Etiket: ayşe tepe

  • 1011. Haftada Gazeteci Ferhat Tepe için adalet istendi-VİDEO

    1011. Haftada Gazeteci Ferhat Tepe için adalet istendi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe için adalet istedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları eylemin 1011. haftasında Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe için adalet istedi. 1011. hafta buluşmasının basın açıklamasını Kayıp Yakını Setenay Eren okudu.

    “BAŞVURULARA RAĞMEN GÖZALTINA ALINMADIĞI SÖYLENDİ”

    Özgür Gündem Gazetesi Bitlis muhabiri Ferhat Tepe’nin ağır hak ihlallerine maruz kalanların sesini duyurmaya çalıştığını, 28 Temmuz 1993 tarihinde Bitlis şehir merkezinde, silahlı ve telsizli üç kişi tarafından kaçırıldığını belirten Eren, ailenin ve çalıştığı gazetenin ısrarlı başvurularına rağmen, devletin ilgili tüm kurumlarının onun gözaltına alınmadığını söylediklerini belirtti. Eren’in okuduğu açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Kaçırılmanın ardından, ailenin evine telefon eden bir kişi, Ferhat Tepe’yi, Türk İntikam Tugayı adına kaçırdıklarını, serbest bırakılması için babası İshak Tepe’nin partisinden istifa etmesi ve 1 milyar lira para ödemesi gerektiğini söyledi. O dönemde DEP Bitlis İl Başkanı olan İshak Tepe, telefonda konuştuğu kişinin sesini, kısa süre önce bir toplantıda kendisini tehdit eden Tatvan Tugay Komutanı Korkmaz Tağma’nın sesine benzettiğini kamuoyuyla paylaştı.

    “BEDENİNDE AĞIR İŞKENCE İZLERİ VARDI”

    Her yerde Ferhat’ı arayan ailesi ve gazetesi onun ağır işkence görmüş bedenine 13 gün sonra “meçhul kişi” olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı. Resmî kayıtlara göre Ferhat, kaçırıldığı yere yaklaşık 400 kilometre uzaklıktaki Hazar Gölü’ne yüzmeye gitmiş, ancak yüzme bilmediği için boğulmuş ve balıkçılar tarafından bulunmuştu. Ancak Ferhat Tepe’nin bedeninde ağır işkence izleri vardı. Ayrıca, onu kaçırılırken gören ve Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkenceli sorguda gördüğünü açıklayan 14 tanık mevcuttu.
    Buna rağmen, iç hukuk yollarından bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine aile AİHM’e başvurdu.

    “ADLİ SÜREÇ CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

    AİHM, Ferhat Tepe soruşturmasında “şaşırtıcı eksiklikler” olduğunu tespit etti. Olayın aydınlanması için Hükümetin, AİHM’le işbirliği yapmadığını; gerekli bilgi, belge ve tanıklara ulaşımı engellediğini ve etkin bir cezai soruşturma yürütmediğini belirterek Türkiye’yi mahkum etti. Ailenin son olarak başvurduğu Anayasa Mahkemesi, 16 haziran 2016 tarihli kararında, Ferhat Tepe doyasında savcılığın soruşturmayı genişletmek için somut bir talimat vermediğini, olayı aydınlatacak adımlar atmadığını, delillerin toplanmasında gerekli özeni göstermediğini ve soruşturmanın sürüncemede bırakıldığını kaydederek “etkili soruşturma yapılmadığı” gerekçesiyle hak ihlali kararı verdi. Ancak zamanaşımını gerekçe göstererek dosyanın yeniden açılmasını engelledi. Sonuç olarak, AİHM’in de belirttiği gibi, iç hukukta “etkili bir soruşturma yürütme hususunda bilinçli olarak gösterilen yargısal direnç” bugüne kadar devam etti. Adli süreç, Ferhat Tepe’yi işkenceyle öldürenler ve bedenini kaybedenler için cezasızlıkla sonuçlandı.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ferhat’ın kaybedilişinin 31. yılında bir kez daha vurguluyoruz: Türkiye’de yaygın bir sorun olan cezasızlık uygulamaları, mevcut iç hukuk yollarının kayıp yakınlarına hiçbir çözüm sunmamasına neden olmaktadır. Etkili bir soruşturmanın amacı, hesap verebilirliği sağlamak ve suçlular üzerinde caydırıcı etki yaratmaktır. Devletin etkin soruşturma yapma yükümlülüğünü yerine getirmemesi, benzer suçların bugün ve gelecekte işlenmesine zemin hazırlamaktadır. Kaç yıl geçerse geçsin Ferhat Tepe için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    AYŞE TEPE: BU DAVADAN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ

    Açıklama sonrası Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe söz aldı. Tepe, “Bizler kayıp yakınları olarak yıllardır adalet mücadelesi sürdürüyoruz. Bunca yıldır ülkeyi yöneten iktidar çözüm odaklı hiçbir adım atmadı. Bundan sonra gelecek olan iktidar eğer Cumartesi Anneleri’ne çözüm odaklı yaklaşmazsa keza onlarda iktidarını sürdüremez. Bizler her ne olursa olsun asla bu davadan geri adım atmayacağız” dedi.

    Bu hafta Galatasaray Meydanı’na karanfilleri Gazeteci Ferhat Tepe anısına alanda bulunan gazeteciler bıraktı.
    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayşe Tepe: Biz Galatasaray Meydanı’na çıkmakta ısrarlıyız-VİDEO

    Ayşe Tepe: Biz Galatasaray Meydanı’na çıkmakta ısrarlıyız-VİDEO

    PİRHA – Gözaltında kaybedilen Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe, “Biz Galatasaray Meydanı’na çıkmakta ısrarlıyız” dedi. Tepe, seçim sonrasında, “Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Annelerine açılması başta olmak üzere etkin soruşturmaların yapılmasına, Anayasa Mahkemesi kararlarının uyulmasına kadar bir çok talebimiz olacak” dedi.

    Yıllardır kayıp yakınlarının akıbetini sorma mücadeleleri Galatasaray Meydanı’nda devam eden Cumartesi Anneleri, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen Galatasaray Meydanı’ndaki polis ablukası hala devam ediyor. Son 4 haftadır Galatasaray meydanında buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri/ insanları henüz açıklama yapamadan gözaltına alınıyor.

    Kayıplardan Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı olmasına rağmen İstanbul Valiliği ve Beyoğlu Kaymakamlığı hiçbir şekilde bu karara uymamasını, Hizbullah ile bağlantısı olduğu bilinen HÜDA-PAR’ın 14 Mayıs Milletvekili Genel Seçimi’nde meclise girmesini, tutuklu Hizbullahçıların serbest bırakılmasını, 14 Mayıs seçimlerini ve devamında 28 Mayıs ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimlerinden neler beklediklerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AYM KARARINA UYMALARI KONUSUNDA ISRARLIYIZ”

    “Biz Galatasaray Meydanı’na çıkmakta ısrarlıyız” diyen Tepe, son 4-5 haftadır Cumartesi Annelerinin açıklama yapamadan gözaltına alınıp, darp edilmelerinin kabul edilmemeyeceğini belirterek, “Son 4 -5 haftadır Cumartesi Anneleri olarak tekrardan çıkıyoruz Galatasaray Meydanı’nın önüne. Ve orada basın açıklaması yapıyoruz. Cumartesi insanlarından destek olmak isteyen varsa onlar da gelip bu desteği sunuyorlar bize. Ama hiçbir şekilde orada olmamıza izin vermiyorlar. Daha önce açılan mahkememiz vardı. Bizim de özellikle buranın açılmasına yönelik suç duyurularımız oldu. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı olmasına rağmen İstanbul Valiliği ve Beyoğlu Kaymakamlığı hiçbir şekilde bu karara uymuyor. Biz Galatasaray Meydanı’na çıkmakta ısrarlıyız. Bu taleplerimizi yerine getirmekte ve AYM kararlarına uymaları konusunda kendilerine bunu her defasında hatırlatma konusunda da ısrarlıyız” dedi.

    “HÜDA PAR İLE TOPLUMA VERİLEN MESAJ NE?”

    Hizbullah ile bağlantısı olduğu bilinen HÜDA-PAR’ın 14 Mayıs Milletvekili seçimlerinde meclise girmesini de değerlendiren Ayşe Tepe, “Topluma verilen buradaki mesaj ne, burada bir gözdağı mı veriliyor? Niye HÜDA-PAR tekrar böyle bir şeyin içine çekildi? Onların mecliste olması neyi değiştirecek? Onların talepleri ne olacak? Ben bu konunun kadınlar açısından, çocuklar açısından toplumun geneli açısından HÜDA-PAR’IN söylemlerinin, düşüncelerinin aslında çok olumsuz olduğunu ve olumsuz yansıyacağını da düşünüyorum” diye belirtti.

    Tutuklu Hizbullahçıların serbest bırakılmasına da değinen Tepe, şunları söyledi:

    “Çoğunu zaten saldılar. Aslında birçok Hizbullahçı habersiz salındı. Gece vakti birçoğu dışarı çıkarıldı. Bazıları hasta diye çıkarıldı. Ki bugün cezaevlerinde onlarca hasta tutsak var. Ve ileri derece hasta olmalarına ve bunlara yönelik yasal bir mevzuat işletilebiliyor olmasına rağmen hiçbir şekilde işletilmiyor. Bu aslında Hizbullahçılara işletiliyor.”

    “ÖNEMLİ OLAN DEMOKRATİK ADIMLAR”

    14 Mayıs seçimlerinin kazananı olmadığını söyleyen Ayşe Tepe, Cumartesi Anneleri olarak 28 Mayıs ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beklentilerini iktidara kim gelirse gelsin Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Annelerine açılması başta olmak üzere demokratik adımlar atma yönünde olması gerektiğine dikkat çekti.

    Tepe şunları kaydetti:

    “Bu usulsüzlükler bir yana bu seçimin aslında şu an bir kazananı olmadı bana kalırsa. Ve 28 Mayıs aslında biraz da belirleyici olacak. Biz Cumartesi Anneleri olarak da bundan sonra gelecek iktidara da Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Annelerine açılması başta olmak üzere Uluslararası sözleşmelere imza atılmasına, etkin soruşturmaların yapılmasına, Anayasa Mahkemesi kararlarının uyulmasına kadar bütün bunların hayata geçirilmesiyle ilgili taleplerimiz olacak. Önemli olan onların samimi olarak demokratik adımlar atma yönünde bunu bize göstermeleri.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • ‘Gözaltında kaybetme suçu, topluma korku salma yöntemi olarak uygulandı’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetme suçu, topluma korku salma yöntemi olarak uygulandı’-VİDEO

    PİRHA-Kayıplar haftası nedeniyle bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri ve İHD İstanbul Şubesi, “Türkiye’de de gözaltında kaybetme suçu topluma korku salma ve muhalifleri susturma yöntemi olarak yaygın bir biçimde uygulandı. İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz!” ifadelerini kullandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 1995’ten itibaren her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönemi “Kayıplar Haftası” olarak anıyor. İHD İstanbul Şubesi’nde konuya ilişkin bir açıklama yapıldı. Açıklamaya İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ile kayıp yakınları Zübeyde Tepe, Ayşe Tepe, Hanife Yıldız, Hanım Tosun ve Ali Tosun katıldı.

    “GÖZALTINDA KAYBETME TOPLUMA KORKU SALMA YÖNTEMİ OLARAK KULLANILDI”

    İHD İstanbul Şubesi ve Cumartesi Anneleri adına ortak basın açıklamasını ise Zübeyde Tepe okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Her yıl olduğu gibi bu yıl da “17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan  yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekecek, hakikat ve adalet talebimizin karşılanmasını isteyeceğiz.  Arjantin’den Şili’ye, Kolombiya’dan Pakistan’a, Filistin’den Kıbrıs’a birçok ülkede bir baskı, sindirme ve cezalandırma yöntemi olarak karşımıza çıkan “gözaltında kaybetme” insanlığa karşı suç niteliğinde olup, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ağır ve açık ihlalidir. Uluslararası hukuka göre tüm devletler gözaltında kaybetme suçunun sorumlularını istisnasız biçimde soruşturma, yargılama ve yaptırıma tabi tutma yükümlülüğü altındadırlar.

    Türkiye’de de gözaltında kaybetme suçu topluma korku salma ve muhalifleri susturma yöntemi olarak yaygın bir biçimde uygulandı. Yüzlerce insan evlerinden, işyerlerinden, kafelerden, otobüs duraklarından, otobüslerden, otomobillerinden gözaltına alındılar ve bir daha geri dönemediler. Akıbetleri ailelerinden dahi gizlendi, hakikat karartıldı. Yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen bu suç yok sayıldı ve iddialar derin bir suskunlukla karşılandı. Gözaltında kaybetme suçu adalet sistemi eliyle cezasız bırakıldı. Diğer ağır hak ihlallerinde olduğu gibi gözaltında kaybetmelerde de hakikatin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanmasına yönelik politikalar hayata geçirilmedi. Aksine AİHM’in de işaret ettiği gibi Türkiye’de cezasızlık, bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulandı.

    “GÖRÜYORUZ, BİLİYORUZ, TANIKLIK EDİYORUZ”

    Hiç şüphe yok ki gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının iş birliği ile örtbas edildi. Bu yüzden bu suç yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz/ cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti. Nitekim 1915 yılından bu yana, bu topraklarda yaşanan gözaltında kaybetme pratiğine dair hiçbir iktidar yüzleşme ve hesaplaşma iradesi göstermedi. İnkar ve cezasızlık politikaları iktidarlar değişse de devam ettirildi. Derneğimize yapılan başvurular; 2016 OHAL ilanı sonrasında kaçırılma, alıkonulma ve gözaltında kayıp iddialarının dikkat çekici bir şekilde arttığını gösterdi. Sadece OHAL süresince en az 32 kişi gözaltında kaybedilme girişimine maruz kaldı. Sonrasında 26’sı bulunurken, Yusuf Bilge Tunç’tan halen bir haber alınamadı.

    2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili failler bulunmazken, dava fail durumundaki Suudi Arabistan’a devredildi. Gözaltında kaybedildiği TBMM Raporu ile itiraf edilen Cemil Kırbayır dosyası; delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapatıldı. Hatırlanacağı üzere; 699 hafta boyunca gerçekleştirilen Cumartesi buluşmaları 700. Haftasında 25 Ağustos 2018 ve devamında  Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Anayasa Mahkemesi’nin Maside Ocak Kışlakçı, Aydın Aydoğan ve Gülseren Yoleri başvuruları üzerine verdiği kararları ile Kaymakamlık yasaklarının hukuka aykırı olduğu tespit edildiği halde yasak uygulaması sürdürüldü ve cumartesi insanları halen her hafta gözaltına alınıyorlar.

    Bu ağır baskı ve hukuka aykırı müdahale koşullarında, kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak 28 yıldır; “Görüyoruz, biliyoruz, tanıklık ediyoruz” diyerek, gözaltında kaybetmeler gerçeğini yüksek sesle duyurmaya, kamuoyunun gündemine taşımaya çalışıyoruz. Cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmenin bir yurttaşlık görevi olduğuna dikkat çekiyoruz. Gözaltında kayıp vakalarının yeniden gündeme gelmesi ve adalet arayışımızın bastırılmaya çalışılması karşısında, mücadelenin daha etkin sürdürülmesinin bir zorunluluk olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız ve  bu kez de Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile insanım diyen herkesi mücadeleye omuz vermeye çağırıyor, bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    “CEZASIZLIK POLİTİKASINA SON VERİN”

    • Hakikat ve adalet talebimizin gereğini yerine getirin. Kayıplarımızın akıbetini açıklayın, cezasızlık politikasına son verin, kayıp dosyalarında etkin soruşturma yürütün, failleri cezalandırın.
    • Devletlere, Zorla kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma, gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.
    • Beş yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırın, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayın.
    • Kayıp yakınları ve hak savunucularına yönelik polis şiddetine ve yargı tacizine son verin.

    İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 28 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu –VİDEO

    Cumartesi Anneleri 28 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu –VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilen yakınları için hakikat ve adalet talebiyle başlattıkları eylemin 885’inci haftasında, 28 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun akıbeti soruldu. Yapılan açıklamada, “Ahdımız olsun ki Makbule ananın sorusunu sormaya devam edeceğiz. ‘Nazım nerede, Nazımlar nerede?’ sorusunu sormaya devam edeceğiz” denildi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, fail ve sorumluların yargılanması için 885 haftadır kamuoyu karşısında olan Cumartesi Anneleri bu hafta buluşmasında 28 yıl önce gözaltında kaybedilen Nazım Babaoğlu için adalet istedi.

    Bu hafta yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu.

    Tepe açıklamamasında, 28 sene önce gözaltında kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun yaşadıklarını anlatarak adalet istediklerini ve bu tür faili meçhullerin akıbetine ulaşana kadar mücadele etmekten de Galatasaray Meydanı’ndan da vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    “28 YILDIR DEVLET İŞLEMİŞ OLDUĞU SUÇU İNKÂR EDİYOR”

    Tepe’nin okuduğu basın açıklaması öncesinde söz alan Babaoğlu ailesinin avukatı Osman Baydemir şunları dile getirdi:

    “1990’lı yılların karanlığında devlet eliyle insanlar yargısız infazlara kurban ediliyordu. Gözaltında kaybediliyordu. Faili meçhul cinayetler işleniyordu. Gözaltında tacizler, tecavüzler yaşanıyordu. İki temel Işık vardı. Bunlardan birisi insan hakları savunucuları bir diğeri de özgür basın geleneği idi. Gerçekler karanlıkta kalmasın, karanlıkta kalmasın ki bir kez daha insan hakları ihlalleri işlenmesin. Nazım Babaoğlu gencecik bir fidandı. Bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanıyordu öte yandan da Özgür Gündem Gazetesi’nde muhabir olarak çalışıyordu. Tıpkı Ape Musa’ya yapıldığı gibi önce bir komplo kuruldu. Siverek’te büyük bir haber var aramasıyla Siverek’e davet edildi ve orada gözaltına alındı. Görgü tanıklarının anlatımlarına rağmen, savcılığa bildirilmesine rağmen 28 yıldır devlet sessizliğini koruyor. 28 yıldır devlet işlemiş olduğu suçu inkar ediyor.

    Ahdımız olsun ki Makbule ananın sorusunu sormaya devam edeceğiz. ‘Nazım nerede, Nazımlar nerede?’ sorusunu sormaya devam edeceğiz.”

    “ELEŞTİREL HABERİ TERÖR FAALİYETİ OLARAK GÖSTERİP BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYORLAR”

    Cumartesi Anneleri adına 885’inci hafta basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu.

    Tepe açıklamasında, Nazım Babaoğlu’nu aramaktan ve basın özgürlüğünü savunmaktan vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Tüm inkârcı rejimler halkın haber alma hakkını hedef alır. Gazeteciliği suç, eleştirel haberi terör faaliyeti haline getirerek basın özgürlüğünü işlevsiz kılmayı amaçlar. Halkın bilgi edinme hakkını ve ülke gerçeklerinin kamuoyuna yansımasını engellemek için medyayı siyasetin emrine girmeye zorlar. İktidarın parçası olan medyayı ise çalışamaz hale getirmek için ağır baskı ve engellilerle karşı karşıya bırakır. Söz konusu engellemelerin en ağırı basın çalışanlarının yaşama haklarına yönelik saldırılardır. Kimi çalışmalarda sansür diye nitelenen bu saldırılar ne yazık ki bizim topraklarımızın unutulmak istenen bir gerçeğidir. 90’lı yıllar kanla sansürün en yoğun yaşandığı dönem olmuştur. Devleti yönetenlerin, ‘Onlar gazeteci değil militan’ dediği gerçekte ise halkın haber alma hakkını savunan onlarca gazeteci katledildi, kaybedildi” şeklinde konuştu.

    “KORUCULARIN CİNSEL SALDIRI HABERİNİ YAPTIKLARI İÇİN SÜREKLİ TEHDİT EDİLİYORLARDI”

    ‘885 haftamız da 2017 yılında evladına ve adaleti ulaşamadan aramızdan ayrılan Makbule Babaoğlu’nun, ‘Ölmeden oğlumun mezarını bulmak, bize bu acıları yaşatanların hesap verdiğini görmek istiyorum’ talebini bir kez daha kamuoyuna taşıyoruz’ diye Tepe sözlerine şu şekilde devam etti:

    “19 yaşındaki Nazım Babaoğlu Özgür Gündem Gazetesi’nin Urfa bürosunda çalışıyordu. Büro çalışanları yaşanılan ağır hak ihlallerini duyurdukları için baskı altındaydılar. Gazetelerin bombalandığı, gazetecilerin sokaklarda infaz edildiği karanlık günlerdi. Özgür Gündem Gazetesi Urfa büro şefi Kemal Kılıç uğradığı silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştü. Bucak aşiretine mensup 4 korucunun Siverek’te görevli bir öğretmenin evini basarak öğretmene ve kız kardeşine cinsel saldırıda bulunduklarına dair hazırladıkları haber Özgür Gündem Gazetesi’nde yayınlanınca, Urfa çalışanlarına yönelik tehditler daha da arttı. Gazetede çalışanların can güvenliklerinin sağlanmasına dair yaptığı başvurulara rağmen hiçbir önlem alınmadı.

    “KORUCULAR TARAFINDAN ZORLA BİR ARACA BİNDİRİLEREK SEDAT BUCAK’IN EVİNE GÖTÜRÜLDÜ”

    12 Mart 1994 sabahı Siverek’teki yerel bir gazetenin çalışanı ve ilçenin Anadolu Ajansı temsilcisi Murat Yoğunlu, Özgür Gündem bürosunun telefonunu aradı. Korucularla ilgili çok önemli bir haber olduğunu ve mutlaka muhabir göndermelerini söyledi. Nazım sözü edilen haberi izlemek için Siverek’e gitti. Kendisinden bir daha haber alınamadı. Görgü tanıklarının anlatımlarına göre Nazım Murat Yoğunlu ile buluşacakları Siverek’te ki İrfan Gazetesi’ne gitti. Gazetede bekleyen Bucak aşiretinin korucuları tarafından zorla bir araca bindirilerek Sedat Bucak’ın evine götürüldü. Ailenin tüm başvuruları ve tanık beyanlarına rağmen sonuç alınamadı. Gerçeği açığa çıkartacak, failleri tespit edecek etkin bir soruşturma yürütülmedi. Dosya zamanaşımına sürüklendi. Gazeteci Nazım Babaoğlu’nun akıbeti karanlıkta bırakıldı. Onu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu.”

    “HUKUK VE ADALET SİSTEMİNDE YARATTIĞINIZ BÜYÜK TAHRİBATA SON VERİN”

    885’inci haftalarında iktidara ve adli makamlara bir kez daha seslendiklerini söyleyen Tep, “Hukuk ve adalet sisteminde yarattığınız büyük tahribata son verin. Nazım Babaoğlu’nun akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suçun bilinen şüphelileri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi sağlama görevini yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Nazım Babaoğlu için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel normlar içerisinde hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan, 186 haftadır bize yasaklanan kayıp yakınları ile buluşma imkanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Hakikat ve adalet mücadelesi evrenseldir’-VİDEO

    ‘Hakikat ve adalet mücadelesi evrenseldir’-VİDEO

    PİRHA- 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası’nda buluşan Cumartesi Anneleri 1994 yılında gözaltında kaybedilen Ahmet Tekin’in için adalet istedi. 

    Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 738’inci haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Eyleme gelenler, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfil taşıdı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP milletvekilleri Hüda Kaya ve Oya Ersoy, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Ali Şeker, Lübnan, İran, Kıbrıs ve Rusya’da kayıplar mücadelesi yürüten kurumlar, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı. 17-31 Mayıs’ın Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftasında buluşan Cumartesi Anneleri 1994 yılında gözaltında kaybedilen Ahmet Tekin’in için adalet istedi.

    Lübnan, İran, Kıbrıs ve Rusya’da kayıplar mücadelesi yürüten kurumlar adına söz alanlar, “Biz burada söz veriyoruz nereye gidersek gidelim sesinizin yankısı olacağız” dedi.

    “ULUSLARARASI SÖZLEŞME İMZALANSIN, ONAYLANSIN, UYGULANSIN” 

    Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu.

    738. hafta buluşmalarını Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası içinde gerçekleştirdiklerini söyleyen Tepe, “Devlet gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul edinceye kadar, gözaltında kaybedilen insanlarımızın bulundukları yerler tespit edilinceye kadar, onlardan kalanlar ailelerine gereken saygıyla iade edilinceye kadar, bu suçun tüm aktörleri adil bir yargılama sonucunda cezalandırılıncaya kadar mücadele etme kararlılığımızı tekrarlıyoruz. Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin. Türkiye, imzalamaktan kaçındığı, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi imzalasın, onaylasın ve uygulasın.” diye konuştu.

    “TEKİN’İN AKIBETİ KARANLIKTA BIRAKILDI”

    Tepe, bu haftaki buluşmalarında 1994 yıllarda gözaltında kaybedilen Ahmet Tekin dosyası hakkında bilgi verdi. Tepe, “Ahmet Tekin, 1994 yılının Mayıs ayında Diyarbakır’dan Lice’ye gitmek üzere yola çıktı. Bindiği otobüs Sarnap Köyü yakınlarında askeri bir panzer tarafından durduruldu. Askerler Ahmet Tekin’i otobüsten indirip gözaltına aldıktan sonra sürücü ve yolculara ‘Siz gidin Ahmet bizim misafirimiz olacak’ dedi. Olayı duyan anne Kıymet Tekin oğlunu sormak için Lice Jandarma Komutanlığı’na gitti. Orada Ahmet’i gözleri bağlı bir biçimde askerlerin arasında gördü. Ayrıca onu gözaltına alındıktan sonra Lice Jandarma Komutanlığı’nda gören tanıklar da vardı.

    Ancak Ahmet Tekin’in gözaltına alındığı bugüne kadar inkar edildi. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Olayı aydınlatacak etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülmedi. Ahmet Tekin’in akıbeti karanlıkta bırakıldı ve onu kaybedenler cezasızlıkla korundu” dedi.

    “HAKİKAT VE ADALET MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Tepe son olarak şunları söyledi:

    “Ahmet Tekin dosyasındaki 25 yıllık cezasızlık son bulsun; Ahmet Tekin’in akıbeti açıklansın, failleri cezalandırılsın. Adalet sistemi Ahmet Tekin ve tüm kayıplarımız için kamuoyunun vicdanını tatmin edecek kararları tesis edinceye kadar; onları kaybedenler, kaybetme iklimini yaratanlar hesap verinceye kadar hakikat ve adalet mücadelemizden ve 39 haftadır bize yasaklanan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “KAYIPLARIMIZI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Basın açıklamasının ardından gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun söz aldı. 17-31 Mayıs’ın gözaltında kayıplar haftası olduğunu hatırlatan Tosun, “Bir kayıp yakını olarak bize bu acıyı yaşatanlar ve insanları gözaltına alıp kaybedenleri yargılamayanlar zamanı geldiğinde bizim mücadelemizin ne kadar haklı olduğunu söyleyecekler. Bize hesap verilene kadar, son kaybımız bulunana kadar mücadelemizden ve Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz. Ne olursa olsun biz haklıyız kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “HAKİKAT VE ADALET MÜCADELESİ EVRENSELDİR”

    Daha sonra Lübnan, İran, Kıbrıs ve Rusya’da kayıplar mücadelesi yürüten kurumlar adına Shadi Sadr ve Mona Nasseraldin söz aldı.

    İran’dan gelen Shadi Sadr şunları söyledi: “Yıllardır burada sevdiklerinizin başına ne geldiğini öğrenmek için toplanıyorsunuz tıpkı biz İran’daki aileler gibi. Bu mücadeleniz karşısında baskılar, şiddet ile karşılaşıyorsunuz. Bizim burada olmamızın sebebi yalnız olmadığınızı söylemek. Hakikat ve adalet mücadelesi evrenseldir. Biz burada söz veriyoruz nereye gidersek gidelim sesinizin yankısı olacağız.”

    Lübnan’dan gelen Mona Nasseraldin, “Yakınlarınızın başına gelenleri öğrenmek sizin en temel hakkınız.  Dünyanın başka yerlerinde sizlerle aynı acıyı paylaşanlar var. Dünyanın hiç bir yerinde bu davalar kendiliğinden çözülmedi, mücadele ile çözüldü. Umudum bir gün kayıplarınızla buluşabilmenizdir” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Yeni yılda umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Yeni yılda umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA- 2018 yılının son haftasında da polis ablukası altında bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “2019’da da korkunun esaretine karşı umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz. Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi. 

    Yılın son buluşmasını gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, 2019’da da kayıplarını aramaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    Zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için 23 yıldır mücadele veren Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiği buluşma 18 haftadır polis tarafından engelleniyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile Beyoğlu Kaymakamı tarafından 700. haftasında yasaklanan Cumartesi Anneleri eylemi 18 haftadan bu yana İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yapılıyor.

    Bu haftaki eyleme HDP Milletvekilleri Hüda Kaya ve Oya Ersoy ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. 718. hafta basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’dan Sebla Arcan okudu.

    “GALATASARAY MEYDANI GÖZALTINDA”

    Kayıplarına ulaşmak ve kaybedenlerden adil bir yargı önünde hesap sormak dileğiyle buluştuklarını dile getiren Arcan, “25 Ağustos 2018’den beri taleplerimizi haykırmayalım diye Galatasaray polis ablukasına alınmış, çelik bariyerlerle çevrilmiş ve ağır silahlı polislerce adeta gözaltına alınmış durumda. Meşru taleplerimizin muhatabı olan devlet; TOMA’sıyla, kalkanıyla, gözaltı araçlarıyla, silahları ve gaz bombalarıyla bize karşı barikat kurmuş. Bütün bunlar Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin güvencesinde olan, barışçıl toplanma hakkımızı kullanmak istediğimiz için yapılıyor.” dedi.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRATİK BİR YÖNETİM İÇİN VAZGEÇİLMEZDİR”

    İfade özgürlüğünün demokratik bir yönetim biçiminin işleyişi için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Arcan, Cumartesi Anneleri’ne yönelik keyfi hak ihlallerine son verilmesini ve Galatasaray’daki ablukanın kaldırılmasını talep etti. İfade özgürlüğünün mekan seçme hakkını da kapsadığına dikkat çeken Arcan şöyle devam etti:

    “27 Mayıs 1995’den beri buluşma mekanımız olan Galatasaray’da barışçıl açıklama yapma hakkımızın engellenmesine son verilsin. Kayıplarımızın akıbetini açığa çıkartacak, failleri adil bir yargılama sonucunda cezalandıracak siyasi ve adli irade gösterilsin.”

    “HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    2019 yılında da hak ve özgürlüklere sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceklerini belirten Arcan, “2019’da da korkunun esaretine karşı umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve onlarla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “KİMSE BİZİM YAŞADIĞIMIZ ACILARI YAŞAMASIN İSTİYORUZ”

    Gözaltında öldürülen Gazeteci Ferhat Tepe’nin kız kardeşi Ayşe Tepe ise, Kayıp yakınlarının yeni yıla hiçbir zaman coşku ve kutlama ile giremediğini söyledi. Yeni yılda da hak, adalet, barış ve demokrasi taleplerinden vazgeçmeyeceklerini ifade eden Tepe devlet yetkililerine seslendi: “Bunu bir inatlaşma olarak algılamayın. Kimse bizim yaşadığımız acıları yaşamasın istiyoruz. Bu annelerin kayıplarını arama mücadelesidir, en insani mücadeledir. Ve şu an yapılan bu insanları tekrar cezalandırmaktır” dedi.

    “HERKESİ İNSAN OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da, “2018 yılında da adalete erişmemiz engellendiği gibi yeni insanlık suçlarının işlendiğine tanık olduk. Bizim Galatasaray Meydanı’nda hak arama talebimizi engelleyen neden nedir? Adil demokratik bir toplumda yöneticiler tarafından cevabı verilmiş değil. 23 yıldan beri hak ve hakikat mücadelemizi engellediğiniz için demokrat olma vasfını yitirdiniz. Ve burada yetkililere sesleniyoruz utanma duygunuzu kaybetmeyin çünkü utanma duygusunu kaybettiğiniz zaman insanlığınızı kaybetmiş olacaksınız. Biz 2019 yılında herkesi insan olarak görmek istiyoruz.” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Geçmişte silahlarla susturulmaya çalışılan basın şimdi KHK’lerle susturulmaya çalışılıyor’-VİDEO

    ‘Geçmişte silahlarla susturulmaya çalışılan basın şimdi KHK’lerle susturulmaya çalışılıyor’-VİDEO

    PİRHA – 648. haftada Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri 28 Temmuz 1993 akşamı Bitlis şehir merkezinden silahlı telsizli üç kişi tarafından kaçırılan ve cansız bedeni Elazığ kimsesizler mezarlığında bulunan Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiri Ferhat Tepe için adalet talep etti. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Annelerinin gözaltında kayıpların akıbetini sormak ve adalet aramak için yaptıkları eylem 648. haftadır devam ediyor. 648. haftada 1993 yılında gözaltında kaybedilen Özgür Gündem gazetesinin Bitlis muhabiri olan Ferhat Tepe için adalet istendi. Eyleme geçtiğimiz gün KHK ile kapatılan dihaber muhabirleri destek verdi.

    “DEVLET CEMİL KIRBAYIR’I NE YAPTIN?”

    Eylemde ilk olarak konuşan Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Gülmez 37 senedir kardeşini aradığını söyleyerek devlete şöyle seslendi:

    “Devlet Cemil Kırbayır’ı ne yaptın? Kardeşimin kemikleri nerede? Hiç aranmamış, sorulmamış diyorsunuz. Biz araya araya yorulduk. Bu adalet bize ne zaman gelecek? Cemil Kırbayır’ın kemiklerini verin diye burada oturdum. İçerenköy’den buraya yaya yürüdüğüm günler oldu. Yazık be. Beni öldürsen, etimden et kessen ben bu devletten davacıyım. Öldüreninden tut işkenceye vereninden temizlikçisine kadar hepsinden davacıyım. Ben ölsem bile çocuklarım bu davanın peşinde olacaklar. Sen anama söz verdin cumhurbaşkanı. Sözünü tut. Ben senden bir şey beklemiyorum. Sen cumhurbaşkanısın, devletsin. Kardeşimin kemiklerini bul. Buradan Kars savcısına da sesleniyorum. Elini vicdanına koy. O dosyalara bak.”

    “BU ÜLKEDE KATİLLER DEĞİL MAZLUMLAR KATLEDİLİYOR”

    Fatma Gülmez’in ardında konuşan Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe, Ferhat Tepe’nin evlerinin önünden alındığını söyleyerek 90’lı yılların karanlığında katledilen herkesin katilinin siyasi ve askeri erkeler olduğunu ifade etti. Kardeşinin öldürüldüğü günden beri isimler verdiklerini ve bu isimlerle ilgili soruşturma bile açılmadığını belirten Ayşe Tepe, umutlarını kaybetmediklerini, kaybetmeleri halinde burada konuşamayacaklarını kaydetti. Ayşe Tepe, bu ülkede katillerin değil, mazlumların katledildiğini gördüklerini söyledi.

    “GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ferhat Tepe’nin çalışanı olduğu Özgür Gündem gazetesi adına geçtiğimiz gün KHK ile kapatılan dihaber muhabiri Yasin Kobulan konuştu. Kobulan, Ferhat Tepe’yi 1993 yılında tanıdığını, cenazesinin onların evlerinin aşağısında bulunduğunu belirtti. O günden bu güne O’nun mirasçısı olarak devam ettiklerini söyleyen Kobulan, Ferhat Tepelerin gerçekleri kamuoyuna duyurdukları için katledildiklerini kaydetti. Geçmişte silahlarla ve öldürülmelerle susturulmaya çalışılan basının şimdi de KHK’lerle susturulmaya çalışıldığını vurgulayan Kobulan, 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olduğunu da ekledi. “Biz geçmişimize bakarak geleceğe gidiyoruz” diyen Kobulan, susmayacaklarını, gerçekleri yazmaya devam edeceklerini ve gazetecilik yapmaya devam edeceklerini belirtti.

    “SAVUNMA YAPANLAR CEZASIZ BIRAKMA GELENEĞİNİ SÜRDÜRDÜLER”

    Haftanın basın metnini Cumartesi insanı ve KHK ile kapatılan dihaber muhabiri Sadiye Eser okudu. İHD’nin verilerine göre 12 Eylül askeri darbesi döneminde 15 kişinin gözaltında kaybedildiğini belirten Eser, bunlardan birisinin Kars’ta gözaltında işkenceyle öldürüldüğü meclis araştırma komisyonu tarafından belgelenen Cemil Kırbayır olduğunu kaydetti. Bugün ki iktidar partisinin Adalet Bakanlığı’nın Cemil Kırbayır’ın AİHM’deki davasına hükumet adına savunma yaptığını ifade eden Eser, savunma yapanların Cemil Kırbayır da dahil olmak üzere bugüne kadar yapılmış başvuruları cezasız bırakma geleneğini sürdürdüklerinin altını çizdi.

    “İnkar ve suçu örtme kaygısıyla yapılan Bu savunma her dönem iktidarın hukuksuz uygulamalarına tanık olan bizler için şaşırtıcı değildir.” diyen Eser, bundan 24 yıl önce Ferhat Tepe’nin gözaltında kaybedilmesiyle ilgili tanıklık yapacak 2 kişinin dönemin hükumeti tarafından baskı ve menfaat sağlama taahhüdüyle yalan beyana sevk edildiklerini söyledi.

    Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiri olan Ferhat Tepe’nin 90’lı yılların karanlığında bölgede işenen ağır insanlık suçlarını haberleriyle kamuoyuna taşıdığını belirten Eser, 28 Temmuz 1993 tarihinde Bitlis’in şehir merkezinde silahlı ve telsizli 3 kişi tarafından kaçırıldığını, Ferhat Tepe’yi kaçıran otomobillerden birinin daha sonra bölgedeki karakolun önünde görüldüğünü ifade etti.

    “MEÇHUL KİŞİ OLARAK BULUNDU”

    Ferhat Tepe’nin kaçırılmasının ardından DEP Bitlis Şube başkanı olan babası İshak Tepe’yi telefonla arayan bir kişinin oğlunun hayatına karşılık DEP il örgütünü kapatmasını ve fidye vermesini istediğini söyleyen Eser, şunları belirtti: “Baba İshak Tepe Bitlis Asayiş Şube Başkanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne, Valiliğe, Savcılığa, Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na ve OHAL Valisi’ne başvurarak oğlunun bulunmasını istedi. Ailenin ve Gündem Gazetesi’nin ısrarlı arayışıyla 9 Ağustos 1993 tarihinde, gözaltına alındığı inkar edilen Ferhat’ın ağır işkence görmüş bedenine, ‘meçhul kişi’ olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı.” (HABER MERKEZİ)