ağırlaştı ve iş güvencemiz ortadan kalktı. Maaşlarımız düzenli ödenmiyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primlerimiz ortak sağlık güvenlik birimleri (OSGB) tarafından eksik yatırılarak geleceğimiz gasp ediliyor. Kullandığımız araç ve akaryakıt harcamaları ile bilgisayar ve internet gibi giderleri kendimiz ödemek zorunda kalıyoruz. İzin hakkımızın kısıtlandığı, bakanlık tarafından yerinde ve etkili denetimlerin yapılmadığı ama en önemlisi de mesleki bağımsızlığımızın her geçen gün erozyona uğratıldığı bir ortamda çalışmaktan yıldık, yorulduk.

    340 bin işyerinde görev yapan 14 bine yakın işyeri hekimi olarak sorunlarımızı anlatmaktan yorulduk, artık çözüm istiyoruz!

    Bugün bu sorunların yanında işçi sağlığı alanını gelecekte nelerin beklediğini de konuşmak ve buna uygun politikalar geliştirmek zorundayız. Türkiye’de önümüzdeki on yıllarda çalışan nüfusun değişimine paralel olarak (çalışan nüfusun yaşlanması, kronik hastalıkların çalışan nüfus içinde yaygınlaşması, kadınların çalışma hayatına daha fazla katılımı, göçmen işçiliği, vb.) ortaya daha farklı işçi sağlığı ihtiyaçları ortaya çıkacaktır. Bu duruma hızla ve yetkin şekilde yanıt verebilecek, yeni iş yapma teknikleri ve organizasyonlarından kaynaklanan risklerle mücadele edebilecek, iş ve çalışma ortamlarını çalışanların fiziksel ve zihinsel kapasitelerine uygun hale getirecek bir işçi sağlığı politikasına ve işyeri hekimliği uzmanlık alanına ihtiyaç vardır.

    Bir kez daha sesleniyoruz:

    • Ücretlerimizi düşürmeyi, işçiye ve iş ortamını düzeltmeye ayırdığımız ve zaten yetersiz olan süreyi kısaltmayı aklınızdan dahi geçirmeyin tam aksine hizmet sürelerimizi artırın.
    • Mesleki bağımsızlığımızın, iş güvencemizin, özlük haklarımızın, çalışma koşullarımızın önündeki en büyük engel olan, kaderimizi patronların insafına terk eden politikaların değişmesi için meslek örgütümüz ile görüşerek, işçi sağlığı hizmetinin kamusallığını da göz önünde bulunduracak gerekli düzenlemeleri hayata geçirin.
    • Meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’nin elinden aldığınız yetkileri iade edin.

    Böylece sorunlarımızın çözümü noktasında bir başlangıç yapabilirsiniz. Böyle bir başlangıç biz işyeri hekimlerinin, iş güvenliği uzmanlarının, işyeri hemşirelerinin ve doğal olarak işçilerin yararına olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan’ın duruşmasına çağrı -VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan’ın duruşmasına çağrı -VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi, derneğin Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan hakkında ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla açılan davanın yarın görülecek olan ilk duruşma öncesi basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Halkı kin ve düşmanlığa sevk ederek linç kültüründen beslenen, alenen işkenceyi savunan, savaş çığırtkanlığı yapan siyasi erk ve emir erlerinin saltanatı sürebilsin diye, adaletten, hukuktan, özgürlükten ve barıştan bahseden insan hakları savunucuları yargılanıyor” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan hakkında ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması yarın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10:00’da görülecek.

    İHD Ankara Şubesi, yarın görülecek olan ilk duruşma öncesi Mülkiyeliler binasında basın açıklaması yaptı. İHD tarafından yapılan açıklamaya çok sayıda sendika, sivil toplum örgütü, hukuk örgütleri, siyasi partiler ve milletvekilleri de destek verdi.

    İHD adına yapılan açıklamayı İHD Ankara Şubesi Eş Genel Başkanı Sevil Turgut okudu. Öztürk Türkdoğan hakkında son 6 ay içinde dernek faaliyetleri ve hak ihlalleriyle ilgili düşüncelerini açıklaması nedeniyle üç ayrı ceza davasının açıldığını belirten Turgut, Tükdoğan’ın yargılanmasının ve hedef haline getirilmesinin nedeninin insan hakları savunucusu olmasından kaynaklandığını söyledi.

    “HAK SAVUNUCULUĞU FAALİYETLERİ SUÇ OLARAK GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Hak ihlallerini önlemek yerine devamını sağlamak isteyen iktidarın, ihlalleri görünür kılan, itiraz eden, önlemeyi amaçlayan hak savunuculuğu faaliyetlerini suç olarak göstermeye çalıştığını ifade eden Turgut şunları kaydetti:

    “Açılan soruşturma ve davalar özelinde İnsan Hakları Derneği üzerinden savunuculuk faaliyetlerini baskı altına almak, engellenmek istemektedir. Ancak, 35 yıldır canını dişine takarak ve özetle ‘insan haklarıyla insandır’, ‘herkes farklı herkes eşit’, ‘insanlık onuru işkenceyi yenecek’, ‘sınıfsal, ulusal, cinsel sömürüye son!’, ‘savaşa hayır, barış hemen şimdi’ diyerek can pahasına hak ihlallerine karşı mücadele eden İHD, hiçbir dönem baskılara taviz vermedi bugün de vermeyecek.

    “SİYASİ ERK SALTANAT SÜREBİLSİN DİYE İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI YARGILANIYOR”

    İHD’nin hak savunuculuğu yapmaya devam edeceğini aktaran Turgut; “Yoksulluğa mahkûm ettikleri halkı kin ve düşmanlığa sevk ederek linç kültüründen beslenen, alenen işkenceyi savunan, savaş çığırtkanlığı yapan siyasi erk ve emir erlerinin saltanatı sürebilsin diye, adaletten, hukuktan, özgürlükten ve barıştan bahseden insan hakları savunucuları yargılanıyor. Bir kez daha hatırlatmak isteriz; hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı herkes içindir.”

    “HAK SAVUNUCULUĞU SUÇ DEĞİLDİR, YARGILAYAMAZSINIZ”

    Turgut son olarak; “İşkenceye, yoksulluğa, sömürüye, ayrımcılığa, savaşa karşı, insan haklarını, demokrasiyi, barışı savunan herkesi, savunuculuk faaliyetlerini cezalandırmak ve engellemek amacıyla açılan ve ilk duruşması 22 Şubat günü Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılacak olan davada Öztürk Türkdoğan’ın yanında olmaya, ‘hak savunuculuğu suç değildir, yargılayamazsınız’ demeye çağırıyoruz” dedi.

    “BİZ DAYANIŞMAYLA VARIZ, ONLAR DAYANIŞAMADIKLARI İÇİN YOK OLMAYA MAHKUMLAR”

    Turgut’un ardından söz alan Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı da, iktidarın hak savunucuları üzerindeki baskına değinerek; “İktidar hak savunucularını terörist olarak lanse etmeye çalışıyor. Örgüt bir suç aygıtı gibi tanımlanmaya çalışılırken aslında bunu suça dönüştürenler suç işliyor. Eğer bir terörist yapılacaksa asıl teröristler toplumu nefrete sürükleyenlerdir. Biz dayanışmayla varız, onlar dayanışamadıkları için yok olmaya mahkumlar” cümlelerini kullandı.

    Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ali Karakoç ise, insan hakları savunucularına ilişkin baskının kendilerini yıldıramayacağını belirterek; “Biz hekimler olarak bu ihlallerin tanıklarından biriyiz. Bu mücadeleyi birlikte yürüteceğiz. İnsan hakları için mücadele etmek bir onurdur” dedi.

    “BİZİ BASKIYA VE ŞİDDETE ALIŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da, iktidarın halkı baskıya ve şiddete alıştırmaya çalıştığına dikkat çekerek; “İktidar davalarla bu politikasını pekiştirmeye çalışıyor. Sayın başkana açılan davalar da bunun bir ayağı. Dolayısıyla bunun karşısında bunu kabul etmeyeceğimizi ve halkların bu toprakların asıl sakini olduğunu, her dilin, inancın ve düşüncenin haklı olduğunu belirtiyoruz. Mücadele azmimizi göstermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    CHP eski Milletvekili Şenal Sarıhan, İHD’nin hukuksuzluğa karşı bir direnç merkezi olarak kurulduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “İlk günden bu yana savunucular birer terörist olarak görüldüler ama mücadele derneği meşrulaştırdı. Biz mücadeleyi sırat köprüsünde olmak olduğunu biliyorduk. Hem örgütlenme hem de ifade özgürlüğüne yöneltilmiş yeni bir saldırı altındayız ama bunu aşıp geçeceğimizi biliyoruz. Boyun eğmeyeceğiz.”

    “İKTİDAR YÖNETEMEME KRİZİNİ BU ŞEKİLDE BASTIRMAYA ÇALIŞIYOR”

    KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik, iktidarın düşünceyi hapsetmeye çalıştığını söyleyerek şunları ifade etti:

    “Demokratik siyasete yönelik itibarsızlaştırma politikaları devam ediyor. Bugün Kavala duruşması vardı. Cuma günü Amed’te Eren Keskin’in davası vardı. Ve Türkdoğan’a açılan bu davaya da baktığımızda İHD’nin temel meselelerle ilgili yapmış olduğu açıklamalar ve tutumuna karşı bir tahammülsüzlük var. İktidar yönetememe krizini bu şekilde bastırmaya çalışıyor. Bu politikalara karşı saldırılara karşı emek meslek örgütleri olarak dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyorum.”

    “2015’TEN BERİ ÇOK AĞIR BİR SÜRECİN ALTINDAYIZ AMA ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ”

    Son olarak söz alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise yaşanan hukuksuz sürecin üstesinde gelineceğini ifade ederek şunları aktardı:

    “Şırnak’ın Cizre ilçesinde 2015 yılında yaşanan vahşet bodrumlarını hatırlayın. Bu tür zamanlarda dayanışma ve dostluk çok anlamlı. Ama biz hep birlikte olduğumuzu zaten biliyorduk. Fincancı’yla, Cizre’deydik. Orada insan kemikleri toplamıştık, ağır süreçler yaşadık ve belgeledik. O da şu anda yargılanıyor. 2015’ten beri çok ağır bir sürecin altındayız. Bu ülke kendi iç barışını sağlamak zorunda. 7 yıldır hiçbir temel sorunu çözebilmiş değil bu ülke. Biz insan hakları savunucuları hakikati ortaya çıkarmaya çalışıyoruz bu yüzden suçlanıyoruz. Bu yapılırken de Terörle Mücadele Kanunu gibi ne olduğu belirsiz bir kanun kullanılıyor. Bunun üstesinden gelme kabiliyetimiz var.”

    PİRHA/ANKARA

  • 2018’de 1,3 milyar olan kullanım bedeli 2022 yılında 14,1 milyara çıktı!

    2018’de 1,3 milyar olan kullanım bedeli 2022 yılında 14,1 milyara çıktı!

    PİRHA- AKP iktidarının hayata geçirdiği Şehir Hastaneleri projesi, devlet kaynaklarını eritmeye devam ediyor. Sağlık meslek örgütleri, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Halkın sağlık hakkının bütüncül görülmediği ve sağlık hizmetlerinin merkezine inşaat ve rant projelerinin alındığı tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır” dedi.

     

    Ankara Tabip Odası, Ankara Dişhekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, “Şehir Hastanelerinin Finansal Sürdürülebilirliği ve Bütçede Yarattığı Kaos” başlıklı ortak basın açıklaması yaptı.

    Şehir Hastanelerinin rant merkezli çalıştığına vurgu yapan sağlık meslek örgütleri, AKP iktidarıyla birlikte birinci basamak sağlık hizmetlerinin sekteye uğradığı, sağlık ocaklarının ise işlevsiz hale getirildiğine vurgu yapıldı.

    Yazılı yapılan açıklamada “Sıra eğitim ve araştırma hastanelerine gelmiştir” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Özellikle büyük şehirlerde bulunan eğitim ve araştırma hastaneleri; siyasi iradenin direk ve bilinçli müdahaleleri ile birlikte niteliksiz ve işlevsiz hale getirilmiş ve bu durum şehir hastanelerinin açılabilmesi için bir gerekçe olarak ortaya konulmuştur. Böylece siyasi iktidar tarafından halkın sağlık hakkının bütüncül görülmediği ve sağlık hizmetlerinin merkezine inşaat ve rant projelerinin alındığı tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

    Halkımız bir yanıyla her geçen gün sağlıklı konut, sağlıklı beslenme, temiz su ve çevre gibi sağlığın belirleyicisi en temel insan haklarından uzaklaşırken, bir yandan da tedavi hizmetlerini merkeze alan anlayışla gerçek anlamda sağlık hizmeti alamamaktadır. Bu durumu Ankara sağlık emek ve meslek örgütleri olarak Sağlığa Yatırım Programı çerçevesinde bir kez daha açıklamak istiyoruz.

    Cumhurbaşkanlığının ‘2022 Yılı Yatırım Programı’ 14.01.2022 tarihinde yayınlandı ve program bir kez daha şehir hastaneleri projelerinin finansal sürdürülebilirliğinin olmadığını, her geçen yıl kamu bütçesinde daha büyük bir kara deliğe dönüştüğünü göstermiştir.

    * Şehir Hastanelerine 2021 yılı sonuna kadar son beş yılda 21 milyar TL’lik ödeme yapılmıştır.

    * 2018’de 1,3 milyar olan kullanım bedeli 2021’de 10 milyara çıkmış, 2022 için ise 14,1 milyar kaynak ayrılmıştır.

    * 2019 ile 2022 arasında kullanım bedeli 3,8 kat artmıştır.

    * Önümüzdeki üç yılda geriye dönük beş yıllık kullanım bedelinin 2 katı üstünde artışla 47,3 milyar ödeme gerçekleşecektir.

    * Bu hastanelerin yirmi beş yıllığına kiralandığı düşünüldüğünde sadece kullanım bedeli olarak sekiz yıl için bütçeden çıkan tutar 68,3 milyar olacaktır.”

    ŞEHİR HASTANELERİNİN BÜTÇE YÜKÜ %39 ARTACAK!

    Sağlık meslek örgütleri, planlamaya dahil edilen yeni şehir hastanelerinin “kaos” yaratacağına vurgu yaparak şu bilgileri paylaştı:

    “Sağlık Bakanı tarafından 2022 bütçe görüşmelerinde 5 yeni şehir hastanesi açılacağı ifade edilmiştir. (Kocaeli ŞH, Kütahya ŞH, Ankara Etlik ŞH, Gaziantep ŞH, İzmir Bayraklı ŞH)

    * Açılacak 5 yeni şehir hastanesinin, ŞH’nin bütçede yarattığı yükü %39 arttıracağını öngörmekteyiz,

    * Yeni açılacak ŞH ile, ŞH’nin Sağlık Bakanlığı bütçesindeki yükü %19’dan %26’ya çıkacağını ifade edebiliriz,

    Artan enflasyon ve döviz kuru, şehir hastane batağını büyütüyor; Şehir Hastaneleri ÜFE, TÜFE oranları ve döviz kurundan etkilenmektedir, bu nedenle yıllar içinde şehir hastaneleri harcamaları katlanarak artmaktadır.

    * 2021 yılı TÜFE, ÜFE ve döviz kurundaki artış nedeniyle 13 şehir hastanesine 2021 – 2022 yılında ödenen kullanım bedeli artışı %41’dir.

    Sağlık Bakanının 2022 bütçe sunumunda 9 şehir hastanesinin kamu kaynakları ile yapılacağı ifade edilirken, Cumhurbaşkanlığının 2022 yayınlarına göre 11 şehir hastanesi kamu kaynakları ile yapılmaktadır.

    * Örneğin kamu kaynakları ile yapılan 800 yataklı Rize Şehir Hastanesi’nin 250.000 metrekare ile yatırım tutarı 1,4 milyar iken, 400 yataklı Zonguldak Devlet Hastanesi’nin 51.758 metrekare ile yatırım bedeli 273 milyondur.

    * Kamu kaynakları ile yapılan 11 şehir hastanesinin (Antalya ŞH, Aydın ŞH, Denizli ŞH, Diyarbakır ŞH, Ordu ŞH, Rize ŞH, Sakarya ŞH, Samsun ŞH, İstanbul Sancaktepe ŞH, Trabzon ŞH, Şanlıurfa ŞH) toplam yatırım tutarı 22,8 milyardır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ATO: Cezaevlerinde 1941 çocuk var, çocuğun hapsedilmesinin hiçbir onarıcı tarafı yok!-VİDEO

    ATO: Cezaevlerinde 1941 çocuk var, çocuğun hapsedilmesinin hiçbir onarıcı tarafı yok!-VİDEO

    PİRHA-Ankara Tabip Odası (ATO) İnsan Hakları Komisyonu, cezaevlerinde 1941 tutuklu-hükümlü çocuğun olduğuna dikkat çekerek “Hapsetme, çocuklar için başvurulması gereken bir uygulama olmamalıdır” dedi.

    Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu, “Cezaevinde Çocuk Olmaz” başlıklı basın toplantısı yaptı. Ankara Tabip Odası’nda düzenlenen toplantıya İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü yöneticileri katıldı.

    “SON BİR AYDA 6 TUTSAK YAŞAMINI YİTİRDİ”

    ATO Başkanı Ali Karakoç, bir bütün olarak cezaevlerindeki insan hakkı ihlallerine dikkat çekerek “Yıllardır kanayan bir yara var. Bu yara vicdanlarımızı sızlatırken iktidar ve yöneticilerin umurunda değil. Umarım artık hak savunucularının söylediklerini dinlerler ve birtakım değişikliklere giderler. Cezaevlerinde 1400’ün üzerinde hasta tutuklu ve hükümlü var. Bir infaz düzenlemesi yapılacaksa önceliğin hasta ve ağır tutsaklara verilmesi gerektiğini söyledik ama bu uygulanmayıp siyasi tutsaklar, kapsam dışı bırakıldı. Ceza ertelemesi yönünde karar verilmesine rağmen çok sayıda tutsak, siyasi iktidar tarafından cezaevinde tutuluyor. Son bir ayda 6 tutsak yaşamını yitirdi” ifadelerini kullandı.

    “CEZAEVLERİNDE BİN 941 TUTUKLU-HÜKÜMLÜ ÇOCUK BULUNUYOR”

    Ankara Tabip Odası adına basın açıklamasını okuyan isim Ayşe Uğurlu oldu. Uğurlu, cezaevlerinin, çocuk gelişimi açısından uygun ortalar olmadığını vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Bildiğimiz gibi ülkemizde 0-6 yaş arası çocuklar; annelerinin yargılama dosyaları, 12-18 yaş arası çocuklar ise kendi yargılama dosyalarından dolayı cezaevlerinde tutulmaktadır. 31 Aralık 2021 itibariyle cezaevlerinde bin 941 tutuklu-hükümlü çocuk bulunuyor. 566 hükümlü çocuğun ceza infazı ise Covid-19 izni nedeniyle cezaevi dışında uygulanıyor. Çocuklar, çocuk ve gençlik kapalı ceza infaz kurumlarında ya da yetişkin kapalı ceza infaz kurumlarının çocuk koğuşlarında tutulmaya devam ediliyor. Türkiye genelinde Ankara, İstanbul, İzmir, Hatay, Kayseri, Tarsus, Diyarbakır olmak üzere 7 kapalı çocuk cezaevi; Ankara, Denizli, İstanbul, Elazığ olmak üzere ise 4 çocuk eğitim evi bulunuyor.

    Ceza infaz sisteminde çocuğun çocuk olmaktan gelen hakları ve ihtiyaçları gözetilmeksizin yapılan çok sayıda düzenleme bulunmaktadır. Çocuk Koruma Kanunu’nda tanımlanmış olan koruyucu ve destekleyici önlemlerin suçla ilişkilenen çocuklar üzerinden de uygulanmasını beklemek çocukların en doğal hakkı olmasına rağmen yeterli risk ve ihtiyaç analizi yapılmadan ve etkin önlemler alınmadan çocuklar tutuklanmaktadır.

    Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMÇHS), bir çocuğun tutuklanmasının başvurulacak en son yöntem olması ve/veya bunun en kısa süreyle uygulanmasını devletlere bir yükümlülük olarak vermiştir.

    Türkiye’de kimi suç tiplerinde çocuklar çok uzun süre tutuklu olarak yargılanmakta olup hatta tutuklu çocukların sayısı, tüm zamanların hükümlü çocuklardan her zaman daha fazla olmuştur. Pandeminin başlarında cezaevlerinde aile görüşleri tamamen kaldırılmış olup telefonla görüş hakkı kapalı hapishaneler için 10 dakikadan 20 dakikaya çıkarılmıştır. Daha sonra aile görüşleri yalnızca kapalı görüş şeklinde ve daha az sıklıkta tekrar başlatılmıştır. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) gözlemlerine göre; pandemi nedeniyle çocukların ortak alan etkinlikleri, kurslar iptal edilmiş, acil durumlar olmadığı müddetçe hastane ya da başka bir hapishaneye yapılan sevkler durdurulmuş durumdadır.”

    “ÇOCUKLARI SUÇA İTEN KOŞULLAR DÜZELTİLMELİ”

    Ayşe Uğurlu, cezaevlerinin, dış dünyaya kapatılmasının tecrit koşullarına yol açtığını belirterek “Tecrit doğal olarak çocukta şiddete yol açacak, kendisine ve çevresine zarar verme olasılığını arttıracaktır” dedi. Uğurlu, cezaevlerinde çocukların akademik desteğe erişebileceği ve okulla bağlarının güçlendirileceği bir sistemin olmadığına dikkat çekerek şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla cezaevlerindeki çocukların tecrit edilme durumunun ötesinde eğitim görme hakları da ellerinden alınmaktadır.

    Pandemi döneminde hükümlü çocukların izinli sayılarak cezalarını denetimde veya kurum dışında geçirmeleri sağlanmıştır. Bu durumdan tutuklu çocuklar yararlanamamıştır. Tutuklu çocuklar ceza almayı dahi göze alarak haklarındaki yargılamanın bir an önce bitmesini istemektedirler. Çünkü haklarındaki ceza kesinleştiğinde hükümlü sıfatıyla tahliye olabilmelerinin yolu açılacaktır. Böylece maalesef çocukların savunma ve adil yargılanma hakları da ihlal edilmektedir.

    Aslında öncelikli olarak çözülmesi gereken sorun çocukları suça iten koşulların düzeltilmesidir. Hapsetme; çocuklar için başvurulması gereken bir uygulama olmamalıdır. Cezaevindeki tüm çocuklar güvenli bir şekilde tahliye edilmeli, haklarında koruyucu ve destekleyici önlemler alınmalıdır. Tahliye edilen çocukların ailelerine arkadaşlarına, avukatlarına sivil toplum örgütlerine, bağımsız denetim mekanizmalarına, eğitim ve oyun materyallerine, sağlıklı gıda ve sağlık birimlerine ulaşmalarının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Tutuklama, bir cezalandırma aracı olarak kullanılmamalıdır. Cezaevinde olan çocuklar fiziki koşulların kötülüğü, sosyal izolasyon ve disiplin suçları nedeniyle ikincil olarak cezalandırılmaktadır, cezaevlerinde kameraların görmediği kör noktalar, rıza dışı sevk, psikologların yetersizliği, yabancı uyruklu çocuklara yönelik tercüman eksikliği, çocukların ihtiyaçları için ayrı bir ödenek olmaması, disiplin cezaları, çıplak arama, incelemeye muhtaç işçi koğuşları, çocuklara yönelik akran şiddeti ve cezaevi görevlileri tarafından uygulanan şiddet ve cinsel istismar bu cezalandırmaların başında gelmektedir.

    Çocuk cezaevlerinde çalışan bir sosyal hizmet uzmanı ‘cezaevinden çıkan bir çocuğun yeniden suça sürüklenmemesinin imkansız olduğu, birçoğunun ‘zorunluluktan’ suç işlemeye devam ettiğini’, çocuk cezaevlerinde meydana gelen şiddet olaylarının Adalet Bakanlığı tarafından ‘akran şiddeti’ olarak tanımlandığını, aslında yaşanan her türlü şiddetten cezaevi idaresi sorumlu olduğunu, yoğun şiddet görmüş çocukların kendilerini var edebilmek ve hissedebilmek adına şiddet uyguladığını ifade ediyor.

    Çocukların duygusal ve fiziksel olarak sağlıklı gelişimlerinin sağlanabilmesi için biran önce harekete geçilmelidir. Genişletilmiş denetimli serbestlik vb. uygulamalar ile anneleriyle kalan 0-6 yaş arası çocukların annelerinin infazları çocuğun üstün yararı gözetilerek ertelenmelidir.

    En kısa vadede yapılması gerekenlerden bahsetmek istersek öncelikle cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Tecrit etkisini azaltacak, çocukların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bütüncül olarak korunmasını sağlayacak adımlar atılmalıdır.

    Diğer bir konu ise çocuk mahkemelerinin mekansal olarak yeniden düzenlenmesi konusudur. Çocuk dostu bir adalet sistemi için tüm düzenlemeler yapılmalıdır. İfadenin alınacağı odalardan, yargılamanın yapılacağı mahkemelere kadar tüm süreçte mekanların çocukların rahatsız olmayacağı, güvenebileceği hale getirilmesi, ayrıca duruşmalarda hakim, savcı ve avukatların cübbe giymemesi gibi değişiklikler yapılması çocukların daha az travmatize olmasını sağlayacaktır.

    Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu olarak bir kez daha belirtmek istiyoruz ki çocukların yeri cezaevleri değildir. Cezaevinde çocuk olmaz. Bir çocuğun hapsedilmesinin ya da cezalandırılmasının hiçbir şekilde onarıcı tarafı yoktur. Çocukları suça iten koşulların düzeltilmesi gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Tabip Odası: Çöken sağlık sisteminin bedelini daha fazla ödemek istemiyoruz

    Ankara Tabip Odası: Çöken sağlık sisteminin bedelini daha fazla ödemek istemiyoruz

    PİRHA- ATO Yönetim Kurulu Üyeleri, ‘Emek Bizim Söz Bizim’ kampanyası kapsamında yaptıkları basın açıklamasında çalışma koşullarının iyileştirilmesini istedi. Yapılan açıklamada, “Pandemi öncesinde de karşı karşıya kaldığımız bu sorunlar salgınla birlikte daha da derinleşti, çalışma koşullarımız daha kötü hale geldi. Çöken sağlık sisteminin bedelini ödüyoruz, daha fazla bedel ödemek istemiyoruz” denildi. 

    Ankara Tabip Odası (ATO), ‘Emek Bizim Söz Bizim’ kampanyası kapsamında sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya başlamadan önce söz alan yönetim kurulu üyeleri, Türk Tabipler Birliği’nin (TTB), 23 Kasım’da hekimlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için İstanbul’dan Ankara’ya yapacakları ‘Beyaz yürüyüş’e çağrı yaparak, duyarlı herkesi eylemlerine destek vermeye çağırdıklarını ifade ettiler.

    Ankara Tabip Odası’nda yapılan açıklamayı ATO Yönetim Kurulu Üyesi Doktor Ümit Yaşar Öztoprak okudu. Öztoprak, pandeminin de etkisiyle sağlık çalışanlarının çok zor ve kötü çalışma koşullarında çalıştığını belirterek, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, güvenli ve sağlıklı çalışma alanları yaratılmasını istediklerini ifade etti.

    “İKTİDARIN YANLIŞ VE PLANSIZ POLİTİKALARININ BEDELİNİ ÖDEMEYE DEVAM EDİYORUZ”

    İlk resmî vakanın açıklandığı 11 Mart 2020’den bugüne 19 ayını geride bıraktığımız Covid-19 pandemisinden en çok etkilenenin sağlık emekçileri olduğunu söyleyen Öztoprak; “İktidarın sağlık emekçilerini ve toplumu yok sayan anlayışı nedeniyle önlenebilir bir hastalıktan yüzlerce arkadaşımızı kaybettik. Tüm pandemi süreci boyunca hekimler ve sağlık çalışanları uygun olmayan çalışma koşullarında uzun süre çalışmak zorunda kaldı. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere, iktidarın bilimsel bilgiye dayanmayan, şeffaflıktan uzak, yerel dinamikleri gözetmeyen, eksik, yanlış ve tutarsız uygulamalarının bedelini biz sağlıkçılar hayatlarımızla ödedik/ödüyoruz. Uzun saatler kesintisiz çalışma, sık nöbet tutma, her 5 dakikada bir muayene, yoğun iş yükü, şiddete maruz kalma çalışma alanımız olan sağlık kurumlarının olağanı haline geldi. Pandemi öncesinde de karşı karşıya kaldığımız bu sorunlar salgınla birlikte daha da derinleşti, çalışma koşullarımız daha kötü hale geldi” ifadelerini kullandı.

    “PANDEMİ SÜRESİNCE TEMEL HAKLARIMIZ GÖZ ARDI EDİLDİ” 

    Sağlık Bakanlığı’nın çalışma alanlarında Covid-19’a ilişkin gerekli önlemleri almadığını vurgulayan Öztoprak, “Temel insan hakları arasında yer alan güvenli ortamlarda çalışma hakkı; bu süreçte ihlal edildi. İş güvenliği, uygun çalışma ortamı, uygun çalışma süresi, izin ve dinlenme hakkı, uygun işte çalıştırılma, adil ücret ve örgütlenme hakları salgın döneminde göz ardı edildi. Özellikle pandeminin ilk aylarında sağlık çalışanları maske, siperlik, gözlük, eldiven, dezenfektan gibi koruyucu materyallere ulaşmakta ciddi sorunlar yaşadı. Salgının ilerleyen dönemlerinde ise aile sağlığı merkezlerinde, iş sağlığı ve güvenliği gibi birinci basamakta görev yapan sağlık çalışanları ve işyeri hekimleri yeterli ve nitelikli kişisel koruyucu donanıma (KKD) ulaşım sıkıntısı yaşadı” dedi.

    “GÜVENLİ VE SAĞLIKLI ÇALIŞMA ALANLARI İSTİYORUZ”

    Vakaların uzunca bir süre gizlendiğini ve sağlık çalışanlarının bulaş riskiyle karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Öztoprak, istifa, emeklilik, rapor alma, izin, mola haklarının kullanılmasının genelgelerle resmileştirilerek engellendiğini belirtti. ‘Çöken sağlık sisteminin bedelini ödüyoruz, daha fazla bedel ödemek istemiyoruz’ diyen Öztoprak, son olarak Sağlık Bakanlığı’na seslenerek düzenleme yapılmasını istedikleri talepleri sıraladı:

    “-Tüm sağlıkçılar için güvenli çalışma alanı, hastalarımız için güvenli tanı tedavi ortamlarının oluşturulmasını, önlemlerin gözden geçirilip yeniden düzenlenmesini istiyoruz!

    -Haftalık çalışma sürelerimizin yeniden düzenlenmesini ve azaltılmasını istiyoruz!

    -Şiddete ve hastalıklara karşı güvenli, sağlıklı çalışma ortamı istiyoruz!

    -OHAL KHK’leriyle hukuksuzca ihraç edilen, güvenlik soruşturması gerekçe edilerek ataması yapılmayan tüm hekimlerin/kamu emekçilerinin derhal görevlerine başlatılmasını istiyoruz!

    Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesini ve sevk zinciri uygulamasına geçilmesini istiyoruz!

    -İşverenler, sağlık çalışanlarına 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanuna göre COVID-19’dan korunma, KKD kullanımı, hastalık yönetimi vb. konularda eğitim vermek ve bu eğitimleri her birim değişiminde yenilemek zorundadır.  Korunmayla ilgili havalandırmadan, iş örgütlenmesine, iş yükünün düzenlenmesine kadar geniş bir yelpazede işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili önlemler de sorumlulukları arasındadır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun etkin bir şekilde uygulanmasını istiyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • İhraç edilen Dr. Benan Koyuncu: Sömürü oldukça bir karşı koyuş da olmak zorunda!-VİDEO

    İhraç edilen Dr. Benan Koyuncu: Sömürü oldukça bir karşı koyuş da olmak zorunda!-VİDEO

    PİRHA- Uzman Doktor Benan Koyuncu, 30 Eylül’de ihraç edildi. Üçüncü kez işinden uzaklaştırılan Koyuncu, mesleğe geri dönmek için mücadelesinin süreceğini belirterek, “Sömürü oldukça karşı koyuş da olmak zorunda. Topluma ‘sus’ mesajı verilmek isteniyor ama şu saatten sonra ihraç edilen arkadaşlara ulaşıp birlikte hareket etmeye çalışacağım. Geri adım atmayacağım” dedi.

    Çankırı Devlet Hastanesi’nde Uzman Doktor olarak çalışan Benan Koyuncu, 30 Eylül’de ihraç edildi. Bu ihraç kararıyla birlikte Koyuncu, üçüncü kez mesleğinden uzaklaştırılmış oldu.

    Son iki yıldır Acil tıp Uzmanı olarak görev yapan Benan Koyuncu, 11 yıllık meslek hayatında 3 soruşturma ile karşı karşıya kalmasının detaylarını anlattı. Koyuncu, ilk ihraç haberini aldığındaki hissiyatını şu sözlerle aktardı:

    “İki kez ihraç olduğum için açıkçası güvencesiz çalışmaktan kaynaklı ‘her an gidebilirim’ diye zaten düşünüyordum. Çünkü iş yerinde de hayatta da muhalif bir insanım. Herhangi bir soruna karşı sessiz kalmıyorum. O nedenle her an sallantıda olan kişilerden biriyim. Verilen karara çok da şaşırmadım. Ama kendimi güçlü hissediyorum. Belki de bu sistemle biraz daha bağlarım koptuğu içindir. Tabii ki mesleğimi, çalışma arkadaşlarımı çok seviyorum. O nedenle zaten ‘geri döneceğim’ diyorum. Bu süreçte yol arkadaşlarım yanımda, bu da beni daha güçlü kılıyor. Yani şu dönemde her zamankinden daha güçlü hissediyorum.”

    “ÇOCUKLARIN ÖLDÜRÜLMESİNE KARŞILIKSIZ KALAMAZDIM”

    Doktor Benan Koyuncu, ilk ihraç kararında sunulan gerekçelerin temelsiz olduğuna da vurgu yaptı. İlk olarak 2016 yılında açığa alındığını belirten Koyuncu 2 aylık bir soruşturma sürecinden geçtiğini aktardı. Koyuncu, “O dönemde sol kesimden açığa alınan ilk doktorlardan biriydim” diyerek şunları söyledi:

    “Benimle ilgili her yerde ‘solcu doktor açığa alındı’ haberleri çıktı. İktidar yanlısı sitelerde ise hakkımda Twitter hesabım incelenip özellikle Kürt halkı ile ilgili attığım twitleri terör örgütü mensubuymuşum gibi yansıttılar. Bu twitler o kadar acıydı ki bölgede ölen çocuklarla ilgiliydi. Bu sebeple beni terör örgütü üyesi gibi göstermeye çalıştılar. Bu twitlerim sorgulandı ve biz avukatımla savunmamızı verdik. Attığım tweetlerin gayet demokratik tepkiler içerisinde olduğunu söyledik. Bunun üzerine işime geri döndüm.

    O dönemlerde Diyarbakır’da çalışıyordum ve bulunduğum ilçede çocuklar öldürülüyordu. Ve ben bir hekim olarak bu olaylara tabii ki karşılıksız kalamazdım.

    10 Ekim Katliamı ile ilgili twitlerimi dahi sakıncalı görmüşlerdi. Savunmamda, ‘bu yapılan bir katliamdır’ dedim.

    AK Parti’ye ilişkin attığım bir twit vardı. Onu da sorguladılar ve ben ‘Bizler AK Parti’yi, hükümeti eleştirilebiliriz’ diyerek cevabımı verdim. Ve ben tüm bunlar sonrasında geri döndüm. Bu olanlar asistanlık sürecinin başında yaşandı.

    Asistanlıktan sonra atamaya katıldım ve tüm sağlık çalışanları gibi bir de güvenlik soruşturmasından geçtim. 2018 yılı Aralık ayında atandım. 2019 yılı boyunca da güvenlik soruşturmam sürdü. Mayıs ayı gibi de red cevabı aldım. Ve mesleğimin yapılması yine engellenmiş oldu. Ardından üç farklı suçlamayla karşı karşıya kalıp mahkeme süreci başladı. Doğrusu bu bir tür fişleme dosyasıydı. Bu arada hakkımda hiçbir dava ya da sonuçlanmış bir şey de yok.

    2008 ile 2019 yılları arasında katıldığım eylemlerin çeşitli örgütlerle bağlantılı olduğunu söylediler. Ama hangi eylem, hangi örgüt hiçbir detay yoktu. İkinci suçlamada attığım twitler ‘terör örgütünü övücü’ mesajlar olarak yorumlandı. Üçüncü olarak; eski eşimin beraat ettiği dosyayı da iddianameye koymuşlardı. ‘Her birey Anayasaya göre kendinden sorumludur’ olmasına rağmen savunmamı yaptım ve emniyetten cevap geldi; ‘Şahsın herhangi bir örgütle ilişkisi bulunmamaktadır’ denildi. Bunun üzerine yürütmeyi durdurma kararı aldım. Sonrasında da mesleğime geri döndüm ve mahkemeyi de kazandım.”

    “VERİLMEK İSTENEN MESAJ TOPLUMA ‘SUS’ DEMEKTİR”

    Benan Koyuncu, kendisi gibi birçok hekimin de ihraç edildiğine işaret etti. “Muhalif olursanız biz 10 kez de sizi ihraç ederiz’ diyorlar” açıklamasını yapan Koyuncu, şöyle devam etti:

    “İşin kötü tarafı, aslında ben tek değilim. Şu anda belki de 100’e yakın sağlık çalışanına bu tarz haberler gitti. Ama maalesef artık insanlar da çok yoruldu. Bu durumu ben nasıl 3 kez yaşadıysam o insanlar da iki kez yaşamıştır. Ki bu arkadaşlarımızın çoğu mahkeme kararlarıyla geri dönen insanlardı. Bu yıpratma süreci tabii ki insanların biraz sessiz kalmasına da sebep oluyor. Bizler üzerinden verilmek istenen mesaj topluma ‘sus’ demektir.”

    “GERİ ADIM ATMA GİBİ BİR ŞANSIM YOK”

    Aynı zamanda önceki dönem Ankara Tabip Odası yöneticisi olan Benan Koyuncu, şu anda ise kadın hekimlik ve insan hakları kolunda görev yürütüyor. Koyuncu, ihraç kararından sonra mesleki dayanışmanın önemine vurgu yaparak şu aktarımda bulundu:

    “Şu saatten sonra diğer arkadaşlara ulaşmaya çalışacağım. Bizler ‘geri döneceğiz’ dedik. 2016 yılında arkadaşlarımız ilk KHK ile ihraç olduklarında ‘geri döneceğiz’ demiştik bugün de ‘geri döneceğiz’ diyoruz. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğim. Geri dönünce de var olan sistemin daha iyi, daha adil olması için elimden geleni yapacağım.

    Farklı bir ülkeye gitmeyi asla düşünmedim. Beni henüz o kadar travmatize edecek bir sonuç olmadı. Burada bir mücadele alanım var. TTB, SES ve Ankara Kadın Platformu’nun da aktivistiyim. Onlar bana son yıllarda çok güç verdi. Kadınların direnci bana çok şey öğretti. Yani mücadele edeceğim alanlar olduğu için gitmeyi düşünmüyorum.

    Ben acil hekimiyim. Mesleğim gereği sürekli bir yoksullukla karşılaşıyorum. Hele ki Çankırı gibi bir bölgede yoksullukla daha da çok karşılaşıyordum. Bu sebeple benim geri adım atma gibi bir şansım olmuyor. Çünkü sömürü oldukça bir karşı koyuş da olmak zorunda. O nedenle mücadele ettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Tabip Odası (ATO) ve sağlık ve sosyal hizmet meslek örgütleri sağlıkta dönüşüm programları ile artan iş yüklerine rağmen gelirlerinin sürekli azalıyor olmasına tepki gösterdi. Açıklamada, “Sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır” denildi. 

    ‘Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak ‘Sağlıkta Dönüşüm Programları’ ile artan iş yükümüze rağmen gelirimiz sürekli erimiştir’ diyen Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş hekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği yaptıkları ortak basın açıklamasıyla Sağlık Bakanlığı’na tepkilerini dile getirdiler.

    ATO’ da yapılan açıklamayı sağlık emekçileri adına ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu okudu.

    “İKTİDAR MÜTEAHİTLERİ KORUYUP KOLLAMAKTADIR”

    Uğurlu verdikleri emeklerin karşılığını alamadıklarını belirterek; “SDP dönemi artan iş yükümüz pandemi dönemi daha da artmış, tüm sorunlara rağmen emeğimizin karşılığında taleplerimiz karşılanmamıştır. Sağlık emekçisini enflasyon altında zam oranlarına mahkum eden iktidar müdahale edilmiş TÜİK TÜFE oranları ile reel ücretlerimizde kayıp yaşatırken, şehir hastanesi müteahhitlerine bütçeyi seferber etmiştir. Sağlık emekçilerine reel TÜFE’yi çok gören iktidar; Şehir hastanesi kira ve hizmet bedeli ödemelerinde ‘TÜFE’, ‘ÜFE’ , ‘Döviz Kuru’, ‘Asgari Ücret Artış Oranı’, ‘Beş Yılda Bir Piyasa Testi’ artış oranlarını kullanarak şehir hastaneleri müteahhitlerini koruyup kollamaktadır.

    Sağlık emekçileri TÜİK TÜFE rakamları ile birlikte 14,6 oranında zam oranı almış olup, şehir hastaneleri TÜFE, ÜFE arasındaki %10’nun üzerinde fark ile %25,5 zam oranından faydalanmıştır. Yine Şehir Hastaneleri yapımında kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle kira bedelinde ek olarak döviz kuru artışından faydalanmıştır.  Bazı hizmet ödemelerinde ise asgari ücrete yapılan %21,6 zamdan yararlandırılmıştır” diye konuştu.

    “ŞEHİR HASTANELERİNE AYRICALIK TANINIYOR”

    İktidarın Şehir Hastanelerini yapan müteahhitleri koruduğunu ve maddi kayba uğramamaları için desteklediğini söyleyen Uğurlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Şehir hastanelerine geniş çerçevede zam tercihi ile ödeme yaparak müteahhitlerin gelir kaybını engellemeyi öngören iktidar piyasadaki hizmetin üretim maliyetini de koruma altına almış ve beş yılda bir “Piyasa- Pazar Testi” ile müteahhitlerini korumaktadır. Şehir hastaneleri tanınan bu ayrıcalıkla, sağlık bütçesini hortumlamakta ve şehir hastaneleri ödemeleri Sağlık Bakanlığı bütçesinde ana harcama kalemi haline gelmesine neden olmaktadır.

    Tüm bu ayrım ve bütçenin seferber edilmesi ile şehir hastaneleri müteahhitlerine 2020 yılında 8.739 milyonluk kira ve hizmet bedeli ödenmiş, 2021 bütçesinde ise şehir hastanelerine 16.391 milyon lira bütçe ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki 722 binden fazla sağlık emekçisine ise 2020 yılında bütçesinde 24.278 milyon lira ayrılırken 2021 yılında 30.725 milyon lira ödeme ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bütçesinde 2020-2021 dönemi personel harcamalarında %27’lik artış gerçekleşirken şehir hastaneleri ödemelerinde %88 artış gerçekleşecektir. Sağlık Bakanlığı 722 binden fazla sağlık emekçisine ayırdığı bütçenin % 54’nü, 13 şehir hastanesi müteahhitine ayırmıştır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR”

    Sağlık emekçilerinin haklarını alamadığını ve her geçen gün gelir kaybına uğradığını vurgulayan Uğurlu şunları dile getirdi:

    “2021-2020 dönemi memur maaş düzeyi; TİS ve müdahale edilmiş TÜİK TÜFE artış oranları ile reel olarak azalmıştır. ENAGrup TÜFE, ÜFE, Asgari Ücret Artış Oranları, Döviz Kuru Artışı, Gram Altın Artış Oranı gibi tüm göstergeler yaklaşık memur maaş artış oranının iki katı ve üstü gerçekleşmiştir. Sağlık emekçileri yanlış politikalar nedeniyle çalışırken hakkını alamadığı gibi emekliliği sonrası da daha ciddi gelir kaybı ile yoksulluk sınırının altındaki ücretle yaşamaya mahkum edilmektedir. Bugün iktidar yıllardır seçim döneminde verdiği 3600 ek göstergeyi pandemi döneminde dahi uygulamaya koyamamıştır. 3600 ek gösterge ile lisans mezunu hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine aktif çalışmada maaşında 99, emekli maaşında yapacağı 869 tl’lik artış çok görülmüştür. Yine 7.200 ek gösterge ile hekimlerin aktif çalışmada maaşlarında 596 tl, emekli maaşlarında yapacağı 1.152 tl’lik artış çok görülmüştür.

    Şehir hastaneleri müteahhitlerine 25 yıllığına tüm kaynakları seferber eden hükümet hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine emekli maaşlarına yönelik 869 tl’lik, hekimlerin ise 1.152 tl’lik ek göstergeler ile zam talebini geri çevirmektedir. Yoksulluk sınırının 9.395 tl olduğu 2021 ilk altı ayı için hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine 3.960 tl emekli maaşı almakta pratisyen hekim ise 6.986 tl emekli maaşı almaktadır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Sağlık emekçilerinin uğradığı hak gasplarına da değinen Uğurlu; “Hiçbir iktidar döneminde sağlık emeği bu düzeyde meta haline getirilmemiş sömürülmemiştir. Bu sömürü özelinde son 20 yıldır performansa göre ödeme yöntemi yönetim aracı olarak kullanılmıştır. Öyle ki sağlık emekçileri performansa göre ödeme ile reel ücretlerinde yaşanan düşüş şehir hastanelerinde iş barışının bozulmasına ve sağlık hizmet sunumunda aksaklıklara neden olmuştur. Performansa göre ödeme ile üretim bandına sürülen ve seri üretim seferberliği içinde gelirlerinde yaşanacak düşmeler nedeniyle sağlık emekçileri izinlerini dahi kullanamamıştır. Bugün pandemi döneminde bütçe baskısıyla sağlık emekçilerinin tamamı ek ödemeden faydalanamadığı gibi ek ödeme alabilen pek çok sağlık emekçisi de tavandan ek ödeme kapsamına alınmamıştır. Bakanlık izin yasaklarını kaldırsa dahi tavandan ek ödemenin çalıştığı gün sayısı ile birlikte değerlendirilmiş olmasından dolayı zaten ekonomik sıkıntı yaşayan sağlık emekçileri izinlerinden feragat etmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle sağlık emekçilerinin dinlenme hakkı gasp edilmiştir” şeklinde konuştu.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ OLMAZSA HASTANELERİN BİR ÖNEMİ OLMAZ”

    Sağlık emekçilerine gereken önemin verilmesini istediklerini ifade eden Uğurlu son olarak şunları aktardı:

    “Pandemi dönemi, üniversiteler sağlık hizmeti veriyor olarak görülmezken, diğer alanlarda çalışan sağlık emekçilerinin %80’nine yakını covid dışı alanda çalışıyor olarak değerlendirilmiştir. Çalışanların %80’nini covid dışı alanda gören iktidar,  covid dışı alanda gördüğü sağlık emekçilerinden uzman hekime maaşının %62’sini, hemşire/ebe/sağlık memuru gibi unvanlara maaşının %8’i kadar ödemeyi mükafat olarak sunmuştur.

    Bir kez daha ifade ediyoruz sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Sağlık çalışanları: Yeterli ve dengeli beslenemiyoruz!

    Sağlık çalışanları: Yeterli ve dengeli beslenemiyoruz!

    PİRHA- SES Ankara Şube, ATO ve Dev Sağlık-İş, Ankara Üniversitesi özelinde sağlık kurumlarında yaşanan yemek sorunlarına dikkat çekti. Konuya ilişkin bir de anket çalışması yapan sağlıkçılar “Yeterli ve dengeli beslenme hakkımız pandemide yaşamsal talebimizdir” ifadelerini kullandı.

    Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şube, Dev Sağlık- İş ve Ankara Tabip Odası, basın açıklaması yaparak pandemi dönemindeki ağır çalışma koşullarına bağlı olarak yeterli ve dengeli beslenemediklerini ifade etti.

    “YETERLİ BESLENME HAKKIMIZ ELİMİZDEN ALINMAKTA”

    Sağlık çalışanları, Ankara Üniversitesi Hastanesi’nde yaşanan beslenme sorununa dikkat çekerek “İhtiyaçlarımız karşılanmıyor” açıklamasını yaptı. Sağlıkçılar, hastane yönetiminin, hastanelerin ekonomik darlıktan çıkış yolu olarak yemeklerden tasarruf etme eğiliminde olduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Sağlık emekçilerinin pandemi döneminde artan iş yükü ve azalan dinlenme saatleri nedeniyle bağışıklık sistemi de olumsuz etkilenmektedir. Bu durumda çalışma saatleri içerisinde yeterli ve dengeli düzeyde yemek ihtiyacımızın karşılanması bizler için hayati önem taşımaktadır. Yemeklerle birlikte sunum ve dağıtım için kullanılan malzemeler de dahil tespit ettiğimiz ve sunduğumuz sorunlar zaman zaman düzenlenme yoluna gidilse de çözülememiştir. Pandemi döneminde sağlık emekçilerine ve sağlık hakkımıza verilen değeri tartışmamıza sebep olan bu çözümsüzlük bizi ‘değersiz’ görüldüğümüz sonucuna ulaştırmaktadır.

    Sağlık emekçilerinin 24 saate varan uzun çalışma saatleri ‘gece kahvaltısı’ da dahil olmak üzere dört öğünü hastanelerde ya da çalıştıkları sağlık ve sosyal hizmet merkezlerinde yemelerini gerektiriyor. Bulaşı evlerine taşıma kaygıları, lokanta ve restoranların pandemi döneminde kısmi kapanması, bazı saatlerde ise tamamen kapatılması gibi nedenlerle sağlık emekçileri hastane yemeklerine mecbur kalmıştır. Pandemi koşullarında dengeli ve yeterli beslenme çok daha büyük önem kazanmışken pek çok hastane sağlık çalışanlarının hoşnutsuzluğunu görmezden gelerek kötü beslenme koşullarını dayatmıştır.

    Bütün dünyayı etkileyen pandemi koşullarına bağlı olarak ülkemizdeki sağlık hizmetlerindeki olağanüstü artışa rağmen OECD ülke ortalamalarının çok altında çalışanla hizmet yürütülmesi sağlık emekçilerinin iş yükünü artırmış, diğer yandan antidemokratik uygulama yöntemleri olan izin, istifa, emeklilik gibi özlük haklarının ellerinden alınması, yanı sıra engelli, kronik hastalığı olan sağlık emekçilerinin durumlarının göz ardı edilmesiyle moral ve motivasyon kayıplarına rağmen sağlık emekçileri hızla artan hasta sayısına yetişmeye çalışmaktadır. Bu koşullarda en çok bulunduğumuz ve sağlık hizmeti ürettiğimiz iş yerlerimiz olan hastanelerde en temel ve hayati ihtiyacımız olan sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenme hakkımız elimizden alınmaktadır.”

    ÇALIŞANLAR, YEMEKLERİNİ EVDEN GÖTÜRÜYOR!

    Sağlık emekçileri, yaptıkları anket çalışmasının sonuçlarını da paylaştı. 401 sağlıkçının katıldığı araştırmaya dair şu veriler paylaşıldı:

    *%32’si sadece yemeği beğendiğinde yemek yediklerini,

    * %13’ü hiçbir zaman hastane yemeğini yiyemediğini,

    *%31’i her çalışma gününde hastaneden yemek yediğini ifade etmiştir.

    Yemek çeşitliğinin yeterli olduğunu ifade eden katılımcı oranı %3’tür.

    Porsiyonların doyuruculuğunu ise katılımcıların %14’ü yeterli görmüştür.

    Anketi yanıtlayan çalışanların %92’si yemekhanelerin fiziki kapasitesini yeterli bulmazken,

    %47’si yemekhane, tabak, çatal, masa gibi kullanılan malzemelerinin temizliğini kötü/çok kötü olarak değerlendirmiştir.

    Araştırmaya katılanların %51’i yemek sıcaklığını kötü/çok kötü olarak değerlendirmiştir.

    Açık uçlu sorulara verilen cevaplarla birlikte araştırmaya katılanların %81’i yemeklerin lezzetlerini kötü/çok kötü olarak değerlendirmiştir.

    Tüm bu sorunlar nedeniyle çalışanların %50’si yemeğini çoğunlukla evden getirmek zorunda kaldığını,

    %52’si dönem dönem parası ile dışarıdan sağlamak zorunda kaldığını ifade etmiştir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ATO: 45 yoğun bakım hastası sırasını bekliyor

    ATO: 45 yoğun bakım hastası sırasını bekliyor

    PİRHA- ATO, kentteki yoğun bakım servislerine ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Ankara’da kamu sağlık kuruluşlarının yoğun bakımları alarm veriyor” açıklamasında bulunarak, 45 yoğun bakım hastasının sırasının beklediğini ifade etti.

    Koronavirüs salgını can almaya devam ederken, yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranında rekor artışlar söz konusu.

    Ankara Tabip Odası da (ATO), Ankara’daki tabloya dair sosyal medya üzerinden açıklamada bulundu. “Ankara’da kamu sağlık kuruluşlarının yoğun bakımları alarm veriyor” açıklamasında yoğun bakım ihtiyacı olan hastalar acil servislerde günlerce bekletiliyor ya da yataklı tedavi kurumlarındaki servislerde takip edilmek durumunda bırakılıyor. Sağlık Bakanı inkar etse de kendisine bağlı üst yetkili bunun aksini söylüyor” ifadelerini kullanıldığı açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Üst düzey bakanlık bürokratın özel sağlık kuruluşlarından yoğun bakım yatağı talebi karşısındaki acizliğini gösteren ifadeler: ‘Şu an itibari ile kriz koordinasyon merkezinde 30 Covid yoğun bakım hastası, 15 Covid dışı yoğun bakım hastası beklemektedir. Sizden ricam, bugün hızlıca aksiyon alarak bu hastalarımıza yer bulup yerleştirmenizdir. Lütfen yoğun bakımlarınızı gözden geçirerek kriz koordinasyon merkezimizle iletişime geçip alabileceğiniz hastaları alınız. Sağlık hakkı anayasal bir haktır. Her yurttaş eşit ve ücretsiz sağlık hakkına erişmelidir. Topluma karşı sorumluluğunuzu yerine getirin. Özel sağlık kuruluşlarını derhal kamulaştırın, şayet bunu yapamıyorsanız derhal gereğini yapın.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Emek ve meslek örgütleri: 26 Mart’ta Çalışma Bakanlığı önündeyiz-VİDEO

    Emek ve meslek örgütleri: 26 Mart’ta Çalışma Bakanlığı önündeyiz-VİDEO

    PİRHA- DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İKK, Ankara Tabip Odası, ASMMMO, KESK’in İstanbul’dan Ankara’ya başlattığı yürüyüşe ilişkin açıklama yaptı. 26 Mart 12.30’da Çalışma Bakanlığı önüne kitlesel buluşma için çağrı yapan emek ve meslek örgütleri “Yürüyüşümüz demokrasi ve adalet içindir” dedi.

    KESK Ankara Şubeler Platformu, DİSK Bölge Temsilciliği, TMMOB, ASMMMO ve ATO, “Çalışma Hakkımı-İşimi İstiyorum” talebiyle KESK’in İstanbul’dan Ankara’ya başlattığı yürüyüş sonrası 26 Mart’ta Çalışma Bakanlığı önünde yapacakları açıklamaya ilişkin basın toplantısı yaptı.

    Açıklamayı  KESK Ankara Şubeler Platformu adına 3 Nolu Şube Başkanı Cemal Erdoğan okudu.

    Erdoğan, “Adeta alacakaranlık kuşağından geçiyoruz” diyerek “Ülkenin tüm kaynaklarını sermayeye peşkeş çeken iktidar, bu politikaları sonucu yoksullaştırdığı, açlığa mahkum ettiği halkı tarikat, cemaatler eliyle kuşatmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    26 MART EYLEMİNE ÇAĞRI

    Cemal Erdoğan, KESK’in başlatmış olduğu yürüyüşün “Artık yeter haykırışı” olduğunu söyleyerek sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “ ‘Yürüyüşümüz demokrasi ve adalet içindir.

    Barışa dair umudu gerçeğe dönüştürmek, eşitlik ve özgürlüğü sağlamak içindir.

    Karanlık kuşatmaya karşı laiklik ve aydınlık bir gelecek içindir.

    Yürüyüşümüz çalışma hakkımız içindir.

    İstanbul Sözleşmesi tek adamın kararı ile feshedilemez, hala yürürlüktedir! İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz demek içindir.

    Satış sözleşmesine karşı gerçek toplu sözleşme ve grev hakkımız içindir.

    Yürüyüşümüz hukuksuzca ihraç edilen KESK’lilerin, kamu emekçilerinin işe iade edilmesi, OHAL komisyonunun lağvedilmesi içindir.

    Emeklilerimizin insanca yaşayabileceği ekonomik, sosyal ve adil bir ortam içindir.

    Sermayenin pandemi koşullarında Kod 29 adı altında binlerce işçiyi işten atma ahlaksızlığına karşı kamu emekçilerinin ve işçilerin birlikte mücadele ve dayanışması içindir’ diyerek İstanbul’dan Ankara’ya bağlı tüm sendikalarının yürütme kurullarıyla yürüyen KESK yöneticilerini selamlıyoruz.

    Demokrasiden, adaletten, emekten, barıştan yana olan herkesi cuma günü 12.30’da Çalışma Bakanlığı önüne çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlık meslek ve emek örgütleri: Covid-19 sebebiyle 387 arkadaşımızı yitirdik-VİDEO

    Sağlık meslek ve emek örgütleri: Covid-19 sebebiyle 387 arkadaşımızı yitirdik-VİDEO

    PİRHA-Sağlık meslek ve emek örgütleri, Sağlık Bakanlığı’ndan talep ettikleri randevuya karşılık alamayınca bakanlık binası önünde açıklama yaptı. Covid-19’un meslek hastalığı sayılmasını talep eden emekçiler, pandemi nedeniyle 387 hastane çalışanının yaşamını yitirdiğine dikkat çekti.

    Sağlık meslek ve emek örgütlerinin 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle Sağlık Bakanlığı’ndan istediği randevuya henüz karşılık verilmedi. Durumu protesto eden sağlık örgütleri, bakanlık binası önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasını Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu. Fincancı, sağlık emek-meslek örgütleri olarak salgına karşı toplum sağlığını gözettiklerini belirterek “Bir yandan da kendi sağlığımız, haklarımız, emeğimiz için mücadele ediyoruz” dedi. Fincancı, sağlık çalışanlarının uzun yıllardır yaşadıkları sorunların COVID-19 pandemisi ile katlanarak arttığına işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “387 SAĞLIK EMEKÇİSİ YAŞAMINI KAYBETTİ”

    “Pandemi yönetimi nedeniyle 14 Mart 2021 itibari ile fiilen çalışma yaşamında olan 387 sağlık ve sosyal hizmet emekçisi yaşamını kaybetmiş ve yüz binlercesi de hastalanmıştır.

    Haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Sağlık haftasında tüm yitirdiğimiz mesai arkadaşlarımızı ve yaşamını yitiren yurttaşları yüreğimizde hissederek taleplerimizi haykırmaya devam edeceğiz. Bu kapsamda; Sağlık Bakanlığı’ndan 14 Mart 2021 acil taleplerimiz şunlardır:

    COVID-19 meslek hastalığıdır, önerdiğimiz yasa tasarısı kabul edilsin.

    Toplumsal sağlık için güçlü ve etkin birinci basamak sağlık örgütlenmesi sağlansın.

    Şiddetsiz bir sağlık ortamında çalışabilmek için yeni ve etkili ‘Sağlıkta Şiddet Yasası’ çıkarılsın, mobbing ve baskılar son bulsun.

    Emekliliğimize de yansıyacak temel ücret ile ekonomik ve özlük haklarımız iyileştirilsin, performans, ek ödeme değil, yoksulluk sınırı üzerinde, emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin.

    3600/7200 ek göstergeler sağlansın.

    Özgür ve bilimsel çalışma ortamı için meslek örgütleri üzerindeki baskılara son verilsin.

    Liyakatsiz atamalara, tıp ve sağlık bilimleri eğitimlerini niteliksizleştiren, altyapısı uygun olmayan tıp fakültelerinin, eczacılık fakültelerinin, diş hekimliği fakültelerinin, hemşirelik fakültelerinin, sağlık bilimleri fakültelerinin ve sağlık meslek yüksekokullarının açılmalarına son verilsin.

    OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdamı yapılsın.

    Haklarında kesinleşmiş yargı karar bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.

    Sağlık hizmeti için ödediğimiz vergiler yeter. Katkı katılım payları ve ilave ücretler kaldırılsın.

    Özel hastanelere verilen her türlü teşvik kaldırılmalıdır. Özel hastaneler ile SGK anlaşma yapmamalıdır. Özel hastanelere aktarılan teşvik ve bütçe kamu sağlık kurumlarına aktarılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Her yaşanan ölümden iktidar sorumludur’

    ‘Her yaşanan ölümden iktidar sorumludur’

    PİRHA-Sağlık meslek örgütleri, Covid-19’a karşı mücadelede hayatını kaybeden sağlık emekçilerini andı.

    Sağlık Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Tabip Odası ve sağlık iş kolunda örgütlü olan emek ve meslek örgütleri, Gazi Üniversitesi Hastanesi önünde covid-19’a karşı mücadelede hayatını kaybeden sağlık emekçileri için anma gerçekleştirdi.

    Kurumlar adına Ankara Tabip Odası Başkanı Ali Karakoç yaptığı açıklamada, “Yaşanan can kayıplarının büyük bölümü zamanında alınan doğru kararlar ile önlenebilirdi. En temel hakkımız olan yaşama hakkımızı bilimsellikten ve şeffaflıktan uzak ekonomik ve siyasi kaygıların yön verdiği kararlarla hiçe sayılması hepimizi dehşete düşürdü” dedi.

    “YAŞAMA HAKKIMIZ HİÇE SAYILDI”

    Ali Karakoç konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “11 Mart 2020 itibariyle uygulanan sağlık politikaları sonucu sağlık çalışanları ve vatandaşlarımızı kaybettiğimiz, ölüm ve tükenmişlikle geçen pandeminin birinci yılını geride bıraktık. 10 Mart 2021 tarihi itibariyle ülkemizde resmi verilere göre 1 yıllık süreç içinde 372 sağlık emekçisi hayatını kaybetti. 200 bine yakın sağlık emekçisi enfekte oldu. 29 bin 207 can hayatını kaybetti. Yaşanan can kayıplarının büyük bölümü zamanında alınan doğru kararlar ile önlenebilirdi. En temel hakkımız olan yaşama hakkımızı bilimsellikten ve şeffaflıktan uzak ekonomik ve siyasi kaygıların yön verdiği kararlarla hiçe sayılması hepimizi dehşete düşürdü.”

    Ali Karakoç, “Covid-19 meslek hastalığı olarak kabul edilsin. Sağlıkta şiddete ve baskılara son verilsin. Performans ve ek ödeme yerine, insanca yaşayabileceğimiz yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan ücret verilsin” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “3600’den başlamak üzere ek göstergelerin kademeli olarak arttırılmasını istiyoruz. Fiili hizmet zammının derhal uygulanmasını istiyoruz. Kadrolu ve güvenceli çalışmak istiyoruz. Ek ücret talebi ve katkı katılım payları ile her ne kadar tam tersi iddia edilse de sağlık hizmetlerini kamu hizmeti olmaktan çıkaran sağlık sisteminin, pandemi ile mücadele de nasıl sınıfta kaldığına üzülerek tanık olduk. Özellikle pandeminin yarattığı sosyal koşullardan ve tetiklediği ekonomik sorunlardan dramatik bir şekilde etkilenen halk, sağlık hizmetine ulaşmakta büyük zorluklar yaşadı, yaşamaya devam ediyor.

    Yorulduk, tükendik ve öldük. Yaşanan can kayıplarının önemli bir bölümü, zamanında alınan doğru kararlarla önlenebilirdi. En temel hakkımız olan “yaşam hakkımızın, bilimsellikten uzak, şeffaflıktan uzak, ekonomik ve siyasi kaygıların yön verdiği kararlarla hiçe sayılması bizi dehşete düşürdü. Yorulduk, tükendik, öldük. Çok can kaybettik, canlarımızı kaybettik!

    Pandeminin 1. Yılında, Sağlık emek ve meslek örgütleri olarak;

    Pandeminin başından bu yana yaşamını kaybeden yurttaşlarımızın yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yitirdiğimiz tüm sağlık çalışanlarını bir kez daha saygıyla anıyoruz. Tükenmememiz için, ölmememiz için yılın değil iktidarın zihniyetinin değişmesi gerektiğini biliyoruz. Tüm halkımıza ve meslektaşlarımıza, haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğimize söz veriyoruz.

    Sağlık haftasında yitirdiğimiz mesai arkadaşlarımız ve yurttaşlarımızı, yüreğimizde hissederek taleplerimizi haykırmaya devam ediyoruz.

    Sağlık ve sosyal hizmetlerin planlanmasından sunumuna kadar alanda çalışan emekçiler ile hizmet alan halkımız karar alma süreçlerine dahil edilmelidir. Bu dahiliyet; sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin örgütleri aracılığıyla, halkında merkezde siyasi partiler, yerellerde ise yerel yönetimler, muhtarlıklar, örgütlü yapılar ve siyasi partiler aracılığıyla gerçekleştirilebilir.”

    PİRHA/ANKARA