Etiket: avrupa konseyi

  • Alevi kurumları Strazbourg’tan seslendi: BM saldırıları durdurmak için görev almalı!-VİDEO

    Alevi kurumları Strazbourg’tan seslendi: BM saldırıları durdurmak için görev almalı!-VİDEO

    PİRHA- Fransa Strazbourg’da bulunan Avrupa Konseyi önünde, Suriye’deki katliamlara ilişkin başta Alevi kurumları olmak üzere çok sayıda kurumun destek verdiği kitlesel basın açıklaması yapıldı. Açıklamada Alevilere yönelik saldırıların soykırıma dönüştüğü vurgulanarak, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne Suriye’deki çatışma ve katliam bölgelerinde konumlanarak saldırıları durdurması için aktif görev almaya çağrısı yapıldı. 

    Alevi örgütleri Suriye’de son süreçte cihatçı çetelerin halkı tehdit eden uygulamaları nedeniyle Avrupa kamuoyunu bilgilendirmek ve Avrupa Birliği’nin harekete geçmesini sağlamak amacıyla Fransa Strasbourg’da basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) gibi Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Konseyi önünde ortak basın açıklaması ile ‘Suriye’de halklar ve inançlar tehdit altında’ olduğuna dikkat çekiyor. Kırk dernek ve örgütün içinde yer aldığı Demokratik Güç Birliği de açıklamaya destek verdi.

    Açıklama öncesinde Suriye’de saldırılarda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu sonrasında 6 dilde açıklama yapıldı.

    Eylemde Mark Aslan Fransızca, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz Türkçe, Melisla Kalkandelen Fransızca, Süleyman Okur Arapça, Demir Çelik Kürtçe ve Gülay Kurtyiğit ise Almanca açıklama yaptı.

    Kurumlar adına ortak açıklamanın Türkçesini ise Rozbi Demir okudu.

    “DEMOKRASİ HAYRANI KESİLEN ERDOĞAN-BAHÇELİ DÖNÜP TARİHLERİNE BAKSINLAR”

    Açıklamada söz alan Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz, “Ortadoğu yeniden dizayn oyunu ve çıkarlar için bir savaş haline döndü. Suriye’de bir diktatörün yıkılışına demokrasi diyen Avrupa ve emperyalistler güçler, yeni bir diktatörlüğün kurulmasına hizmet eder hale gelmişlerdir. Ortadoğu’daki Kürtlerin, Alevileri, Ezidilerin, Süryanilari birbirine kırdırarak, o ülkelerdeki yer altı ve yer üstü kaynaklara hükmetmek istiyorlar. Bu haksız savaşa mazlum hakların yanındayız. AKP-MHP, Esad’ın yıkılmasıyla demokrasi hayranı kesilerken, kendi ülkelerine dönüp bakmıyorlar. Esad’ın yıkılmasıyla Türkiye’deki ekonomik, siyasi, sosyal krizi örtbas ederek barış meleği kesilen Erdoğan ve Bahçeli’ye söyleyeceğimiz söz ise; dönün kendi tarihinize bakın olacaktır. Biz bu sisteme karşı mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

    “SAVAŞ SİSTEMATİK ZULMÜ BERABERİNDE GETİRMİŞTİR”

    Kurumlar adına ortak Türkçe açıklamayı Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Rozbi Demir okudu. Demir,  “Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden savaş, yalnızca fiziksel yıkım ve siyasi kaos yaratmakla kalmamış, aynı zamanda Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Dürziler, İsmaililer ve diğer farklı inanç ve etnik kimlikleri hedef alan sistematik zulüm ve şiddeti de beraberinde getirmiştir. Bu süreçte Suriye halkları, uzun yıllardır açlık, sefalet ve zorluk içinde hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Halklar, kimliklerinden ve inançlarından dolayı cihadist ve selefist grupların saldırılarına maruz kalmakta, yerlerinden edilmekte, kutsal mekânları tahrip edilmekte ve mezhepsel nefrete hedef olmaktadır” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLER, ESAD REJİMİYLE ÖZDEŞLEŞTİREK HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”

    Cihatçı çetelerin Alevileri Esad rejimiyle özdeştirerek saldırıların önünü açtığını ifade eden Demir, “Bu süreçte özellikle Aleviler, cihatçı örgütlerin mezhepçi ve dinci saldırılarına ve katliamlarına uğrayan başlıca topluluklardan biri olmuştur. Alevilere yönelik saldırılar, yalnızca bir topluluğun kimliğine değil, aynı zamanda bölgedeki halkların barış içinde bir arada yaşama iradesine de doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Aleviler, yanlış bir şekilde Esad rejimiyle özdeşleştirilerek nefret suçlarının hedefi haline gelmiştir. Radikal gruplar, “Aleviler Esadcı, Esad da Alevi söylemiyle şiddeti körüklemektedir. İran ,Suriye’de yalnızca Esad rejimini desteklemiş, ancak Suriye halklarını desteklememiştir. Bu durum İran’n Alevilere de destek verdiği yönünde bir algı yaratmıştır. Oysa İran, Alevileri inançsal olarak kendisine yakın görmemekte ve onları Şii topluluklar arasında saymamaktadır. Aleviler İran Şii’si değildir ve bu yanlış algılar, Alevilere yönelik mezhepçi propagandaları ve nefreti beslemektedir” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR SOYKIRIM BOYUTUNA ULAŞMAKTA”

    Demir, Alevi halkının demokratik bir Suriye inşasına karşılık Alevi köylerinde sivillere yönelik katliamlar gerçekleştirilerek kutsal mekanlara saldırılar düzenlediğini hatırlattı. Saldırıların soykırım boyutuna ulaştığını kaydeden Demir şunları vurguladı:

    “Cihatçı selefi gruplar, bu katliamları videoya kaydederek “Aleviler, sizin için geliyoruz” mesajıyla kafa keserek infaz yapma gibi vahşi yöntemler kullanmış ve toplu infazlar gerçekleştirmiştir. Bu zulüm ve vahşet, yalnızca askeri değil, sivil alanda da bir insanlık suçudur ve bu duruma sessiz kalmak suça ortak olmak anlamına gelmektedir.

    Alevi türbeleri, Hristiyan kiliseleri ve diğer inanç topluluklarına ait kutsal mekânlar, radikal gruplar tarafından sistematik olarak tahrip edilmektedir. Mezhep temelli ayrımcılık nedeniyle binlerce kamu görevlisi işten çıkarılmış, birçok kişi keyfi tutuklamalara ve adil olmayan yargılamalara maruz kalmıştır. Alevilere yönelik nefret ve saldırılar ise artarak devam etmekte ve soykırım boyutlarına ulaşmaktadır. Homs kırsalında Hristiyanların tarım arazileri yakılıp yok edilmiş, Malula’da yaşayan Süryaniler abluka ve saldırılarla karşı karşıya bırakılmıştır.”

    TALEPLER

    Aleviler ile birlikte Suriye halklarının da varlık ve güvenlik tehlikesi altında olduğunu kaydeden Demir, Alevi kurumlarının taleplerini şöyle sıraladı:

    1- Yaşam hakkı ve ibadet özgürlüğü:

    Tüm din ve inanç gruplarının yaşam hakkı ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalı; demokratik, özgürlükçü ve laik bir anayasa oluşturularak tüm etnik yapı ve inançlar anayasal koruma altına alınmalıdır.

    2- Hassasiyetle kınama ve yaptırımlar:

    Mezhep temelli nefret söylemleri uluslararası kuruluşlarca açıkça kınanmalı ve bu propagandaları yayan gruplara yaptırımlar uygulanmalıdır.

    3- Kutsal mekânların korunması:

    Kutsal mekânlar korunmalı, zorla yerinden edilenlerin güvenli dönüşü sağlanmalı ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlar bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır.

    4- BM gözetimi ve garantörlük:

    Suriye’de istikrar İçin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi garantörlük sağlamalı, geçiş hükümetini denetleyerek adil ve demokratik seçimlerin yapılması için gerekli koşulları oluşturmalıdır.

    5- Radikal gruplarla ilişkilerin kesilmesi:

    Avrupa Birliği, HTŞ ve benzeri radikal grupların işlediği insanlık suçlarını kınamalı ve bu gruplarla olan tüm İlişkileri kesmelidir.

    6- Azınlık haklarının güçlendirilmesi:

    Başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere tüm azınlıklar, kimliklerini özgürce ifade etmeli, anadillerinde eğitim görmeli ve özerk yönetimlerle kendilerini yönetme hakkına sahip olmalıdır.

    Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü, Suriye’deki çatışma ve katliam bölgelerinde konumlanmaya ve bu saldırıları durdurmak için aktif göreve davet ediyoruz.”

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN TEMSİLCİLERİNDEN HAREKETE GEÇME ÇAĞRISI

    Açıklamanın ardından Arap Aleviler adına söz alan  Süleyman Okur, “Hükümdarların bize yönelik baskıları bizlere böyle eylemlere sürüklüyor. Bu kötü günde bütün renkleri kucaklayıp dayanışma geliştirebiliyorsak, güzel günlerde de daha değerli mesajların verileceği görünüyor. Mesajımız insanlığadır” derken, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu ise, “Yaşasın halkların kardeşliği. Emeklerinden dolayı herkese teşekkür ediyorum. Ortadoğu ve Türkiye’de gelişmeler bizleri yakından ilgilendiriyor. Bu katliamlara Avrupa’dan ses olmak çok önemli. Bu eylemlikler devam edecek” diye belirtti.

    Demokratik Alevi Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik Suriye’de halklara yönelik soykırımlara dikkat çekerek, “Bu birlikteliğinizden dolayı hepinizi kutluyorum. Suriye’de Aleviler, Dürziler, Kürtler, soykırımla karşı karşıyalar. Buna sessiz kalamayız ve ses olamaya çalıştık. Egemenler bizleri parçalara bölerek renklerimiziz, dilimizin, düşüncemizin farklılığından faydalanmak istediler. Bizler inancımız ve fikriyatımız ile varız, biriz ve birlikteyiz. İnsan olmanın erdemliliğiyle dilimizi, inancımıza, toprağımıza ve kimliğimize sahip çıkacağız. Sahip çıkanlara aşk olsun diyorum” diye konuştu.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise tüm toplumsal kesimlere katliama demesi çağrısında bulunarak, “Aleviler nerede yaşıyorsa yaşasın, hangi devletin vatandaşı olursa olsun aynı zulmü, politikayı ve soykırımı yaşamak zorunda kaldılar. Bu bizim tarihimiz olmamalı. Bizler dünün yaşanmışlıklarını yaşamamak için buradayız. Dünü arayacağımız günler maalesef önümüzde duruyor. Birlikte olmak zorundayız, başka şansımız yok” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/STRAZBOURG

  • Avrupa Konseyi, zorunlu din dersleri konusunda hükümete Aralık 2024’e kadar süre verdi

    Avrupa Konseyi, zorunlu din dersleri konusunda hükümete Aralık 2024’e kadar süre verdi

    PİRHA – Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 11-13 Haziran’da toplanmıştı. Aleviler tarafından açılan davalara ilişkin alınan ara kararda Türkiyeli yetkililerin, zorunlu din eğitiminden vazgeçmeleri için uygun seçenekler sunması yönünde vurgu yapıldı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Aralık 2024 sonuna kadar öngörülen tedbirler hakkında Türkiyeli yetkilileri bilgi vermeye de davet etti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) önceki yıllarda aldığı kararlarının uygulanmasına dair 11-13 Haziran’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı yapıldı.

    Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek, bu toplantıya ilişkin hazırladığı ‘7. Nolu İzleme Raporu’nu paylaştı. Bermek, söz konusu toplantıya dair değerlendirmesinde “11-13 Haziran 2024 tarihlerinde toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak oluşturmakta olduğu ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ ile ilgili olarak 26 Mart 2024 tarihli yol haritasında yaptığı açıklama ve savunmaları yeterli görerek AİHM Büyük Daire’nin 62649/10 sayılı ‘İzzettin Doğan ve Diğerleri’ dava dosyasını da kapatma kararı aldı. Oysa dava dosyasındaki kararların henüz uygulanmamış olduğu ADO Alevi Düşünce Ocağı, İÖG İnanç Özgürlükleri Girişimi raporları ve ABF Alevi Bektaşi Federasyonu, ADO Alevi Düşünce Ocağı, AVF Alevi Vakıfları Federasyonu, ESİT Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, İHGD İnsan Hakları Gündemi Derneği ve Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin ortak imzalı Durum Raporu ile Bakanlar Komitesi’ne tekrar tekrar bildirilmiş idi” diye belirtti.

    İzleme raporunda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son toplantısında aldığı karar ile Türkiye’den ‘Zorunlu din dersleri davası’ olarak bilinen 21163/11 sayılı “Mansur Yalçın ve Diğerleri” dosyası ile ilgili açıklamaların Aralık 2024 sonuna kadar istenildiği bilgisi verildi. Böylece 2005 yılında başlanan ve günümüze kadar süren ‘Alevi Davaları’ grubunda devam eden tek dosyanın ‘Zorunlu din dersleri’ dosyası olduğu bilgisi verildi.

    RAPORDA ‘İNANÇLARA KARŞI TARAFSIZLIK’ VURGUSU!

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısında ‘Mansur Yalçın ve Diğerleri Davası’ konusunda da ara karar verildi. Zorunlu din dersleri konusunda Türkiye’ye uyarıda bulunan Avrupa Konseyi, Aralık 2024 sonuna kadar öngörülen tedbirler hakkında yetkilileri bilgi vermeye davet etti.

    Toplantıya dair raporda şu vurgular öne çıktı:

    “Mahkeme tarafından iletilen, Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına uygun seçenekler sunmayan ilk ve orta dereceli okullardaki din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu niteliği ve sadece sınırlı muafiyet olanakları nedeniyle Sözleşme’nin 1 No.lu Protokolünün 2. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin nihai kararı göz önünde bulundurarak;

    Bu konunun 2008’den bu yana Komite önünde beklemekte olduğunu hatırlatarak;

    Mahkeme’nin açık tespitlerine ve Komite’nin tekrarlanan çağrılarına rağmen, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu olmaya devam ettiğini, muafiyet prosedürünün çok sınırlı olduğunu ve bu durumun öğrenci velilerini ağır bir külfete ve çocuklarını din dersinden muaf tutabilmek için dini veya felsefi kanaatlerini açıklama zorunluluğuna maruz bırakabileceğini derin bir üzüntüyle not ederek;

    Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatının revize edilmesinin, Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarının, öğrencilerin ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan, zorunlu din eğitiminden muaf tutulmaları için uygun seçeneklere duyulan ihtiyacı hafifletemeyeceğini hatırlatarak;

    Sözleşme’nin 46. maddesinin 1. paragrafı uyarınca her Devletin, taraf olduğu Mahkeme’nin nihai kararlarına tam, etkili ve hızlı bir şekilde uyma yükümlülüğünün altını çizerek;

    Yetkilileri, Türk eğitim sisteminin, çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerine saygı göstererek, Devletin çeşitli dinler, mezhepler ve inançlara karşı tarafsızlık ve yansızlık görevini yerine getirmesini sağlamak için gerekli önlemleri almaya ve Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan, zorunlu din eğitiminden vazgeçmeleri için uygun seçenekler sunmaya ŞİDDETLE DAVET ETMİŞTİR;

    Yetkilileri, Aralık 2024 sonuna kadar öngörülen tedbirler hakkında bilgi vermeye DAVET ETMİŞTİR.

    1 NO’LU PROTOKOLÜN 2. MADDESİNİN İHLALİ!

    Doğan Bermek, Hasan ve Eylem Zengin (9 Ekim 2007) kararındaki ihlalleri de aktararak şu bilgileri paylaştı:

    “Mahkeme’nin muafiyet prosedürünün uygun bir yöntem olmadığını ve ebeveynlere yeterli koruma sağlamadığını değerlendirdiğinin altı çizilmelidir. Mahkeme’ye göre, bu tür bir muafiyet, ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını okul yetkililerine bildirmeye zorlayabilir ve bu durum, inanç özgürlüklerine saygı gösterilmesini sağlamak için uygun olmayan bir araç haline getirir.

    Mahkeme, Mansur Yalçın ve diğerleri davasında da bu tutumunu sürdürmüştür. Avrupa Mahkemesi, muafiyet prosedürünün öğrencilerin ebeveynlerini ağır bir külfete ve çocuklarının din dersinden muaf tutulması için dini veya felsefi kanaatlerini açıklama zorunluluğuna maruz bırakabileceğini tespit etmiştir. Bu temelde, Türk makamları, en uygun tedbirin, bu derslerden muafiyetin kapsamını genişletmek yerine, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin içeriğinin yeniden gözden geçirilmesi olacağı görüşündedir. Bu bağlamda, yetkililer ayrıca Hasan ve Eylem Zengin davasında Mahkeme’nin, müfredatın belirlenmesi ve planlanmasının ilke olarak Sözleşmeci Devletlerin yetkisi dâhilinde olduğunu açıkça vurguladığını belirtmek isterler. Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ikinci cümlesinin, Devletlerin, Devlet okullarında, verilen öğretim yoluyla, doğrudan veya dolaylı olarak dini veya felsefi türden nesnel bilgi veya bilgiyi yaymalarını engellemediğini belirtmiştir. Dahası, Mahkeme’ye göre, ebeveynlerin bu tür öğretim veya eğitimin okul müfredatına dahil edilmesine itiraz etmelerine bile izin vermemektedir, çünkü aksi takdirde kurumsallaşmış tüm öğretimler uygulanamaz hale gelme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

    Görüldüğü üzere mahkeme, o dönemdeki durumun yol açtığı ihlali ortadan kaldıracak somut bir uygulamaya işaret etmemiştir. Aksine, konuyu Devletin takdir yetkisine bırakmıştır.

    Mahkeme’nin “muafiyet usulü” hakkındaki görüşlerini dikkate alan yetkililer, ihlalin giderilmesi alanında çeşitli adımlar atmışlardır. İlk olarak, Türk makamları, zorunlu DKAB dersinin varlığının AİHM kararında başlı başına bir ihlal olarak değerlendirilmediğini açıklığa kavuşturmak istemektedir. Mahkeme, ihlal tespit ettiği kararında, DKAB dersi müfredatının içeriğinin altını çizmiştir.

    Yetkililer, alınan bireysel tedbirlerin, söz konusu ihlallerin sona ermesini ve başvuranlara olumsuz sonuçların telafi edilmesini sağladığını düşünmektedir.

    Mansur Yalçın ve Diğerleri ile ilgili olarak çözülmemiş konulara ilişkin olarak, Türk makamları Komite’yi bilgilendirecektir.”

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, EŞİTLİKÇİ OLMAKTAN UZAKTIR”

    Doğan Bermek, hazırladığı raporda kimi öneriler de sunarak şöyle devam etti:

    “İzzettin Doğan ve Diğerleri” davası oldukça karmaşık bir davadır. Farklı din ve inanç gruplarına farklı prosedürler ve meşruiyet uygulamaya çalışan bir ülkede kararın uygulanması uzun zaman alabilmektedir. İnançlara yönelik politikalar ülkedeki tüm inanç grupları için tek tip ve aynı olmalıdır.

    “Zorunlu Din Dersi” davası ülkemizin önemli davalarından biridir. Çok dinli ve çok inançlı bir ülkede, bir inancın tek bir mezhebine dayalı zorunlu eğitim, sadece eğitim açısından değil, çoğulcu toplumsal yaşam açısından da büyük sorunlar yaratmaktadır ve bu sorunun bir an önce çözülmesinin ülkedeki siyasal ve toplumsal barışa büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.

    Farklı dini grupların kendi din adamlarını yetiştirebilecekleri bir eğitim ortamının yaratılmasının ülkemizdeki en önemli ihtiyaçlardan biri olduğuna olan inancımızı da yinelemek isteriz.

    “ÇOCUKLARIN DİN ÖZGÜRLÜĞÜ HAKLARINA MÜDAHALE EDİLMEKTE”

    Doğan Bermek, AİHM’nin Alevi davalarına ilişkin kararlarının uygulanmaması neticesinde milyonlarca Alevinin din ve inanç özgürlüğü üzerinde olumsuz bir etki yarattığını vurguladı. Bermek, raporunda şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi inancı tanınmamakta, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine yönlendirilen vergileri ödemelerine rağmen kamu din hizmetlerinden yararlanamamakta, Alevilerin ibadet ettiği cemevleri ibadethane olarak tanınmamakta ve bu nedenle ayrıcalıklardan yararlanmakta, Alevi ebeveynler çocuklarını kendi dini görüşleri doğrultusunda yetiştirememekte ve çocukların düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarına müdahale edilmektedir.

    Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye davası ile ilgili olarak, kararın uygulanmasındaki gecikme, uyumsuzluğun sistematik niteliği ve kararın uygulanmamasından etkilenen çok sayıda öğrenci ve veli ışığında, Bakanlar Komitesi’nin Türk makamlarını AİHM kararlarına – özellikle de mevcut düzenlemelerdeki eksikliklerin giderilmesi suretiyle – uymaya çağıran bir ara karar kabul etmesini kuvvetle tavsiye ediyoruz.”

    “MUAFİYET SİSTEMİ OLDUĞU GİBİ DURMAKTA”

    Alevi Düşünce Ocağı Başkanı Doğan Bermek, raporunun sonunda Türkiye’deki zorunlu din derslerindeki artışa dikkat çekti. Bermek, “Tüm zorunlu Din Dersi saatleri, mevcut müfredatlara ek bir seçmeli din dersi eklenerek yeni müfredatla iki katına çıkarılmaktadır” diye belirtti.

    Doğan Bermek, sonuç bölümünde ise “Mahkeme’nin hem Zengin hem de Yalçın kararlarında 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiğine dair verdiği kararların temel nedeni olan muafiyet uygulaması ve zorunluluk şartları olduğu gibi durmaktadır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Venedik Komisyonu ‘dezenformasyon’ düzenlemesine “İfade özgürlüğüne engel” dedi

    Venedik Komisyonu ‘dezenformasyon’ düzenlemesine “İfade özgürlüğüne engel” dedi

    PİRHA-Avrupa Konseyi, basına müdahaleyi artıracak, maddeleri TBMM’de kabul edilen ‘dezenformasyon yasasının’ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğüne ‘engel’ teşkil ettiğini açıkladı. 

    Muhalefet tarafından ‘sansür yasası’ olarak eleştirilen ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’nın birçok maddesi TBMM’de kabul edildi. Türkiye’de özellikle muhalefet tarafından eleştirilen düzenlemeye bir tepki de Avrupa Konseyi’nden geldi.

    Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerinin anayasa ve yasalarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Konsey’in  ilkelerine uygun olup olmadığını denetlemekle hükümlü Venedik Komisyonu, cuma günü konuyla ilgili ‘acil bir görüş’ metnini yayınladı.

    DİĞER ÜLKELERLE KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ

    Açıklamada, iktidar mensuplarının sık sık AB ve Avrupa örneklerinden hareketle böyle bir düzenlemeye gidildiğini savunduğuna dikkat çekilerek, başka ülkelerle Türkiye’deki düzenleme arasında karşılaştırmalı bir analiz yer aldı. Komisyon, Türkiye’deki düzenlemede Türk Ceza Yasası’na “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun eklendiğini, “endişe, korku veya panik yaratmaya” yönelik yayın yapanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörüldüğünü hatırlattı; ırkçılık, nefret suçu ve çocuk istismarı gibi alanlar için sosyal medya düzenlemeleri bulunan Almanya, Fransa ve İngiltere’de, ‘yanıltıcı veya sahte bilgi yayanlara’ hapis cezası verilmediğini vurguladı.

    Tasarı içerisinde ‘internet haber sitesi’, ‘İletişim Başkanı’, ‘İletişim Başkanlığı’, ‘Basın Kartı Komisyonu’, ‘medya mensubu’, ‘enformasyon görevlisi’ gibi ifadelerin tanımı da düzenleniyor.

    (HABER MERKEZİ)
  • Aydın: Avrupa Konseyi’nin Aleviler ile ilgili Türkiye’ye süre vermesi oyalamadır-VİDEO

    Aydın: Avrupa Konseyi’nin Aleviler ile ilgili Türkiye’ye süre vermesi oyalamadır-VİDEO

    PİRHA-Tarihçi, Yazar Erdoğan Aydın, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Aleviler ile ilgili verdiği hak ihlali kararlarını uygulamayan Türkiye’ye bir kez daha uyarıda bulunmasını yorumladı. Aydın, “Avrupa Konseyi’ni eleştirmek lazım. Türkiye’ye 2023 Mart’a kadar süre verildi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu süreye kadar süreci oyalayabilirsiniz anlamına geliyor” dedi.

    Tarihçi, Yazar Erdoğan Aydın, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Aleviler ile ilgili Türkiye’ye süre vermesi, Alevi örgütlülüğünün durumu, cezaevlerindeki hak ihlalleri, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş davaları ile ekonomik krize ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Erdoğan Aydın, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Aleviler ile ilgili hak ihlali kararlarını uygulamayan Türkiye’ye bir kez daha uyarıda bulunup, 2023 yılının Mart ayına kadar süre vermesini yorumladı. Aleviler ile ilgili alınan kararın çok önemli olduğunu belirten Aydın, “Avrupa Konseyi’ni eleştirmek lazım” dedi.

    “SÜRECİ 2023’E KADAR OYALAYABİLİRSİNİZ, ANLAMINA GELİYOR”

    Aydın şöyle devam etti:

    “Çünkü yeni bir ara karar almak için Türkiye’ye 2023 Mart’a kadar süre verildi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu süreye kadar süreci oyalayabilirsiniz anlamına geliyor. Avrupa Konseyi Türkiye’ye, “Alevilere zorunlu dayatmalarda bulunuyorsunuz, onları asimile ediyorsunuz, onların haklarını tanımıyorsunuz. Çocukları Sünni hatta yer yer siyasal İslamcı bir formatla yeniden şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Alevilerin ibadet mekanlarını camiler gibi meşru, yasal güvenceye almıyorsunuz” diyor.

    Dolayısıyla bu hiçbir şekilde demokrasi, laiklik ve hukuktan söz edebilme imkanına izin vermemektedir. Bu netlikte tescil edilmemiş olması Türkiye’nin de üyesi olduğu kurumda insan hakları ve Aleviler açısından çok önemli anlam taşıyor.

    Mevcut iktidar önceki iktidarların da yapmış olduğu uç noktada ifade ediyor. Sürekli “Bizim milli hukukumuz, dışarıdan bize müdahale ettirmeyiz biz egemen bir ülkeyiz.” İnsanların gözlerini bağlamaya yönelik bir aldatmaca. İnsan hakları mahkemesinden çıkan yargı, yerli ve milli hukukumuzun ta kendisidir. Çünkü Anayasamızın 90. maddesinde çok net bir ifade var. Bu da Türkiye’de yargı mekanizmasının çürümüşlüğünü gösteriyor ve hukuka aykırı davranışların açık bir şekilde reddidir.

    Dolayısıyla mutlaka bu kararların uygulanması gerekiyor. Şunu tespit etmek lazım: Avrupa Birliği kurumları kendi hukukunu savunma, koruma konusunda alabildiğine liberal ve yumuşak davranan bir hatta ilerliyorlar. İhlal sürecini çok daha önce başlatmalıydılar. Çok daha yaptırımcı kararlar almaları gerekiyordu.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ YÜKSELTMESİ GEREK”

    Alevi toplumu ile Alevi örgütlerinin arasındaki bağın güçlü olmadığını kaydeden Aydın, Alevi örgütlerinin de kendi aralarındaki ilişkinin istenilen düzeyde olmadığını söyledi.

    “Alevi tarihi sadece Pir Sultanların değil; aynı zamanda Hızır paşaların da tarihi” diyen Aydın, “Alevi toplumu içinden de maalesef yüzü kızarmadan mevcut asimilasyon ve ötekileştirme politikalarına meşruiyet sağlayan şahsiyetler ve hatta bazı kurumlar bile çıkabilmektedir. Alevi toplumunun örgütlülüğünü mutlaka yükseltmesi lazım.

    İkinci mesele ise Alevi toplumunun reflekslerini güçlendirmesini ve bu tip gelişmelerde pozitif gelişmeleri herkese yaymak; negatif gelişmeleri de göğüslemek konusundaki reflekslerini mutlaka güçlendirmesi lazım. Alevi örgütlenmesi, Alevi aydınlanması çok önemli bir mesafe kat ettiyse bile, teslim etmek gerekir ki hala kendi dışındaki sosyal kesimlere seslenme, onları etkileme onların vicdanını kendi lehine çevirme noktasında yeterli bir yerde durmuyor” ifadelerini kullandı.

    “SORUNLARIMIZ TÜRKİYE’NİN GENEL SORUNLARIYLA ÇOK İLGİLİ”

    Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu doğrultuda daha çok efor harcamak gerekli. Bunların yapılması halinde zannediyorum ki Alevi olmayan kesimlerden, Alevi en temel hukuki haklarına yönelik desteklerde arttırılacaktır. Aleviler bugün olduğu kadar istismar edilemeyeceklerdir, asimile edilemeyeceklerdir veya satın alınmaya yönelik manipülasyonlar… Son dönemler de iktidar böyle çabalar sergiliyor.

    Alevilerin sorunlarının çözüldüğü bir ülke Sünni yoksulların, kadınların, işçilerin, Kürtlerin, başkalarının sorunlarının çözümü açısından da bir avantaj sağlayacaktır. Çünkü hayat bize gösterdi ki sorunlarımız birbiriyle çok ilgili. Sorunlarımız Türkiye’nin genel sorunlarıyla çok ilgili. Dış politikasıyla, eğitim müfredatıyla çok ilgili. Dolayısıyla Alevi örgütlerinin mutlaka standartlarını daha ileriye taşıma konusunda daha fazla enerji harcamalıdır.”

    “CEZAVLERİNDEKİ DURUM 12 EYLÜL’DEN DAHA KÖTÜ”

    Aydın, cezaevlerindeki hak ihlallerine de değinirken, “Bugün cezaevlerinin durumu 12 Eylül askeri darbesi dönemindeki durumundan da çok daha kötüdür” ifadelerini kullandı.

    Aysel Tuğluk’un durumuna ilişkin olarak da konuşan Aydın, “12 Eylül döneminde bile ağır hastalar hatta dönemin darbe yapmış Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından serbest bırakılırken, bugün kesinlikle bırakılmamaktadırlar. Bugün mafyacılar serbest bırakılmaktadırlar. Her türlü yüz kızartıcı suç işleyenler serbest bırakılmaktadır. Buna karşılık Boğaziçililer örneğinde de gördüğümüz gibi düşünce suçundan dolayı (esasen hukuki olarak ‘düşünce suçu’ diye bir kavram bile aslında utanç verici) içeride tutulan insanlara hem keyfi cezalar verilmekte hem de cezaevlerindeki hayatı olağanüstü ağır koşullarda geçirmektedir.

    Aysel Tuğluk’u hatırlayın. Annesinin gömülmüş olan cenazesinin mezarından çıkartılmak zorunda bırakıldığı faşist bir saldırıya maruz kaldı. Kendisi şu anda çok ağır bir demans geçiriyor. İnsan Hakları Vakfı’nın verdiği bilgiler bu doğrultusunda ve ne doğru düzgün bir tedavi ne de tahliye edilme yoluna gitmektedir. Hiçbir vakaya çözüm için adım atılmıyor. Türkiye’nin ne kadar hukuktan uzak olduğunu çok net gösteriyor. Bu vakaların bu kadar yaşandığı, üstünün örtüldüğü bir memlekette zannedilmesin ki toplumun diğer kesimleri ekonomik olarak refah içinde kalacaklar, huzur içinde yaşayacaklar” dedi.

    “DEMİRTAŞ’A VERİLEN CEZA ASLINDA TÜRK-MÜSLÜMANLARA DA VERİLEN BİR CEZADIR”

    Erdoğan Aydın, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk hallerinin devam etmesiyle ilgili olarak da şunları söyledi:

    “Bugün geldiğimiz nokta Kavala’yı ısrarla hukuka rağmen içerde tutan mekanizma aslında milli dediği Türk-Sünni kimlikteki insanları da geçindiremiyor. Demirtaş’ın siyaset yasağını ısrarla, inatla, hukuka rağmen sürdüren mekanizma kendi muteber saydığı halkın kesimlerinin de ekonomik çıkarlarını savunamıyor. İktidarın kimliklerini istismar ettiği Türk-Müslüman halkın şunu çok iyi kavraması lazım. Demirtaş’a verilen ceza aslında Türkiye’deki Türk-Müslümanlara da verilen bir cezadır. Kavala’ya verilen ceza Alevilerin asimile edilme konusundaki kararlılık aslında aynı zamanda Alevi olmayanların, Kürt olmayanların, Demirtaş ile aynı düşüncede olmayanlara da verilen bir cezadır.”

    “ÇÖZÜLMEZ BİR PROBLEM İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Son olarak ekonomiye dair de değerlendirmelerde bulunan Yazar Erdoğan Aydın, AKP iktidarıyla ekonominin düzelmesinin mümkün olmadığını söyledi. Aydın şunları kaydetti:

    “Çözülmez bir problem karşısındayız. Bugünkü iktidar değişmedikçe veya radikal bir değişime uğramadığı müddetçe (tabi imkansız bir şeyden söz ediyorum) kesinlikle Maliye Bakanı’nı, Hazine Bakanı’nı değiştirerek hiçbir şeyi çözemezsiniz. Güven üretemeyen; ne kapitalistlere, ne çok uluslu sermayeye ne çok finans kurumlarına ne sendikalara ne halka ne köylülere ne üreticilere güven üretemeyen ve üretme şansı olmayan bir iktidar, kendi anayasasını ihlal eden, uluslararası hukuku sistematik şekilde ihlal eden bir iktidarın ve bu konuda artık sicili bir hayli kabarmış birkaç sözle de güven inşa etmesinin kesinlikle artık imkanı kalmamış olan bir iktidarın varlığını sürdürttüğü müddetçe ekonominin düzelmesi mümkün değil.

    Bugünkü sorunumuz temelde siyasal, hukuki, uluslararası standartlardan tümüyle kopmuş olmamızla ilgili. Bu ekonomik krizde yarınımızı göremiyoruz. Maalesef yarın bugünden daha kötü. Tek bir çözüm var; bugünkü iktidarın değişmesi. Bugünkü iktidar radikal bir dönüşüm gerçekleştirirse, MHP ile ittifakından vazgeçerse, İçişleri Bakanı’nı değiştirirse, topluma bundan sonra Anayasaya uymak, uluslararası kurumlara uymak konusunda açık net taahhüt verir ve bunu 6 ay uygularsa belki bu iktidar döneminde de düzelebilir ama böyle bir dönüşüm yapabilme imkanının da kesinlikle kalmadığını gösteriyor.”

    Berfin YILDIZ/ İSTANBUL

     

     

  • Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla Strazburg ‘ta Avrupa Konseyi önünde bir araya gelen Aleviler, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanmasını istedi. Konsey önünde Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı. Açıklamalarda, Türkiye hükümetinin AİHM’nin Aleviler lehine verdiği kararların bir an önce yerine getirilmesi istendi.

    Avrupa Konseyi‘nin siyasi karar mercii olarak bilinen Bakanlar Komitesi, Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin bu toplantısında gündem, AİHM kararlarının uygulanması ve denetlenmesi olacak.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını da inceleyecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler,  Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde bir araya gelerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de tarafından uygulanmasını istedi.

    4 DİLDE BASIN AÇIKLAMASI

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Hüseyin Mat ve AABK yöneticileri ile üyeleri, Avrupa ülkelerindeki Alevi Birlikleri federasyonlarının genel başkanları ve yüzlerce Alevi yurttaşın katılımıyla Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya ise Türkçe basın açıklamasını okudu. Kılıçkaya, Alevilerin AİHM’nin zorunlu din dersleri ve cemevleri konusunda aldığı kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmasını istediğini ancak AKP hükümetinin kararları uygulamadığını, olumlu adım atmadığını kaydetti.

    Cemevlerine uygulanan ayrımcılık konusunda çözüm getirilmediğini ifade eden Kılıçkaya, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerine uygulanan ayrımcılığın giderilmesini isteyerek, eşit yurttaşlık haklarının hayata geçirilmesi için mücadele edeceklerini vurguladı.

    KURUM BAŞKANLARINDAN AÇIKLAMA

    Türkçe açıklamanın ardından Avrupa’da bulunan Alevi kurum temsilcileri yaptıkları açıklamada, Alevilerin verdiği mücadelenin şimdiye kadar devam ettiği gibi bugün de devam edeceği vurgulanarak, Türkiye hükümetinin verilen kararları uygulaması çağrısında bulundular.

    Fransa Alevi Birlikleri Eşit Başkanı Hakan Alca, Alevilerin mücadelesinin onurlu bir mücadele olduğunu belirterek, Türkiye’nin samimiyetsizliğine dikkat çekti. Alca, Alevilerin mücadelesinin devam edeceğini ifade etti.

    Britanya Alevi Birlikleri Federasyonu İsrafil Erbil yaptığı konuşmada, AİHM’nin kararlarının uygulanması için buradayız. Tüm haklarımızı alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Alevilik haktır, Aleviler vardır” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise, AKP hükümetinin AİHM’nin kararlarını uygulamak zorunda olduğunu söyledi. Çankaya, haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin hak arayışlarının Türkiye’de karşılık bulmadığının altını çizerek, AİHM’nin kararlarına rağmen cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmediğini ve zorunlu din dersi kaldırılmadığını hatırlattı.
    “Biz Aleviler olarak bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz” diyen Demir, “Var olan zulüm, iktidardan yana olmayan tüm toplum kesimlerini ilgilendiren bir durumdur. Hak ve özgürlükler konusunda birleşerek, eşitlikçi, demokratik bir anayasa için mücadele etmelidir” diye konuştu.

    AABK Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat da, “Avrupa Konseyi önündeyiz. T.C. hükümetinin olumsuzluğu devam ettirmesi nedeniyle bu toplantı bizim için önemlidir. AİHM’nin aldığı kararların uygulanmaması samimiyetsizliktir. Neden anlaşmalara ülkeler imza atıyor? Kararlar uygulanmalıdır. Uygulanmadığı taktirde Konsey gerekli kararları almalı. Yaşasın haklı mücadelemiz” dedi.

    Alevi yurttaşlar da AİHM’in Aleviler hakkında verdiği kararın Türkiye tarafından kabul edilmemesine tepki göstererek, kararın uygulanması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirttiler.

    TOPLANTI SONRASI NE OLACAK?

    Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti. Ancak hükümet, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için bugün toplandı. Alevilerle ilgili kararın dışında İşadamı Osman Kavala’nın tutukluluk halinin de inceleneceği toplantı 2 Aralık’a kadar sürecek.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle ihlal ve yaptırım sürecini başlatacak.

    Bakanlar Komitesi’nin üç günlük toplantısında aldığı kararların 3 Aralık Cuma günü Avrupa Konseyi’nin resmi internet sitesinde yayımlanması bekleniyor.

    AİHM’in “Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiği” yönünde karar almasının ardından da Komite, Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması ya da oy kullanma hakkının askıya alınması gibi yaptırımlar uygulayabilir.

    PİRHA/ STRAZBURG-FRANSA

    URG-FRANSA

     

  • Aleviler, AABK öncülüğünde, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi önünde toplanacak

    Aleviler, AABK öncülüğünde, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi önünde toplanacak

    PİRHA- Aleviler, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek olan Avrupa Konseyi önünde basın açıklaması yapacak. Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 30 Kasım-2 Aralık 2021’de toplanıyor. 

    Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını görüşecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de uygulanmamasına karşı 30 Kasım Salı günü saat 11.00’de Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde basın açıklaması yapacak.

    Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti.

    AKP İktidarı, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Türkiye’de yaşanan ayrımcılığa karşı ses çıkaran AABK, bu kez AİHM kararlarının uygulanması için Avrupa Konseyi önünde 4 ayrı dilde kitlesel basın açıklaması yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avrupa Konseyi’nden Demirtaş ve Kavala kararı

    Avrupa Konseyi’nden Demirtaş ve Kavala kararı

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan Osman Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili kararını açıkladı.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetlemek üzere toplandı. Komite, AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili aldığı kararları açıkladı.

    Demirtaş’ın avukatı Benan Molu’nun duyurduğu karara göre komite bir kez daha Demirtaş’ın serbest bırakılmasını ve mahkumiyet kararlarının bozulmasını talep etti. Propaganda suçundan verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezasının, Demirtaş’ı “cezaevinde tutma ve seçimlere katılmasını engelleme amacı” taşıdığını belirtti.

    Komite, başta Ankara 22. ACM’de devam eden dava ve Yargıtay’ın onama kararı olmak üzere Demirtaş’ın yasama dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamaları nedeniyle uygulanan bütün olumsuz yaptırımların sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğini hatırlattı.

    Demirtaş için Türkiye’ye ek süre talep etmediği halde hâlâ eylem planı sunmadığı için 30 Eylül’e kadar süre verildi. AİHM Büyük Daire kararı doğrultusunda hükümete eylem planı sunması için 22 Haziran’a kadar süre vermişti.

    Komite, Osman Kavala’nın serbest bırakılması talebini yineledi ve Aralık oturumuna kadar Kavala’nın serbest bırakılmasını bekleme kararı aldı.

    Öte yandan bir sonraki Bakanlar Komitesi toplantısı, 30 Kasım-2 Aralık 2021’de yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tepki çeken dernekler yasası, Venedik Komisyonu gündeminde!

    Tepki çeken dernekler yasası, Venedik Komisyonu gündeminde!

    PİRHA-Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerdeki yasaların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) uygun olup olmadığını denetlemekle görevli Venedik Komisyonu, Türkiye’de tepkilere sebep olan ve 2020 yıl sonu kabul edilen dernekler yasasını inceleyecek.

    Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerdeki yasaların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) uygun olup olmadığını denetlemekle görevli Venedik Komisyonu, 2 Temmuz Cuma, dernekler yasası kanununun AİHS’ne uygun olup olmadığına ilişkin görüş bildirilecek.

    Bağımsız hukukçu uzmanlardan oluşan komisyon, üye ülkelerdeki yasa ve anayasaların insan hakları normlarına uygun olup olmadığına dair hazırladığı raporları, Türkiye’nin de üye olduğu Avrupa Konseyi’nin karar organı Bakanlar Komitesi’ne sunuyor. Bu raporlar, AİHM’deki davalara da rehber olması itibarıyla önem taşıyor.

    Kaynak: euronews

  • Avrupa Konseyi’nden İstanbul Sözleşmesi kararı

    Avrupa Konseyi’nden İstanbul Sözleşmesi kararı

    AKPM’nin “acil gündem maddesi” olarak tartıştığı Türkiye rapor ve kararı, oy çoğunluğuyla kabul edildi. Kararda, Venedik Komisyonu’ndan sözleşmelerinin onaylanma ve feshedilmelerini düzenleyecek koşullar hakkında karşılaştırmalı bir çalışma ve yönlendirici ilkeler hazırlaması istendi. 

    Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), bir kez daha “acil gündem maddesi” olarak Türkiye’yi görüştü. AKPM’nin Strasbourg’daki genel kurul toplantılarında tartışılan “Türkiye’de Demokratik Kurumların İşleyişi” başlıklı rapor ve beraberindeki karar tasarısı 16’ya karşı 89 oyla kabul edildi, oylamada 23 parlamenter çekimser kaldı. AKPM’nin Türk ve Azeri üyeleri karara karşı oy kullanırken, Rus ve Sırp üyeler çekimser kalmayı tercih etti.

    AKPM Türkiye raportörleri, İsveçli parlamenter Thomas Hammerberg ve İngiliz parlamenter John Howell tarafından hazırlanan rapor ve karar metninde Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, parlamenter dokunulmazlığı, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü konuları ön plana çıkarıldı. Ankara’ya Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri bir kez daha hatırlatıldı.

    Genel kurul oturumunun Türkiye’deki son gelişmeler nedeniyle düzenlendiğini belirten raportör Thomas Hammerberg, HDP’nin kapatılmasına yönelik girişimin “kaygı verici” olduğunu belirtti.

    İfade özgürlüğü alanındaki sorunlar, sivil toplum kuruluşlarının serbestçe çalışabilmesi ve gazetecilerin sorunlarının gündeme taşındığı oturumda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ve yargı bağımsızlığı sorununa değinildi. Sözleşmeden çekilmenin “kötü bir karar” olarak değerlendirildiği  oturumda, “Ankara’nın bu kararı yeniden değerlendirmesinin umulduğu” belirtildi.

    Oturumda söz alan Hıristiyan Demokrat Grup ve Liberal Grup ve Birleşik Avrupa Solu (Komünist Grup) parlamenterleri, Avrupa Konseyi’ni Türkiye hakkına sıradan kararlar yerine daha etkin önlemler almaya çağırdı.  Parlamenterler ayrıca, İstanbul Sözleşmesi ve milletvekillerinin dokunulmazlığı konularında kaygılı olduklarını belirtti.

    Kararda, Türkiye’nin “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nden çekilme kararı Türkiye için “gerileme”, Avrupa Konseyi için ise “çok taraflı işbirliğinin zayıflaması” olarak değerlendirildi. Türkiye’nin bundan böyle sözleşmeye taraf ülkeler arasındaki uluslararası işbirliğinden yararlanamayacağı ve sözleşmede tanımlanan suçlara ilişkin konularda cezai işbirliği talebinde bulunamayacağı hatırlatıldı.

    “SÖZLEŞMELER İÇİN YÖNLENDİRİCİ İLKELER HAZIRLANSIN”

    Avrupa Konseyi tarihinde bir ilk olan bu yeni gelişmenin “demokratik toplumlarda uluslararası antlaşmaların feshedilmesini düzenleyen normlarla ilgili düşünsel bir çalışma gerektirdiği” vurgulanan kararda AKPM olarak, Avrupa Konseyi’nin anayasal konularla ilgili uzman organı Venedik Komisyonu’ndan “Avrupa Konseyi sözleşmelerinin onaylanma ve feshedilmelerini düzenleyecek koşullar hakkında karşılaştırmalı bir çalışma ve yönlendirici ilkeler hazırlaması” istendi.

    ‘PARLAMENTER DOKUNULMAZLIĞI 

    Siyasi partiler ve parlamenter yaşamın demokrasi için önemine dikkat çekilen kararda, özellikle HDP’li milletvekilleri ve belediye başkanlarının dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin girişimlere değinildi, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının birinci derece mahkeme kararlarının üstünde olduğu hatırlatıldı. AYM’nin parti kapatma davalarında AİHM içtihadı ışığında karar vermesi istendi.

    Türkiye’de muhalefet partilerindeki parlamenterlerin “yazılı veya sözlü ifadeleri nedeniyle dokunulmazlıklarının kaldırılacağı tehdidi altında yaşadığı” kaygısının dile getirildiği kararda, bu duruma son verilmesi için terörle mücadeleye ilişkin yasal mevzuatta AİHM kararları temelinde değişiklik yapılması ve “Türk yargı sistemindeki bağımsızlık ve tarafsızlık sorunuyla başa çıkılması” istendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Uygulanmayan AİHM kararları için Avrupa Konseyi toplandı

    Uygulanmayan AİHM kararları için Avrupa Konseyi toplandı

    PİRHA – Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından karar alınan ve üye devletleri bağladığı halde uygulamaya konmayan dosyaları görüşmek üzere Strazburg’da toplandı. Toplantıda, uygulanmayan kararlar arasında tutuklu işadamı ve insan halkları savunucusu Osman Kavala’nın dosyası da ele alınacak.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 29 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında, son 3 aylık AİHM kararlarını ve bunların uygulanmasını denetlemek üzere Fransa’nın Strazburg kentinde toplandı. Toplantıda, 13 ülkeden 30’u aşkın dosya ele alınacak.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46. Maddesi’yle düzenlenen “AİHM kararları ilgili devletler için bağlayıcıdır” ilkesinden hareketle, alınan kararların uygulanıp-uygulanmadığı konusunu denetleyecek. Komitenin, 3 gün sürecek toplantısında, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Gürcistan, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Moldova Cumhuriyeti, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye ve Ukrayna’yı ilgilendiren dava dosyaları gündeme alındı.

    Eylül ayında Osman Kavala’yla ilgili olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) serbest bırakılması yönünde karar aldığı işadamı Osman Kavala’nın tutukluluğunun derhal sona erdirilmesi çağrısı yapmıştı. Ancak Osman Kavala’nın tutukluluk hali hala devam ediyor. AİHM kararlarının icrasını takip eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2019 raporuna göre Türkiye, uygulanmayı bekleyen kararlar arasında Rusya’nın ardından ikinci sırada yer alıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avrupa Konseyi: Alevilerle ilgili kararları uygulayın

    Avrupa Konseyi: Alevilerle ilgili kararları uygulayın

    PİRHA- Avrupa Konseyi, Türkiye’nin AİHM’e Alevilerle ilgili aldığı iki kararı uygulaması konusunda uyarıda bulunarak, 2020 Haziran’a kadar süre verdi.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi adına büyükelçiler seviyesinde toplanan delegeler komitesi, Alevilerle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından farklı tarihlerde verilen iki ihlal kararıyla ilgili gerekli düzeltmelerin yapılıp yapılmadığı konusunda bir karar açıkladı. AİHM, Cem Vakfı tarafından yapılan başvuruyu 2014 yılında haklı bulmuş ve cami, kilise ve sinagogların yararlandığı elektrik faturasından muaf olma uygulamasının Cemevleri için de geçerli olmaması nedeniyle Türkiye’yi suçlu bulmuştu.

    Mahkeme ayrıca, Hasan ve Eylem Zengin’in zorunlu din dersleri konusunda yaptığı başvuruda da Türkiye’nin ihlalde bulunduğuna hükmetmişti.

    Euronews’in haberine göre, Avrupa Konseyi’nin aldığı kararda, yerel mahkemenin, Cemevlerinin elektrik faturalarının bir kısmının geri ödenmesi yolunda verdiği karar tatmin edici bulunmadı ve bunun AİHM’in Alevilere yönelik ayırımcı uygulamaların kaldırılması yolundaki talepleri doğrultusunda “yeterli görülmediği” bildirildi. Kararda, AİHM hükmü doğrultusunda vergi indirimi de içinde olmak üzere Alevilerin diğer dini gruplara tanınan sübvansiyonlardan ve ayrıcalıklardan faydalanmaları istendi.

    2020 HAZİRAN’INA KADAR SÜRE

    Türkiye’de 2018 yılı ilk ve orta dereceli okulların din ve ahlak dersleriyle ilgili müfredatına Alevilerle ilgili bilgilerin de konulduğu ve ailelere, istedikleri takdirde çocuklarını bu derslerden muaf olabilmeleri için yasal başvuru hakkı tanındığı kaydedilen kararda, bu önlemlerin de AİHM taleplerini karşılamadığı uyarısı yapıldı.

    Kararda, bu tür yasal bir sürecin aileler için yük olacağı ve yine ailelere din ve inançlarını açıklama zorunluğu getireceği gerekçesiyle sorunlar yaratacağı yorumu yapıldı.

    Avrupa Konseyi, Türkiye’ye 2020 Haziran ayına kadar bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda içinde takvim de yer alan kapsamlı bir eylem planı hazırlaması için süre verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li belediyelere atanan kayyımlar Avrupa Konseyi’nde

    HDP’li belediyelere atanan kayyımlar Avrupa Konseyi’nde

    PİRHA – Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanlık Divanı, 11 Eylül’de Strazburg’da yapacağı toplantıda Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarının görevden alınma kararını görüşecek.

    HDP’li belediyelere atanan kayyımlar Çarşamba günü Avrupa Konseyi’nde masaya yatırılacak. Görevden alınan Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarının, 29-31 Ekim’de Strazburg’da düzenlenecek Genel Kurul toplantılarına davet edilmesi konusu da Başkanlık Divanı oturumunda ele alınacak.

    Yarınki oturumda, Türkiye’deki son yerel seçimlerle ilgili kaleme alınan rapor ve buna bağlı karar tasarısı ile ilgili raportörün 1-4 Ekim tarihlerinde Türkiye’ye yapacağı ziyaret de görüşülecek konular arasında. Türkiye raportörünün, özellikle görevden alınan belediyelerde inceleme ve temaslarda bulunması bekleniyor.

    Türkiye’deki son yerel seçimlerle ilgili rapor ise 29-31 Ekim tarihlerindeki toplantıda nihai olarak oylanacak.

    “DEMOKRASİLERİN DOĞRU DÜZGÜN İŞLEMESİNE ZARAR VERMEKTEDİR”

    Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Anders Knape, daha önce yaptığı bir açıklamada Türkiye’de Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarının görevden alınma kararını “derin endişe duydum” şeklinde yorumlamıştı.

    Knape yazılı açıklamasında, “Geçmişte de kongre, Türkiye’de seçilmiş yerel yöneticiler hakkında haddinden fazla yasal işlemler uygulanmasından ve bu kişilerin yerine devletin tayin ettiği yetkililerin göreve getirilmesinden dolayı endişelerini dile getirmişti. Bu uygulama, yerel demokrasilerin doğru düzgün işlemesine zarar vermektedir.” ifadelerini kullanmıştı.

    PİRHA / ANKARA

  • Avrupa Konseyi heyeti İstanbul seçimleri öncesi YSK üyeleriyle görüşecek

    Avrupa Konseyi heyeti İstanbul seçimleri öncesi YSK üyeleriyle görüşecek

    PİRHA – Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi heyeti, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi öncesi Ankara ve İstanbul’da Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyeleri ile görüşecek.

    İngiliz Andrew Dawson’un başkanlığındaki heyet İstanbul’daki İl Seçim Kurulu üyeleri ile seçim öncesi görüşmelerde bulunacak. Avrupa Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre heyet, Ankara’da yabancı diplomatik temsilciler, sivil toplum örgütleri ve medya temsilcileriyle de bir araya gelecek.

    Heyet, seçim günü oy verme ve sayma işlemleri sırasında sandıklarda inceleme de yapacak. 24 Haziran’da basın toplantısı düzenlemeyi planlayan heyet, izlenimlerini de kamuoyu ile paylaşacak.

    İstanbul seçimlerini 9 Kongre üyesi ile birlikte 5 idari personel ve uzmanlar izleyecek.

    Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, 31 Mart seçimlerinin ve seçimin tekrarlanmasının ardından AKP hükümetini eleştiren açıklamalar yapmıştı.

     

  • Mahpus sayısı 10 yılda yüzde 220 arttı

    Mahpus sayısı 10 yılda yüzde 220 arttı

    PİRHA- Avrupa Konseyi, “Avrupa cezaevlerinin 10 yıllık eğilimleri” başlıklı bir rapor yayımladı. Rapor, cezaevlerinin 2005-2015 yılları arasında geçirdiği değişimler hakkında bulgular içeriyor.

    Rapora göre cezaevindeki kişi sayısı 2005’ten 2015’e yüzde 220 arttı. 2005’te 54 bin 296 olan tutuklu ve hükümlü sayısı 2015’te 173 bin 522’ye çıktı.

    Türkiye konseydeki 47 ülke arasından cezaevindeki nüfusu en yüksek olan 6. ülke. İlk beş ülke ise Arnavutluk, Gürcistan, Litvanya, Makedonya ve Karadağ.

    Türkiye’de 2005’ten 2015’e cezaevindeki nüfusun Türkiye nüfusuna oranı da yüzde 191 arttı. 2005’te 100 bin kişiden 76’sı tutuklu ya da gözaltındayken, 2015’te bu sayı 220’ye çıktı. Rapora göre bu artışın sebebi yasal düzenlemelerin şartlı tahliyeye uygun olmayı zorlaştırması.

    TUTUKLULUK SÜRELERİ DE ARTTI

    Türkiye’deki ortalama tutukluluk süreleri ceza infaz kurumlarında geçirilen toplam gün sayısına göre hesaplandığında yüzde 343, ceza infaz kurumlarındaki kişi sayısının kurumlara giriş akışına oranına göre hesaplandığında ise yüzde 80 artış gösterdi.

    Bir mahpusun ortalama tutukluluk süresi yüzde 153 arttı.

    Türkiye’de bir mahpus 2005’te ortalama 6.7 ay cezaevinde kalırken, 2014’te ortalama 29.9 ay cezaevinde kaldı.

    Bu, Romanya ve Portekiz’in ardından Avrupa’daki en uzun üçüncü tutukluluk süresi.

    Mahpus ölüm oranları da yüzde 162 arttı.

    Kadın mahpus sayısı ise yüzde 9 arttı.

    Cezaevlerine girme oranı yüzde 45, tahliye edilme oranı da yüzde 60 arttı.

    Cezaevindeki kişilerin yaş ortalaması yüzde 6, yabancı mahpus sayısı yüzde 5 azaldı.

    Rapora göre, cezaevindeki kişilerin sayısında en fazla artış görülen suç, “tecavüz ve diğer cinsel suçlar” oldu. Bu suçlardan tutuklu bulunan kişi sayısı iki yılda 23 katına çıktı.

    2013’te cezaevlerinde 523 kişi tecavüzden hüküm giymişti, bu sayı 2015’te 12 bin 253’e çıktı.

    2005’ten 2015’e saldırı ve darp, cinsel suçlar, soygun ve uyuşturucu suçlarından hüküm giyen tutuklu ve hükümlülerin yüzdelik oranı arttı, cinayet ve diğer suçlardan hüküm giyenlerinki ise azaldı.

    CEZAEVLERİ ARTTI AMA KAPASİTE AŞILDI

    Türkiye’de cezaevi nüfusunun cezaevi kapasitesine oranı ve cezaevi nüfusunun cezaevi çalışanlarına oranı Avrupa ülkelerine göre yüksek. 10 yılda cezaevi kapasitesi yüzde 144 arttı ancak cezaevlerindeki kişi sayısı da kapasiteyi aştı.

    Türkiye’de 1 cezaevi çalışanı başına 3.7 tutuklu ve hükümlü düşüyor. Bu oranın daha yüksek olduğu tek ülke, 1 cezaevi çalışanı başına 4 tutuklu ve hükümlü düşen Makedonya.

    Türkiye’de mahpus başına günlük 21,7 Euro harcanıyor. Türkiye Avrupa ülkeleri arasından mahpus başına en az bütçe ayıran 15. ülke.

  • Türkiye AİHM’in kara listesinde ikinci sırada

    Türkiye AİHM’in kara listesinde ikinci sırada

    Avrupa Konseyi, 2017 yılında AİHM’nin kararlarını uygulamayan ülkeler arasında Rusya ve Türkiye’nin başı çektiğini açıkladı. Rapora göre Türkiye geçen yıl 11 milyon 600 bin euroluk tazminat ödemesi yaptı.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Çarşamba günü Strasbourg’da yayınladığı 2017 yılına ilişkin rapora göre Rusya ve Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını uygulamayan ülkeler arasında başı çekiyor. Rapora göre listede başı çeken Rusya’da ülkenin mahkum edildiği 2 binden fazla karar hala uygulamaya konmayı bekliyor. Rusya’yı, mahkemenin hakkında verdiği bin 500’den fazla kararı henüz uygulamaya geçirmemiş olan Türkiye takip ediyor.

    Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre Rusya ve Türkiye’nin uygulanmayan kararlar listesinde başı çekmesinin, AİHM’de son dönemde aleyhinde en fazla karar çıkan ülkeler olmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Öte yandan genel tabloya bakıldığında Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkede uygulamaya konmayan mahkeme kararlarının sayısında azalma olduğu gözlemlendi.

    İÇ HUKUKTA UYGULANMASI TALEP EDİLİYOR

    Rapora göre Rusya, aynı zamanda geçen yıl en yüksek miktarda tazminat ödeyen ülke oldu. Rusya aleyhinde çıkan kararlar nedeniyle toplam 14 milyon 600 bin euro tazminat öderken Türkiye 11 milyon 600 bin euro ile İtalya’nın ardından en fazla tazminat ödeyen üçüncü ülke oldu.

    AİHM kararlarının icrasını takip eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, ülkelerin benzer insan hakları ihlallerini tekrarlamaması için gerekli düzenlemeleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan devletlerden talep edebiliyor. Örneğin hükümetlerden iç hukuklarında gerekli gördüğü değişikliklerin yapılmasını, cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesini ya da şiddet uygulayan güvenlik birimlerinin denetlenmesini talep edebiliyor.

    AİHM’nin bağlayıcılığı bulunan kesinleşmiş kararlarının uygulanmasına ilişkin bir zaman sınırlaması bulunmasa da kararların icrasını devamlı olarak yerine getirmeyen ülkelerin Avrupa Konseyi üyelikleri askıya alınabiliyor. Ancak bu, şu ana kadar hiçbir ülkeye uygulanmadı.

     

  • Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye ‘Afrin’de askeri müdahaleye son ver’ çağrısı

    Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye ‘Afrin’de askeri müdahaleye son ver’ çağrısı

    Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Birleşik Avrupa Sol Grubu başkanı Tiny Kox, Afrin operasyonunun ele alındığı oturumda, Türkiye’yi askeri müdahaleye son vermeye çağırdı.

    Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) TSK’nın Afrin operasyonu ele alındı.

    Birleşik Avrupa Sol Grubu başkanı Tiny Kox, “BM Anlaşması’na uygun olarak Suriye’ye askeri müdahaleye son verilsin ve güvenlik dahil siyasi sorunlar siyasi yollarla çözülsün” dedi.

    Ayrıca Kox, Avrupa Konseyi üyelerini, TSK’nın en kısa sürede Suriye’deki eylemlerini sonlandırması ve bu ülkeden çekilmesini öngören kararının kabul edilmesi yönünde BM Güvenlik Konseyi’ne etki yapmayı talep etti.

    Kox, “BM Anlaşması ile örgütümüzün ilkelerinin ihlal edildiği konusunda Türkiye’yi ikna etmek için AKMP bakanlar komitesi ve insan hakları komiserinin tüm potansiyeli devreye sokulmalı” ifadelerini kullandı.

    ‘KÜRTLERLE BARIŞ SÜRECİ TEKRAR BAŞLATILMALI’

    Kox, 2013 tarihli 1945 sayılı karara uygun olarak Türk yönetimiyle Türkiye’deki Kürt toplumu arasındaki barış sürecinin tekrar başlatılması gerektiğini söyledi.

  • Avrupa Konseyi son KHK’leri incelemeye aldı: AİHS ile uyumlu değil

    Avrupa Konseyi son KHK’leri incelemeye aldı: AİHS ile uyumlu değil

    PİRHA – Avrupa Konseyi’nin, son KHK’lerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle uyumlu olmadıklarının incelenmeye başlandığı kaydedildi. Euro News Türkiye’de yayınlanan habere Konsey Sözcüsü Daniel Holtgen gelişmelerin yakından incelendiğini ve son KHK’ler ile ilgili bazı endişelerin oluştuğunu açıkladı.

    Avrupa Konseyi (AK), ‘cezasızlık’ ve ‘tek tip’ gibi düzenlemeler dolayısıyla kamuoyunun tepkisini çeken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) üzerine bir açıklama yaptı.

    Euro News Türkiye’de yayınlanan habere Konsey Sözcüsü Daniel Holtgen gelişmelerin yakından incelendiğini ve son KHK’ler ile bazı endişelerin oluştuğunu açıkladı.

    “KOMİSYONUN İŞLEYİŞİNE İTİRAZLARIN OLDUĞUNU BİLİYORUZ”

    On binlerce kişinin kamudan ihraç edilmesiyle ilgili Türkiye’ye KHK Komisyonu kurulmasını tavsiye ettiklerini belirten Sözcü, “Komisyonun işleyişiyle ilgili itirazların olduğunu da biliyoruz” dedi.

    Avrupa Konseyi bu gelişmeleri inceliyor. Biliyorsunuz Türkiye’de Anayasa Mahkemesi bu itirazları kabul etmiyor. Bu yüzden hak ihlaline uğrayan kişilerin bir yasal merciye başvurabilmeleri için komisyon kurulmasını tavsiye ettik. Bu gerekli bir adımdı çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapılmadan iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekiyor.

    Sözcü Holtgen, Avrupa Konseyi’nin kısa süre içerisinde Türk hükümetiyle bu konuda irtibata geçeceğini aktardı. (HABER MERKEZİ)

  • Avrupa ‘soykırım’ dedi AKP çekimser kaldı

    Avrupa ‘soykırım’ dedi AKP çekimser kaldı

    Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, IŞİD’in Ezidi, Hıristiyan ve Sünni olmayan Müslümanlara karşı eylemlerini soykırım olarak tanıdı. AKP’li Suat Önal ise çekimser kaldı.

    Cumhuriyet’in haberine göre, IŞİD’in “soykırım ve insanlığa karşı suç” işlediğine dair uluslararası kararlara bir yenisi eklendi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), IŞİD’in Irak ve Suriye’de özellikle Ezidi, Hristiyan ve Sünni olmayan Müslümanlara karşı soykırım gerçekleştirdiğinin resmen tanınması, bunun için yargılanıp cezalandırılması için Avrupa devletlerine çağrı yapan bir karar aldı. Bu, IŞİD üyelerinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanmasının önünü açacak.

    HDP VE CHP LEHTE AKP ÇEKİMSER

    4 çekimser oya karşı 67 oyla kabul edilen karar için 4 CHP’li ve 2 HDP’li parlamenter lehte oy verdi. Oylamaya katılan tek AKP’li Suat Önal, çekimser kaldı. AKP’li parlamenterler, IŞİD’in “Sünni Müslümanları da hedef aldığının” ve “Ermeni soykırımı” iddiaları açısından ceza hukuku atfının eklenmesine yönelik üç değişiklik önergesi sundu, ama hiçbirini oylama sırasında savunmadıkları için önergeler otomatik olarak düştü.

  • HDP Türkiye’de Kadın Hakları İhlalleri Raporu’nu Avrupa Konseyi’ne sundu

    HDP Türkiye’de Kadın Hakları İhlalleri Raporu’nu Avrupa Konseyi’ne sundu

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu hazırladıkları Türkiye’de Kadın Hakları İhlalleri Raporu’nu, Avrupa Konseyi Eşitlik ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’a sundu. Raporda OHAL’in kadınlara etkisi ve son 1 yılda yaşanan cinsel istismar ve kadına yönelik şiddete vurgu yapıldı.

    Raporda sokağa çıkma yasakları süresince kadın hakları ihlalleri, seçilmiş belediye eş başkanlarının tutuklanması ve atanan kayyumlar, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, kadın milletvekillerinin tutukluluğu ve cinsiyetçi eğitim politikaları gibi konulara yer verildi.

    17 sayfalık raporda, Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) de kadınları olumsuz yönde etkilediği belirtilerek ‘kadın düşmanı, muhafazakar politikalar ve söylemlerin OHAL’de yoğunlaştığı’ vurgulandı.

    “2017’NİN İLK YEDİ AYINDA ERKEKLER 170 KADIN ÖLDÜRDÜ”

    Rapora göre, 2017’nin ilk yedi ayında erkekler 170 kadın ve kız çocuğunu öldürdü, 50 kadını cinsel saldırıya maruz bıraktı, 126 kadını taciz etti, 215 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu ve 237 kadına şiddet uyguladı.

    Kadınlar için yapılan sığınma evlerinin yetersiz olduğunun belirtildiği raporda, yargıya yansıyan kadına yönelik şiddet verilerine de değinildi.

    “ÇOCUKLARA YÖNELİK CİNSEL İSTİSMAR CİDDİ ORANDA”

    Çocuklara yönelik cinsel istismarın da ciddi bir oranı oluşturduğuna dikkat çekilen raporda özellikle dini cemaatlere ait veya kuran kurslarına bağlı pek çok okul ve yurdun hızla açılması ve denetimlerin yapılmamasının istismara yol açtığı belirtildi.

    SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI DÖNEMİNDE KADIN HAKLARI İHLALLERİ

    Raporda, bu süreçte en ciddi insan hakları ihlallerinin kadın ve çocuklara yönelik olduğu vurgulanarak öldürülen ve bedenleri teşhir edilen kadınlar hatırlatıldı. Raporda şu noktalara dikkat çekildi:

    “Bu dönemde öldürülen kadınlardan, bedenleri kolluk kuvvetlerince teşhir edilen, cesetleri günlerce sokak ortasında bekletilenler olmuş; cenaze törenlerine ailelerin katılımı engellenmiş, yasaklı ilçelerin sokakları ile evlerin duvarlarına cinsiyetçi yazılamalar yapılmıştır. Sokağa çıkma yasakları sonrası evlerine dönen yurttaşlar, yatak odalarına girildiğini, kadınların iç çamaşırlarının bilinçli biçimde sergilendiğini ve kullanılmış prezervatiflerin yatak odalarına bırakıldığını beyan etmişlerdir. Bu uygulamalar, savaşın erkek egemen yüzünü bir kez daha ortaya koymaktadır.”

    “110 bin 971 KAMU GÖREVLİSİNİN EN AZ YÜZDE 23’Ü KADIN”

    85 DBP’li belediyeye kayyum atandığı ve kayyumların ilk işi olarak kadın kurumlarını kapattığına dikkat çekilen raporda, kadın milletvekillerinin tutuklu olduğu da hatırlatıldı.

    Raporda kadına yönelik uygulanan politikalar sonucu ortaya çıkan verilerden bazıları ise şöyle:

    • Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) derlediği rakamlara göre, 110 bin 971 kamu görevlisinin en az yüzde 23’ünü (25.523) kadınlar oluşturmuştur.
    • KESK’e bağlı 11 sendikadan ihraç edilen toplam 3 bin 100 çalışanın 600’den fazlasının kadın olduğu açıklanmıştır.
    •  Üniversitelerden ihraç edilen 4 bin 811 akademisyenin 5’te biri kadındır.
    • OHAL döneminde 11 kadın derneği, 1 çocuk hakları derneği kapatılmıştır. İdil Eser, Özlem Dalkıran, İlknur Üstün, Nalan Erkem gibi kadın ve insan hakları savunucuları hapsedilmiştir.
    • En az 30 kadın gazeteci gözaltına alınmıştır. 16 kadın gazeteci tutuklu olarak cezaevindedir. Türkiye’nin ilk ve tek kadın haber ajansı Jin Haber Ajansı (JINHA) ve yerine yeniden kurulan ŞÛJIN de KHK ile kapatılan ajanslar arasındadır. Yine muhalif bir televizyon kanalı olan Hayat TV ve İMC TV gibi TV kanallarının kapatılması sonucu kadın haklarıyla ilgili Ekmek ve Gül ve Mor Bülten gibi TV programları yayından kaldırılmıştır.