Etiket: ayasofya

  • Ayasofya’nın açılışına katılan bir AKP’li vekil daha koronavirüse yakalandı

    Ayasofya’nın açılışına katılan bir AKP’li vekil daha koronavirüse yakalandı

    Ayasofya’nın cami olarak ibadete açıldığı Cuma namazına AKP Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu, koronavirüse yakalandı.

    AKP Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu, son 1 ay içerisinde 7 kez koronavirüs testi yaptırdığını ve hepsinin negatif olduğunu 8. testinin ise pozitif çıktığını açıkladı.

    Türkoğlu sosyal medya hesabından yaptığı açıklama da virüsün ağır semptomlarınının olmadığını belirterek, “Son 1 ay içinde 7 kez Covid-19 testi yaptırdım. En son 7 Ağustos 2020 (Dün) Gece 23:00 sularında sonuçları açıklanan 8. Covid-19 PCR testim, ne yazık ki pozitif çıktı. Virüsün bende ağır semptomları belirtileri söz konusu değildir. Doktorlarımız tarafından 14 Gün süresince Ankara’daki ikametimizde ilaç tedavisi ile karantinada kalmam öngörülmüştür” dedi.  (HABER MERKEZİ)

     

     

  • CHP’li Aksünger: Hilafet çağrısı ilkel toplumun refleksidir; Savcılar dava açmalı

    CHP’li Aksünger: Hilafet çağrısı ilkel toplumun refleksidir; Savcılar dava açmalı

    PİRHA- CHP 24. Dönem Milletvekili Erdal Aksünger, AKP’nin Ayasofya’yı siyaset malzemesi yaptığını belirterek, hilafet çağrıları yapanlar hakkında Cumhuriyet Savcılarının dava açmaları gerektiğini söyledi. Aksünger, “Hilafet ilkel toplumun refleksidir, muhalefet sessiz kalmamalı” dedi. 

    CHP 24. Dönem Milletvekili Erdal Aksünger, Ayasofya’nın müslümanların ibadetine açılmasını ve hilafet çağrılarını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Ayasofya’nın ibadete açılmasının bir siyaset argümanı olduğunu, inançla alakası olmadığını belirten Aksünger, “Ayasofya’nın İstanbul’un fethinin simgesi olması meselesi bile çok saçma. Çünkü neredeyse İslamiyet’ten önce yapılmış bir eserden bahsetmek lazım” dedi.

    Ayasofya’nın dünya mirası olduğunu vurgulayan Aksünger, sağ iktidarların din üzerinden siyaset yaptıklarını, bunun Adnan Menderes ile başladığını belirterek, şunları söyledi:

    “Bu mabedin tek bir hikayesi var. Biraz da dünya mirası gibi bir şey. Birincisi Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1930’lu yıllarda belki de o dönemin siyasetine uygun olarak Atatürk bunu bir siyaset meselesinden ziyade, diğer topluluklara bir mesaj vermiş ve burayı müze haline getirmişler. Çünkü İstanbul’un fethinde cami de yokmuş oralarda, sonra Sultan Ahmet yapılana kadar bu kullanılmış. Aslında 25 yıldır burada ibadet yapılıyor zaten. Süreç itibariyle bu tür argümanlar üretenlerin 1950’lerden beri özellikle Necip Fazıllar, Saidi Nursiler veya İslam meselesi üzerinden yürüyen bu saçmalığın Adnan Menderes döneminden beri devam ettiğini görüyoruz. Zaten Adnan Menderes de bu tarikatlar cemaatler meselesini gündeme getiren, siyaset malzemesi yapan ilk siyasetçidir. Çünkü herkes bilmeli ki Türkiye’de tarikat, cemaatler veya bu FETÖ örgütlenmesi, Gülen cemaati de dahil olmak üzere çoğu aslında bilinenin aksine doğuda değil, Aydın, Manisa, İzmir’de çöreklenir. Genellikle buralarda türemiştir. Bunun da nedeni o zamanki siyasette Adnan Menderes’in bunu siyasete alet etmesinden kaynaklanıyor. Sağ siyaset ne zaman sıkışırsa dine, milliyetçiliğe sarılır genel itibariyle. Bugün de AKP tamamen pragmatik bir siyaset yaptığı için yani iktidarda kalmak için her türlü argümanı kullanıyor. Bunlardan biri de Ayasofya’dır.”

    “TAMAMEN DİNİ SİYASETE ALET ETTİLER”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırı çok uygulamalar yapıldığını söyleyen Aksünger, hilafet çağrılarınına da tepki gösterdi.

    CHP’li vekil Erdal Aksünger, “Din argümanı altında veya milliyetçilik argümanı altında bu ülkede bir sürü şeyler yapılıyor. Bu konu laiklikle alakalı zaten. Her çıkanın neredeyse muhafazakâr kesime, muhafazakârlara yaranmak için söylediği şeyler normalde toplumu bir yere götürüyor. Daha ilkel bir hikayeye götürüyor. Tamamen dini siyasete alet etmişler her yönüyle” diye konuştu.

    “SAVCILARIN DAVA AÇMALARI GEREKİR”

    Muhalefetin laiklik karşıtı uygulamalar karşısında çok yetersiz kaldığını ifade eden Aksünger, şöyle devam etti:

    “Burada mesele Ayasofya meselesi, bir inanç, bir din meselesi değil zaten. Hilafeti bu ülkede birileri konuşuyorsa Cumhuriyet savcılarının gereğini yapması lazım. O savcıların otomatik olarak bunlara dava açmaları gerekir. Sonuçta Türkiye’nin değişmez 3 maddesinden bir tanesi de Türkiye’nin laik, hukuk devleti olduğunu söyler ve değişmez maddeden biridir. O yüzden Anayasa’nın bu maddesine aykırı olarak davrananlara gereğini Cumhuriyet savcılarının yapması gerekir.”

    “HİLAFET İLKEL BİR TOPLUMUN REFLEKSİDİR, SESSİZ KALINMAMALI”

    CHP’nin pek çok olayı anayasa Mahkemesi’ne götürdüğünü hatırlattığımızda ise Aksünger, “Anayasa Mahkemesi’ne her şeyi götürmenin bir anlamı yok. Uluslararası bütün kurumların mutabakat sağladığı konular var. Bugünde aslında sıkışmışlık üzerinden gittikleri için, bu hilafet meselesine yumuşak yaklaşmak demek artık kopuş anlamına gelir. İlkel bir toplumun refleksidir bu sonuçta. Toplum ilkelleştiriliyor. Hukuk devletine ve Cumhuriyet’in değerlerine, laikliğe darbe olduğu açık olan bir konuda sessiz kalmak hatta bunlar konuşulurken sadece kongre konuşmak da bence doğru olmuyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Fırat: Diyanet Başkanı kılıcı sağ ve sol elle tutarak ikiyüzlülük yapmıştır

    Fırat: Diyanet Başkanı kılıcı sağ ve sol elle tutarak ikiyüzlülük yapmıştır

    PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Ayasofya’nın ibadete açıldığı gün elinde kılıçla konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a tepki gösterdi. Erbaş’ın kin ve nefret konuşması yaptığını vurgulayan Fırat, “Ali Erbaş, kindar kesime savaşa hazırız imajı vermek için sağ elini, samimi müslümanlardan gelecek olan tepkileri durdurmak içinde sol elini kullanmıştır ve ülkede yürütülen ikiyüzlülük siyasetinin de net tarifini yapmıştır” dedi. 

    Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Ayasofya’nın müslümanların ibadetine açıldığı gün yaşananlara tepki gösterdi.

    “Giderek daha da otoriteleşen hükümet benzer düşüncedeki vatandaşları kendi çıkarları için koordine ederek, hilafet ve gericilik rejimi için lider yaratma peşinde” diyen Fırat,
    “Din, devlet ilişkisinin kemeri olan Ali Erbaş, hükümetin hiçbir eylemde sorgulanmamasını, çıkarılan yasaların, uygulamaların tutarlı ve adil ve hatta ahlaki görünmesini sağlamaya çalışan bir algı kişiliğidir” dedi.

    “HÜKÜMET HALKLAR ARASINA KİN VE NEFRET TOHUMLARI EKMEYE DEVAM EDİYOR”

    Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, yazısına şöyle devam etti:

    “Ülkenin modern dünya ile olan bağlarını İslam dinini kullanarak koparan, 100 yıllık demokratik ve laik düzeni yok etmeye çalışan hükümet, Diyanet ve başkanını önyargı araştırması, olumsuzluk, duygusal ve bilişsel reaksiyonlar için üs olarak kullanmaktadır.
    Diğer yandan politik, siyasi tutumlarını adaletsizlik üzerine inşa eden hükümet toplumsal eşitsizliği kavgaya dönüştürerek çıkarları için halklar arasına kin ve nefret tohumları ekmeye devam etmektedir.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NIN AĞZINDAN KİN, ÖFKE, İNTİKAM AKIP GİTTİ”

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ayasofya’da Cuma Hutbesi okudu ağzından kin, öfke ve intikam sel gibi akıp gitti ancak bizler şaşırmadık. Çünkü; bu yeni bir olay değildi. Uzun yıllardır Cuma hutbelerinde hükümeti ve icraatlarını öven, Sünni İslam’ı siyasete bulaştıran, camii avlularında halkı çıkarları için kanalize eden zihniyetin dışa vurduğu son noktaydı Ayasofya.

    “ALİ ERBAŞ KILICI SAĞ VE SOL ELLE TUTARAK İKİYÜZLÜLÜK YAPMIŞTIR”

    21. yüzyılda kılıca dayanarak hutbe okuyan, aynı topraklarda yaşayan farklı halkları fetih zihniyetiyle tehdit eden Ali Erbaş, kılıcı sağ ve sol elle tutarak ikiyüzlülük yapmıştır. Kindar kesime savaşa hazırız imajı vermek için sağ elini, samimi müslümanlardan gelecek olan tepkileri durdurmak içinde sol elini kullanmıştır ve ülkede yürütülen ikiyüzlülük siyasetinin de net tarifini yapmıştır.
    Barış dini olan İslam’ın içini boşaltarak teatral hale getiren, yazılmış tarihi kendi adına yeniden bozan ya da kendine mal eden bir akıl bozukluğuyla karşı karşıyayız.

    “BU ZİHNİYET HALKLARIN BARIŞ, SEVGİ VE HOŞGÖRÜSÜYLE YIKILACAKTIR”

    Ortalığı yarı âlim, gerici, sahte şeyler ve din bezirgânları ile dolduran, ticarette, sanayide ahlak ve ilklerini unutan, kitap piyasasını sadece dini kitaplarla dolduran, uydurma tercüme, meal, tefsirlerle İslam’ı kendilerine göre yorumlayıp cahil bir toplum yaratan, camide parayla, ücretle, maaşla siyaset tellağı olan imamları çoğaltan, haram ve hak yeme alışkanlığını güce dayandıran bu zihniyet; her saat başı katledilen kadınları, taciz, tecavüze uğrayan çocukları, açlık sınırı altında can veren halkı, cinsellik ve beden üzerindeki despotluğu durduramadığı için çok yakında halkların barış, sevgi ve hoşgörüsüyle yıkılacaktır ve tarihin kılıçla değil birlikte üreterek, birlikte paylaşarak var olacağını, güzel olacağını, güzel yazılacağını görecektir.”

  • ‘Ayasofya kararı Alevi dergahlarına emsal teşkil eder mi?’ – VİDEO

    ‘Ayasofya kararı Alevi dergahlarına emsal teşkil eder mi?’ – VİDEO

    PİRHA – Ayasofyanın siyasi bir kararla camiye dönüştürüldüğünü söyleyen HDP İstanbul Milletvekili Kenanoğlu, Alevi dergahlarının Alevilere verilmesinde de siyasi bir iradenin gerektiğini belirterek, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun sadece Aleviler için işlediğini ve Alevi kurumlarının iktidarın bu ikiyüzlü tavrını deşifre etmesinin önemli olduğunu söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Ayasofyanın müze statüsünün iptal edilerek cami statüsüne çevrilmesinin, mülkiyeti Alevilerde olmayan ve Hacı Bektaş Veli Dergahı gibi müze vb. amaçlarla kullanılan Alevi dergahları açısından bir emsal karar olup olmayacağını değerlendirdi.

    Ayasofya kararının Alevi dergahları açısından bir emsal teşkil edip edemeyeceği üzerinden bir tartışma yürütüldüğünü kaydeden Kenanoğlu, Alevi kamuoyunda özellikle Ayasofya kararından sonra Alevi dergahlarının Alevilere teslim edilmesi noktasında bir sesin yükseldiğini belirtti.

    Kenanoğlu, “Bu talep yeni değil, yıllardır Alevi dergahlarının Alevlere teslim edilmesini talep ediyorlardı. Ayasofya kararının buna emsal teşkil edeceğini iddia eden arkadaşlarımız var. Hukuki açıdan baktığımız zaman Ayasofya bir camiydi daha sonra idari bir kararla müzeye dönüştürüldü. Şimdi de bir mahkeme karar ile bu idari karar ortadan kaldırıldı cami statüsüne tekrar kavuşmuş oldu” dedi.

    “MÜZE KARARININ İPTAL EDİLMESİ HACI BEKTAŞ VELİ DERHAHI’NIN KAPALI KALMASINI SAĞLAR”

    Hacı Bektaş Dergahı’nın 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile kapatıldığını hatırlatan Kenanoğlu, dergahın 1954 yılında bir kararla müze olarak tekrar açıldığını belirtti.

    “Hukuki açıdan baktığımızda bu müze kararının iptal edilmesi Hacı Bektaş Dergahı’nın yeniden bir Alevi dergahı haline dönüşmesini sağlamaz tekrar kapalı kalmasını sağlar” diyen Kenanoğlu, Ayasofya kararında bir hukuk kararı olmadığını, bunun bir siyasi karar olduğunu söyledi.

    “TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU SADECE ALEVİLER İÇİN İŞLİYOR” 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı açısından da benzer bir siyasi iradenin gerektiğini kaydeden Kenanoğlu, şunları söyledi:

    “Siyasi iradenin buranın bir Alevi dergahları olarak tekrar hizmete sunulması konusunda karar vermesi gerekiyor ki arkasından hukuki prosedür ve diğer şeyler oluşabilsin. Burada Tekke ve Zaviyeler yasası oluyor. Alevilerin de bu konuda ciddi hassasiyetleri var. Alevi toplumu bunun bir Cumhuriyet devrim kanunu olduğunu bu nedenle cumhuriyetle hesaplaşma olacağını düşündüğü için de bunu çok istemiyorlar. Bana sorarsanız şu anda Tekke ve Zaviyeler Kanunu sadece Aleviler için işliyor, onun dışındaki bütün İslami cemaat ve tarikatlar her türlü faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. İstedikleri mekanı da alabiliyorlar. Devletin hastanelerinde, okullarında da faaliyet yürütüyorlar. O anlamıyla Alevi toplumunun bu hassasiyetini çok mantıklı bulmuyorum çünkü Tekkeler ve Zaviyeler Kanunu’nun tek işlediği toplumsal kesim Alevilerdir.”

    “ALEVİ KURUMLARININ İKTİDARIN İKİ YÜZLÜ TAVRINI DEŞİFRE ETMESİ HAKLI”

    Dergahların Alevilere verilmesi için Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu değiştirmeye gerek olmadığını ve 1954 yılında Alevi Bektaşi tekkelerinin bir ek madde ile içerisinde ‘Türk büyükleri ziyaret ederek açıldı’ maddesinin eklenerek açıldığını kaydeden Kenanoğlu, “Dolayısıyla siyasi iktidar böyle bir karar verdiği takdirde mutlaka bir çözüm bulunabilir. Yani Tekke ve Zaviyeler kanunu değiştirilmeden bir çözüm bulmak mümkündür. Siyasi iradenin bu konuda bir karar vermesi çözüme ulaşması açısından önemlidir. Peki bu siyasi irade böyle bir karar verebilecek durumda mı kesinlikle hayır. Bu siyasi irade zaten kendi ideolojisi çerçevesinde bakan meselelere ve  Alevilerin hayrına olacak bir meselede asla adım atmayacak bir iktidardır” ifadelerini kullandı.

    Son olarak, Kenanoğlu, Alevilerin bu aşamada Ayasofya kararını emsal göstererek bir sonuca ulaşmasının mümkün olmayacağını ancak Alevi kurumlarının iktidarın bu iki yüzlü tavrını deşifre etmekte ve talep yükseltmekte haklı olduklarını söyledi. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Etkisi zayıf Ayasofya kararını uygulayanlar, güçlü cemevleri kararını uygulamıyor; bu haksızlık!’

    ‘Etkisi zayıf Ayasofya kararını uygulayanlar, güçlü cemevleri kararını uygulamıyor; bu haksızlık!’

    PİRHA- Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadete açılmasının ardından dergahlar ve cemevleriyle ilgili mahkeme kararları gündeme geldi. Avukat Erhan Aslaner, “Danıştay’ın Ayasofya ile ilgili kararının hukuksal gerekçesi, etkisi daha zayıf olmasına rağmen daha güçlü mahkeme kararlarının olduğu cemevleri ile ilgili kararlar hala uygulanmıyor. Bu açıkça bir haksızlık” dedi. 

    “Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından, Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadet edilebilmesinin önü açıldı.

    Hâlihazırda müze statüsündeyken de, belirli yerlerinde namaz ibadeti yapılabilen Ayasofya böylece hukuken bir (cami) ibadethanesi olarak kabul edildi. Danıştay 10. Dairesinin 86 yıllık bir kararı iptal etmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan hemen bir karaname ile Ayasofya’nın yönetimini Diyanet İşleri Başkanlığı’na devretti ve yetkililer bu yargı kararını uygulamaya geçirmek için gerekli hazırlıklara başladıklarını duyurdu.

    Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Aralık 2014’te cemevlerinin ibadet yeri olduğuna ve diğer ibadethaneler gibi elektrik bedellerinin devlet tarafından ödenmesine karar verdi. Daha sonra Nisan 2016’da, AİHM ‘Türkiye’de Alevilerin din özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ve kendilerine dini planda ayrımcılık yapıldığına’ hükmetti. Böylece uluslararası hukuk açısından cemevlerinin ibadethane statüsü tescillenmiş oldu. Ardından 2015 yılında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayanarak, “Cemevi ibadethanedir. Aydınlatma giderleri ödenmelidir” kararı verdi. Uluslararası mahkemeler gibi ulusal mahkemeler de cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar verdi.”

    Ancak hükümet hala mahkeme kararlarını tanımıyor.

    Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi konusunda Alevilerin avukatı olan Erhan Aslaner, Danıştay’ın Ayasofya kararını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Avukat Aslaner, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde kayıtlı olduğunu belirterek, Danıştay’ın kararını ve Diyanet’e yönetiminin verilmesini şöyle anlattı:

    “Ayasofya tapuda nitelik itibariyle cami olarak tescillidir. Mülkiyeti Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na aittir. Fatih Sultan Mehmet Vakfı da vakıf olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlıdır. Kararda böyle anlaşılıyor. Kararda Ayasofya’nın cami niteliğinde olduğu, tapuda vakıf adına kayıtlı olduğu tespit edilmiş. O Vakıf da halen var. 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla burası cami olmaktan çıkarılıp müze olarak değiştiriliyor. Yani fonksiyonu müze olarak değiştiriliyor. Cami yerine müze olarak fonksiyonuna devam ediyor. Ancak vakıf mülkiyetinde olmaya devam ediyor.  Mahkeme(Danıştay) buranın müze olma fonksiyonunu değiştiriyor. Orada mülkiyetle ilgili bir değişiklik yok sadece fonksiyonuyla ilgili değişiklik var. 1926 yılında Medeni Kanun kabul edildiği zaman vakıflarla ilgili ayrı bir düzenleme, geçici bir hüküm var. Diyor ki vakıflarla ilgili düzenlemelerin hukuki statüsü eski mevzuata göre tespit edilecek. Yani Osmanlı zamanındaki statüleri neyse o şekilde muhafaza edilecek. 1934 yılındaki o fonksiyonu değiştirdikten sonra bununla ilgili birkaç dava açılmıştır. Aynı kararı veren Danıştay 10. Dairesi bu davaları ret ediyor. En son Vakıflar, Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği adında bir dernek dava açıyor.”

    “CUMHURBAŞKANLIĞI DAVANIN DAVALISI”

    “Davanın davacısı dernek, davalısı da o zamanki başbakanlık, daha sonra da cumhurbaşkanlığı. Aslında o mahkemede Cumhurbaşkanlığı ve onu temsilen Tayyip Erdoğan davalı bu mahkemede. Daire bu davayı kabul ediyor. Orada hukuki olarak iki ciddi sorun var.

    Birincisi, bizim kesin karar dediğimiz bir şey var. Bir ihtilaf yargılama konusu yapılmış ise o konuda bir daha dava açılmıyor, aşılsa bile kesin hüküm nedeniyle dava ret edilir. Daha önceden iptal için bir dava açılmışsa bir daha dava açılmaz. Bir de süre konusu var. İdari işlemlerde 60 günlük süre içerisinde dava açılması lazım. 1934 yılındaki karar, resmi gazetede yayınlandığı zaman, o tarihten itibaren 60 gün içerisinde dava açılması lazımdı. Ancak 1934 yılındaki Bakanlar Kurulu kararıyla idari işlem olduğu için ondan sonraki bakanlar kurulu ve en son Anayasa değişikliği ile Bakanlar Kurulu’nun yerine Cumhurbaşkanlığı  hükümet sisteminde Cumhurbaşkanının bu işlemi idari yolla her zaman geri alma, düzeltme yetkisi var. Mahkeme kararını beklemesi gerekmiyordu. Bir idari işlem yapıldığı zamandan sonra koşullar değişirse o konuda değişik bir idari işlem de yapılabilir. Burada kanuni düzenlemeye veya herhangi başka bir şeye bir ihtiyaç yoktur. Şimdiye kadar yapılmamış, bu işi mahkemeye bıraktılar. Bence sürecin idaresi bakımından böyle olmasını istediler. Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan değil de mahkeme yapılması siyaseten uygun görüldü. Şimdi mahkeme yaptı oldu ve aynı gün jet hızıyla Diyanet’e verildi yönetimi. Cami olarak fonksiyon görülmesi için bir kararname yayınladı Cumhurbaşkanı. Diyanet’e verdi.”

    İkincisi, aynı konuda dava açılamaz ve 60 günlük süre içinde açılması gerekiyor. Onu da şöyle izah ediyor mahkeme kararında: Diyor ki, ‘daha önce açılan davalarda dairemizde (10. Dairede) değişik sebeplerle dava açılmıştı ama şimdi farklı bir sebep var. Yani oranın vakfiyede cami olma vasfını biz şimdi değerlendiriyoruz. Dolayısıyla iptal ediyoruz. Daha önce farklı konularda mahkeme kararları vardı ama farklı gerekçeler ile davalar ret edilmişti. Şimdi konu aynı ama gerekçe farklı. Onun için ben bunu inceliyorum. Bu son dava konusu sebeple ilgili bir inceleme olmadığı için ben bunu inceleme konusu yapıyorum.

    Süre konusunda da şöyle bir yol izlemiş: “O zamanki müze vasfı halen devam ediyor. O zamanki Bakanlar Kurulu’nun aldığı işlemin sonuçları halen devam ediyor. Karar çok eski olsa bile halen yürürlükte. Burada dernek önce Başbakanlığa başvuru yapıyor, Ayasofya camii olarak işlev görsün diye. Başbakanlık ve dolayısıyla Erdoğan bu talebi ret ediyor. Başvuru reddedildikten sonra dava 60 gün içinde açıldığı için biz bu davanın süresinde olduğunu düşünüyoruz, diyor mahkeme. Bunlar uzun hukuki gerekçeler. Uzun bir karar metni var. Orada Unesco’nun, AİHM’nin aldığı kararlarına atıfta bulunuyor.”

    “AYASOFYA’NIN İBADETE AÇILMASI GEREKLİ DEĞİLDİ”

    Ayasofya’nın ibadete açılmasının gerekli olmadığını belirten Av. Erhan Aslaner, “Sultan Ahmet camisi var. O bölgede cami ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki oranın müze olarak da ciddi bir geliri vardı. Sonuçta UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde. Buranın aynı şekilde devam etmesi doğruydu ama usul tartışmaları bir tarafa esasında hukuken doğru görünüyor. Benim hukuki kanaatim bu. Ama cami ihtiyacı var mıydı orada, bana göre yoktu. Sultan Ahmet Camii tam dolmuyor. Çamlıca Camisini yapmışlar ama kaç kişi gidiyor oraya?” diye konuştu.

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHININ DURUMU BENZİYOR, ANCAK…”

    Hacı Bektaş Veli Dergahının da Ayasofya’nın durumuna benze yanı olduğunu söyleyen Av. Erhan Aslaner, şunları kaydetti:

    “Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın durumu da buna benzer ama orada şöyle bir farklılık var: Hacı Bektaş Veli Dergahı Tekke ve Zaviyeler Kanunu’yla kapatılmış. Oranın mülkiyeti kime ait tam bilemediğim için yorum yapamıyorum. Hacı Bektaş Veli dergahı fonksiyon değişikliyle Kültür Bakanlığı’na devredilmiş ama Tekke ve Zaviyeler Kanunuyla. O bir devrim kanunu. Ayasofya da Bakanlar Kurulu kararıyla yani idari bir işlem ile devrediliyor. Ayasofya’nın devir işlemi daha zayıf bir işlem. İdari yoldan düzeltilmesi daha kolay. 5 dakikalık bir şey. Ama Hacı Bektaş Dergahı’nın statüsü kanun ile düzenlendiği için kanun yoluyla düzeltilmesi lazım. Ayasofya ile ilgili Mahkemeler şimdiye karar vermiş ve Atatürk’ün imzası olduğu için bunu şimdiye kadar mahkemeler düzeltmeye yanaşmamış. Ama şimdi siyasi irade değiştiği için bir karar verildi. Bu sıradan bir dava olsaydı bu hızla gitmezdi ve böyle bir karar esasta doğru olsa idi çıkmazdı. Tayyip Erdoğan davanın davalısı ama jet hızıyla idareyi Diyanet’e verdi. Bir anlamda hem davalı hem davacı.

    “CEMEVLERİYLE İLGİLİ MAHKEME KARARLARI DAHA GÜÇLÜ AMA UYGULANMIYOR, BU HAKSIZLIK”

    Aynı konuda bizim cemevleriyle ilgili kararlarımız var. Hem yerel, hem de uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar. Maalesef bu konuda tık yok, ses seda yok ve orada alınan kararlar daha güçlü. Neden cemevleriyle ilgili kararlar daha güçlü? Yerel mahkemeden geçmiş, süreyle ilgili tartışma yok, bu konuyla ilgili daha önce açılmış ve verilmiş aykırı bir mahkeme kararı yok. Türkiye’deki tüm mahkemeler aynı konuda aynı kararı vermiş, süresinde karar vermiş. Üstelik AİHM(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) de aynı kararı vermiş. Mesela Ayasofya konusunda farklı kararlar var, aynı dairenin farklı kararları var, AİHM’nin kararı yok. Daha zayıf bir karar, uygulanabilirliği, hukuksal gerekçesi, etkisi daha zayıf bir karar. Seri bir şekilde uygulanıyor ama cemevleriyle ilgili kararlar uygulanmadı. Burada açık bir haksızlık olduğu çok net bir şekilde görülebiliyor.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Danıştay’ın Ayasofya kararına gösterdiğiniz hassasiyeti, neden cemevleriyle ilgili göstermiyorsunuz?’

    ‘Danıştay’ın Ayasofya kararına gösterdiğiniz hassasiyeti, neden cemevleriyle ilgili göstermiyorsunuz?’

    PİRHA-Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadete açılmasının önü açıldı. HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevaplaması için verdiği soru önergesinde, “Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya ile ilgili verdiği karara gösterdiğiniz hassasiyeti, neden yargının Alevilerin ibadethanesi olan cemevleriyle ilgili verdiği kararlarda göstermiyorsunuz?” dedi. 

    Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından, Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadete açılmasının önü açıldı.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, konuya dair Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için soru önergesi verdi. Özen, “Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya ile ilgili verdiği karara gösterdiğiniz hassasiyeti, neden yargının Alevilerin ibadethanesi olan cemevleriyle ilgili verdiği kararlarda göstermiyorsunuz?” diye sordu.

    Milletvekili Özen soru önergesinin gerekçesini şöyle açıkladı:

    “Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından, Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadete açılmasının önü açıldı.

    Hâlihazırda müze statüsündeyken de, belirli yerlerinde namaz ibadeti yerine getirilen Ayasofya böylece hukuken bir (cami) ibadethanesi olarak kabul edildi. Danıştay 10. Dairesinin 86 yıllık bir kararı iptal etmesinin ardından, yetkililer bu yargı kararını uygulamaya geçirmek için gerekli hazırlıklara başladıklarını duyurdular.

    Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Aralık 2014’te cemevlerinin ibadet yeri olduğuna ve diğer ibadethaneler gibi elektrik bedellerinin devlet tarafından ödenmesine karar verdi. Daha sonra Nisan 2016’da, AİHM ‘Türkiye’de Alevilerin din özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ve kendilerine dini planda ayrımcılık yapıldığına’ hükmetti. Böylece uluslararası hukuk açısından cemevlerinin ibadethane statüsü tescillenmiş oldu. Ardından 2015 yılında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayanarak, “Cemevi ibadethanedir. Aydınlatma giderleri ödenmelidir” kararı verdi.

    “2018’DE YARGITAY CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLDUĞUNA VE ELEKTRİK FATURALARININ DEVLETİN ÖDEMESİNE HÜKMETTİ”

    Temmuz 2017’de Danıştay 13. Dairesi “herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyası düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, Devlet organları ve idare makamlarının, bütün işlemlerinde, kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmesi gerektiğini, ayrımcılığın yasaklandığı, toplumun ibadetine açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelere ilişkin aydınlatma giderlerinin, devlet tarafından karşılanacağı sonucuna varıldığı”na hükmetti. 2018 yılında ise yine Yargıtay cemevlerinin ibadethane olduğuna ve elektrik faturalarının devlet tarafından ödenmesine bir kez daha hükmetti.

    Ulusal ve uluslararası yargı kararları bağlamında cemevlerinin ibadethane statüsü hukuken defalarca kez tescillenmesine rağmen, bu anlamda bugüne kadar hiçbir adım atılmadı, 2 yıldır elektriksiz bırakılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Cemevinde olduğu gibi ülke genelinde birçok cemevi diğer ibadethanelere sağlanan haklardan tamamen mahrum bırakıldı.

    “AİHM, ZORUNLU DİN DERSLERİNİ EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRI BULDU”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Türkiye’deki birçok yargı kararında da Alevi çocuklarına egemen inancın teolojisinin ve ideolojisinin dayatıldığı zorunlu din derslerinin “eşitlik ilkesine aykırı” olduğu hükmedildi. Bugüne kadar bu mağduriyetin giderilmesi için açılan davaların tamamı müspet yönde sonuçlanmasına rağmen uygulamada hiçbir şey değişmedi. Öte yandan Alevi köylerine hizmet gidebilmesi için cami yapılması koşulu iktidarınız döneminde artarak devam etti.

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI HALA MÜZE OLARAK DURMAKTA”

    Ayrıca Alevi-Bektaşilerin kutsal inanç mekânlarından olan Hacı Bektaş Veli Dergâhı da Ayasofya’da olduğu gibi, yıllardır müze statüsünde izne tabi turistik bir yer olarak kabul edilmektedir. Hacı Bektaş Veli Dergâhına yüzyıllar sonra (19. yüzyılda) Nakşi şeyhleri tarafından yapılan cami ibadethane olarak devam ederken, dünya genelindeki tüm Bektaşilerin inanç merkezi niteliğindeki dergâhın kendisi halen müze olarak durmaktadır.”

    Bu bağlamda HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat OKTAY tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için şu soruları yöneltti:

    • Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya ile ilgili verdiği karara gösterdiğiniz hassasiyeti, neden yargının Alevilerin ibadethanesi olan Cemevleriyle ilgili verdiği kararlarda göstermiyorsunuz?
    • Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel vasıflarından birisi olan “hukuk devleti” niteliğine rağmen neden bu yargı kararlarını uygulamamak için direniyorsunuz?
    • Ulusal ve uluslararası yargının defalarca kez Cemevlerini ibadethane olarak kabul edip, diğer ibadethanelerde olduğu gibi elektrik ve su giderlerini devletin karşılaması kararlarına rağmen neden halen Türkiye genelindeki yüzlerce Cemevi ibadethane haklarından mahrum bırakılmaktadır?
    • Alevi çocuklarına egemen inancın teolojisinin ve ideolojisinin dayatıldığı zorunlu din derslerinin “eşitlik ilkesine aykırı” olduğuna hükmeden, AİHM ve Türkiye’deki birçok yargı kararının gereğinin yapılmasına dair herhangi bir planınız var mıdır?
    • Alevi-Bektaşiler için manevi anlamı büyük olan Hacı Bektaş Veli dergâhının da artık müze statüsünden çıkartılıp, Alevilerin inanç merkezlerinden biri olarak hak ettiği ibadethane statüsünde devam edilmesi için artık gerekli adımları atmayı düşünüyor musunuz?

    PİRHA/ ANKARA

  • HDP: Ayasofya, tarihe aittir ve politik oyun alanı olarak kullanılamaz

    HDP: Ayasofya, tarihe aittir ve politik oyun alanı olarak kullanılamaz

    PİRHA- HDP yaptığı açıklamada, Danıştay iktidarın direktifleri ve siyasal beklentileri doğrultusunda karar vererek bu politik oyuna taraf olduğuna dikkat çekerek, “İktidar küçük seçim oyunlarını bir tarafa bırakıp bu hoyratlıktan derhal vazgeçmelidir. Ayasofya, tarihe aittir ve politik oyun alanı olarak kullanılamaz” dedi.

    Danıştay tarafından verilen kararın ardından Ayasofya’nın statüsü cami olarak değiştirilip Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi.

    Kararın ardında tartışmalar yükselirken, konuya dair açıklama yapan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eğitim Politikaları, Spor, Kültür ve Sanat Komisyonu Sözcüsü Sevtap Akdağ Karahalı, “iç ve dış politika alanlarının tümünde sıkışan, ekonomik ve toplumsal krizlerle baş edemezken koronavirüs salgını konusunda da gitgide çıkmaz sokağa giren AKP-MHP bloku, çıkış yolu olarak bir kez daha tarihi, kültürel varlıklar üzerinde politik oyun yolunu seçmiştir” dedi.

    “AYASOFYA SİYASAL BİR KARARDIR”

    Karahalı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Seçim dönemlerinde “Ayasofya cami olsun” ajitasyonuyla mütedeyyin kesimleri etkilemeye çalışırken bir yandan da işsizlik ve yoksulluk gerçeğinin üstünü örtmeye çalışan iktidar, Danıştay’dan karar çıkartarak uluslararası hukuku ve insanlık kültürü teamüllerini zorlamayı denemiştir. Danıştay iktidarın direktifleri ve siyasal beklentileri doğrultusunda karar vererek bu politik oyuna taraf olmuştur. Bu karar açıkça siyasal bir karardır. İnsanlık tarihi ve kültürü, yalnızca Türkiye’de değil, hiçbir ülkede siyasal iktidarların keyfi tasarruflarına bağlı değildir. Hiçbir devletin bu ortak miras üzerinde mülkiyet ve tasarruf hakkı bulunmamaktadır. Geçmişten geleceğe birer köprü olan bu eserler, maddi rant, oy ya da ‘güvenlik’ gibi gerekçelerle siyasal iktidarların oyun alanı yapılamaz. Bu ilke, insanlık kültürünün muazzam yapıtlarından biri olan ve baraj uğruna mahvedilen Hasankeyf için geçerli olduğu kadar Ayasofya için de geçerlidir.”

    15 yüzyıllık insanlık mirası olan Ayasofya’nın, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal bir mabet haline geldiğini belirten Karahalı, “bu durum, bir devlet kararnamesiye değiştirilip, tek bir din adına tekelleştirilemez. Ayasofya kararı, iktidarın politik oyunundan, kültürel miras konusundaki hoyratlığından başka bir anlam taşımamaktadır” dedi.

    “İKTİDAR KÜÇÜK SEÇİM OYUNLARINI BİR TARAFA BIRAKIP BU HOYRATLIKTAN DERHAL VAZGEÇMELİDİR”

    Karahalı, HDP açısından Ayasofya’nın, insanlığın kültür mirasının bir parçası olduğunu vurgulayarak, “alınan karar, tarihsel ve kültürel açıdan yanlıştır, dinsel ve milliyetçi yargılarla alınmıştır. Böylece Danıştay, bir insanlık mirasını AKP iktidarının insafına terk etmiş, kendisini AKP seçim propagandası mekanizmasının bir parçası haline getirmiştir” ifadelerine yer vererek, şunları söyledi:

    “Yapılması gereken, bu kararın derhal iptali ve Ayasofya için devlet-dışı, yeni bir kurumlaşmanın yaratılmasıdır. Eserin bakım ve korunmasının politik iktidarlardan idari ve ekonomik açıdan tamamen bağımsız bir bilim insanları ekibi tarafından tam yetkiyle yürütülmesi ve UNESCO tarafından denetlenmesi bu aşamada en uygun formüldür. Böylece Ayasofya, her inançtan insanın özgürce gelip görebildiği ve saygı göstereceği bir kültürel yapıt olarak kalabilir. Temel ilke, bu eserlerin tümünün Türkiye’de ve dünyada politik istismardan korunması olmalıdır. Bu, sadece Ayasofya için değil Türkiye ve dünyadaki bütün tarihsel yapıtlar için geçerlidir. İktidar küçük seçim oyunlarını bir tarafa bırakıp bu hoyratlıktan derhal vazgeçmelidir. Ayasofya, tarihe aittir ve politik oyun alanı olarak kullanılamaz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ayasofya Diyanet’e devredildi

    Ayasofya Diyanet’e devredildi

    Danıştay, 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal ederek, Ayasofya’nın ibadete açılmasının önündeki engeli kaldırdı. Kararın hemen akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Ayasofya Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı. Erdoğan, Ayasofya’nın 24 Temmuz Cuma günü ibadete açılmasının planlandığını söyledi.

    Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 yılında verilen Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay 10. Dairesi’ne açılan davada karar açıklandı.

    Danıştay 10’uncu Dairesi, Ayasofya’yı müze yapan kararı iptal ederek, Ayasofya’nın ibatede açılması önündeki engeli kaldırdı.

    Kararın hemen ardından AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrini ve ibadete açılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Kararı’nı imzaladı. Karar Resmi Gazete’de de yayımlandı.