Etiket: avrupa birliği

  • AB, Ankara ve Antalya toplantılarını iptal etti!

    AB, Ankara ve Antalya toplantılarını iptal etti!

    PİRHA – Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu, Türkiye ile yapılması planlanan ortak toplantıları iptal etti.

    Avrupa Birliği’nin (AB) temel kurumları olan Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile Ankara ve Antalya’da yapmayı planladıkları resmi toplantıları iptal etme kararı aldı. Karar, siyasi uzmanlarca Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmelere yönelik ilk somut tepki olarak değerlendiriliyor.

    AB tarihinde ilk kez Konsey, Komisyon ve Parlamento, Türkiye’ye karşı ortak bir uyarı niteliğinde ilişkileri askıya aldı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, gazeteciler ve muhaliflere yönelik baskılar ile hukuk devleti ilkelerinin aşınması, AB tarafından “AB değerleriyle bağdaşmaz” şeklinde yorumladı.

    Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 1 Nisan’da yapılan genel kurulunda, Türkiye’deki demokratik gerileme ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını ele aldı.

    Oturumda en dikkat çekici açıklama, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos’tan geldi. Kos, “AB adayı bir ülkeden en yüksek demokratik standartları bekliyoruz. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı öncesinde tutuklanması ciddi soru işaretleri yaratıyor” diyerek, Türkiye’deki protesto gösterilerine müdahale edilmemesi çağrısında bulundu. Kos ayrıca Türkiye’nin NATO üyeliği ve jeopolitik önemine vurgu yaparken, “İşbirliği kanallarını kesmek kimseye fayda sağlamaz” dedi.

    Hristiyan Demokratlar, 14-15 Nisan’da yapılması planlanan Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısını iptal ettiklerini duyurdu.

    AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, “Türkiye yoldan sapıyor” diye tepki gösterdi.

    Liberaller (Renew) AB’nin sessiz kalmasını eleştirdi.

    Yeşiller, “Türkiye’ye net bir mesaj gönderilmeli,” çağrısında bulundu.

    AVRUPA’DAN TEPKİLER YÜKSELİYOR!

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Ekrem İmamoğlu protestolarıyla ilgili değerlendirme yaptı. Macron’un yazılı açıklamasında “”Muhalefet ve sivil toplum figürlerine yönelik kovuşturmaların sistematik niteliği, bilgi edinme ve toplanma özgürlüğüne yönelik saldırılar, İstanbul Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve gözaltına alınması, tarih adına ve belirli bir Türkiye fikri ve Avrupa ile ilişkisi adına, ancak üzüntü duyulabilecek saldırılar ve saldırganlıklar teşkil etmektedir” diye belirtti.

    İngiltere’den de Türkiye’ye hukukun üstünlüğünü koruma çağrısı geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türkiye ile ilişkilerin önemine değindikten sonra, “Ortak uluslararası taahhütlerin, hukukun üstünlüğünün, zamanında ve şeffaf hukuki süreçler dahil olmak üzere, korunmasını bekliyoruz” mesajı verdi.

    Hollanda Temsilciler Meclisi ise tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. İmamoğlu’nun tutuklanmasını “son derece endişe verici ve hukuksuz bir gelişme” olarak değerlendiren Meclis, Hollanda hükümetinin bu çağrıyı NATO içinde ve aktif olarak dile getirmesini istedi.

    27 Mart’taki kararda, Türkiye’deki görevden alma ve kayyum uygulamalarının, Türkiye’nin 1992’de imzaladığı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı olduğu vurgulandı.

    Kaynak: BBC, MA

  • Alevilerden Özdemir’e tepki: AİHM kararları çok daha geniş; mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüsünüz

    Alevilerden Özdemir’e tepki: AİHM kararları çok daha geniş; mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüsünüz

    PİRHA – Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, X hesabından yaptığı “Başkanlık olarak çalışmalarımızı, Avrupa Konseyi’nin veya AİHM’in kararları doğrusunda değil Alevi – Bektaşi toplumunun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıyoruz” ifadeleri Alevi kurumlarının başkanlarının tepkisini çekti. ADO Başkanı Bermek, AİHM’nin kararlarının kapsamının çok daha geniş olduğunu belirterek “Cemevi Başkanlığı hayalperest bir yaklaşım içinde dedi. ABF Başkanı Aslan ise Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamayacağını vurguladı. ADFE Başkanı Koç, Cemevi Başkanlığı’nı muhatap almadıklarını belirtirken, AKD Başkanı Yılmaz, başkanlığın Aleviliği yok etmek istediğini kaydetti. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de “Bu açıklama yok hükmündedir” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini, Alevi toplumunu muhatap almıyor.

    AKP’nin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 9 Ağustos’ta X hesabından Alirıza Özdemir’in imzasıyla “Başkanlık olarak çalışmalarımızı, Avrupa Konseyi’nin veya AİHM’in kararları doğrusunda değil Alevi – Bektaşi toplumunun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıyoruz. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Alevi-Bektaşi toplumunun taleplerinin ancak yüzde ellisini karşılar. Geri kalan yüzde ellisini de yine Başkanlık olarak hayata geçiriyoruz” paylaşımını yaptı.

    Bu açıklama Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Alevi kurum başkanları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi kararını tanımamasına tepki gösterdiler.

    DOĞAN BERMEK: O DAVALAR AÇILMASAYDI ALİRIZA ÖZDEMİR’İN OTURDUĞU KOLTUK ŞU AN OLMAYACAKTI

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’ndeki davaları ve toplantıları yakından takip eden Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek, Alirıza Özdemir’in beyanının oldukça sorunlu bir beyan olduğunu kaydederek, Ali Rıza Özdemir’in beyanının oldukça sorunlu olduğunu belirterek, “Öncelikle Başkan Özdemir’in AİHM kararlarının içerik ve kapsamları hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını işaret ediyor” dedi.

    “AİHM KARARLARININ KAPSAMI ÇOK DAHA GENİŞTİR”

    Bermek şunları ifade etti:

    “AİHM Kararlarının kapsamı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruluş kararnamesinde öngörülen hizmetlerden çok daha geniştir. Örneğin inanç gruplarını kendi özgür iradeleri ile tüzel kişilik oluşturmaları, eğitim çağındaki çocuklara ailenin uygun gördüğü eğitimin verilmesini, cemevlerinin ibadethane statüsünde olması ve herhangi özel izine tabi olmadan kurulabilmesi, inanç gruplarının din görevlisi yetiştirebilme hakları gibi çok geniş konuları kapsar. Oysa gerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kararnamesi ve yönetmeliklerinde, gerekse 7421 sayılı torba yasada bu konuların çoğuna  hiç değinilmemiştir. Dava, cemevlerinin elektrik parası üzerinden açılmış olduğu için sekiz sene gecikme ile de olsa Türkiye’nin sonunda cemevlerinin sadece meydanın yani cem salonunun elektrik parası gibi bir hizmeti kabul etmesi bile önemsenmiş ve Bakanlar Komitesi takibi, bu uygulamaların AİHM Kararlarına daha uyumlu hale getirilebilmesini de tavsiye ederek durdurmuştur. Kararlarda da bu konunun iyi niyetli bir başlangıç olarak algılandığı açıkça görülmektedir.

    “İzzettin Doğan ve arkadaşları” davasının takibi ise Türkiye inanç özgürlüklerine saygılı olacağını beyan ettiği, OMBUDSMANLIK ve TİHEK ( Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu) gibi kurumlar oluşturduğunu ve İHEP (İnsan Hakları Eylem Planı) hedeflerinin gerçekleştirileceğine defalarca söz verdiği için, bölgemizdeki politik ortamın da daha fazla gerilmemesi, sığınmacılar sorununun gündeme gelmemesi amacı ile durdurulmuştur kanısındayım. Ancak bu uygulamarın zamanında ve zorunlu yanları ile yürütülmemesi halinde takipler tekrar başlayabilir.

    “BAKANLAR KOMİTESİ, ZORUNLU DİN DERSİ SORUNUYLA İLGİLİ 2024 YILI SONUNA KADAR BEKLEME KARARINA VARDI”

    Öte yandan kamuoyu önünde hiç değinilmese de AYM ( Anayasa Mahkemesi) tarafından bugünkü eğitim düzeninin hem Anayasa, hem de Medeni Kanuna aykırı olduğuna dair kararlar uygulanmadığı gibi AİHM davalarına da konu olan Zorunlu Din Dersleri meselesi çok önemli bir sorun olarak hala ortada durmaktadır ve yeni açıklanan Maarif Düzeni sorunları çok daha büyütmektedir. Bakanlar Komitesi Haziran ayında yaptığı 1501 No’lu toplantısında Türkiye’ye yıllardır devam eden bu sorun ile ilgili bir çözüm önerisini 2024 yılı sonuna kadar bekleme kararına varmıştır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI İDARİ KONULARLA İLGİLİ KURULMUŞTUR, EPEY HAYALPEREST BİR YAKLAŞIM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi sorunlarının tamamına cevap vereceği açıklaması ise oldukça siyasi bir açıklamadır kanısındayım. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı sadece bazı idari sorunlar ile ilgilenmek üzere kurulmuştur, buradan hareketle dini ve felsefi önderlik ve tüm sorunları aşabilecek bir konuma dönüşmesinin mümkün olabileceğini  düşünmek epeyi hayalperest bir yaklaşım olur. Böyle bir konumlanmaya siyasi otorite de imkan vermez, Alevi topluluğunun içinde hiç pay almadığı bir kurumla bir inanç otoritesi oluşturulamaz.

    “CEMEVLERİ AİHM SAYESİNDE HUKUKSAL VARLIK KAZANMIŞTIR”

    Alevilerin açtığı AİHM davaları boşuna mı oldu sorusunun cevabı ise çok açıktır. O davalar açılmasa, o kararlar alınmasa idi ne Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ne de Sn. Özdemir‘in oturduğu koltuk bugün bile olmayacaktı. Kendi kurumunun varlığını bile kısmen de olsa, isteksizce uygunlanan AİHM kararlarına borçlu bir bürokratın böyle bir ifade kullanması doğrusu şaşırtıcı ve gerçek duruma uygun görünmemekte. Yargıtay’ın 2015‘te iç hukuka uyarladığı AİHM kararları olmasa idi cemevleri ne zamana ve nasıl  iç hukukta yer bulacaktı bilemiyorum. Cemevleri AİHM kararları sayesinde hukuksal varlık kazanmıştır. İnanç gurubu tüzel kişiliği, zorunlu din dersleri, din adamı yetiştirme hakkı falan gibi ana konular bir yana, elektrik parasını bile cem salonu ile sınırlı tutmaya çalışan, cemevi kurulumu için yerel otoriteden izin alma koşulu koyan bir siyasi otorite tarafından yönetildiğimizi unutmamak gerekir.
    Camiler, bırakın ibadet alanlarını tüm çevreleri ile sabahlara kadar aydınlatılırken, cemevi elektrik parası için uluslararası mahkemelerden karar alınması gereken bir ülkede, Alevi sorunlarının kolay kolay çözülemeyeceğini anlamak için çok da akıllı olmak gerekmez. Alevilerin ve bugünkü düzenden eşit pay alamayan inanç grupları üyelerinin inanç özgürlüklerinin bütün koşulları ile tanındığı, her bireyin eşit haklardan özgürce yararlanabileceği  bir Türkiye özlemeye devam etmekte olduğu bir konumdayız.”

    MUSTAFA ASLAN: BAŞKAN DENİLEN ZAT ALGI YARATIYOR!

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamayacağını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Her konuda olduğu gibi iktidarın riyakarlığı bitmiyor. Bu asimilasyoncu kurumun başkanının açıklaması mevcut iktidar partisiyle çelişiyor. Alevilerin din ve vicdan özgürlüğünü yok sayarak “hükümet olarak demokrasiden yanayız” havalarına soyunmaları samimiyetsizlik. Bugüne kadar demokrasi havarisine soyunan, bugüne kadar kazanılmış hangi hukuki davayı yerine getirdiniz? “AİHM’deki davaya kısmi de olsa adım atmak istiyoruz” diyen hükümet AİHM kararlarını uygulamıyor. Bu samimi değil samimiyetsizliğin daniskası. Bu başkanlığa karşı mücadele eden kurumlar olarak biz eşit yurttaşlık istiyoruz. Devletin hiçbir inancı finanse etmesini doğru bulmuyoruz. Başkan denilen zat Diyanet İşleri Başkanlığı’nın misyonunu yüklenmesin. Alevileri işle, parayla, aşla terbiye etmekten vazgeçsin. Gerçek Alevi inancına bağlı olan Hüseyni duruşun farkında olanların onların oyunlarına teslim olmayacağını bilsinler. Başkan denilen zat sadece bir algı yaratmaya çalışıyor.

    “ALEVİLERİN VERDİĞİ HAK MÜCADELESİNİ YOK SAYAMAZLAR”

    2 buçuk yıla yakındır bir başkanlık kurulmuş, bu başkanlık Alevi yol yürütücüsü diye kaç kişiye maaş veriyor? Bunu söylesin. Bu ülkenin vatandaşı Alevilerdir. Her Alevinin kamu kaynaklarından faydalanma hakkı vardır. Alevi kurumlarının hak mücadelesi belli. Samimilerse Alevi kurumlarıyla bir araya gelip çözüm üretmelerini istiyoruz. Alevilerin hukuki mücadelede elde etmiş kazanımlarını lütufmuş gibi göstermeye çalışmasınlar. Herkes haddini bilsin. Nasıl ki 16 milyon vatandaşı olan İstanbul Belediyesi’nin her bireye hizmet etme hakkı varsa, Alevilerin de İstanbul Belediyesi’nden hizmet alma hakkı var. Bunu bir lütufmuş gibi algılamasınlar. Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamazlar.”

    ZEYNEL ABİDİN KOÇ: KENDİLERİ MAHKEME KARARLARINI UYGULAMAKLA YÜKÜMLÜ PERSONELLERDİR

    Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı muhatap almadıklarını belirterek, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevileri asimile etmek için kurulduğuna inandığımız bir başkanlık. Cemevi Başkanlığı’nın hukuku tanımamak gibi hukuku yok saymak gibi bir hakkı olmadığı gibi kendileri bu kararları uygulamakla yükümlü personellerdir. Türkiye’de Alevi hak mücadelesini vermek de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na düşmez. Alevi hak mücadelesi, Türkiye’de Alevi örgütlerinin mücadelesidir. Tanımadığımız bu kurumu da muhatap almıyoruz” diye konuştu.

    SEHER ŞENGÜNLÜ YILMAZ: ‘YÜZDE ELLİ’ DEDİĞİ, TOPLUMU PARAYLA TERBİYE ETME ANLAYIŞI

    Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı açıklamaya dair şu tepkiyi verdi:

    “AİHM, ‘cemevleri ibadethanedir, Alevilik bir inançtır’ diyor. Eğer başkanlığın kastettiği buysa zaten istediğimiz bu yani eşit yurttaşlık talebimiz. Dolayısıyla bunu kabul ettiğinde ‘ben size çatı, pencere yapayım. Siz gelin şuraya bağlanın, size şu kadar maaş vereyim, bana biat edin’ mantığından çıkacaktır. Çünkü tamamen siyasallaşmış bir yapı. Düşünün gençleri kamplara götürüyorlar orada bozkurt işaretleri yapılıyor. Bozkurt’un bize ne çağrıştırdığını yedi cihan bilir. Her katliam her cinayet öncesi gördüğümüz bir işarettir bu. Dolayısıyla burası tamamen siyasallaşmış Türk-İslam sentezi, Türksen onlara göre makbul Alevisin. Türkçe konuşuyorsan makbul Alevisin onun dışında ‘Alevi olamazsın’ gibi tüm dilleri inançları ötekileştiren, onları terörize eden  bir kafa yapısı, ırkçı bir faşizan bir kafa yapısıyla yönetilen bir yer burası. Dolayısıyla AİHM kararlarını da tanımamalarını ben hiç yadırgamadım.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİLİĞİ BU TOPRAKLARDAN YOK ETME MANTIĞIYLA KURULMUŞ BİR BAŞKANLIKTIR”

    Türkiye Cumhuriyeti devleti bile AİHM kararlarını tanımak durumundayken bir başkanlık makamı ya da devlet içerisindeki birim kalkıp ‘biz bunu tanımıyoruz, yüzde ellisini yapıyoruz’ diyorsa arkasında çok ciddi bir güvendiği yapı ve siyasal bir yapı vardır bence. Geri kalan yüzde ellisi dediği de sadece toplumu parayla terbiye etme anlayışı onlara göre. Aleviliği külliyen bu topraklardan yok etme mantığıyla kurulmuş bir başkanlık bu. Dolayısıyla ne Avrupa’dan ne insan haklarından anlarlar. Çok da yadırgamadım.”

    AYDIN DENİZ: BU KURUM VE AÇIKLAMALARI BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yaptığı açıklamanın devletin eksiklik ve yaklaşımlarını ortaya koyan bir açıklama olduğunu ifade ederek şunları belirtti:

    “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yaptığı açıklama aslında devletin bir itirafıdır. AİHM kararlarını uygulamamalarını burada kendileri itiraf etmiştir. Bu hükümet, 8 yıllık bir direnç sergilemiştir. Onun yerine ‘sadece yüzde ellisini karşılar’ konusunda kuruluş amacını deklare ederken de cemevlerine daha çok tadilat ve diğer konularda yardımcı olacaklarına dair bir kuruluş ifadesi varken aslında bugün geçmiş pratiğine baktığımızda Aleviliği tanımlama, Alevi olmayan akademisyenlerle Alevi Ansiklopedisi hazırlaması, gençlik kamplarının Alevi olmayan siyasal ideolojik gençlerle buluşturulması, yine dedelik pirlik üzerine çalıştay yapmasıyla aslında kuruluş amacına aykırı olduğunu asıl amaçlarının Alevi Diyaneti yaratmak olduğunu, Aleviliğe ve Alevilere yapılacak tüm müdahalelerin pratik bir göstergesi yaşanmıştır bugüne kadar. Devlet burada Alevi inancını ve cemevlerini ibadethane statüsüne kavuştursa zaten birçok konu hallolacak ve bunları yapmama konusunda hala diretiyor. Ve kendi açıklamalarıyla çelişkiye düşüyorlar. Şu an o zaman ‘devlet hala Alevilere yüzde elli bir şekilde yaklaşıyor. Geri kalan eksikliklerin tamamlanması konusunda da direncini sürdürüyor’ açıklaması olmuş bu. Kesinlikle bu kurum da açıklamaları da bizim için yok hükmündedir. Kendi açıklamalarıyla çelişkilerini ortaya koyan, devletin eksiklik ve yaklaşımlarını ortaya koyan bir açıklama olmuş.”

    Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan ise sorularımıza herhangi bir cevap vermedi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Avrupa Birliği-Türkiye toplantısında Alevi toplumunun sorunları gündeme geldi

    Avrupa Birliği-Türkiye toplantısında Alevi toplumunun sorunları gündeme geldi

    PİRHA- Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantısında Alevi toplumunun sorunlarının gündeme geldi. Toplantıda söz alan HDP İstanbul Milletvekili /AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Zeynel Özen, “HDP olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği desteklediğimizi fakat kâğıt üzerinde kalan bu sözde gelişmelerin gerçeği yansıtmadığını vurguladık. Buna örnek olarak Alevilerin sorunlarını hatırlattık” dedi. 

    Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) 4 yıl aradan sonra 79. Toplantısını Brüksel’deki Avrupa Parlamentosunda 17-19 Mart tarihleri arasında gerçekleştirdi.

    HDP İstanbul Milletvekili /AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Üyesi Zeynel Özen, Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantısında Alevi toplumunun sorunlarının gündeme geldiğini bildirdi.

    Yazılı bir açıklama yapan Zeynel Özen, toplantıda Anayasa Komisyonu Başkanı Yusuf Beyazıt ve Avrupa Birliğinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın “İnsan Hakları Eylem Planı” ve Adalet Reformuna” dair konulara değinmeleri üzerine üzerine söz aldığını belirtti.

    Milletvekili Özen “Halkların Demokratik Partisi (HDP) olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği desteklediğimizi fakat kâğıt üzerinde kalan bu sözde gelişmelerin gerçeği yansıtmadığını vurguladık. Buna örnek olarak Alevilerin sorunlarını hatırlattık” dedi.

    Özen şöyle devam etti:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) inanç özgürlüğü hakkını koruyan 9. Madde ve ayrımcılığı yasaklayan 14. Madde’nin ihlaline dair, Aleviler lehine başta din dersleri ve dini kamu hizmetleri olmak üzere bugüne kadar birçok kararı oldu. Bu kararların dikkate alınmaması üzerine Türkiye birçok kez uyarıldı. Türkiye iç hukukun da birçok Yargıtay ve Danıştay kararları ile aynı şekilde lehte kararlar alınmasına rağmen bunların hiçbiri uygulanmadı. Aleviler eşit yurttaşlık haklarından faydalanmadığı gibi aksine Alevilere karşı yapılan ayrımcılık, hakaret ve şiddetin cezasızlığının en fazla olduğu dönem yaşanmaktadır.

    “ALEVİLERİN SORUNLARI TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK BİR ÜLKE OLMAYIŞINDAN KAYNAKLIDIR”

    Alevi sorununa dair çözüm Avrupa değerlerini içselleştiren, insan hakları, demokrasi ve eşit yurttaşlık ilkelerini benimseyen bir Türkiye idealinden geçmektedir. Geçmişten günümüze Alevilerin sorunları Türkiye’nin demokratik bir ülke olmayışından kaynaklıdır. Çözüm ise; Türkiye’nin batı normlarını hedefleyen eşit yurttaşlığın sağlandığı, ileri demokrasi ve özgürlükçü laikliğin uygulandığı bir ülke olmasıyla gerçekleşebilir.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Eski Alman Parlamenter Akbayır: Aleviliğin tanınmasında en büyük rolü oynayan kadınlardır-VİDEO

    Eski Alman Parlamenter Akbayır: Aleviliğin tanınmasında en büyük rolü oynayan kadınlardır-VİDEO

    PİRHA-Aleviliğin Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde resmen tanınmasına karşın Türkiye’de halen tanınmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan eski Alman parlamenter Hamide Akbayır, “Almanya’da herkes kendi dilinde ve inancında ders alabiliyor. Bunun Türkiye’de de olması en önemli taleplerimiz arasında. Şimdiye kadar taleplerimiz konusunda olumlu gelişmeler olmadı ancak haklarımızı her gün yeniden savunmamız gerekiyor” dedi.

    Uzun yıllar Köln’de yaşayan, Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Parlamentosu milletvekilliği ve Köln Belediye Meclisi üyeliği yapan Sol Parti üyesi  Hamide Akbayır, Aleviliğin Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde resmen tanınmasına karşın Türkiye’de tanınmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TALEBİMİZ TÜRKİYE’DE KENDİ İNANCIMIZDA VE DİLİMİZDE DERS”

    Geç alınan bir karar olmasına rağmen Aleviliğin tanınmasının çok güzel bir duygu olduğunu belirten Hamide Akbayır, “Alevi toplumunun haklarını politik alana taşımaları çok anlamlı bir çalışma. Almanya’da Alevi inancının tanınmasında en büyük rolü oynayan kadınlardır. Avrupa Birliği, Aleviliğin ders olarak verilmesi ve Alevilerin tanınması konusunda karar almasına rağmen Türkiye alınan kararları uygulamıyor. Eyaletimizde Alevi dersleri de verilmektedir ve bu güzel bir demokratik hak. Almanya çok uluslu bir devlet olduğu için herkes kendi dilinde eğitim alma hakkına sahip aslında Türkiye’de çok uluslu bir devlet ama hakların verilmesinde hiç öyle bir tablo görmüyoruz. Almanya’da herkes kendi dilinde ve inancında ders alabiliyor bunun Türkiye’de de olması en önemli taleplerimiz arasındadır. Şimdiye kadar taleplerimiz konusunda olumlu gelişmeler olmadı ancak haklarımızı her gün yeniden savunmamız gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLER KENDİNE ÖZGÜ KURUMSALLAŞMASI GEREKİYOR”

    Devlete veya sisteme bağlı bir Aleviliği pek sağlıklı görmediğini vurgulayan Akbayır, “Çünkü Alevi dedeleri ve pirlerinin devlet tarafından maaş alındığı görülmemiştir, onların devletin değil de kendine özgü bir kurumsallaşması gerekiyor. Çünkü ben devlet olarak parasını veriyorsam kendi anlayışıma göre bir pir ararım, benim düşünceme uygun değilse maaş da vermem diyebilir. Bence Aleviler devletten bağımsız olarak özgün örgütlenmeli. Devlet kurumlara destek vermek zorundadır ama kendisine göre bir Alevilik yaratırsa bunca zamandır yapılan çabalar boşa gitmiş olur” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/ELAZIĞ

  • Erdoğan: Biz Avrupa Birliği kararlarını tanımıyoruz, yok hükmündedir

    Erdoğan: Biz Avrupa Birliği kararlarını tanımıyoruz, yok hükmündedir

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Biz, Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Katar ziyareti dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, Kabil Havalimanı’nın işletilmesine ilişkin, “Bu konuyla ilgili olarak şu anda Katar tarafı özel sektörden bir isim belirledi. Aynı şekilde Türkiye tarafı bir isim belirledi” dedi.

    Ekonomi politikalarına ilişkin Erdoğan, “Biz bir defa yüksek faize kesinlikle inanmıyoruz. Düşük faiz politikasıyla kuru da enflasyonu da aşağı çekeceğiz ve bunu düzenleyeceğiz. Kesinlikle yüksek faizin, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir anlayış olduğuna inanıyorum. Buna asla müsaade edemeyiz. Dolayısıyla da bu işi bir defa bu güzergahta, bu düzlemde devam ettireceğiz. Bizim derdimiz düşük faizle yatırımı teşvik etmek suretiyle istihdamı artırmak; istihdamı artırmak suretiyle üretimi ve ihracatı artırmak” diye konuştu.

    “AB KARARARI TANIMIYORUZ”

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararı uyarınca işadamı Osman Kavala ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilişkin 2 Aralık’ta Türkiye için ihlal süreci başlatılmasını istedi.

    Kavala ve Demirtaş için alınan karara ilişkin Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Buna yorum yapmaya gerek yok ki. Biz, Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. Yok farz ediyoruz. Bizim indimizde bunlar yok hükmündedir. Bunları kaç kez açıkladık. İster anlasınlar ister anlamasınlar. Bizim yargımızın vermiş olduğu kararın üzerinde biz, Avrupa Birliği kararı tanımıyoruz. Ne biliyorlarsa onu yapsınlar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AB ülkeleri Biontech aşı olanlara kapılarını açtı

    AB ülkeleri Biontech aşı olanlara kapılarını açtı

    PİRHA – Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü resmi internet sitesinden uzun zamandır kısıtlanan yurtdışı seyahatlerindeki gelişmeleri paylaştı. Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları normal şartlardaki yurtdışına çıkış belgelerine ek olarak Biontech aşısını da olmuşsa 27 AB ülkesine seyahatinde bir engel olmayacak. 

    Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün sitesinde yapılan duyuruya göre, Dışişleri Bakanlığınca yapılan bilgilendirme çerçevesinde, Avrupa Birliği’nin (AB) “Dijital Covid-19 Aşı Sertifikası Sistemi’ne dahil edildi.

    Türkiye’nin tanzim olunan aşı sertifikalarına eşdeğerlik verilmesine yönelik; Yeterlilik Kararı (Adequacy Decision) aldı. AB komisyonu bu kararı 19 Ağustos tarihinde resmen kabul etti ve 20 Ağustos 2021’de ise AB Resmi Gazetesi’nde yayımladı.

    Bu gelişmeler ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları normal şartlardaki yurtdışına çıkış belgelerine ek olarak Biontech aşısını da olmuşsa 27 AB ülkesine seyahatinde bir engel olmayacak.

    AB, Türkiye’de yapılan aşılardan sadece BioNTech’i onaylamış durumda.

    (HABER MERKEZİ)

  • AB, tek kullanımlık plastik ürünlerin satışı ve kullanımını yasakladı

    AB, tek kullanımlık plastik ürünlerin satışı ve kullanımını yasakladı

    PİRHA-Avrupa Birliği ülkelerinde yürürlüğe giren yasayla birlikte, tek kullanımlık plastik tabak, çatal, bıçak, bardak, kulak çubuğu ve pipet gibi ürünlerin satışı ve kullanımı yasaklandı.

    Plastik ürünlerin yeniden kullanılabilir ve dönüştürülebilir olmasını amaçlayan Avrupa Birliği’nde (AB) tek kullanımlık plastik tabak, bardak gibi ürünlerin kullanımını yasaklayan kanun bugün yürürlüğe girdi. AB Komisyonundan yapılan açıklamaya göre, plastikten yapılan ve kullanıp atılan tabak, çatal, bıçak, bardak, kulak çubuğu ve pipet gibi ürünler bugünden itibaren AB pazarına giremeyecek.

    Ayrıca polistirenden yapılmış yiyecek ve içecek kutuları da bu kapsamda bulunacak. Yeni yasayla alternatifi bulunan tek kullanımlık plastik ürünlerin kullanımının azaltılması hedefleniyor. AB Komisyonunun açıklamasına göre dünyada denizlerdeki çöpün yüzde 80’ini plastik ürünler oluşturuyor. Plastik kalıntıları deniz canlılarının yanı sıra insanların kullandığı gıdalara da bulaşabiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Dr. Bulut: Kapitalizmin, aşıları ne kadara satacağı küresel krizin sadece bir ayağı

    Prof. Dr. Bulut: Kapitalizmin, aşıları ne kadara satacağı küresel krizin sadece bir ayağı

    PİRHA-Prof. Dr. Vedat Bulut, Covid-19 aşısıyla birlikte dünya ülkelerinin bir tür krize girdiğini ifade ederek “Kapitalizmin bu aşıları ne kadara satacağı küresel krizin sadece bir ayağı. Tüm insanlık ayağa kalkıp sırtlarından zengin olan birkaç bin asalağın ellerinden haklarını almadığı sürece bu salgınlar, bu krizler, bu savaşlar dinmez” yorumunu yaptı.

    Dünya çapında Covid-19 aşısıyla ilgili tartışmalar sürerken, Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ), aşı adaletsizliği hususunda uyarı geldi.

    En az 42 ülkede Covid-19 aşılamalarının başladığını aktaran DSÖ başkanlığı, ülke ismi vermedi, ancak Avrupa Birliği’nin, Pfizer ve BioNTech ile ortak geliştirdiği aşıdan 300 milyon ilave doz aldığı biliniyor.

    Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık, İsviçre, ABD ve İsrail gibi gelişmiş ülkeler toplu aşı kampanyalarında başı çekiyor. Nüfusunun neredeyse yüzde 15’ini iki hafta içinde aşılayan İsrail, aşılama çalışmalarında dünyada ilk sırada bulunuyor.

    Türkiye ise aşıya ulaşım konusunda listenin altında kalan ülkeler pozisyonunda. Henüz 3 milyon adet aşı alınsa da bunun öncelikle kimlere ve nasıl yapılacağı konusunda bir netlik yok.

    “İktidar üyeleri, torpilliler çok önceden aşılandı” iddiaları da bir yanda dururken aşı hususunda merak edilen birçok konuyu Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut ile konuştuk.

    SÜREÇTE ŞEFFAF OLUNMASI ÇOK ÖNEM TAŞIYOR”

    PİRHA- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’nin 50 milyon doz aşı için anlaşmaya vardığını açıkladı. 3 milyon dozluk, ilk gelen aşılar şu an ülkede. Bu aşılar kullanılmaya başlandı mı? İlk kimler aşılanacak?

    PROF. DR. VEDAT BULUT: Henüz aşılamalara başlanmadı. Bu tür ürünler milyonlarca kişiye uygulanacak, bu nedenle Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) laboratuvarlarında toksikoloji (zehirli bir madde barındırıyor mu) ve pirojenite testleri (ateş yükselmesi yapıyor mu) gibi testler yapılıyor. Bu süreç deney hayvanlarında yapıldığı için 2-4 hafta gibi bir süre alır. Bu testlerde sorun yoksa Acil Kullanım Onayı (AKO) sonrasında uygulanmaya başlayacak. Bu onayın verilmesi için Faz-3 çalışmalarına ait bir grup verinin elde olması gerekli. Koruyuculuğu yeterince yüksek ve yan etkileri az veya kabul edilebilir düzeyde (güvenilirlik) olduğu kararı verilirse AKO almış olacak. Bu onayın bağımsız bilim kurullarınca alınması süreçte şeffaf olunması çok önem taşıyor.

    İlk olarak 1. risk grubu denilen 65 yaş üstü bireyler, sağlık çalışanları, eşlik eden diğer hastalıkları (comorbidite: KOAH, astım, yüksek tansiyon, aşırı kilo) olan bireyler aşılanacak.

    3 milyon haricindeki aşının ne zaman geleceği konusunda bir bilgi mevcut mu?

    Bu konuda tam bir bilgi olmamakla birlikte, 10 milyon aşının Ocak ayı içerisinde, 20 milyon aşının Şubat ayı içerisinde, geri kalanlarında mart ayında getirileceği tahmin edilmektedir.

    “TÜRKİYE’NİN İHTİYACI OLAN AŞI DOZ MİKTARI EN AZ 120 MİLYON”

    Dünya ülkeleri arasında Türkiye’nin aşıya erişme konusundaki önceliği ne olur dersiniz?

    Türkiye COVAX platformuna gereksinim bildirmedi. 44 kadar ülke isminin açıklanmasını kabul etti. 190 kadar ülke, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülke olarak bu platformun şemsiyesi altında aşıya ulaşacak. Türkiye; İngiltere, ABD, Almanya gibi ülkeleri 1 ay kadar geriden izleyecek gözüküyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan aşı doz miktarı en az 120 milyon. Türkiye’nin aşı kampanyasını Aralık 2021’e kadar tamamlayabileceğini öngörüyorum. Bu konuda sağlık altyapısı ve insan kaynakları açısından nispeten sorunsuz olan Almanya, İngiltere Güney Kore ve Fransa’da haziran ayı sonunda tamamlanır.

    “4 MİLYON İNSANIN KAYBEDİLECEĞİNİ TAHMİN EDEBİLİRİM”

    Dünya nüfusunu henüz koruyacak aşı üretimi söz konusu değil. O evreye gelene dek küresel çapta can kaybı konusunda bir öngörünüz var mı?

    Virüs mevcut patojenitesini (hastalık oluşturma yeteneği) ve virulansını değiştirmezse, bu hızıyla devam ederse, dünya nüfusunun (2020-2021 yıları toplamı) 200 milyon kadarının enfekte olacağını ve toplamda 4 milyon insanın kaybedileceğini tahmin edebilirim. Maalesef yoksul ülkeler daha çok etkilenecek, yoğun bakım yatakları ve solunum cihazları yetersiz olan ülkelerde ölüm yüksek olur. Gerçek rakamlarınsa bu rakamın iki katı olduğunu tahmin ediyorum. Pek çok ülkede sağlık kayıtları yetersiz veya bir takım ulusal güvenlik gibi saçma nedenlerle veriler şeffaf paylaşılmıyor.

    “PANDEMİ YOKSULU VURUYOR”

    Türkiye nüfusu 83 milyona yakın. Ülkede mevcut 3 milyon aşı var. 50 milyon daha gelecek. Fakat Bakan Koca, “İsteyen herkes ücretsiz aşı yapabilecek” dedi. Gözden çıkarılan o 33 milyonluk nüfus kim dersiniz?

    “50 milyonluk satın alım aslında 25 milyonluk nüfusa yeterli. Çünkü aşı rapeli (aşının tutması için tekrarlanması) var, yani 28 gün arayla iki defa yapılmadan yeterli koruyuculuk sağlamıyor (getirilen aşı için bu da aslında belirsiz çünkü verileri henüz yayınlanmadı). Türkiye’de 1. 2. ve 3. öncelikler belirlenirse toplumsal bağışıklık için en az toplumun %70’i aşılanmalı. Bu da 60 milyon kadar bir nüfus. Yani 120 milyon doz aşı gerekiyor. Geri kalan nüfus tahminen 20 yaş altı gençler ve çocuklar olur. Onlarda ölüm oranı çok düşük ve çok yüksek oranda asemptomatik (belirti vermeden) atlatıyorlar. Elbette tıbben etik olan tüm nüfusu aşılamaktır. Çünkü ölümler bizler için rakamlardan ibaret değil. Tıp mesleği için kaybedilen her hasta bir candır. Kaybedilmemesi için çaba gösterilmeli. Bu durumda 170 milyon kadar bir doz aşı gerekir. Bu toplumda kayıtlı göçmen ve kayıt dışı göçmen sorunu da göz ardı edilmemeli. Özellikle tutukevlerinde yaşayan mahpuslar, yaşlı bakım evleri, göçmen kampları da öncelenmeli. Pandemi yoksulu vuruyor. Dar gelirli yurttaşlar da aşı planında öncelikli ele alınmalı.”

    Hekim olarak aşının koruyuculuğu konusunda endişeniz var mı?

    Söz konusu edilen aşının Faz-3 sonuçları yayımlanmadan bir şey söylemek tıbben doğru ve etik olmaz. Aşının TİTCK laboratuvarlarında testleri sürerken umarım bu sonuçlar da raporlanır ve şeffaf bir şekilde paylaşılır. Bizler de inceledikten sonra kamuoyuyla ve basınla bilgilerimizi görüşlerimizi paylaşırız. Çin’den gelen Sinovac aşısının Faz-3 çalışma ayakları olan Çin, Endonezya ve Türkiye 18-59 yaş aralığında sağlıklı gönüllülerde oldu. Brezilya verileri çok önemli. Çünkü orada 65 yaş üzeri deneme grubu da var. Aslında Asya, Avrupa ve Afrika ayakları olmalıydı ve bu yaş grubu da Faz-3 de yer almalıydı. Bilimsel olarak bu böyle. Bu bütün verilerle, açıklanırsa eğer, koruyuculuk üzerine söz söylenebilir.

    Türkiye’nin kendi Covid-19 aşısını üretme ihtimali nedir?

    “İnaktif aşı ve diğer aşı ürünlerinin elbette Türkiye’de üretimi mümkün. Ancak 20’den fazla çalışmanın Faz-3 denemelerini yaptığı dönemde sadece bir aşı çalışması Türkiye’de Faz-2 yapacağı söylendi. Bu çalışmalar bu hızla giderse temmuz ayı öncesi bir yerli üretim zor görülüyor. Türkiye’de iyi üretim koşulları (GMP) sağlayan iki üretim tesisi olduğunu öğrendim. Bunların üretim kapasiteleri hakkında elimde bilgi/veri yok. 50 milyon doz sonrasını yerli aşı olarak planlamışlarsa bunun sonuçlarını da ancak izleyerek göreceğiz.

    “BU KRİZLER, BU SAVAŞLAR DİNMEZ”

    Aşı konusu küresel bir kriz haline dönüşür mü?

    “Aşı konusu zaten küresel bir krizdi. Pandemiden önce de diğer aşıların yoksul ülkelere yeterince ulaşması sağlanamadı. Bu nedenle diğer pek çok endemik hastalıktan ölümler var. Bu ölümlerin toplamı COVID-19 pandemisiyle kıyaslanamayacak kadar fazla. Örneğin açlıktan, gıdasızlıktan günde 25 bin insan ölüyor. Yılda bu 10 milyon insana yakın kayıp demek. Şu an COVID-19 ölümleri 2 milyonun altında. Aslında dünyada insanlık pek çok trajediye gözünü kapamış olarak yaşıyor. Sadece kendi ülkesi sorun yaşadığında, ölümlerle karşılaştığında o özel konuya odaklanıyor. Bu COVID-19 aşısına geldiğinde daha farklı bir gelişme beklemiyorum. 1978 yılında Alma Ata’da bir uluslararası toplantı yapılmıştı ve tüm ülkeler 40 yıllık bir planla tüm insanlara eşit ve ücretsiz sağlık sağlayacağız diye söz verdiler ve bildirgeye imza koydular. Hepsi sahtekar çıktı. Ülkeler sorumluluklarını yerine getirmedi. Bu sağlanamadı. Kapitalizmin bu aşıları ne kadara satacağı küresel krizin sadece bir ayağı. Aşının soğuk zincirde taşınamadığı yoksul ülkeler bile var. Tüm insanlık ayağa kalkıp sırtlarından zengin olan birkaç bin asalağın ellerinden haklarını almadığı sürece bu salgınlar, bu krizler, bu savaşlar dinmez.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kariye Müzesi’nin ibadete açılmasına Yunanistan ve AB’den tepki

    Kariye Müzesi’nin ibadete açılmasına Yunanistan ve AB’den tepki

    PİRHA – Ayasofya’dan sonra Kariye Müzesi’nin de cami olarak ibadete açılmasına Yunanistan ve Avrupa’dan tepki geldi. Yunanistan, müzenin ibadete açılmasını provokasyon olarak nitelendirdi.

    Ayasofya’dan sonra Kariye Müzesi’nin de cami olarak ibadete açılmasına Yunanistan ve Avrupa’dan tepki geldi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada “Dünyanın her yerindeki dindar insanlara ve insanlık uygarlığının anıtlarına saygı duyan uluslararası topluma karşı bir başka provokasyon” diye nitelendirdi.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA MEYDAN OKUNUYOR”

    Açıklamada “Ayasofya’dan sonra uluslararası tepkiye rağmen Türk topraklarında UNESCO kültürel mirasının bir başka anıtının niteliği daha gaddarca hakarete uğradı. Türkiye’nin bir kez daha uluslararası topluma meydan okuduğunu gösterdiğini” belirtiği açıklamanın devamında Türkiye’yi “21. yüzyılın medeniyetler arası karşılıklı saygı, diyalog ve anlayışına geri dönmeye” çağırdı.

    Kariye Müzesi’nin cami olarak ibadete açılacak olmasına bir diğer tepki de Avrupa Birliği’nden geldi. AB Komisyonu Sözcüsü Nabila Massral, “Ayasofya gibi Kariye de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde. Türkiye Medeniyetler İttifakı projesinin kurucu üyesi olarak dinler ve kültürler arası diyaloğu, bir arada yaşamayı ve hoşgörüyü teşvik edeceğini taahhüt etmişti” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Küresel ısınmaya en çok hangi ülkeler sebep oluyor?

    Küresel ısınmaya en çok hangi ülkeler sebep oluyor?

    2018’de küresel ısınmaya en fazla neden olan ülkeler Çin, ABD ve Hindistan oldu. Türkiye ise 15. sırada yer aldı.

    Son veriler Avrupa Birliği’nin (AB) Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ardından hala en çok sera gazı emisyonu üreten üçüncü aktör olduğunu gösteriyor. Türkiye ise dünya sıralamasında ilk 20’de yer alıyor.

    2018’e ait olan veriler Birleşmiş Milletler (BM) Madrid İklim Zirvesi’nde (COP25) sunulmak üzere Global Carbon Project (Küresel Karbon Projesi – GCP) tarafından yayınlandı.

    Çalışma AB’yi bir birlik olarak bütün şekilde değerlendirerek ilk üçün içine yerleştirse de ayrı ayrı üye ülkelerin durumu da incelendi ve buna göre birlik içerisinde Almanya, İngiltere, Polonya, Fransa ve İtalya atmosfere en çok sera gazı salan ülkeler.

    Her ne kadar AB’nin son 10 yıl içerisinde karbondioksit (Co2) salınımını yüzde 17 düzeyinde azaltmış olduğu kaydedilse de bu durumun gelişmekte olan ekonomilerde yaşanan Co2 artışı nedeniyle dengeyi sağlamak için yeterli olmadığı kaydediliyor.

    Özellikle Çin ve Hindistan’ın aynı dönem içerisinde Co2 miktarı olarak yüzde 36 ve yüzde 71 düzeyinde muazzam artışlar gösterdiğine dikkat çekiliyor.

    2019 yılı içerisinde AB’nin kömür kullanımının yüzde 10 azaldığı belirtilirken kömürdeki azalmadan kaynaklı emisyon düşüşünün daha yüksek doğal gaz ve petrol kullanımı ile dengelendiği ifade ediliyor.

    2017-2018 yılları arasında AB, yüzde -2 ile en fazla emisyona sahip ilk 5 arasında Co2 salınımı düşüş kaydeden tek aktör. Yine ilk 5 arasında en fazla emisyon artışı yaşayan iki ülke ise yüzde 7,5 ile Hindistan ve yüzde 3,7 ile Rusya oldu.

    TÜRKİYE İLK 20’DE YER ALDI

    Rapora göre Türkiye 2009 yılından bu yana en fazla emisyona sahip ilk 20 ülke içerisinde bulunuyor. Listeye 19. sıradan giren Türkiye 2009 yılında 315 metrik ton Co2 salınımı gerçekleştirirken 10 yıl sonra 2018’de 428 metrik ton Co2 ile küresel ısınmaya en fazla katkıda bulunan 15. ülke konumunda yer alıyor.

     

  • Avrupa Yatırım Bankası Türkiye’ye kredi vermeyi durdurdu

    Avrupa Yatırım Bankası Türkiye’ye kredi vermeyi durdurdu

    Avrupa Birliği’nin ‘Doğu Akdeniz’ yaptırımları çerçevesinde Türkiye’ye yönelik stratejisini gözden geçiren Avrupa Yatırım Bankası, 2019’un sonuna kadar hükümetle ilişkili projelere kredi vermeyeceğini bildirdi.

    Avrupa Birliği (AB), Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri nedeniyle Türkiye üzerinde ekonomik baskıyı artıracak dört kritik başlıkta yaptırım uygulama kararı almıştı.

    Bu başlıklardan biri de Avrupa Yatırım Bankası’ndan Türkiye’ye verilecek kredi desteğinin gözden geçirmesiydi.

    Avrupa Yatırım Bankası da AB yaptırımları çerçevesinde en azından bu yılın sonuna kadar hükümetle ilişkili projelere kredi vermeyeceğini duyurdu.

    BBC Türkçe’de yer alan habere göre Reuters’a konuşan bir banka sözcüsü, “AB bankası olarak Avrupa Yatırım Bankası, Konsey’in (Avrupa Konseyi’nin) önerilerini yerine getirecektir, yılın geri kalanında yeni kredi verme işlemlerinin sınırlandırılması yaklaşımı benimsenecektir” dedi.

    Türkiye’nin en büyük tekil kredi sağlayıcısı konumunda olan Avrupa Yatırım Bankası, Ankara’ya son üç senede her yıl 400 milyon euro ile 2,2 milyar euro arasında değişen miktarda kredi sağlamıştı. 2019’da şimdiye kadar kredi verilmedi.

    YIL SONUNDA YENİDEN DEĞERLENDİRME YAPILACAK

    Uluslararası haber ajansı Reuters, kredilerin dondurulmasının özel sektör projelerini etkilemesinin beklenmediğini yazdı.

    Reuters, yönetim kurulundaki AB finans bakanlarından onay alması halinde ise bankanın yıl sonuna kadar 390 milyon dolarlık kredi verebileceğini bildirdi.

    Banka sözcüsü, bankanın Türkiye’ye kredi vermesine yönelik stratejik değerlendirmesinin yıl sonunda yapılacağını da kaydetti.

    ERDOĞAN: YAPTIRIM TEHDİDİ TÜRKİYE’Yİ HAKLI DAVASINDAN VAZGEÇİREMEYECEK

    Avrupa Birliği’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları nedeniyle Türkiye’ye yönelik aldığı yaptırım kararına Ankara’dan tepkiler gelmişti.

    Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, AB’nin yaptırım kararının “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerini sürdürme kararlılığını etkilemeyeceği” belirtilmişti.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da söz konusu yaptırım kararı için “Çok da ciddiye almaya gerek yok” demişti. AB’nin sondaj faaliyetlerini sonlandırma çağrısına ise Çavuşoğlu’nun yanıtı “faaliyetlerimizi artıracağız” şeklinde olmuştu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 96. yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajında, “Örtülü veya açık hiçbir yaptırım tehdidi Türkiye’yi haklı davasından vazgeçiremeyecektir” demişti.

  • AB, Türkiye’ye ne türde yaptırım uygulayacak?

    AB, Türkiye’ye ne türde yaptırım uygulayacak?

    PİRHA – Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye’nin Kıbrıs adası civarındaki faaliyetlerine ilişkin, “Bugün üye ülkeler, sondaj faaliyetleriyle ilgili AB liderlerinin Haziran’da aldığı kararın nasıl izleneceğini görüşecek.” dedi.

    Avrupa Birliği (AB), Doğu Akdeniz’de yaşanan kriz ile ilgili Türkiye’ye uygulayacağı yaptırımları masaya yatırıyor. Toplantı sonrası Türkiye ile ilgili net bir kararın çıkacağı ise henüz netlik kazanmış değil.

    MOGHERİNİ: ÇAVUŞOĞLU İLE KONUŞTUM

    Toplantının başkanlığını yapan Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu arayarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri hakkında görüştüklerini de söyledi. Mogherini, “Haziran ayında gerçekleştirilen zirvede devlet ve hükümet başkanlarının kararlarının nasıl takip edileceği görüşülecek. Bakan Çavuşoğlu ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini görüştüm.” dedi.

    Türkiye’nin bugünkü toplantının gündeminde olmamasına rağmen Kıbrıs dışişleri bakanı tarafından gündeme getirilmesi ve konunun tartışılması bekleniyor.

    Litvanya Dışişleri Bakanı Linas Linkevicius da “Birinci elden bilgilere ulaşacağız.” dedi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavista ise “Bugün çok önemli bir gün, gelişmeleri ele alacağız. Bu krizi diplomasi çözecek” dedi.

    SÖZ KONUSU YAPTIRIMLAR NELER?

    Avrupa Birliği, Kıbrıs’ın da baskıları üzerine Türkiye’nin petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerini “yasa dışı” olarak nitelendiriyor.

    AB üye devletlerinin daimi temsilcileri geçtiğimiz hafta toplantılar yaparak Türkiye’ye uygulanabilecek yaptırımları değerlendirmişti. Türkiye’ye uygulanabilecek yaptırımlar arasında Havacılık Anlaşması ile ilgili yürütülen müzakerelerin askıya alınması, Ankara’ya yönelik AB fonlarının kesilmesi, Avrupa Yatırım Bankası üzerinden verilen kredilerin sınırlandırılması bulunuyor.

    Kıbrıs Rum kesimi, AB’nin Türkiye’ye dönük daha sert tutum içinde olmaması halinde Kosova, Sırbistan, Karadağ ve Bosna Hersek’i de yakından ilgilendiren genişleme konusunda her tür anlaşmayı veto etme tehdidinde bulunuyor.

    Türkiye’nin doğal gaz arama faaliyetleri yıllardır bölgede tansiyonun yükselmesine neden olurken kimi Rum basın yayın organları ‘Fatih’ adlı sondaj gemisinin doğalgaz rezervine ulaştığını duyurdu.

    PİRHA/ANKARA

  • AB: Türkiye dev adımlarla uzaklaşıyor

    AB: Türkiye dev adımlarla uzaklaşıyor

    Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyelik sürecine ilişkin yıllık ilerleme raporu resmen açıklandı. Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn raporu açıklarken, “Türkiye, özellikle hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanında AB’den dev adımlarla uzaklaşmayı sürdürdü”dedi.

    Raporda OHAL uygulamaları eleştirilirken, Türkiye’de ‘ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı alanlarında gerileme yaşandığı’ tespiti yer aldı. Raporda 15 Temmuz darbe girişimi kınandı; Türkiye’nin mülteciler konusunda olağanüstü çaba harcadığı da belirtildi.

    FETÖ’YE ‘TERÖR ÖRGÜTÜ’ DENMEDİ

    Avrupa Komisyonu’nun FETÖ’yü terör örgütü olarak tanımlayacağına yönelik iddialar ise doğru çıkmadı. Bir örgütün Brüksel’in terör listesine girebilmesi için tüm AB ülkelerinin onayı gerekirken, raporda ‘FETÖ’ ifadesi kullanılmadı.

    RAPORDA NE VAR?

    • Raporda olağanüstü hale gecikmeksizin son verilmesi talebi yer aldı.
    • AB Türkiye’nin darbe girişimine karşı ‘hızlı ve orantılı’ adım atmasını ‘meşru’ olarak tanımlasa da, darbe girişimi sonrası alınan önlemlerin geniş ölçeği ve toplu adımlar içermesi nedeniyle endişeye sebep olduğunu belirtti.
    • OHAL’de 150 binden fazla kişinin gözaltına alındığına, 78 bininin tutuklandığına ve 110 binden fazla devlet memurunun görevden alındığına dikkat çekildi.
    • İfade özgürlüğü başta; temel insan haklarının tümünde gerileme yaşandığı saptaması yapıldı.
    • Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda endişe beyan edilirken, alt mahkemelerin Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyması çağrısı yapıldı.
    • Terörle mücadele önlemlerinin orantılı ve AİHM kararlarıyla uyumlu olması gerektiği belirtildi.

    İLERLEME RAPORU NEDİR?

    Avrupa Birliği her yıl, üye adayı veya aday adayı statüsündeki her ülkenin gerekli kriterlere uymak konusunda ne kadar ilerleme sağladığı konusunda raporlar yayımlıyor. Ülkelerin siyasi, demokratik ve ekonomik kriterlere göre kaydettiği gelişmenin değerlendirildiği raporlara İlerleme Rapor adı veriliyor.

    AB’nin geçen yıl HDP’li vekillerin ve Cumhuriyet gazetesi çalışanların tutuklanmasından kısa süre sonra açıklanan İlerleme Raporu da, o güne dek en sert ve olumsuz metin olarak değerlendirilmişti.

  • Türkiye’den çıkan patlayıcı yüklü gemi Akdeniz’de durduruldu iddiası

    Türkiye’den çıkan patlayıcı yüklü gemi Akdeniz’de durduruldu iddiası

    Yunanistan sahil güvenlik botlarının, Mersin ve İskenderun limanlarından yükleme yapan bir geminin kargosunda yüksek miktarda patlayıcı bulduğu iddia edildi. 

    Reuters’in haberine göre Tanzanya bandıralı gemi Girit açıklarında cumartesi günü durduruldu. İddiaya göre kargo içindeki 29 konteynırda, bomba yapımında kullanılan amonyum nitrat, elektriksiz fünye ve 11 boş LPG tankı tespit edildi.

    Yunan Tuğamiral Ioannis Argiriou, “Söz konusu malzemeler madencilikten, bomba yapımına ve terörist faaliyetlere kadar her türlü işte kullanılabilir” dedi.

    Geminin sekiz mürettebatı gözaltında. Gözaltına alınan gemicilerin beşinin Ukraynalı, ikisinin Hintli, birinin ise Arnavutluk vatandaşı olduğu ifade edildi.

    Geminin kayıtları, kargonun  Mersin ve İskenderun’da yüklendiğini, varış yerinin Cibuti ve Umman gözüktüğünü gösterdi. Ancak Yunan sahil güvenlik makamları, Geminin sahibi kaptana yükü Libya’nın Misrata limanına bırakma talimatı vermiş” dedi.

    Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, 2011 yılında uygulamaya konan ambargoyla iç savaş halinde olan Libya’ya silah satışı ve transferini yasaklamıştı.

  • AB liderleri Türkiye’ye mali yardımın azaltılması konusunda anlaştı

    AB liderleri Türkiye’ye mali yardımın azaltılması konusunda anlaştı

    PİRHA- Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları, Brüksel’de devam eden zirvede Türkiye’ye yapılacak mali yardımların azaltılması konusunda anlaştı.

    Almanya Başbakanı Angela Merkel’in talebiyle zirvenin ilk gününde Türkiye’ye yapılan mali yardımlarda nasıl kesintiye gidilebileceği konusu ele alındı. Merkel bu adımla AB’nin, Türkiye’deki insan hakları durumuna tepki gösterdiğini belirtti.

    Almanya Başbakanı Angela Merkel, Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılan AB Liderler Zirvesi’nin ilk gününün ardından basın toplantısı düzenledi.

    “MALİ YARDIMDA MAKUL KESİNTİYE GİDİLECEK”

    Merkel açıklamasında, AB’ye katılım öncesi mali yardımda, “makul” şekilde kesintiye gidilmesi konusunda uzlaşıldığını ve bu talebin AB Komisyonu’na sunulduğunu belirtti. Merkel, söz konusu mali yardımların sadece Türk hükümetine gitmediğini, Türkiye’de farklı gelişmeler olmasını uman kesime de gittiğine dikkat çekti ve kesintinin bu faktör gözönünde bulundurularak yapılacağını söyledi. Merkel, Ankara’ya mülteci mutabakatı kapsamında taahhüt edilen mali yardımın ise ödenmeye devam edeceğini belirtti.

    Merkel tüm bu şartlar göz önünde bulundurulduğunda Gümrük Birliği anlaşmasının genişletilmesinin de söz konusu olamayacağını ifade etti. Ancak AB üyelerinin Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik fazlasıyla çaba harcadıkları konusunda hemfikir olmaları nedeniyle, Türk hükümetine bu kapsamdaki 3 milyon Euro’luk dilimin de ödeneceğini belirtti.

    “MÜZAKERELER DERHAL SONLANDIRILSIN YÖNÜNDE BİR ÇOĞUNLUK YOK”

    Türkiye’nin üyeliğinin sonlandırılması konusunda da açıklamalar yapan Merkel, “Müzakerelerin derhal sonlandırılması yönünde bir çoğunluk yok” dedi. Merkel, seçim kampanyası sırasında söylediği ‘Türkiye’yle üyelik müzakerelerin kesilmesi’ talebini zirvede dile getirip getirmediği yönündeki soru üzerine ise “Bu gece endişelerimi dile getirdim. Ancak aynı zamanda ortak bir pozisyon üzerinde anlaşmayı istediğimi de söyledim. Bu gece hiç kimse müzakerelerin kesilmesi taraftarı değildi” ifadelerini kullandı.
    Avrupa Birliği Türkiye’ye 2014-2020 yılları arasında AB’ye katılım öncesi mali yardım kapsamında yaklaşık 4 milyar 450 milyon Euro’luk taahhüdü bulunuyor.