Etiket: aynur şahin

  • ‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO

    ‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO

    PİRHA- Alevi aktivist Aynur Şahin, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmeye, kendi Alevisini yaratmaya dönük hamlelerine karşı Alevi örgütlerinin mücadeleyi toplumsallaştırması gerektiğini söyledi. Şahin, “Devletin ajandasına karşı bir ajanda geliştirmek gerekiyor. Eğitim-öğretim yılının başında zorunlu din dersine karşı Alevi örgütleri ortak bir eylemlilik ortaya koyabilir. Bunu örgütlerle, velilerle, Alevi aileleriyle ortaklaştırabilir” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Alevi aktivist Aynur Şahin, PİRHA için yanıtladı.

    “ALEVİ BAŞKANLIĞI İLE ALEVİLER KONTROL EDİLMEK İSTENİYOR”

    PİRHA- AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    AYNUR ŞAHİN: Cumhuriyetten bu yana Aleviler için iki milat var: Biri tekke ve zaviyelerin kapatılması, bir diğeri de bu başkanlığın kurulması. Çünkü tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla Alevilerin kurumsallığı ortadan kaldırıldı. Ve bu Alevilerin toplum içerisine dağılmasına, atomize olmasına, bir çeşit örgütsüzlüğe neden oldu. Alevilik yer altına indirildi. Alevilerin dernekler kurarak örgütlenmeye başladıkları zamana kadar Alevilerin kendilerine Aleviyim demesi çok da kolay bir şey değildi. Devlet bu süreçte yapamadığını, Alevi kurumlarını kaldırarak, onları yerin altına iterek, dışlanan pozisyonuna getirerek yapamadığını şimdi bu kurulan dernekler üzerinden yapmaya çalışıyor. Alevilerin siyaset yapmasını engelleyemedi devlet, kurulan bu başkanlıkla kendi Alevisini yaratmak, kendi kontrolünde tutmak ve bunun üzerinden politikasını yürütmeyi istiyor.

    “HAZIRLANAN ANSİKLOPEDİ ASİMİLASYONA HİZMET EDİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir- iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Aleviliğin ne olduğunu veya ne olmadığını Alevilerin kendisi tarif etmelidir. İslamiyet ile ilgili bir kitap hazırlarken Hristiyan kaynaklarla veya temsilcileriyle hazırlamak isterseniz Müslüman olan cemaat veya halk bunu kabul etmez. Aynı durum Aleviler için de geçerli. İçerisinde Alevi kanaat önderlerinin olmadığı, Alevi toplumunun kabul etmeyeceği kişilerle hazırlanacak kitap asimilasyona hizmet eden bir çalışmadır ancak. Dolayısıyla böyle bir yapıyla hazırlanacak kitabın Alevilere hizmet etmeyeceği çok açık.

    “ÇEDES’E HERKES TEPKİ GÖSTERMELİ”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim-öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES sadece Alevilerin veya laik dünya görüşünü savunanların problemi değil bence. Şu an Alevileri doğrudan etkilediği için Alevi örgütleri tepkilerini gösteriyorlar. Eğitim Sen, KESK gibi kurumlar karşı çıkıyorlar ama toplumun tamamının buna tepki göstermesi gerekiyor. Siz toplumu kendi inancınızla şekillendirirseniz toplumun içerisindeki bütün inançlar, kültürler, değerleri ötekileştirmiş ve birlikte barış içinde yaşama imkanını ortadan kaldırmış olursunuz. İktidarın da söylediği bir şey var: Dindar bir nesil yetiştirmek. Bu dindar nesil yetiştirmekle neyi amaçlıyorlar. Türkiye gibi kültürel, inançsal, halklar açısından çok farklı ve renkli olan bir ülkede tek din inancı referans alarak dindar bir nesil yetiştirmek Alevi toplumuna zulümden başka bir işe yaramaz.

    “ASİMİLASYONA KARŞI BÜTÜNLÜKLÜ BİR KARŞI ÇIKIŞ GÖSTERMELİ”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi köylerine camiler yapılıp imamlar atandığını biliyoruz. Alevi çocuklarının köylerden alınarak eğitim adı altında asimile edildiklerini de biliyoruz. Bu eğitimden geçip pir ve dede olan, kendi kanaat önderi olan kişilere baktığımız zaman Kartal Cemevi’nin bu sonuçlardan biri olduğunu görüyoruz. Başkanlığın hazırlamak istediği ansiklopedinin amacı da bu. Geçmişte parça parça yapıp başarıya ulaşamadıklarını, Alevi çocuklarını eğiterek, okutarak yapamadığını bugün bu şekilde kapsamlı bir biçimde yapmaya çalışıyorlar. Tek tek cemevleriyle özel ilgilenildiği zaman, doğru bir yerden çalışma yürütüldüğü zaman özlerine dönebilirler belki ama buna karşı bütünlüklü bir karşı çıkış göstermek gerekiyor. Devletin ajandasına karşı bir ajanda geliştirmek gerekiyor evet ama Alevilerin ajandasında ne var, Alevilerin gerçekte ne istediği iyi belirlenmeli. Bunu da daha örgütlü, kamuoyuna açık, temel insan hakları ve eşit yurttaşlık temelinde daha geniş çerçevede düşünülerek toplumsallaştırmak ve hak haline getirmek gerekiyor.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ EYLEMSELLİĞİ TOPLUMSALLAŞTIRMALI”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Bir ayrımcılık var. Siz Alevi olarak varlığınızı dile getiremezsiniz, talebinizi ifade edemezsiniz, ifade ettiğiniz vakit ötekileştirilir, dışlanır ve zarar görürsünüz politikası var. Alevi örgütlerinin bütünlüklü olarak ortak hareket etmesi gerekiyor. Bunu da topluma yaygınlaştırmak gerekiyor. Eğitim-öğretim yılının başında zorunlu din dersine karşı Alevi örgütleri ortak bir eylemlilik ortaya koyabilir. Bunu örgütlerle, velilerle, Alevi aileleriyle ortaklaştırabilir. Öbür türlü yaygınlaşmayan, toplumsallaşmayan hiçbir tepkinin devlet ve iktidarlar nezdinde hiçbir karşılığı olmuyor.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER: 

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO

     

  • ‘Cumhuriyet, Osmanlı’nın Alevilere yaptığı asimilasyon politikalarının bir uzantısıdır’ -VİDEO

    ‘Cumhuriyet, Osmanlı’nın Alevilere yaptığı asimilasyon politikalarının bir uzantısıdır’ -VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyetin 100’üncü yılını Aleviler ve kadınlar açısından değerlendiren DAD Kadın Meclis Üyesi Aynur Şahin, “Cumhuriyet, Osmanlı’nın Aleviliğe karşı yaptığı yok etme politikasının bir uzantısıdır. Ulus devlet kendini en çok Alevi kadınlar üzerinden inşa etti ve kadınlar cumhuriyetin öznesi değil nesnesi haline geldi” dedi.

    Cumhuriyet, halkın ülke yönetiminde egemen olduğu bir devlet şekli olarak tanımlanır. Erkin tek elde toplanmasına karşı olan cumhuriyet anlayışı, Anadolu’da Osmanlı’nın tasfiyesi ile şekillendi. Saltanatın kaldırılması ile cumhuriyet ilan edildi. 100 yıl geçti. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler ise ikinci yüzyıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.

    Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

    Cumhuriyetin geride kalan 100 yılını kadınların nasıl geçirdiğini Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclis Üyesi Aynur Şahin ile konuştuk.

    “ALEVİLER LAİKLİĞİN BEKÇİSİ HALİNE GETİRİLDİ”

    Aynur Şahin, Türkiye Cumhuriyeti’nin tekçi bir sistem üzerine kurulduğunu dile getirerek, bundan en çok Alevilerin etkilendiğini belirtti.

    Cumhuriyetin, Osmanlı Devleti’nin çoklu yapısından geriye kalan bütün kültürleri, inançları ve halkları tek potada eriten bir şekle dönüştüğünü söyleyen Şahin, “Aleviler açısından düşündüğümüzde inanç boyutunda yok edilmenin ilk taşları örüldü. İnanç merkezlerinin yasaklanması, kapatılması aynı zamanda bunu pekiştirdi. Osmanlı’nın Aleviliğe karşı yaptığı yok etme politikasının bir uzantısı cumhuriyet. Aleviler ulus devletin ve laikliğin bekçisi haline getirildi. Çünkü Osmanlı’da yaşadıklarını cumhuriyette yaşamamanın garantisi olarak laikliği görüyorlardı. Ancak cumhuriyet, Osmanlı’nın Aleviliğe karşı yaptığı yok etme politikasının bir uzantısı oldu” diye konuştu.

    “LAİKLİĞİN VE CUMHURİYETİN ALEVİLERE BİR FAYDASI OLMADI”

    Alevilerin, her ne kadar cumhuriyeti yaşadıkları baskılardan kurtulmanın bir yolu olarak görseler de pratikte öyle olmadığını kaydeden Şahin, “Alevilerin en sık dile getirdiği kavramdır laiklik ama laikliğin Alevilere bir faydasının olmadığını pratikte gördük. Nasıl bir laiklik meselesini masaya yatırmak gerekiyor” dedi.

    Cumhuriyetin tekçi anlayışından dolayı Alevilere yönelik asimilasyon hamlelerinin devam ettiğinin altını çizen Şahin, şu ifadeleri kullandı:

    “Dedelik ve pirlik makamının anlam ve önemine baktığımız zaman 200 yıl önceki haliyle bugünkü halinin farklı olduğunu, özellikle cumhuriyetle çok fazla değişim ve dönüşüme uğradığını, iktidarın bir bakanlığa bağlayarak kendine dedeler, pirler yaratması Aleviliği tümden eritmenin bir aracı olarak karşımıza çıkıyor. Bu süre içerisinde de Alevilerin kendi kurumlarının olmayışı, ibadet mekanlarının yasaklanması Aleviliğin içe kapanmasına yol açtı. Sonrasında kentlere göçle birlikte Aleviliğin aslında bir çeşit doğal asimilasyona uğradığı mümkün. Son 20-30 yılda kurulan cemevleri, Alevi dernekleri bunun bir nebze önüne geçti ancak bu kurumsallaşmanın içinin nasıl doldurulduğu da önemli.”

    “KADINLAR CUMHURİYETİN NESNESİ HALİNE GETİRİLDİ”

    Ulus devletin kendini en çok Alevi kadınlar üzerinden inşa ettiğini belirten Şahin, “Kadınlar cumhuriyetin öznesi değil nesnesi haline geldi. Ulusun anneleri haline geldiler, dilin taşıyıcısı haline geldiler. Söz söyleyen, siyasete etki eden, topluma yön veren, değiştiren kadınlar değil; yeni ulus devlet sisteminin araçları haline dönüştürüldü” dedi.

    Ulus-devletin aynı zamanda cinsiyet açısından da tekçi bir formda olduğuna dikkat çeken Şahin, bu durumun günümüzde de varlığını sürdürdüğünü hatırlattı.

    “İKİNCİ YÜZYIL KADINLARIN YÜZYILI OLACAK”

    Aynur Şahin, cumhuriyetin birinci yüzyılının kadınlar açısından eşitsizlikle mücadele etmekle geçtiğini söyledi.

    Mücadele pratiklerinin deneyimleri sayesinde ikinci yüzyılın kadınlar açısından çok daha farklı olabileceğine işaret eden Şahin, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Kadınlar tüm o yaşadıkları eşitsizliği, adaletsizliği ortadan kaldırmadı. En çok alanda olan, itiraz eden, alanda olan kadınlar. Ve ulus-devletin tek cinsiyet, tek millet yapısına itiraz eden yine kadınlar ama bunun içerisinde Kürt kadın hareketine ayrıca bir yer vermek gerekir diye düşünüyorum. Türkiye’nin birinci yüzyılını hem erkek egemen bir yüzyıl olarak yaşadık hem de kadınların buna itiraz ettiği, mücadele ettiği, güçlendiği bir yüzyıl olarak gördük. İkinci yüzyıla da bu birikimle ve güçle geçiyoruz. Bu mücadele daha da güçlenerek devam ederse ikinci yüzyıl kadınların yüzyılı olacaktır diye düşünüyorum.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Cumhuriyet, Türklük ve Sünnilik üzerine kurgulanmıştır’

    2-‘Cumhuriyet kavramında demek ki eksiklikler var ki AKP bunun sonucu’

    3-‘Baskı ve asimilasyon ne kadar varsa direniş de o kadar var’

     

  • DAD Mersin: Tekçi anlayışa karşı 16 Eylül’de İzmir Mitingindeyiz- VİDEO

    DAD Mersin: Tekçi anlayışa karşı 16 Eylül’de İzmir Mitingindeyiz- VİDEO

    PİRHA- DAD Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş ve DAD Kadın Meclisi Üyesi Aynur Şahin, AKP hükümetinin okullara imam ve din görevlilerinin atanmasına karşı çıkmak için 16 Eylül’de İzmir’de düzenlenecek olan mitinge katılım çağrısı yaptı.

    ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam ve din görevlilerinin atanmasına tepkiler sürerken Eğitim-Sen, Alevi örgütleri ve veli derneklerinin öncülüğünde 16 Eylül’de İzmir’de büyük bir miting düzenlenecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, yapılacak olan mitingin giderek dinselleşen eğitime karşı mücadele etmenin önemli bir ayağı olduğunu belirtti.

    “MİTİNGE KATILIM İÇİN DUYARLILIK BEKLİYORUZ”

    Avukat Cinbaş, “16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanında yapılacak olan Eşit Yurttaşlık Mitingine bütün duyarlı kamuoyunu bekliyoruz. Hükümetin okullara imam atamasına karşı, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talebiyle yapılacak olan mitinge bütün duyarlı kamuoyunu, demokratik kitle güçlerini, bütün halkları davet ediyoruz. DAD Mersin Şubesi olarak bütün toplumsal kesimlerden mitinge katılım için duyarlılık bekliyoruz” sözlerini kullandı.

    “DEVLETİN AYRIMCI, ASİMİLASYONCU POLİTİKALARINA KARŞI İZMİR’DE OLALIM”

    DAD Kadın Meclisi’nden Aynur Şahin de tekçi anlayışa karşı ses çıkarılması için mitinge katılımın gerekliliğine vurgu yaparak, “Devletin yüz yıllık tekçi, ayrımcı, asimilasyoncu politikalarını devam ettiren AKP iktidarının uygulamalarına karşı rahatsızlık duyan; eşitlikten, laiklikten yana olan herkesi, kadınları, gençleri, velileri, demokratik kitle örgütlerini 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan mitinge davet ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Kadınlar ayrışmadan bir mücadele hattı örmelidir’-VİDEO

    ‘Kadınlar ayrışmadan bir mücadele hattı örmelidir’-VİDEO

    PİRHA-Alevi aktivist Aynur Şahin, iktidarın yeni dönemde kadınlara ve Alevilere dönük politikalarını ağırlaştıracağına işaret ederek, “Kadınların ‘sahiplendirilmek’ istenmesi, zihniyetlerini bir kez daha göstermiştir. Bundan dolayı kadınlar ayrışmadan birbirine güç vererek, bir mücadele hattı örmeliler” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. yasama döneminde çoğunluğun Cumhur İttifakı’nda olması, HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi gibi kadın ve LGBTİ+’lara yönelik radikal söylem ve politikaları olan partilerin meclise girmesi kadınlar açısından kaygı verici bulunuyor. 6284 Sayılı Yasa’nın kaldırılmasına dönük sinyaller verilmesi, LGBTİ+’ların ‘sapkın’ olarak tanımlanması, kadınların kamusal alandan soyutlanarak cinsiyetlerine göre çalışmalarının savunulması ve daha birçok kadın düşmanı söylemler, toplumun bir kesiminde tepkiyle karşılanıyor.

    Yasama çoğunluğunun Cumhur İttifakı’nda olması kadınlar özelinde en çok Alevi toplumunu etkileyeceğe benziyor. Sağcı ve erkek egemen meclisi değerlendiren Alevi kadınlar, tüm zorluklara rağmen hayatları için mücadele edeceklerinin altını çiziyorlar.

    Alevi aktivist Aynur Şahin, AKP’nin 21 yıllık iktidarıyla yürüttüğü politikalarını anlamak için Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesine bakmak gerektiğinin altını çizerek, ” O günden bugüne uzayan ve Türkiye’deki sağ siyasetin bütün o taşlarını, kavramlarını, ideolojisini oluşturan bir tarihsel süreç olduğunu düşünüyorum” dedi.

    “KADINLARIN HAREKET ALANI DARALTILACAK”

    21 yıllık AKP iktidarında kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerinin arttığı, kadınların lehine olan yasaların uygulanmadığı, İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekilmesi, 6284 Sayılı Yasa’nın etkisiz hale getirilmeye çalışıldığı bir sürecin yaşandığına dikkat çeken Aynur Şahin, yeni dönemde kadınlar aleyhine çok daha kötü yasalara imza atılacağını ve kadınların hareket alanının daraltılacağını söyledi.

    “DEĞİŞTİRECEK GÜÇ KADINLARDA VAR”

    Aynur Şahin, iktidarın kadınların kamusal alanda kalmasını istemediğini belirterek, şunları ifade etti:

    “Kadınların birey olarak, özne olarak görülmesi değil erkeğin bir parçası olarak görülmesi gibi bir tarif var. En son kadınların ‘sahiplendirilmesi’ gibi bir ifadenin kullanılması iktidarın zihniyetini bize gösteriyor. Ama Türkiye’de özellikle kadınların mücadelesine toplumsal alanı kullanma biçimlerine mücadeleyle yarattıkları mücadele olanaklarına, araçlarına baktığımızda yeni dönemde de en çok direnç gösterecek, en çok mücadele edecek, en çok itiraz edecek, en çok değiştirecek gücün de kadınlar olacağını biliyoruz.
    Sınıfı, statüsü fark etmeksizin, hangi dinden, hangi inançtan, hangi halktan olursa olsun kadınların ayrışmadan, birbirlerini ötekileştirmeden bir arada olacakları bir örgütlülük, bir arada olacakları bir mücadele hattı örmeleri gerekiyor.”

    “FARKLILIKLARIMIZA TAKILMAYALIM”

    Alevi kadınların kadın örgütleriyle bir arada ortak eylem etkinlikler ördüklerini, çalışmalar yürüttüklerini aktaran Aynur Şahin, “Ama bu sınırlı. Bunu büyütmek gerekiyor. Farklılıklarımıza takılmadan, birbirimizi ötekileştirmeden ortak paydada yol alıp herkesin eşit olduğu, herkesin özgür olduğu bir toplumsal yapıda herkesin kendi farklılığını da yaşayabileceğini, yeni toplumsal yapı inşa edildiğinde aslında herkesin kendi farklılığıyla birlikte istediği şekilde yaşayabileceğini de biliyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER
    >‘Kadınlar yeni politikalar üretmeli, eyleme geçme zamanı’
    >‘Mecliste bizi temsil edecek olan erkekliğin çok daha ötesindeyiz’
    >‘Alevi kadınlar olarak Meclis’teki sağcı ittifaka karşı mücadeleyi büyütmeliyiz’-VİDEO
    >Gülsüm Elvan muhalefete seslendi: Her türlü hukuksuzluğun karşısında durun
    >‘Alevi kadınlar olarak mücadeleyi büyütmeliyiz’

  • ‘Sıra posta oturmaya gelince kadının yeri yok; kurumlar erkek egemen-VİDEO

    ‘Sıra posta oturmaya gelince kadının yeri yok; kurumlar erkek egemen-VİDEO

    PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir ve bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” soruları sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı Alevi kadın kimliğini bilince çıkararak mücadele eden ve KHK ile ihraç edilmiş öğretmen Aynur Şahin yanıtladı.

    Haberin videosu

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyuyoruz. “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin dillendirir.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlarına bıraktık.

    Yazı dizimizin bu bölümünde soruları Öğretmen Aynur Şahin’e sorduk.

    “SIRA POSTA OTURMAYA GELİNCE KADININ YERİ YOK”

    PİRHA: Alevilikte kadının yerini tartışıyoruz. Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi?

    Aynur Şahin: Aleviliğin özünde her daim kadın ve erkeğin eşit olduğu söylenir geçmişten bugüne. Kadına ve erkeğe eşit can diye bakılır, ayrım yapılmaz, cinsiyet ayrımı yoktur bu anlamıyla. Bir inanç, bir felsefe bir yaşam biçimi olarak bakıldığı zaman. Ancak günümüzde Aleviliğin bu özünün giderek kaybolmaya başladığını da görüyoruz. Eşitlikçi yanının ortadan kalktığını, eril bir yapıya, cinsiyetçi bir yapıya büründüğünü görüyoruz. Bunu nerede görüyoruz? Aile ilişkilerimizde, kadın erkek ilişkilerinde görüyoruz. Kurumlarımızda, derneklerimizde görüyoruz. Cemevlerindeki çalışmalarda yine bunları görebiliyoruz. Kadınlar cemevlerinde mutfak işi olarak addedebileceğimiz pek çok işi yapmakla birlikte ancak cemevi yönetimi veya cemlerde posta oturma sırası geldiği zaman kadınların yerinin olmadığını görüyoruz. Halbuki çok eski zamanlarda kadınların cem yürüttüklerini bu anlamıyla söz söylediklerini de biliyoruz. Alevi toplumu içerisinde illeri gelen kesimlerden biri kadınlar bu anlamıyla.

    “KENTLEŞME, BİRLİKTE YAŞAM KÜLTÜRÜNÜN ÖNÜNDE ENGEL”

    Peki geldiğimiz noktada durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi?

    Aynur Şahin: Bunun tarihsel sebepleri de vardır mutlaka. Ancak günümüz açısından düşündüğümüz zaman eskiden köylerde daha çok kırsal alanda yaşamak durumunda kalan Aleviler, kentleşmeyle, kentliliğin artmasıyla birlikte, ekonomik ve eğitim gibi sebeplerle kente göçtükçe Alevilik yapısı da değişime uğruyor. Çünkü aynı köyde, aynı topluluk arasında yaşayan insanlar, kendi değerleriyle yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Alevilik yaşamaya devam ediyor. Alevice yaşamaya devam ediyorlar daha doğrusu. Ancak göçle birlikte kentin farklı farklı noktalarına yerleşmek zorunda kalabiliyor. Aynı mahalleye, aynı apartmana taşınıyor olsalar bile köydeki veya kırsaldaki o birlikte yaşam kültürünü, ortak yaşam kültürünü sürdürme şansı da kalmıyor. Çünkü kent yaşamı herkesin böyle atomize olmasını, geçim derdine düşmesini, bireysel sorun ve sıkıntıların çözümü noktasında insanlar kendi yaşamlarına, bireysel yaşamlarına yoğunlaşıyorlar. Bu anlamıyla Alevilik mevzusu da inanç mevzusu da bir noktada ikinci planda kalmak durumuna düşüyor, unutuluyor. Yaşamımıza yansıma noktasında da bir gerileme olduğunu görebiliyoruz.

    “ASLINDA ALEVİLİKTE BÜTÜN CANLILAR EŞİT”

    Peki Aleviler her konuşmasında “Bizde kadın erkek eşittir” derler. Gerçekten eşitler mi?

    Aynur Şahin: Aslında az önce de söyledim, özü itibarıyla bir eşitlik söz konusu. Yani bütün canlılar aslında Alevilikte eşit. Bütün canlılara bir yaklaşır. Evren anlayışı, insan-doğa anlayışına baktığımızda bütün canlıları bir tutar. Yalnızca kadın erkek anlamıyla değil, bütün evren, bütün doğa aynı özden gelmiştir. Dolayısıyla aynı değerdedir. Ancak pratikte dediğim gibi bu karşılığını bulmuyor. Çünkü özellikle kendi değerlerini, kendi ritüellerini sürdürememe noktasına geldiği için içerisinde yaşadığı toplumun değerleri ile kaynaşmaya başlıyor. Bir de Türkiye’de Alevilik öyle rahat yaşanabilecek bir inanç da değil. Gerek toplum içerisinde ötekileştirilen bir noktada, gerek devletin politikaları bakımından baktığımızda eşit yurttaş noktasında değil Aleviler.

    İşte tekke ve zaviyelerin kapatılması sürecinden sonra, Cumhuriyetin kurulmasından sonra da kendi ibadethaneleri, kendi kurumları olmadığı için Aleviliği gizlice yaşamak zorunda kalma durumundalar. Bu da Alevilerin ortak yaşam kurması önündeki en büyük engellerden bir tanesi. Bu noktada da kendi değerlerini sürdüremediği için içerisinde yaşadığı farklı kültürlerin, farklı inançların -özellikle İslamiyet’in etkisiyle, İslamiyet’in eril bir din olduğunu, eril bir yapıda olduğunu düşünüyorum ben- etkisinde kalınıyor. Dolayısıyla da İslamiyet’le de iletişim, İslamiyet’le etkileşim noktasında veya İslami kesimin Alevilere yaptığı baskı üzerinden giderek müslümanlığın etkisinde kalarak daha da eril bir yapıya dönüştüğünü düşünüyorum.

    “ERİL BİR İNANCI SAVUNURSANIZ KENDİ İNANCINIZDAN KOPARSINIZ”

    Aleviler kendi kültürlerini sürdürmek yerine  “En iyi Müslüman benim” mantığı üzerinden, “İslamı en iyi biz biliriz” mantığı üzerinden de hareket ediyor. Dolayısıyla Aleviliği savunmak yerine neredeyse müslümanlığı savunan, İslamı savunan bir noktaya düşüyorlar. Kendi değerlerinden uzaklaşmak, farklı değerleri, farklı inancı savunur pozisyonuna düşmek seni kendi değerlerinden uzaklaştırıyor. Bu noktada da siz eril bir inancı, eril değerleri savunurken kendi eşitlikçi değerlerinizi de savunamıyorsunuz. Bu yüzden de bizim aile ilişkilerimizde de, ahlak anlayışımızda da, namus anlayışımızda da Alevilik değerleri değil, İslamın veya farklı diğer etkileşimde bulunulan inançların etkili olmaya başladığını görüyoruz.

    “KURUM KÜLTÜRÜMÜZ ERKEK EGEMEN BİR YAPIDA”

    Alevi kurumlarında ve inancın sürdürülmesinde kadınların yer alması gerektiğini söylüyoruz. Bu ne anlama geliyor. Neden önemli?

    Aynur Şahin: Şimdi biz Aleviliği yaşatacak ve yaşayacaksak kurumlarımız bunun hayata geçmesi açısından önemli. Ancak kurum kültürü de erkek egemen bir yapıda. Siyasetin kendisi zaten erkek egemen bir yapıda. Dolayısıyla biz Aleviler de siyaseti mevcut siyasi söylemlerden etkilenerek yürütüyoruz. Kurumsal yapılarımız yine mevcut kurumsal yapılardan etkilenerek oluşturuluyor. Alevice bir kurum açmak, Alevice siyaset yapmak söz konusu olmuyor. Bu bağlamda kadınlık erkeklik rollerinin de yine cinsiyetçi bir iş bölümüne dayalı olduğunu görüyoruz.

    Kadınlar genelde evde ev işleriyle meşgul, çocuklarla meşgul. Erkek egemen toplumda kadına biçilen rol, misyon, görev ne ise bunları yapmak durumunda kalıyor. Erkek kamusal alanda, siyasette, iş hayatında çalışıyor. Doğal bir iş bölümü gibi algılandığı için bu iş bölümü kurumlarımıza da yansıyor. Kadın evde çocuk bakıyor. İşte erkek dışarıda siyaset yaparken aynı zamanda Alevi kurumlarını oluştururken; Alevi kurumlarının yöneticileri de erkek olmaya başlıyor. Kadınlar niye gelmiyor. Kadınlar çünkü hem kamusal alandan uzak tutuluyor bu anlamıyla, erkekler alanları işgal ettikleri için, daha çok görünür olmaya çalıştıkları için, kadınların yavaş yavaş bu alandan çekildiğini de görebiliyoruz.

    Erkekçe siyaset yapma biçimi de kadınları korkutuyor. İktidarcı, egemenlikçi bir yapı var. Dolayısıyla kadınlar böyle bir siyaset yapma biçimine alışık olmadıkları için daha güvenli buldukları evlerine de çekilebiliyorlar. Tabii ki kadınların biraz sınırlarını zorlaması gerekiyor bu noktada. Siyasetin dilini de değiştirmek, rengini de değiştirmek, değerlerini de değiştirmek gerekiyor. Daha kadınca, özellikle Aleviler ve Alevi kurumları açısından düşündüğümüzde daha Alevice siyaset yapmak gerekiyor diye düşünüyorum.

    “ÖZ KAYNAKLARIMIZI GÜNCELLEMEMİZ GEREKİYOR”

    Peki içinde bulunduğumuz açmazı nasıl bir Alevi örgütlenmesiyle aşabiliriz?

    Aynur Şahin: Özüne dönerek diye düşünüyorum. Yani Aleviliğin kendi öz kaynaklarını aslında biraz tekrardan güncellemek gerekiyor. Alevilik tartışılırken son dönemlerde “İslam içi İslam dışı” tartışmalarına yer yer giriliyor. Yer yer tehlikeli bulunduğu için böyle bir tartışmaya girilmek de istenmiyor. Ancak Alevilik sadece İslam’la var olan bir inanç değil. İslamiyet öncesine de dayanıyor ve çok farklı yönleri de var İslamiyet’ten. Bana sorarsanız İslamiyet’in sadece siyasal yönünü almış Alevililk. Hz Ali, onun çocukları üzerinden geliştirilen bir yaklaşım söz konusu. 12 imam oruçlarının yine İslamiyet’teki açmazlarla ilişkisi var. İbadet etme biçimlerine, ritüellerine baktığımız zaman, İslamiyet’in veya farklı bir inancın değerleriyle uyuşmadığını da görebiliyoruz. Tanrı, evren, insan anlayışı İslamiyet’ten çok farklı. Bunları felsefi anlamda birazcık daha sorguladığımızda veya inanç boyutu ile sorguladığımızda İslamiyet’in tanrısı ile uyuşan bir tanrı, bir evren anlayışı yok. Çünkü Alevilikte ayrı bir tanrı söz konusu değil. Yani bütün canlılığı bir olarak düşünür.

    “ALEVİ KADININ DİLİ, ALEVİLİĞİN DİLİYLE BULUŞUNCA ORTAYA ÇIKAR”

    Bu noktada neler yapmak gerekire tekrar döndüğümüzde dediğim gibi Aleviliğin hem evren anlayışı, insan, tanrı, ahlak anlayışlarına yani kendi değerlerine, kendi kaynaklarına gittiğinizde, bunları açığa çıkardığınızda zaten kendiliğinden farklı bir dil, farklı bir söylem ortaya çıkacaktır. Aleviliğin kendi dili ortaya çıkacaktır. Aleviliğin kendi diliyle birlikte Alevi kadının dili de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Zaten dil değiştiğinde, söylem değiştiğinde hani yaşamlarımıza da yansıyacaktır bu. Bizim düşünme biçimlerimiz, düşünme kalıplarımız da aynı şekilde değişecektir. Yani bu yönlü bir şeyler yapmaya çalıştığımızda en azından bir farklılık yaratılabilir. Kadın erkek eşitliği noktasında Aleviliğe uygun bir adım atılmış olur diye düşünüyorum.

     “KADIN MECLİSLERİ VE EŞ BAŞKANLIK TARTIŞMASIZ KABUL EDİLMELİ”

    Alevi kadın meclisleri tartışmaları sürüyor, yine eş başkanlık tartışmaları var, bu konularda neler söyleyeceksiniz?

    Aynur Şahin: Şimdi ben eş başkanlık tartışmasının artık hayat bulması gereken bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bugün pek çok siyasi örgütte de, parti ve kimi derneklerde de eş başkanlık sisteminin uygulandığını görüyoruz. Alevilikte kadın erkek eşittir desekte ne kurumlarımızda kadınlarımız başkanlık koltuğuna oturabiliyor. Ne yönetimlerde yeterli temsiliyet bulabiliyor ne de posta otururken pirin, dedenin yanında eş temsiliyet anlamında yer alabiliyor.

    Bugün eş temsiliyet dediğimiz şey, eş başkanlık dediğimiz şey kadınların mücadeleleriyle açığa çıkmış kavramlar. Aleviliğin özü gereği hiç bu tartışmalara girmeden kendiliğinden bunların hayat buluyor olması gerekirdi. Ama Aleviliğin kendiliğinden hayatın bu yönünü kadınların zorlaması gerekiyor. Yani biz kadınlar niye yokuz noktasında ise kadınlar, bunu tartışıyorsa demek ki bir eksiklik bir sıkıntı var. Bir kadın da kendini yetiştiriyorsa, yapabiliyorsa ki bunun önünün açılması en azından engellenmemesi gerekir. Kadının da yine dedeyle pirle aynı posta oturup cem yürütebilmesi gerekiyor.

    Kurumlar söz konusu olduğunda da yine hiç tartışmaya mahal vermeden bence direk hayat bulması gereken bir konu. Yani eğer Alevi isek ve Aleviliğin gereği bu diyorsak tartışmadan kabul etmek gerekiyor. Önümüzdeki süreçte biz bu konuya dair çokça tartışacaksak eğer, biz o zaman Aleviliğin özünden uzaklaşmışızdır diye düşünürüm.

     “ALEVİ KADINLARININ ÖZGÜN ÖRGÜTLENMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM”

    Alevi kadınları açısından özgün bir örgütlenme modeline ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz?

    Aynur Şahin: Alevi kadınlarının da ayrı bir örgütlenme içinde olmaları gerektiğine inanıyorum ben. Sosyalist örgütlerde, kadınlar kadın sorunundan bahsettiğinde, kadın örgütlenmesinden bahsettiğinde genelde şöyle bir cevap veriliyordu: Sosyalist devrim olduğu zaman kadınların sorunları çözülür. İşte ‘kadın erkek ayrımı yok, insan sorunu var, sınıf sorunu var’ denildi. Bugün de kimi Alevi kurumlarından, önderlerinden, öncü olan veya söz söyleyen veya kendi aramızda böyle sohbet ettiğimiz kimi arkadaşların buna benzer bir söylemi var. İşte ‘Alevilikte kadın erkek ayrımı yok, ikisi de aynı, candır, kadın erkek sorunu değil Alevilik sorunu var, Aleviler kendi sorununu çözdüğü zaman kadın erkek diye bir sorun olmayacak, şeklinde dile getiriyorlar. Ancak pratiğe baktığımız zaman durum böyle değil. Hem günlük hayatımızda hem de Alevi kurumlarında, örgütlerinde baktığımız zaman erkek egemen yapıyı çok rahatlıkla görüyoruz.

    Biraz önce de söyledik. Alevi kurumları önemli, niye önemli? İşte Alevilerin bir arada örgütlü bir yaşam sürdürebilmeleri açısından önemli. Kendi sorunlarına ortak çözümler üretebilmeleri açısından önemli. Ancak genel Alevi sorunları içerisinde kadın sorunlarını da çözmeye çalışırsak bu yetersiz kalacaktır. Genel kadın hareketi içerisinde kadının eşitlik, özgürlük mücadelesini veren kadın hareketi, feminist hareket de eğer erkeklerin veya bir kısım sosyalistlerin söylediği bu söyleme, devrim sonrasına bırakma söylemine uyum sağlamış olsaydı, bugün dünyada ve Türkiye’de bir kadın hareketinin gelişmesi mümkün olmazdı.

    Kadınlar her şeye rağmen kendi ayrı örgütlülüklerini gerçekleştirdiler, kendi mücadele alanlarını oluşturdular. Mücadele başlıklarını oluşturdular ve bu gün gerek Türkiye’de gerekse dünyada güçlü bir hareket haline geldi. Alevi kadınlar için de aynı şey geçerli. Evet Alevilerin Alevi olmaktan kaynaklı genel sorunları söz konusu. Devletle, toplumla sorunları söz konusu. Alevi kadınları olarak da giderek erilleşen bir inanca dönüşen Alevilik içerisinde kadınlar olarak ayrı bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunu nasıl yaparlar. Hem kurumlar içerisinde ayrı bir örgütlenme kadın meclisi oluşturmak şeklinde olabilir. Alevi kurumlarının çoğunda kadın kolları söz konusu. Kadın kolları dediğiniz zaman yani böyle formalite bir kadın çalışması üretmek durumunda kalıyorsunuz. Ancak Alevi kadınların kadın meclisi gibi talebi de var. Siz bütün Alevi kadınlarını örgütleyerek bu yapı içerisinde söz söyleyebilecek noktaya getirdiğiniz zaman, itiraz edebilecek noktaya getirdiğiniz zaman değişimin önünü de açmış olacaksınız. Çünkü pasifize olmuş, eve, çocuk bakımına mahkum kalmış, erkeğe bağımlı hale gelen kadınların içine konuldukları kabukların dışına, alanın dışına çıkmaya başladıklarını da göreceğiz. Çünkü bunun tarihsel örnekleri de böyle.

    Bizlerin de böyle Alevi kadınlar olarak bir özgürlük yanılsamasına da düşmememiz gerekiyor. Alevi kadın örgütlenmesinin önündeki engellerden bir tanesi de bu. Aleviler genel olarak ‘bizim eşitlik özgürlük sorunumuz yok, biz Aleviler zaten eşit ve özgürüz, ayrım yapmıyoruz’ diyor ama pratikte deminden beri de konuştuğumuz bağlamda aslında Alevi kadınlarının ne genel toplum içerisinde ne de Alevilerin kendi toplulukları içerisinde özgür olmadıklarını görebiliriz. Rahat kıyafetler, istediği kıyafetleri giymek, erkeklerle aynı mecliste oturmak, onlarla birlikte içki içmek –ki bunlar ilk olarak özgür olmanın koşuluymuş gibi akla gelebiliyor- bu bir artı olabilir. Pek çok kesime göre bir artı olarak düşünülebilir. Ancak kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorunları da söz konusu. Gerek Alevi toplumu içerisinde gerekse Türkiye toplumu içerisindeki sorunlara çözüm üretebilmesi için ayrı örgütlenmesi, ayrı tartışması gerekiyor. Ayrı çalışmalar geliştirmesi gerektiğine inanıyorum.

    (HABER MERKEZİ)

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO

     

     

     

  • Öğretmen Şahin: Aleviliğin eril halini cemevlerinde görebiliyoruz-VİDEO

    Öğretmen Şahin: Aleviliğin eril halini cemevlerinde görebiliyoruz-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumlarında ve cemevlerinde erkek egemenliğin gün geçtikçe artmasına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyesi, felsefe öğretmeni Aynur Şahin, “Genel sosyolojik asimilasyonun yanında devletin eğitim aracılığı ile yürüttüğü asimilasyon politikasının Aleviliğin o evrensel, eşitlikçi yanını eril bir hale dönüştürdüğünü görüyoruz” dedi.  

    Aynur Şahin yaklaşık 15 yıl felsefe öğretmenliğinden sonra Mersin Akdeniz Belediyesi’ne Kadın Politikaları Müdürü olarak geçiş yaptı. Ancak burada 2 yıl çalıştıktan sonra KHK ile ihraç edilen DAD Üyesi Aynur Şahin, Alevi kurumlarında ve cemevlerinde kadınların neden yeterince yer bulamadığını ve erkek egemenliğin neden bu kadar arttığını değerlendirdi.

    “ALEVİLİK ASİMİLASYONA MARUZ KALIYOR”

    Alevilikte kadın ve erkeğin eşit olduğunu ve can olarak kabul edildiğini belirten Şahin, “Alevilik felsefesi tüm canlıları tüm varlıkları aynı değerde gören, 72 millete bir yaklaşan felsefeye ve bakış açısına sahip. Ancak son dönemlerde Aleviliğin asimilasyona maruz kaldığını görüyoruz” dedi.

    “ALEVİLER ÖTEKİLEŞME DURUMUNDA” 

    Geçmişte köylerden kentlere geliş ile birlikte kent yaşamının Alevileri birbirinden uzaklaştırdığını ortak yaşam alanları oluşturamadıklarını ve bu süreçte kendi inançlarını değerlerini koruyamadıklarına dikkat çeken Şahin şöyle devam etti:

    “Cemevlerinin oluşturulmaya, kurulmaya başlamasından sonra Alevilerde örgütlenme olayı ortaya çıktı. Bir örgütlenme çalışmasının Alevi toplumunun birarada devam etmesi açısından önemli bir olgu olduğunu görüyoruz. Ancak Alevilerin bir taraftan örgütlenmeye organize olmaya çalışırken öbür taraftan devletin geçmişten günümüze gelen politikalarının bir sonucu olarak yeterli direnci oluşturamadıklarına şahit oluyoruz. Çünkü Aleviler yetersiz örgütlendiği ve yetersiz politika ürettiği için devlet Aleviliği bir inanç, bir yaşam biçimi bir felsefe olarak kabul etmiyor ve reddediyor. Aleviler bu anlamda bir ötekileşme durumunda da kalıyorlar. Devletin asimilasyon politikaları ile birlikte bir yabancılaşma ortaya çıkıyor. Bu asimilasyon ve yabancılaşmaya en iyi örneklerden bir tanesi bu son iki yılda tartışılan ve belki hayata da geçmiştir Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi açma çalışmalarıdır. Bu liseden Alevi dedeleri yetiştirerek cemevlerine atayacaklar. Bu lisenin oluşturduğu müfredata baktığınızda daha çok İslami değerleri ve İslami bilgileri içeren dersler olduğunu görüyoruz. Aleviliğe ait çok fazla ders yok. Müfredatın ismi Hacı Bektaş’ı Veli ama elindeki müfredat farklı. Bu da buradaki çıkacak dedelerin de neye ve kime hizmet edeceğini ortaya çıkarıyor. Buna karşı Alevi kurumlarının bir tepkisi olmuştur.”

    “ALEVİLİĞİN ERKEKLEŞTİRİLME DURUMUNA ŞAHİT OLUYORUZ”

    Aynur Şahin, “Alevilikte sadece dedelik kurumu yok. Gündemde tutulan dede yetiştirme, posta oturan dede söylemleri üzerinden aslında Aleviliğin bir erkekleştirilme durumuna şahit oluyoruz. Genel sosyolojik asimilasyonun yanında aynı zamanda devlet eli ile eğitim aracılığı ile yürütülen asimilasyon politikaları Aleviliğin o evrensel, eşitlikçi yanının gittikçe eril bir hale dönüştürüldüğünü görüyoruz. Aleviliğin asimilasyona uğrayıp özünde uzaklaştırılmış o eril halini Alevi kurumlarında ve cemevlerinde de görebiliyoruz. Çünkü Alevi kurumlarının gerek merkez gerek ise şubelerindeki yöneticilerine baktığımızda büyük çoğunluğunun erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Ve kadınların bu hali ile yönetimlere dahil olamadıklarını, delege olamadıklarını veya orada söz ve karar mercilerinde yer alamadıklarını görüyoruz” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ İLE ALEVİLİĞİ ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIRIYORLAR”

    Şahin şunları ifade etti:

    “Alevilerin yaşadığı en önemli sorunlardan bir tanesi zorunlu din derslerinin varlığıdır. Zorunlu din derslerinin aynı zamanda Aleviliğin cinsiyet açısından da asimilasyona yol açan en büyük etkenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü zorunlu din derslerine baktığımız zaman daha çok İslami değerleri anlatan içeriğe sahip dersler söz konusu. AKP hükümeti de Kuran’dan HZ. Muhammedin hayatına kadar Alevilikle alakası olmayan, Aleviliği anlatmayan veya Aleviliği yeteri düzeyde anlatmayan zorunlu din dersleri koydular. Sayısını da giderek artırdılar.”

    “İSLAMİYET EŞİTLİKÇİ BİR DİN DEĞİL”

    İslamiyetin öyle çokta eşitlikçi bir din olmadığını belirten DAD Üyesi Aynur Şahin son olarak şunları kaydetti:

    “İslamiyet eril ve iktidarcı tarafı çok olan, yayılmacı tarafı olan, bu anlamda egemenlik kurma noktasında da farklı kültür ve inançları asimile etme potansiyeli yüksek olan bir inanç. Bizlerin çocukları da okullarda maruz kaldıkları zorunlu din dersleri ile hem Alevilik açısından bir asimilasyona maruz kalıyorlar, hem de eril bir eğitimden geçerek kendi inançlarının erilleşmesine ve erkek egemen bir yapıya bürünmesine yol açıyorlar. Bizlerin bu anlamıyla hem açılmak istenen okullar hem de okullarda verilmek istenen zorunlu din derslerine çok ciddi karşı duruşlar sergilememiz gerekiyor. Hem inancımızın kendisine hem içeriğine hem de erkekleşmesine yönelik bir mücadele anlamına gelmektedir. Yine kadınlar olarak kendi kurumlarımız içerisindeki bu erkek egemen yapıyı kırmak adına daha örgütlü bir yerden çalışma yürütmemiz ve bunu değiştirmek için çaba harcamamız gerekiyor.”

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN