Etiket: avukat cafer koluman

  • Avukat Cafer Koluman: Tüm canları Yenikapı’daki Büyük Alevi Kurultayı’na bekliyoruz-VİDEO

    Avukat Cafer Koluman: Tüm canları Yenikapı’daki Büyük Alevi Kurultayı’na bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA- 25 Aralık Pazar günü Yenikapı’da gerçekleşecek Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısında bulunan PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, “25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak olan Büyük Alevi Kurultayı’na başta Alevi toplumu olmakla birlikte bu ülkede yaşayan, vicdan sahibi olan tüm kesimleri, tüm insanları, tüm bireyleri davet ediyoruz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), “Laik ve demokratik bir Türkiye için buluşuyoruz” adıyla İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde saat 10.00’da ‘Büyük Alevi Kurultayı’ gerçekleştirecek.

    PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, 25 Aralık Pazar günü Yenikapı’da gerçekleşecek Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısında bulundu.

    “DEVLETİN ALEVİ POLİTİKASI BİR TÜRLÜ DEĞİŞMEDİ”

    İstanbul Yenikapı’da büyük bir Alevi kurultayı düzenleyeceklerini söyleyen Cafer Koluman, “Bu kurultaya neden ihtiyaç duyuldu? Neden bu zamanda yapılması gerekti? Çünkü devletin Alevi politikası bir türlü değişmedi. Geçmişte kanlı yaşanan Alevi politikası bugün kansız asimilasyon politikası olarak devam etmekte. Alevilerin inancı halen devlet nazarında yasal statüye kavuşturulmadı ve tanınmadı, yok sayılmaya da devam edilmektedir. Son çıkan torba yasası yine 9 Kasım günü yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de bunun açık bir kanıtıdır. Aleviliği yasal güvencesizliğe kavuşturan, Alevi değerlerine, özelliklede cemevlerine her daim müdahale alanı açan bir düzenleme olduğunu buradan belirtmek isteriz. Son bir buçuk yıldır devlet aygıtlarının özellikle İçişleri Bakanı üzerinden yapmış olduğu çalışma sözde Alevi açılımı adı altında Alevi sorunlarını sulandırarak daraltmaya çalışmakta ve yandaş bildikleri bir takım Alevi kurumu ve Alevilerle hareket ederek asimilasyon politikasına hizmet etmektedirler. Bizler tümden bu asimilasyon politikasına dur demek için Alevi kimliğinin tanınması, Alevi inancının tanınması, Alevilerin eşit yurttaşlık statüsüne kavuşması ve cemevlerini bu anlamda yasal güvenceye kavuşması hususunda böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyduk” dedi.

    “AKP İKTİDARI ALEVİ TOPLUMUNA HOŞ GÖRÜNMEYE ÇALIŞIYOR”

    Hacıbektaş’ta yapılan toplantı sonucunda 7 Alevi kurumu Alevi inancı üzerinde yapılan asimilasyon politikasına dur demek için bir araya geldiklerini ifade eden Koluman, “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu başta olmak üzere Türkiye’de Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve bağlı şubeleri, Alevi Kültür Dernekleri ve bağlı şubeleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı bağlı şubeleri, Demokratik Alevi Dernekleri ve bağlı şubeleri birlikte ortak bir karara imza atarak birlikte bir yol yürümeye, geleceğe yönelik plan ve program çalışması yapılması hususunda bir ortaklaşma gerçekleştirdik. Dolayısıyla bu karardan hareketle aylar öncesine sürekli olarak bu torba yasanın çıkmasına karşı çalışmalarımız mevcuttu. Biz torba yasasına karşı mücadele ederken tabii ki iktidarın seri bir şekilde asimilasyon politikası hız kesmeden devam ediyordu. Hacı Bektaş’a, Hüseyin Gazi Cemevi’ne ve Şahkulu Dergâhına bir çıkarma yaparak Alevi toplumuna hoş görünmeye çalıştılar.

    “ALEVİLERİ AYRIŞTIRMAYA, ALEVİLİĞİ YOK SAYMAYA YÖNELİK ÇALIŞMALAR”

    AKP iktidarının asıl niyetinin Alevi toplumunun derdi olmadığını yaklaşan seçimle bir potansiyel oluşturma ve dünya kamuoyuna biz Alevileri tanıyoruz mesajı vermek istediklerinin farkında olduklarını dile getiren Koluman, şöyle devam etti:

    “Biz esasında, bu torba yasası olsun ve Cumhurbaşkanı Kararnamesi olsun sanki Alevilerin tek sorunu cemevi sorunuymuş gibi bir algı yaratarak toplumda kafa karışıklığı yaratmışlardı. Bin yıldır devam eden bir devlet politikası sonucunda sürekli Aleviler üzerinde bir işleme yapmışlardır, sürekli Alevi toplumu kutuplaştırarak ayrıştırmaya, böl-parçala-yönet mantığıyla ve bugüne kadarki süreçleri yönetmeye çalışmışlardır. Son çıkan bu kararname olsun, torba yasası olsun bir kafa karşılığı yaratmışlardır ve gerçekten Alevi toplumun kafası bu alanda karışık. Cemevlerine yasal statü verdiler daha ne istiyoruz gibi söyleyen kesimlerimiz de vardır. Esasında bu düzenlemenin böyle olmadığını, tam tersi asimilasyon politikasına hizmet eden bir kararname, asimilasyon politikasına hizmet eden bir torba yasası olduğunu görüyoruz. Cemevlerine sanki yasal statü verilmiş gibi bir görüntü olsa da işin esasının bu değil. Çünkü bu yasa olsun, kararname olsun yeni bir süreç değil. Esasında devletin tozlu raflarını kaldıran, devletin asimilasyon politikasının bir parçası ve belli bir plan dâhilinde Alevileri ayrıştırmaya, Alevileri yok saymaya, Alevi inancını yok saymaya yönelik bir çalışma olduğunu belirtmek isteriz.”

    “HERKESİ 25 ARALIK’TA YAPILACAK KURULTAYA DAVET EDİYORUZ”

    Ben insanım, ben Aleviyim diyen tüm canları 25 Aralık’taki kurultaya beklediklerini belirten Av. Cafer Koluman, “Biz hem bu sürecin karşısında olduğumuzu, hem bu kararnameyi tanımadığımızı, torba yasasını tanımadığımızı Alevilerin sorununun sadece bir kültürel sorun olmadığını, Alevilerin sorununun esasında eşit yurttaşlık sorunu olduğunu, vatandaş olarak muamele görmek istediklerini, vatandaş olmak kaynaklı temel bir takım haklarının güvence altına alınması konusunda bir takım mücadelemizin olduğunu ve bu mücadelemizin de demokratik bir yapıda olduğunu kamuoyuna anlatmak için bu çalışmaları yaptık.
    Devletin politikasını dünya kamuoyuna, Türkiye kamuoyuna daha iyi bir şekilde anlatmak için ve Alevilerin ortak sorununun, ortak taleplerinin de saymış olduğum talepler olması gerektiğini bilince çıkartmak için bu kurultaya ihtiyaç duyulmuştur. 25 Aralık 2022 tarihinde Pazar günü İstanbul Yenikapı’da yapılacak olan Büyük Alevi Kurultayı’na başta Alevi toplumu olmakla birlikte bu ülkede yaşayan, vicdan sahibi olan tüm kesimleri, tüm insanları, tüm bireyleri davet ettiğimizi buradan bir kez daha belirtmek istiyoruz. Yasayı da tanımıyoruz, kararnameyi de tanımıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • ‘Cemevi yaptığı için Baydemir hakkında dava açılması Alevi inancını yok saymaktır’-VİDEO

    ‘Cemevi yaptığı için Baydemir hakkında dava açılması Alevi inancını yok saymaktır’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, cemevine yer tahsis ettiği için dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında dava açılmasının Alevilerin hak mücadelesini engelleme çabası olduğunu kaydetti. Koluman, “Bu dava, yıllardan beri hak mücadelesi engellenmeye çalışılan, hakları gasp edilen, inanç değerleri hiçe sayılan Alevilerin halen cemevlerini tanımamaktır, inancını yok saymaktır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne (GGC) yer tahsis etme kararı veren 53 belediye meclis üyesi ve bu kurumlarla protokol imzalayan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir hakkında ‘görevi kötüye kullanmak’ suçlamasıyla iki yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    İçişleri Bakanlığı’nın raporları doğrultusunda savcılığın açılan davayı değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Hukuk Sekreteri Av. Cafer Koluman, bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen hükümetin bu kararla Alevi toplumunun hak mücadelesini engellemeye dair çaba içinde olduğunu ifade etti.

    “DİYARBAKIR’DAKİ ALEVİLERİN TALEPLERİ DUYARLILIKLA KARŞILANDI”

    Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin cemevi talebiyle dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e taleplerini aktardığını ve bu talebin de kısa zamanda hayata geçirildiğini söyleyen Koluman, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Diyarbakır’da 2001 yılından beri faaliyet gösteren bir dernektir. Tabii ki bu derneğin burada faaliyet gösterdiği günden sonra temenni hedefimiz vardı. Burada Aleviler var. Aleviler yaşıyor. Alevilerin kültürüyle barışması, kültürünü tanıması, inancını yaşaması, inancı, inanç hizmetini yerine getirebilmek adına Diyarbakır’da hiç olmayan bir cemevi yapılması gerektiği konusunda bir çalışma yürütüyorduk. Bu çalışmayı yürütmek için sürekli belediyelere başvurumuz oluyor. En son aşamada o dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüten Osman Baydemir’le bu konuyu paylaştık. Çok daha büyük duyarlılık sergilediler” dedi.

    “OSMAN BAYDEMİR, CEMEVİ PROJEMİZE SON DERECE DUYARLI YAKLAŞTI”

    Devletin resmi olarak tanımadığı ve yasal statüsünü kabul etmediği cemevinin ‘kültürel tesis’ olarak Diyarbakır’da hizmet vermeye başladığını hatırlatan Koluman, şöyle devam etti:

    “İmar çalışması yapıldı. İlk etapta cemevleri yasal statüye sahip olmadığından dolayı bunu aşmanın hukuki yolları nasıl olur? Dolayısıyla ilk etapta kültürel tesis alanı olan imarda ihya edildi. Cemevleri maalesef halen Alevilerin temel ibadethanesi olmasına rağmen, cem yapılmasına rağmen halen yasal anlamda statüye kavuşturulmuş değil. Dolayısıyla o dönem belediye başkanlığı görevinde olan Osman Baydemir bu konuda son derece duyarlıydı. Çünkü insan hakları mücadelesinden gelmiş, hak temelli bir mücadele olarak görüyor. Alevilerin yok sayıldığını, inanç hizmetlerini yerine getiremedikleri düşüncesinden hareketle burada bir cemevi binası açıldı. İlerleyen süreçte yasal statüye sahip olmaması nedeniyle fiili olarak bir meclis kararı alındı o dönem. Kültürel tesis alanında ve bu kültürel tesis alanında, Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin inanç hizmetlerini yerine getirebilmesi için bu meclis kararına istinaden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’yle Büyükşehir Belediyesi arasında o zaman karşılıklı imzalanan protokol yapıldı. Protokole istinaden de 10 yıllığına inanç hizmetlerimizi yerine getirebilmek adına bedel almaksızın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne tahsis edildi.”

    “LAİKLİK İLKESİNDEN DEM VURULARAK DAVALAR AÇILDI”

    Av. Cafer Koluman, 1o yıllık süreç içerisinde cemevine arsa tahsis eden dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e bunun üzerinden defalarca dava açıldığını ve bu davaların görevsizlik kararıyla sonuçlandığını belirtti.

    Koluman, “Devam eden süreçte cemevi işlemi nedeniyle Osman Baydemir’in milletvekilliği yaptığı dönem hakkında bir fezleke düzenlendi. Yine bu protokol gerekçe göstererek, dini hükümlerin çabası ve çalışması kaynaklı, laiklik ilkesine aykırı olmak. Bir taraftan laiklik ilkesine aykırılığına dem vuruyorlar, fezleke düzenliyorlar, diğer taraftan ise o dönem yani şubat 2012’de meclis kararını alan 53 encümen ve büyükşehir belediye başkanı hakkında dava açıldı, ‘görevi kötüye kullandığı’ gerekçesiyle, bu tahsis kaynaklı. Diyarbakır Asli  Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı. Diyarbakır Asli Ceza Mahkemesi ise ‘Evet ortada bir suç var. Bu suç yalnız görevi kötüye kullanma değil de zimmet suçu kapsamında kaldığını‘ gerekçe göstererek, Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermek üzere görevsizlik kararı veriyor. Şu an görevsizlik hususu değerlendirilecek” diye konuştu.

    “HÜKÜMET, İBADETHANE OLARAK GÖRMEDİĞİ CEMEVİNE GİRİYOR”

    Son dönemde yasal statüsü tanınmayan ve ibadethane olarak görülmeyen cemevlerine yönelik hükümet ve mülki amirlerin yoğun ilgisini ve politikalarını hatırlatan Koluman, şunları kaydetti:

    “Nasıl bir suç uydurmadır anlayabilmiş değiliz. Çünkü zimmetlik hiçbir durum yok. Görevi kötüye kullanmayı gerektirecek bir durum da söz konusu değil. Şu an ne değişti? Şimdi Şubat 2022’de bu 10 yıllık süre doldu. Son iki yıldır gerçekten de devletin mülki idare amirleri geçen yıldan beri bakanlığının gideri amirleri, kayyumları Alevilere ve Alevi kurumlarına, cemevlerine ciddi anlamda bir yakınlık gösteriyor. Bundan kaynaklı bir taraftan siz yasal statü vermiyorsunuz, diğer taraftan yok saydığınız, cümbüş evi olarak gördünüz. Sözde Aleviler dediğiniz, Alevilerin kutsal mekanlarını ziyaret ediyorsunuz ve Alevilerle bir dayanışma içerisine girmeye çalışıyorsunuz. Demek istediğim o ki, Osman Baydemir’in ya da encümenlerin yaptığı suçsa aynısını şu an kayyum belediyesi yapmış.”

    “BU DAVA, ALEVİLERİN İNANCINI VE HAK MÜCADELESİNİ YOK SAYMAKTIR”

    Avukat Cafer Koluman, bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen hükümetin bu kararla, Alevi toplumunun hak mücadelesini engellemeye dair çaba içinde olduğunu söyledi.

    Koluman, “Şubat 2022’de yine Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla 2032’ye kadar bir 10 yıl daha bedelsiz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne Cemevi tahsis edildi. Peki o dönem encümenlerin işlemiş olduğu suç ise o zaman aynısını kayyım belediye de yapıyor. Buna ne demeli? Ortada ciddi bir çelişki var. Esasında bu dava yıllardan beri hak mücadelesi engellenmeye çalışılan, hakları gasp edilen, hakları yok sayılan, inanç değerleri hiçe sayılan Alevilerin halen de cemevlerini tanımamaktır, inancını yok saymaktır, Alevileri ötekileştirmektir. Bu politikaları bitmedi. Biz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi toplumu bu davanın takipçisi olacağımızı ve o dönem cemevi konusunda hassasiyet ve duyarlık sergileyen bütün canlarla dayanışma içerisinde olacağımızı buradan bildirmek istiyoruz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • ‘Aleviler duyarsız kaldığı Sivas Katliamı Davası’ na daha sıkı sarılmalı’

    ‘Aleviler duyarsız kaldığı Sivas Katliamı Davası’ na daha sıkı sarılmalı’

    PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi eski Başkanı Av. Cafer Koluman 20 Ocak’ta (bugün) görülecek olan Sivas Katliamı Davası’nı sahiplenme çağrısında bulundu. Koluman, “Bu davaya karşı son derece duyarsızlık sergilenmesi bir kez daha vicdanları yaralamıştır. Alevi kurumlarının bu davaya sahip çıkması, bu davanın daha adaletli bir şekle bürünmesi için el birliğiyle hareket etmesi gerekiyor” diye konuştu.

    28 yıldır süren Sivas Katliamı Davası’nda firari üç sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın yargılandığı 23. duruşmaya 20 Ocak’ta, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek. Hollanda Büyükelçiliği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Hollandalı Carina Cuanna nedeniyle 20 Ocak’taki duruşmaya gözlemci olarak katılacak.

    Alevi kurumlarının devam eden mahkeme sürecine yeterince duyarlı yaklaşmadığını eleştirisi yönelten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube geçmiş dönem başkanı Av. Cafer Koluman, Sivas Katliamı ana davasında adaletli bir kararın çıkmadığını, adil bir yargılamanın yapılmadığını ve hukuka aykırı deliller üzerinden bir karar alınmadığını kaydetti.

    Koluman, ayrıca firari sanıkların Almanya’da ellerini kollarını sallayarak normal hayatlarını sürdürmesinin bir demokrasi ayıbı olduğuna dikkat çekerek, sanıkların derhal Türkiye’ye iade edilmesi çağrısını yineledi.

    “ALMANYA, TATİL YAPAR GİBİ YAŞAYAN SANIKLARI İADE ETMELİ”

    “Failler aslında belli” diyen Koluman, istenilse kırmızı bültenle aranan şahısların yakalanmasının çok zor olmayacağını dile getirerek, dosyanın bu hali devam etmesinin Alevileri mağdur ettiğini belirtti.

    Sivas Katliamı Davası’nın vicdanları yaralayan bir noktada olduğuna vurguda bulunan Koluman, “Almanya gibi demokrasinin geliştiği bir ülkede bu firari sanıkların elini kolunu sallayarak normal yaşamlarına devam etmesi gerçekten de Almanya devletine yakışmayan bir tutum ve davranıştır. Derhal bu hatanın farkına varılarak mahkeme kararı doğrultusunda bu mağduriyetin bir an önce giderilerek sanıkların yakalanması ve derhal Türkiye’ye iade edilmesi bizlerin beklentisidir. Yıllardır devam eden mücadelemiz bu doğrultudadır. Zaten ana dosyadan gerçekten de vicdanları rahatlatıcı bir karar çıkmadığını söyleyebiliriz. Burada binlerce fail varken binlerce kişinin yargılanması gerekirken burada sadece 33 kişiye müebbet hapis verildi, 100’e yakın kişi hakkında ise değişik cüzi miktarda ceza verildiğine tanık olduk. Bunun gerçekten de vicdanları inciten, vicdanları yaralayan ve Sivas Davası’na ihanet eden bir karar” diye konuştu.

    “BU ADALETSİZLİK KARŞISINDA BİZ ALEVİ KURUMLARI NE YAPIYORUZ?”

    Hukuka aykırı deliller ve adaletsizce devam eden Sivas Katliamı Davası’ nda yeniden yargılamanın yolu açılması gerektiğini söyleyen Koluman, “Bir taraftan böyle bir durum varken diğer taraftan ise Alevi kurumları, Alevi toplumu ne yapıyor?” sorusunu yöneltti.

    Koluman şöyle devam etti:

    “Şu an mağdur olan mağduriyetini yaşamaya devam ediyor. ‘Ateş düştüğü yeri yakar’ bir söz vardır ve ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyor. Alevi toplumu olarak 27 yıldır devam eden dava için neler yaptık. Her ne kadar hukuka aykırı, adaletli olmasa da yürüyen bir yargılama vardır. Bu yargılama gerçekten de adalete uygun bir şekilde yürümesi için güç birliğiyle hareket etmek gerektiğini buradan belirtmek isterim. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri başta olmak üzere diğer Alevi kurumlarının bu davaya sahip çıkması, bu davanın daha adaletli bir şekle bürünmesi için el birliğiyle hareket etmesi gerektiğini belirtmek isterim. Nitekim derneğimizin kurumlarımızın hukukçuları vardır, aydınları vardır, yazarları vardır. Hep birlikte, devletin bu kadar duyarsız kaldığı mahkemelerin bu ilgisiz kaldığı süreç içerisinde Alevi toplumuna düşen iş davaya daha sıkı bir şekilde sarılmaktır. Er ya da geç adaletin tecelli etmesi adına bir şeylerin yapılması gerektiğini ifade etmek isterim.” 

    “ALEVİLERİN BU DAVAYA DUYARSIZ KALMASI YARALAMIŞTIR”

    Koluman, uzun süren ve adil yürümeyen Sivas Katliamı Davası’nda yapılması gerekenin iç hukuk yollarını tüketmeksizin doğrudan AİHM’ye başvurmak olduğuna işaret etti.

    Alevi kurumlarının bu davayı sahiplenmekte eksik kaldığını dile getiren Koluman, şunları kaydetti:

    “Sivas ana davasında adaletli bir kararın çıkmadığını, adil bir yargılamanın yapılmadığını, hukuka aykırı deliller üzerinden bir karar verildiğini ifade etmek isteriz. Burada AİHM’ye gidilmemesi düşünün binlerce hukukçusu, avukatı, aydını, yazarı olan Alevi toplumundan bahsediyoruz ama bu davaya karşı son derece duyarsızlık sergilenmesi bir kez daha vicdanları yaralamıştır. Elbette ki burada herkesin elini taşın altına koyması gerekir. Alevi toplumuna hizmet eden pirlerin, dedelerin, anaların, aydınların, yazarların, hukukçuların herkesin burada özünü dara çekip kendini sorgulaması gerekir. Bu dava böyle bir sürece geldi. Biz yaşadığımız ülkede adil yargılama göremedik ama bunu en azından uluslararası mahkemeye taşıma gibi bir durum vardı. Maalesef bu yapılmadı. Bunun yapılmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu, derhal bu eksikliğin giderilmesinin ardından yeni neler yapılabilir diyerek kendi özümüzü dara çekerek yeniden bir yol açılması gerektiği kanısındayım.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

     

  • Koluman: Maraş Katliamı bir tür soykırım uygulamasıdır-VİDEO

    Koluman: Maraş Katliamı bir tür soykırım uygulamasıdır-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Diyarbakır Şubesi önceki dönem başkanı Avukat Cafer Koluman, Maraş Katliamı’nın 42. yıldönümüne ilişkin “Maraş sadece bir Alevi katliamı değil, bir insanlık katliamıydı. Maalesef gerçekler bir türlü açıklığa kavuşturulmadı” dedi.

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan saldırılar tam bir hafta sürmüş 120’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Yaşananlar üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen etkin bir soruşturma ise yapılmadı. PSAKD Diyarbakır Şubesi önceki dönem başkanı Avukat Cafer Koluman, Maraş katliamının 42. yıl dönümüne ilişkin değerlendirme yaptı.

    “MARAŞ KANAYAN VE KAPANMAYAN BİR YARA”

    Cafer Koluman, Maraş’ta sadece bir Alevi katliamı değil bir insanlık katliamı yaşandığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “42 yıl önce bir katliam yaşandı. Maalesef halen bu katliamın gerçekleri bir türlü açıklığa kavuşturulmadı. O yüzden diyoruz ki; Maraş halen kanayan ve kapanmayan bir yara. Biz Aleviler olarak daha bu yarayı da, dosyayı da kapatmayacağız. Bunun mücadelesini her alanda her boyutuyla vermeye devam edeceğiz.”

    Maraş Katliamı’nın ne amaçlarla yapıldığının sorgulanması gerektiğini belirten Koluman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu katliam aslında devletin temel bir politikasıdır. Çünkü bu devlet kurulurken tekçi bir anlayış üzerine kurulmuştur. Bu tekçi anlayış da şunu içermektedir, Türkiye tipi bir Türk ve Sünni olacaksın. Bunun dışında kalan bütün inançlar özünü kaybedip bir vatandaş tiplemesi oluşturacak. Buna aykırı bir tipleme varsa da o zaman gereken yapılacaktır. Asimilasyon politikası adına kanlı ya da kansız politikalar yapılması da vaciptir bir diğer deyimle. Koçgiri’den başlarsak Dersim, Kırıkhan, Ortaca, Malatya en son 78 yılında Maraş Katliamı…  Halen de bu tür katliamlara ya da katliam girişimlerine maruz kalan bir toplumuz.”

    “BU YARAYI HER ZAMAN AÇIK TUTACAĞIZ”

    Cafer Koluman, devletin her ekonomik ya da siyasi çalkantılı dönemlerinde ilk olarak Alevilere yöneldiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Çünkü Aleviler bu toplumun, ülkenin aydınlık yüzüdür. Aleviler demokrasiyi içselleştirmişlerdir. Her daim ülkenin aydınlık yüzü olduklarından dolayı karanlık yüzlere karşı gelmişlerdir. O nedenle karanlık yüzlerin daima hedefi olarak Aleviler seçilmiştir. O dönem Maraş nüfusunun neredeyse yüzde 50’si Alevi toplumdan oluşmaktaydı. Ekonomik anlamda da, üretim anlamında da Aleviler belli bir konumdaydı. Maalesef o dönemin siyasi kaosundan faydalanan derin güçler, Amerika’nın işbirlikçi ajanlarıyla hareket ederek; bunu neden söylüyoruz? Çünkü o dönem Amerika’nın katibinin gelip de Maraş’ta bir hafta otellerde kalması, özellikle MHP’liler ile sürekli toplantı yaparak bu katliamı birlikte tezgahlamışlardır. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit bu gerçekliği bildiği halde maalesef üzerine gitmemiştir. Bu katliam gerçeğini hukuksal anlamda gereken neyse yapmamışlardır, korkmuşlardır ya da kapatmak istemişlerdir. Ecevit’in ölümünden sonra çekmecesinden gizli bir not çıkmıştır. ‘Maraş Katliamı’nı MİT’in içindeki MHP kanadı üstlendi’ diye… O gerçeklikler bir şekilde sindirilerek kapatılmıştır. Yasal anlamda kapatabilirler ama toplumsal anlamda halen belleklerimizdedir. Biz bu yarayı her zaman açık tutacağız.”

    “BU KATLİAMI DEVLETİN AYDINLATMASI GEREKİYOR”

    Koluman, katliam faillerinden ziyade katliam mağdurlarının yargılandığına da dikkat çekerek konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Katliamın 1 numaralı sanığı Ökkeş Kenger. Sonradan soy ismini ‘Şendiller’ diye değiştirerek hiçbir hukuksal işlem başlatılmadan kolunu sallayarak gezmiştir. Bu da yetmezmiş gibi ödüllendirilircesine Maraş milletvekili seçildi ve meclis kürsüsünde yer aldı. Nasıl Sivas Katliamı’ndaki doğrudan olmasa bile toplum nazarında Temel Karamollaoğlu bu işi körükleyen biri gibiyse, halen daha hiçbir şekilde parmağının olmadığını söylemesi esasında kendisini kandırmaya yönelik beyanlarıdır. Sonraki dönem nasıl Karamollaoğlu o zaman ki Refah Partisi’nden milletvekili olarak meclis kürsüsünde yer aldıysa Ökkeş Şendiller de aynı şekilde meclis kürsüsünde yerini almıştır, ödüllendirilmişlerdir. Bu gerçeklik de her daim katliam yapma konusunda sağcı faşist güruha cesaret vermiştir. Çünkü ne kadar solcu, Alevi, Kürt öldürürsek o kadar devlet nezdinde itibar görürüz! Bir zamanların başbakanı ‘Bu devlet nezdinde kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir’ demiştir.”

    “MARAŞ BİR TÜR SOYKIRIM UYGULAMASIDIR”

    Cafer Koluman, derin devletin her daim demokrasi hareketlerini susturmak için katliam yollarına başvurduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Düşünün o dönem Maraş’ın binlerce yıllık geçmişi ve birçok medeniyeti içinde barındıran bir yapısı var iken ama şu an Maraş hem dünya kamuoyunda hem Türkiye kamuoyunda özellikle Aleviler kamuoyunda ‘kötü’ olarak anılmaktadır. O dönem nüfus potansiyelinin neredeyse yarısı Alevilerden oluşmakta iken katliam sonrası birçok Maraşlının toprağını, evini barkını bırakıp Türkiye ve Avrupa’ya dağılması esasında bir insan göçü, bir soykırım uygulamasıdır. Bu nedenle hangi inanca mensup olursa olsun yurttaşlık bağıyla bağlı olan bir vatandaşın güvenliğinden devlet 1. dereceden sorumludur. O nedenle bu katliamı öncelikle devletin aydınlatması lazım. Yargı önünde hesap sorması lazım.”

    “ALEVİLER HEDEF GÖSTERİLEREK İTİBARSIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Koluman, Alevi toplumunun da mücadele etmesi gerektiğini söyleyerek “Aleviler yıllardır baskı, zulüm gördü, halen de hedef gösterilerek Aleviler itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Örgütlerinin içi boşaltılarak boş bir örgüt yaratılmaya çalışılıyor. Amaç mücadele azmini kırmak gibi bir çaba olsa bile bu tür şeyler yıldırmamalı” ifadelerini kullandı.

    Cafer Koluman, toplumsal olarak Alevi toplumunun köklü değerlere sahip olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:

    “Biz her daim insanı merkeze koyarak Hakk’tan geldik, Hakk’a gideriz anlayışıyla hareket ederek değerlerimize sahip çıkmamız lazım. Katliam gerçeğini her zaman hafızada diri tutarak mutlaka hesap sormamız lazım.

    Ne kadar kaos olursa olsun Alevileri temel değerlerinden temel yolundan uzaklaştırmamalı. Bugün Maraş’ta yaşanan neyse Kürtlere yaşatılan zulüm, katliam da aynıdır. Dolayısıyla sorunlar ortaktır o zaman çözümü de ortak bulmalıyız. Bu ülkede tüm mağdur edilen toplumlarla bir noktada ortaklaşarak üzerimizdeki bu kara dumanı dağıtabiliriz. Maraş Katliamı’nın hesabı sorulursa başka katliamların da önüne geçmiş oluruz. Maraş Katliamı’nın gerçekten hesabı verilmiş olsaydı, Sivas ve diğer katliamlar yaşanmazdı.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Bakan cemevi için Diyaneti adres gösterdi, Alevilerden tepki gecikmedi

    Bakan cemevi için Diyaneti adres gösterdi, Alevilerden tepki gecikmedi

    PİRHA- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, elektrik faturaları ödenmediği için yaklaşık 2 yıl boyunca karanlıkta bırakılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Diyarbakır Şubesi’nin ibadethane statüsünde değerlendirilerek elektrik tüketim bedelinin kurum bütçesinden ödenme imkânın olup, olmadığı konusunda müftülüğü adres gösterdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın vermiş olduğu cevabın çok manidar olduğunu belirten Koluman, “DEDAŞ da aynı yeri adres göstermişti. Bu aslında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmediği anlamına geliyor ki, bakanlık da Diyanet’e, müftülüğe yönlendirerek esasında cemevlerini tanımadığının, ibadethane statüsünde görmediğini açıkça ilan ediyor” dedi.

    2 yıl elektriksiz bırakılan Diyarbakır Cemevi’nin elektrik sorunu çözülebilmiş değil. Pir Sultan Abdal Cemevi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nin, cemevlerinin de cami, kilise ve diğer ibadet yerleri gibi elektrik parasından muaf tutulması talebiyle faturalarını ödememesi üzerine 2018 yılında elektriğinin kesilmesine dönük yeni bir gelişme yaşandı.

    Cemevinin elektriğinin Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) tarafından kesilmesi üzerine Halkların Demokratik Partisi (HDP), cemevine ayrımcı uygulama yapıldığı gerekçesiyle verdiği soru önergesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan yanıt geldi.

    Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez tarafından yazılı olarak verilen yanıtta, DEDAŞ’ın cemevi olarak kullanılan yerlerde ibadethane tarifesi tanımlama yetkisinin olmadığı söyledi.

    Bakan Dönmez, “İbadethane statüsünde bulunan abonelerin elektrik faturaları bağlı bulundukları müftülükler tarafından ödenmektedir” dedi. Verilen yanıtta cemevinin ibadethane statüsünde değerlendirilerek tüketim bedelinin müftülük bütçesinden ödenme imkânın olup, olmadığı konusunda ilgili müftülüğe başvuru yapılması gerektiği de belirtildi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi Avukatı  Cafer Koluman, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın cemevinin elektriklerinin kesilmesine ilişkin önergeye verdiği yanıtı değerlendirdi.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın vermiş olduğu cevabın çok manidar olduğunu belirten Koluman, “DEDAŞ da aynı yeri adres göstermişti. Bu aslında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmediği anlamına geliyor ki bakanlık da Diyanet’e, müftülüğe yönlendirerek esasında cemevlerini tanımadığının, ibadethane statüsünde görmediğini açıkça ilan ediyor” dedi.

    Koluman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Diyanet bu ülkede ciddi bir bütçesi olan ve Türk tipi Sünni anlayışa hizmet eden bir yapıdır. Biz bu yapıdan dolayı vergilerimizin bu yapıya gitmesine rağmen hiçbir şekilde hizmet alamamaktayız. Kaldı ki hizmet almayı bir tarafa bırakın, biz laik, demokratik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olmaması gerektiği konusunda yıllardır devam eden mücadelemiz var. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, cemevlerini tanımadığı gibi bizim de Diyanet İşleri Başkanlığı’na başvurma gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Çünkü bir tarafta Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı çıkacakken diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı’na başvurmamız esasında asimilasyon politikasına hizmet eden bir yaklaşımdır. Bizim talebimiz ise Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden ziyade genel bütçeden ödenmesi konusunda bir başvurumuz vardır. Nitekim bu konuda açmış olduğumuz dava halen devam ediyor.”

    “BAKANLIK TANISA DA TANIMASA DA, CEMEVLERİ İBADETHANEMİZDİR”

    Daha önceki duruşmalarda verilen cemevini keşif kararlarına karşı çıktıklarının altını çizen Koluman, “Çünkü bin yıllardır Alevilerin ibadeti cemdir, ibadethaneleri de cemevidir. Böyle bir gerçekliğimiz var. AİHM, Yargıtay ve yerel mahkemeler Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımalarına rağmen halen bu konuda yasal düzenleme yapılmaması Alevileri oldukça mağdur etmektedir. Bakanlığın bu konudaki açıklamaları Alevileri rencide etmiştir. Bakanlık tanısa da tanımasa da, Diyanet’e de yönlendirse burası bizim kutsal mekânımızdır, cemevleri kutsalımızdır, bizim nazarımızda ibadethanemizdir ve bu şekilde kalmaya da devam edecektir” diye konuştu.

    Alevi hak mücadelenin biraz geriye gittiğini dile getiren Koluman, şunları aktardı:

    “Bizlere düşen temel görev bu demokratik mücadelemizi hakkımız olan bir şey daha da yükselterek daha çok dayanışma içerisinde bulunmamız gerektiğini, bu sorunun sadece Alevilerin sorunu olmadığını, bu sorunun bir insanlık sorunu olduğu konusunda diğer kurum ve kuruluşları ikna ederek birlikte mücadele etmek gerektiğini ifade etmek isterim. Çünkü sadece Alevilerin mücadelesiyle bu sorunun çözülemeyeceği bir gerçektir. Yetkililere çağrımız şudur. Alevilerin bir gerçekliği vardır. Halen yasal statüye kavuşturulmamış cemevleri vardır. Bırakın yasal düzenlemeyi, halen de cemevlerini tanımamak konusunda bu tür açıklama yapmaları bizi incitmiştir. Bu nedenle Aleviler bunun farkına vararak daha çok mücadele etmeli. Çünkü bu sadece Diyarbakır’ın sorunu değildir. Esasında buradaki yetkililerin, iktidarın, devletin aslında Alevilere bakış açısıdır.”

    Koluman, son olarak 15 Aralık’ta görülecek olan mahkemede kesin kararı beklediklerini ifade etti.

    PİRHA/DİYARBAKIR

     

  • ‘Aleviler sistematik politikalar sonucu yok sayıldı’-VİDEO

    ‘Aleviler sistematik politikalar sonucu yok sayıldı’-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) kararlarına rağmen kaldırılmayan zorunlu din derslerine karşı tepkileri sürüyor. Avukat Cafer Koluman, “ Yıllardır eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz. Barış içerisinde yaşayarak insanların kendi kimliği adına yasal bir teminat oluşması için bunu talep ediyoruz. ” dedi.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Alevi kurumları AİHM kararlarını uygulanmasını bekliyor.

    Avukat Cafer Koluman, eşit yurttaşlığın çok anlamlı bir kavram olduğunu söyleyerek “Neden eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz az önce saydığım unsurları bertaraf edip barış içerisinde bir arada insanların kendi kimliği adına yasal bir teminat oluşması için bunu talep ediyoruz. Aleviler yıllardır eşit yurttaş şeklinde yaşamadıkları için bu konuda çok mücadele vermişlerdir. Yıllardır sloganımızdır eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz” dedi.

    “ALEVİLER SİSTEMATİK POLİTİKALAR SONUCU YOK SAYLDI”

    Koluman, sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevilik haktır ama Alevice yaşayamama gibi bir sorun vardır. Nasıl yaşanır öncelikle Alevilerin kimliğini, inancını tanımak lazım. Devletin yapması gereken bir kişi nasıl yaşamak istiyorsa onu hukuki teminat altına almalıdır. Yoksa asimilasyon politikası uygulayarak yok saymak değildir ama maalesef cumhuriyetin kurulduğu günden beri Aleviler sistematik politikalar sonucu yok sayıldı. Katliamlara maruz kaldı, ibadethaneleri tanınmıyor ve bu da yetmezmiş gibi bir işkenceye dönüşen 12 Eylül anayasasından sonra zorunlu din dersi uygulaması en çokta aleviler açısından asimilasyon politikasına hizmet eden siyasi bir yaklaşımla karşı karşıya kaldı.”

    “ZORUNLU DİN DERSİ ALEVİLER İÇİN BİR AYRIMCILIKTIR”

    Alevi kurumları olarak temel taleplerinin Alevi çocukları için işkence haline dönüşen zorunlu din dersi uygulamasına derhal son verilmesi olduğunu vurgulayan Koluman, şunları söyledi:

    “En son 2007 yılında AİHM verilen kararlar var. Zorunlu din dersi Aleviler için bir ayrımcılıktır. Ayrımcılık yasağı ihlal edildiğinden dolayı Türkiye’ye uyarı vermesine rağmen herhangi bir müfredat değişikliğine gidilmedi. Bu eğitim sistemi kime hizmet ediyor diye soracak olursak Türkiye’nin %90’nına hizmet etmeyen bir eğitim sistemiyle karşı karşıya olduğumuzu, bunun ciddi bir tehlike olduğunu ve bu tehlikenin bertaraf edilmesi hususunda farklı kesimlerin güç birliğiyle hareket etmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Bu eğitim sistemi sadece Alevilerin sorunu değil evet en çok aleviler mağdur ediliyor ama eğitim sistemi yüzünden asimilasyona uğrayan birçok kesimi rahatsız eden uygulama var. Eğitim sistemini değiştirilmesi adına eşit yurttaşlık adına mağdur olan tüm kesimlerin bir platformda ortaklaşmadan başka ve çözüm arayışı bulmak dışında bir çareleri yoktur” dedi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Diyarbakır Cemevinin elektrik davası: Mahkemeye ibadethane olduğu hatırlatıldı!-VİDEO

    Diyarbakır Cemevinin elektrik davası: Mahkemeye ibadethane olduğu hatırlatıldı!-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Cemevine elektrik bağlanması ve aboneliğin sağlanması için açılan davanın ilk duruşması Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Avukat Cafer Koluman, ikinci duruşmanın 15 Aralık’ta yapılacağını belirterek, “İstenen belgelerin gelmesi halinde bu tarihte büyük ihtimalle karar verileceğini düşünüyorum. Emsal kararlar var. Temennimiz mahkemenin bir an önce burada yaşayan Alevi toplumuna yeni bir karar vermesi bizim arzumuz ve beklentimizdir” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube/Cemevi, elektriğin Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye (DEDAŞ) kesilmesi ve aboneliğin verilmesi, elektriğin bağlanması konusunda Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 10 ay önce dava açmıştı.

    Pandemi dolayısıyla davanın ilk duruşması 20 Ekim’de görüldü. İkinci duruşma ise 15 Aralık’ta görülecek.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube/ Cemevi önceki başkanı Avukat Cafer Koluman, davaya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DEDAŞ, DİYARBAKIR MÜFTÜLÜĞÜ’YLE MUHATAP OLMAMIZI İSTEDİ, KABUL ETMEDİK”

    Koluman, “Taleplerimiz netti. 2018 Ekim ayında cemevinin elektriği aniden kesildi. 4,5 yıldır cemevinin elektriği kaçak kullandığı, fatura ödemediği gerekçesiyle elektrik enerjimiz kesintiye uğradı. Yapmış olduğumuz tüm girişimler sonuçsuz kaldı. DEDAŞ’a başvurduk öncelikle. Buranın bir cemevi olduğunu, cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunu, nasıl ki diğer ibadethaneler elektrik enerjisinden muaf tutuluyorsa, Alevilerin ibadethanesi olan ve Diyarbakır’ın ilk cemevi olan bu cemevinin de elektrik faturasından muaf tutulması hususunda talepte bulunduk. Maalesef DEDAŞ Alevi toplumuna bir cevap verdi. Madem siz oranın ibadethane olduğunu düşünüyorsunuz o zaman muhatabınız biz değil Diyarbakır Müftülüğü’dür. Dolayıyla siz bu sorunu müftülüğe iletirseniz müftülük sizinle muhatap olsun, dedi. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı çıkıyoruz. Diğer taraftan müftülükle muhatap olmak bizler açısından derin çelişkiydi. Bu itibarsızlığa biz başvurmadık” diye konuştu.

    “VALİLİK VE BELEDİYE DE BAŞVURUMUZU SONUÇSUZ BIRAKINCA DAVA AÇTIK”

    Elektrik sorununun çözümü için Diyarbakır Valiliği’ne de başvurduklarını belirten Koluman, şunları ifade etti:

    “Valilik de başvurumuzu sonuçsuz bıraktı. Son olarak bağlı olduğumuz Bağlar Belediyesi’ne başvuru yaptık. Bağlar Belediyesi iki satırlık bir cevap verdi bize. ‘Ödenek yokluğu nedeniyle bu talebinizi karşılayamıyoruz’ dedi. Sonuçta belediyeler kültürel faaliyetlerin gelişimine, eğitimin gelişimine, yerelin gelişimine temel hizmet sunmak zorundalar. Bağlar Belediyesi’ne başvurmamızın temel sebebi de buydu. Nihayetinde bu bizim kültürel faaliyetimizdir, ibadetimizdir. Burada bir sıkıntı yaşıyorsak haliyle sorunu yerelle çözmek daha mantıklı ve iyi olur düşüncesinden hareketle Bağlar Belediyesi’ne başvuru yaptık. Bağlar Belediyesi de bu talebimizi reddetti. Son olarak dava açmak zorunda kaldık.”

    “DAVADA TEDBİR TALEBİNDE BULUNDUK, YEREL MAHKEME REDDETTİ”

    Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davada tedbir talebinde bulunduklarını söyleyen Avukat Cafer Koluman, mahkeme sürecini şöyle anlattı:

    “Tedbir şuydu: Nihayetinde biz geçici olarak bağış toplayarak, aidat toplayarak, yardım toplayarak elektrik sorununu çözebiliriz. Alevi toplumunun gücü de yetiyor. Ama bunlar geçici çözüm. Önemli olan kalıcı çözüm yaratmaktır. Kalıcı çözüm yargı kararlarıyla olur, yasal düzenlemeyle olur. Ama bugüne kadar yapmış olduğumuz tüm girişimlere rağmen fiiliyatta böyle bir gerçeklik olduğu halde bu konuda hiçbir yetkili, hiçbir yönetici bir yasal düzenleme girişiminde bulunmamıştır. Kimi duyarlı vekiller böyle bir talepte bulunsa bile hep AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilmiştir. Dolayısıyla sonuç alınmayınca bu davayı açtık. Üç gün içerisinde tedbir verilsin ki bir an önce faaliyetlerimize başlayalım. Faaliyetlerimiz her hafta olmasa bile orada yapılan cem ibadetimiz var, taziyelerimiz, cenaze erkânları hizmeti var, semah çalışmaları var. Dolayısıyla bu faaliyetlerin devam etmesi adına üç gün içerisinde tedbiren elektrik enerjisinin sağlanmasını talep ettik. Yerel mahkeme (Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi) bu tedbir talebimizi reddetti.

    “DİYARBAKIR BÖLGE MAHKEMESİ, YEREL MAHKEMENİN KARARINI ONAYLADI, İSTİNAF BAŞVURUMUZU REDDETTİ”

    Biz bu ret kararına karşı üst mahkeme dediğimiz Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvuru yaptık. Bölge Adliye Mahkemesi de ‘buranın cemevi olduğu konusunda, Alevilerin ibadethanesi olduğu konusunda herhangi bir tartışma yok, dedi. Gerek AİHM kararları, gerek Danıştay ve Yargıtay kararlarına atıf yaparak böyle bir gerekçe sunuyor ancak tedbir verilmesi hususunda yerel mahkeme kararını onayladı. Dolayısıyla bizim ara karara yönelik istinaf başvurumuzu reddetti.”

    “CEMEVİNDE KEŞİF YAPILMASI BİZİ RENCİDE EDERDİ”

    Koluman, “Gerek yerel mahkemenin, gerek Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinaf başvurusunun ret kararının gerekçesine bakıldığında yargılama yapılmalı, araştırma yapılmalı, şeklinde. Karar, keşif yapılmasına bir işaretti. Keşif usulü gerçekten bizi rencide ederdi. Düşünün, bir gerçeklik var ortada ve bu gerçeklik Alevilerin ibadethanesi. Bütün toplum da bunu böyle biliyor. Yasal statü kazanmamış olabilirsin ama bin yıllardır devam eden bir gerçeklik var. Tüm toplum tarafından bilinen bir gerçekliktir. Bizim bu değerimiz üzerinden keşif yapılması, hiçbir şey bilmezmişiz gibi oradan bir şey elde edilmeye çalışılması bizleri rahatsız ederdi.

    20 Ekim’de Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada bütün verileri anlattıklarını dile getiren Koluman, şunları kaydetti:

    “Buranın yaklaşık 10 yıllık faaliyeti olduğu, Diyarbakır Büyükşehir kayıtları incelenirse buranın cemevi olarak tahsis edildiği, muhit alanının dini tesis alanı olarak geçtiği, bu paralelde cemevi yani ibadethane olması sebebiyle su faturasından muaf olduğumuzu dile getirdik. İbadethane olduğundan dolayı biz bugüne kadar su faturası ödemedik. Dolayısıyla DEDAŞ’ın yaklaşımının bu doğrultuda olmasını talep ettik. Burada keşif yapılmasına karşı çıktığımızı, bu gelen evraklar, toplanan deliller üzerinden zaten buranın cemevi olduğu sabittir. Yerel mahkeme de ara bir karar kurdu. Keşfin yapılmayacağı hususunda bir karar kurdu ancak kolluk araştırması sonucu buradaki yapının hangi amaçla faaliyet gösterdiği, adres bilgileri verilerek ara karar kurdu. Duruşma gününe kadar kolluk tarafından, cemevi görevlilerinden, yöneticilerinden bilgi almak suretiyle rapor düzenlenerek mahkemeye ulaştığı zaman, mahkeme tedbir konusunda tekrar bir değerlendirme yapacaktı. Çünkü biz tedbir talebimizi yine yeniledik.”

    “BAĞIŞLARLA BORÇ ÖDENDİ VE CEMEVİNE ELEKTRİK BAĞLANDI”

    Bağış ve yardım kampanyası sonucu toplanan paralarla DEDAŞ’a ödeme yapıldığını ve elektriğin bağlandığını ancak bunun kalıcı bir çözüm olmadığını belirten Avukat Koluman, “Esas olan burada mahkemenin, yargı mekanizmasının yaklaşımıdır. Ortada bir gerçeklik var. Emsal kararlar var. Bu emsal kararlardan hareketle biz buradan farklı bir karar çıkacağını düşünmüyoruz. Temennimiz mahkemenin bir an önce burada yaşayan Alevi toplumuna yeni bir karar vermesi bizim arzumuz ve beklentimizdir” şeklinde konuştu.

    İKİNCİ DURUŞMA 15 ARALIK’TA

    İkinci duruşmanın 15 Aralık’ta yapılacağını söyleyen Avukat Koluman, “15 Aralık’ta istenen belgelerin gelmesi halinde bu tarihte büyük ihtimalle karar verileceğini düşünüyorum” dedi.

    EMSAL KARARLAR VAR

    Avukat Cafer Koluman, Türkiye’de bulunan bütün cemevlerinin aynı sorunu yaşadığını hatırlatarak, “Yardımlarla ya da belediyelerin katkılarıyla cemevlerindeki faaliyetler yürütülüyor. İstanbul’da Ataşehir şubemiz bir sorun yaşamıştı. Bu konuda gerçekten dayanışmayla hareket edilmesi gerektiği bizim beklentimizdir. Elimizdeki emsal kararlardan hareketle, Türkiye’de bulunan hangi cemevi olursa olsun bu tür sıkıntı yaşaması halinde bu konuda her türlü hukuki desteği sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ DİYARBAKIR

     

  • Alevi kurumları, Ajans Türk ve Tümap hakkında suç duyurusunda bulundu

    Alevi kurumları, Ajans Türk ve Tümap hakkında suç duyurusunda bulundu

    PİRHA – Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Federasyonu Başkanlığı, Ajans Türk ve Tümap adına Ayhan Türk hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama, iftira ve suç uydurma” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

    Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Federasyonu Başkanlığı adına Av. Cafer Koluman, geçtiğimiz günlerde yapılan Alevi Program Taslak Çalıştayı hakkında “Skandal: PKK/HDP destekli sözde Alevi Çalıştayı’nda İç Savaş cümleleri” diye manşet atan Ajans Türk hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Koluman, suç duyurusunda şu ifadelere yer verdi:

    “Şikayet eden müvekkil kurumun tüzüğündeki temel amaç: Alevi-Bektaşi Kültür ve Öğretisinin araştırılması, yaşatılması için çalışmalar yapmak, bu doğrultuda Alevi-Bektaşi Kuruluşları arasında eşgüdüm ve dayanışmayı sağlamaktadır, diye geçmektedir. Alevi Bektaşi Federasyonu demokratik bir kuruluştur. hiçbir siyasi parti, örgüt, hareket ve ideolojik yapılanmaya bağlı değildir. Kendi amaçları ve ilkeleri doğrultusunda bağımsızdır.”

    Şikayet edilen Ajans Türk internet yayın sitesi ve Türk Milliyetçileri Alevi Platformu temsilcisi Ayhan Türk, 15 Mart 2018 tarihli internet haber ve sosyal medyada yapmış oldukları açıklamalarında; Skandal PKK-HDP destekli sözde Alevi Çalıştayı’nda İç Savaş cümleleri, içerikli bir manşet atmış ve haberin devamında; PKK-HDP’ye destekleriyle bilinen Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te düzenlenen sözde ‘Alevi Çalıştayı taslak raporu’ toplantısı üçüncü gününde ‘Bir iç savaş ihtimalinin konuşulduğu şu günlerde Alevilerin korunmasına yönelik örgütsel anlamda ne yapılmalı’ açıklamasının yankıları sürüyor” iddialarında bulunmuştur.

    Koluman, açıklamasında Ajans Türk ve Ayhan Türk’ün haberlerinden kesitler vererek şunları belirtti:

    “Devamla aynı isimler sözde Alevi dernekleri diye başlıkla Alevi derneklerinin PKK/HDP destekçisi olduğunu ve şüpheli Ayhan Türk’ün suç duyurusu yaparak savcıları göreve çağırdığını ifade etmişlerdir. Haberin son kısmında; PKK/HDP’ye destekleriyle bilinen aynı isimler birlikte oluşturdukları PİRHA isimli yayın organından provokasyon yapıyorlar ve o isimleri şu şekilde sıralamışlardır; Turgut Öker, Ali Kenanoğlu, Gülizar Taşbilek, Ali Balkız, Tekin Özdil, Onur Şahin, Mazlum Arı, İsmail Arslan, Efe Engin ve Zeynel Şahin, Kendilerince deşifre ettikleri bu isimlerin TSK’ya hakaret ettikleri ve PKK/HDP’nin kontrolünde provokasyona devam ettiklerini belirtmişlerdir.”

    Koluman, sonuç olarak “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, iftira ve suç uydurma suçunu işleyen şikayet edilenler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak haklarında kamu davası açılmasını arz ederim” diyerek yukarıda belirtilen iddialarda bulunan Ajans Türk ve Türk Milliyetçileri Alevi Platformu temsilcisi Ayhan Türk hakkında suç duyurusunda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır PSAKD Başkanı: Son KHK’ler sorumsuzca hazırlanmış, iptal edilmeli

    Diyarbakır PSAKD Başkanı: Son KHK’ler sorumsuzca hazırlanmış, iptal edilmeli

    PİRHA- Geçtiğimiz Pazar günü yayımlanan 696 sayılı KHK’ye dönük tartışmalar ve tepkiler devam ederken, konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Av. Cafer Koluman “Gerek bu KHK, gerekse de şimdiye kadar çıkartılan diğer KHK’lere bakıldığında olağanüstü halin amacını aşan, milleti değil tamamen iktidar ve iktidar destekçilerini korumaya yönelik önlemler” dedi. Koluman, bir an önce Olağanüstü Halin kaldırılması ve  KHK’lerin geri çekilmesi çağrısında bulundu. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube Başkanı Av. Cafer Koluman, 696 sayılı son KHK’ye tepki gösterdi.

    Bugüne kadar yayımlanan KHK”lerden en geniş kapsamlı olan KHK olduğuna dikkat çeken PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Av. Cafer Koluman şunları belirtti;

    “Belli ki bu KHK’yi hazırlayanlar kendi iktidarlarının devamlılığı ve sorumsuzluğu için üzerinde uzun süre çalışarak bir plan dahilinde hazırlamışlardır. Her şeyden önce bu KHK, 17 aydır askıya alınan Meclis iradesini tümden devre dışı bırakmıştır. Bundan sonraki süreç için de yürütme organı ihtiyaç duyarsa Meclis iradesine ihtiyaç duymaksızın yeni KHK’ler çıkarabilecektir. Gerek bu KHK, gerekse de şimdiye kadar çıkartılan diğer KHK’lere bakıldığında olağanüstü halin amacını aşan, milleti değil tamamen iktidar ve iktidar destekçilerini korumaya yönelik önlemler olduğu tespit edilecektir. Son çıkan 696 sayılı KHK’nin 121. maddesi, yine olağanüstü hale yönelik tedbirleri içeren ve 08.11.2016 tarihli 6755 sayılı kanunun 37. maddesinde yapılan değişiklikle sivil olan şahıslara da hukuki, idari, mali ve cezai sorumsuzluk getirmiştir.”

    “TÜRKİYE ARTIK BİR HUKUK DEVLETİ OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR”

    Yapılan değişikliğin oldukça kaygı verici olup açıkça geleceğe yönelik büyük tehlikeleri beslediğini belirten Koluman şunları ifade etti:

    “Yaşadığımız ülke ve bölgemizde şimdiye kadar meydana gelen birçok faili meçhul veya faili gizlenen cinayetlere bakıldığında (örneğin Tahir Elçi, Gezi olaylarında katledilen Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Dilek Doğan vb. birçok cinayette) zaten cezasızlık durumuyla karşı karşıya kalan kolluk güçleri bu değişiklikle açık bir şekilde yasal zırha sahip olmuşlardır. Bu yasal zırha güvenerek cesaret alacaklar. Ayrıca kolluk güçlerinin dışında sivillere de bu muafiyetin getirilmesi paramiliter ve çeteci güçleri devreye sokacaktır. Bu değişikliğin her ne kadar 15 Temmuz ile ilgili eylemlere yönelik olduğu söylense de, bu sınıra yönelik bir ibare bulunmamaktadır. 15 Temmuz FETÖ eylemleri ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler denmektedir. Maalesef terör eylemleri denince de demokratik muhalefet yapan kesimler bu kapsama sokulmaktadır. Yani Aleviler ve Kürtler demokratik bir eylem yaptıklarında devlet nazarında hep terör eylemi olarak yorumlanmakta ve ona göre işlem yapılmaktadır.
    Bu nedenle diyoruz ki Türkiye artık bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Olağanüstü hal ile yönetilen bir devlet olmuştur. Çağrımız bir an önce Olağanüstü Halin kaldırılması ve KHK’lerin geri çekilmesidir.”

    Diren KESER/DİYARBAKIR