Etiket: ayşe çelik

  • Eşi tarafından katledilen Ayşe Çelik, kadınların omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı-VİDEO

    Eşi tarafından katledilen Ayşe Çelik, kadınların omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı-VİDEO

    PİRHA-Eyüpsultan’da boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Ayşe Çelik’in cenazesi, tabuta mor güller bırakan kadınların omuzlarında uğurlandı.

    Ayşe Çelik, dün Eyüpsultan’da boşanma aşamasındaki eşi Engin Çelik, tarafından katledildi. Ayşe Çelik, Sultangazi’de son yolculuğuna uğurlandı. Kadınlar Ayşe Çelik’in tabutuna mor güller bıraktı. Ayşe Çelik, toprağa verilmek üzere Şanlıurfa’ya gönderildi. Kadınlar sık sık ‘Kadın cinayetleri politiktir’ sloganları attı.

    “KADINLARIN KATLEDİLMESİNİN EN BÜYÜK SEBEBİ CEZASZILIK POLİTİKASI”

    Sultangazi Kadın Dayanışması, Ayşe Çelik’in katledilmesine tepki göstererek basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Katledilen kadınlar isyanımızdır’ pankartı açıldı.

    Yapılan açıklamada, “Ayşe Çelik dün evli olduğu ve boşanmak üzere olduğu eşi Engin Çelik tarafından katledildi. Çok öfkeliyiz ve isyandayız. Kadınları koruduğunu söyleyen devlet, kadınları koruma mekanizması olarak kendi baskı politikalarını uygulamaktadır. Cezasızlık politikaları kadınların katledilmesinin en büyük sebebidir. Kadın cinayetlerine alışmayacağız, yaşamlarımızın elimizden alınmasını kabul etmiyoruz. Kadınları bir araya gelerek mücadelemizi büyütmeye çağırıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ortaca katliamı’ olarak bilinen olayın gerçek yüzü /Dosya 1-VİDEO

    ‘Ortaca katliamı’ olarak bilinen olayın gerçek yüzü /Dosya 1-VİDEO

    PİRHA-Alevi katliamı olarak bilinen Ortaca olaylarının tanıklarıyla konuştuk. Muğla’nın Ortaca ilçesinde bir tarla meselesi yüzünden çıkan olayların Alevi ve Sünni tanıkları, “Olay bir tarla yüzünden çıktı. Devlet müdahale etseydi olaylar çok büyümeyecekti” dedi. Tanıklar,  Sünni bir gencin bir başçavuş tarafından öldürülmesinin ardından olayları alevlendiren durumun ise Alevi bir kadına yapılan cinsel saldırı olduğunu kaydettiler. 

     Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Fevziye Köyü’nde 1966 yılının Haziran ayında çıkan arazi kavgası Alevi Sünni çatışmasına dönüştürülmek istenmişti. 5 Haziran 1966 yılında çıkan çatışmalarda uzatmalı başçavuşun kabzasından çıkan kurşunla 15 yaşındaki Halil Sarı adındaki Sünni bir çocuğun yaşamını yitirdiği Ortaca olaylarında bunun dışında can kaybı yaşanmadığı, PİRHA’ya konuşan tanık anlatımlarıyla ortaya çıktı.

    HALK ÇIKMAK ZORUNDA KALMIŞ

    Ortaca olayı yaşanmadan önceki dönemde, Hidivi Abbas Paşa’nın arazilerine ödeyemediği borçlarından dolayı el konulduktan sonra 1928 yılında devlet tarafından işletilmesi için Fransız bir şirkete kiralanmış. 1938 yılına kadar çiftliğin işletmesi Fransız şirkette kalırken daha sonra Dalaman Devlet Üretme Çiftliği’ne (TİGEM) dönüştürülmüş. Halk dilinde Kargılık olarak bilinen bu bölgede yaşayan yurttaşlar bu verimli araziden başka bir yere göç etmek zorunda kalmış. Böylece Dalaman Çayı’nın batısından doğusuna yerleşen halkın bir kısmı Güzelyurt ve Fevziye Köyü’ne bir kısmı da Ortaca Cumhuriyet Mahallesi’ne yerleşmiş.

    TİCARET ALEVİLERİN ELİNDEYDİ

     1966 yılında Ortaca olaylarından önce ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı Fevziye Köyü’nde Arap, Yörük, Çerkez gibi farklı etnik kimlikler de bulunuyordu. O dönemde Fevziye Köyü’nde 2 ayrı yazlık sinema salonu bulunuyordu. Fevziye köyünün genel kültür düzeyi diğer köylere oranla daha yüksekti. Günümüzde Ortaca merkezde bulunan Fevziye Mahallesi’nde yaşayanların bir kısmı bu köyden oraya göç etmiş. Şimdi Cumhuriyet Mahallesi olarak bilinen mahallenin tamamında Alevi yurttaşlar yaşıyor. Fevziye Köyü 1966’da bölgede etkiliyken, Ortaca merkezde ise ticaretin büyük bir kısmı Alevilerin elindeydi.

    NAZMİ YAVUZ ARAZİYİ 10 YILLIĞINA KİRALAR

    Çatışmayı ortaya çıkaran sürecin başlangıcı ise o dönem Kızılyurt Köyü olarak bilinen ve şu an Güzelyurt olarak anılan yerde, toprak sahibi olan Sünni bir kişi, Alevilerin yaşadığı Fevziye Köyü sınırları içerisindeki bir kısmı bataklık olan araziyi devletten kiralamasıyla başlar. Devlet Alevilere (Feyziye köylülerine) bu alanı kiralamak istese de Alevilerin ekonomik anlamda gücü olmadığından dolayı (traktör-makine) arazileri işletemez. Bunun üzerine bir kısmı su ile kaplı bataklık alanın Akçagöl mevkiinin Kızılyurt köylüsü olan Nazmi Yavuz 1957’de 10 yıllığına kiralar. Bu alanı Nazmi Yavuz’un kurutup, tarım alanına çevirmesi gerekir. 10 yılın sonunda yüzde 61’i Sünni yurttaş Yavuz’un, yüzde 39’u ise devletin/hazinenin olacaktır. 1963 yılına kadar Yavuz, bu araziyi tarım alanı olarak ıslah ederken, 1963 yılında devlet tek taraflı olarak sözleşmeyi fesh eder. Yavuz araziyi işletmeye devam ederek, daha geniş bir alanı tarıma elverişli hale getirir.

    Yavuz’un bataklığı kurutarak ektiği alanı artırması kimi Sünni kişilerle aralarında yer yer tartışmalara neden olurken; olay, Alevilerin dahil olmasıyla birlikte daha da büyür. Yaşanan olayda bir kişi yaşamını yitirir. 1966 yılından bu yana yaşanan bu olay katliam olarak anılıp kınanırken, o dönemin tanıkları ise bunun “katliam” olmadığını söylüyor.

    Biz de dönemin tanıklarına ulaşarak yaşanan olayları onlardan dinledik.

    YÜZDE 61’İ DEVLETİN, YÜZDE 39’U TOPRAK İŞLETENİN

    Şu an olaylara neden olan Akçagöl mevkiindeki bataklık arazide yaşayan Nazmi Yavuz’un oğlu Selahi Yavuz, o yıllarda yaşananlara dikkat çekerek, şunları söyledi:

    “Maliyenin arazileri üzerindeki toprakları hak edinmedeki anlaşma şekli belliydi. Bataklık olarak bulunan toprakların ıslah edilip, tarım haline dönüştürüldüğü yerin yüzde 39’u devletin, yüzde 61’i de toprakları işleyen kişinin olurdu. Babam bu şekilde 1956 yılında devletle anlaşma yapmıştı. Biz Güzelyurt Köyü’nde otururken buradaki 80 dönüm arazimizi satıp tüm gücümüzü Akçagöl’e aktarıyorduk. O yıllarda özellikle kışın Akdoğan Ovası çok su tuttuğundan Güzelyurt’tan Sarıgerme’ye ulaşmak oldukça güçtü. Bu nedenle Akçagöl’e gitmek için Fevziye Köyü’nün içinden geçip Çürükardı mevkii Kükürt yolunu kullanıyorduk. Osmaniye Köyü’nde oturanlar da Ortaca’ya ulaşmak için Mergenli Köyü Güvez Mahallesi’ne dolanan dağın eteğini kullanırdı. 365 dönümlük arazinin büyük bölümü bataklık ve su altındaydı. Kışın yağan yağmurla birlikte Dalaman Çayı taştığı zaman bu bölge zaten göl oluyordu. Araziye sahip olabilmemiz için bir an önce bataklık alanın kurutulması gerekiyordu. Babam bunun için traktör satın aldı. Kendi gücümüzle bu işin üstesinden gelmemiz oldukça zordu. Zaten benim de askerlik çağım gelmiş, Ortaca yerlilerinden birkaç kişiyi çalıştırmak için yevmiyeci adam tutmuştuk.”

    “OLAYI ALEVLENDİREN TECAVÜZ OLDU”

    Şu an Fevziye Köyü’nde yaşayan emekli öğretmen Enver Duran, asıl mevzunun arazi davası olduğunu kaydetti. Duran, o dönem yaşananları şöyle anlattı:

    “550 dönümlük arazi bir göldü. ‘Devlet burayı temizle senin olsun demiş’ Nazmi Yavuz’a. O adam da bizim köy hudutları içeresinde burayı yıllarca sürdü. ‘Bizim köyde bu kadar aç varken, bize de pay verilsin’ denildi. Adam çiftçiler tutmuş, bizimkiler de onlara müdahale ediyorlar. Daha sonra ‘Aleviler şunu dövüyor, bunu dövüyor’ diye ortalığa yaydılar. Köyü ablukaya aldılar. Ortaca’da sinema bastılar. Sinemacılar Aleviydi. Sinemayı parçaladılar. Bizim köyü ablukaya aldılar. Tek bir köprümüz vardı dışa açılan, o köprüyü yıktılar. Geceleri sabaha kadar silah sesleri geliyordu. Biz burada bir ay boyunca aç kaldık.”

    “BİZLERİ ASMAK, KESMEK İSTİYORLARDI; DEVLET PASİFTİ”

    Köylerinde yaşayan herkesin paylaşımcı olduklarını ifade eden Duran, “Köy bir mozaikti. Alevi, Roman, Çerkez, Yörükler vardı. Köyde un kalmamıştı. Un öğütmek için Ortaca’ya gittiler. Orada bunları ‘siz bunları Alevilere yapıyorsunuz’ diyerek dövmüşler. Amaçları bizi aç bırakmaktı. Bir ay boyunca geceleri nöbet tuttuk. Bizleri asmak ve kesmek istiyorlardı. Devlet bu işte pasif kaldı, olayların büyümesini istedi. O zamanlar Haydar Sükan diye biri jandarma genel komutanıydı. Ortaca’ya bir yarbay bir karargah kurdu. Kendisi de orada yatıyordu, kalkıyordu. Köprünün oraya bir seyyar karakol yaptı. Adam geceleri gidiyordu. Köye, Aydın il komutanı geldi. ‘Baskın yapacaklar’ dedim. Bana ‘Ulan benim bir anda 7 kişiyi vurma yetkim var. Sen ortalığı mı tahrik ediyorsun’ dedi. Ben de ‘Öyle bir düşüncem yok’ dedim. Bizim köyden isim verilmiş 10 kadar kişiyi aldılar, hapishaneye götürdüler. Bir de burada yaşayan gözü görmez kulakları sağır bir kadına tecavüz olayı oldu arazinin olduğu yerde. Bu durum yaşananları alevlendirdi.” ifadelerini kullandı.

    “OLAY TARLA YÜZÜNDEN ÇIKTI”

    Olaylar sırasında Tuğlu’nun (Nazmi Yavuz’un) kızı Ayşe Çelik’in tahra ile başına darbe almasının ardından ‘Aleviler bizim kızlarımıza tecavüz ettiler’ diye dedikodular dolaşmaya başlamış. Bu dedikodulardan rahatsız olduğunu söyleyen Çelik, durumu şöyle anlattı:

    “Sabah Akça Köyü’ndeki arazimizde işçilerimizle çalışmaya başladık. Dağdan silah sesleri geliyordu. Elleri silahlı adamlar ve yanlarında kadınlar yanımıza geldi, buradaki çalışmayı bırakmamızı söylediler. Babam onlara her şeylerini satıp buraya geldiğini anlatmaya çalışırken, kavga başladı. Kardeşlerimi dövdüler. Babama vurduklarında ben de kavgaya karıştım. Bir kadın elindeki tahrayı başıma vurdu, bayılmışım. Akçagöl’de traktörümüzün mazot deposuna kum doldurmuşlar. Ön tekerleklerini de söküp atmışlar. Babam benim başımda kan görünce ağaçları göle atıp yol yapmaya çalıştı. Bu şekilde canımızı kurtardık. Bizler de bir ay evlerimizde yatamadık, korktuk. Babam bizi akrabaların yanına götürdü. Eve gelmedi, biz de korkuyorduk. O dönemde “Aleviler camiyi basacaklar, evlerimizi basacaklar, öldürecekler, camiye saman koyup yakacaklar” korkusu yaşadık. Ben o dönemleri unutamıyorum. Bir de bazı gazeteciler babam için ağa diye yazmışlar, hakaretler etmişler. Bu bizi öfkelendiriyor. Olay arazi üzerine başladı. Biz tarlayı yapınca Fevziye’dekiler de bizim arazimizdir dediler; bir sürü olay yaşadık.

    KÖYDE ‘KAVGA ÇIKACAK’ SÖYLENTİLERİ

     Olayların diğer bir tanığı da o yıllarda Güzelyurt (Kızılyurt) Köyü’nde bakkallık yapan Mustafa Cennet. Dalaman Çayı üzerinde bir de teknesi bulunan Cennet, bu tekne ile Fevziye Köyü’nde yaşayan arkadaşı Durali Kirtik ile denize açılıp tuttukları balıkları köyde sattıklarını söyledi. O günlerde ortalıkta Güzelyurt Köyü’nden bazı kişilerin (Nazmi Yavuz’a) Tuğlu’ya eziyet edenlerle kavga edecekleri haberlerinin dolaştığını aktaran Cennet, yaşanan olaylarla ilgili şunları belirtti:

    “O gün yine balıktan geldik, kayığı çayın içine soktuk. Hacı Rıza ve hanımı tarlasında çalışıyorlardı. Biz Durali ile beraber Hacı’ya dedik ki ‘Arkadaş köyden bazı insanlar burayı karıştırmaya gelecekler, gelin sizi kayıkla karşıya geçirelim. Ortalık pek iyi değil, millet sakinleşince tarlanıza yine gelirsiniz.’ Fakat Hacı bizi dinlemedi, inat etti ve ‘Benim Tuğlu ile aramda bir hesap yok’ dedi. Ben, tekrar ısrar ettim; ‘Bak bu iş Tuğlu’dan çıktı, millet Tuğlu muğlu dinlemiyor artık, hiç olmazsa yengeyle çocuğu köyüne götürelim’ dedim. Hacı, kararından vazgeçmeyince ben kayığı bağladım. Durali, kendi köyü Fevziye’ye, ben kendi köyüm Güzelyurt’a döndük. Bizden sonra da adamlar gelip Hacı ile karısına eziyet edip dövmüşler. Benim kayığı kurşunlamışlar, kayık delinince de batmış.”

    “RIZA ÖZDEMİR’İN EVİNE SALDIRMIŞLAR”

     Dönemin diğer bir tanığı olan Remzi Yılmaz da “Tuğlu’nun başına bu işler gelip zorda kalınca Güzelyurt Köyü’nden 6 traktör Akçagöl’deki Nazmi’nin arazisine pamuk ekmek için yola çıkıldı. Ben, bir vatandaşın traktörü arkasında pamuk ekim makinesi mibzeri kullandım. Bizimle beraber 15 kişi de geldi. Çifte başladığımızda gelenlerden bazıları dağıldı. Akşama kadar ekimi bitirip döndük. Fakat öğleyin birkaç kişi Akçagöl’de kendi arazisinde ailece kendi yaşamını sürdüren ve kimseye en ufak bir zararı olmayan Rıza Özdemir’in evine saldırıp hiç hoş olmayacak davranışlarda bulunup eziyet etmişler” dedi.

    “BANA KÖTÜLÜK YAPTILAR ANLATAMAM”

    Olaylarda tecavüz edilen G. Ö. de, “Bizim Akdeniz Evleri dediğimiz bölgede 3 dönüm yerimiz vardı. Buraya çitten bir ev yaptık. Pamuk, kavun-karpuz ekiyorduk. Daha önceleri burada Tuğlu’nun çocuklarını dövüp kızını yaralayıp eziyet etmişler. Bir sabah Güzelyurt Köyü’nden Mustafa Cennet ile Fevziye Köyü’nden Durali Kirtik, denizden balık tutmuşlar. Çaydan sandalla içeri girip teknelerini bizim evin yakınına bağlıyorlardı. Mustafa ile Durali eşime,  ‘Rıza, köylüler bu olaylardan ötürü çok kızgın ve sinirli. Bugün buraya gelecekler. Sana ya da karına bir zarar gelmesin, buradan birkaç gün uzak durun. Gelin biz sizi sandalla karşıya geçirelim, bir süre ortalıkta görünmeyin’ dediler. Eşim Rıza da onlara ‘Benim Tuğlu ile bir alıp veremediğim yok, bana zarar vermezler’ dedi.

    “Adamlar ısrar etti ama eşim onları dinlemedi biz de kaldık” diye belirtti. Sabah 10 kişilik bir grubun geldiğini sözlerine ekleyen G.Ö. “Kalabalık bir grup traktörlerle Tuğlu’nun arazisine geldiler. Ellerinde silahlarla birilerini aradıkları belliydi. Tarlaların ve çayın her yerine baktılar. İçlerinden 4 silahlı adam bizim eve gelip eşimi dövmeye başladılar. Benim kucağımda 1 yaşında çocuğum vardı. Evimizin önündeki köpek havlamaya başlayınca köpeği öldürdüler. Eşyalarımızın bir kısmını ve pamuk çekirdeklerimizi çaya atmaya başladılar. Daha sonra da bana eziyet ettiler, kötülük yaptılar ama bu yapılanları söyleyemem” dedi.

    “ZAMANINDA MÜDAHALE EDİLSEYDİ OLAYLAR BÜYÜMEZDİ”

     Diğer bir tanık Safi Kozak da olayların büyümesiyle ilgili şunları söyledi:

    “Fevziye-Akçagöl’de başlayan olayların Ortaca’ya sıçramasının nedenlerinden birisi; Tuğlu’nun Ortaca’dan getirip çalıştırdığı işçilerin birkaç kez dövülmüş olmasıdır. Haliyle bu adamların yakınları gerilmeye ve olayları hazmedememeye başladı. Gerek Köyceğiz İlçe, gerek Ortaca Jandarma Karakol Komutanlıkları olaylara zamanında müdahale etseydi büyümeden çözümlenebilirdi. Çünkü tek hadise olmuyor, aynı konu üzerinde (arazi tartışması) 3-5 yıl sürüp gidiyordu.”

    “BU İŞİ TEZGAHLAYANLAR KÖPRÜYÜ DE YIKMIŞTI”

    Cemil Gökçen de olaylara ilişkin şöyle konuştu:

    “Akşama doğru bir adam, motosiklete binmiş Yeşilyurt, Karadonlar, Mergenli, Sarıgerme ve Güzelyurt Köylerini dolaşıp bizim Akıncı Köyü’ne geldiğinde ‘Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin! Ortaca’da yürüyüş yapılacaktır. Herkes gelsin!’ diye bağırarak geçti gitti. Ben, ‘Acaba bu adamı kimler ayarttı da, insanları kışkırtıp galeyana getirmek için bağırıp çağırıyor’ diye kendi kendime söylendim. Daha sonra aynı güzergahtan bir kamyon geldi. İnsanlar kamyonun kasasına doluşmuşlardı. Bizim Akıncı Köyü’nde, rahmetli Cemil Ötken’in işlettiği sinemayı dağıtmışlar. Kamyon Ortaca istikametine doğru gitti. Bu işi tezgahlayanlar Fevziye Köyü ile Güzelyurt Köyü arasındaki köprüyü de yıkmışlar. Aleviler ve Sünniler yıllar boyu bu topraklarda kardeş gibi yaşadılar. Kimi kime kırdırtıyorlar. Birkaç cahil ve düşüncesiz insanın ortalığı karıştırdığı bir işti bu.”

    “İNSANLARIN ASIL ARADIĞI KARAKOL KOMUTANIYDI AMA O DA YERİNDE YOKTU”

    Tanıklardan Ali Aydın da şunları kaydetti:

    “Karanlık çökmüş, el ayak ortadan çekilmişti. Daha çok köylülerden oluşan ve Arıkbaşı, Dalaklı Mahallesi insanlarından bir araya gelmiş eli silahlı ve sopalı 300 kişilik bir grup, ışıkları söndürülmüş traktörlerle Cengiz Topel Caddesi’nin Güney kısmından Ortaca’ya geldi. İleri gelenlerden bazıları Cumhuriyet Caddesi ve Cengiz Topel Caddesi’nin kesiştiği makasta durup aralarında bir şeyler konuştular. Burada traktörler bırakıldı ve sessiz bir şekilde çarşı merkezine doğru yüründü. İnsanların asıl aradığı karakol komutanıydı ama yerinde bulamadılar. Jandarmalarla tartışma çıktı ve karşılıklı havaya silahlar sıkıldı.”

    “BAZILARI 21 GÜN CEZAEVİNDE KALDI”

    Tanıklardan Yakup Ekiz ise şunları söyledi:

    “Köylerden gelen kalabalık grup ellerine aldığı odun-sopalarla çarşı içine doğru yürümeye başladı. İlk önce karakola gidildi. Karakol komutanına karşı bir kızgınlık vardı. Jandarma kalabalığın dağılması yönünde bağırıp çağırıyordu ama kimse dinlemiyordu. Jandarma havaya ateş açınca kalabalık grup da havaya ateş etmeye başladı. Komutanın karakolda olmadığı anlaşılınca kalabalık bu kez sinemanın olduğu yöne doğru yürüdü. Ortalık iyice karıştı, sinemada bulunan birkaç kişi bu kalabalık tarafından dövüldü. Daha sonra bugünkü Ünal Daka Çocuk Parkı’nın olduğu yerde toplanıldı ve grupların öncüleri herkesin dağılmasını söyleyince saat 22.30 gibi herkes evine gitti. Bunlardan bazıları 21 gün Köyceğiz Cezaevi’nde tutuklu kaldı. Hiç olmaması gereken olaylardı yaşananlar. Allah bir daha o günleri yaşatmasın.” dedi.

    “KARAKOL KOMUTANI ZAMANINDA MÜDAHALE ETSEYDİ BÖYLE OLMAZDI”

    O yıllarda bugünkü Hükümet Konağı karşısında eski değirmenlerin olduğu yere bir kahvehane açan Mehmet Ekiz de “Nahiye Müdürü Kamil Kormaz, bu mekanı çalıştırmam için ruhsat vermedi. Aramız bu yüzden kendisiyle açıldı. Ben de daha sonra çarşı içine bir kahve açtım. Köylüler Ortaca’ya yürüdüğü gün mekanımdaydım. Kalabalıktan birileri sinemanın önünde Nahiye Müdürünü, Zabıta Memuru Halil Erkan’ı ve bazı kişileri tartaklamışlar. Müdürle önceden aramızda tartışma olduğundan olaydan sonra, kendisini dövdüm diye hakkımda şikayette bulunmuş. Bu sebepten dolayı bazı arkadaşlarla birlikte bir süre Köyceğiz Cezaevi’nde kaldık. O günler olmaması gereken olaylardı bunlar. Karakol komutanı zamanında suçlular hakkında işlem yapsaydı olaylar bu boyuta gelmezdi. Birçok insan bu hadiselerden dolayı zarar gördü” dedi.

    “FİLM MAİNESİNİ KIRMIŞLAR”

    O yıllarda Ortaca’da elektriğin olmadığını dile getiren Selahattin Kozak, “Jeneratörle çalışan sinemanın işletmeciliğini rahmetli dayım Cemil Ötken yapıyordu. Fakat o gün dayım, Akıncı Köyü’nde bulunan sinemasına gitmiş, Ortaca’daki sinemanın makinistliğini de Hasan Kıdır’a bırakmıştı. Ortalama 40 kişilik yazlık sinemanın çevresi kargılarla çevrilmişti. O yıllarda sinemalarda sandalye olmadığından seyirci filmi izlerken yere oturur ya da evinden kendi sandalyesini getirip, götürürdü. Biz, sinemanın yanındaki kahvede iki arkadaş oturuyorduk. Bağrışmalarla birlikte kalabalık bir grubun karakol tarafından sinemaya doğru geldiğini görünce pencereden atlayıp kaçtık. Bizden sonra film makinesini kırmışlar; sinemayı çevreleyen kargıları parçaladıktan sonra da birkaç kişiyi dövmüşler” ifadelerini kullandı.

    “BABAMI ALEVİ OLDUĞU İÇİN ÖNÜNE GELEN BIÇAKLAMIŞ”

    Sinema salonuna yapılan baskına tanıklık eden ve burada babası dövülen Seyhan Bayat ise o gün yaşananları şu ifadelerle anlattı:

    “Ortaca’da halam Şüheda ebeydi. O da çarşıda sinemanın karşısında oturuyordu. Olayların olduğu gece babamın bir arkadaşı Fethiye’den gelmişti. Babam anneme ‘Misafirim gelmiş biz oturacağız, sen de çocukları al Şüheda’ya git’ dedi. Ablam, ben, kardeşim ve annem gittik. Film başlayacak diye pencereden bakıyorduk. Duvarın kenarına bir sürü eli sopalı insanlar yanaştı. Halama gittim ‘Hala duvarın dibinde bir sürü insan var’ dedim. Halam geldi camın önüne baktı kaç kişi tahmin edemem ama baya kalabalıktı ‘eyvah’ dedi. Sinemanın başlamasına yarım saatten fazla zaman vardı. Fazla kişi yoktu içeride, birkaç aile vardı. Halam hemen gaz lambasını söndürdü. Bizi hemen divanın altına soktu ve ‘ne olursa olsun divanın altından çıkmayacaksınız’ dedi. Ses etmedik ama titriyoruz. Sonra ses kesildi. O esnada bunlar çarşıya gitmişler. Çarşıda babamla arkadaşı oturuyormuş kahvede. Babamda normalde hep silah olurdu. O gün silahını almamış, yanında bıçak vardı. Kahvede babamlar otururken akrabamız babamın yanına gelerek ‘kalkın evinize gidin burayı basacaklar’ demiş. Babam da ‘gelecekleri varsa görecekleri de var’ diyerek kalkmamış. 10 dakika sonra kahveye saldırıyorlar içeri girenler ‘burada Alevi var mı?’ diye sesleniyorlar. Babam ve arkadaşı dışında kimse yok. Herkes boşaltmış kahveyi. Babam da ‘Ben varım Alevi olarak’ diyor. Babama saldırıyorlar yanındaki Sünni olan arkadaşına ‘sen çekil kenara’ diyorlar. Ona dokunmuyorlar. Babamı her önüne gelen bıçaklıyor. Hastaneye kaldırıyorlar. Bu olaydan sonra evi taşıyıp İzmir’e gittik.”

    Rohat EMEKÇİ/İsmail SİVASLI

    Yarın Ortaca Olayları Dosya 2: Gazeteler “Sünni Alevi çatışması” diye verdi

    İlgili Haberler:

    Ortaca Olayları Dosya 2

    Ortaca Olayları Dosya 3

     

     

  • Ayşe öğretmen tahliye edildi

    Ayşe öğretmen tahliye edildi

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi, ‘Çocuklar ölmesin’ dediği için hapis cezası alan Ayşe öğretmenin başvurusunda ihlal kararı verdi. Ayşe Öğretmen tahliye edildi.

    ‘Çocuklar ölmesin’ dediği için cezaevine giren Ayşe Öğretmen, hakkında Anayasa Mahkemesinin verdiği “hak ihlali” kararının ardından tahliye edildi.

    2015 yılında, bölge illerindeki sokağa çıkma yasakları sırasında, Beyaz Show’a telefonla bağlanarak “Çocuklar ölmesin” diyen öğretmen Ayşe Çelik’e 15 aylık hapis cezası verildi. Cezasının infazı üç kez ertelenen Çelik, 17 Nisan’da cezaevine girdi. Çelik’in avukatı Mahsuni Karaman, kendilerine; Anayasa Mahkesinin, “Ayşe Öğretmen başvurusu ile ilgili ihlal kararı verdiği” bilgisinin ulaştığını açıkladı. Karaman bunun üzerinde infazın durdurulması talebinde bulunduklarını belirtti.

    Karaman’ın Twitter üzerinden yaptığı açıklama şu şekilde:

    “Kararı henüz görmemekle birlikte, Anayasa Mahkemesinin, Ayşe Öğretmen başvurusu ile ilgili ‘ihlal kararı verdiği ve ihlalin giderilmesi için karar örneğini hükmü veren mahkemeye bildirdiği’ bilgisi ulaştı bize. Bunun üzerine infazın durdurulması talebinde bulunduk.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu-VİDEO

    Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu-VİDEO

    PİRHA – Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri ‘Barış’ temasıyla sahiplerine verildi. 

    Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri sahiplerini buldu. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen ödül törenine Barış Anneleri, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, avukat Eren Keskin, oyuncu Nur Sürer, Pir Haber Ajansı’ndan Turabi Kişin,  CHP Milletvekili Zeynep Altıok, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.

    Ödül töreni hayatını kaybeden insan hakları savunucuları için bir dakikalık saygı duruşu alkışlar eşliğinde başladı.  Daha sonra Ayşenur Zarakolu için hazırlanan sinevizyon gösterildi.

    “EN ÇOK YASAKLANAN SÖZCÜK BARIŞ”

    Ödül töreninde konuşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, düşünce ve ifade özgürlüğünün en çok ihlal edilen bir alan olduğunu ve barış sözcüğünün de en çok yasaklanan sözcük olduğunu söyledi. Yoleri, bunun  için bu seneki ödülün adına düşünce ifade özgürlüğü ve barış ödülü denildiğini kaydetti.

    “ÇOCUKLAR ÖLMESİN DEMEYE DEVAM EDECEĞİM”

    “Çocuklar ölmesin” sözüyle tanınan öğretmen Ayşe Çelik ödül aldı.  Ödülünü oyuncu Nur Sürer’in elinden alan Çelik “Çocuklar ölmesin demenin sonucu buraya varmış.  Erken doğum yaptım.  Çok sevdiğim mesleğimden oldum. Yaşadığım yerden ayrılmak zorunda kaldım.  Sözlerimin arkasındayım. Dili, rengi ne olursa olsun çocuklar ölmesin.  Demeye devam edeceğim.

    “BARIŞ DEMEK KURŞUNUN KENDİNE DÖNMESİ DEMEK”

    İkinci ödül ise HDP’nin cezaevinde bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş aldı. Salonda zılgıtlar yükselirken ödül alanların kısa geçmişleri okundu. Demirtaş adına ödülü Barış Anneleri aldı. Kürtçe yapılan konuşmada şunlar belirtildi: “Türkiye’de barış demek çok zor bir durum. Barış demek kurşunun kendisine dönmesi demek.  Barış mücadelesi çok zor bir mücadelede.  Bu mücadeleyi yürütenlerden anlıyoruz. Barış ödülünü veren kişilere teşekkür  ediyoruz. Selahattin ve diğer tutsaklara selamlarımızı söylüyoruz.

    Cezaevinde bulunan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu adına ödülü Özlem aldı. Hamzaoğlu’nun mesajı okundu. Mesajda “Ben yüreğindeki insanlık sıcaklığını söndürmemek için doğruyu savunan bir insanım” denildi.

    “GÖRÜLMEYENİ GÖSTERMEYE DUYULMAYANI DUYURMAYA KARARLIYIZ”

    Gazeteciler adına ödülü alan Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, “Cezaevlerinde düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için gazeteciler, öğrenciler, milletvekilleri, akademisyenler var. Onların moralleri iyi. Çünkü  biliyorlar ki haklılar.  Kazanacağız. Cumhuriyet Gazetesi çalışanları olarak görülmeyeni göstermeye duyulmayanı duyurmaya kararlıyız. Bedeli ne olursa olsun” dedi.

    Tutuklu avukatlar adına Sezin Uçar’a ödül verildi. Uçar adına ödülü alan avukat Gülhan Kaya şunları söyledi: “Bir taraftan savumanlık  yapıyoruz bir taraftan sanık oluyoruz. Bu ödülü bütün tutuklu avukatlar adına alıyorum.”

     İnsan Hakları Derneği (İHD) Bitlis Şubesi eski yöneticisi Hasan Ceylan adına ödülünü alan Maşallah Ceylan, “Hasan Ceylan dışarıda olsaydı Silopi ve Cizre’de bodrumlarda katledilenler adına alırdı bu ödülü” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİ YAZMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Özgür gündem adına Sadiye Eser ödülü Pir Haber Ajansı Haber Müdürü Turabi Kişin’in elinden aldı. Eser, “Bütün alanlarda hak ihlali olmakla beraber en çok baskıya özgür basın maruz kaldı. Ape Musa’nın bıraktığı kalemi devralan gazeteciler olarak hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    Boğaziçili öğrenciler tutuklu arkadaşlarının ismi yazılan tşörtleri giyerek ödülleri arkadaşlarının adına aldılar. (HABER MERKEZİ)

     

  • Ayşe Öğretmenin bebeği cezaevinden alındı

    Ayşe Öğretmenin bebeği cezaevinden alındı

    Ayşe öğretmenin bebeği Deran cezaevinden alındı. Bebeğin cezaevi koşullarında zorlandığı belirtildi.

    Beyaz Show’a telefonla bağlanıp “Çocuklar ölmesin” dediği için hapis cezası alan öğretmen Ayşe Çelik’in (‘Ayşe öğretmen’) bebeği Deran cezaevinden alındı. Bebeğin her gün emzirilmek için annesinin yanına getirildiği belirtildi.

    Programın ardından Çelik hakkında ‘terör örgütü propagandası yapma’ iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma sonucunda Çelik’e verilen bir yıl üç ay hapis cezası 2 Ekim’de onanmıştı.

    Ayşe Öğretmenin bebeğinin cezaevi koşullarına dayanamadığını belirten Mehmet Bekaroğlu, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Ayşe öğretmen 20 kisilik koğuşta 33 yetişkin 9 çocuk yani 42 kişi kalıyor. Deran bebek bu ortama dayanamayıp ninesine gönderildi. Her gün emzirmeye getiriliyor ama yollarda hasta oluyor. ‘Barış, hayat’ dediği için bunca zulüm..! Ayşe Öğretmen serbest kalsın, bebeğine kavuşsun.” mesajı paylaştı. (HABER MERKEZİ)

     

  • IFEX’ten Ayşe Öğretmen için imza kampanyası

    IFEX’ten Ayşe Öğretmen için imza kampanyası

    İfade özgürlüğü savunucusu kuruluşları çatı örgütü International Freedom of Exchange (IFEX), “Çocuklar ölmesin” dediği için altı aylık bebeğiyle hapse giren öğretmen Ayşe Çelik’in serbest bırakılması adına bir imza kampanyası başlattı.

    Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmek üzere kaleme alınan “Ayşe öğretmen ve henüz doğmamış bebeği hapse girmesin” başlıklı kampanyayı şu ana kadar binlerce insan imzaladı.

    İmza metninde şu ifadelere yer aldı:

    “Daha doğmadan 15 ay hapis cezası…

    Henüz oluşumunu bitirmemiş bir insan yavrusu, dünyaya gelmek için sırasını bekliyor, sadece birkaç haftası kaldı. Geleceği dünyada onu neyin beklediğini o bilmiyor ama biz biliyoruz: 15 ay hapis.

    Annesi, öğretmen Ayşe Çelik çok büyük bir suç işledi. Telefonla katıldığı bir TV programında “Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” dedi, izleyiciler bu sözleri alkışladılar.

    Savcılar harekete geçti, soruşturma başlatıldı. Ama duyarlı insanlar da harekete geçti. Bakırköy Adliyesi önünde bir basın açıklaması yaptılar. Ayşe’nin sözlerini kendi sözleri olarak tekrarladılar. Yani aynı suç(!?)u aynen işleyerek kendilerini ihbar ettiler.

    Bakırköy savcısı, 3 ilden toplam 38 kişi hakkında dava açtırdı,

    Sonuç?

    38 kişiye beraat, Ayşe Çelik’e 15 ay hapis.

    Oysa Ayşe Çelik’in sözlerinde hiçbir suç unsuru yok.

    “Neden şunları söylemedi” gibi saçmasapan bir iddia ile, söylediklerinden değil, söylemediklerinden dolayı yargılandı ve ceza aldı.

    Diğer 38 kişi ise Ayşe ne dediyse aynını söyledi. Hem de alenen, medyaya da yansıyacak şekilde. Bir çoğu Diyarbakır Sur’a yeni gitmişti. Mahkeme ifadelerinde “Ayşe’nin söyledikleri doğrudur, az bile söylemiş” şeklinde ifadeler verdiler ama beraatten kurtulamadılar.

    Ayşe’nin “İbret-i Alem” olsun diye verilen cezası ertelenmedi.”

  • ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Ayşe öğretmen altı aylık kızıyla cezaevine girdi

    ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Ayşe öğretmen altı aylık kızıyla cezaevine girdi

    PİRHA- “Çocuklar ölmesin” diyen Ayşe öğretmen 6 aylık çocuğu Deran ile birlikte Diyarbakır E tipi Cezaevi’ne girdi.

    Telefonla bağlandığı televizyon programında “Çocuklar ölmesin” dediği için “Terör örgütü propagandası yapmak” gerekçesiyle hakkında açılan davada verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası onanan ve 6 aylık infaz erteleme süresi bugün dolan öğretmen Ayşe Çelik  10 gün infaz erteleme talebini reddedildi. Eşyalarını ve kızını alıp adliyeye gelen, Ayşe öğretmen, buradan geniş güvenlik önlemleri altında Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

    Adliye girişinde ve çıkışında öğretmen Ayşe Çelik’in açıklama yapmasına izin verilmedi. Adliyedeki işlemleri ve eve gidişi sırasında Çelik’e, HDP’li vekil Feleknas Uca ve CHP’li vekil Zeynep Altıok eşlik etti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Öğretmen Ayşe Çelik bugün cezaevine girecek

    ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Öğretmen Ayşe Çelik bugün cezaevine girecek

    1 yıl 3 ay hapis cezası onanan ve 6 aylık infaz erteleme süresi bugün dolan Öğretmen Ayşe Çelik’in 10 gün infaz erteleme talebi reddedildi.

    Bir televizyon kanalında yayınlanan programa bağlanıp, “Çocuklar ölmesin” dediği için “Terör örgütü propagandası yapmak” gerekçesiyle hakkında açılan davada verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası onanan ve 6 aylık infaz erteleme süresi bugün dolan Ayşe öğretmenin 10 gün infaz erteleme talebi reddedildi. Ayşe Öğretmen bugün cezaevine girecek.

    Cezaevine bugün girmesi beklenen Ayşe Çelik, avukatı ve kendisine destek olanlarla birlikte Diyarbakır Adalet Sarayına geldi. Ayşe Çelik’e destek için birlikte adliyeye gelenler arasında CHP Milletvekili Zeynep Altıok, HDP milletvekilleri Ziya Pir ve Feleknas Uca ile HDP ve CHP il yönetimi de var.

    Ayşe Çelik, mahkemeden 10 günlük daha erteleme talebinde bulundu ancak bu talep kabul görmedi. Eşyalarını toplamak üzere eve geçen Ayşe Öğretmen, bugün mesai saatleri içinde 6 aylık bebeği Deran ile birlikte cezaevine girecek.

    Beyazıt Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu Beyaz Show programına 2015 yılında telefonla bağlanan Çelik, Bölge illerinde yaşanan sokağa çıkma yasakları ve operasyon sırasında yaşananları anlatmıştı. Operasyonların sona ermesini isteyen Öğretmen Ayşe Çelik “Çocuklar ölmesin” demişti. Bu sözleri nedeniyle dava açılan Ayşe Çelik hakkında 1 yıl 3 aylık hapis cezası verilmişti. Çelik’in avukatı aracılığıyla yaptığı itirazı karara bağlayan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi de Çelik’in cezasını onanmıştı. O dönemde henüz 2 aylık bir bebeği olan Ayşe Öğretmene verilen ceza yapılan başvuru üzerine 20 Nisan 2018’e ertelenmişti. (Diyarbakır/EVRENSEL)


    Fotoğraf: Serpil Berk/EVRENSEL

     

  • Ayşe Öğretmen için imza kampanyası: Deran’ı ağlatmayalım!

    Ayşe Öğretmen için imza kampanyası: Deran’ı ağlatmayalım!

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), “Çocuklar ölmesin” dedikten sonra hapis cezası verilen öğretmen Ayşe Çelik hakkında tedbir kararı alması için imza kampanyası başlatıldı.

    Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show’daki sözleri nedeniyle, ‘Ayşe öğretmen’ diye anılan Çelik hakkında ‘terör örgütü propagandası yapma’ iddiasıyla dava açılmıştı. Çelik’e verilen bir yıl üç ay hapis cezası 2 Ekim 2017’de onanmıştı.

    Çelik, bebeğine hayatının ilk altı ayında evinde anne sütü verebilmek için infaz erteleme istemişti. Çelik’in avukatı Mahsuni Karaman, infazının ertelenmesi savcılığa başvuru yapmıştı. Başvuru üzerine Çelik’in cezasının infazı 20 Nisan 2018 tarihine ertelenmişti.

    Süre dolmak üzere. Eğer durumda değişiklik olmazsa Çelik ve altı aylık kızı Deran hapse girecek. Bunun engelleyebilecek tek yol ise AYM’nin alacağı bir karar.

    “DERAN’I AĞLATMAYALIM”

    Change.org adlı sitede, Çelik ve Deran’ın hapse girmemesi için AYM’nin karar alması talebiyle imza kampanyası başlatıldı.

    Kampanya metninde, AYM’ye yapılan başvuruya halen yanıt verilmediği belirtilerek, hapse girecek Çelik ve bebeği için “Şu anda bunu durdurabilecek tek güç Anayasa Mahkemesi’nin verebileceği tedbir kararı” dendi.

    Kararın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmeden AYMden dönmesi gerektiği belirtilen metinde “Bunun için el ele verelim: Deran bebek ve anası Ayşe öğretmeni ağlatmayalım” ifadeleri kullanıldı.

    Yeni başlatılan kampanyaya şimdiye dek binlerce kişi destek verdi.

  • ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Ayşe Öğretmen’in çocuğu dünyaya geldi

    ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Ayşe Öğretmen’in çocuğu dünyaya geldi

    PİRHA – Bir televizyon programına telefonla bağlanarak “Çocuklar ölmesin” dediği için hakkında açılan davada 1 yıl 3 aylık hapis cezası verilen ve geçtiğimiz günlerde cezası onanan öğretmen Ayşe Çelik, doğum yaptı.

    Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show programına telefonla bağlanarak Kürt kentlerinde yaşanan sokağa çıkma yasaklarını anlatarak, “Çocuklar ölmesin” dediği için hakkında dava açılan öğretmen Ayşe Çelik hakkında verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından geçtiğimiz gün onanmıştı.

    1 yıl 3 ay hapis cezası verilen Ayşe Çelik, dün gece bir erkek çocuğu dünyaya getirdi.

    Çelik, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar‘ın, “Cezaevine girecek olmak sizde bir kaygı yaratıyor mu?” sorusuna “Anne olma arifesinde tedirgin olmamak mümkün mü?” sorusuyla karşılık vermiş ve şunu söylemişti: “Şu an yaşadığım şey tedirginlikten öte annesi ve babası ile beraber sıcak bir yuva yerine, şefkatten uzak böyle bir ortamda çocuk sahibi olacak olmanın korkusu içerisindeyim.”

    NE OLMUŞTU?

    Yasak ve operasyonların sürdüğü dönemde Ayşe Öğretmen, bağlandığı Beyaz Show programında şu ifadeleri kullanmıştı: “Türkiye’nin Güneydoğusunda neler olup bittiğinin farkında mısınız? Burada doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sanatçı olarak, insan olarak, bir şekilde siz de yaşananlara sessiz kalmamalısınız, bir şekilde ‘Dur’ demelisiniz. Burada yaşananlar ekranlarda, medyada çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın… Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.”

    Bu sözleri üzerine hakkında dava açılan Ayşe Çelik’e “örgüt propagandası yapmak” gerekçesi ile 1 yıl 3 ay ceza verilmişti. Hakkında verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından onanmıştı. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Ayşe Öğretmen’e verilen hapis cezası onandı

    ‘Çocuklar ölmesin’ diyen Ayşe Öğretmen’e verilen hapis cezası onandı

    PİRHA-Beyaz Show programına telefonla bağlanarak Kürt kentlerinde yaşanan sokağa çıkma yasaklarını anlatarak, “Çocuklar ölmesin” dediği için hakkında dava açılan Öğretmen Ayşe Çelik hakkında verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası onandı.

    Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show programına telefonla bağlanarak Kürt kentlerinde yaşanan sokağa çıkma yasaklarını anlatarak, “Çocuklar ölmesin” dediği için hakkında dava açılan öğretmen Ayşe Çelik hakkında verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından onandı.

    Mahkeme kararına gerekçe olarak şunları gösterdi: “Sanık Ayşe Çelik’in ulusal bazda yayın yapan bir TV kanalında ekrana gelen programın canlı yayınına telefonla bağlanarak PKK/KCK terör örgütünün doğu ve güneydoğudaki bazı yerleşim birimlerinde örgüt militanları tarafından yollara barikatlar kurulması, hendekler kazılması ve bombalı tuzaklar yerleştirilmesi ve sözde özyönetim adı altında işgal eylemleri gerçekleştirilmesi neticesinde bu yerde yaşayan ve evini terk edemeyenleri rehin olarak alan ve canlı kalkan olarak kullanan teröristlere karşı yasanın verdiği yetki ve sorumlulukla azami gayret göstererek mücadele eden güvenlik güçlerinin operasyonlarını salt orada yaşayan sivillere karşı yapılıyormuş gibi göstermek suretiyle terör örgütünün güneydoğudaki yerleşim yerlerindeki eylemlerini meşru göstermeye çalışması şeklinde gerçekleşen eyleminin silahlı terör örgütü PKK/KCK’nın cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek, teşvik edecek nitelikte olduğu anlaşılmakla yerel mahkemenin kabulünde belirtilen gerekçelerde herhangi bir isabetsizlik görülmemekle…”

    Öte yandan Çelik’in avukatları, Ayşe Öğretmen’in 3 aylık hamile olduğunu ve çocuğunu cezaevinde doğuracağını söyledi.

    Ayşe Öğretmen ne demişti?

    Yasak ve operasyonların sürdüğü dönemde Ayşe öğretmen, bağlandığı Beyaz Show programında şu ifadeleri kullanmıştı: Türkiye’nin Güneydoğusunda neler olup bittiğinin farkında mısınız? Burada doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sanatçı olarak, insan olarak, bir şekilde siz de yaşananlara sessiz kalmamalısınız, bir şekilde ‘Dur’ demelisiniz. Burada yaşananlar ekranlarda, medyada çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın… Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.

    Bu sözleri üzerine dava açılan Ayşe Çelik’e “örgüt propagandası yapmak” gerekçesi ile 1 yıl 3 ay ceza verilmişti. (HABER MERKEZİ)