Etiket: aym

  • Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    PİRHA- 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı. Sivas Madımak Oteli’ne saldıran 15 bin kişiden sadece 124 saldırgan yargılandı. Katliamın arkasındaki güçler ve dönemin sorumluları da dahil kimseye dokunulmadı. Türkiye’de süren davalar zamanaşımına uğrarken, AYM’ye yapılan başvuru ise 12 yıldır tozlu raflarda bekletiliyor; Peki neden?

     

    Sivas Madımak Oteli’nde Asım Bezirci, Asaf Koçak, Ahmet Özyurt, Asuman Sivri, Behçet Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Edibe Sulari, Erdal Ayrancı, Gülender Akça, Gülsüm Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, Koray Kaya, Mehmet Atay, Menekşe Kaya, Metin Altıok, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Muammer Çiçek, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Uğur Kaynar, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Özlem Şahin, Sait Metin, İnci Türk bundan 33 yıl önce 2 Temmuz’da katledildi.

    30 Haziran’da başlayan Pir Sultan Abdal anma etkinliğine katılmak üzere Sivas’a gelmiş aydınlar, sanatçılar ile etkinlikleri izlemek üzere orada bulunanlar, Madımak Oteli’nde yakılarak, vahşice katledildiler. Devlet katliamı önleyebilirdi, önlemedi.  Orada, apaçık bir insanlık suçu işlendi ama gerçek sorumluları yargılanmadı, katiller korundu. 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı.

    Sivas Madımak Katliamı, önceki pek çok katliamda yaşananlarla neredeyse aynıydı. Hazırlıklar çok öncesinde başlatılmış, saldırganlar örgütlenmiş, etkinlik sırasında Kuran’a , Kabe’ye, Peygambere ve Müslümanların maneviyatına saldırıldığına dair asılsız söylentiler yayılmış, bu içerikte bildiriler dağıtılarak, yerel gazetelerde haberler yapılarak belli bir kesim kışkırtılmış, tarih 2 Temmuz’u gösterdiğinde ise saldırının dozu artırılmış, önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırılmış, ardından bu saldırı kalabalık bir güruhla konukların kaldığı Madımak oteline yönelmiş, otel kuşatılmış, parke taşları sökülerek taşlanmış, ardından ateşe verilmiş, tüm çıkış kapıları kapatılmış, içindekiler ölüme teslim edilmişti. Madımakta alevlere karşı yaşam mücadelesi verildiği o dakikalarda;  dönemin Cumhurbaşkanı “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” buyurmuş, hükümettekiler olayı izlemekle yetinmiş,  otel çevresinde bulunan askerler saldırganlara müdahale etmediği gibi yangını söndürme ve kurtarma faaliyeti yürütmemiş, hatta bölgeyi terk etmişti.

    YARGILANMADILAR

    2 Temmuz 1993 tarihinde iktidarda SHP-DYP hükümeti bulunuyordu. Tansu Çiller başbakan, Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner, Sivas Valisi ise Ahmet Karabilgin’di.

    2012 yılına kadar devam eden ve Sivas Madımak Katliamı Davası olarak bilinen katliam davasında diğer katliam davalarında olduğu gibi etkin bir süreç yürütülmedi.

    15 BİN SALDIRGAN

    15 bin saldırganın olduğu katliamda sadece 124’ ü hakkında dava açıldı. Dava sanıklarından Ali Kurt ve Mevlüt Atalay pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemeye yaptıkları başvurularında olayda Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgüt bağlantılarını anlattılar, ancak mahkeme “olayda örgüt yok” dedi. Olay sonrası tutuklanan 124 saldırgandan birçoğuna hafif cezalar verilerek, ağır tahrik indirimleri uygulandı.  33’ü hakkında idam cezası verildi ancak bu ceza, sonrasında müebbet hapse çevrildi. İdam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanmadılar. Mahkeme 2012 yılında, yakalanmayan 7 saldırgan hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi ve dosyayı kapattı.

    Ceza almasına rağmen yakalanmayan katiller arasında Refah Parti yöneticileri de vardı. Katillerin savunmanlığını yapan sekiz avukat ise sonrasında AKP’den milletvekili seçildi.

    UTANÇ!

    Başta katliamda yakınları kaybedenlerin aileleri olmak üzere Alevi toplumu, 33 insanın yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılmasına izin vermezken, katliam sırasında ölen iki saldırganın adının da yer aldığı isimler listesi “Bilim ve Kültür Merkezi”ne yazıldı.

    KATİLLERE AF!

    Katliamın asli faillerinden olduğu gerekçesi ile hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş bulunan dava sanığı Ahmet Turan Kılıç, tartışmalı ve uzman hekimlerin itirazını içeren bir Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından affedildi ve 31 Ocak’ta tahliye edildi.

    1997 yılında tahliye edilen ve sonrasında hepsi firar eden sanıklardan Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki dava 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle düştü.

    Katledilenlerin aileleri 33 yıldır bu katliamın sorumlularının ceza alması için bir hukuk mücadelesi veriyor. Yıllarca süren ve cezasızlık politikasına karşı aileler, avukatları aracılığıyla 2014 yılında davayı AYM’ye taşıdı. 2024 yılında yapılan görüşmenin ardından ek bir rapor hazırlanması talep edildi ancak 12 yıldır henüz bir karara varılmadı.

    ANA DAVA SÜRECİ

    1993-2001 yılları arasında 8 yıl boyunca çeşitli mahkemelerde yargılamalar yapıldı. Bu yargılamalar sonucunda 2001 senesinde Yargıtay tarafından 33 sanığa idam, 4 sanığa 20 yıl ve 1 sanığa ise 15 yıl hapis cezası verildi. 13 Mart 2012 tarihinde firari olan 5 sanık hakkında dava, zamanaşımı nedeniyle kapatıldı. 2014 yılında 5 sanık için verilen zamanaşımı kararının kesinleşmesinin ardından ailelerin avukatı Şanal Sarıhan AYM’ye başvuruda bulundu. 14 Eylül 2023 tarihinde dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.

    AYM’YE BAŞVURU VE BEKLEME SÜRECİ

    2014: Aileler AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
    29 Haziran 2021: Başvurunun 7.yılında AYM ilk olarak başvuruyu gündemine aldı.
    15 Şubat 2024: Başvurunun 10. yılında AYM Genel Kurulu başvuruyu görüştü.
    Şubat 2024: Ek rapor hazırlanmasına karar verildi.
    30 Haziran 2026: Başvurunun 12. yılında hala bir karar yok.

    AYM’NİN BENZER DAVALARDAKİ KARAR SÜRELERİ

    2012 Eylül – 2022 Ağustos tarihleri arasında 10 bin 397 davada AYM’nin ortalama karara süresi, 2 yıl 6 ay 27 gün. Delil sorunu/adil yargılanma ihlali kararlarındaki ortalama süre, 2 yıl 8 ay 19 gün. AYM’nin karara varmak için en uzun süre beklettiği dava için geçen süre ise 8 yıl 24 gün. Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl AYM’ye başvurunun üzerinden ise 12 yıl geçmesine karşın neden karar vermiyor? AYM neyi bekliyor?

    AİLELERİN BAŞVURU GEREKÇELERİ

    Aileler AYM’ye yapmış oldukları 2014 tarihli bireysel başvuruda şu ihlalleri iddia etmişlerdir:

    1.Yaşam Hakkının İhlali – 35 kişinin akıbetinin belirsizliğinin 30 yıldan fazla devam etmesi
    2.Adil Yargılanma Hakkının İhlali – Etkisiz ve oyalayıcı yargısal süreç
    3.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali – 30 yılı aşan yargılama süresi
    4.Toplantı ve Gösteri Hakkının İhlali
    5.İnsanlığa Karşı Suç Statüsü – Zamanaşımına uğramaması gerekliliği

    AİLELER VE AVUKATLARIN İDDİALARI

    Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan ve Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest durumda olduğunu, otuz yılı aşan bu süre zarfında faillerin korunması, firari sanıkların yakalanmaması ve yargılamanın bilinçli bir şekilde sürüncemede bırakılması konularını gündeme getirdiler.

    SOMUT İHMAL ÖRNEKLERİ

    Davanın yeterince önemsenmediği ve ihmallerin çok fazla olduğu belirtilen başvuruda, 30 yıl içinde firari sanıkların ciddi şekilde aranmadığı, yurt dışında bulunanların iade talep işlemlerinde gecikmeler olduğu ve seçici bir arama stratejisi izlendiği (bazı sanıkların evlerinde dahi aranmadığı) belirtilmiştir.

    AYM’NİN YAKLAŞIMI VE “ART NİYET” İŞARETLERİ

    1.2014-2021 (7 yıl): Başvuru gündeme alınmadı.
    2.2021-2024 (3 yıl): İnceleme yapıldı ancak kararlaştırılmadı.
    3.2024 (Şubat): Ek rapor hazırlanmasına karar verildi – (bir erteleme şüphesi)

    Avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest (görülmeye devam eden) durumda olduğunu ve 2014’teki başvurunun AYM tarafından 12 yıldır karara bağlanmadığını, bu süreçte herhangi bir ara karar dahi verilmediğini belirterek bunun etkisiz bir hukuk yolu oluşturduğunu savundu.

    ULUSLARARASI YARGIYA GİDİŞ

    AYM’deki bu bekletilme nedeniyle Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar Av. Dr. Günal Kurşun, Av. Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Başvuru gerekçeleri arasında ulusal yargı mekanizmalarının adaleti tesis etmekte tamamen yetersiz kalması, yargısal sürecin bir oyalama aracına dönüşmesi ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık nedenleri yer almıştır.

    Diren KESER-Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

     

  • Eren Aysan 33 yılı anlattı: Adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz-VİDEO

    Eren Aysan 33 yılı anlattı: Adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas Madımak Katliamı davasındaki zamanaşımına dikkat çeken Aysan, “Biz her defasında adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz. Adaletin tesis edilemediği, hakkın yerini bulamadığı bir yapı çok net bir biçimde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla toplumsal yapı ne yazık ki derin bir unutuşa kapılıyor. Bizlerde buna karşı unutturmama çabası, mücadelesi yürütüyoruz” dedi.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi.  Katliamda babası şair Behçet Aysan’u kaybeden Eren Aysan, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini ajansımıza anlattı.

    “İSİNDEN KURTULAMADIĞIMIZ BİR YANGIN…”

    Pirha: Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Bu 33 yılı nasıl geçirdiniz?

    Eren Aysan: Benim 33 yılı geçirmem tabii ki toplumdan bağımsız değil. Çünkü hepimiz bu toplumda yaşayan her ne kadar bireyler olsak da bu ülkenin canıyla, kanıyla, toprağıyla hayatımızı sürdürmekle bir anlamda mükellefiz.

    Sivas Katliamı’ndan sonra bu ülke çok sayıda katliama ve siyasi cinayete tanıklık etti. Gazi Katliamı’nda gördük işte efendime söyleyeyim Ahmet Taner Kışlalı cinayetini de gördük. İşte Hrant Dink’i de gördük. Tahir Elçi’yi de gördük. Gezi’de katledilen çocukları da gördük. Ancak tabii burada ders alınamamasının acısını biz kişisel olarak daha ağır bir biçimde yaşadık. Çünkü bu topluma karşı sanki bu katliam sonrasında babalarımızın neden öldürüldüğünü anlatmak gibi bir boynumuzun borcu vardı. Bunu anlatmakta çok da başarılı olamadığımız da düşünüyorum. Ama burada şöyle bir şey var. Bu sadece bizim başarısızlığımız değil. Bu siyasal olarak da bu ülkede aynı zamanda bir bellek aktarımının olmayışına ve siyasal yapının o bellek aktarımına izin vermeyişine de yol açıyor.

    Kabaca özetlersem hani bir Orta Çağ karanlığının, topluma sunduğu ve hala isinden kurtulamadığımız bir yangın ve o katliam ve linç vahşetinde sadece babamı yitirmek, onu toprağa gömmek değil, aynı zamanda bu ülkede umudu, direnci, sevinci de bir anlamda daha sonraki acılarla bütünleşerek toprağa gömülmüş olduk.

    “ANILARI AYAKTA TUTMAK GİBİ BİR GÖREVİMİZ VAR”

    Babanız Behçet Aysan’ın düşünsel ve duygusal aktarımı sizde nasıl bir hafıza oluşturdu? Ve bunu toplumla buluştururken ne hissediyorsunuz?

    Eren Aysan: Tabii şöyle bir şey var. Yani babam Behçet Aysan yaşasaydı belki sayısız şiire imza atacak. İşte istediği romanı belki kaleme alacaktı. Bir yandan da hekimlik mesleğini sürdürecekti. Yani bilim insanı görevini de yürütecekti. Bir insanın kaybı şüphesiz yani ölümün böyle katı gerçek gerçekliği içerisinde düşününce çaresizlikle bütünleşebileceğimiz bir sarmalda aslında kaybolabiliriz. Ölüm imgesi söz konusu olunca toprağın altına giden yalnızca bir beden değil. Onun biriktirdiği değerler yani toprak altına gömdüğümüz kişinin biriktirdiği değerler bilgi ve yaratıcılığı da toprak altına gidiyor. Dolayısıyla burada babamla ilgili söz söyleyecek olursam hani 44 yaşın çok genç bugün bakıldığında ve ben babamdan büyüğüm. Bir yaşam hakkı ihlali sonucunda ben geçen 33 yıl boyunca onun yapacaklarının yarım kalmasının hüznünü çok da kolay atlatamadım. Ama bu kadar zaman 33 yıl boyunca ister istemez her yıl yasımla bütünleşen bir göreve dönüştü; yazmak ve anlatmak.

    Geniş kitlelere ne kadar ulaşabildim o tabii ayrı bir tartışma konusu. Evet bir toplumsal aktarım belki değil ama ailesel bir aktarımın olduğu muhakkak. Ancak şöyle söyleyeyim. İlk defa yazının derdime derman olmadığı bir dönemin içinden akıyorum. Oktay Akbal abimiz söylemişti ‘önce ekmekler bozuldu’ diye. Bir kitabının da adıydı. Galiba önce ekmekler bozuldu ve hani biz de bu süreç içerisinde çok şey yaşadık, çok şey gördük. Tökezleyen, sararan, herşeyi bir anlamda kabul etmek mecburiyetinde kaldık ve hepimiz gibi ben de bir sürü şeye tanık bırakıldım.

    Ayakta tutmak, diri tutmak, canlı tutmak, aslında, şairlerin, sanatçıların, görevleri arasında yer alıyor ama bu coğrafyanın ne yazık ki yitirdikleri var.

    “ADALET DEHLİZİNDE KAYBOLUP DURUYORUZ”

    Bir taraftan kişisel bir hikaye var. 11 yaşında bir babayı kaybetmek ayrı bir hikaye. Onun o bıraktığı mirası devam ettirmek ayrı bir zorluk, sizin için ayrı bir yük. Bir de adalet mücadelesi var. O çocukluk aklınızla ve geçen zaman dilimi içerisinde adalet kavramı deyince aklınıza ne geliyor? Hem kişisel hikayenizde hem de işte Madımak’ta katledilen canların hikayesinde nerede duruyor?

    Aslında bunu biraz böyle sadece kendi kişisel hikayemden değil biraz daha geniş bir pencereden bakmak sanıyorum daha yerinde olur. Çünkü Türkiye’deki siyasi cinayetlerin hepsi birbirine çok benziyor. Yani Darioa Fo’nun bir oyunu gibi hepimizin hikayesi aynı. Ve biz her defasında adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz. Yani bir sarmalın içerisine sokuluyoruz. Ve oradan bir türlü çıkamıyoruz duygusunu fazlasıyla yaşıyorum.

    Sadece Sivas katliamı davasında değil. Aynı zamanda süreç içerisinde gittiğim başkaca mahkeme salonlarında da onların tanıklığını da sürdürüyorum.

    Bir dayanışma noktasında da ilerliyorum. Çünkü ister istemez aynı acıları yaşayan insanlar bir süre sonra omuz omuza verebilecek bir toplumsal noktada, toplumsal direnç içerisinde oluyorlar. Şimdi burada aslında çok önemli bir şey var. O da şu; İki kilit sözcüğe takılıyoruz: adalet, cezasızlık.

    Cezasızlık biliyorsunuz sadece siyasi cinayetlerde değil, toplumun her alanında yaşamımızda temel bir sorun. Çünkü cezanın aslında hak ettiği bir biçimde uygulanmadığı noktada yeniden yani bir suçun işlenmesine kapı aralıyorsunuz. Aslında burada hani yaşam hakkı ihlali ile ilgili de çok önemli bir sorun karşımıza çıkıyor. Çünkü yeniden siyasi cinayetlerin işlenmesine kapı aralanacak bir zemin, bir yapı yaratılmış oluyor.

    Mehmet Ağar’la hatırlarsanız Güldal Mumcu’nun bir konuşması vardı; İşte çekin o tuğlayı. Tuğlayı çekersem duvar yıkılır. O cezasızlık yapısı bizim de Sivas Katliamı davasının da temel sözcüklerinden biri haline dönüşmüş durumda. İkincisi de zaman aşımı. Yani sadece Sivas Katliamında değil, Türkiye’de pek çok siyasi cinayet zaman aşımı sözcüğüne takılıp kalıyor. Hukuki bir kavram, teknik bir kavram ama ona tabi takılıp kalıyor ve o bir yerden sonra davayı düze çıkartmanın yoluna dönüşüyor.

    “ACILAR DENİZİ İÇERİSİNDE KUŞATILIP DURUYORUZ”

    Nasıl?

    Örneğin Türkiye’de sendikal hareketin öncü isimlerinden 70’li yıllarda öldürülen Kemal Türkler davası nasıl zaman aşımına uğradıysa, nasıl Abdi İpekçi davası zaman aşımına uğradıysa, nasıl Sivas Katliamı davası zaman aşımına uğradıysa, nasıl önümüzde çok yakın bir süreç içerisinde Hrant Dink davası zaman aşımına uğrayacaksa, aslında adaletin tesis edilemediği, hakkın yerini bulamadığı bir yapı çok net bir biçimde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla hani adalet mücadelesi bir anlamda sadece kendi davalarımız üzerinde değil de bu iki sözcük üzerinde pek çok siyasi cinayetin davasına omuz vermek üstüne kurulu bir ortak paydaya dönüşme edimi içerisine giriyor.

    Siyasi cinayetlerle ilgili olarak bellek aktarımının olmayışı hikayesi de var. Genç kuşaklar bu yaşananları bilmiyorlar. Dolayısıyla o aktarımı sağlanabilmiş değil. Sadece 70’li yıllar değil 90’lı yıllar cinayetleri için de aynı şeyi söyleyebiliriz pekala.

    Dünya değişince dünya düzeni içerisinde devletler kendi üstünden kendi kirli olanı atmak için bir anlamda uğraşırlar. Yani işte İtalya’da yapılan ‘temiz eller operasyonu’ vardı ya onun gibi. Bizde bu sağlanamadığı için sürekli olarak birbirini tekrar eden bir acılar denizi içerisinde kuşatılıp duruyoruz. Dolayısıyla toplumsal yapı ne yazık ki derin bir unutuşa kapılıyor. Tabii bunu yapabilecek ve bu mücadeleyi ayrıntılı bir biçimde koruyabilecek yapı ise o toplumsallığı çok derinlikli sağlayabilecek devletin kendi iç organlarıdır. Ama ne kadar yapılmak isteniyor işte görüyoruz.

    “DEVLET SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMELİ”

    Katliam gerçekliğinde zaman aşımı hukuksal anlamda mümkün değil. Aynı zamanda toplumun kendisi açısından da mümkün değil. Toplumsal adaletin sağlanması açısından toplumla kurulması gereken ilişki nedir? Yani devlet mahkemelerde bunu susturmak, kapatmak istiyor. Ama bir de Sivas sokakları var. Oraya getirilenler var ve bir bütün bu aklın içerisinde hala devam eden bir toplumsal yapıdan söz ediyoruz. Onların bu yaptıklarıyla yüzleşmesi açısından da ne yapılabilir ya da bu noktada ne dersiniz? Zor mu ya da?

    Yani zor. Çünkü şöyle bir şey var. Bu noktadan çıkabilmenin birden fazla yolu var. Birincisi bellek aktarımını bireylerin sağlayamayacağı ya da sadece sivil toplum örgütlerini sağlayamayacağı bir gerçek. Dolayısıyla bir toplumsal zemini çok net bir biçimde sağlanmalı ve korunmalı. Bunu da ancak devlet sağlayabilir. Belleğin, toplumsal hafızanın diri tutulmasına yönelik çalışmalar yapacak. İşte bunu kamusal düzlemde çok net bir biçimde sağlayacak olanların kim olduğu çok net bir biçimde ortada.

    İkinci ise eğitim meselesi. Lincin sadece Sivas Katliamı özelinde değil de sonraki dönemlerde de nereye gidebileceğini,bir futbol maçından Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir zamanlar Çubuk’taki yaşadığı saldırıya, seçim döneminde Erzurum’da Ekrem İmamoğlu’na atılan taşlara kadar.

    Bütün siyasi cinayetlerde provokasyonun iki temeli vardır. Bunlardan biri dini duygular, öbürü de milli duygulardır. Yani ikisini örseleyerek hani ilerlenir bir biçimde. Buradan çıkmak şu önümüzdeki süreç içerisinde o kadar kolay görünmüyor.

    “KISA ZAMANDA ADALETİN SAĞLANACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM”

    Sivas Katliamı davasında Türkiye’de zaman aşımı tehdidi var. Bundan sonraki hukuksal süreci nasıl yürüteceksiniz? Ve burada hem toplumsal alanda hem de devlete çağrınız nedir?

    Biz üç aile öncelikli olarak tabii diğer ailelere de emsal olacak, kapı aralayacak bir süreç başlattık. Çünkü bir an önce yapmak istedik artık. Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen ve Behçet Aysan ailesi olarak da ben AİHM süreci içerisinde bir yola girdik. Bundaki temel neden de 12 yıldır davamızın Anayasa Mahkemesi’nde olması. 12 yıl çok uzun bir süre.

    Normalde AİHM’e iç hukuk yolu tükenince girilir. Ama biz iç hukuk yolu tükenmeden lakin 12 yıllık gibi geniş bir zaman aralığını öne çıkartarak gitme yolunu seçtik. Bizim de artık bir anlamda sabrımızın da son noktasına geldi. Adalet arayışı bizim vicdani sorumluluğumuz. Bir şeyler yapma duygusu, işte gece uyurken yastığa başını daha rahat koyma duygusuyla bağlantılı.  Dolayısıyla 33 yıl sonra adaletin genel olarak sadece Sivas Katliamı davası özelinde değil pek çok davada tesis edilemediğini düşününce açıkçası çok bir şey beklemiyorum, çok da umutlu değilim. Ancak daha farklı bir yapılanmanın, daha umut vadedebilecek bir işte siyasal, toplumsal zeminin oluşması gerekir. Ha bu oluşur mu günün birinde? Oluşur.

    Kısa vadede umutlu değilim ama uzun vadede umutsuz da değilim. Sonuçta ne diyor Walter Benjamin: Umut dediğimiz şey umutsuzlar adına bir beklentidir aslında. Ben de o beklentiyi bir anlamda yaşayarak hayatımı sürdürmek noktasındayım. Ha benim ahir ömrüm bu kadar uzun yıllar boyunca bir adalet mücadelesinde yeter mi? Ben görebilir miyim? İnsan ömrü bizim için uzun dünya ölçeğinde kısa, kelebeğin ömrü gibi bir anlamda da. Dolayısıyla en azından evladı olarak ‘bu yolculuğu tam olarak yaptım. Bana düşen sorumluluğu yerine getirdim’ duygusunu yaşayım düşüncesiyle öncelikli olarak yola çıktık. Yoksa şu anda somut ve net bir karar aşamasına hukuki olarak geçilebileceğini açıkçası zannetmiyorum. Ya olsaydı başka da davalarda da bunu görürdük.

    “UNUTTURMAMA ÇABAMIZ SÜRECEK”

    Son olarak ne söylemek istersiniz? 33 yıla dair bir cümle kurmak isterseniz ne söylersiniz?

    33 yıl aslında bize zamanın hileli bir zar gibi olduğunu gösteren bir şey. Çünkü ben işte ilk dava Kayseri DGM’de başlamıştı Sivas katliam davası. Sonradan Ankara’ya, Ankara DGM’ye alındı. Çocukluktan ergenliğe yeni adım atıyordum. Şimdi artık belirli bir yaş aralığına geldim. Dolayısıyla zamanımı işte belirli bir adalet mücadelesi içinde ve de başkaca öldürümlere omuz vererek onların ailelerine omuz vererek geçirme yolunu tuttum, tuttuk. Sadece ben değil. Hani pek çok aile için bu geçerli. Ve zaman zaman üzüldüğümüz, zaman zaman sevindiğimiz yanlar oldu. Zaman zaman umutlandık, zaman zaman daha da umutsuzluğa kapıldık. Ama gördük ki toplumların yaşamaları gereken bir süreçleri var. Bizim de aynı şekilde yani sürekli olarak tökezlettirildiğimiz uzunca bir sürecin içindeyiz.

    Dolayısıyla yüreğimize bir parça bal çalacak şey tabii ki adaletin tesis edilmesi olur. En azından onun için çaba göstermek, adalete kavuşmak için mücadele etmekte bir sorumluluğa dönüşüyor. Yoksa hayatım boyunca unutamadığım şeylerden biridir, anlardan biridir. Sivas Katliamında evlatlarını kaybeden Koray Kaya’nın annesi ‘Ben çocuklarımın her gün tozunu alıyorum’ demişti. Bu benim unutabileceğim bir şey değil. Yani o annenin acısını sadece o biliyor. Bizim acımızı sadece biz biliyoruz.

    Bir devletin unutturma süreci var buna karşıda bizlerin unutturmama çabası, mücadelesi. Bunu çok daha net ve somut bir biçimde görmek gerekiyor. Toplumsal meseleyi ciddi bir biçimde sosyologlarla, siyaset bilimcileriyle, psikologlarla çalışmak gerekiyor. II. Dünya Savaşı’nda unutturmamayı bellek yitimini engellemek için sanatsal üretime de zemin hazırlayan çalışmalar yapılmıştı. Berlin’de bir anda bir sokakta kaldırımda birinin ismi çıkıyor. Hani çok bilinen bir isim değil ama o ismin unutturulmaması için ya da insanların oradan geçerken başı eğik bir biçimde yürürken, her gün evlerine giderken hatırlamaları geçmişte bu yaşandı denilmesi için yapılan bir şey, bir örnek bu. Yani bunlar ancak çok daha üst bir yapılanmayla oluşulabilecek şeyler. Onun dışında çok zor.

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

     

  • ‘Kadınlar olarak birbirimizin elini bırakmadığımız sürece saldırıların üstesinden geleceğiz!’-VİDEO

    ‘Kadınlar olarak birbirimizin elini bırakmadığımız sürece saldırıların üstesinden geleceğiz!’-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, kadınların daha çok yoksulluk nafakasını talep etmesinin sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olduğunu vurgulayarak, “İktidar kadını sadece evin içinde, ailenin içinde konumlandırıyor. Buna karşı kadınlar olarak mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

    “NAFAKA SADECE KADINLARA VERİLMİYOR”

    AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin iptal kararına dair Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, ajansımıza konuştu.

    Nafakayla alakalı yanlış bir algı yürütüldüğünün altını çizen Sevilay Elmas, “Bu da siyasi iktidarın zaten desteklediği bir yöntem ve tarz. Nafaka süresiz bir şekilde veriliyormuş gibi ve sanki bir yıl evli kalan kadın daha sonra erkeği sömürüyor ve süresiz bir şekilde nafaka alıyormuş gibi bir algı yürütülüyor. Oysa zaten nafakanın bağlanması bile bir sürü koşula dayandırılıyor. Her nafaka talep edene zaten nafaka bağlanmıyor. Süresiz olma kısmıyla alakalı da böyle bir gerçeklik söz konusu değil. Aynı zamanda nafaka sadece kadına verilmiyor. Nafaka çiftlerden kimin yaşamını idame ettirmesi zorsa ona bağlanan bir maaş. Yani erkeğin ihtiyacı varsa ona bağlanıyor” dedi.

    Kadınların aldığı yoksulluk nafakasının kullananı zenginleştirebilecek bir miktar olmadığına dikkat çeken Sevilay Elmas, nafakanın daha çok çocuklar için kullanılan bütçe olduğunu ve sadece yaşamını idame ettirmesini sağladığını söyledi.

    TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ VURGUSU

    Kadınların, toplumsal eşitsizliğin olduğu bir ülkede yaşadığını vurgulayan Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadınların daha çok bu nafakayı talep etmesinin sebebi tamamen toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile alakalı bir durumdur. Biz biliyoruz ki bu eşitsizlikten kaynaklı zaten iş gücünün, kamusal alanın dışında kalan ve ücretsiz emek harcayan kişi kadın olduğu için çoğunlukla bu ödeme kadına yapılıyor. Kadınlar o evlilik sürecinde bir gelir elde edemedikleri için ev içi emeğe bütün güçlerini verdiklerinden, evlilik sonlandırıldığında bu yoksulluk nafakasına ihtiyaç duyuluyor. Diliyoruz ve istiyoruz ki bu toplumsal cinsiyet eşitliği sağlansın ve o zaman böyle bir nafaka talebi olduğunda erkekler de kadınlar da eşit derecede talep edebiliyor olsun.”

    “POLİTİK BİR TERCİH”

    İktidarın 2025 yılını ‘Aile Yılı’ ilan ettiğini hatırlatan Sevilay Elmas, “İktidar kadını sadece evin içinde, ailenin içinde konumlandırıyor. Kadını ayrı bir birey, özgür bir birey olarak zaten görmüyor, görmek istemiyor. Bu durumda bu yaptıkları tercihin de biz politik bir tercih olduğunu düşünüyoruz. Nafakayla alakalı gündeme gelen bu mesele yine politik bir tercihin sonucudur” diye belirtti.

    “ŞİDDETİN İÇİNDE OLDUĞU AİLELERİ ARTTIRACAK”

    İktidarın kadının ekonomik gücünün olmadığı bir yerde boşanmasının zor olduğunu bildiğini belirten Sevilay Elmas, “Bu sebeple nafakayla alakalı konuyu tekrar gündemimize sokmuş oldular. Bu neye getirecek? Bu ekonomik şiddeti getirecek. Bu ailelerin boşanmasını, çiftlerin boşanmasını zorlaştır. Ancak şiddetin içinde olduğu aileleri arttıracak. Güçsüz aileler, şiddetin var olduğu aileler, eşit ilişkilerin kurulmamış olduğu aileler, ataerkinin güçlendiği bir toplum inşa edilmiş olacak. Çocuklarda mutsuz nesiller ve şiddetin içinde yaşamını idame ettirmeye çalışan bireyler olmuş olacak” uyarısında bulundu.

    “GERÇEK POLİTİKALARIN ÜRETİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırıların derhal sonlandırılmasını talep eden Sevilay Elmas, kadınların mücadele hattını ve iktidarın yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

    “İş yaşamına kadınların dahil olması gerektiğini bizler biliyoruz ve kadınların tam zamanlı ve güvenceli işlerde istihdamının önünün açılması gerekiyor. Eşit işe eşit ücret talep ediyoruz. Yargı paketlerinde kadın kazanımlarını görmeyen reformlar yapılmasını kesinlikle reddediyoruz. Bunun yerine toplumsal cinsiyet eşitliğini göz önünde bulunduran reformlara gidilmeli. Kamu kreşlerinin açılmasını istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki kamu kreşleri açılırsa kadınlar çocuk sahibi olduktan sonra evlerin içinde haps olmaktan bir nebze de olsa kurtulmuş olacaklar. İş yaşamlarına devam edecekler.

    Kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin gerekli mekanizmaların devreye sokulmasını, kadına yönelik şiddetin engellenmesi için tüm çabanın sarf edilmesini ve gerçek politikaların üretilmesini istiyoruz. Yeterli sayıda sığınma evleri yapılmasını, kadınların boşanmasının önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Nafaka hakkımızın elimizden alınmamasını talep ediyoruz.”

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Kadınlar olarak mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Sevilay Elmas, “Her zaman mücadelenin içerisinde olduk ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Şimdi nafaka hakkımıza yönelik bir saldırı söz konusu. Bunun üstesinden gelmek de tabii ki yine örgütlenerek, kadın örgütlenmesi içerisinde olarak, dayanışma içerisinde olarak aşılabilir. Biz birbirimizin elini bırakmadığımız, birlikte dayanışma ve mücadele içerisinde olduğumuz sürece bu kazanılmış haklarımıza yönelik saldırıların üstesinden de geleceğiz. Buna gönülden inanıyorum” ifadelerine yer ver verdi.

    Diren KESER/HATAY

  • AYM’den süresiz nafaka düzenlemesine iptal kararı

    AYM’den süresiz nafaka düzenlemesine iptal kararı

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eşe verilen yoksulluk nafakasının “süresiz” olarak bağlanmasını öngören düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti.

    Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesinin itirazı üzerine bugün yapılan Genel Kurul’da süresiz nafaka düzenlemesinin iptaline karar verdi.

    Karar, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine alındı. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa süresiz nafaka talep etme hakkı tanıyan hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından yeniden değerlendirildi.

    AYM daha önce 2012 ve 2015 yıllarında aynı düzenlemeyi incelemiş, kadınların ekonomik olarak daha dezavantajlı konumda bulunduğuna dikkat çekerek düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermişti.

    Kararın ardından kadın örgütleri ve hukukçular, nafaka hakkının sınırlandırılmasının özellikle ekonomik bağımsızlığı bulunmayan kadınlar açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Kadın örgütleri, nafakanın kaldırılması ya da süreyle sınırlandırılmasının kadın yoksulluğunu derinleştirebileceğini ve şiddet ortamındaki kadınların boşanma kararı almasını zorlaştırabileceğini belirtiyor.

    Örgütler ayrıca kamuoyunda yaratılan “ömür boyu nafaka” algısının gerçeği yansıtmadığını vurguluyor. Mevcut uygulamada nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi, düzenli gelir elde etmesi veya yoksulluk durumunun ortadan kalkması halinde nafakanın sona erdiğine dikkat çekiliyor.

    Kadın hakları savunucularına göre Türkiye’de temel sorun nafakanın yüksekliği değil, çok sayıda kadının mahkeme kararlarına rağmen nafakasını tahsil edememesi. Kadın örgütleri, nafaka hakkının kadınların ekonomik güvencesi açısından önemli bir sosyal koruma mekanizması olduğunu belirterek yeni düzenlemelerin hak kayıplarına yol açmaması gerektiğini ifade ediyor.

    HABER MERKEZİ

  • İkizköylüler Anayasa Mahkemesi önünde çağrı yaptı- VİDEO

    İkizköylüler Anayasa Mahkemesi önünde çağrı yaptı- VİDEO

    PİRHA- Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki acele kamulaştırma kararına karşı düzenlenen protestonun ardından tutuklanan İkizköylü Esra Işık, İzmir’e sevk edildi. İkizköylüler ise Anayasa Mahkemesi önünde adalet çağrısı yaptı.

    Muğla’nın Milas ilçesi köylüleri Acele kamulaştırılma geri çekilsin” diyerek Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne gitti.

    Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen düzenlemeyle zeytinlikler madencilik faaliyetlerine açılmıştı. Aralık 2025’te Akbelen direnişçisi ve İkizköy muhtarı Nejla Işık, Meclis’ten geçen maden yasası nedeniyle bölgede zeytin ağaçlarının yerlerinden sökülerek taşındığını belirtmişti.

    31 Mart’ta Milas’taki Akbelen Ormanı çevresindeki altı mahalledeki 679 parsel tarım arazisinin acele kamulaştırılmasına karşı açılan davada bilirkişi keşif süreci başladı. Köylüler işlemin taraflara bildirilmeden ve jandarma eşliğinde yürütüldüğünü belirterek tepki gösterdi.

    Bugün AYM önüne giden İkizköylüler, acele kamulaştırılmanın geri çekilmesi talebinde ısrarcı olduklarını belirtti.

    ESRA IŞIK İZMİR’E SEVK EDİLDİ

    Öte yandan Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protesto sonrası 31 Mart’ta tutuklanan İkizköylü Esra Işık’ın, Muğla E Tipi Cezaevi’nden İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiği bildirildi.

    Avukat İpek Sarıca, Işık’ın cezaevinden yazdığı mesajını paylaştı. Işık mesajında, “Ben buraya sürgün edildim, toprağımızı elimizden almak için her yol deneniyor. Bu yoldan dönecek, boyun eğecek degiliz. Her şey unutulur ama mücadelemiz kalıcı, unutturmamak için her şeyi yapacağız.Dayanışmayı büyüten tüm dostlara sevgiler” ifadelerini kullandı.

    HABER MERKEZİ

  • Münir Korkmaz: KHK zulmü bitmeli!-VİDEO

    Münir Korkmaz: KHK zulmü bitmeli!-VİDEO

    PİRHA- KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz, barış sürecinde ‘Barış Akademisyenleri’nin göreve iade edilmemesini kabul edilemez doluğunu vurgulayarak, “KHK meselesi çözülmeden kimse bu ülkeye demokrasi geldi falan diyemez. O nedenle KHK meselesinin çözülmesi lazım. Bunun çözümü çok basit; iltisak irtibat kavramını ortadan kaldırılmasıdır” dedi. 

    2016 darbe girişimi sonrasında Türkiye’de kamu alanında yaşanan tarihi kıyımın üzerinden 10 yıl geçti. KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz, Danıştay’ın ‘Barış Akademisyenleri’ hakkında vermiş olduğu kararı değerlendirdi. Münir Korkmaz, bir milyonadan fazla insanı bire bir ilgilendiren bir sorun olduğunu vugulayarak, ihraç edilen akademisyenlerin, öğretmenlerin ve işçilerin görevlerine bir an önce iade edilmesi gerektiğini belirtti.

    Benzer süreçlerin 12 Eylül Darbesi sonrası da yaşandığını hatırlatan Korkmaz, “12 Eylül sonrası benzer mesele 5-6 yılda çözülmüştü. 10 yıl geçti. Hala bir ilerleme yok. Barış süreci devam ediyor. Ama barış istedikleri için ihraç edilenler görevlerine iade edilmiyor” dedi.

    “KHK SORUNU MUTLAKA ÇÖZÜLMELİDİR”

    AYM’nin verdiği hak ihlali kararına dikkat çeken Korkmaz, “AYM diyor ki: “Bu hak ihlalidir”. Ama Danıştay’ın 5. dairesi tanımıyor. Bu çok antidemokratik bir şey. Buna itiraz ediyoruz. Eğitim Sen bununla ilgili dava açacak. ‘Terörle Mücadele Yasası’ değiştirilmeden, terörün tanımı değiştirilmeden, propagandaymış, iltisakmış, iltibat değiştirilmeden demokrasi olmaz. Yani sadece mesela PKK’nin silah bırakıp kendini feshetmesiyle sınırlı bir süreç olursa bu hiç kimseye yaramaz. Bu ülkeye hiç yaramaz. KHK meselesi çözülmeden kimse bu ülkeye demokrasi geldi falan diyemez. O nedenle KHK meselesinin çözülmesi lazım” şeklinde ifade etti.

    “İLTİSAK İRTİBAT KAVRAMI ORTADAN KALDIRILMALI”

    “Korkunç bir toplumsal travmayla karşı karşıyayız” diyen Münir Korkmaz, şunları dile getirdi:

    “Binin üzerinde insan hastalanarak yaşamını kaybetti. 130’un üzerinde insan intihara sürüklendi. Yani yoğun bir hak ihlali ile karşı karşıyayız. Bizim talebimiz bu meselenin Meclis çatısı altında bir an önce çözüme kavuşturulmasıdır.

    Çünkü bu çok ciddi bir sorun. Ve bunun çözümü çok basit; iltisak irtibat kavramını ortadan kaldırılmasıdır. Zaten hem Danıştay hem de AYM kararları var. Bunları uyguladığınız zaman KHK’lilerin çok önemli bir bölümü görevlerine iade edilmiş olur. Bu çok önemli bir talep. Bu konuda duyarlılık bekliyoruz. İnsanlar artık dayanacak gücü kalmadı. 10 yıl geçti ve yüzbinlerce insan bu zulümün altında eziliyor.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Esenyurt’un tutuklu Belediye Başkanı Ahmet Özer için AYM’ye başvurulacak

    Esenyurt’un tutuklu Belediye Başkanı Ahmet Özer için AYM’ye başvurulacak

    PİRHA-Esenyurt’un tutuklu Belediye Başkanı Ahmet Özer’in avukatları, AYM’ye başvuracak. Ahmet Özer’in avukatı Hasan Sınar, “Başvurularımızın ardından AYM süreci doğdu. En geç ay sonuna kadar AYM’ye başvuracağız” dedi.

    İstanbul’un Esenyurt ilçe Belediye Başkanı Ahmet Özer, 30 Ekim’de tutuklandıktan sonra yerine kayyım atandı. Ahmet Özer’in avukatı Hasan Sınar, görevden alma ve tutuklamaya karşı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuracak.

    “AY SONUNA KADAR AYM’YE BAŞVURACAĞIZ”

    Ahmet Özer’in avukatı Hasan Sınar, “Ahmet Özer 30 Ekim’den beni özgürlüğünden yoksun bırakıldı. Hiçbir şekilde suç teşkil edilmeyen ve suç oluşturmayan bir takım soyut ve mesnetsiz suçlamalara yönelik itirazlarımızı yaptık. Başvurularımızın ardından AYM süreci doğdu. En geç ay sonuna kadar AYM’ye başvuracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM: Göreve iade edilen kamu personeli tazminat alabilir!

    AYM: Göreve iade edilen kamu personeli tazminat alabilir!

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, KHK ile ihraç edilerek işlerinden olan ancak itiraz üzerine kamu görevlerine geri dönenlerin tazminat alamayacağına yönelik kararı iptal etti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM) Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen kamu görevlileriyle ilgili kararını verdi.

    Danıştay 5’inci Dairesi’nin iptal başvurusu üzerine verilen kararda, AYM, itirazı haklı bularak ‘göreve iade edilen kamu personellerine tazminat verilmez” hükmünü oy birliği ile kaldırdı.

    AYM kararı Resmi Gazete‘de yayınlanırken, kararda hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AYM ‘hayvan katliamı’ yasasının iptalini esastan görüşecek

    AYM ‘hayvan katliamı’ yasasının iptalini esastan görüşecek

    PİRHA- AYM, bugün sokak hayvanlarının öldürülmesinin önünü açan ‘katliam yasasının’ bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle açılan davada ilk incelemeyi yaptı. Davanın daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülmesine hükmedildi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), bugün sokak hayvanlarının öldürülmesinin önünü açan ‘katliam yasasının’ bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle açılan davada ilk incelemeyi yaptı.

    Davanın daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülmesine hükmedildi.

    “BU BİR KATLİAM YASASIDIR”

    Neylan Solmaz, şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi üyelerine şunu söylüyoruz: Bu sadece hayvan katletme yasası gibi görünüyor ama bu aynı zamanda insana da çevreye de yönelik birbirinin parçası olan bir şeye yönelik bir karar vereceksiniz. Derhal yürütmeyi durdurma kararı talep ediyoruz, çünkü hem toplumu ikiye ayıran bir yasaya dönüştü bu. Hayvanseverleri, yaşam hakkı savunucularını ve hayvan katillerini karşı karşıya getirdi. Maalesef yasa geçer geçmez de yurdun dört bir yanından hayvan cinayetlerinin haberlerini alıyoruz. Kaynak olarak bu yasa gösteriliyor. Bu bir katliam yasasıdır, katliamın da yasasının olmayacağını 105 gündür haykırıyoruz. Anayasa Mahkemesi üyelerine de aynı çağrıyı yapıyoruz bu bir katliam yasasıdır, meşru değildir derhal bu yasanın yürütmesini durdurun diyoruz.”

    Yapılan konuşmalar ile Anayasa Mahkemesi’ne seslenilerek, ‘katliam yasasının’ bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talep edildi. AYM’nin bu kanun hakkında bir an önce karar vermesi istendi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Barosu: Hayvanların öldürülmemesi AYM’nin yürürlüğü durdurmasıyla mümkün-VİDEO

    Ankara Barosu: Hayvanların öldürülmemesi AYM’nin yürürlüğü durdurmasıyla mümkün-VİDEO

    PİRHA- Ankara Barosu, AYM önünde basın açıklaması yaptı. Baro Başkanı Av. Mustafa Köroğlu, “Sokakta yaşayan hayvanlarının rehabilite edilmesini, kısırlaştırılmalarını ve sokaklarında sağlıklı bir şekilde yaşamalarını sağlayamayan devletin bir sosyal devlet olmadığı açıktır” dedi.

    Hayvanları Koruma Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından CHP, yasanın 17 maddesinden 16’sının iptalinin ve yürürlüğünün durdurulması için  AYM’ye başvurmuştu.

    CHP’nin 15 Ağustos’taki başvurusu üzerine açılan iptal davasını, Genel Kurul gündemine aldı.

    AYM’de başvuruda bir eksiklik saptanmazsa dava daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülecek.

    Ankara Barosu, “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davanın ilk incelemesi sebebiyle AYM’nin önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı, Ankara Barosu Başkanı Av. Mustafa Köroğlu okudu.

    “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAYI VE SAVUNMAYI AMAÇLAMAKTAYIZ”

    Mustafa Köroğlu, amicus curiae sıfatıyla sunmuş oldukları dilekçede hukuki görüşlerini bildirdiklerini belirterek şunları kaydetti:

    “Bugün, Ankara Barosu Başkanlığı olarak, Anayasa Mahkemesi’ne mahkemenin dostu anlamına gelen amicus curiae sıfatıyla hukuki ve olgusal bilgileri içeren görüşlerimizi ve dayanak belgelerini sunduk. Bununla, AİHM İç Tüzüğü’nün 44/3a maddesinde uygulamasını bulan ve benzer içerikli 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Yargılama Usulleri Kanunun 43. Maddesi ile Mahkeme İç Tüzüğünü’nün 70/1 maddesinin sunduğu imkan doğrultusunda, hukukun üstünlüğünü korumayı ve savunmayı amaçlamaktayız.

    Hukukun üstünlüğünün korunması ve savunulması için faaliyet gösteren hayvan hakları merkezimizle birlikte, 5199 sayılı Kanun’un uygulanması, geliştirilmesi ve ihlal edilmemesi üzerine yıllardan beri sürdürdüğümüz hukuk mücadelesini, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5199 sayılı Kanun’da 7527 sayılı Kanun’la yapmış olduğu değişiklikler bakımından da sürdürmek gerekmiştir. Bu bağlamda, amicus curiae sıfatıyla sunmuş olduğumuz dilekçemizde;

    Yasal değişikliğin;
    • TBMM İç Tüzüğü’nün 91. Maddesine aykırı olması bağlamında şekil bakımından,
    • Anayasa’nın 2. Maddesine, Hayvan Hakları Bağlamında Çevre Hukukuna, insan sağlığı ve kamu kaynaklarına zararı bakımından,
    • Anayasa’nın 2., 17., 38., 56., 63., 90., 135. maddelerine aykırılığı bakımından
    • Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa, Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri ile Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırılığını bakımından,
    • Rasyonel hukuk kurallarına ve bilimsel verilere aykırılığı bakımından hukuki görüşlerimizi bildirdik.”

    “DEVLETİN BİR SOSYAL DEVLET OLMADIĞI AÇIKTIR”

    Köroğlu “Anayasaya göre, sokağın ekosistemi, mülkiyetlerin yok etme gücüne karşı devlet koruması ve kontrolünde korumaya alınmıştır” diyerek, “Yaşadığımız coğrafyada insanın hayvanlarla ve özellikle de köpek ve kedilerle kurduğu ilişkinin tarihselliği bir yana, bu tarihsellikle şekillenen günümüz kentlerinin sokakta yaşayan hayvanlarıyla birlikte sokak ekosistemi kamusal düzeninin bir parçasıdır ve bu düzenin koruyucusu ve yaşatıcısı Anayasaya göre devlettir. Anayasanın 2. Maddesinden sonra, 5. Maddesindeki refah ve huzur toplumunu devletin sağlaması görevi, 17. Maddede belirtilen manevi varlık, 56. Maddede bunun ancak sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkıyla sağlanabileceği ve bunu korumanın da hem devletin hem vatandaşların görevi olduğu bütününde, anayasal/kamusal/toplumsal çevre-insan-hayvan ilişkisinin ancak tamamının korunması ve birlikte varolmalarının sağlanması dizgesinde mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle anayasamız ekosantrik perspektife henüz tam olarak ulaşamamış olmakla birlikte, antroposantrik düzlemde de olsa bu doğal bütünün birlikteliğini ve bütünü korumanın pozitif yükümünün devlette olduğunu ifade etmekte, hak ve ödevler mekanizmasını bu düzlemden kurmaktadır. Bu nedenle, sokakta yaşayan hayvanların rehabilite edilmesini, kısırlaştırılmalarını ve sokaklarında sağlıklı bir şekilde yaşamalarını sağlayamayan devletin bir sosyal devlet olmadığı açıktır” dedi.

    “YASA ESAS YÖNÜNDEN ANAYASA’YA AYKIRIDIR”

    Anayasa’ya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükmün iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması gerektiği kanaatinde olduklarını belirten Köroğlu şunları ekledi:

    “Yasanın niçin esas yönünden Anayasa’ya aykırı olduğunu tespit ettiğimiz neticeler meydana gelmiş ve yasa yürürlükte kaldığı her geçen gün, bu neticelerin meydana geleceği öngörülmektedir.
    Yüzlerce hayvanın ölmesi ve eziyete maruz kalmasının önlenmesi ancak ve ancak Anayasa Mahkemesi’nin yürürlüğü durdurma kararı vermesi ile mümkün olacağından, Anayasa’ya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükmün iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması gerektiği kanaatine vardığımızı saygıyla bildiririz.”

    Açıklamanın ardından nöbet, şarkılar ve sloganlar eşliğinde devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Doğa İncesu: Ayten Öztürk’e siyasi amaçlar güdülerek ceza verildi

    Av. Doğa İncesu: Ayten Öztürk’e siyasi amaçlar güdülerek ceza verildi

    PİRHA- Avukat Doğa İncesu, Ayten Öztürk hakkında 2 ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanmasının siyasi amaçlar güdülerek verildiğini söyledi. Av. İncesu, “Yaşadığı 6 aylık işkenceyi anlatması ve insanlar üzerine ifade vermeyi kabul etmemesinin sonucunda Ayten Öztürk’e bu cezalar verildi” dedi.

    Ayten Öztürk, 8 Mart 2018’de Lübnan’da Beyrut Refik Hariri Havalimanı’nda gözaltına alındı ve özel bir uçakla Türkiye’ye getirildi. Öztürk, 6 ay boyunca kayıptı. Bu süre zarfında hiç kimsenin bilmediği bir yerde falaka, cinsel taciz, elektrik, tabut, askı gibi türlü işkencelere maruz kaldı.

    Ayten Öztürk hakkında bir çocuk istismarcısının linç edilmesini izlediği iddiasıyla verilen 2 ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onandı.

    Ayten Öztürk’ün avukatı Doğa İncesu, verilen cezayı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURACAĞIZ”

    Ceza hukukunda suç ve suçlunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini belirten Doğa İncesu, “Tüm dosya kapsamında Ayten Öztürk’ün çocuk istismarcısının linç edilmesini örgütlediğine ilişkin hiçbir somut delil yok. Sadece bir sanığın çocuk istismarcısı linç edilirken Ayten Öztürk’ün kenarda durup izlediğine ilişkin bir beyanı var. Müvekkilin olayı izlediğine ilişkin hiçbir kamera görüntüsü ya da yan delil yok. Fakat müvekkilimiz olayı izlemiş olsa bile, bu onun söz konusu linci örgütlediğini göstermeyecektir. Bu hukuksuz kararın bozulması için Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağız, önümüzde bir de AYM süreci olacak. Elbette Ayten Öztürk’e verilen karar hukuki değil siyasi amaçlar güdülerek verildi. Ayten Öztürk, yaşadığı 6 aylık işkenceyi anlatması ve insanlar üzerine ifade vermeyi kabul etmemesinin sonucunda bu cezalar verildi. Ayten Öztürk dosyası işkencenin önlenmesi ve adil yargılanma hakkı noktasında çok temel, ülke tarihi açısından da çok özel bir dosya. Dolayısıyla müvekkilimiz için verdiğimiz adalet mücadelesini sürdürmeye, işkenceye karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:
    -Ayten Öztürk’e verilen ceza Yargıtay tarafından onandı

  • CHP’nin AYM’ye taşıdığı Cemevi Başkanlığı dosyasına ABF de müdahil olacak!-VİDEO

    CHP’nin AYM’ye taşıdığı Cemevi Başkanlığı dosyasına ABF de müdahil olacak!-VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşuna karşı AYM’ye yaptığı itiraza ABF de müdahil olacak. Konuya ilişkin açıklama yapan ABF Başkanı Mustafa Aslan, Kültür Bakanlığı bünyesindeki başkanlığın neden istenmediğine dair detaylı bir rapor hazırlayıp, sürece müdahil olacaklarını söyledi.

    27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan yasaya karşı rapor hazırlayıp partisi adına Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) sunmuştu. 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise yaklaşık 1,5 yıl önce yapılan bu itirazı hatırlatarak, Alevi kurumlarının, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşuna dair kararnameyle ilgili AYM’ye vermeleri gereken raporu hala hazırlamadığını CAN TV’de gündeme getirdi.

    Konuyla ilgili açıklama ise Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan’dan geldi. PİRHA’ya konuşan Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, “Asimilasyon görevini yerine getirmek için türlü oyunlar sergilediğini” vurguladı. Aslan, “Söz konusu kurumun, Aleviler için faydalı bir kurum olamayacağını söylüyorduk, maalesef haklı çıktık. Bu kurum, bir buçuk yıldır Alevi toplumunun gerçek taleplerini sulandırarak bir faaliyet yürütüyor” diye belirtti.

    “BAŞKANLIĞA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    ABF Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, ibadethanelerin elektrik ve su giderlerini karşılayacağı yönündeki paylaşılan bilgiyi hatırlatarak, bu yönlü hizmetin halen verilmediğinin altını çizdi. Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı mücadelelerinin devam edeceğini belirterek şöyle devam etti:

    “Hükümet, bugüne kadar cemevlerinin elektrik ödemeleri ile ilgili bir bocalamayla karşı karşıya. Bu işi de sulandırmaya başladılar. Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayınlanan genelgede cemevlerinin aydınlanma giderleri ile ilgili ikiyüzlülükleri de ortaya çıktı. Siz, cemevinin ibadethane olmadığını söylüyorsunuz ve kabul etmiyorsunuz. Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayıp bir başkanlık kuracaksınız, sonra da ‘cemevlerinin aydınlatma giderlerini karşılayacağız’ derken kimi yerler belirleyip ‘gasilhane, morg ve ibadetin yapıldığı alan’ diyeceksiniz. İşte bu, AKP iktidarının, Alevi toplumunun anayasal taleplerini nasıl sulandırdığının göstergesidir. Cemevi bir ibadethane değilse eğer, neden ödeyeceğinizi iddia ettiğiniz giderler ile ilgili ‘ibadetin yapıldığı alan’ diyorsunuz? Bu durum ikiyüzlülüklerini gösteriyor. Biz anayasal anlamda güvence istiyoruz. Bir Alevi vatandaşa ya da inanca hakaret edildiğinde kin ve nefret suçları kapsamında değerlendirilmesini istiyoruz.

    Bu kadar ikiyüzlülük, bu kadar samimiyetten uzak bir davranış, aslında Alevilerin sorununu çözmeye değil, Alevilerin sorununu daha karmaşık hale getiren, vaatlerle dönüştürüp değiştirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Şimdi ‘Alevi Ansiklopedisi’ yazıyorlar ancak hazırlayanların kadrosuna baktığınızda şunu sormak lazım; bu kadronun içinde kaç Alevi akademisyen var? Alevileri değiştirip, dönüştürüp, teslim alma projesinin kanıtıdır bu. Bu, ‘Alevileri Sünnileştirelim’ projesidir. Böyle bir başkanlığı tanımıyoruz. Bizim muhatabımız devleti temsil eden hükümettir. Bu başkanlığa karşı mücadele vermeye de devam edeceğiz.”

    “EKSİK BIRAKTIKLARIMIZI TAMAMLAYACAĞIZ”

    Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan itiraza da değindi. Konuya ilişkin siyasetçi Ali Kenanoğlu’nun eleştirilerine de cevap veren Aslan, ABF’nin de bir rapor hazırlayıp davaya müdahil olacağını belirtti. Aslan şöyle devam etti:

    “Bizim bu konuda eksikliğimiz olarak şu husus gösterilebilir; Cumhuriyet Halk Partisi bu konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürdükten sonra; daha önceden Türkiye’de örnekleri de var; CHP, Eğitim Sen’li öğretmenlerin hakları ile ilgili AYM’ye bir başvuru yapmıştı, Eğitim Sen başta olmak üzere diğer eğitim sendikaları da davaya müdahil olmakla ilgili başvuruda bulunmuşlardı. Bu konuda bizim bir eksiğimiz oldu. Henüz bu konuya dair bir başvuruda bulunamadık. Kurumlar sanki konuyu takip etmiyormuş, ilgisiz bir durum var gibi algı var. Ama bu algı doğru değil. Biz zaten durumu takip ediyoruz. Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konudan sorumlu genel başkan yardımcıları ile görüşmem olacak. AYM süreci ne durumda, buna dair bizim müdahillik konusunda yine CHP’nin başvurusu üzerinden müdahil olabilir miyiz bütün bunları görüşeceğiz. Sayın İbrahim Kaboğlu’nun bu konudaki emeği göz ardı edilemez. Bizim ise hukukçularımızla eksik bıraktığımız, bu anayasaya aykırılıkla ilgili, Alevi inancına bu başkanlığın zararı, etkisi, neden istemediğimize dair bir detaylı rapora evet ihtiyacımız var. CHP’li yetkililerle yapacağım görüşmeden sonra Sayın Ali Kenanoğlu ile bilgi alışverişi yapacağız. Sonrasında hukukçu arkadaşlarımıza görev vereceğiz ve eksik bıraktıklarımızı tamamlayacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı Kadir Özkaya oldu

    Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı Kadir Özkaya oldu

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolmasının ardından Kadir Özkaya yeni AYM Başkanı seçildi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay ve Danıştay başkanlarının görev sürelerinin dolması nedeniyle ikisi mart ayı içinde olmak üzere 3 yüksek mahkemede de başkanlık seçimleri yapıldı.

    Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolacak olması nedeniyle AYM üyelerinin yaptığı seçimde, Kadir Özkaya, üyelerin salt çoğunluğunun oyunu alarak yeni AYM başkanı oldu.

    Zühtü Arslan’ın 12 yıllık görev süresi 17 Nisan’da doluyor. 15 üyeden en az 8’inin oyunu alarak salt çoğunluğu sağlayan Kadir Özkaya, 4 yıllığına Anayasa Mahkemesi’nin başkanlığını yürütecek.

    KADİR ÖZKAYA HAKKINDA…

    2005-2011 yılları arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekilliği yapan Kadir Özkaya, 2011-2014 yılları arasında da Danıştay üyeliği yaptı. 18 Aralık 2014 tarihinde Danıştay Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi ve 22 Aralık 2014 tarihinde göreve başladı. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 12 Mart 2020 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi başkan vekilliği ve ikinci bölüm başkanlığına seçildi ve bu görevine 4 Nisan 2020 tarihinde başladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Karababa: Madımak Davası’nı bir soykırım davası olarak Lahey’e götüreceğiz- VİDEO

    Karababa: Madımak Davası’nı bir soykırım davası olarak Lahey’e götüreceğiz- VİDEO

    PİRHA-Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Madımak Davası’nda yaşanan süreci PİRHA’ya değerlendirdi. Davayı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götüreceklerini belirten Karababa, “Maraş, Çorum, Malatya, Gazi Mahallesi, birinci Sivas, ikinci Sivas, bunlar katliamlar serisidir. Davayı insanlığa karşı işlenmiş suç ve soykırım olarak Lahey’e götüreceğiz” dedi.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden 33 kişinin yakınlarının 10 yıl önce yaptıkları bireysel başvurusunu geçen hafta görüştü. Anayasa Mahkemesi, Alevilerin zaman aşımına karşı yaptığı başvurunun ek rapor hazırlandıktan sonra görüşülmesine karar verdi.

    Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Madımak Davası’nda yaşanan süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “1512’DE ALEVİLERE DÖNÜK FETVA VERİLDİ”

    1512’de Yavuz Selim’in Şeyhülislamı El Hamza’nın fetvasını hatırlatarak konuşmasına başlayan Hüseyin Karababa, Alevilerin her dönem yaşam haklarının yok sayıldığına işaret etti. Karababa, “El Hamza yayınlamış olduğu fetvada şunları söylüyor: ‘Osmanlı padişahı gerek ki bunların (Kızılbaşların) ileri gelenlerini öldürüp, mallarını ve kadınlarını dahi, çocuklarını İslam gazilerine taksim ede ve bunlar ele geçirince tövbeliklerine ve pişmanlıklarına inanmayıp öldürülmeli ve de bir kimse ki vilayette olup onlardan olduğu bilinirse ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülmelidir’. Şimdi 1512 yılında bizim yakalandığımız, görüldüğümüz yerde öldürülüp, mallarımıza el konulması ve kadınlarımızın ve çocuklarımızın ganimet olarak taksim edilmesi, 1512’de Yavuz’un Şeyhülislamı El Hamza tarafından -ki Şeyhülislamlık hem hukuken hem de dinen en üst makamdır- fetvası geçerlidir.

    Aşağıdaki yamyamlara yani Sivas’ta insan yakanlara o tarihten beri sürekli ödün vererek, ‘öldürün bunları, günahı yoktur, cennete gidersiniz. Sonra herhangi bir suç ceza görmezsiniz’ denildi. Bu alışkanlık, bu gelenek, devlet geleneği bizimle ilgili yürüttükleri antik propaganda, kirli propaganda, haksız propagandalar sonucunda aşağı tabanda iyi bir haydut çetesi yarattılar kendilerine. Soykırım halkalarından birini işlemiş oldu. Maraş, Çorum, Malatya, Gazi Mahallesi, birinci Sivas, ikinci Sivas, bunlar katliamlar serisidir. Bunların toplamına biz soykırım diyoruz. Çünkü 1945 Nürnberg Mahkemelerine baktığımızda soykırımı böyle tarif ediyor. Yerinden yurdundan etmek, kimliğinden yoksun bırakmak, öldürmek, sakat bırakmak, yaralamak bunların tümü var bu işin içerisinde” diye ekledi.

    “TARİHE NOT DÜŞMEK AMACIYLA RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A DAVA AÇTIM”

    Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davaya ilişkin zaman aşımı kararına ‘hayırlı olsun’ sözleri ile karşılık verdiğini, Karababa’nın o dönem konuyla ilgili Recep Tayyip Erdoğan’a dava açtığını belirten Hüseyin Karababa, şunları söyledi:

    “13 Mart 2012’de 1. Ağır Ceza Mahkemesi -o dönem 11. Ağır Ceza Mahkemesiydi- 7 kişi hakkında zaman aşımı verdi. Bunların içerisinde Cafer Erçakmak’ta var. O gün Recep Tayyip Erdoğan Başbakandı, mikrofon uzattılar, ‘Hayırlı uğurlu olsun’ dedi. Şimdi şöyle adam yirmi yıl aranmış ama hiç yakalanmamış, ceza da yatmamış. Dolaşması serbestleştirilmiş oldu. Başbakan olarak bunlara ‘Hayırlı uğurlu olsun’ dedi. Ben 12 Nisan 2012’de bir basın açıklaması ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan hakkında bir dava açtım. Hayırlı uğurlu olsun demek düğün, bayram, nişan vesairesi olanlara denir. Peki bunlara, bu haydutlara, bu yamyamlara, hayırlı uğurlu olsun da benim anama ne olacak? Bize ne olacak? Bize ne diyorsun, Başbakansın sen!

    Eşitsizliğin daniskası, hukuksuzluğun daniskası… Sen bir başbakan olarak böyle bir davada laf etme, söz etme hakkına sahip misin? Ki şuradan söylüyorum Tayyip’e, bu kez ne diyeceksin? Evet, seni yargılatamadım çünkü meclis iç tüzüğünün 107. maddesi gereğince bakanlar, başbakanlar meclis kararıyla yargılanabiliyorlar. Ama ben tarihe not düşmek adına gittim davamı açtım. Amacım da buydu. Bakalım bu karardan sonra ne konuşacak? O zaman başbakandı şimdi cumhurbaşkanı. Bir daha konuşun, bir kez daha dava açacağım. Zaten bunun tümünü kitaba basıyorum, Uluslararası Mahkeme’ye Recep Tayyip Erdoğan’ın bu durumda olduğuna dair de evraklarla birlikte gidiyorum. Bir ülkenin başbakanı vatandaşlar arasında ayrışma, ayrım yaparsa; sokaktaki haydutlar, çeteler neler yapmazlar? Dolayısıyla 1512’de verilen fetva bizim üzerimizde devam ediyor.”

    “DAVAYI LAHEY’E SOYKIRIM DAVASI OLARAK GÖTÜRECEĞİZ”

    Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne başvurularını 10 yıl önce yaptıklarını belirterek, kararın olumsuz çıkması halinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurunun önünün açıklacağının altını çizdi. Karababa, davayı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir soykırım davası olarak götüreceklerini kaydetti ve şunları kaydetti:

    “Soykırımlar, katliamlar, baskılar bizim üzerimizde devam ediyor. Bu nedenle 10 yıl oldu, 2014 yılında biz Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. 10 seneden beri bu dosyayı Anayasa Mahkemesi ele almadı. Ne olduysa bayram değil, seyran değil son üç aydan beri hızlı bir şekilde ele almaya başladı. Geçen gittim Anayasa Mahkemesi’ne, oradaki hanımefendiye ‘ne zaman tekrar görülecek’ diye sordum. ‘Size söyleyemem zamanını, çünkü yanıltırım’ dedi. Haklıydı. Çünkü onun tek başına verebileceği bir karar değil. Ama ben hemen hemen haftada iki defa gidiyorum kapıya.

    Tabii bizi çok ilgilendiren ana konu Hollanda Devleti. Hollanda Devleti’nin 30 yıldan beri burada vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys katledildi. Vatandaşına sahip çıkmıyor Hollanda Devleti; avukat göndermedi, davalara girmedi. Son 2 yıldır bizim baskımızla birlikte bir gözlemci gönderdiler. Gözlemci de elin adamıymış gibi notlar alıp gözlemledi, gitti. Net bir sahiplenme söz konusu değil.

    “YAŞANAN KATLİAMLARDAN SONRA DEVLETTEN KİMSE YARGILANMADI”

    Bizim muhatabımız Dilan Yeşilgöz, yani Hollanda’nın Adalet Bakanı ve Hollanda Kralı Willem Alexander’dır bizim muhatabımız. Kral vatandaşına sahip çıkmak zorunda. Çünkü biz davayı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götüreceğiz. Soykırım davası olarak götüreceğiz, insanlığa karşı suç ve soykırım olarak gidecek. Lahey Hollanda’nın başkenti, mahkeme de Kral da parlamento da Lahey’de.
    İster ‘zaman aşımını onadım desin, isterse ‘hayır zaman aşımına uğrayamaz böyle bir dava’ desin bizim için fark etmiyor. Uluslararası Mahkeme’nin önü açılmış olacak.

    Biz her şekilde soykırım olarak götüreceğiz. Zamanında el atsalardı, bizi bu kadar germeselerdi bu noktaya gelmezdi. Devlet, bir adım atmadı. Devletten hiç kimse yargılanmadı bu davada, sorgulanmadı hiç, ihmalden bile… Maraş Katliamı’nda devletten hiç kimse yargılanmadı. Çorum’da devletten kimse yargılanmadı. Malatya Katliamı’nda devletten kimse yargılanmadı. Ne işse devlete ait kimse yargılanmıyor ve bu adamlar bir hafta boyunca katliamlar var, binlerce insan öldürülüyor ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’u oynuyorlar.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Sarıhan: AYM’ye 10 yıl önce başvuruldu; süre uzuyor, kaygılıyız!

    Sarıhan: AYM’ye 10 yıl önce başvuruldu; süre uzuyor, kaygılıyız!

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, Madımak Oteli’nde katledilen 33 kişinin ailelerinin zaman aşımına karşı yaptığı başvurunun ek rapor hazırlandıktan sonra görüşülmesine karar verdi. Başvurunu 10.Yılında olunduğunun altını çizen Avukat Şenal Sarıhan, sürenin uzanmasından dolayı kaygılı olduklarını belirtti.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden 33 kişinin yakınlarının 10 yıl önce yaptıkları bireysel başvurusunu bugün görüştü.

    Anayasa Mahkemesi, Alevilerin zaman aşımına karşı yaptığı başvurunun ek rapor hazırlandıktan sonra görüşülmesine karar verdi.

    “BAŞVURU RAPORUN HAZIRLANMASININ ARDINDAN TEKRAR ELE ALINACAK”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Avukat Şenal Sarıhan, başvurunun 10. Yılında olunduğunu hatırlatarak, sürenin uzamasından dolayı kaygılı olduklarını belirtti.

    Sarıhan, “Ek bir rapor istendiğine göre o raporun hazırlanmasından sonra tekrar ele alacaklar, süre verilmiş ise o süre içinde hazırlanacak. İstenilen ek raporun hazırlanmasından sonra yeniden ele alınacak ve karar verilecek. Tabii kaygılarımız var. Süre daha çok uzuyor, olumlu veya olumsuz verilecek kararla ilgili süre uzamış oluyor” diye ekledi.

    BİREYSEL BAŞVURU SÜRECİ

    AYM’ye 2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelenmişti. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha ertelemişti. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar vermişti. Genel Kurul, başvuruyu bugün görüştü, başvurunun ek rapor hazırlandıktan sonra görüşülmesine karar verdi.

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor
    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz
    AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO
    Hüsniye Çelik: AYM’de görüşülecek Madımak Katliamı davasına sahip çıkalım-VİDEO
    Hasan Gülüm: İktidarı mahkeme kararlarını uygulamaya zorlamamız gerekiyor-VİDEO

    Anayasa Mahkemesi’nden Madımak Katliamı kararı

  • ‘Madımak Alevi soykırımı; AYM’den olumsuz sonuç çıkarsa Uluslarası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz’

    ‘Madımak Alevi soykırımı; AYM’den olumsuz sonuç çıkarsa Uluslarası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz’

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci/faşist kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen Alevilerin yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, “Bu politik bir cinayet. Bence ‘insanlığa karşı suçtu’ diyecek mahkeme. Ancak olumsuz sonuç çıkarsa uluslararası mahkemelere gideceğiz, biz hazırlıklarımızı yapmış durumdayız” dedi. Karababa ayrıca Hollanda’nın vatandaşları Carina Cuanna Thedora Thuys’a sahip çıkması çağrısında da bulundu. 

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “30 SENEMİZ GİTTİ, KIZIMIZIN ARKASINI BIRAKMAYACAĞIZ”

    Anayasa Mahkemesi’ne aileler olarak birlikte başvurduklarını belirten Hüseyin Karababa, çıkacak sonuç ne olursa olsun davanın peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. Karababa, “Zaman aşımı olamayacağını iddia etmiştik. 7 katil hiç ceza yatmadan salıverildi, serbest dolaşmalarını sağladılar. Cafer Erçakmak da bunun içerisinde. Devlet şu an da sıkışık durumda çünkü bizim bunu soykırım olarak, insanlığa karşı suç olarak ispat ederek uluslararası mahkemeye gideceğimizi gördüler. Bir Alevi soykırımı olduğunu biliyorlardı, bizim de çözdüğümüzü gördüler. Hızlı adım atıyorlar dikkat ederseniz, 19 Ocak’ta ele aldılar hemen hızlı bir şekilde 15 Şubat’a çektiler.

    Bence “insanlığa karşı suçtu” diyecek mahkeme. Olumsuz sonuç çıkarsa Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz, biz hazırlıklarımızı yapmış durumdayız. 30 senemiz gitmiş. Biz çocuğumuzu sokakta bulmadık, kızımızın arkasını bırakmayız” dedi.

    “YALNIZLAŞTIRILDIK, DAVA SIRADANLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILDI”

    CHP’nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu eleştiren Karababa, şu ifadeleri kullandı:

    “Karamollaoğlu ile barışarak, bizim adımıza helalleşerek bizi mahvetti. Partimiz yok, anamız, babamız yok. Yalnızlaştırıldık. Alevilerin tümü cahildir diye düşünüldü ama biz öyle değiliz. Biz okur, yazar bir aileyiz. Sıradanlaştırarak, sıradan bir ağıt haline getirmeye çalıştılar. Bu sıradanlaştırılacak bir şey değil; bu politik bir cinayet, siyasi bir cinayet. Bir inanç grubunu hedef alarak önceden tasarlamak suretiyle öldürme, yaralama, yerinden, yurdundan etme söz konusu. Mahkemeden çıkan karara göre konum alacağız.”

    “HOLLANDA VATANDAŞLARI CARİNA CUANNA’YA SAHİP ÇIKMALI” 

    Hüseyin Karababa ayrıca katliamda yaşamını yitiren Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys’tan da söz etti. Karababa, “Bu katliamda Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys hayatını kaybetti. Geldiğimiz noktada dava Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gidecektir. Başta Hollanda Kralı Willem-Alexander olmak üzere Hollanda Adalet Bakanı Dilan Yeşilyurt üzerlerine düşeni yaparak vatandaşlarına sahip çıkmalıdırlar” diye konuştu.

    SİVAS KATLİAMI DAVA SÜRECİ

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinliği sırasında Madımak Oteli’nde aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi yakılarak öldürüldü. Olaydan sonra 124 kişi hakkında ‘laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma’ suçlamasıyla açılan davalar güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. Ankara 1 No’lu DGM 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak katliamda Yazar Aziz Nesin’in tahrik ettiği iddiasıyla cezalar 15 yıla indirildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.

    33 SANIĞA İDAM CEZASI VERİLMİŞTİ SONRA MÜEBBETE ÇEVRİLDİ

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise katliamın, ‘Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu’ belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti. Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu. Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.

    Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.

    2012’DE ZAMANAŞIMI KARARI VERİLDİ

    Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.

    Sivas Katliamı ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı da zamanaşımından düşürdü.

    Binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor
    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz
    AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO
    Hüsniye Çelik: AYM’de görüşülecek Madımak Katliamı davasına sahip çıkalım-VİDEO
    Hasan Gülüm: İktidarı mahkeme kararlarını uygulamaya zorlamamız gerekiyor-VİDEO

     

  • Hasan Gülüm: İktidarı AYM kararlarını uygulamaya zorlamamız gerekiyor-VİDEO

    Hasan Gülüm: İktidarı AYM kararlarını uygulamaya zorlamamız gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen aydın ve sanatçıların yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, “Sivas Katliamı Davası sürecinde bize nasıl bir süreç işletileceği gösterildi. Bu nedenle 15 Şubat bizim açımızdan yeni bir dönem olmayacak. Siyasal iktidarın mahkeme kararlarını uygulayabilecek adımları atmaya zorlamaya ihtiyacımız var” dedi.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, 15 Şubat’ta Anayasa Mahkemesi’nde görülecek başvuruya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “MÜCADELEMİZİ ORTAYA KOYARAK GÜÇLENMEMİZ LAZIM”

    AKP iktidarının, 15 Şubat’ta Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kararı uygulamama ihtimali olduğunu dile getiren Hasan Gülüm, “15 Şubat’ta Anayasa Mahkemesi’nde görülecek başvuru Aleviler açısından Sivas Katliamı Davası’nın yeniden görüşülmesi meselesi değil. Bu ülkede ezilenden yana olan herkesin ortak mücadelesiyle dava kararlarının uygulanması için mücadele gücü yaratmamız gerekiyor” dedi.

    Hukuksuzluğu ortadan kaldıracak şeyin demokratik güçlerin ortak mücadelesi olduğunu vurgulayan Hasan Gülüm, şunları ifade etti:

    “Bu yüzden Aleviler açısından da bu mekanizmalarımızı biraz daha güçlendirmeye ihtiyacımız var. Alevilerin iktidar ve diğer siyasetler üzerinde güç oluşturmasına ihtiyaç olan bir dönem içerisindeyiz. Eğer 15 Şubat’ta bizim istediğimiz gibi bir karar çıkarsa da bu kararın uygulanması için bir güce ve enerjiye ihtiyaç var. Sivas Katliamı Davası sürecinde bize nasıl bir süreç işletileceği gösterildi. Bu nedenle dava hangi biçimle sonuçlanırsa sonuçlansın, 15 Şubat bizim açımızdan yeni bir dönem olmayacak. Uzun yıllardır ortaya çıkan bu hukuksuzluğa karşı mücadelemizi ortaya koyarak güçlenmemiz lazım. Çünkü içerisinde yaşadığımız siyasal sürece baktığımızda, benzer katliamlar dönemsel olarak yaşanacak gibi görünüyor. Bu nedenle kendi mekanizmalarımızı güçlendirip, siyasal iktidarın mahkeme kararlarını uygulayabilecek adımları atmaya zorlamaya ihtiyacımız var.”

    SİVAS KATLİAMI DAVA SÜRECİ

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinliği sırasında Madımak Oteli’nde aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi yakılarak öldürüldü. Olaydan sonra 124 kişi hakkında ‘laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma’ suçlamasıyla açılan davalar güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. Ankara 1 No’lu DGM 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak katliamda Yazar Aziz Nesin’in tahrik ettiği iddiasıyla cezalar 15 yıla indirildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.

    33 SANIĞA İDAM CEZASI VERİLMİŞTİ SONRA MÜEBBETE ÇEVRİLDİ

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise katliamın, ‘Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu’ belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti. Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu. Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.

    Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.

    2012’DE ZAMANAŞIMI KARARI VERİLDİ

    Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.

    Sivas Katliamı ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı da zamanaşımından düşürdü.

    Binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor
    2-Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz
    3-AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’
    4-Hüsniye Çelik: AYM’de görüşülecek Madımak Katliamı davasına sahip çıkalım-VİDEO

     

  • AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO

    AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci/faşist kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen aydın ve sanatçıların yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, “Madımak, bir utanç davasıdır. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Dolayısıyla insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Bu davayı asla kapatmayacağız” dedi.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi.

    Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    “MADIMAK BİR UTANÇ DAVASIDIR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak davasının insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı meselesi artık bir dünya meselesi haline gelmiştir. İnsanlık tarihi açısından önemli bir yer tuttuğu için artık bir insanlık davası olarak gördük biz bu meseleyi. Uluslararası alanda, hukuk normları içerisinde bu tür katliamların insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi genel bir kabuldür. Dünyanın en önemli hukukçularının, bilim insanlarının, akademisyenlerinin ortak görüşü budur ama aynı zamanda bu katliamda yakınlarını kaybeden annelerin, babaların, kardeşlerin, akrabaların, tüm Alevilerin, tüm ilericilerin, aydınların genel talebidir” dedi.

    “Madımak, bir utanç davasıdır. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur” diyen Erçe şöyle devam etti:

    Dolayısıyla insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz, sizin vermiş olduğunuz zaman aşımı kararı hukuki açıdan doğru bir karar değildir. Bu kararın siyasi bir karar olduğu çok açık ortadadır. Bu anlamıyla bu kararın verildiği günden bugüne kadar elbette meseleyi üst mahkemelere itiraz noktasında hukukçularımız gerekli işlemleri yaptılar. Biz; bütün açıklamalarımızda, basın açıklamalarımızda, kamuoyuna yönelik değerlendirmelerimizde bunu kınadık. Hatta adliye binası içerisinde ve dışında da ortaya koyduğumuz tutumla bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik” dedi.

    “DAVA HAKKINDA YETERİ KADAR BİLGİ SAHİBİ OLAMIYORUZ”

    Davanın baş sanıklarından Cafer Erçakmak’ın artık yaşamadığını hatırlatan Erçe, “Bugünlerde bir başka mesele gündeme geldi, o da şu: 2014 yılında da o dönemin baş sanıklarından biri olduğu bilinen Cafer Erçakmak ve arkadaşlarıyla ilgili verilmiş olan ve bugünkü cumhurbaşkanı tarafından ‘halkımıza hayırlı uğurlu olsun’ diye tanıtılan zaman aşımı kararında da yeteri kadar bir kovuşturma, soruşturma ve yargılama dönemi yaşanmamıştır, dolayısıyla insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaması bir tarafa ama yeterli kovuşturma, yeterli soruşturma dahi yapılamadan bu karar verilmiştir, diyerek hukukçularımızın gözetiminde, ailelerimizin Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaları söz konusuydu. 2014 yani 10 yıl önce herkes bilir, çok klişe bir sözdür bu; ‘geç gelen adalet, adalet değildir.’ Ve 10 yıl önce başvurulan bir davanın, 10 yıl sonra Anayasa Mahkemesi’nde 15 Şubat’ta görülmeye başlanacağı söyleniyor.
    Şimdi baş sanıklardan olan Cafer Erçakmak yaşamıyor, diğerlerinin nerede olduğunu bile bilmiyoruz, birtakım katiller zaten serbest bırakıldılar. Bırakılmaya da devam ediyorlar, belki de hepsi bırakıldı bilmiyoruz. Yeteri kadar bilgi sahibi dahi olamıyoruz. Ama özellikle meclise aldıkları ve o katliamın içerisinde bizzat rol oynamışların da, onların savunucularının da olduğu yeni meclis aritmetiğine baktığımızda endişelerimiz çok derin” diye belirtti.

    “BU DAVAYI ASLA KAPATMAYACAĞIZ, HESAPLAŞACAĞIZ”

    Katliamın gerçek sorumluları ile hesaplaşılmazsa daha çok katliamın yaşanacağının altını çizen Erçe, bu davayı kapatmayacaklarını söyledi.

    Cuma Erçe şunları ekledi:

    “10  yıl önce başvurduğumuz dilekçenin bugün görüşülmeye başlanacak olması ve üstelik sanıkların bir kısmının yaşamıyor olması. Biz bu davayı bir insanlık davası olarak gördüğümüz için, asla ve asla kapatmayacağız bu davayı. Birilerinin cezalandırılması, birilerinin hapis yatması derdinde değiliz. Hatta o dönemde idam cezası almış olanların idam edilmemeleri noktasında ya da idam edilmemelerini sağlayan yasa değişikliği yani idama hayır kampanyaları içerisinde bizler rol almışız. Mesele birilerinin cezalandırılması meselesi değil. Bu katliamın insanlığa karşı işlenmiş bir katliam, bir suç olduğu olgusunu bütün herkesin kafasına kazımak, tarihe not düşmek ve katliamla, katliamcılarla ve o katliamcıları besleyen, katliamları besleyen zihniyetle, tekçi, inkarcı, imhacı zihniyetle hesaplaşmak, insanlığın bu anlamıyla tarihine önemli bir not düşebilmek derdindeyiz. Biz bu katliamlarla, bu katliamcı zihniyetle, bu inkarcı, imhacı zihniyetle hesaplaşmadığımız sürece daha çok kiliseye, daha çok cemevine, daha çok toplumun muhalif kesimlerine saldırılar gelişecek. Daha çok katliamlar tertiplenecek; kimi zaman bunlar Kürtler, kimi zaman Aleviler, kimi zaman Hristiyanlar olacak, kimi zaman da sokakta işine gücüne giden insanlar olacak. Katliamların devam etmemesi de başta Madımak meselesi olmak üzere hepsiyle hesaplaşmaktan geçiyor.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor

    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz

     

     

  • Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz

    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen aydın ve sanatçıların yakınlarının yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Katliamın, ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında değerlendirilmesi ve zaman aşımı kararının iptal edilmesi isteniyor. Av. Şenal Sarıhan, “Dava’nın insanlığa karşı suç olduğunu ve zaman aşımından düşmemesi gerektiği noktasında bir iddiamız vardı. Konuyla ilgili olumlu bir karar verilmesini temenni ediyoruz” dedi.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi.

    Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    “UMARIM ADİL BİR KARAR ÇIKACAKTIR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Av. Şenal Sarıhan olumlu bir karar çıkmasını temenni ettiklerinin altını çizdi. Sarıhan, şu ifadeleri kullandı:

    “Davadan sonra başvuruyu yaptık. Biliyorsunuz insanlığa karşı suç olduğunu ve zaman aşımından düşmemesi gerektiği noktasında bir iddiamız vardı. Bu iddiamızı ifade ettik, bunun kabul edilmemiş olmasının ‘adil yargılanma hakkını ihlal’ olduğunu ifade ettik. Aynı zamanda etkili soruşturma yapılmadığı iddiasında bulunduk, bu konularda bir karar verecekler. Nasıl bir karar verileceğini doğrusu tahmin edemiyorum, konuyla ilgili olumlu bir karar verilmesini temenni ediyoruz.

    Bu ikinci davaydı, ana dava biliyorsunuz daha önce bitti. Ana davada bir sanık hakkında 146/1 diğerleri hakkında 146/3’den dava açılmıştı. Bu davalarda 146/3 ile ilgili zaman aşımı süresi 20 yıl, bu sebeple iç hukukumuza göre 20 yıl sonucunda davayı düşürdüler. Biz bunun hukuka uygun olmadığını ifade ettik. Cafer Erçakmak vefat ettiği için davada bir karar oluşmadı. Onunla ilgili zaten zaman aşımı süresi dolmuş olmuyordu. Sivas’ın sanıkları hakkında yakalanıp mahkeme önüne getirilmediğine yönelik savlarımız var, bu savları da ifade ettik. Umarım adil bir karar çıkacaktır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA 

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor

     

  • CHP’den AYM’ye başvuru: Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir

    CHP’den AYM’ye başvuru: Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir

    PİRHA- CHP, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin ‘yok hükmünde’ olduğunun tespit edilmesi talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 

    Anayasa Mahkemesi (AYM), tutuklu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında iki defa hak ihlali kararı vermiş ancak hem İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi hem de Yargıtay bu kararları tanımamıştı. TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın başkanlığında toplandı ve Atalay’ın vekilliği düşürüldü.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin ‘yok hükmünde’ olduğunun tespiti ve iptali istemiyle AYM’ye başvurdu.

    CHP’nin başvurusunu AYM’ye Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın yaptı.

    “ATALAY HAKKINDA VERİLMİŞ KESİN HÜKÜM YOK”

    AYM önünde açıklama yapan Günaydın, şunları söyledi:

    “Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir. 15 gün içinde karar Meclis’e gönderilmeli. Kurtulmuş bugüne kadar neden bu kararı okumadı?

    TBMM’de okundu ve Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürüldüğü iddia edildi. Hepimiz biliyoruz ki Anayasanın 84. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca bir milletvekilliğinin düşürülebilmesi için bir kesin hüküm gereklidir. Oysa Atalay hakkında verilmiş kesin hüküm yoktur. AYM kendisine yapılan başvurular doğrultusunda Atalay’ın seçilme ve siyaset yapma hakkıyla ilgili haklarının ihlal edildiği kararını verdi.

    Tek hakimli bir üst yazı ile üst derece kararı temyiz merciine yollamış ve Yargıtay 3. Dairesi’nin genel başkanı bir yazı ile kararı TBMM’ye iletmiş bu karar da okunmuştur. Bu durum açıkça Anayasa’nın başlangıç hükümleri ile 2. 6. Ve 153. Maddesi’ne aykırıdır. Bunun yanında meclis başkan vekilliği yapan Bekir Bozdağ’ın tarafsızlığını yitirdiği ortaya çıkmıştır. Danışma kurulunda parti grup başkanvekillerine saat 14.55te kararın okutulacağı ifade edilirken, AKP’nin grup başkanvekili öğleden önce bir televizyon kanalında kararı okutacaklarını ifade etmiştir. Dolayısıyla meclis AKP tarafından mı yoksa tarafsız olması gereken meclis başkanvekiliyle mi yönetilmektedir? Anayasanın 2,6, 153. Maddeleri uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesi için tezkere okutması hükmünün yok sayılmasını ve bunun tespit edilmesini AYM’den talep ediyoruz. Ayrıca Meclis iç tüzüğünün eylemli olarak ihlal edilmesi sonucu oluşan Parlamento kararının da Anayasa’ya aykırı olduğu açıktır. Bu nedenle de Parlamento kararının iptal edilmesini ve yürütmesinin durdurulmasını da talep ediyoruz. Biz AYM’nin daha önceki kararlarına duyarlı olarak, hem yok hükmünde sayılma hem de iptal ve yürütmenin durdurmasına yönelik taleplerimizi olumlu karşılamasını ve kararı TBMM’ye göndermesini bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)