Etiket: avusturya devleti aleviliği tanıdı

  • Alevi yurttaşlardan Avusturya’nın Alevilik kararına destek: Onur duyduk-VİDEO

    Alevi yurttaşlardan Avusturya’nın Alevilik kararına destek: Onur duyduk-VİDEO

    PİRHA- Avusturya Devleti, Alevi inancını resmi olarak tanıdı ve Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti. Peki Alevi yurttaşlar bu kazanım hakkında ne düşünüyorlar? İşte yanıtlar:

    Avusturya Devleti, Alevi inancını bağımsız olarak resmen tanıdı. Avusturya, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.

    Avusturya Alevi Federasyonu’nun 13 yıllık mücadelesi sonucunda elde edilen bu kazanım hakkında Alevi yurttaşlar ne düşünüyor?

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 16. Genel Kurulu’na katılan yurttaşların sorumuza verdikleri yanıtlar şöyle oldu:

    -Alevi toplumu açısından çok önemli bir gelişme. Bunun Avrupa’da değil de ilk önce bizim ülkemizde yapılması gerekiyordu. Alevi kurumlarında görev alan arkadaşların bu konuyla ilgili ciddi bir çalışma yapması gerekiyor.

    -Bunların hepsi demokrasi kültürü ile ilgili bir şey. Demokrasi ciddi bir süreç. Bizim ülkemizde de demokrasi mücadelesi yükseldikçe bu kazanımları elde edeceğimizi düşünüyorum.

    -Alevi toplumu başkalarından bir şey beklememeli. Eşit yurttaşlık hakkı başta olmak üzere diğer tüm hakları için kendileri örgütlenip, mücadele vermelidir. Bir Alevi olarak bu karardan onur ve gurur duydum.

    -Türkiye’deki Alevilik 40 yıldır dernekçilik olarak örgütleniyor. Bunun bir adım ileriye götürülmesi gerekiyor. Ekonomik ve akademik olarak bir altyapı oluşturulmalı. Bilimsel altyapı oluşturulduktan sonra enstitüler kurularak Alevilik ileriye taşınmalı.

    -Yaklaşık 1500 yıldır bu topraklarda Alevilik var ve her dönem asimilasyon politikalarına maruz kalan bir toplum olduk. Hak verilmez alınır. Bu yüzden biz Aleviler olarak bir araya gelmeliyiz ve haklarımız için birlikte mücadele etmeliyiz. Aksi halde devlet bize hiçbir şey vermeyecektir.

    – Alevi kurumları doğru politikalar üretmeli, şeffaf bir şekilde kurumları yönetmeli ve örgütlenme modeli olarak farklı yapılanma içerisine girmelidir. Dernekçilik artık miadını doldurmuştur.

    -Bu ülkede kimliğinizi söylemek bile suç oluyor bazen. Umarım demokrasi mücadelesi ilerler ve Aleviler tüm haklarını alır.

    -Alevilik bir din ve yoldur. Avrupa’da Alevilerin kazanımları devam ederken Türkiye’de halen yok sayılıyoruz. Hala hukuki kazanımlarımız bile hayata geçirilmemiş durumda. İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı Alevi kurumları ve tüm Aleviler birlik olmalıdır.

    -Ülkeyi yönetenler maalesef Alevileri görmezden geliyor. Alevilerin seslerine, hak taleplerine kulak tıkıyorlar. Bizi tanımayan bir yönetim var karşımızda. Alevilerin birleşmekten başka yolu yoktur.

    -Alevilik tek başına bir inançtır, yoldur. Başka hiçbir dinle bağlantısı yoktur. Biz insan yakmayız, insan katletmeyiz, kul hakkı yemeyiz, bizim inancımızda herkes eşittir. Bu karar memnuniyet verici. Dileriz ki bizim topraklarımızda da bu durum gerçekleşir.

    Melis CİDDİOĞLU/Eren GÜVEN-ANKARA

  • Eser: AABF, Avusturya’da ‘İslam Yasası’ dışında kalmak için Tüzel Kişilik kazanmıştır

    Eser: AABF, Avusturya’da ‘İslam Yasası’ dışında kalmak için Tüzel Kişilik kazanmıştır

    PİRHA- Avusturya’da Aleviliğin bağımsız bir inanç olarak tanınmasının önemli olduğunu belirten Birgün Gazetesi Yazarı Turan Eser, “AABF, ‘İslam Yasası’ dışında, özerk ve bağımsız kalmak için Anayasa ve Federal kanunlar kapsamında hukuksal başvuru yapmış ve Tüzel Kişilik kazanmıştır” dedi. Eser,Bu kazanım aleyhine söylemler de söz konusu. Bunda hem Alevi kurumlarının hem de kimi yöneticilerin kamuoyu ile iletişim kurma sorununu aşamamış olmasını da eklemek gerekir” ifadelerini kullandı. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çabasıyla, Avusturya devleti Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olduğunu resmen tanıdı.

    Birgün Gazetesi Yazarı Turan Eser, bugünkü yazısında Aleviliğin Avusturya’da “kendine özgü inanç” olarak tanınmasını yazdı.

    Avusturya’daki din ve inanç özgürlüğü hukukunun kapsamını, yasal dayanaklarını ve hukuksal olarak AABF’nin mücadelesini anlatan Eser, “Her ne kadar AABF “Tüzel Kişilik” statüsü için “Resmi Kayıt” başvurusu yapmış olsa da, kamuoyunda ki tartışmalar hukuksal sonuçları yerine, her önüne gelenin “Alevilik tanımı” tartışmaları üzerinden, “İslam içi-dışı Alevilik” ya da “Alili-Alisiz Alevilik” gibi, Alevilerin ve Alevi kurumlarının gündeminde ve ihtiyacı olmayan bir zemine çekilmeye çalışıldı” diyerek eleştirdi.

    “AVUSTURYA’DA ALEVİLERİN KAZANIMLARI VE ALGILAR”

    Turan Eser’in yazısının bir bölümü şöyle:

    “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 13 yıldır hukuksal ‘tanınma’ için verdiği hukuki eşit haklar mücadelesi sonucunda, 14 Mart 2022 tarihinde Avusturya Milli Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı (BMUKK) bünyesindeki Din İşleri Dairesi (Kultusamt) tarafından “Frei Aleviten Östereich” olarak “Tüzel Kişilik” hakkı kazanarak, devlet nezdinde “Kayıtlı İnanç” statüsü elde etmiştir.

    Bu karar sonrası kamuoyunda lehte ve aleyhte yapılan tartışmalar ve açıklamalara bakıldığında, “körün fili tarifi” misali, eksik, yanlış ve kulaktan dolma ve zorlama bilgilerden oluştuğunu ifade edersek abartmış olmayız.

    Ayrıca bu konuda görüş sunan birçok kişinin Avusturya’daki din ve inanç özgürlüğü hukukunun kapsamını, yasal dayanaklarını ve hukuksal olarak AABF’nin başvurusuna ilişkin verilen kararın içeriğini bilmeden, kendilerine göre bir okuma yaparak, kafa karıştırmaktan başka bir şeye hizmet etmediklerini de sosyal medya ve basın üzerinden takip etmek zorunda kaldık.

    Bunda hem Alevi kurumlarının hem de kimi yöneticilerin kamuoyu ile iletişim kurma sorununu aşamadığını da eklemek gerekir.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) başvurusu ve başvuruya ilişkin Avusturya Kultusamt tarafından “Frei-Alevitischen Glaubengemeinschaft in Österreich” (kısatılmış hali “frei-Aleviten Österreich”) ismine verilen “Tüzel Kişilik” statüsü ve resmi kayıt başvurusun kabul edilmesi, mevzunun kamuoyuna açık, yalın ve hukuksal çerçevedeki kazanım olduğunu anlatmak yerine, daha çok teolojik bir kazanım gibi aktarılmasından kaynaklı olarak kafa karıştıran ve birbiriyle çelişki içeren paylaşımlara, açıklamalara ve tartışmaları izler hale geldik.

    Her ne kadar AABF “Tüzel Kişilik” statüsü için “Resmi Kayıt” başvurusu yapmış olsa da, kamuoyunda ki tartışmalar hukuksal sonuçları yerine, her önüne gelenin “Alevilik tanımı” tartışmaları üzerinden, “İslam içi-dışı Alevilik” ya da “Alili-Alisiz Alevilik” gibi, Alevilerin ve Alevi kurumlarının gündeminde ve ihtiyacı olmayan bir zemine çekilmeye çalışıldı. Hatta Türkiye’de kimi Alevi kurumları bile bu kazanımı kutlamak ve emsal kabul edip, Türkiye’deki kamu hukukuna aktarılmasını sağlamak için hukuksal mücadeleyi tercih etmek yerine, yol kardeşlerinin bu hukuksal kazanımlarına karşı, teolojik tartışmaya başlaya, basın toplantıları düzenlediler. AKP’nin, Diyanet İşleri Başkanlığı, AKİT ve Aydınlık Gazetesi gibi Alevi inkarını ve Alevileri itibarsızlaştırmayı kendilerine rehber edinenlerin argümanlarına sığındılar.

    Oysa AABF tarafından sürdürülen hukuk mücadelesinin merkezinde önemli hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için elde edilen kazanımlar vardı. Bu kazanımlar göz ardı edilmiştir.

    AABF’NİN HEDEFİ VE BAŞARISI

    Türkiye’de mezhepçi ve siyasal İslamcı bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevilere “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi içinde eritmek için yoğun çaba göstermektedir.

    AABF’de tıpkı bağlı olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Bileşenleri ile aynı düşünsel ve hukuksal mücadele eksende yer alarak, Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dayattığı kırmızı çizgilerini reddederek, asimilasyona, tanımlanmaya, Diyanet İslamı içinde eritilmeye itiraz etmektedir.

    İşte, tam da bu gerekçe ile AABF’nin mevcut yönetimi, verdiği hukuksal mücadele ile Avusturya’nın 2015 tarihli yeni İslam Yasasının, tıpkı Türkiye’deki Diyanet’te olduğu gibi, Avusturya’da “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi dışında kalmaya izin vermeyen mevzuatının dışında bağımsız olarak “özerk” ve “tüzel kişiliğe” sahip olmak istemiş ve bu hakkı elde etmiştir.

    Ayrıca belirtmekte fayda olduğunu düşündüğüm diğer husus ise, 2015 tarihli yeni “İslam Yasası”na göre, İslami cemaatler, Anayasa’ya göre “Tanınmış Dinler” olan Hristiyan ve Yahudi cemaatleri gibi daha özerk ve bağımsız hareket etme hakkına sahip değildirler. Aksine daha sıkı bir devlet kontrolü altına alınmıştırlar.

    AABF işte bu nedenle, sadece “İslam Yasası” dışında bir tüzel kişilik hakkı elde etmek için değil, aynı zamanda Aleviliğin “İslam Yasası” içinde asimile edilmesine, ikinci sınıf seviyeye indirilmesine ve siyasal İslamcılık üzerinden devlet kontrolünde, Aleviliği bir “güvenlik sorunu” gibi algılanan bir inanç toplumu olmayı kabul etmediğinden, İslam Yasası yerine, 1874 tarihli tanıma yasası ve 1998 tarihinde yürürlüğe girmiş ve kanunen henüz tanınmamış dini toplulukları kayıt altına almayı amaçlayan ve hukuki statülerini düzenleyen “Staatsgrundgesetz” ( Temel Vatandaşlık Hakları Anayasası), Bundes-Verfassung (Federal Devlet Anayasası) ve “Bundesgesetz über die Rechtspersönlichkeit von religiösen Bekenntnisgemeinschaften” (Federal Dini İnanç Topluluklarının Statüsü Kanunu) üzerinden başvuru yapmıştır.

    Bu kısmı özetleyecek olursak, AABF “İslam Yasası” dışında, özerk ve bağımsız kalmak için Anayasa ve Federal kanunlar kapsamında hukuksal başvuru yapmış ve Tüzel Kişilik kazanmıştır.

    “TEOLOJİK TARTIŞMALARA KURBAN EDİLDİ”

    İşte kayda değer mücadele çizgisi olarak, AABF’nin Yeni İslam Yasası yerine, Avusturya Anayasa’sı ve Temel Haklar üzerinden Tüzel Kişilik statüsü elde etmesinde hukuksal ve düşünsel yaklaşım göz ardı edildi ve teolojik tartışmalara kurban edilen bu önemli boyut gölgede kalmıştır.

    Tam da bu nedenle, ortalıktaki kafa karışıklığını kaldırmak ve objektif bilgileri aktarmak için, 14 Mart 2022 tarihli kararını hukuksal ve veriler çerçevesinde okuyucuya sunulmasının gerekliliğinden bu yazı kaleme alınmıştır. Bunu da sorular ve cevaplar şeklinde sürdürmenin daha açıklayıcı olacağı kanısındayım.

    AVUSTURYA’DA DİN VE İNANÇLARIN TANINMASI SÜREÇLERİ NASILDIR?

    Avusturya’da din ve inanç topluluklarının resmi kayıt ve dinsel topluluk olarak tanınması için iki aşamalı bir süreç ve statü bulunmaktadır.

    1) Birincisi; başvuru şartlarını yerine getiren tüm din ve inançlara tanınan; “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft) olma hakkıdır. Bu birinci aşamadır. Bu hakkı elde edenlere “Tüzel Kişilik” statüsü verilir. Bunlara “Kanunlarca tanınmayan dini cemaatler” denilir. Yani tam tanınma hakkı henüz verilmemiştir. AABF başvurusu tamda bu aşamadadır. Hatta 2013 yılında başvurusu kabul edilen “Avusturya Kadim Alevi İnanç Topluluğu”, “Bahailer”, “Hindular” gibi bazı din ve inanlar bu aşamadadır.

    2) İkincisi ise, “Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluklar” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) Yani 1874 tarihli kanuna göre “Kanunlarca tanınmış dini Cemaatler” statüsüdür. Bu grupta yer alan dini topluluklarının da tanınması 2 ayrı kategoride ele alınıyor.

    1) Tanıma Kanununa göre devlet tarafından özel bir statüyle tanınmış Kiliseler ve din toplumlarıdır.

    2) Katolik Kiliseleri, Yahudi Cemaati, Protestan Kiliseleri gibi “Konkordat” gibi özel yasalarla tanınmış dinler ya da “İslam Gesetz” kapsamında tanınmış Avusturya İslam İnanç Toplumu ve Alevi İslam İnanç Toplumu gibi Müslümanların içinde aldığı statüdür.

    AABF ise, İslam Yasasına göre değil, Tanınmış Din ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü elde etmenin birinci aşaması olan; “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft) hakkını elde etmek için başvurmuştur.

    Yani başvuru hukuksaldır ve eşit haklar kapsamından yapılmış bir başvurudur. Teolojik bir başvuru içermemektedir. Zaten yasa da teolojik bir başvurunun karşılığı yoktur.

    AABF’nin kurumsal olarak “Devlete kayıtlı inanç topluluğu -Tüzel Kişilik” statüsü elde etmesine yol açan hukuksal karar, sanki teolojik bir karar verilmiş gibi yanlış anlaşmalara ve kafa karışıklığına yol açan tartışmalara dönüştü. Dolasıyla hukuksal kazanımın içeriği, sonuçları ve AABF’ye yüklediği yeni sorumluluk ve görevler yerine, konu “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” gibi tuzak tartışmalara çekilmeye çalışıldı.

    KENDİNE ÖZGÜ ALEVİLİK TARTIŞMASI NEREDEN ÇIKTI?

    Avusturya’da bir inanç toplumu tanınmanın birinci aşaması olan “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft İslam Yasasına göre başvuru yapmak istiyorsa, kendi inancı ya da dini hakkında temel bilgileri içeren resmi başvuru tüzüğü başka bir dini ya da inanç toplumuyla aynı olamaz.

    Hatırlayacağınız gibi AABF’ye ait Tüzüğü habersiz ve gizlice kullanan, Cem Vakfı çizgisindeki İslamcı bir grup “Avusturya Alevi İslam Toplumu” adına, 23 Mart 2009 tarihinde Din İşleri Dairesi (Kultusamt) başvuru yapmıştı. Kultusamt bu başvuruyu o zaman “Avusturya’da tanınmış bir İslami kurum var, ikinci bir İslam kurumu onaylanamaz” diye başvuruyu reddetmişti.

    Din İşleri Dairesi (Kultusamt), AABF’nin yaptığı başvuruya da, benzer bir şekilde itirazda bulunarak; 13 Aralık 2010 tarihinde “Devlete kayıtlı Alevi İslam Toplumu ile aranızdaki farklar nedir” sorusunu yöneltti. AABF ise bu gurubun, kendileri tarafından hazırlanan, AABF’ye ait başvuru dosyasını çalarak, dosyanın başlıklarının “Alevi İslam-İslam Aleviliği” olarak değiştirilerek, kendilerinden gizlice başvurduklarını açıkladıktan sonra, kendi tüzüklerinde “Aleviliğin kendine özgü bir inanç” olduğunu, “İslam Aleviliği” gibi bir tanımın ve içeriğin kendilerini temsil etmediğini ifade etmişlerdir. Alevilere Diyanet gibi bir İslam dini “Kuran ve Sünnet” dayatmasının gerek hukukun evrensel kabullerine gerekse Avusturya Anayasasında güvence altına alınan din, vicdan ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu savunarak, AABF’nin “İslam Yasası” dışında “özerk” ve “bağımsız” bir Tüzel Kişilik olarak kaydının yapılmasını talep etmişlerdi. Bu talep ise kabul edilmiştir.

    KARAR BAŞKA FİKİR BAŞKA

    AABF Avusturya Anayasasında yer alan temel hak ve dini özgürlüklerin güvence altına alan yasal düzenlemelerde sunulan haklarını hukuksal olarak kullanmak ve kamusal alanda Aleviliği ve Alevilerin görünür, tanınır ve tanınması için oldukça önemli olan bir hukuksal kazanım elde etmiştir. Önemli olan da bu hukuksal kazanımdır.

    Bu kazanım ilk aşama hukuksal olarak olmazsa olmaz olan ilk başvuru olup “kayıtlı olmak” ve “Tüzel Kişilik” statüsü etmekti. AABF’yi bekleyen daha ikinci aşama ve zorlu bir süreç vardır.

    Dolaysıyla başta AABF olmak üzere AABK ve tüm Alevi kurumları ikinci aşama için hazırlık ve tartışma yapmalıdır. Bugün Alevilerin sorunu ve ihtiyacı “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” ya da sokakta/sosyal medyada “kendine özgü inanç” tartışması yapmak değildir.

    Eğer AABF “Frei Aleviten Östereich” olarak Avusturya’da, “Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluk” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) olarak tanınmak istiyorsa, bu kazanımın nasıl elde edileceği, bu kazanım elde edildikten sonra nasıl korunacağına kafa yorması daha elzemdir.

    Çünkü AABF, şu an elde ettiği hakla, kamusal alanda aşağıda sıraladığım birçok hakkı kullanma hakkına sahip değildir.

    Eğer AABF “Frei Aleviten Östereich” olarak;

    • Resmi olarak tanınmış din toplumu olmak,
    • Kamu Tüzel Kişiliği statüsüne kavuşmak,
    • Özerk yapı olmak,
    • Okullarda Alevilik dersleri vermek,
    • Müfredatını kendisi hazırlamak,
    • Çalışma yasasından faydalanmak,
    • Gelirler ve vergi kanunlarındaki muafiyet ve indirimlerden faydalanmak,
    • Dedelerinin askerlikten muaf olmasını sağlamak,
    • Alevilik eğitimi veren öğretmenlerinin istihdamını sağlamak,
    • Özel Alevilik Okulu açmak,
    • Üniversitelerde Alevilik kürsüsü kurmak,
    • Alevi dersi öğretmenlerinin yetiştirilmesi hakkını elde etmek,
    • Alevi eserlerinin korunmasını sağlamak,
    • Yazılı kaynakların hazırlanmasını organize etmek,
    • Cezaevi, Hastane gibi kamu kurumlarında Ana ve Dedelerin Manevi hizmet sunmasını sağlamak gibi birçok haktan faydalanmak için;

    AABF’nin ikinci başvuru hakkını elde etmesi ve bu sürece yukarda saydığım konularda hazırlık yapması gerekir. Bunun için de derhal Avusturya’da yaşayan Alevilerden 17-18 Bin civarında “Alevi Beyanı” için isim ve imza toplanmalıdır.

    Yazının tamamını okumak için tıklayın. 

    (HABER MERKREZİ)

  • Alevi başkanlar Avusturya devletinin Alevilik kararını yorumladı: Alevilerin kazanımıdır, önemli!

    Alevi başkanlar Avusturya devletinin Alevilik kararını yorumladı: Alevilerin kazanımıdır, önemli!

    PİRHA- Avusturya Devleti’nin, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etmesine ilişkin konuşan Alevi kurum başkanları; “Bu mücadelenin zaferle sonuçlanması biz Alevileri sevindirdi. Türkiye’de Alevilik halen yok sayılıyor, inkar ediliyor. Bu karar aynı zamanda Türkiye için bir utançtır” dedi.

    Avusturya Devleti, Alevi inancını resmen tanıdı. Avusturya, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.

    Böylelikle Alevi kurumlarının ve yurttaşlarının yıllardır verdikleri mücadele sonucunda, dünyada ilk defa bir ülke genelinde Alevilik kendine özgü bir inanç olarak tanındı.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz söz konusu karara ilişkin konuşarak, bu kararın Alevilerin yıllardır verdikleri mücadelenin bir kazanımı olduğunu vurguladılar.

    Kararın aynı zamanda Türkiye için bir utanç olduğunu da söyleyen kurum başkanları, Aleviliğin bu topraklarda tanınması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirttiler.

    “BU KARAR AYNI ZAMANDA TÜRKİYE İÇİN BİR UTANÇTIR”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat konuya ilişkin şunları aktardı:

    “Avusturya Devleti’nin vermiş olduğu karar çok anlamlı ve değerli. Alevilik inancının kendine ait ibadeti, ritüeli, oruçları, cemleri var. Alevilik bir yoldur, gelenektir. Zaman zaman farklı tanımlamalar yapılsa da Aleviliği bir dinin içerisine koymanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Aleviliğin önüne arkasına bir sürü terimler koyuyorlar. Alevilik tek başına bir inançtır. Arzuluyoruz ki bu kararlar Türkiye’de de alınabilsin. Bu karar aynı zamanda Türkiye için bir utançtır.”

    “AVUSTURYA DEVLETİNİN KARARI UMARIZ TÜRKİYE’ DEVLETİNE REFERANS OLUR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan da, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun yıllardır bu konuyla ilgili mücadele verdiğini belirterek, “Tabii bunun karşısında da başka konularda mücadele verenler var maalesef. Her ağacın kurdu kendinden olduğu gibi bizim de içimizden kurtlar çıkıyor. Yıllardır Avusturya Federasyonu’muz Aleviliğin kendine özgü bir din olduğu konusunda bir mücadele yürütüyor. Bu mücadele sonucunda bir kazanım elde edildi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz ve kutluyoruz. Alevilik kadim bir inanç olarak bu topraklarda doğdu, bu topraklarda şekillendi. Alevilik bin yılı aşkın süredir bu topraklarda var, hüküm sürüyor. Daha düne kadar Alevi kelimesi bile yasaktı. Alevilik bu topraklarda hala devlet tarafından nereye konulacağının belirsizliğini yaşıyor ama tamamen yabancı olduğu topraklarda Avrupa’nın birçok yerinde kendine özgü bir inanç olarak kabul edildi. Bu bizi sevindirdi. Umarız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de bir referans olur bu kararlar” şeklinde konuştu.

    “DEVLET BÜTÜN DİNLERDEN ELİNİ AYAĞINI ÇEKMELİDİR”

    Bir gün bu topraklarda da Aleviliğin gerçek anlamda tanımının yapılarak dinler kategorisinde yerini alacağını umut ettiklerini ifade eden Kaplan, şöyle devam etti:

    “Aleviliğin kendine özgü bir ibadet, inanç anlayışı var. Birkaç gün önce Anayasa Mahkemesi zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğuna karar verdi. 8 yıl aradan sonra bu karar verildi. Hükümetin bu karar karşısında bir adım atacağını şu aşamada düşünmüyoruz. Çünkü daha önce alınmış AİHM kararları, Danıştay’ın kararları var. Gerçi biz de bu kararları halkımıza çok iyi anlatamadık. Önümüzdeki günlerde dilekçeler hazırlayarak okullar açılmadan iyi bir örgütlenme yapabiliriz Alevi kurumları olarak. İnsan hakları açısından baktığımızda Alevilerin hatta seküler yaşamı savunan ebeveynlerin bu duruma karşı çıkması gerekir. Aleviliğin bir din olarak öğretilmesini önerenler de var ancak biz buna karşıyız. Devlet hiçbir dini öğretmeye kalkışmamalı. Herkes kendi dinini, kendi inancını ailesinden öğrenebilir. Devlet bütün dinlerden elini ayağını çekmelidir. Herkes kendi dinini istediği gibi özgürce yaşayabilmelidir.”

    “TÜRKİYE’DE ALEVİLİK HALEN YOK SAYILIYOR, İNKAR EDİLİYOR”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ise şunları dile getirdi:

    “Yaklaşık 12 yıldır Avusturya’da verilen bu mücadelenin zaferle sonuçlanması biz Alevileri sevindirdi. Yurt dışında Diyanet’in de Alevilere yönelik çalışmaları vardı. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun süreci tamamlaması ve kazanımla sonuçlanması Avrupa’da diğer müdahalelere bir ders niteliğinde oldu. Bir cevap oldu. Bu karar bu anlamda çok önemli. Türkiye’de Alevilik halen yok sayılıyor, inkar ediliyor. AİHM kararlarına rağmen, diğer yargı kararlarına rağmen, en son Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu hak ihlali kararına rağmen zorunlu din derslerinde hala diretiliyor. Bu da yetmezmiş gibi 4-6 yaş grubundaki çocuklara zorunlu din dersleri verilmek isteniyor. Bu durumu asla kabul etmiyoruz.

    “HÜKÜMETİN BU KARARLARI UYGULAMAMA DİRENCİNE KARŞI SABRIMIZ KALMADI”

    Bunun yanı sıra Diyanet Akademisi gibi bir konu gündeme geldi. Üniversitelere yönelik asimilasyon politikasına hız verecek yapılanmanın da olması biz Alevileri çok rahatsız ediyor. Bu bağlamda Türkiye’yi önce AİHM kararlarını, sonrasında tüm hukuk kararlarını uygulamaya davet ediyoruz. Hükümetin bu kararları uygulamama direncine karşı sabrımız kalmadı. Gerekirse sürekliliği olan eylemlerimize devam edeceğiz. 27 Şubat’ta sokaklardaydık. Şimdi de zorunlu din derslerine karşı velileri harekete geçirerek dilekçelerle bir kamuoyu baskısı yaratma derdindeyiz. Hükümetin bu konuda bizim ısrarımızı görmesini ve gereken adımları atmasını bekliyoruz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

    İLGİLİ HABER

    > Avusturya Devleti, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu resmen tanıdı