PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hukuki güvenceye kavuşturulması için çerçeve yasanın Meclis tatile girmeden gündeme alınması gerektiğini söyledi. Doğan, İmralı Heyeti’nin 40 gündür Abdullah Öcalan ile görüştürülmediğini belirterek, yasal düzenleme taslağının ne DEM Parti ne de kamuoyuyla paylaşıldığını vurguladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürece dair yoğun bir bilgi kirliliği yaşandığını belirten Doğan, hukuki güvence sağlayacak bir çerçeve yasanın artık gecikmeden Meclis gündemine alınması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarını önemli bulduklarını ifade eden Doğan, çerçeve yasanın zamanlaması konusunda mutabakat sağlandığını belirterek, “Meclis tatile girmeden Temmuz ayında bu yasanın gündeme alınması gerektiğini söyledik. Yapılan görüşmelerde bu konuda mutabakat sağlandığını paylaşabilirim” dedi. Ancak yasanın içeriğine ilişkin halen belirsizlik bulunduğunu vurguladı.
“KAPSAYICI BİR YÖNTEM İZLENMELİ”
Doğan, silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan eden ve silahlarını kamuoyu önünde imha eden örgüt mensupları açısından nasıl bir hukuki çerçeve oluşturulacağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. Demokratik siyaseti güçlendirecek, toplumsal barışı destekleyecek ve hukuki güvence sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Doğan, kategorik yaklaşımların geçmişte Türkiye’ye kaybettirdiğini söyledi.
Yasal düzenlemenin tüm siyasi partilerin katkısıyla hazırlanması gerektiğini belirten Doğan, Meclis Komisyonu’nun ortak raporunun örnek alınmasını isteyerek, uzlaşı ve diyalog temelinde kapsayıcı bir yöntem izlenmesi çağrısında bulundu.
“ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER YENİDEN BAŞLAMALI”
Ayşegül Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaklaşık 40 gündür Abdullah Öcalan ile görüştürülmediğini belirterek, bunun sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi. Öcalan’ın toplumun farklı kesimleriyle iletişim kurmasının önünün açılması gerektiğini ifade eden Doğan, barış için çaba gösteren herkesin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu.
Doğan, kamuoyunda yer alan “çerçeve yasa taslağının Öcalan tarafından onaylandığı” yönündeki haberlerin doğrulanamadığını belirterek, “Bizimle paylaşılmış herhangi bir taslak yok. Heyetimiz 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşemiyor. Bu durumda söz konusu iddiaları nasıl teyit edebiliriz?” diye sordu.
SÜRECİN HUKUKİ GÜVENCEYLE GÜÇLENDİRİLMESİ ÇAĞRISI
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin beklentiye bırakılmaması gerektiğini söyleyen Doğan, İmralı görüşmelerinin düzenli şekilde sürdürülmemesinin sürecin tıkandığı algısı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Hukuki güvencelerin oluşturulmasının hem demokratik çözüm hem de kalıcı barış açısından zorunlu olduğunu ifade eden Doğan, tüm tarafların sürecin gereklerine uygun davranması gerektiğini belirtti.
Basın toplantısının sonunda DEM Parti’nin 20 Eylül’de Ankara’da gerçekleştireceği 5. Olağan Büyük Kongresi’nin hazırlıklarının sürdüğünü açıklayan Doğan, yeni parti programının çoğulcu, demokratik ve yerelden güç alan bir örgütlenme anlayışıyla hazırlanacağını söyledi.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürecin yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, “Temel hedefimiz çerçeve yasanın Temmuz ayında Meclis gündemine gelmesi ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesidir” dedi.
Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, MYK gündemimiz ve güncel gelişmelere ilişkin açıklama yapıyor https://t.co/zrQ4sEE5zo
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu toplantısının ardından parti genel merkezinde açıklama yapan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, hem güncel siyasi gelişmelere hem de çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Doğan, taban maaş ve özlük hakları talebiyle Ankara’da eylem yapan özel sektör öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlere yönelik müdahaleyi eleştirerek, açlık grevindeki eğitimcilerin sesine kulak verilmesi gerektiğini söyledi. İktidarın öğretmenlerle diyalog kurmak yerine baskı yöntemlerini tercih ettiğini belirten Doğan, güvenceli çalışma hakkını savunmaya devam edeceklerini ifade etti.
“YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”
Sürecin ilerleyebilmesi için hukuki düzenlemelerin geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Doğan, kamuoyunda “Geçiş Hukuku Yasası”, “çerçeve yasa” ya da “kod yasa” olarak adlandırılan düzenlemelerin artık somutlaşması gerektiğini söyledi.
DEM Parti İmralı Heyeti’nin önce iktidar temsilcileriyle, ardından da TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmeler gerçekleştirdiğini hatırlatan Doğan, bu temaslarda sürecin hukuki altyapısının ve gerekli düzenlemelerin kapsamının ele alındığını belirtti.
“TAKVİMİN BELİRLENMESİ YETMEZ, ADIM ATILMALI”
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yasal düzenlemelerin Meclis tatile girmeden önce ele alınması gerektiği yönündeki açıklamalarını hatırlatan Doğan, bunun yalnızca bir temenni olarak kalmaması gerektiğini söyledi.
Doğan, “Meclis Başkanlığı’nın görevi yalnızca zamanlama konusunda görüş belirtmek değil, siyasi partiler arasında uzlaşma zemini oluşturarak yol haritasını ortaya koymaktır. Beklentimiz, çerçeve yasanın zamanlamasına ilişkin ortak görüşlerin somut adımlarla desteklenmesidir” dedi.
“SİYASİ İRADE MECLİS’TE GÖRÜLMELİ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürecin hızlanacağı yönündeki açıklamalarını da hatırlatan Doğan, bu söylemlerin Meclis zemininde karşılık bulması gerektiğini ifade etti.
Toplumun artık belirsizlik değil somut gelişmeler beklediğini belirten Doğan, “Geçiş Hukuku Yasası’nın önüne yeni engeller çıkarılmamalı. Herkes kararlılıktan söz ediyor. Bu kararlılığın yasal düzenlemelerle görünür hale gelmesini istiyoruz” diye konuştu.
“ÇERÇEVE YASANIN TEMMUZ AYINDA GÜNDEME GELMESİNİ İSTİYORUZ”
DEM Parti olarak temel hedeflerinin çerçeve yasanın Temmuz ayında gündeme alınması olduğunu dile getiren Doğan, sürecin daha fazla bekletilmesinin toplumda hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
Meclis komisyonlarının bazı başlıklarda ortak tespitlerde bulunduğunu ancak buna rağmen gerekli adımların atılmadığını ifade eden Doğan, sürecin ilerlemesi için siyasi sorumluluk alınması gerektiğini kaydetti.
ÖCALAN’IN KOŞULLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Açıklamasında Abdullah Öcalan’ın koşullarına da değinen Doğan, farklı kişi ve kurumlarla daha etkin görüşmeler yapılabilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmadığının ifade edildiğini ancak buna rağmen gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmediğini söyledi.
İmralı’daki görüşme imkanlarının genişletilmesi ve düzenli hale getirilmesi gerektiğini belirten Doğan, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için belirsizliklerin ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.
DEM PARTİ 5. OLAĞAN KONGRESİNE HAZIRLANIYOR
Ayşegül Doğan, DEM Parti’nin 5. Olağan Kongresi’nin 20 Eylül’de Ankara Arena Spor Salonu’nda gerçekleştirileceğini de açıkladı.
Kongre hazırlıkları kapsamında il, ilçe ve bölge konferanslarının düzenleneceğini belirten Doğan, partinin yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden yapılanma ve yenilenme süreci yürüttüğünü ifade etti.
Doğan, demokratik çözüm ve barış perspektifinin güçlendiği bir dönemde kongreye hazırlanmak istediklerini belirterek, “Yeni dönemin sözünü birlikte kurmaya ve söylemeye davet ediyoruz” dedi.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen “tedbirli mutlak butlan” kararının hukuka aykırı bir karar olduğunu ifade ederek, “Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre bu karar bir yetki aşımını da ortaya koyuyor” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Ayşegül Doğan, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen “tedbirli mutlak butlan” kararının hukuka aykırı bir karar olduğunu ifade ederek, “Seçime ve siyasi partilere ilişkin, hepinizin artık malumu, Anayasa’da özel düzenlemeler var. Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre bu karar bir yetki aşımını da ortaya koyuyor’ dedi.
Ayşegül Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEM Parti olarak ilkesel tutumumuz, dün olduğu gibi bugün de demokratik siyasete dönük saldırılara karşı halk iradesinin yanında yer almaktır. Mesele Türkiye’nin demokrasi meselesi. Eğer bugün ana muhalefetin yönetimine yargı eliyle müdahale edilebiliyorsa, yarın herhangi bir siyasi partinin akıbetine de yargı eliyle müdahale edilebilir demektir. Eğer bugün ana muhalefetin yönetimine yargı eliyle müdahale edilebiliyorsa, yarın herhangi bir siyasi partinin akıbetine de yargı eliyle müdahale edilebilir demektir. Yarın herhangi bir belediyenin de aynı şekilde geleceğine, yapacaklarına, kararlarına müdahale edilebilir demektir. Halk iradesi doğrudan müdahaleye açık hâle getiriliyor.
Kararın Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük doğrudan bir müdahale olduğunu düşünüyoruz. Meselenin sadece CHP’nin iç meselesi gibi görülmemesi gerekiyor. Kararın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni gölgelemeye dönük bir adım aynı zamanda. Bu kararın demokratik siyaset alanına dönük bir karar olduğunu söylemek istiyorum. Sürecin tam ortasında 19 Mart operasyonları gerçekleştirildi. Şimdi de yasal düzenlemeleri tartışmaya, hatta eşiğine geldiğini düşündüğümüz bir zamanda bu karar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni gölgelemeye dönük bir adım olarak görüyoruz. Yargı siyasi alanı düzenlemenin aracı olmamalı.
İlk andan itibaren CHP ile dayanışmamızı ilettik. İzliyoruz, takipteyiz, değerlendiriyoruz. Tarafımız, hukuk, adalet ve demokrasiden yana.”
Ayşegül Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin, pazar günü Abdullah Öcalan ile İmralı’da bir görüşme gerçekleştireceğini de paylaştı.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenlenedi. “Siyaset yok sayan dilden vazgeçmeli” diyen Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan’la yakın zamanda görüşeceğini söyledi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin basın toplantısı düzenledi.
“EZBERLER BOZULMALI”
Haftasonu gerçekleşen “Barış için adım at” şiarıyla yapılan yürüyüşlere dikkat çeken Doğan, şunları ifade etti:
“Barış talebi toplumsal bir talep. Toplum barışa öylesine sahip çıkıyor ki, bulundukları her yerden buna güç veriyorlar. Kaygıları var ama gereken herşeyin yapılmasını istiyorlar. Çözüm arayışlarını destekleyen sesler yükseldi.
Süreçte bir durağanlık var. Sürecin daha hızlı ilerlemesi için yeni bir çıkış aranıyor. Yeni bir yol haritasına dönük çalışmalar var. Bu durağan hali ivmelendirecek adımlara ihyitaç var. Birinci aşama tamamlandı, ikinci aşamaya geçildiğinden bu yana yeni bir hamleye ihtiyaç var.
Geçiş hukuku için yasal çerçeveye ihtiyaç var. Hala komisyon raporuna rağmen atılmış adımlar yok. Bu raporun gereğini hangi takvim çerçevesinde yapılacak? Meclis’in etkin bir şekilde süreç içinde yer almalı. Barışın toplumsallaşması için en meşru ve aktif şekilde görev almalı. Yeni bir mekanizma oluşturulmalı. Yasalarla ilgili bir mesainin belirlenmediği bir zaman güven sorununa yol açıyor.
Statü tartışması şahsi bir imtiyaz meselesi değildir. Öcalan realitesi açıkça ortada. İmralı adasındaki koşullara rağmen özgür, herkesin nefes alacağı bir ortam için çaba harcıyor. Kürt halkı üzerinde çok büyük etkisi olan Öcalan’ı belli daraltıcı alanlara sıkıştırmamak lazım. Olanları adıyla, etkisiyle tartışmak gerekiyor. Açın ada hapishanesinin kapılarını. Öcalan’ın etkin iletişim kanalları açılmalıdır.
Kürt sorunun çözümü stratejik ağırlığı kavranarak yaklaşılmalı. DEM Parti İmralı Heyeti’nin yakın zamanda İmralı’da Öcaalan’la görüşecek. Aynı yerden bakmayabiliriz, ancak ortak değerler için buluşabiliriz. Türkiye’nin ortak ihtiyacı eşitlik, özgürlük ve demokrasidir.
Hepimiz ayrı ayrı yerlerden yaralanmış olabilir. Yaraları ortak kılma, kabul etme zamanıdır. Acıları kalıcı barışın harcına dönüştürmek lazım. Yok sayan dilen vazgeçilmeli, ezberler bozulmalı. Kutuplaştırıcı dilen vazgeçilmeli.”
PİRHA- Yasal düzenlemelerle ilgili gecikmenin yaşandığına dikkati çeken DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan’ın statüsü ile ilgili bir demokratik muhataplık zemininin hayati önem taşıdığını belirterek, “Sayın Öcalan’ın toplumla iletişimini sağlayacak kanallar açılmalı” dedi. Doğan, süreçte zorluklar ve belirsizliklerin olduğunun altını çizerek, “Gecikme var. Bu gecikme endişeleri artırıyor” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin temel ihtiyacının demokratik çözümü esas alan, toplumsal uzlaşıyı büyüten ve kalıcı barışı hedefleyen bir irade olduğunu belirten Ayşegül Doğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan yaptığı “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” önerisi hakkında şöyle konuştu:
“Biz DEM parti olarak barış sürecinin güçlenmesi, siyasallaşmanın önünün açılması yani demokratik siyaset alanının genişlemesinin Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu konuya ilişkin yapılan ön açıcı, pozitif her katkıyı elbette anlamlı buluyoruz. Türkiye’nin yıllardır çözüm bekleyen Kürt meselesi başta olmak üzere toplumsal sorunlarının demokratik ve barışçı yöntemlerle ele alınması ihtiyacını bu öneri ile birlikte bir kez daha tartışıyorsak bu önerinin aslında bu sorunları bir kez daha görünür kıldığını da tespit etmemiz gerekir. Yine bu tür önerileri çatışmasızlık, demokratik çözüm ve toplumsal barışın inşasına destek sağlayabilecek yönde değerlendirmek gerekiyor. Neticede MHP Genel Başkanı bir öneride bulunuyor, bir tartışma açıyor ve halihazırda açık olan bir tartışmaya ilişkin de kendileri açısından yol gösterici bir katkı sunmaya çalışıyor.”
ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ
Parti olarak da konuya dair çeşitli önerilerinin olduğunu belirten Ayşegül Doğan, “Bir demokratik muhataplık zemininin oluşturulması kritik bir önem taşıyor. Hem barışın inşası için hem siyasallaşma, demokratik siyaset alanının açılması için ana aktör olan Sayın Öcalan’ın tabi ki hukuken ve bu ana aktörlüğünü değerlendirebileceği koşulların oluşturulması bizim açımızdan çok kritik bir önemde. Çünkü en başından beri söylediğimiz gibi bu, belirsiz bir tartışma değil, birtakım belirsizlikleri de ortadan kaldırabilecek bir konuya dikkat çekiyoruz” dedi.
‘SÜREÇTE GECİKME VAR’
“Süreç tıkandı mı, ilerliyor mu ne oldu diye tüm kamuoyu merak ediyor” diye devam eden Ayşegül Doğan, süreçte zorluklar ve belirsizliklerin olduğunun altını çizerek, “Gecikme var. Bu gecikme endişeleri artırıyor. Sürecin tasarımı ile ilgili başından beri bir takım yine değerlendirmeler var. Olumlu, olumsuz, müspet, menfi her siyasal pozisyona göre zaman zaman değişkenlik gösterebilen birtakım tasarıma dair tartışmalar ve öneriler de var. Ama tüm bunlarla birlikte şunu biliyoruz ki bu süreç çok kıymetli, çok değerli bir süreç ve çok stratejik bir süreç. Yaklaşım da bu şekilde olmalı” diye konuştu.
KAPSAYICI, BÜTÜNCÜL BİR YASA
PKK’nin feshinin üzerinden bir yıl geçtiğini ve yasal düzenlemelerle ilgili gecikmenin yaşandığını belirten Ayşegül Doğan, şunları dile getirdi:
“Bu bir yıl içerisinde silahlar yakılarak imha edildi. Çekilme kararı açıklandı. Bunun geri dönüşü olmayan bir karar olduğu söylendi. Örneğin yine hatırlatmak gerekirse silahları yakarak imha eden, buna öncülük eden isimlerden biri yönetici kadroda bulunan Bese Hozat’tı. Akabinde bazı siyasiler ‘keşke dönebilselerdi’ dediler. Silahlarını imha ederek yakanlar için ama dönemediler. Niye dönemediler? Çünkü dönüşlerini sağlayabilecek bir hukuki zemin yoktu. Temennimiz bu aşamanın hızlı bir biçimde ilerlemesi ve artık gerçekten kategorik olmayan kapsayıcı, bütüncül bir yasanın oluşturulması ve bu fırsatın da bu şekilde değerlendirilmesi. Bunlar sürecin olması gerekenleri, hukuk, demokrasi ve özgürlük bu süreç için olmazsa olmaz.”
“SİYASET KURUMU CESUR VE YAPICI OLMALI”
Siyaset kurumunun cesur, yapıcı ve çözüm odaklı adımlar atması gerektiğini vurgulayan Ayşegül Doğan, “Yeni döneme göre yeni bir yol haritası belirlemek, yeni dönemin dilini belirlemek, yeni dönemde yapılacak siyasetin yol haritasına özenle, titizlikle çalışmak, demokratik siyaset alanının genişlemesi için Türkiye’de ihtiyaç duyulan düzenlemeleri hep birlikte yapmak, barışın toplumsallaşmasını sağlamak ve bu sürecin güçlü bir toplumsal destekle sahiplenilmesine zemin oluşturacak hukuki olanakları yaratmak, herkes için yaratmak, ayrımsız bir biçimde. Dolayısıyla tüm siyasi aktörler bu açıdan baktığımızda sorumlu bir dil kullanmalı ve barış ihtimalini büyüten bir yaklaşım sergilemeli” dedi.
“Sayın Öcalan’ın toplumla iletişimini sağlayacak kanallar açılmalı. Gazeteciler sorularını sorabilmeli, gidip görmek isteyenler doğrudan gidip görüp sorularını yöneltebilmeli, koşulları bu sürece doğrudan katkı sunabilecek bir halde olmalı, özgür bir şekilde o koşullarda bu sürece doğrudan iletişimle destek sunabilmeli, süreci ana aktöründen bahsediyoruz. İletişim olanaklarından yoksun bir şekilde bu sürece nasıl ivme kazandırabilir? Nitekim kendisi de son gönderdiği mesajda buna özellikle dikkat çekmişti DEM Parti İmralı Heyeti aracılığıyla yazılı bir biçimde yayınlanan mesajda. Dolayısıyla bir ayı aşkın zamandır DEM Parti İmralı Heyeti’nin Sayın Öcalan’la görüşemiyor olması ya da görüşmemiş olması, bu görüşmenin sağlanmamış olması kamuoyunda hem endişe yaratıyor hem de farklı soruların belirmesine neden oluyor. O nedenle biz bir an önce Sayın Öcalan’la yapılması gereken görüşmelerin gerçekleştirilmesini diliyoruz ve bunun da hızlandırılması gerektiğini düşünüyoruz.”
KONGRE HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR
DEM Parti olarak Eylül ayında kongreye gideceklerini belirten Ayşegül Doğan, hazırlıklarının sürdüğünü, kongre gününün netleşmediğini netleştiğinde kamuoyu ile paylaşacaklarını dile getirdi. Ayşegül Doğan, “Kongre ile ilgili olarak; İsim değişikliği olacak mı? Logonuz değişecek mi? Eş genel başkanlar ne olacak? gibi bir takım tartışmalar ve sorular var. Ya da yönetim nasıl olacak? Bir yenilenmeden bahsediyoruz. Bir yeniden yapılanmadan bahsediyoruz ve biz bütün bunları konferanslarda değerlendiriyoruz. Dolayısıyla şimdiden bu sorularla ilgili, konferanslarda tartışmadan, il, ilçe konferanslarında, bölge konferanslarında; ne yönetimle ilgili, ne parti meclisi ile ilgili, ne merkez yürütme kurulu ile ilgili, ne ismimizle ilgili, ne logomuzla ilgili; bunların hiçbiri ile ilgili şu anda yanıt vermek mümkün değil” ifadelerine yer verdi.
15 MAYIS KÜRT DİL BAYRAMI
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı ve yapılan hazırlıklara dikkat çeken Ayşegül Doğan, şunları söyledi:
“Milyonlarca yurttaşın dilinden bahsediyoruz ve buna rağmen Kürt diline yönelik baskılar Cumhuriyet tarihi boyunca, biliyorsunuz, çeşitli şekillerde devam etti. Ama halen fiilen Kürtçe, ayrımcı politikaların hedefi halinde. Bu politikalar, bırakalım Kürtçenin gelişmesini, uluslararası sözleşmelerin ve anayasanın temeli olan eşitlik ilkesinin, aynı zamanda evrensel insan haklarının da temeli biliyorsunuz, ana dilini konuşma, ana diliyle eğitim-öğretim, ana dilinde kamusal hizmet alma gibi temel hakları dahil. Kürtçe özelinde baktığımızda ne yazık ki bu yasaklanmış görünüyor ve hâlen bu devam ediyor.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündeme dair yaptığı açıklamada, “Barış ve demokratik toplum sürecinin dili yapıcı olmalıdır. Parmak sallayan, süreci yokuşa süren, oyalayan, sürüncemede bırakan bir dil hiçbirimize kazandırmaz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere dair partisinin genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
OKULLARDAKİ ŞİDDET VE TOPLUMSAL İKLİM
Okullara yönelik saldırılarda yaşamını yitirenlere başsağlığı dileyen Ayşegül Doğan, yıllardır bu konuda uyarılarda bulunduklarını ve yapısal bir şiddetin tek bir nedenden kaynaklanmadığını ifade etti. Bu şiddetin her alana yayıldığını belirten Doğan, “Bugün yaşadıklarımızla birlikte görüyoruz ki yalnızca okullarda yaşanan şiddet değil, her alana yayılmış olan adeta bunu daha önce yeni doğan skandalı olarak ortaya çıkan bebek ölümlerinde de ifade etmiştik. Sapır sapır bir dökülme hali var Türkiye’de. Ahlaki olarak bunu değerlendirmek gerekiyor. Nasıl bu günlere varıldı. Nedenleri üzerinde bir geniş tartışmaya ihtiyaç var ve bu sonuçları ortadan kaldırmak, bundan sonra kısa, orta, uzun vadeli ne tür politikalar geliştirmek gerektiğini de konuşmak gerekiyor. Toplumsal kutuplaşma, şiddetin normalleştirilmesi, ne yazık ki kullanılan siyasal dil ve bunun topluma yansıması, anti demokratik uygulamaların artıyor olması, dolayısıyla hukukun üstünlüğünden yoksun kalmış bir toplumsal gerçekliğin ortaya çıkması, eğitim kurumlarını da sağlık kurumlarını da hayatın her alanını böyle etkiliyor. O sebeple bu yalnızca şundan kaynaklıdır deyip geçiştiremeyiz. Geniş bir toplumsal ve politik iklimin yansıması olarak değerlendirmek gerekiyor” dedi.
SORUMLULUK ALMA ÇAĞRISI
Özgür ve eşitlikçi bir eğitim anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “Esaslı politik değişimlere ihtiyaç var. Yapısal sorunları ortadan kaldırmak için yapısal dokunuşların mutlaka ama mutlaka ortaya çıkması gerekir. Bunun için de öncelikle ne yapmalıyız? Siyasi sorumluluğu kabul etme erdemini göstermeliyiz. Bugün televizyonları izleyenler hakim bir şiddet dilinden başka ne görüyorlar? Ya da sosyal medya platformları. Ancak bunları da tek etken olarak gösteremeyiz. Çoklu etkeni olan ve pek çok parametre üzerinden değerlendirilmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız. Biz de DEM Parti olarak bu konuya dair bir rapor hazırlığı içindeyiz. Aynı zamanda Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin bir karar çıktı. Bu kıymetli bir karar. Bu araştırma komisyonu umarız bundan sonra bu tür olayların yaşanmasının engelleyebilecek politikaların geliştirilmesinin önünü açabilecek kararlar alır. Şimdi buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na da özel olarak seslenmek istiyorum. Protesto hakkı anayasal bir haktır ve böylesi bir zamanda insanlar protesto haklarını kullanmayacaklarsa ne zaman kullanabilecekler? Eğitim kurumları güvenli alanlar olmak zorunda ve buraların güvenli alanlara dönüştürülmesi için insanlar itirazlarını açık bir biçimde ifade etmek istiyorlar. Biz bu mücadelenin yanında duruyoruz ve bunu sonuna kadar destekliyoruz. Buna kurulan bariyerlerin, barikatların da kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz” diye belirtti.
GÜLİSTAN DOKU DOSYASI
Gülistan Doku ve Narin Güran davasında yaşanan gelişmelere işaret eden Ayşegül Doğan şunları söyledi: “Ucu kime ve nereye dokunursa dokunsun bu olaylar aydınlatılmalı ve karanlıkta bırakılmamalı artık. 6 yıl da geçse, 10 yıl da geçse, 16 yıl da geçse bu adaleti mücadelesi bugün Gülistan Doku isminde simge hale gelen adalet mücadelesi bizim mücadelemizdir ve biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bu olayın mutlaka faillerinin gerekli bir şekilde ortaya çıkartılmasını sağlayacağız. Kim olursa olsun. Asıl sorgulamamız gereken, bakınız, 19 yıl geçti bu sözün üzerinden; Bir bebekten bir katili yaratan ve bu kadar çok katil yaratan sistem işte. Bu karanlık nasıl ortaya çıktı? Bunu 19 yıl önce Hrant Dink’i kaybettiğimizde sevgili Rakel Dink ifade etmişti. Yapısal olan bazı sorunlar için yapısal değişikliklere ihtiyaç var.”
ESP’YE SALDIRI
“Partimizin bileşenlerinden biri Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne dönük operasyonları her gün neredeyse bir yenisi ekleniyor. Somut herhangi bir delile dayanmayan gizli tanıklarla yürütülen bu soruşturma kapsamında hakkında yakalanma kararı olduğunu biliyordu ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Sezin Uçar. İnsan hakları savunucusu. Türkiye’ye dönüyor. Havalimanı da gözaltına alınıyor. Peki tutuklanma gerekçesinin ne olduğunu biliyor musunuz? Kaçma şüphesi. Hakkındaki soruşturmayı bile bile dönen, kaçma şüphesi olmayan bir avukat bir siyasi partinin Eş Genel Başkan Yardımcısı kaçma şüphesi ile tutuklanıyor. Şimdi hukuku adeta siyasetin bir aracına dönüştürdünüz dediğimizde buna sinirlenenlere özellikle sesleniyoruz buradan. Artık bundan vazgeçin.”
PM VE MYK TOPLANTILARI
“Geçtiğimiz hafta 5 gün boyunca kapsamlı bir dizi toplantı yaptık. Türkiye’nin gündemindeki önemli başlıkları tartıştık ve bu toplantılar bir rutinin parçası gibi görünse de rutin bir değerlendirme süreci değildi. Türkiye’nin içinden geçtiği süreç, bölgenin içinden geçtiği dönemin ağırlığı, bu tartışmaları daha derin, daha kapsamlı ve daha bütünlüklü bir şekilde ele almamızı zorunlu kıldı. Bir yandan Ortadoğu’da savaş, öte yandan Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum Süreci, tabii toplamında baktığımızda bölgesel olarak siyasal gerilimler, demokratik alanın giderek daralıyor olması, ekonomik kriz ve adaletsizlik. Bunların hiçbiri biraz önce de ifade ettiğim gibi birbirinden kopuk başlıklar değil ve bizim de tüm bu toplantı serimizde en çok konuştuğumuz başlıklar arasındaydı.”
BARIŞ ERTELENEMEZ
“Yaşananlar yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirilemez. ABD ve İsrail’in yürüttüğü saldırgan politikalar bugün İran’a kadar genişleyen bir güç ve paylaşım savaşının sonuçları doğrudan halkların yaşamını belirleyen bir tablo yaratıyor. Üstelik pek çok farklı kimliği de etkileyen bir tablodan bahsediyoruz. Biz diyoruz ki DEM Parti olarak savaş bu coğrafya için kaçınılmaz bir kader değildir. Aksine kaçınılmaz olan savaş siyaseti değil barış siyaseti. Demokratik mekanizmaların işlemediği, özgürlüklerin kısıtlandığı hiçbir yerde, hiçbir siyasal düzende, hiçbir ülkede refah ya da istikrar olamaz. Şimdi tam da bu nedenle Türkiye’de barış meselesinin de artık ertelenemez bir noktaya geldiğini düşünüyoruz. Kürt meselesinin çözümsüzlüğü bu ülkenin iliklerine kadar işlemiş vaziyette. Bu da çeşitli veçheleriyle karşımıza çıkıyor. Çözümsüzlük demokrasiyi kilitliyor. Yaşanan felaketler de tesadüf değil dolayısıyla yanlış politik tercihlerin sonuçlarını yaşıyoruz. Bu yanlış politik tercihler ortadan kalktığında bu sonuçlar da büyük oranda değişmeye başlayacaktır. O yüzden biz diyoruz ki, demokrasi olmadan adalet, adalet olmadan refah olmaz. Barış olmadan hiçbir şey kalıcı hale gelmez.”
SÜREÇTE HUKUKİ VE SİYASAL İLERLEME
“Parti Meclisimiz sonuç bildirgesinde en başta Meclis olmak üzere iktidarından muhalefetine tüm siyasal ve toplumsal dinamiklere hem ortak mücadele çağrısı yapıyor hem de yakın dönemde yapılması gerekenlerle ilgili hatırlatmalarda bulunuyor. Bakınız bugün Meclis’in önünde açık bir sorumluluk var. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan raporun üzerinden epey zaman geçti. Ne zaman uygulanacak tartışmaları sürdü. Araya Ramazan ayı girdi. Ramazan ayından sonra Ramazan Bayramı işaret edildi. Ramazan Bayramı geçti, hala gündeme alınmadı. Şimdi bu hazırlanan raporun artık altını doldurmak gerekiyor. Türkiye’nin çıkarı sürecin hukuki ve siyasal bir zeminde ilerlemesinde yatıyor. Barış için, özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için yasal çalışmaların yürütülmesinde yatıyor.”
YASAL ÇERÇEVE TAKVİMİ HALA YOK
“Raporda da belirtildiği gibi doğrudan alıntılıyorum. Komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreci ile birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Hala bu yasal çerçeveyle ilgili herhangi bir adım atılmadı. Hala bu yasal çerçeveye ilişkin komisyon tarafından ortak uzlaşıyla belirlenmiş konulara dair bir takvimlendirme dahi yapılmadı. Yine rapordan alıntıyla örgütün tüm unsurlarıyla feshiyle silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır. Şimdi bunları neden hatırlatıyoruz? Eğer siyasi partiler arasında grubu bulunan bir genel anlayış birliği varsa, ki var. Rapor bunu tespit ediyor. Ne yapılacağını söylüyor. Buna rağmen sanki bunlar hiçbir şekilde raporda tespit edilmemiş ya da genel bir anlayış birliğine varılmamış gibi yürütülen tartışmalar bu süreçle ilgili kaygıları arttırıyor, güvensizliği derinleştiriyor. O yüzden partimiz bu tarihsel eşikte pozisyonunu, tavrını yeniden hatırlatma ihtiyacı hissediyor. Belli ki tekrarda yine fayda var.”
MEDYA MANİPÜLASYONLARINA TEPKİ: MÜSAADE ETMEYİZ!
“Biz barış, demokrasi, emek, özgürlük, eşitlik ve bir arada yaşam için mücadeleyi büyüterek sürdürme kararlılığındayız. DEM Parti’nin varlık amacı demokratik siyaset alanının genişlemesidir. Üstelik temsil ettiğimiz gelenek kurulduğu günden bu yana Kürt sorununun silah ve şiddetten arındırılarak diyalog ve müzakere ile çözülmesi gerektiğini savundu. Öyle DEM Parti köşe yazılarıyla, aba altından gösterilen sopalarla ayar verilecek ya da yön gösterilecek bir parti değildir. DEM Parti bütün siyasi partilerle göz hizasında bir ilişki kuruyor. Farklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak kabul ediyor. Farklı fikirlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü için mücadele ediyor. Siyasal uzlaşıyı önemsiyor. Ve bu farklılıkların Türkiye’nin temel meselelerine ilişkin uzlaşmalarının çok değerli olduğunu düşünüyor. Barış ve demokrasi için kurduğu temaslarda karşılıklı saygıyı esas alıyor. Kimseye tepeden bakmıyoruz. Kimseyi yaftalamıyoruz. Kimseyle de dikey ilişki kurmuyoruz. Bunun bize yapılmasına da müsaade etmeyiz.”
İLKELİ SOMUT ADIMA İHTİYAÇ VAR
“Bakınız yürütmenin başı Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün yaptığı konuşmada süreci stratejik olarak değerlendirdi. Biz de bu sürece böyle bir perspektiften baktığımızı en başından beri ifade ediyoruz. Barış ve demokratik toplum sürecinin dili yapıcı olmalıdır. Parmak sallayan, süreci yokuşa süren, oyalayan, sürüncemede bırakan bir dil hiçbirimize kazandırmaz. Kimsenin de böyle bir dile ihtiyacı yok. Türkiye’nin de böyle bir dile ihtiyacı yok. Bunun yerine kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmeli ve herkes, hepimiz üslubumuza özen göstermeliyiz. Yeni bir dönem, stratejik bir dönem ve bu dönem yeni bir dille karşılanmalı. Eskiyi referans vererek değil, eskiyi hatırlatarak değil, o günlerden dersler çıkararak pozitif bir dile ihtiyacımız var. Silahların kalıcı olarak sustuğu, sözün ve demokratik siyaset alanının genişlediği bir dönemi gerçekten hep birlikte kurmak istiyorsak inisiyatife, cesarete, ciddiyete ve ilkeli somut adıma ihtiyacımız var. Artık temenni icraata, raporları yasaya, yasaları hep birlikte hayata geçirelim.”
ODAK NETTİR
“Bu arada sürecin ilerlemesini talep etmek, odak barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesidir. Adım atılmasını talep etmek bu sürecin ilerlemesi yönünde güçlü ve kararlı bir irade beyanıdır. Odak nettir. Tıpkı 27 Şubat çağrısında Sayın Öcalan’ın da ifade ettiği gibi silahların bırakılması, yasaların hazırlanması demokratikleşme adımlarının atılmasıdır. Ve son bir söz olarak; DEM Parti farklı görüşleri, farklı kimlikleri, farklı dilleri ve farklı inançları içeren bir siyasi parti. Ancak barış ve demokrasi mücadelesinde partimiz en küçük biriminden merkezine kadar bir bütündür. Barış ve demokratik toplum sürecinde partimiz içinde iyiler, kötüler, şahinler, güvercinler, sağduyulular ya da sağduyulu olmayanlar, kararsızlar veya müteredditler yoktur. Biz hiç kimseyi böyle kategorize etmiyoruz. Hiç kimsenin de bizi bu şekilde kategorize etmesini doğru bulmuyoruz.”
KONGRE GÜNDEMİMİZDE DEĞİL
“Bir konuya ilişkin de açıklık getireyim. Kongre gündemi ile ilgili de parti meclisimizin sonuç bildirgesinde de genişçe görebilirsiniz bunu. Kongre gündemine ilişkin ve yeniden yapılanmaya ilişkin herhangi bir tartışma şu anda DEM Parti’nin gündeminde değil ama önümüzdeki günlerde daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu süreç içerisinde biz de yeniden yapılanacağız ve bununla ilgili bir takvim oluştuğunda sizlerle en kısa sürede paylaşacağız.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Öcalan’ın, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü, en temel öznelerinden biri ve başmüzakerecisi olduğunu belirterek, çalışma koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi.
“SAYIN ÖCALAN’IN ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI SÜRECE UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”
Doğan, şunları söyledi:
“Bunların en başında da son günlerde çokça tartışılan bir konu geliyor. O da bizim parti olarak defaatle ifade ettiğimiz ve yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana değil, bundan önce de çokça ifade ettiğimiz, çeşitli vesilelerle bunun için eylemler yaptığımız bir gündem maddesiydi. Öcalan’a yönelik mutlak iletişimsizlik. Hiçbir şekilde haber alamıyor oluşumuzun, tecrit koşullarının, bu ağır insan hakkı ihlalinin bir türlü ortadan kalkmıyor olmasının esasında Kürt meselesine yaklaşımla ne kadar doğrudan bağlantılı olduğunu çeşitli kereler ifade ettik. Şimdi geldiğimiz aşamada bir mutlak iletişimsizlik söz konusu değil. Tecrit uygulamalarından bahsediyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada şöyle bir durum var. 27 yıldır süren ada hapishanesi koşullarından bahsediyoruz. Çeşitli dönemlerde esneyen, bazı dönemlerde bu esnekliğin ortadan kalktığı ama hiçbir zaman somut ve hukuki olarak değişmeyen koşullardan bahsediyoruz.
Dün Adalet Bakanının yaptığı bir açıklama var biliyorsunuz. Biz DEM Parti olarak, bu meselenin bir bina ya da konut tartışmasına sıkıştırılmasını yanlış buluyoruz. Çünkü mesele esasen oradaki koşulların değişmesi ve bu koşulların değişmesinin yaratacağı etkiler. Sayın Öcalan da mesajında bunu açıkça ifade ediyor. “Sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum” diyor. Şimdi bizim odaklandığımız konu aslında Sayın Öcalan’ın da odaklandığı konudur; çalışma ve yaşam koşullarının sürece uygun hale getirilmesidir. Yani özgür yaşar ve çalışır koşullarının oluşturulabilmesidir. Daha önce de dile getirdiğimiz beklenti ve talepler bu yöndeydi. Süreci yürütebilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasından yıllardır bahsediyoruz.
SAYIN ÖCALAN’IN KAMUOYUNA ARACISIZ ULAŞABILMESİ SÜRECİ HIZLANDIRICI BIR ETKİ YARATIR
Peki, neden önemli bu? Sayın Öcalan’ın siyasi rolünün, yaklaşımının, diyalog ve müzakere arayışının tanınması ve kabulü olsa olsa böyle bir süreçte kolaylaştırıcı bir etki yaratabilir. Tıkamaz, aksine sürecin önünü açar. Bazı tartışmaların daha pozitif bir şekilde ilerlemesini sağlayabilir. Doğrudan yanıt vermesi kendisine yöneltilen sorulara, talep ettiği üzere aracısız bir biçimde kamuoyuna ulaşabilmesi son derece hızlandırıcı bir etki yaratır. Bu aynı zamanda sürecin gerekleri açısından da hayata geçirilmesi gereken bir konu bizim için. Dolayısıyla, biz bu konuyu bir bütün olarak ele alıyoruz ve Öcalan’la kurulan hukukun tanımlanmasının sürece ivme kazandırıcı pozitif etkileri olacağını yinelemek istiyoruz.
ÖNCELİKLE ÖNYARGILARDAN KURTULMAK GEREKİYOR
Bu tartışmaların odağına İmralı Ada Hapishanesinin koşullarının yerleştiriliyor olmasının şöyle bir tarihsel nedeni de var. Bunu da burada yeniden ifade etmek gerekir. Bugüne kadar İmralı’ya, yani Sayın Öcalan’a yaklaşım Türkiye’de Kürt meselesine yaklaşımın aynası oldu. En önemli göstergelerinden biri oldu. O yüzden dönem dönem esneyen, dönem dönemse son derece sert ve katı uygulamaların olduğu bir ada hapishanesinden bahsediyoruz. Kişiye özel, insan haklarına aykırı ve ağır bir insan hakkı ihlali olarak yıllarca sürdürülen koşullardan bahsediyoruz. Şimdi çok kritik bir zamandayız, kritik bir eşikteyiz. Burada yapılması gereken öncelikle önyargılardan kurtulmaktır. Bunu yıllardır sürdürülen önyargılarla tartışmak ne yazık ki negatif bir etki yaratıyor. O yüzden önce bu korkulardan özgürleşmek gerekiyor. Birbirimize ezberleri tekrarlamanın ne denli faydasız olduğunu geçen yıllarda gördük. Çok acı bir şekilde deneyimledik. O sebeple direnç alanlarını, direnç faktörlerini görmek ve bunları aşabilecek siyasal bir iradeyi cesaretle ortaya koymak gerekiyor. Demokratik olgunlukla tartışmak gerekiyor bunları. Çok kritik bir meseleden, ağır bir mevzudan bahsediyoruz. İnsan hayatını ilgilendiren bir mevzudan bahsediyoruz. Bunun sıkça altını çiziyoruz. Bunlar böyle magazinsel konular değil. Siyasi ağırlık ve demokratik olgunlukla tartışılması gereken konular. Burada da ilgililerin ve yetkililerin yapması gereken, bu taleplere eski alışkanlıklarla yanıt vermek ya da bunları eski alışkanlıklarla karşılayıp hemen bir güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirmek değil; yeni dönemin ve sürecin temposuna, ritmine uygun bir şekilde karşılık vermektir.
SÜRECİN DAHA AÇIK VE ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE İLERLEMESİNİ İSTİYORUZ
Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü ve en temel öznelerinden biri, başmüzakerecisi. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı çok büyük bir ivme kazandırdı. Geldiğimiz bu kritik aşamada yasal adımlarla asıl görmeyi beklediğimiz şey ne? Bundan sonra bu çağrının nasıl hayata geçeceği, yasal bir şekilde nasıl karşılık bulacağı. Yani siyasetin şiddetten tümden ve kalıcı bir şekilde arındırılması ve silahsızlandırmanın yasal zemininin oluşturulması tartışmalarının işte bu demokratik olgunluk zemininde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün bu tartışmaları siyasal zemin üzerinden yürütmek daha doğru olur. Siyasi bir meseleden bahsediyoruz. Çeşitli boyutları olan, çok katmanlı tarihsel arka planı olan bir meseleden bahsediyoruz. Neticede DEM Parti İmralı Heyeti görüşüyor. Orada ilgili devlet yetkilileri var. Onlarla görüşmeler sürüyor. Bunlar kamuoyunun bilgisi dahilinde olan başlıklar ve kamuoyunun yine bilgisi dahilinde ilerliyor süreç. Biz daha açık, daha şeffaf bir şekilde ilerlemesini istiyoruz. Gazetecilerin gidip kendilerinin doğrudan sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmelerini talep ediyoruz. Bunun süreç açısından çok önemli katkıları olacağını düşünüyoruz.
Düşünün, bir yılda çok kısıtlı koşullarda süreci bu noktaya taşıdı Sayın Öcalan. Eğer özgür iletişim, çalışma ve yaşam koşulları olsa, Türkiye’yi çok daha hızlı ulaştırabileceği yer demokratik çözüm ve barış olur ancak. O yüzden bunun için yolun açılması gerekiyor. Yalnızca gazetecilerin değil; akademisyenlerin, hak savunucularının, farklı siyasi partilerin, kanaat önderlerinin, kim gitmek istiyorsa ve kendisi kimle temas etmek istiyorsa bunun için yolun oluşturulması gerekiyor. O sebeple, bu tartışmayı sanki dar bir alandan geniş bir alana geçme tartışmasıymış gibi değerlendirmek ya da böyle yaklaşmak, bu statü meselesine hem haksızlık olur hem yetersiz olur hem de yanlış bir yaklaşım olur. Hepimizin yapması gereken bu süreçte ihtiyatlı olmak, serinkanlı olmak, evet telaş yapmamak ama bir yandan da hızlandırmak süreci, kalıcı hale getirmek olabilir.
Şimdi bir başka konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı çağrı. Biliyorsunuz bir ara seçim, yerel seçim çağrısı yaptı. Hem partimize yaptı bu çağrıyı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’ne. Hatta bu çağrıya ilişkin çeşitli görüşmeler yapacağını da söyledi. Bir yandan da İBB davası sürüyor. Süren İBB davasını da heyetlerimiz takip ediyor. Bu seçim tartışmaları bizim Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde değil. Merkez Yürütme Kurulumuz önümüzdeki hafta toplanacak. Şu anda partimizin en temel ve en acil gündemlerinden biri, tıpkı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de 31 Mart’ın yıl dönümünde dikkat çektiği gibi demokratikleşmedir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı ülkenin demokratikleşmesidir. Biz ülkenin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü birbirinden ayrılamaz konular olarak görüyoruz. Eşzamanlı bir şekilde demokratikleşmeye dair adımların atılmasının gerekliliğinden bahsediyoruz. Bunun için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Dolayısıyla, biliyoruz ki bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor. Nasıl mesela? Ülkeyi uzunca bir süre tek gündem etrafında topluyor ve fiili bir durum yaratıyor. Yani bir kere seçim denildiğinde başka herhangi bir gündemi konuşmak mümkün olmuyor. Her şey alanlarda, meydanlarda dönüyor çoğu zaman. Ülkenin başlıca sorunları konuşulamaz hale geliyor. Bugün sokaktaki işsizlik de hayat pahalılığı da demokratikleşme de ne yazık ki Türkiye’de seçim söz konusu olduğunda seçim sonrasına ertelenen bir başlığa dönüşüyor. Oysa bugün Kürt sorunu açısından çok önemli bir kavşaktayız. Özellikle de ana muhalefet partisinin bu kavşakta çok ciddi sorumluluklar üstlenebileceğini düşünüyoruz.
DEMOKRATİK MUHALEFET GÜÇLENMELİ
Demokratik muhalefet güçlendikçe, mücadele ve müzakereyi birlikte yapabildikçe, bu alanı genişlettikçe Türkiye’de demokratik adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması daha hızlı hale gelebilir. Artık silahların gölgesinde değil masada diyalog yoluyla sonuç alınabileceği bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanın içinden geçiyoruz. Bizim bu aşamada önceliğimiz demokratikleşme ve Kürt sorununun adil ve kalıcı bir barışla çözülebilmesi. Özellikle muhalefet tarafından desteklenebilecek, hatta öncülüğü yapılabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Muhalefetten beklentimiz ülkenin güncel sorunlarına ortak yanıtlar üretebileceğimiz, demokratikleşme için birlikte ortaklıklar kurabileceğimiz bir çaba ve gayrettir. Tabii ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim çağrısının sebeplerini de çok iyi anlıyoruz. Çünkü biz de benzer muamelelere maruz kaldık, maruz kalmaya da devam ediyoruz. Newroz kutlamaları sonrası yapılanları gördünüz. Hala kayyımlar iş başında. Yalnızca CHP’li belediyeler değil, DEM Partili belediyeler de hala kayyımlarla yönetiliyor. Yani halk iradesi bizim için de en vazgeçilmez ve en önemli konulardan biri.
İBB DAVASINDA HUKUK YOK
İBB davasına gelince, bu konuda zaten kamuoyunda çok geniş ve yaygın bir kanaat var. Bu kanaati biz de burada pek çok kez tekrar ettik. Kanaat ne? İnsanlar İBB davasının nedenlerinin hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun yargı eliyle siyaseti dizayn etme amacıyla yapıldığını düşünüyorlar. Nitekim yargılama süresince, duruşmalar boyunca ortaya çıkan tablo buna yönelik kanaatleri pekiştiriyor. Yani halk iradesine doğrudan yargı eliyle bir müdahale olarak değerlendiriliyor Türkiye kamuoyu tarafından bu celseler. İnsanların masumiyet karinesi gözetilmeden hapsedilmesi, halk iradesi yok sayılarak yerlerine kayyım atanması ya da bir şekilde görevlerini yapamaz hale getirilmesi. Hatta bunun bir siyasi rekabetten kaçma olduğu da düşünülüyor. Somut delil yok, bireyselleştirme yok. Bütün bunlar hukukun Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gösteriyor. Çok vahim ve ciddi ifadeler var. Bu iddialar görmezden gelinemeyecek kadar önemli iddialar. Biz bu konuda hep uyardık, yapılması gerekenleri söyledik. DEM Parti olarak bu çağrıyı tekrar etmek istiyoruz: İvedilikle yerel demokrasinin güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalı. Halk iradesine saygı duyulmalı. Halkın iradesine saygı göstermek evrensel ilkeleri de gözetmeyi gerektirir. Halk iradesine saygı konjonktürel bir şekilde olamaz, olmamalıdır. Seçilmişlere dönük müdahaleler ya da yargının seçilmişlere dönük müdahale için araçsallaştırılması son bulmalı. En önemlisi de kayyım politikası artık son bulmalı. Bunun yasal bir şekilde son bulması gerekiyor.
Sevgili arkadaşlar, biz bunları gayet iyi biliyoruz, yaşadık. Bakınız, bugün yine çok acı bir haber. Hapisteyken babasını, üç abisini ve ablasını kaybetti. Kimden bahsediyorum? Figen Yüksekdağ’dan. HDP’nin önceki dönem eş genel başkanlarından. 10 yıldır hapiste Figen Yüksekdağ ve hapisteyken sevdiklerini, en kıymetlilerini kaybetti. Zaman zaman onların acısını paylaşırken, paylaşmak isterken, defin alanına gitmek isterken pek çok başka siyasi tutsak gibi, pek çok başka siyasetten hapiste tutulan insan gibi engellemelerle de karşılaştı. Yarın Adana’da olacak abisini son yolculuğuna uğurlamak için. Ama artık bu zulme son verilmeli. İnsanların yalnızca tekil hayatlarından çalınmıyor, çoğul hayatlarından da çalınıyor. Yalnızca onların hayatına kastedilmiyor, Türkiye’nin demokratik geleceğine de kastediliyor. Hepimizin hayatına kastediliyor. Bundan vazgeçmek gerekiyor artık. Sevgili Figen Yüksekdağ’a başsağlığı ve sabır diliyoruz, ailesine de. Çok zor, çok ağır, dayanılması gerçekten çok zor bir durumla karşı karşıya. Yalnızca Figen Yüksekdağ bunları yaşamıyor. Bugün binlerce ve dolayısıyla milyonlarca insan bu tür uygulamalardan dolayı telafisi imkansız mağduriyetler yaşıyor. Bu sürdürülmemeli artık Türkiye’de. Bu vesileyle bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Kobanî Kumpas Davası nedeniyle içeride tutulan siyasetçiler özgürlüklerine kavuşmalı. Bunun için ne bekleniyor? Soruyoruz her defasında. Eğer bir siyasal ajanda nedeniyle tutuluyorsa Kobanî Kumpas Davası tutsakları, Gezi Davası tutsakları bu ne sürece uygun ne de demokratik değerlere uygun bir yaklaşımdır. Hepimizin ortak sorumluluğu bu süreci Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük kazanımları artırabileceğimiz bir şekilde ilerletmektir. Toplumsal güveni artırmak ve barış için desteği çoğaltmak.
YASAL DÜZENLEMELER HIZLICA YAPILMALI
Sevgili arkadaşlar, tabii pek çok başka başlık var. Bunların en önemlilerinden biri, tüm bunların kesiştiği nokta yasal düzenlemeler. Yasal düzenlemeler için bir takvime ihtiyaç var. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunun kamuoyuna şeffaf ve açık bir şekilde bilgisinin verilmesi gerekiyor. Böyle bir toplumsal beklenti var. Üstelik bu yalnızca siyasi tutsaklarla da ilgili değil. Adli tutsaklar da bizi çok sık arıyor, Meclis’ten beklentileri var. İnfaz Kanununda eşitlik ve benzeri düzenlemelerde neler olacağı sorusu en sık karşılaştığımız sorulardan . Tekil değil çoğul sorular bunlar, tüm Türkiye’yi ilgilendiren sorular ama silahsızlanma konusu çok önemli bir konu. O yüzden kritik bir eşik, kritik bir kavşak diyoruz. Tüm ezberlerden ve önyargılardan vazgeçerek konuşmak gerekir. Yeni bir dil ve yeni bir yöntem arıyoruz. En azından bir süre bunlarla konuşmayalım. Bunlarla konuşmayalım ki farklı şekillerde görebilelim. Eski hataları tekrar etmeyelim. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi olmamalı. Başta iktidar bloku olmak üzere bütün siyasi partilerin görevi olmalı. Barış ve çözüm için uygulanabilir, en gerçekçi şartları en reel biçimde değerlendiren, kapsayıcı ve bütünlüklü, bu dönemin ruhuna uygun bir yasal düzenlemeye ihtiyacımız var.
HERKES SÜRECİN RUHUNA UYGUN HAZIRLIKLAR YAPMALI
Somut olmayan kimi taslak iddiaları var. Bunlar üzerinden tartışmayı ya da bunlara yanıt vermeyi doğru bulmuyoruz. Kimi iddialar var, çeşitli taslakların hazırlandığı söyleniyor. Bu iddialara göre bazı taslaklar kategorik yaklaşımlar içeriyor. Ya da başka yaklaşımlardan da bahseden iddialar var. Buna benzer haberler görüyoruz. Nihayetinde siyasetin şiddetten arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sorunların diyalogla, müzakereyle çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve herkesin de sürecin ruhuna uygun hazırlıklar yapması beklentimiz. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası bu konuya dair de bazı açıklamalar yaptı. Ama görüyoruz ki hala yeni bir dil oluşturulamıyor. Yani neler olmadığını biliyoruz zaten kamuoyu da biliyor. Ama olması gerekenlere ilişkin hepimizin yapması gereken, tüm siyasi partilerin yapması gereken, daha açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyuyla sürece ilişkin bilgileri paylaşmak. Bundan sonrasına ilişkin yol haritasını paylaşmak. Yapılması gerekenleri, talepleri, beklentileri duymak. Bunları duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor. Aksine bunları gündeme almak ve bir an önce çözüme kavuşturmak gerekiyor.”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doğan, Öcalan ile kurulan hukukun adının konulması gerektiğini söyledi.
Doğan, devamında şu açıklamayı yaptı:
“Bu son derece kritik kavşakta, bu son derece hayati kavşakta yapılması gereken bu değil. Bundan vazgeçmektir. O yüzden demokratik siyaset tartışmasında tabii ki 30 yıllıkları da tartışacağız. Sürgünden dönecek olanları da tartışacağız. Neticede tartıştığımız konu dağda silahlarını yakarak imha eden ve Türkiye’ye dönmek istediklerini ve demokratik siyaset yapmak istediklerini söyleyenler. Bunları elbette konuşacağız. Bunlar da dünyada oldu. Biz bu dönemi bir şekilde başaracağımıza inanıyoruz. Mücadele ederek, ortak alanlarımızı genişleterek, demokratik mücadele alanını genişleterek başaracağımıza inanıyoruz. Ancak lütfen bu sürecin hızına etki edecek, negatif anlamda etki yaratacak ya da bu sürecin önünde engeller teşkil edecek veya zaten sarsılmış olan toplumsal güveni daha da sarsıcı etki yaratacak açıklamalardan, yorumlardan, değerlendirmelerden kaçınalım. Doğru değil çünkü. Yani bir partiyi zayıflatmak, yıpratmak için yapılan bu yorumların bilinçli olduğunun farkındayız. Hiçbiri tesadüf değil. Diğer eleştiriler, diğer öneriler bizim zaten yararlandığımız ve en başından beri çok değer verdiğimiz öneriler. Bu öneri ve eleştirileri almak ve beraber bu sürece ivme kazandırmak için yine alanda olacağız, yine sahada olacağız, yine sokakta olacağız. İşte Demokratik Kurumlar Platformunun çağrısı var 4 Nisan Amara Festivali için. O festivalde de en büyük talep ne? Kalıcı bir çözüm, demokratik bir Türkiye. Halkların eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşayabilecekleri bir Türkiye yaratma mücadelesi ve sözü yükselecek. Halayları yine bunun için büyüteceğiz.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Newroz kutlamalarında milyonların barış talebini dile getirdiğini belirterek, demokratik çözüm için somut adım çağrısı yapıldığını söyledi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Bu yılki Newroz kutlamalarının mesajlarına değinen Doğan, Newroz’un bir eşik olarak karşılarına çıktığını belirtti. Ayşegül Doğan, “Bundan sonra yapılacaklara dair çok güçlü mesajların olduğu bir Newroz kutlamasından bahsediyoruz. Bu yılki Newroz’un sloganı da özgürlük, birlik ve demokrasiydi. Bu birlik vurgusu Kürtlerin birliğini kapsayan ama aynı zamanda halkların birlikteliğini de kapsayan bir vurguydu. Özgürlük çeşitli anlamlarda her sahada kullanıldı. Yalnız sloganlarda yükselen özgürlük temasının alt başlıkları da vardı. İstanbul’dan Van’a, Cizre’den Kulu’ya, Bursa’dan Diyarbakır’a kadar Newroz ateşinin yakıldığı alanlara akan milyonların talebi neydi? Barış, çözüm, eşit yurttaşlık, adil ve demokratik bir Türkiye. Milyonlar sesini, sözünü barış için, savaşsız bir dünya için, bir arada yaşam için yükseltti ve halaylarını bunun için büyüttü. Her şeye rağmen bunun için büyüttü. Geç kalmayalım mesajını da alanlar verdi” dedi.
“DAHA BÜYÜK BİR KARARLILIK GÖRDÜK”
Abdullah Öcalan’ın Newroz mesajını hatırlatan Ayşegül Doğan, “Sayın Öcalan’ın mesajı diyalog, müzakere ve demokratik çözüm perspektifi Newroz alanlarında çok büyük bir karşılık buldu. Geçen yıl Newroz kutlamaları öncesi 27 Şubat 2025’de yapılan çağrı gündemdeydi ve Newroz kutlamaları da bu çağrıya nasıl destek çıkıldığını gösterir bir şekilde geçmişti. Ama ondan önce bazı tartışmalar vardı. ‘İşte Kürtler ne istiyor? Bu çağrı destek bulacak mı’ gibi pek çok sorunun yanıtını alanda halklar vermişti. Bu defa da Barış ve Demokratik Toplum Sürecine çok güçlü bir sahiplenme olduğunu gördük. Geçen yıla oranla alanların daha büyük kalabalıklarla dolduğunu gördük. Daha büyük bir kararlılık gördük. Toplum demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Yalnızca sloganlarıyla değil. Taşıdıkları afişler, görseller, pankartlarla da bunu çok net bir biçimde, görselleriyle de ifade ettiler. Demokratik çözümün somut adımlarla ilerletildiği bir ülke talebinde herkesin birleştiğini gördük” diye belirtti.
2026 Newroz’unun kurucu bir irade olarak karşımızda oluğunu ifade eden Ayşegül Doğan konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Abartısız bir şekilde en çok ortak yaklaşılan slogan ‘Öcalan’a özgürlük’ sloganı oldu. Hemen her yerde bunu çok açık bir şekilde ifade etti Newroz’a katılanlar. Günlerdir süren tartışmalara da böylelikle bir yanıt verdiler. Artık Öcalan’a özgürlük vaktinin geldiğini söylediler. Tüm bunlar daha sonrasına dair de yapılması gerekenlere ilişkin çok ciddi ipuçları veriyor. Bunların iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak neler oldu? Peki, bu geçmiş refleksler tümden ortadan kalktı mı? Ne yazık ki kalkmadı. Kalksaydı eğer ben şu anda yalnızca Bakanlığın verdiği bilgiyle ifade etmem gerekirse sizinle gözaltı ve tutuklama sayısı paylaşmak durumunda kalmazdım.”
Newroz kutlamalarındaki gözaltılara dikkat çeken Ayşegül Doğan, ” Edinebildiğimiz bilgilere ve dün bakanlığın açıklamalarına göre en az 209 gözaltı var. Gerekçeler ne? Mesela Muş’ta özgürlük ve demokrasi yazılı bir pankart çarşı merkezinde bir köprüye asılmış. Yine Kocaeli Darıca’da etkinlik alanına girişte bir yurttaş yalnızca sarı, kırmızı, yeşil renkli hırkası nedeniyle engellenmeye çalışıldı. Yine üzerinde Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafının olduğu bir atkı nedeniyle alana alınmak istenmedi. Şimdi bu nasıl bir suç teşkil ediyor olabilir? AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması. Bunlar, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine de uygun değil. Ailesiyle birlikte düğünlerde, etkinliklerde müzisyenlik yaparak geçimini sağlayan 16 yaşındaki bir çocuk Başakşehir’deki Newroz alanında söylediği Kürtçe şarkılar gerekçe gösterilerek örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklandı. Hangi örgütten bahsediyoruz? PKK kendini feshettiğini dünyaya ilan etti” diye belirtti.
” YASAL ADIMLAR İÇİN HIZA İHTİYAÇ VAR”
“Bölgesel gelişmeler ve riskler, neden hıza ihtiyacımız olduğunu geçen süre zarfında ortaya koydu” diyen Doğan, ” Eğer zaman iyi değerlendirilmezse riskler açığa çıkabilir. Ve bunları bertaraf etmek her zaman kolay olmayabilir. Provokasyonlar, sabote etmek isteyenler olabilir ki var, biliyoruz. O hâlde yapılması gereken zamana yaymak ya da zamanı kötü kullanmak değil. Zamanı ve zamanın değerini bilerek, kavrayarak ona göre adımlar atmak, ona göre planlamalar yapmak” dedi.
“TAKVİM AÇIKLANSIN”
Ayşegül Doğan, Koordinatör Grup Başkanvekilleri ile Meclis Başkanı’nın önümüzdeki hafta bir araya geleceğine dair çıkan haberlere ilişkin, partilerine bu yönde herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmadığını açıkladı. Doğan, söz konusu görüşmeye dair iddiaların henüz doğrulanmadığını vurguladı.
Yasal düzenlemelere ilişkin haziran ve temmuz aylarının işaret edilmesini de eleştiren Doğan, bu sürenin “çok geç” olduğunu belirtti. PKK’nin kongresini toplayarak fesih kararı aldığını hatırlatan Doğan, silah bırakanların dönüş sürecinin hukuki güvence olmadan ilerleyemeyeceğine dikkat çekti.
Doğan, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan tarafından yapılan çağrıda da hukuki çerçevenin açık biçimde vurgulandığını ifade ederek, sürecin ilerleyebilmesi için somut adımların atılması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda en temel başlığın yasal düzenleme olduğunun altını çizdi.
DEM Parti’nin bu konudaki tutumunun net olduğunu dile getiren Doğan, geçiş hukukuna uygun bir çerçeve yasanın vakit kaybetmeden hazırlanması gerektiğini belirtti. Parti olarak hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Doğan, söz konusu düzenlemenin hiçbir ayrım gözetmeden, silah bırakan herkesin kapsanacağı bir hukuki yaklaşım içermesi gerektiğini vurguladı.
Açıklamasında yetkililere çağrıda bulunan Doğan, sürecin şeffaf ilerlemesi için net bir takvimin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi.
“AĞIR HASTA TUTUKLULAR BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALI”
Hasta tutuklulara da değinen Ayşegül Doğan şunları belirtti:
“Ortak rapor dendi. Bitti. Bayram sonrasına işaret edildi. Bayramdan sonra da eğer tevatürlere ve iddialara yer bırakmak istemiyorsak yapılması gereken ilk şey şu; Meclis Başkanı ve Komisyon Başkanı sıfatıyla Sayın Kurtulmuş’un bir an önce bu yasal düzenlemelere ilişkin takvimi kamuoyuyla, muhataplarıyla paylaşması. Yapılabilecekken yapılmayanlar var. Herhangi bir kanuni düzenlemeye ya da başka bir yasal çerçeveye ihtiyaç duymadan yapılabilecekler var. Hasta tutsaklar, bakın hâlâ serbest bırakılmıyor. Edip Taşer hayatını kaybetti. Öfkeliyiz bu yüzden. Bu kaçıncı? Ağır hasta tutsakların bir an evvel serbest bırakılmaları gerekiyor. Bunlar doğal ölümler değil. Zamana yayılmış cinayetler bunlar.
Şimdi bir tane daha hasta tutsaktan bahsedeceğim. Dün savunma yapıyordu. İBB davasında Murat Çalık. Ne bekleniyor? Niye serbest bırakılmıyor? AİHM ve AYM kararları niye uygulanmıyor? Tüm bunlar sürecin ruhuna uygun olmayan, paradokslar yaratan, toplumdaki güven duygusunu sarsan gelişmeler. Bir yandan gazeteciler tutuklanıyor. Bir yandan sanatçılar engelleniyor. Bunlardan bir an önce vazgeçmek ve barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna uygun bir şekilde adımlar atmak gerekiyor.
İMRALI’DA ÖNEMLİ GÖRÜŞME
DEM Parti İmralı Heyeti’nin yarın, İmralı Adası’na gideceğini kaydeden Ayşegül Doğan şunları söyledi:
“Bu görüşme bizim için çok önemli bir görüşme. Çünkü bir yandan yasal süreçle ilgili bundan sonra yapılacaklar dair Sayın Öcalan’la istişarede bulunacaklar. Gündemlerinde böyle bir başlık var. Öte yandan kamuoyunda konut, ev tartışmaları sürerken şunu söylemiştik. Heyetimizin bize böyle bir bilgilendirme yapmadığını ama bayramdan sonra kuvvetle muhtemel bir görüşme yapıp, bu görüşmede bu konunun belki gündeme gelebileceğini ve varsa bu konuya ilişkin de bir yeni durum bunun da kamuoyuyla paylaşılacağını söylemiştik. Dolayısıyla bu başlıkları da gözettiğimiz zaman yarın yapılacak görüşmenin içeriğinin önemli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Kritik bir önem taşıyor. Hem Öcalan’ın koşullarına, statü tartışmalarına ilişkin önemli bir görüşme olacak. Hem de yasal zemine ve silahsızlandırmaya ilişkin hazırlanan ya da hazırlanması planlanan kanuni çerçeveye dair de kendisinin önerileri alınacak. Biliyorsunuz her zamanki gibi büyük bir titizlikle kendisi yasal düzenlemelerden sürecin gelecek planlamasına dair tüm başlıklara ilişkin yetkililerle, ilgililerle de görüşmeye, müzakere etmeye devam ediyor.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis Komisyonu’nun ortak raporuna ilişkin “Artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi ve bu raporu ikinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Bundan sonra yeni bir takvim ihtiyacı var” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:
“Ortak rapor herkesin gözünün üzerinden olduğu bir rapordu. Ne çıkacak bu Komisyondan, neler tavsiye edecek, hangi önerilerle Meclis’e yeni bir mesai tavsiyesinde bulunulacak diye bir beklenti vardı. Ağustos ayından bu yana sürdü çalışmaları ve dinlemeleri. Çalışmalar, tüm eksikleri ve yapılması gerekenleri ile de kamuoyunun hem bilgisi hem ilgisi dahilinde yürüdü. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulmasını ne kadar önemsediğimizi burada çok kez anlattık.
SİYASİ PARTİLERİN TÜMÜNÜN KATILMASI ÖNEMLİ
Kürt sorununun Meclis zeminine taşınmasının önemli. Bu meselenin tüm siyasi partilerin katılımıyla tartışılmasının ne kadar değerli olduğunu ve bugüne kadar ıskalanmış pek çok fırsatta Meclis’in asıl oynaması gereken rolü ve işlevi oynamadığını, bunun Türkiye’ye neler kaybettirdiğini ifade ettik. Bu açıdan baktığımızda Meclis’in ortaya koyduğu irade, bunun çoğulcu bir şekilde gerçekleşmiş olması, yine siyasetin bu konuda mümkün mertebe en geniş uzlaşıyla, en geniş mutabakatla bugüne varmış olması tabii ki bizim açımızdan da önemli.
RAPOR ÖNCESİNDE DE ÇOKÇA TARTIŞMA OLDU
Masada kalma konusundaki inadını ve ısrarını sürdüreceğini ifade eden herkese DEM Parti olarak müteşekkiriz. Çünkü bu sorunun çözümü demokratik siyaset alanının genişlemesidir. Dolayısıyla bu çalışmaları kılı kırk yararak büyük bir sorumlulukla taşımanın sorumluluğuyla bugünlere getirdik. O yüzden hiçbir şey kolay olmadı. Hiçbir şey sanıldığı, göründüğü gibi kolay gerçekleşmedi. Biz bunu daha önce de 5 Ağustos’ta komisyon kurulduktan sonra ifade etmiştik. Yine Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantımızın hemen akabinde, iki gün sonra dedik ki; Meclis Komisyonu’nun yapacağı çalışmaların etkili ve kalıcı bir sonuca ulaşması ve sonrasında atılacak adımların gerçekleşmesi için partimiz her türlü çabayı gösterecektir.
Uyarılar yaptık ve bu uyarıların bir bölümü bugün o raporda hayat buldu. Bir bölümü ise görmezden gelindi. Hakikati ve her şeyi göze alarak, dile getirenlerin hatıralarını unutmayacağız. Şimdi bu aşamaya gelene kadar çok sayıda insan da dinlendi. Farklı kurumlar da dinlendi. Onlara da bir teşekkürü borç biliyoruz. Çünkü komisyon raporunun tüm eksiklerine rağmen bu şekilde çıkabilmiş olması, özellikle 6’ncı ve 7’nci başlıklarda demokratikleşmeye dair, bundan sonra atılacak yasal adımlar ve hukuki düzenlemelerle ilgili tavsiyelere dair bu dinlemelerin çok katkısı olduğunu belirtmek isterim. O yüzden yalnızca bu süreçte yer alan siyasi partilere değil, doğrudan ve dolaylı katkısı olan herkese DEM Parti adına teşekkür ederiz.
İLK AŞAMA RESMEN TAMAMLANMIŞ OLDU
Artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi ve bu raporu ikinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Bundan sonra yeni bir takvim ihtiyacı var. Bu yeni takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin komisyon, hazırladığı raporunda da detaylı bir şekilde aslında ifade ediyor. Ancak bu başlıkların altı nasıl doldurulacak, nasıl uygulanacak, dünden beri kamuoyunun en çok merak ettiği ve bu konuya ilişkin yoğun olarak yönelttiği sorular arasında bu sorular da yer alıyor.
RAPOR HAYATİ AŞAMA AÇISINDAN ÖN AÇICI OLMALI
Raporun hayati aşama açısından ön açıcı olması gerekiyor. Yine komisyonun raporda yer verdiği tespit ve tavsiyelerin zaman kaybetmeden yerine getirilmesi için bir an önce yasal düzenlemelere dair çalışmalara başlanmalı. Meclis’in bütün mesaisini bundan sonra bu meselenin çözümüne ve Türkiye’nin demokratikleşmesine dair yapılması gerekenlere ayırması gerekir. Komisyon üyelerinin üzerinde mutabakata varabilecekleri bir nihai rapor bekleniyordu. Şimdi artık o rapor tüm tartışmalara rağmen tamamlandı. Gönül isterdi ki 51 üyenin tamamının evet oyu verebileceği bir rapor çıkmış olsun ama böyle olmadı. O uyarılar, dikkat çekilen başlıklar, konulması gereken ve konulması gerektiği düşünülen şerhler de elbette dikkate alınmalı. Ancak biz isterdik ki o raporun altında TİP’in de EMEP’in de tüm eleştirilerine rağmen imzası olsun.”
“ESKİNİN DİLİNDEN VAZGEÇMEK GEREKİR”
Doğan, komisyon raporlarında kullanılan kavramlara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Kürt meselesi indirgemeci bir dille çözülemez” dedi.
Doğan, eskinin diliyle yeniyi kurmanın mümkün olmadığını vurgulayarak, raporda “eskinin diline dair ısrar” bulunduğunu ifade etti. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı acı deneyimlere dikkat çeken Doğan, bu süreçlerden ders çıkarılması gerektiğini belirtti.
Bölgesel dinamiklerin değiştiğini söyleyen Doğan, Kürt meselesinin tarihsel, sosyolojik ve ekonomik boyutları olan çok katmanlı bir hak ve özgürlükler meselesi olduğunun altını çizdi. “İnkar siyasetinin yarattığı sonuçları konuşuyoruz. Bunu gerçekçi bir zeminde ortaya koymak zorundayız” dedi.
Komisyon rapor taslağında yer alan “Terörsüz Türkiye süreci”, “terör örgütü” ve “terör belası” gibi ifadeleri eleştiren Doğan, bu kavramların meseleyi daraltan ve çözümü zorlaştıran bir yaklaşım içerdiğini belirtti.
Doğan, “Kürt meselesi onlarca yıldır bu indirgemeci dil nedeniyle çözülemedi. Bu yaklaşımı terk etmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
SÜREÇ VURGUSU
Doğan, toplumun geniş kesimlerinde güven duygusunu pekiştirecek kapsayıcı bir isimlendirme tercih edilmediğini belirterek, bu itirazlarını tarihsel gerekçeleriyle komisyonda dile getirdiklerini söyledi.
DEM Parti’nin mevcut süreci, Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025’te yapılan çağrıya atıfla “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak tanımladığını hatırlatan Doğan, tüm çalışmalarını bu çerçevede yürüttüklerini ifade etti.
“ANADİL HAKKI İÇİN DÜZENLEMELER DÜŞÜNÜLMELİ”
Doğan, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü yaklaşırken , Türkiye’nin çok dilli ve çok kimlikli toplumsal yapısına dikkat çekti.
Doğan, dillerin birlikte eşit ve özgür biçimde yaşayabilmesinin mümkün olduğunu vurgulayarak, Türkçeden sonra Türkiye’de en yaygın konuşulan dilin Kürtçe olduğunu hatırlattı. Kürtçe’nin kamusal alanda özgürce kullanılabilmesi için önümüzdeki dönemde hukuki düzenlemeler ve yasal adımların gündeme gelmesi gerektiğini ifade etti.
Ana dil meselesinin komisyonun gündemi dışında bırakıldığını belirten Doğan, bunun aynı zamanda bir anayasa meselesi olduğuna işaret etti. Komisyonun, anayasa başlığını tartışmayacağını daha ilk günden açıkladığını anımsattı.
Doğan’ın açıklamaları, ana dil hakları ve kamusal kullanım alanlarına ilişkin tartışmaların yeniden ivme kazanacağına işaret etti.
“BUNDAN SONRA RAPORUN TAKİPÇİSİ OLMALIYIZ”
Doğan devamında şunları söyledi:
“Bu başlıkların somut bir karşılık bulması, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin gerçek sınavı olacak bundan sonra. Bu sınav hepimiz için tarihi bir sınav. Bundan sonrasını takip etmek, bundan sonra raporun tavsiyelerini Meclis’in hızla gündemine almasını ve bu konuda çalışmalar yapmasını sağlamak yalnızca siyasi partilerin değil, o komisyona gelip fikirlerini, görüşlerini aktaran, aktarmak isteyen, aktaramayan, doğrudan dolaylı katkısını bu meselenin çözümüne ulaştırmak isteyen herkese buradan DEM Parti olarak sesleniyoruz; Ortak raporu takip etmek, raporun tavsiyelerini bağlayıcı olduğunu unutmadan böyle tartışmalar da görüyoruz. Rapor önerilerde bulundu, tavsiyelerde bulundu. Haklı kaygılar var ve bu tavsiyeler, öneriler Meclis tarafından dikkate alınacak mı, yürütme erki bunun takipçisi olacak mı, buna sahip çıkacak mı, bunlar uygulanacak mı diye soranlar var. Evet işte milyonlar adına artık bu raporun hep birlikte takipçisi olmalıyız ve uygulanmasını sağlamalıyız.”
“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE SÜRECİN ÖRGÜTLEYİCİSİ OLACAĞIZ”
Doğan, gündemlerinin yalnızca komisyon raporlarıyla sınırlı olmadığını vurguladı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 21 Mart Newroz’un yaklaştığını hatırlatan Doğan, “Hep alanda olan bir siyasi parti olarak bu dönemde sahayı daha da hareketlendireceğiz” dedi.
PİRHA- Mersin’de Rojava’daki abluka ve hak ihlallerine ilişkin eylem yapıldı. Burada yapılan konuşmalarda sınır kapılarının açılması ve Rojava üzerindeki ablukaların kaldırılması çağrısı yapıldı.
Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara, kuşatma ve ablukaya karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi. DEM Parti, EMEP, TİP, TÖP, DBP, ESP, SODAP, SYKP, Devrimci Parti ve YSP tarafından düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasına DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, TÖP PM Üyesi Zeliha Korkmaz, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“Gerici emperyal kuşatmaya, soykırıma son” çağrısıyla bir araya gelen kitle, Mahmudiye Mahallesi’ndeki Metropol İş Merkezi yanındaki parktan Özgür Çocuk Parkı’na yürüyüş yapmak istedi. Parkın abluka altına alınması ve yürüyüşe izin verilmemesi üzerine kitle, parkın sonuna kadar yürüyüp burada basın açıklaması yaptı.
“BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sözlerine ESP’ye yapılan gözaltı operasyonlarına değinerek başladı. Rojava eylemlerine katılan her kesimin bu tür baskılarla yıldırılmaya çalışıldığını dile getiren Doğan, “Rojava’ya dönük dayanışma eylemlerini gerekçe göstererek, hiçbir siyasi partiye üye olmayan ama Rojava ile gönül bağı kuran insanlara da gözdağı verilmek isteniyor. Dayanışma göstermeyin mesajı verilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürtlere dönük bu tutum sürdürülürken, diğer yandan Kürtlerle birlikte yürüyen Türkler, devrimciler ve sosyalistler baskı politikalarına maruz bırakılıyor. Onurlu ve kalıcı barış aynı yöntemlerle sağlanamaz. Onurlu ve kalıcı barış, demokratik çözümle mümkün olur” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenen Doğan, şu sözleri kullandı:
“Artık söylemin ötesine geçin. Bahsettikleriniz doğruysa, o zaman neyi bekliyorsunuz? Siz iktidar ortağısınız. Sayın Öcalan’ın umut hakkı için neden bir buçuk yıldır tek bir adım atılmadı? Demirtaş yuvasına dönsün deniliyor ama kararlar uygulanmıyor. Neden başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanê kumpas davası tutsakları serbest bırakılmıyor? Akdeniz Belediyesi hala kayyum altındadır. Kürtlerin kazanımlarının Türkiye için bir tehdit olmadığı gerçeğini savunmaktan ve bunu hatırlatmak için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hakkımızda spekülasyon üretmeye çalışanlara da buradan sesleniyoruz; biz barış ve demokratik toplum için onlarca yıldır bedel ödeyerek mücadele ediyoruz. Barış, özgürlük ve eşitlik değerlerine bağlıyız ve bu değerlerin herkes için uygulanması adına dün olduğu gibi bugün de yarın da mücadele edeceğiz. Çünkü bizim mücadelemiz aynı zamanda insanlık onuru mücadelesidir.”
“ROJAVA HALKININ YANINDAYIZ”
SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bu saldırılar, cihatçı çetelerin kendi başlarına cesaret edebileceği saldırılar değildir. Bu saldırılar Fransa’da kurulan masalarda, Amerika’da kurulan masalarda planlanmıştır. Türkiye’de ise Suriye Milli Ordusu’nu besleyen, lojistik ve askeri olarak donatan siyasi iktidar, Suriye’ye dair yaklaşımını derhal ve bir an önce gözden geçirmelidir. Kürdistan’da barış olmazken İstanbul’da da barış olmaz demiştik. Suriyeli Kürtler, Rojavalı Kürtler, Aleviler ve diğer halklar “Artık güvendeyiz” diyene kadar biz de burada, Bakur’da, İstanbul’da, Marmara’da, Ege’de, Akdeniz’de onların sesine ses katmaya devam edeceğiz” dedi.
Devrimci Parti Sözcüsü ve DEM Parti İzmir MilletvekiliBurcugül Çubuk, Rojava’daki yurttaşların abluka ile yalnız hissettirilmek istendiğini söyleyerek, “Biz dün olduğu gibi bugün de sokakta, hayatın her alanında ve Rojava’da yan yanayız. Ayrılmadık, ayrılmayacağız. Rojava’dan kopmayacağız, Rojava da bizden kopmayacak. Bugün sonuçlar ağır olabilir, baskılar yoğun olabilir. Ama bu yalnızlığı kabul etmiyoruz. Doğuda her gün yeni bir güneş doğar. Eğer bize doğan güneşten mutlu olmamız engellenirse, gerekirse kendi güneşimizi kendimiz doğururuz. Belki bugün çok yürüyemedik ama bizim tarihimiz uzundur. Biz çok uzun zamandır yürüyoruz. Ne durdurulabiliriz ne de yeniliriz” ifadelerini kullandı.
“ROJAVA’YI SÜREKLİ DESTEKLEMEK GEREKİYOR”
Yeşil Sol Parti MYK ÜyesiMünir Korkmaz, Türkiye’de iktidarın uzun süredir Rojava’yı ve Suriye’yi bir engel olarak gördüğüne işaret ederek, “Eğer gerçekten barış isteniyorsa o zaman bu engeller de ortadan kalkmalıdır. Rojava’da bir anlaşma yapıldıysa, bu büyük ölçüde bu süreçte gösterilen sahiplenmenin sonucudur. Belki tam olarak hepimizin istediği gibi bir anlaşma değildir; ancak orada verilen mücadelenin bir kabulüdür. Bu nedenle Rojava’yı sürekli desteklemek gerekiyor. Yeşil Sol Parti olarak Kürt halkının verdiği mücadelenin bugüne kadar yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Emek Partisi MYK ÜyesiHalil İmrek, HTŞ’nin önce Alevileri katlettiğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çoluk çocuk, kadın demeden saldırdı. 2026 yılına girerken, 6 Ocak’ta bu kez Kürt halkının kazanımlarına saldırdı. Kürtleri yaşadıkları bölgelerde tasfiye etmeye çalıştılar. Kürt halkını kendi topraklarında etkisizleştirerek, kendilerinin yöneteceği bir düzen kurmak istediler. Bu saldırıların arkasındaki ABD yönetimi, bölgedeki zenginliklerin halklar tarafından yönetilmesine izin vermedi. Bu nedenle su kaynaklarına el koydular, petrol sahalarını kontrol altına aldılar. Amaçları, bu zenginliklerin halklara değil, kendi ceplerine ve çıkarlarına hizmet etmesidir. Söyledikleri barış, gerçek bir barış değildir. Onların barış anlayışı, halkların egemenliklerinden vazgeçmesi ve tehditlere boyun eğmesidir. Orta Doğu’da halkların söz sahibi olmasını istemiyorlar. Sadece denetlemek, izlemek ve kontrol etmek istiyorlar. Şiddetten, baskıdan ve barbarlıktan yana tavır alıyorlar. Bugün yapılan da budur. Halklar baskı altına alınmakta, dilleri ve kimlikleri hedef alınmaktadır.”
“KADINLARIN MÜCADELESİNİ YENEMEYECEKLER”
Halkevlerin Çiğdem Serin, 2014 yılında IŞİD çetelerinin kadınlara dönük yaptığı saldırıları hatırlatarak, bugün de HTŞ eliyle Rojava’daki kadınlara aynı saldırıların yaşatıldığını vurguladı. Serin, “Kürt kadınlarının ölü bedenlerini teşhir ediyor, her türlü şiddeti kendilerinde hak görüyorlar. Bugün HTŞ ve benzeri çeteler, Suriye’de Kürtler, Aleviler, Êzidîler ve kadınlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bir kez daha görüyoruz ki halkların, emperyalizme, siyonizme ve cihatçı çetelere karşı direnmekten başka çaresi yoktur. Halkların birbirinden başka dostu yoktur. Bizim safımız halkların safıdır; emperyalizme ve cihatçı çetelere karşı halkların yanıdır” diye kaydetti.
Son olarak konuşan TÖP PM üyesiZeliha Korkmaz, “Türkiye–ABD ittifakıyla Suriye’nin bir kez daha bir savaş cehennemine dönüştürülmek istendiğini biliyoruz. Emperyalist güçlerin Suriye’yi halkların yaşadığı bir savaş alanına çevirmek istediğini biliyoruz. Biliyoruz ki bugün elleri Türkiye’nin lojistik destekleriyle güçlendiriliyor. İçeride desteklenen bu yapılar, dışarıda barış sürecini sevinçle bastırmaya çalışıyor. Türkiye’deki mücadeleye kilit vurmak istiyorlar. Suriye’de kadınların ve çocukların bir arada yaşayamayacağı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen kurmak istiyorlar. Oysa Suriye topraklarında yüzyıllardır Aleviler, Kürtler, kadınlar, Hristiyanlar bir arada yaşıyor. Bu halkların ortak yaşamını dış güçler kendi çıkarları için parçalamaya çalışıyor. Ama bu mücadeleyi yenemeyecekler. Kadınların mücadelesini yenemeyecekler” dedi.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Kobani’nin, karanlığa karşı aydınlığın zaferine; karanlığa meydan okuyan kadınların öncülüğünde de cesaretin simgesine dönüştüğüne dikkat çekerek, “Askeri bir zihniyetle, silah tehdidiyle ya da güvenlikçi bir paradigmayla Suriye’de demokrasi, istikrar ve barış sağlanamaz. Esas olan diyalog, müzakere ve diplomasidir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:
“Suriye’deki gelişmeler ve Rojava gündemiyle ilgili bir kriz koordinasyon masası kurduğumuzu paylaşmıştım MYK’mızın bünyesinde 7/24 çalışan. Bu kriz koordinasyon masasının hazırladığı bilgileri, son gelişmeleri, yapılanları ve yapılması gerekenleri sizlerle paylaşmak üzere yeniden karşınızdayım. Daha sık buluşacağımızı da ifade etmiştim. Bugün çok anlamlı bir gün bir anlamda da. 26 Ocak Kobanî’nin IŞİD karanlığından kurtuluşunun yıl dönümü bugün. Bu cesur direnişi 11. yılında, bir kadın olarak, bir Kürt olarak, bir Türkiyeli olarak şükran ve minnetle selamlıyorum. Kobanî düşmedi, düşmeyecek! Bu kararlılıkla da çalışmalarımız devam edecek. O gün Kobanî’yi kuşatan karanlık, bir karanlık zihniyeti yaymak istiyordu. Onları destekleyen güçlere karşı kadınların öncülüğünde verilen mücadele ise insanlık onuru için verilen bir mücadelenin simgesine dönüştü. Adeta ortak bir vicdana dönüştü. Kobanî, o yüzden karanlığa karşı aydınlığın zaferine; karanlığa meydan okuyan kadınların öncülüğünde de cesaretin simgesine dönüşmüş vaziyette. Direnişin sembolü olan Kobanî işte bu nedenlerle bugün yeniden kuşatma altında. Bugünkü kuşatma Suriye ordusuna bağlı güçler tarafından yapılıyor. Bu önemli noktanın altını defaatle çiziyoruz, çizmeye devam edeceğiz.
KOBANÎ’NİN ÖZGÜRLÜĞÜ HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR
Kobanî’nin özgürlüğü, halkların özgürlüğü demektir; Kobanî’deki kuşatmanın yarılması, savaşmak isteyenlerin boşa çıkarılması demektir. Şimdi kriz koordinasyon masasıyla neredeyse tüm komisyonlarımız eşzamanlı olarak kesintisiz bir biçimde çalışıyor. Bir yandan diplomatik faaliyetler sürüyor, bir yandan görüşmeler yapılıyor. Bu hafta içerisinde Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında bir heyet siyasi partilerle, muhalefet partileriyle görüşecek. Yarın Cumhuriyet Halk Partisi ile görüşecekler. Ondan sonraki günlerde de diğer siyasi partilerle; DEVA, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile de planlanan bir ziyaret olacak. Gündem Suriye olacak.
ABLUKANIN YARILMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Yine bildiğiniz üzere Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları’nın da içinde olduğu bir heyet Rojava’ya gitmişti. Oradaki izlenimlerini ve gözlemlerini yine Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’la birlikte sizlerle paylaştılar. Önümüzdeki günlerde yapılacak bu görüşmelerin ana gündemi Suriye’deki gelişmeler, Rojava’daki izlenimler ve siyaset kurumunun yapması gerekenler olacak. Partimizin bir başka heyeti de sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütleriyle görüşecek. Bu ablukanın yarılması, bu kuşatmanın dağıtılması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bu bir Kürtlük meselesi değildir, bir insanlık meselesidir. Savaş ile barış arasında tercih meselesidir. O yüzden çok önemli bir mesele. Bu meseleye tüm bu kimliklerin üstünde insani ve vicdani açıdan yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz.
ÇÖZÜM VE BARIŞ ARAYIŞLARINI BİTİRMEYE DÖNÜK GİRİŞİMLER OLDU
Şu ana kadar gerek sahada gerek Meclis’te gerek farklı buluşmalarda ve ziyaretlerde özellikle dikkat çektiğimiz bir nokta var. Bu tarihsel anda bunun altını bir daha çizmek isteriz. Türkiye’de ne zaman iç barışa dönük bir arayış olsa, Türkiye’de ne zaman Kürt meselesinin savaş, şiddet ve silah dışı yöntemlerle çözümünün devreye girdiği bir ihtimal güçlü bir şekilde belirse; gerek Türkiye içinden gerek dışından her zaman müdahaleler, provokasyonlar olmuştur. Çözüm ve barış arayışlarını sabote etmeye, süreci bitirmeye dönük girişimler olmuştur. Suriye’de bugün yaşananları, Rojava’daki kuşatmayı da bunlardan bağımsız değerlendirmemek gerekiyor. Şimdi öncelikli olarak yapılması gereken provokatif zemine çekmek değil Türkiye’yi; aksine, çözüm ve demokratik hak arayışına alan açmaktır.
SURUÇ’TAN İSTANBUL’A KADAR DEMOKRATİK TEPKİLERE MÜDAHALE EDİLİYOR
Bakınız, günlerdir herkes ayakta. Kürtlerin, duyarlı insanların, vicdan sahibi insanların kalbi orada atıyor. Nerede kuşatma varsa orada atıyor. Rojava’da atıyor dolayısıyla. Çözüm isteniyor, kalıcı bir ateşkes isteniyor. Demokratik bir Suriye talep ediliyor. Bunlarda demokratik olmayan ne var? Hiçbir şey yok. Her şey son derece açık. İtirazımızın, isyanımızın nedeni açık. Öfkemizin nedeni açık. Gizli saklı hiçbir şey yok. İnsanlar bir araya geliyor, yürüyüşler düzenliyor. Biz bu yürüyüşlere katılıyoruz. Demokratik tepkilerini ifade ediyorlar. Bunlar çeşitli kurum, kuruluş, siyasi parti ve şahsiyetlerin birlikte yol aldığı, yürüdüğü yürüyüşler. Bunlar Türkiye’yi provokatif bir zemine çekmek için değil, aksine bunu yapmak isteyenlere dur demek için yapılan yürüyüşlerdir. Dayanışmayı büyütmek için yapılan yürüyüşlerdir. Haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme karşı bir araya gelişlerin sesidir. Böyle değerlendirilmeli. Oysa ne görüyoruz? Suruç’tan İstanbul’a kadar bu demokratik tepkiye müdahaleler görüyoruz. Müdahale demek az kalır, doğrudan saldırı görüyoruz. Son derece demokratik olan bu eylemlere haksız ve hukuksuz bir şekilde saldırı var. İnsanların neredeyse doğrudan yaşamlarına kastediliyor.
YETKİLİLERİN YAPMASI GEREKEN BU ÖFKENİN NEDENİNİ ANLAMAK
İstanbul Aksaray’da Rojava için yapılan barışçıl yürüyüşe mesela polis müdahalesi oldu. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi milletvekilimiz, yani çözüm ve demokrasi sağlayacak komisyonun üyesi milletvekilimiz Celal Fırat öyle darp edildi ki geceyi hastanede gözetim altında geçirmek durumunda kaldı. Üstelik oldukça kritik bir aşamaya gelmişti sağlık durumu. Bunun haklı bir güç kullanımı, orantılı bir güç kullanımı olduğunu kim iddia edebilir? Buradan İçişleri Bakanlığına bir daha sesleniyoruz: Demokratik tepkileri böylesine orantısız güç kullanımıyla engellemeye çalışarak insanların öfkesini daha fazla kabartmayın, bunu yapmayın. Bu ülkedeki tüm yetkililerin bugün yapması gereken şey bu öfkenin nedenini anlamaktır. Bu demokratik tepkinin neden şimdi bu kadar yüksek bir biçimde ortaya çıktığını anlamaya çalışmaktır.
ROJAVA’DA SİVİL İNSANLARIN YAŞAMI TEHDİT ALTINDAYKEN HİÇBİR DUYARLI İNSAN SUSAMAZ
Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, MYK üyelerimiz bölgedeydi. Suruç’taydık, Nusaybin’deydik. Yayladağı’ndaydık. Çeşitli yerlerde bu tepkiyi birebir gördük. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan özellikle altını çizdi. Kürtlerin derin bir kırılma yaşadığını söyledi. Kürtlerin öfkesini zorla bastırmaya çalışmak yerine bu öfkenin nedenini ve sonuçlarını ortadan kaldırmak gerekiyor. Üstelik Türkiye böyle bir yola girmişken yapılması gereken budur. Aksine acı, kayıp Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmadı. Günlerdir meydanları dolduran halk iradesine, seçilmişlere, aktivistlere, yurttaşlara dönük saldırıları kabul etmek mümkün değil. Bu saldırılara karşı durması gereken yine yalnızca DEM Parti değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini doğrudan hedef alan saldırılara ilişkin, darp ve işkenceye ilişkin TBMM de sorumluluk hissetmeli. Meclis Başkanı buna dur demeli, inisiyatif kullanmalı. Meclis’in üzerine bu şekilde bir gölge düşmesine izin vermemeli. Rojava’da sivil insanların yaşamı tehdit altındayken hiçbir duyarlı insan susamaz. Nasıl sussunlar? Nasıl isyan etmesinler? Yaşanmış onca katliamdan, onca zulümden ve onca zorla yerinden edilmeden sonra nasıl sussun insanlar? Bu haklı itiraza bu tür zorbalıklarla yanıt vermeyin. Bu yıllarca denendi. Buradan bir yol açılmıyor, açılmayacak. Provokasyon ve kışkırtmalara karşı tüm kesimleri sorumlu davranmaya davet ediyoruz.
PROTESTO, ANAYASAL BİR HAKTIR; İNSANLAR PROTESTO HAKLARINI KULLANIYOR
Dün akşam Tarsus’ta olanlar, 24 yaşında gencecik bir insanın hayatına mal oldu. Baran Abdi katledildi. Baran Abdi Suriyeli bir Kürt. Muhtemelen Suriye’de yaşanan savaştan sonra göç etmek zorunda kaldı. Ve ölüm, katliam, katledilme geldi kendisini nerede buldu? Mersin’in Tarsus ilçesinde. 24 yaşında bir genç. Valilik ne yapıyor? Açıklama yapıyor. Savcılık soruşturması henüz tamamlanmamış, olay yerindeki kamera kayıtları incelenmemiş, tanık beyanları ve diğer maddi deliller toplanıp değerlendirilmemiş. Bunların hiçbiri yokken Mersin Valiliği, olanlara dair hukuken ilerletilmesi gereken süreç işletilmeden açıklama yapıyor. Soruşturma yükümlülüğüne aykırı bir şekilde davranıyor. Bu doğru değil. Lütfen son günlerde yaşananları yan yana getiriniz ve düşününüz. Tüm Türkiye kamuoyuna sesleniyoruz: Sorumlu davranmamız gereken bir zamandan geçiyoruz. Bu sorumluluğa öncülük etmesi gerekenler de siyasetçiler, hak savunucuları, sivil toplum örgütleri, yaşam hakkı savunucuları ama en önce bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu ülkeyi yönetenler provokasyonlara karşı tedbir almalıdır. Sokaklarda olması gereken, gaz, cop, polis şiddeti değil; hukuktur. Hukuk da insanlara demokratik tepkilerini ifade etme hakkı tanıyor. Protesto hakkı anayasal bir haktır. İnsanlar protesto haklarını kullanıyor. İnsanlar dayanışma haklarını kullanıyor. İnsanlar barış içinde yaşam hakkı için itirazlarını yükseltiyor. Buna zorbalıkla yanıt vermek suçtur. Bu suçu işlemekten lütfen artık vazgeçin. Yine mesela Diyar Koç. Hapishane koşullarında tutulamayacak bir halde tutuklandı. Bunları yapmaya devam etmeyin. Bunları yapmaya devam ettiğiniz zaman o derin kırılmaları daha da derinleştirirsiniz. Bu da DEM Parti olarak uyarımız. Bunu paylaşmak görevimiz, sorumluluğumuz. Siyaset, sorunları derinleştirmek için değil çözmek için var. Sorunların çözümünde sorumluluk üstlenmek, inisiyatif almak, cesur olmak için var. Şimdi tam da böyle bir zamandan geçiyoruz.
SURİYE’DE SORUNLAR DİYALOG VE MÜZAKERE YOLUYLA ÇÖZÜLMELİDİR
Çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Uzun süren bir iç savaştan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. Suriye halen bu savaşın izlerini taşıyor. Yeni bir iç savaş denemesine izin vermemek gerekiyor. Kürt-Arap ya da Türk-Kürt çatışması çıkarmak isteyen karanlık odaklara karşı Rojava ile dayanışmayı yükseltmek gerekiyor. DEM Parti olarak yaklaşımımız, sorunların diplomasi, diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesidir. Bugüne kadar yapılan bütün anlaşmaların da gereklerinin yerine getirilmesi için çabalıyoruz. Anlaşmaya uygun davranılması için çabalıyoruz. Suriye’nin demokratik bir rejim olarak şekillenmesi gerektiğini söylüyoruz. Suriye’nin demokratik bir rejime kavuşana kadar Türkiye’nin özellikle sorumlu ve yapıcı bir rol oynaması gerektiğini söylüyoruz. Demokratik Suriye rejimi, Suriye’de yaşayan farklı kimlik ve inançların haklarını anayasal güvenceyle tescil etmeli diyoruz. İnsanların eşit haklarının tanındığı bir ülke olmalı Suriye. Suriye’de bunların olabilmesi için de Türkiye öncülük yapmalı. Böyle bir misyon üstlenmeli. Askeri bir zihniyetle, silah tehdidiyle ya da güvenlikçi bir paradigmayla Suriye’de demokrasi, istikrar ve barış sağlanamaz. Esas olan diyalog, müzakere ve diplomasidir. Bizim için de vazgeçilmez olan yaklaşım tüm sorunlar için budur. Yeni dönemin stratejisi de böyle olmalı. İttifakları da böyle kurulmalı. Bizim teklifimiz budur.
SURİYE’DE KÜRT BÖLGESİNİ SOLUKSUZ BIRAKAN İNSANLIK DIŞI KUŞATMA SON BULMALIDIR
Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi dün akşam bir televizyon kanalına verdiği söyleşide, yaşananlara ilişkin son bilgileri de paylaştı. Çok açık bir biçimde diyalogdan, müzakereden ateşkesin uygulanması gerektiğinden yana olduklarını söyledi. 18 Ocak mutabakatının hayata geçirilmesi gerektiğini ve tüm tarafların buna uyması gerektiğini söyledi. Bugüne kadar kendilerinin neler yaptığına, üzerlerine düşenin neler olduğuna, bu sorumlulukları hangi koşullarda nasıl yerine getirdiklerine ilişkin de kamuoyunu detaylıca bilgilendirdi. Şimdi biz de diyoruz ki; Suriye’deki Kürt bölgesini soluksuz bırakan insanlık dışı kuşatma artık son bulmalıdır. Çocukların donarak ölmesine kimse ama kimse seyirci kalmamalı. Bu bir sayı meselesi değil, can meselesidir. Bu kadar zor koşullarda bütün dünyanın gözü önünde donarak açlıktan, soğuktan ölmemeli çocuklar. Eğer çocuklar donarak ölüyorsa biz siyasetçiler ne yapıyoruz? Bu soruyu herkes kendine sormalı ve bunun önünü almalı. Endişeyle izlemek yetmez. Endişeyle izlemek yerine aktif bir pozisyon alarak tüm olanaklar insani yaşam koridorlarının açılması için değerlendirilmeli.
KAPILAR AÇILMALI, KOBANÎ’YE ACİL BİR ŞEKİLDE YARDIM ULAŞTIRILMALIDIR
Şu anda büyük bir insanlık krizi yaşanıyor orada. İlaç yok. Sağlık krizi, barınma krizi var. Gıda krizi var. İnternet yok. Hiçbir şeye erişim yok ve kuşatma altında bir Kobanî’den bahsediyoruz. Kobanî’nin özgürleşmesinin 11. yılını geride bıraktığımız bir zamanda böyle bir insanlık krizinden bahsediyoruz. Bu krizin büyümesini kimse seyretmemeli. Yapılacaklar da belli, o yüzden herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Mesela Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalı. Bunun için neden inisiyatif kullanılmıyor? Buradan DEM Parti olarak çağrımız sınır kapılarının açılmasıdır. Nusaybin Sınır Kapısı da açılabilir. Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalı, Kobanî’ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmalıdır. Biz bu çağrıları daha önce de yapmıştık. Suriye’deki Kürtlerle dostluk ilişkileri kurulabilir, kapılar açılabilir dedik. Siyasi ilişkiler geliştirilebilir dedik. Kültürel ilişkiler geliştirilmelidir dedik. Ekonomik işbirliği yapılmalıdır dedik. Kriz olması beklenmemeliydi. Şimdi işte zamanı, tüm bunları yapabiliriz. İnsani yardım koridoru bir an önce açılmalı. Sokaklardaki zorbalığa son verilmeli. Kürtlerin öfkesi kabartılmamalı ve bu kırılma derinleştirilmemeli.
ATEŞKES ÖNEMLİ, BU SÜREÇTE MUTABAKAT HAYATA GEÇİRİLMELİ
DEM Parti olarak, ateşkesin uzatılmasını son derece önemli buluyoruz. Bu süre zarfında mutabakatın hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Bunun için de tüm imkanlar, tüm olanaklar kullanılmalı. Zamana yayma, başka hesaplar için zaman kazanma ya da oyalama hesapları yapılmamalı. Tüm taraflar ortak mutabakata uygun davranmalı. Sahada yeniden silahların konuşmasına, bir iç savaş denemesine kesinlikle alan açılmamalı. Bu, Suriye’nin geleceği açısından son derece tehlikeli olur. Bu tehlikenin müsebbibi ya da ortağı olmamak gerekir. Bu, insanlık tarihinin affetmeyeceği bir suç olur. Böyle bir suça ortaklık yerine bu suçu organize edenleri, isteyenleri boşa çıkarmak, diyalog ve müzakere kanallarını güçlendirmek gerekir. Kolaylaştırıcı ve garantör ülkeler de buna uygun bir şekilde hareket etmeli ve kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermeli.
KÜRTLÜĞÜN HER TÜRÜ SUÇTUR DİYORSUNUZ
Son olarak şu noktanın da altını çizmek istiyorum. Sokaklarda haksız gözaltılar, tutuklamalar var. Demokratik protesto hakkını kullandığı için insanlar yalnızca gözaltına alınmıyor, tutuklanıyor da. Bundan vazgeçilmeli. Bir de kadınların saç örgüsü korkuttu belli ki. Buradan da bir suç icat edilmeye çalışılıyor. Kürtlüğün her türü suçtur diyorsunuz. Mesaj Kürtlere böyle ulaşıyor. Dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler, yüzünü bugün Ankara’ya dönmüş olan Kürtler şu soruyu soruyor: Ankara Kürtlerin kazanımlarını böyle önemli bir tarihsel kırılma anında bir tehdit olarak mı kabul edecek, yoksa kendi kazanımı olarak mı görecek? Bu sorunun yanıtını vermenin ve bu kararı stratejik bir şekilde vermenin zamanı. Bizim isteğimiz, bu sorunun yanıtının stratejik bir şekilde demokratik bir çözümden yana verilmesi, kazanımların korunması için Ankara’nın sorumluluk üstlenmesidir. Buna hemen Mürşitpınar’ı açarak başlayabiliriz. Bunun için hemen haksız gözaltı ve tutuklamalara son vererek somut bir emare ortaya koyabiliriz. Bu demokratik tepkileri yasaklamak, onlardan korkmak, saçını ördüğü için insanları gözaltına alıp açığa almak yerine, kesilen saç örgüsüne karşı gösterilen tepkinin ve direnişin hangi karanlık zihniyete gösterildiğini anlamaya çalışmak gerekir. O zihniyet Türkiye’nin sınır komşusu olduğunda biz bunları o gün söylemiştik demek istemiyoruz. Onların sonuçlarını yaşamak istemiyoruz. Hepimizin güvenliği, hepimizin özgürlüğü, hepimizin yaşam hakkı bu stratejik yan yana gelişten geçiyor. Bu saç örgüsünden neden korkuluyor biliyor musunuz? Çünkü o karanlığa karşı aydınlığa doğru direnişin gücü biliniyor. Bunun o gün de yenildiği, bugün de yenileceği gayet iyi biliniyor.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. “Kürtler söz konusu olduğunda ne yazık ki çok kolay hortlayan bir ırkçılık var” diyen Doğan, bu dilin çözüm arayışının dili olmadığını vurguladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere dair basın toplatısı düzenledi.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:
“Suriye’de yaşananlara dair oluşan endişe ve kaygılar, yapılan birtakım açıklamalar, çözüm arayışları bugünkü basın toplantımızın özel olarak gündemi olacak. Bu bilgilendirmenin öneminin de altını çizmek istiyorum. Çünkü manipülasyon çok fazla. Aşırı bilgi kirliliği içerisinde insanlar gerçek bilgiye erişmeye çalışıyor. Tam da bilgiye erişimin engellenmesiyle başlamak istiyorum. Erişim engellenmeye çalışılıyor. Bilgi, algıyla karartılmaya çalışılıyor. Bu erişim engellerinin başında da daha önce sıkça alışık olduğumuz ama birkaç aydır daha az görmeye başladığımız bazı engeller var. Doğrudan özgür basın geleneğini temsil eden ajanslara getirilen engeller mesela. Hesaplar kapatılıyor, bu hesaplara erişim engelleniyor. Bunlar ağırlıklı olarak sahada yaşananları aktaran hesaplar. Özel olarak seçiliyor ve hedef gösteriliyor. Sizler doğru bilgiye, doğru habere ulaşamayın diye hedef alınıyor. Yani gazetecilere yönelik saldırılar tesadüf değil.
Yalnızca hesap engelleri yok. Gazeteciler tutuklanıyor, gözaltına alınıyor, tartaklanıyor, darp ediliyor, işkence ve kötü muameleye maruz bırakılıyor. Bunlar da tesadüf değil. 8 Ocak’ta gazeteciler Emrullah Acar ve Nedim Oruç polis tarafından açık bir biçimde tehdit edildi. Orada yalnızca gazetecilik yaptıkları için, bunu duyurmak istedikleri için tehdit edildiler. Halep’te 6 Ocak’ta başlayan saldırılarla birlikte buna ilişkin itirazlar da artmaya başladı. İşte haber takibi yaparken tehdit edildiler. Bunlar görüntülerle de kayıt altına alındı. Sonra gazetecilerden Nedim Oruç tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi ibretlik. Çünkü yine bir başka haber takibiyle ilgili sorular yöneltilmiş Oruç’a. 26 Ekim’de yapılan açıklamayı takip etmiş olması. Yani PKK’nin yaptığı geri çekilme açıklamasını takip ettiği için sorulan sorular. Dolayısıyla tutuklanmış. Başka bir şey daha var. 8 yıl öncesine ait bir dergide parmak izi varmış, niye varmış? 21 Ocak’ta yine Rojava’daki saldırılara karşı düzenlenen yürüyüşü takip eden Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı Kesira Önel ve Ferhat Akıncı, Pelşin Çetinkaya, Muhammed Demircan, Muhammed Ali Yolmaz ve Heval Önkol gözaltına alındı. Polis tarafından darp edildiler. Fransız gazeteci Raphaël Boukandour da 19 Ocak’ta İstanbul Sancaktepe’de gerçekleştirilen basın açıklamasını takip ettiği sırada gözaltına alındıktan sonra Arnavutköy geri gönderme merkezine gönderildi ve idari gözetim altına alındı. 22 Ocak’ta Suruç’ta Kobanî sınırına doğru yapılan protesto yürüyüşünü takip eden gazeteci Metin Yoksu yürüyüş sırasında düşerek yaralandı. Müdahale sırasında atılan bir gaz kapsülünün başının sol tarafına isabet etmesi üzerine de hastaneye kaldırıldı. Yoksu’nun kaburgalarında zedelenme ve çatlak tespit edildi. Olası kafa travmasına karşı tomografisi çekildi.
Sansür anlayışı hızla devreye alındı
Gelelim erişim engellerine. Sansür anlayışı hızla yeniden devreye alınmış durumda. Eleştirel, muhalif, birçok haber sitesi, sosyal medya hesabı bu süre zarfında engellendi. Yani 6 Ocak’tan bu yana. Mezopotamya Ajansı ve Jinnews’in sosyal medya hesapları en az 4’er kez, Yeni Yaşam gazetesinin hesabı en az 2 kez erişime engellendi. Ayrıca çok sayıda gazetecinin kişisel sosyal medya hesabı da erişime kapatıldı. Ayrıca düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan ve duyarlı davranan, vicdanlı davranan pek çok ismin de X hesapları Rojava paylaşımlarından dolayı engellendi. Yalnızca gazetecilerin de değil milletvekillerinin dahi hesapları engellendi. Mardin Milletvekilimiz Kamuran Tanhan ile eski Şırnak Milletvekilimiz Ferhat Encü’nün de hesapları engellenen hesaplar arasında.
Protesto yasakları var bir yandan da. Dün Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın, pek çok bileşen partimizin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin yer aldığı Suruç’taki yürüyüş esnasında da bir müdahale yaşandı. Bu protesto yasakları ve müdahaleler yalnızca bununla sınırlı kalmadı. Akabinde bir açıklama geldi Diyarbakır Valiliğinden. 23-26 Ocak 2026 tarihleri arasında il genelinde toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanması kararı alındı. Şimdi buradan bir daha seslenelim. Bunlar çok denendi. Erişim engelleri, yasaklamalar, gözaltı, darp, işkence, kötü muamele ve daha pek çok insanlık dışı yöntem denendi bugüne kadar. Başarılamadı. Başarılamayan ne? Bu haklı mücadelenin bastırılması, sindirilmesi. Haklı olana kulak kabartmak, bu sesi duymak varken neden bu itirazlar? Binlerce, yüz binlerce, hatta milyonlarca insan hem Türkiye’de hem dünyada neden ayakta? Ne diyorlar? Ne söylemek istiyorlar? Yasak getirilmeye çalışılan konu nedir? Kuşatılmaya çalışılan yer neresidir? Niye kuşatılıyor? Niye oradaki yardım çağrısı ya da oradaki insani kriz böyle değerlendiriliyor? Esasen tartışılması gereken konular bunlar. Bu yöntemlerle bunları başka türlü tartışmak, tartıştırmak mümkün değil. Vazgeçin o yüzden. Gerçekten bu uygulamalardan vazgeçin.
Kime yönelirse yönelsin antidemokratik uygulamalar karşısında durmaya devam edeceğiz
Bu dakikalarda burada toplantı halindeyken biz ne oldu? Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e kent uzlaşısından dolayı ceza verildi. 6 yıl, 3 ay hapis cezası verildi. Kent uzlaşısı bir suç değildir demekten, kent uzlaşısı her siyasi partinin kullanabileceği son derece doğal haktır demekten biz yorulmadık. Bunu hep söyleyeceğiz, tekrar edeceğiz. Kime yönelirse yönelsin bu cezalar, yasaklar, antidemokratik uygulamalar karşısında duracağız ve buna karşı mücadele edeceğiz. Ancak tüm Türkiye için bir haksızlık bu. Bu haksızlığı sürdürmekten vazgeçin. Bu çağrıyı yineliyoruz. Çünkü böyle yasaklarla ve sözü, meydanı, alanı, iradeyi kuşatarak ya da yok sayarak bu sorunların çözülmediğini çokça birlikte tecrübe ettik ve kaybettik. O yüzden korkmamak gerekir. Yasaklarla değil cesaretle yol almak gerekir. Meydanları kapatmamak gerekir. Diyalog yolunu açmak gerekir. Barış istiyorsanız bu seslere kulak vermeniz gerekir. Barışın yolunu açmanız gerekir. Bunun yoluna barikat koymamak gerekir. Yasak kalksa da kalkmasa da engelleme olsa da olmasa da erişim engeli gelse de gelmese de gazeteciler gazetecilik yapmaya devam edecekler. Bu da tecrübeyle sabit. Siyasetçiler oldukları her yerde siyaset üretmeye devam edecekler. Halklar itirazlarını yükseltmeye devam edecekler. Yani bu yasaklarla onları engellemeye çalışmayın.
Diyalog kanallarının açılması için görüşmeler yürütüyoruz
6 Ocak’ta başlayan saldırılardan bu yana Merkez Yürütme Kurulumuz, Parti Meclisimiz, milletvekillerimiz, il ve ilçe örgütlerimiz, hepimiz bu saldırıların durması ve bir an önce diyalog ve müzakere masasının güçlenmesi için alandayız. Sahada yapılan yürüyüşlere katılıyoruz. Bir yandan onlara öncülük ediyoruz, bir yandan diyalog kanallarının açılması için görüşmeler yürütüyoruz. Merkez Yürütme Kurulumuzun kararıyla bir kriz koordinasyonu oluşturduk. Bu kriz koordinasyon kurulu da aslında tüm bu bilgileri bir süzgeçten geçirerek, eleyerek sizlerle paylaşmak üzere günlük toplanıyor. Her dakika neredeyse iletişim halinde. İçinde MYK üyelerimizin olduğu, grup başkanvekillerimizin olduğu bir kuruldan bahsediyoruz. Yine Dış İlişkiler Komisyonumuz, STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonumuz da bu koordinasyonun merkezinde yer alıyor. Yani bir yandan iç ve dış diplomasiyi sürdürmeye çalışıyoruz, öte yandan halkın haklı itirazının yanında durmaya çalışıyoruz. Tabii bir yanında da bu işin Barış ve Demokratik Toplum Süreci var.
Yaşananlar Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimidir
Biz genel olarak tüm bu yaşananları, Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi olarak görüyoruz. Sabote etme girişimi olarak görüyoruz. Sürecin devam edebilmesi için de gerekli çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Bunların birbirinden ayrılmaz hale nasıl dönüştüğünü görüyorsunuz.
Protestolarda en az 417 kişi gözaltına alındı, 60 kişi tutuklandı
Yine merak ettiğiniz bir başka konunun gözaltılar olduğunu biliyorum. Tespit edilebilenler bunlar. Ayrıca İçişleri Bakanlığının da konuya ilişkin bir açıklaması var. 6 Ocak’tan bugüne anayasal haklarını kullanan kadın, gazeteci, kitle örgütü temsilcileri ve üyelerimizin hedef alındığı baskı sarmalından bahsedeceğim. Saldırıların Türkiye’de protesto edilmeye başlaması ile birlikte, yani 20 Ocak itibarıyla İçişleri Bakanlığı verilerine göre 356 kişi gözaltına alınmış, 35 kişi tutuklanmış, 45 kişi ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmış. Bize gelen bilgilere göre en az 417 kişi gözaltına alınmış, en az 60 kişi tutuklanmış ve halihazırda en az 100 kişi gözaltında. Viranşehir’de 2,5 aylık bebeğin anne ve babası Sevgi ve Serhat Talay da gözaltında. 2,5 aylık bebeği olan bir annenin vicdanı Rojava’da yaşananları kabul etmiyor ve bunun için o yürüyüşlere katılıyor, demokratik bir biçimde tepkisini ortaya koyuyor. Anneye yapılan muamele ne? 2,5 aylık bebeğe rağmen Talay çifti ve beraberindekilerin gözaltı süresi bir gün daha uzatılıyor. Sevgi Talay’ın yakınları bebeğin emzirilmesi için bir iki saat saatte bir bebeği emniyete getiriyorlar. Üstelik merkezde de oturmuyorlar.
Hukuksuzluk açık bir biçimde savunuluyor
Yine seçim bölgem Şırnak’ta en az 100 kişi gözaltında. Nedeni belirsiz. Hatta bazıları oturdukları kafeteryadan bir anda işkenceye varan muameleyle gözaltına alınıyorlar. Aralarında çocuklar var. Avukat yasağı getiriliyor. Hukuksuzluk açık bir biçimde savunuluyor. Bunlar Şırnak’tan, Urfa’dan birkaç örnek. Çeşitli yerlerden böyle haberler geliyor. Biz bu haberlerin doğruluğunu büyük oranda teyit ediyoruz. Buradan İçişleri Bakanlığına sesleniyoruz: Bunu yapmayın. Bu gözaltılar, tutuklamalar, kötü muamele ve işkence gerçekten suç. Asıl suç bu. Bunu yapmaktan vazgeçin. Baskıyla, sansürle, kötü muameleyle bu sesleri susturamayacağınızı siz de tecrübe ettiniz. Geçmişe dönmek yerine yeniyi yaratmak için çaba sarf etmek gerekiyor. O çaba da böyle ortaya çıkmaz. O yüzden bir daha açıkça çağrımızı yapıyoruz. Rojava protestolarını böyle kuşatmak, hak değilmiş, meşru değilmiş gibi davranmak ya da o protestolardaki kalabalığın artmaması için gözdağı vermek, yasak kararı almak ancak ve ancak öfkeyi kabartır. Bunu yapmayın. Ne sansürü ne kötü muameleyi ne de işkenceyi kabul ediyoruz.
Nerede durduğumuzu belli ki duymak isteyenler var
İçinde Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları’nın da olduğu bir heyet biliyorsunuz Rojava’da bir dizi ziyarette bulundu. PYD Genel Merkezini ziyaret ettiler, Eşbaşkanlar ve Eşbaşkanlık Konseyi üyeleriyle görüştüler. Heyet, ENKS ve PDKS’nin birleşiminden oluşan Kürdistan Birlik Meclisini ziyaret etti. Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi yetkilileriyle de bir araya geldi. Orada Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları bir açıklama yaptı. Bu açıklamada Türkiye’nin yapıcı bir rol oynaması gerektiğine dair çağrımızı yineledi. Şimdi geri dönüyorlar. İzlenimlerini geldikleri zaman sizlerle paylaşacaklar. Fakat bu konu yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da konuşuluyor. Herkes oradaki gelişmelere bakıyor bir yandan. Çünkü birbirini etkileyen sonuçlar doğurmasından endişe duyanlar da var, bunu kışkırtmak isteyenler de var. Sık sık duyuyorsunuz; SDG, YPG, PYD ile ilgili açıklamalar yapılıyor. En çok da bize birtakım atıflarda bulunuluyor. Bizim karar vermemiz gerektiği söyleniyor. Tarafımızı artık açıkça ifade etmemiz gerektiği söyleniyor. Nerede durduğumuzu yeniden belli ki duymak isteyenler var. O yüzden ben tam burada heyetimizden de bahsetmişken başlamak istiyorum bu konuya. Bu tartışmaları hep birlikte görüyoruz, yinelemekte fayda var.
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının tarafındayız
DEM Parti olarak şöyle düşünüyoruz. Kürtlerin kazanımlarının bir tehdit oluşturabileceğine ilişkin yaratılan algılara dair nefret söylemi ve ırkçılığı da görüyoruz bir yandan. Kürtler söz konusu olduğunda ne yazık ki çok kolay hortlayan bir ırkçılık var. Yine Kürtler söz konusu olduğunda bu normalleştirilmeye çalışılıyor. Yine Kürt herhangi bir statüye ya da demokratik kazanıma sahip olmasın diye hızlıca ortaklaşabilenler olduğunu da gördük bu süre zarfında. Bunları niye özellikle hatırlatıyoruz? Çünkü biz bu konularda çok uyarıda bulunduk. Üstelik bunun yalnızca Kürt karşıtlığı olmadığını da söyledik. Ne dedik? Dedik ki bu ırkçılıktır, kime yapılırsa yapılsın bunun karşısında durmak gerekir. Bugün bu DEM’e, Kürtlere ya da DEM’in temsil ettiği değerlere yöneliyor ama yarın geniş bir çeperdeki herkes buna maruz kalabilir. Böyle olmasın diye gelin şimdi bu ırkçılığa karşı mücadele edelim dedik. Kürt’ü, Alevi’yi hedef alan, yarın diğerlerini de hedef alır dedik. Keşke yanılsaydık ama yine yanılmadık. O yüzden bugün çok kritik bir zamandan geçiyoruz. Biz Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının tarafındayız, arkasındayız, yanındayız. Kararımız belli, kararımız net, kararımız açık. Bizim kararımızda bir savrulma, bir yalpalama söz konusu değil. Biz olduğumuz yerdeyiz. Üstelik olduğumuz yerden birkaç adım daha öteye geçebilmek için olağanüstü koşullarda çaba sarf ediyoruz. Ama kullanılan dile bakın. Gerginlik üreten, tedirginlik yaratan, güvensizliği pekiştiren, dostluktan uzaklaştıran, çözüm arayışı yerine yeniden kavgayı hatırlatan bir dil kullanılıyor. Dille ilgili de çok uyarı yaptık, yineliyoruz. Bu dil, dostluğun dili değil. Bu dil, çözüm arayışının dili değil. Bu dil mesafeleri yakınlaştırmaz. Bu dilden tümden kopuşu gösteren somut emarelere ihtiyacımız var. Bu dil yeni bir kardeşliğin tarifleneceği dönemin dili değil. Bu dil kapsayıcı değil. Bu dil uzlaştırıcı değil. Tüm yetkililere buradan sesleniyoruz: Bu dille seslenmek yerine, dostluğu pekiştirecek ve çözüm arayışını güçlendirecek bir dil tercih edilmeli. Bu dil sivrildikçe ne yazık ki güven de zedeleniyor.
Türkiye, Kürtleri tehdit olarak görmemeli
Kürtler Türkiye için bir tehditmiş gibi konuşuluyor, değerlendirme ve analizler yapılıyor. Bazı yorumcular, Suriye’de yaşayan Kürtlere zaten sözleriyle savaş ilan ediyorlar. Ama ellerinde onlara zarar verebilecek bir araç olsa anında kullanabilecek şekilde konuşuyorlar. Bu normal mi? Bu ırkçılık değil de nedir? Buna niye yalnızca biz isyan ediyoruz? Buna niye yalnızca biz itiraz ediyoruz? Yalnızca biz etmemeliyiz. Bunun birinci derecede sorumluları bugün bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu dilin bu kadar yaygın hale gelmesi, bu ülkenin resmen bu dili tercih ediyor olmasından kaynaklanıyor. Bunu yapmayın, bu dili değiştirin. Türkiye, Kürtleri bir tehdit olarak görmemeli; aksine Türkiye’nin birliği için Kürtlerle dostluğu bir fırsat olarak görmeli. Varlıkları ve kazanımları her nerede olursa olsun, Türkiye’nin Kürtlerle iyi ilişkiler kurması ve onların haklarının güvenceye alınması için adımlar atması Türkiye’nin güvenliğini de daha sağlam hale getirir.
Ambalaj HTŞ, zihniyet IŞİD olamaz
Ambalaj HTŞ Suriye’de, geçici yönetim HTŞ, öyle değil mi? Suriye ordusunun yaptığı işleri görüyorsunuzdur. Görmeyenler için söyleyelim. IŞİD’e karşı savaşmış SDG’li Arapların mezar taşları tahrip edildi. Mezarlara saldırdılar. IŞİD’e karşı savaşan SDG’li Araplardan Suriye ordusu mensupları neden rahatsız? Eğer IŞİD zihniyetini taşımıyorlarsa neden rahatsız olduklarını ifade etmek durumundalar. Bu soruyu niye buradan soruyoruz? Çünkü bize alanda soruluyor. “Türkiye neden Kürtler yerine HTŞ tercihi yaptı?” diye soranlara yanıt vermesi gerekenler ülkeyi yönetenler, bu tercihi yapanlar. Milli Savunma Bakanının yaptığı açıklama soruluyor bize. “Eğer destek istenirse gitmeye hazırız”. Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklamalar soruluyor. Bunlara tepki duyuluyor. Bunlara yanıt vermesi gereken iktidardır. Ambalaj HTŞ, zihniyet IŞİD olamaz, olmamalı. İsyanımızın da öfkemizin de nedeni budur. Bu yalnızca Kürt’e yönelik bir tehdit değildir, bu sadece Kürtlük meselesi değildir; bu bir insanlık meselesidir. Kadınlara dönük vahşet, zorla yerinden etme ve katliam tehdidi karşısında kimseye suskunluk dayatılamaz.
Suriye’deki saldırılar Türkiye’deki Kürtlerde yeni bir kırılma yarattı
Yine içeride barış, dışarıda savaş nasıl olacak? Bu sorunun yanıtı da açık. Biz diyoruz ki içeride, dışarı, her yerde barış ve eşitlik. Sahici bir kardeşlik, eşit bir kardeşlik. Bakınız, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırılar Türkiye’deki Kürtlerde yeni bir kırılma yarattı diye konuşuluyor günlerdir. İnsanlar ayakta. Evet, yeni bir kırılma yarattı. Kürtler öfkeli, kırgın. Bu kırılma derinleştirilmemeli. Bu sadece bir güven krizi değil çünkü. İktidarın süreçle ilgili zaten sorgulanan samimiyetine, sahiciliğine yeni bir gölge düşmüş oldu. Bu gölgeyi kaldıracak olan da sorumlular. Bunu onarmak iktidarın sorumluluğunda. Şu anda maalesef Kürtlerin her kazanımı sanki Türkiye’ye karşı bir milli güvenlik tehdidiymiş gibi görülüyor. Böyle bir zihniyet daha baskın. Oysa ambalajı HTŞ, zihniyeti IŞİD olan bir yapılanma Türkiye’nin sınır komşusu olmak üzere. Bunun önümüzdeki yıllar içerisindeki etkileri şimdiden öngörülemez ve buna ilişkin tedbirler alınmazsa yarın gerçekten çok geç olabilir. O yüzden biz DEM Parti olarak diyoruz ki kime yapılırsa yapılsın haksızlığın karşısında durmalıyız.
IŞİD zihniyetiyle karşı karşıya kalmak istemeyen herkesi sorumluluğa çağırıyoruz
Kürtlere, Alevilere, Dürzilere haksızlık yapılıyorsa vicdanlı insanlar olarak tepkimizi ortaya koymalıyız. Haksızlığa uğrayanlarla dayanışmalıyız. Buradan da yarın IŞİD zihniyetiyle karşı karşıya kalmak istemeyen herkese sorumluluk üstlenme çağrısı yapıyoruz. Biz, Kürtler, Türkler, Araplar, Çerkesler, Aleviler, Dürziler, Ermeniler, tüm halklar ve inançlar için barış, eşitlik ve özgürlük istiyoruz. Bizim kararımız net, tarafımız belli; hakların tanınmasının, barışın tesis edilmesinin yanındayız. Hassas günlerdeyiz. Kırılgan bir zaman, tarihsel bir kırılma anı. Bugün içeride ve dışarıda, her yerde barış demenin, ısrar etmenin çok önemli olduğu tarihsel bir kavşaktayız. Biz ısrarla barışa sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
SORU: Haftaya DEM Parti Eş Genel Başkanlarının Rojava konusu ile ilgili siyasi partileri ziyaret edeceği söyleniyor. Doğru mu? Program belli mi? Hangi partiler ziyarete dahil olacak?
Eş Genel Başkanlarımızdan oluşan bir heyet önümüzdeki hafta siyasi partileri ziyaret edecek Rojava’daki izlenimlerini ve gözlemlerini aktarmak için. Aynı zamanda çözüm masasını güçlendirmeye dair de siyasetin aktif rol üstlenmesi çağrısı yapıyoruz. Ancak yalnızca çağrı yapmıyoruz, birtakım görüşmeler de yürütüyoruz bir yandan. Bunların tarihi ve günü netleştiğinde zaten sizlerle paylaşılacaktır. Ama önümüzdeki hafta içerisinde olacak. Hafta başı ve ondan sonraki günlerde hızla siyasi partilerle, öncelikle muhalefet partileriyle bir araya gelinecek.
Kobanî kuşatma altında; Kobanî’de su, elektrik ve internet yok
SORU: Geçtiğimiz günlerde Suriye ordusu ile SDG güçleri arasında bir ateşkes mutabakatı imzalanmıştı. Dört günlük bir süre tanınmıştı. Yarın bu süre doluyor. Benim sorum iki parçalı. Birincisi bu ateşkesin uzatılması ya da kalıcı barışın sağlanması için aktörler adımlar atıyor mu, nasıl adımlar atıyorlar? İkincisi de ateşkes devam etmezse ve çatışmalar yoğunlaşırsa bunun ülkemizdeki çözüm süreci üzerindeki etkileri nasıl olur?
Şimdi Kobanî kuşatma altında. Su yok, elektrik yok, internet yok. Acil bir şekilde gıda yardımına mesela ihtiyacı var. Yani orada gerçekten insanlıkla ilgili bir mesele yaşanıyor. Yalnızca Kürtlük meselesi değil derken bunun özellikle altını çizdik. Bir müzakere yolunun açık olması konusunda en başında beri sorumlu ülkelere, garantör ülkelere, kolaylaştırıcı olabilecek ülkelere çağrılar yaptık. Özellikle de Türkiye’ye biliyorsunuz bu konuda çağrılar yaptık yapıcı bir rol oynaması için. Asla yıkıcı bir rol oynamaması gerektiğini söyledik. Birleştirici bir rol oynamalı Türkiye Suriye’de. Birtakım görüşmeler var. Bir arayış olduğu görülüyor. Ancak dün Mazlum Abdi’nin de özellikle altını çizdiği bir konu vardı sosyal medya paylaşımında yaptığı açıklamalarda. Bir entegrasyon ama nasıl bir entegrasyon? Gerçek bir entegrasyon. Bunun altını çizmişti. Gerçek bir entegrasyon sağlanmalı, çatışmasızlık sağlanmalı, kuşatma derhal son bulmalı. Bu kuşatmanın ve saldırıların son bulması için de herkes üzerine düşeni yapmalı. Birtakım görüşmeler var. O görüşmeleri sizler de takip ediyorsunuzdur. Sonuç itibarıyla görüşmeleri yapan taraflar açıklamalar yapıyor. Ama henüz tam anlamıyla bir ateşkes sağlandığına dair gelmiş bir açıklama yok. Böyle bir çabanın olduğunun altını çizen, bunun ne kadar önemli olduğunu vurgulayan açıklamalar hem Amerika’dan geldi hem Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetiminden ve SDG’den geldi. Yine Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminde de gelen açıklamalar var. Herkes sükunetle ateşkesin sağlanabilmesi, Rojava’daki kazanımların korunabilmesi, Suriye’de yaşayan halkların demokratik bir cumhuriyette yaşayabilmesi, kimliklerin ve inançların özgür olacağı koşulların yaratılabilmesi için yapıcı bir rol oynamalı. En başta da tabii ki bölge ülkeleri ve bunların başında da Türkiye geliyor.
“Kardeşim Şeybani” derken “Kardeşim Mazlum Abdi” de diyebilmelisiniz
Türkiye’deki çözüm süreciyle ilgili çok paradoksal bir durum var ortada. Sizler de görüyorsunuz bunu. Burada savaş, orada barış nasıl olsun? Olamıyor değil mi? O halde içeride barış, Türkiye’de barış ama Suriye’de savaş politikası olamaz, olmamalı. İç siyaset ile dış siyasetin bu kadar iç içe geçtiği ve bölgesel dinamiklerin birbirini bu kadar etkilediği bir zaman diliminde, böylesi önemli bir tarihsel kırılma anında içeride de barıştan yana olmalısınız, dışarıda da barıştan yana olmalısınız. İçeride de eşitliklerin ve özgürlüklerin alanını genişletmelisiniz, dışarıda da eşitlik ve özgürlüğün alanının genişlemesi için çaba sarf etmelisiniz. Çünkü bölgesel barış iddiasıyla yola çıktığınızı ifade ediyorsunuz. Yani bölgesel barış iddiası olan bir ülke daha yapıcı bir rol üstlenmeli. “Kardeşim Şeybani” derken, “Kardeşim Mazlum Abdi” de diyebilmeli. Tarafını bu şekilde ifade etmeli. Doğrudan Suriye’deki Kürtlerle de iletişim kurmalı, kurabilmeli. O yüzden biz diyoruz ki bu saatten sonra bu sorunun cevabı iktidarın sorumluluğunda. Bir kırılma var ve bu kırılmayı onarmak da yine iktidarın sorumluluğunda.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, Halep’te Kürt mahallelerine yapılan saldırılara dikkat çekerek, “Bu saldırılarda Türkiye’nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Hemşat, Sultan Murat ve Nurettin Zengi gruplarının da yer aldığı belirtiliyor. Suriye yalnızca Sünni Arapların ülkesi değil. Suriye, Sünni Arapların olduğu kadar Arap ve Sünni olmayan Kürtlerin, Hristiyanların, Dürzilerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin de yurdu. Suriyelilerin de yurdu. Onurlu ve eşit bireyler olarak kendi yurtlarında özgürce yaşamalı insanlar. Bize düşen, bunun zeminini oluşturmak, bize düşen 13 yıl sürmüş çok büyük acılar çekmiş bir toplumun yeniden acı çekmemesi için elimizden geleni diyalog ve müzakere yoluyla yapmaktır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcü Ayşegül Doğan, dün yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı ve güncel gelişmelere ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne işaret eden Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:
“Süreç tarihi bir fırsat. Ancak bu fırsatın nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin çeşitli görüş ayrılıkları var, çeşitli tartışmalar var. Bu da son derece olağan. Somut emareye ihtiyacımız var dedik, göstergeler ortaya çıkmalı dedik. Bu konuya dair olan tartışma, söz, söylem boyutunda kalıyor. Eyleme geçmiyor, uygulamaya geçmiyor. Tüm bunlar da toplumsallaşması önünde ne yazık ki olan endişeleri ve kaygıları arttırmaya yarıyor.
Sürecin yasal adımlar ile güçlendirilmesi, yasal düzenleme gerektirmeyen konularda adım atılması gerekiyor. HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selhattin Demirtaş ve diğer tutsaklar hakkında AİHM’in verdiği ihlal kararları uygulanmalı ve derhal serbest bırakılmalı.
Sivrilen diller bugüne kadar Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Yeni bir dil ihtiyacı yönteminize de, yönteme de yansımalı; sivrilen dil yerine birleştiren bir siyaset dili tercih edilmeli. Madem toplumsal dayanışmadan yeni bir bütünleşmeden bahsediyoruz ki biz buna can-ı gönülden inanarak kararlılıkla bunun için mücadele ediyoruz. Hiç kimse dilini sivriltmesin. Artık zordan bahsetmeyelim. Yapıcı olalım. Yapıcılıktan bahsedelim. Zorla yol alınamadı. O halde zor değil, diyalog yolu tercih edilmesi gereken yol diyoruz. Bunu bir kez daha hatırlatma ihtiyacı hissettik.
İhtiyaç duyulan yasal düzenlemeler artık yapılması nihayete ulaştırması gerekiyor. Komisyonun adında da olduğu gibi milli dayanışma için yani toplumsal bütünleşme ve dayanışma için yapılması gerekenler var. Nasıl bir kardeşlik hukuku tesis edilmiş Elbette eşit bir kardeşlik hukukunun, eşit yurttaşlık hukukunun tesis edilmesi gerekiyor Türkiye’de. Silahların tümden devre dışı bırakılması ve bundan sonra da bunun kalıcı hale getirilmesi için kendini fesh etmiş bir örgütün demokratik siyaset alanına katılımı için yapılması gereken yasal düzenlemeleri tartışıyoruz. Artık o yasal düzenlemeleri yapmanın vakti.
Suriye’nin çok kültürlü, kimlikli ve halkı bir yer olduğunu ve şu anda bu kesimlerin büyük bir endişe içindeyiz. Bu konuda uyarılar yapıyoruz. Bunun yalnızca Suriye’yi ilgilendiren bir mesele olmadığını söylüyoruz. Çünkü Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Ortadoğu’da yaşayan tüm ülkeleri bir şekilde etkiliyor. Yani Şam yönetiminin Kürtlere ve Süryanilere yönelik saldırıları derhal durdurulmalı. Durdurulması için gereken her şey yapılmalı. Bakınız Halep’teki Kürt mahalleleri Şêxmaksûd ve Eşrefiyê yine Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Benî Zêd’te tank, top, obüs ve dronlarla gerçekleştirilen saldırılar var. Yine en az 58 kişi yaralanmış. Sözünü ettiğimiz mahallelerde 200 bin insan yaşıyor. Şimdi 200 bin insanın en az kuşatma altında olduğu, nasıl bir kuşatma? Tanklarla, toplarla, obüslerle, dronlarla saldırı altında olduğu mahallelerden bahsediyoruz.
Bu saldırılarda Türkiye’nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Hemşat, Sultan Murat ve Nurettin Zengi gruplarının da yer aldığı belirtiliyor. Şimdi buradan sormayalım mı? Soruyoruz tabii ki. Türkiye’nin Suriye’de yapması gereken nedir? Yapıcı bir rol oynamak. Diyalog için teşvik edici bir rol oynamak. Birleştirici, bütünleştirici bir rol oynamak. Asla parçalayıcı hiçbir ülke oynamamalı böyle bir rol. Ama özellikle Türkiye asla yapıcı rol dışında bir rol oynamamalı. Bizim DEM Parti olarak beklentimiz bu. Uyarımız demokratik bir Suriye için. Uyarımız Suriye’de yaşayan tüm halkların, kimliklerin, farklı inançların kendilerini güvende hissetmeleri için, bir arada eşit bir biçimde yaşamaları için, mücadelemiz de bunun için. Yani Türkiye için istediğimiz demokrasiyi Suriye için de istiyoruz. Türkiye’nin komşu olduğu bütün ülkeler için istiyoruz. Üstelik Türkiye içeride geliştirdiği bu süreçle Ortadoğu’da öncü bir rol ve misyon üstlenmek istiyor. O halde en önce Suriye’de yapması gereken, bu öncülüğe uygun yapıcı bir rol üstlenmektir.
Her ne kadar zaman zaman yine farklı yorumlansa da 10 Mart Mutabakatı çok açık bir mutabakat. Bu mutabakat, demokratik bir Suriye’nin belgesi. İşte bugün de test alanı olarak Halep çıkıyor karşımıza. 10 Mart Mutabakatı çoğulcu, demokratik, eşitlikçi bir Suriye hedefinin belgesi. Suriye yalnızca Sünni Arapların ülkesi değil. Suriye, Sünni Arapların olduğu kadar Arap ve Sünni olmayan Kürtlerin, Hristiyanların, Dürzilerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin de yurdu. Suriyelilerin de yurdu. Onurlu ve eşit bireyler olarak kendi yurtlarında özgürce yaşamalı insanlar. Bize düşen, bunun zeminini oluşturmak, bize düşen 13 yıl sürmüş çok büyük acılar çekmiş bir toplumun yeniden acı çekmemesi için elimizden geleni diyalog ve müzakere yoluyla yapmaktır.
Sayın Öcalan’ın, Sayın Mesut Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Neçirvan Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Mazlum Abdi ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Bize ulaşan bilgiler çerçevesinde sizlerle paylaşmıştık bunları. Şimdi bölgedeki önemli gelişmelerle ilgili Sayın Öcalan’ın önerileri var. Bu önerileri bizzat komisyona da biliyorsunuz yaptıkları ziyarette aktardığına dair tartışmalar da yürüdü. Bunlar eksik de olsa bir özet halinde de olsa üzerinde mutabakatın varılmamış oraya gide heyet tarafından komisyon tutanaklarına da geçti. Şimdi değilse ne zaman? Çünkü orada yaşanan gelişmelerin buraya etkisinin olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Daha önce yine tecrübe edildi bu gerçekler. Açın yine yolu. Öcalan doğrudan temas kursun. Ve önerilerini doğrudan iletsin.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, İmralı tutanaklarının açıklanması çağrısında bulunurken, “Geçmişin cellatlarını tartıştırmak yerine geleceğin onurlu barışını kurmak için hep birlikte çaba içinde olalım. Yol haritası apaçık ortadadır, bugüne kadar yapılagelenlerin başarısızlıkla sonuçlandığı ve hepimize çokça kaybettirdiği de aşikar. Daha fazla zaman kaybetmeyelim” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısıyla güncel gelişmeleri değerlendi.
Sözcü Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmenin tutanaklarının açıklanması gerektiğini belirerek, şunları dile getirdi:
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair tartışmalar yürüttük. Türkiye’de çeşitli başlıklardaki gelişmeler, onurlu, eşit, adil, kalıcı, demokratik bir barış imkanını ortaya çıkarttı. Bunun ilk günden beri ne kadar değerli olduğunu, önemli ve ender rastlanan bir an olduğunu söylüyor rastlanan bu barış imkanının yasalarla artık güvence altına alınması ve yeni bir toplumsal bütünleşme için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmasıdır.
Onlarca yıldır süren bir çatışma halinin kalıcı ve adil bir barışla sonuçlanması için çaba sarf etmek, bunun başarıya ulaşması için gayret göstermek, toplumun beklentisidir. Yine, toplumun beklentisinde kutuplaştıran değil, birleştiren bir siyaset, karşı karşıya gelmek değildir. Hele ki muhalefetin karşı karşıya gelmesi hiç değil. Birlikte omuz omuza mücadele etmektir. Bu yüzden bizim çağrımız, son derece açıktır. Geçmişin cellatlarını tartıştırmak yerine geleceğin onurlu barışını kurmak için hep birlikte çaba içinde olalım. Yol haritası apaçık ortadadır, bugüne kadar yapılagelenlerin başarısızlıkla sonuçlandığı ve hepimize çokça kaybettirdiği de aşikar. Daha fazla zaman kaybetmeyelim.
Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş’un yaptığı bir açıklama saatlerdir tartışılıyor. Bu açıklamaya göre; bunun üzerinden günlerdir spekülasyon yapılıyor biliyorsunuz. Biz DEM Parti olarak çok açık bir biçimde söyledik. Bu sürecin toplumsallaşması ve sürecin şeffaflığı bizim açımızdan hayati bir önem taşıyor. Süreç şeffaf ilerlemeli ve toplumla paylaşılması gereken her şey; ama her şey hiçbir şekilde gizlenmeden paylaşılmalı. Komisyonun bugüne kadar yaptığı tüm dinleme tutanaklarına biz Meclis’in internet sitesinden açık bir biçimde görebiliyoruz. 3 üye İmralı Adası’na Sayın Öcalan’la görüşmeye gitti ve 3 katılımcının da imzaladığı tutanak açık bir şekilde komisyonda okunmalı. Hiçbir şey gizli kalmamalıdır. Ya da işte şöyle başlıklar istenmedi, böyle talepler yoktu, şu vardı, bu yoktu gibi tercümeye gerek yok. Dolaylı anlatıma gerek yok. Doğrudan anlatıcısı olanın mesajları kamuoyuna ve komisyona aktarılmalı. Komisyona aktarılanlara ise isteyen herkes ulaşabilmeli.
İkinci aşamaya ilişkin tarihsel bir eşiğin kalbindeyiz. Tüm siyasi partilerin bundan sonra demokratikleşme için ortak çalışması gerekir. Türkiye’nin tamamını ilgilendiren bu başlıklarla ilgili ortak bir tutum belirlememiz gerekir. Ayrıca bu tutumu geri dönüşsüz bir şekilde belirlemek gerekir. Adalet için, demokrasi için, eşit bir kardeşlik hukuku için söz konusu geri dönüşsüz hali kararlılık ve siyasi cesaretle ifade edebiliriz. Bu konuda da elimizden geleni fazlasıyla yapmaya hazır olduğumuzu ve yapmakta olduğumuzu yinelemek istiyoruz. Çatışmalı sürecin sonlandırılması ve kalıcı bir biçimde nihayete erdirilmesi, hepimizin ortak geleceği açısından en kritik konu. Bu adımın gereği olan yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi de toplumdaki en büyük beklenti olan demokratikleşmenin önünü açacaktır. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın.
Komisyondan yasal düzenlemelerle ilgili tavsiye niteliğinde bir hazırlık çıkmasını bekliyoruz. Her siyasi parti kendi hazırlığını paylaşacak ve bu bir ortak çalışmaya dönüşüp bundan sonraki dönemde de Meclis Genel Kurulu’nun artık bu konuyla ilgili mesai yapmasını bekliyoruz. Hatta Meclis’teki tüm ilgili komisyonlar, barış yasaları, demokratik entegrasyon yasaları, nasıl bir toplumsal bütünleşme, demokratikleşme önündeki engellerin kaldırılması, özgürlük yasaları gibi hukuki düzenlemeler için mesai yapmalı. Ve tüm siyasi partiler de bu konuda açık bir biçimde pozisyon almalıdır.
Şimdi 11’inci Yargı Paketi’nde, dikkat çekmemiz gereken pek çok başlık var. Arkadaşlarımız zaten bu konuyla ilgili mecliste de günlerdir partimizin görüşünü ifade ediyorlar. Erişim engeli var. Bant daraltma düzenlemeleri var. Yani ilk bakışta ihlal gördüğünde erişim engeli getirebilecek ve bu kararlara uymayan platformlara bant daraltma yaptırımları uygulanacak. Bunlar yıllardır tartışılıyor ve biz yıllardır şunu söylüyoruz; düşünce ve ifade özgürlüğünün alanı genişletilmeli, daraltılmamalı. Yani daraltmak için gerekçeler bulmak yerine illa gerekçe aranıyorsa bu hukuki düzenlemelerde düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran, demokratik siyaset alanını genişleten, düşünce özgürlüğünün alanını genişleten, düzenlemeler yapılmalı.
Bir başka önemli konu ise bütçe görüşmeleri, önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesine başlanacak. Bütçe görüşmelerinde sıkça vurguladık ve Plan Bütçe Komisyonu boyunca hemen her gün orada muhalefetimizi en güçlü biçimde ifade ettik. Biz 2026 yılı bütçesinin işçinin, emeklinin, asgari ücretinin, gençlerin, kadınların, çocukların, açlık sınırı altında hayatta tutunmaya çalışanların bütçesi olmadığını gayet iyi biliyoruz. Kimlerin sırtının sıvazlandığını da gayet iyi biliyoruz. 2026 bütçesinin 2025 bütçesinden hiçbir farkı olmadığı gibi 2026 bütçesi bu ülkenin derinleşen yoksulluğuna çare üretmiyor.
Biliyorsunuz Uluslararası Barış ve Demokrasi Konferansımız olacak. Dış İlişkiler Komisyonumuz başta olmak üzere pek çok komisyonumuz ortak bir şekilde çalışıyor. Uluslararası pek çok konuğun davetli olduğu bir konferans gerçekleştireceğiz ve İlham Ahmed’de bu konulardan biriydi. Fakat İlham Ehmed üzerinden tartışma açıldı. Gelecek mi, gelmeyecek mi tartışması var. Bu henüz netleşmedi ancak bizim DEM Parti olarak talebimiz İlham Ahmed’in bu konferansa katılabilmesidir. Sayın Ehmed, tıpkı Duhok’ta bir konferansa katılabildiği gibi İstanbul’da da bir konferansa katılabilmelidir. Fransa’da, Amerika’da konuşulan konular esas yerinde konuşulabilmelidir. Biz hukuki engel var denilerek ifade edilen durumun bir siyasi neden olduğunu gayet iyi biliyoruz. Oysa gelebilmelerine, konuşabilmemize ve yalnızca Sayın İlham Ehmed’in değil; Sayın Mazlum Êbdî’nin de gelmesi gerekir.
PİRHA- DEM Parti Süzcüsü Ayşegül Doğan, Meclis’te kurulan komisyonun Abdullah Öcalan’ı dinleme zamanı geldiğini vurgulayarak, “Silahların devre dışı bırakılması, bunun kalıcı hâle getirilmesi, bir arada eşit bir yaşamın inşa edilmesi ve Türkiye’nin hukuk devletine dönmesi için en çok inisiyatif alan ana aktörü dinleme vakti; onun önerilerini komisyona ulaştırma vakti” dedi.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ve MYK gündemimize ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi.
Ayşegül Doğan, gazetecilere yönelik gerçekleştirilen soruşturma kapsamında emniyete götürülmelerine tepki göstererek, “Halkın haber alma hakkını ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” dedi.
“Kobani Kumpas Davası’nda yıllardır süren hukuksuzluğun artık son bulmasını istiyoruz” diyen Ayşegül Doğan, şunları dile getirdi:
“Tabii ki bir yandan da tahliye haberleri bekleniyor kamuoyunda, biz de bekliyoruz. Yıllardır süren bu hukuksuzluğun artık son bulmasını istiyoruz. Kobanî Kumpas Davasından bahsediyorum tabii ki. Bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı daha çıktı. Demirtaş kararı biliyorsunuz. Bu kararla birlikte de 4 Kasım 2016’dan bu yana bizim söylediğimiz şey bir daha tescil edilmiş oldu. Nedir o? 4 Kasım 2016’da bu operasyonlar başladığından beri dedik ki bu bir siyasi rövanş davasıdır. Bu bir intikam davasıdır dedik. Bunun hukukla, yargıyla izah edilebilecek herhangi bir tarafı yok. Burada suç yok, makul şüphe yok, hiçbir şey yok. Neticede bugün geldiğimiz noktada hem iç hukuk hem dış hukuk hem toplumsal kanaat neyi gösteriyor? Bizim söylediğimizin adeta bir teyidi çıktı ortaya. Peki, ne oldu? Kaybedilen zaman, onlarca insan, çalınan hayatlar, bu sürede yaşananlar… Tüm bunların muhakemesi yapılmalı. Nasıl yapılabilir bu muhakeme? Hukukla yapılabilir, adaletin sağlanmasıyla yapılabilir.
TÜRKİYE’NİN NORMALLEŞMESİ VE TOPLUMSAL BARIŞIN TESİSİ DE HUKUKA UYMAKTAN GEÇER
Yalnızca Kobanî Kumpas Davası değil, o günden bugüne sürdürülen tüm rövanş davalarındaki yaklaşım artık değişmeli. Stratejik olarak bir değişim ve dönüşümse Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey; o halde bu stratejik değişim ve dönüşümün demokrasi lehine, adalet lehine, hukuk lehine, eşitlik ilkesi lehine olduğunu gösteren adımlar atılmalı. Gazeteciler sordular Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a: “Tahliyeyle ilgili ne bekliyorsunuz?”. Tunç, “AİHM kararının buraya ulaşmasını bekliyoruz” dedi. Bunu söylediği andan bu ana saatler, günler geçti. Ne bekleniyor daha bu tahliyeler için? Onlarca yıldır haksız hukuksuz bir biçimde hapsedilenler niye tahliye edilmiyor? Bu konuda siyasetçiler de o dönem tam karşısında yer alanlar da görüşlerini ifade ettiler. Yani siyaseten de verilmesi gereken talimat verildi. Açık söyleyeceğiz, bunu gizlemeyeceğiz. Ne yazık ki bu ülkede yargı siyasi talimatlarla işliyor. Bugüne kadar böyle oldu. Bunca saat, bunca gün bir mahkeme kararının tebliği nasıl ulaşamıyor buraya? Artık beklenen tek şey adaletin tesis edilmesidir. Buna dair umudun büyütülmesi ve demokratik siyasete yapılan darbelerle yüzleşmedir. İşte bu yüzleşmeyi adaletle sağlayabiliriz. Kaybedilen bu zamanı nasıl onarabiliriz? Hukukun gereğini yerine getirerek. Türkiye’nin normalleşmesi ve toplumsal barışın tesisi de hukuka uymaktan geçer.
ARKADAŞLARIMIZ AYM VE AİHM KARARLARI GEREĞİ SERBEST BIRAKILMALIDIR
Bir an önce karşılamak istediğimiz, sevdiklerine kavuşmalarını istediğimiz, kendilerini dört gözle bekleyen insanlara bir an önce sarılmaların istediğimiz insanların isimlerini tek tek anarak ve onları selamlayarak devam etmek istiyorum. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ali Ürküt, Nazmi Gür, Alp Altınörs, Günay Kubilay, Aynur Aşan, Bülent Parmaksız, Dilek Yağlı, İsmail Şengül, Pervin Oduncu, Zeynep Karaman, Zeynep Ölbeci. Tabii ki yalnızca Kobanî Kumpas Davası tutsakları da değil. Leyla Güven, Selçuk Kozaağaçlı, Osman Kavala, Can Atalay, Selçuk Mızraklı, Sıddık Akış, Cihan Kahraman, Bekir Kaya, Ayşe Gökkan, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve adını sayamadığımız siyasi nedenlerle hapsedilmiş daha yüzlerce insan. Yalnızca demokratik siyaset yaptıkları için, yalnızca yazdıkları için, yalnızca konuştukları için, yalnızca düşüncelerini açıkladıkları için, yalnızca örgütlenme özgürlüğünü savundukları için hapsedilen herkes artık AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun bir şekilde serbest bırakılmalıdır.
Komisyon tarihsel önemde bir işlev üstlendi; sıra şimdi asıl dinlemeyi yapıp raporu hazırlamasında!
Çok merak edilen bir başka konu da komisyon ve komisyonla ilgili gelişmeler. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Ağustos ayında kuruldu. Kurulduğu zaman dedik ki önemli bir kavşaktayız ve kurulması çok önemli. Hukuk ve demokrasi yoksunluğundan kaynaklı tüm sorunlarımızı bir komisyonun tek başına çözemeyeceğini o günlerde de ifade etmiştik. Ayrıca tek bir komisyona böyle bir sorumluluk yüklemenin de haksızlık olacağını söylemiştik. Ancak yine çok önemli bir şeyin altını çizdik. Ağustos’ta söyledik bunu. Dedik ki bu komisyon çok önemli bir yol açabilir, hukuk ve demokrasi yoksunluğundan kaynaklı sorunları gidermeye dönük yolu açabilir. Diğerleri hepimizin birlikte yan yana gelerek ortak mücadelesiyle sağlanabilir dedik. Komisyon tarihsel önemde bir işlev üstlendi. Şimdi bunu, asıl dinlemeyi tamamladıktan sonra hazırlayacağı rapor ve yeni düzenleme teklifleri ve önerileriyle nihayete erdirebilir.
Meclis’in en zengin temsiliyeti komisyona yansıdı
Geçen süre zarfında toplumun farklı kesimleri dinlendi. Sivil toplum örgütleri, akademisyenler dinlendi. Çatışma çözümü deneyimlerine dair insanlar fikirlerini anlattılar. Bugüne kadar çatışmanın yarattığı neden-sonuç ilişkilerine ilişkin pek çok siyasetçi de dinlendi. Yine bunun ekonomik, sosyolojik, tarihsel boyutlarına ve etkilerine ilişkin isimler komisyon tarafından dinlendi. Bugüne kadar tüm eleştiri ve itirazlarına rağmen yapıcılığa özen gösteren, her şeye rağmen komisyonda yer almayı bir sorumluluk olarak gören, bunun önemini vurgulayan tüm siyasi partilerin çabası çok anlamlıydı. Bu konuda ortaya konulan gayrete Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu defalarca ifade ettik. Tarihsel açıdan baktığımızda da Meclis’in en zengin temsiliyeti bugün o komisyona yansımış vaziyette. Bu çok değerli.
PKK’nin çekilme açıklamasının üzerinden iki hafta geçti, henüz tek bir somut adım atılmadı.
Yine süreç boyunca adım atmanın ne kadar kritik bir değeri olduğundan bahsettik. Komisyon dinlemeler yaparken bir yandan da beklentimiz neydi? Hukuksal altyapı çalışmalarının bir yandan sürmesiydi. Çünkü biz, DEM Parti olarak, bu çalışmaları bir yandan sürdürdük. Türkiye bir geçiş sürecinde ise bu geçiş sürecine uygun birtakım hukuki düzenlemelere ihtiyaç var. Neticede ne oldu? 27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yapıldı. O günden bu yana 9 ay geçti. Ardından PKK’nin örgütsel varlığını ve silahlı mücadele stratejisini sona erdirdiğini ilan ettiği, kongresini topladığını söylediği ve fesih kararı verdiği duyuruldu. O günden bu yana, yani Mayıs ayından bu yana ne kadar zaman geçti? Altı ay. Sonra örgüt Süleymaniye’de silahlarını yaktı. O günden bugüne, yani 11 Temmuz’dan bugüne 5 ay geçti. En nihayetinde çok önemli bir başka kavşağa gelindi. 26 Ekim’de yeni bir açıklama geldi ve bu açıklamayla da Türkiye’den tüm güçlerini geri çekeceğini ifade etti örgüt. Günler geçti, 2 hafta oldu. Henüz tek bir somut adım atılmadı.
Sürecin ivme kazanması için cesur adımlar atılmalı ve komisyon ana muhatap Sayın Öcalan’ın görüşlerini almalı
Geçenlerde, tüm bunlar oluyor ancak yaprak kımıldamıyor dedik. Bunun aksini ancak somut bir eylemle, adımla gösterebiliriz. Oysa ne oluyor, hukuksal altyapıya ilişkin çalışmalar nelerdir? Kamuoyu bunu bilmiyor. Bizler bilmiyoruz. Komisyon bu hafta toplanamadı. Dinlenmesi gereken bakanların programları dolayısıyla ertelendiği söylendi. Böyle bir gerekçe açıklandı. Elbette bu gerekçeye inanmak durumundayız. Ancak daha fazla ertelemek yerine söylenen sözlerin gereğini yerine getirmek gerekiyor. Şu anda ihtiyaç duyulan şey bu. Yalnızca son birkaç günde yapılan açıklamalara bakalım. MHP lideri Sayın Bahçeli defalarca komisyonun İmralı’ya giderek Sayın Öcalan’ın görüşlerini mutlaka dinlemesi gerektiğini ifade etti. Milliyetçi Hareket Partisi olarak buna hazır olduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Taraflar dinlensin” dedi. Bundan epey bir süre önce de bu konuda yine muhalefet partileri görüşlerini açıkladılar. Peki, komisyon neden herkesin konuştuğu ve bu kadar önemli gelişmelerin olduğu bu gündemi hala değerlendirmiyor, bu gündemle toplanmıyor? Bunu sormamızın, bunda bu kadar ısrar etmemizin nedenini tekrar ifade edelim. Kaç kez buradan anlattık. Sayın Öcalan yalnızca PKK’nin kurucu önderi değil, aynı zamanda etkili bir liderlik gücü olduğundan bahsediyoruz. Sınırlı koşullarda, sınırlı imkanlarla devasa bir sorunu eşit bir kardeşlik hukuku temelinde çözmeye çalışıyor. Silahları tümden ve kalıcı bir biçimde devre dışı bırakarak stratejik bir değişim ve dönüşümle bir süreci yürütmeye çalışıyor. Şimdi asıl aktörü, ana muhatabı duymadan, onun görüşlerini komisyona ulaştırmadan, ona doğrudan iletişim olanakları sağlamadan patinaj yapmaya devam mı edilecek? Yoksa sürecin ivme kazanması için cesur adımlar mı atılacak? Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey çok açık. Siyasetin cesur davranması ve cesur adımlar atmasıdır.
ŞİMDİ ARTIK SAYIN ABDULLAH ÖCALAN’I DİNLEME ZAMANI
Komisyonun kuruluşu esnasında, herkesin üzerine düşeni ciddiyetle yapması ve cesur olması gerektiğini söylemiştik. Bu çağrıyı yineleme ihtiyacı hissediyoruz. Meclis Komisyonunun, toplumun çeşitli kesimlerinin tartıştığı bu konuyu artık gündeme almasını öneriyoruz. İktidar partisi bu konudaki tutumunu herhangi bir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde net bir biçimde ifade etmeli, açıklamalı. Aksi, başka tartışmalara neden oluyor. Siyasi irade burada cesurca davranmaya dönük gayretini göstermeli. İhtiyaç duyulan ses de tam olarak bu. Yani şimdi artık Sayın Abdullah Öcalan’ı dinleme zamanı. Silahların devre dışı bırakılması, bunun kalıcı hâle getirilmesi, bir arada eşit bir yaşamın inşa edilmesi ve Türkiye’nin hukuk devletine dönmesi için en çok inisiyatif alan ana aktörü dinleme vakti; onun önerilerini komisyona ulaştırma vakti.
Süreci demokratik bir Türkiye için daha ileriye taşımak istemeyenler de en azından gölge etmesinler
Bir yandan komisyonun adaya gitmesi tartışmaları sürerken, “Komisyon İmralı’ya gitmesin” manşetleri atanlar da şunu bilsinler. Manşet atmak kolay olabilir, ancak atılan manşetlerin vebalini taşımak kolay değildir. Buradan uyarıyoruz. Çok kritik ve tarihi gelişmelerin orta yerindeyiz. Bu sürece katkı koymak istemeyenler, bu süreci desteklemek istemeyenler olabilir. Ama sürece karşıtlık yapmak ve buradan da başka tür siyasi ikballer ummak Türkiye’ye kaybettiriyor, hepimize kaybettiriyor. Sözünü ettiğimiz konu insan hayatı ve herkes bu sorumlulukla yaklaşmalı. Ucundan tutup bu süreci demokratik bir Türkiye için daha ileriye taşımak istemeyenlere de şunu söylüyoruz. En azından gölge etmesinler bu sürece.
2026 yılı bütçesi çok kazanandan hiç almıyor, az kazanandan çok alıyor
Yine tabii bir yandan da bütçe görüşmeleri var. Milyonların gözü kulağı bütçe görüşmelerinde. Ne yazık ki bu bütçenin de öznesi kadınlar değil, çocuklar değil, engelliler değil, yaşlılar değil, asgari ücretliler değil, emekliler değil, emekçiler değil, gençler değil. Yani bu bütçenin öznesi, asıl olması gerekenler değil. Bu bütçe halkın bütçesi değil. 2025’in bütçesinin tekrarıyla adeta karşı karşıyayız. Oysa bambaşka gelişmelerden bahsediyoruz. Hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem Türkiye’deki yeni gelişmeler düşünüldüğünde tasarımı farklı olabilirdi bu bütçenin. Çünkü bütçeler aynı zamanda siyasal iktidarların tercihleridir, yol haritalarıdır. Önümüzdeki döneme dair projeksiyonlarıdır. Gönül isterdi ki bu bütçe tasarımı bambaşka olsun, Türkiye halklarına yaraşır bir bütçe olsun, ihtiyaca uygun bir bütçe olsun. İhtiyaç ne? Toplumun yüzde 76’sı ülke ekonomisinin kötüye gittiğini söylüyor. Bir o kadarı da adaletsizlikten şikayetçi ve bunun ekonomi üzerindeki etkilerinden bahsediyor. Ama bu iki hayati parametre de ne yazık ki dikkate alınmamış bu bütçede. Bu bütçede patronlara ve holdinglere vergi muafiyetleri var, trilyonları aşan istisnalar var. Yani bütçe yine onların vergi yükünü de açlık sınırının altında hayata tutunmaya çalışanlara yüklüyor. Gelir nereden? Yine küçük esnaftan, işçiden, emekliden. Dolayısıyla 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi çok kazanandan hiç almıyor, az kazanandan çok alıyor. Adaletsizliği sürdürmeye devam ediyorlar. Bir de “İstikrar ve Refah Bütçesi” diyorlar. Şu haliyle buna “İstikrar ve Refah Bütçesi” diyemeyeceğimizi herkes biliyor.
Bütçe boyunca “Ekmek ve Barış için Bütçe” diyerek alanlarda, meydanlarda olacağız!
Partimiz, Kasım ortasından başlayarak Aralık ayının sonuna kadar sürmesi planlanan bir kampanyaya hazırlık yapıyor. Merkezi Örgütlenme Komisyonumuz, Emek Komisyonumuz, Ekonomi Komisyonumuz ve diğer komisyonlarımızın ortaklaşa çalıştığı bir kampanya bu. “Ekmek ve Barış İçin Bütçe” diyoruz. Yalnızca Meclis’teki komisyon ya da genel kurul görüşmeleriyle sınırlı kalmayacak konular bunlar. Hayatın içine dayanan konular. Cebimizi yakan, ekmeğimizi küçülten konular. O yüzden bunlar bizim için temel meseleler. Çünkü herkesin eşit, özgür ve adil bir şekilde yaşayabileceği, bütün kaynakların bu şekilde üleştirilebileceği bir toplum tahayyülünden bahsediyoruz. O yüzden biz bu bütçe boyunca yine alanda, yine sokakta, yine mahallelerde olacağız. Yine bir yürüyüş planlamamız var. Barışın, emeklilerin, asgari ücretlilerin, emekçilerin, kadınların, esnafın, engellilerin, çiftçilerin, öğrencilerin, gençlerin, çocukların, kadınların, doğanın bütçesi olacağı zamana kadar barış ve ekmek için mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Açıklama sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ayşegül Doğan, bir gazetecinin “Selahattin Demirtaş ve diğer Kobanî tutsakları ile ilgili bir gelişme var mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bu haberi vermeyi, bunu müjdelemeyi çok isterdik. Keşke şu dakikalarda olsaydı ama henüz olmadı. Artık gecikmesin. Bir an önce arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşsunlar. Şu dakikalara kadar bize ulaşmış herhangi bir bilgi yok. Ama gönlümüz, eli kulağında olsun istiyor. Artık bu hukuksuzluk son bulsun istiyoruz. Bugüne kadar haksız hukuksuz bir biçimde Türkiye hapishanelerinde tutulan herkes için bu çağrımızı tekrar yineliyoruz. Onların yolu açılsın. Komisyon İmralı’da Sayın Öcalan’la görüşebilme cesaretini göstersin. Bu böyle çok büyük bir cesaret gerektirmiyor. Bu Türkiye’de yeni bir tarih yazımının yolunu açacak. Bunu yapabilecek olan yine bizleriz. Mücadelemizle, yan yana gelişimizle ve bu ortak mücadeleyi büyütmemizle de bunu sağlayabiliriz. Barış ve demokrasi mücadelesi, onun için mücadele edenlerin omzunda yükselir. Buna inanıyoruz ve bunu başaracağımızı da biliyoruz.”
PİRHA-Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsal ayağının güçlü bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Süreç karşıtlığı üzerinden toplumsallaşma inşa edilemez. Biz bunun gayet açık bir biçimde farkındayız, bu çok tehlikeli bir senaryo. Çözümsüzlükten medet ummak gözyaşı getirmek demektir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki konulara ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsal ayağının güçlü bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini belirten DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Süreç karşıtlığı üzerinden toplumsallaşma inşa edilemez. Bu çok tehlikeli bir senaryo. Böyle oyunlar kuranları en başından buradan uyarmak durumundayız ve uyarıyoruz. Çözümsüzlükten medet ummak gözyaşı getirmek demektir. O yüzden çözümsüzlüğe değil, çözüme güç ve destek vermek gerekiyor. Bu tür oyunlardan medet umanlar da bilmeliler ki bu tür oyunlarla başarıya ulaşamazlar. Biz bu oyunları boşa çıkartabilecek deneyime de sahibiz” diye konuştu.
Herkesin sürecin ne aşamada olduğunu merak ettiğini ifade eden Ayşegül Doğan, “Süreç ne aşamada? Durdu mu? Yavaşladı mı? Durağan bir hal mi aldı? Pürüz mü var? Riskli bir döneme mi girdi? İlerlemiyor mu? Dikkat ederseniz art arda sıraladığım bu soruların tamamında negatif çağrışımlar var. Sürece dair pozitif çağrışımlar içeren gelişmeleri kamuoyu görmediği için soruları bu yönde soruyor, haklı olarak. Niye, çünkü bir inançsızlık söz konusu. Bu inançsızlığı ortadan kaldırmak için komisyonun kuruluşu çok büyük bir coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Çok büyük bir coşku diyorum. Sebebi şu. Somut adım görmek istiyor insanlar. Hem siyaset hem toplum somut adım görmek istiyor. Nihayetinde 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın örgütüne yaptığı çağrıyla bambaşka bir boyut kazanan ve bir de ivme kazanan bir süreçten bahsediyoruz. Abdullah Öcalan’ın çağrısının stratejik bir çağrı olduğu, taktiksel bir çağrı olmadığı, bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiği defalarca bizim tarafımızdan da yine dile getirildi. Numan Kurtulmuş, bundan sonra bir raporlama olacağını ve aynı zamanda yasal bir takım düzenlemelerin Ekim ayına yetiştirileceğini söylüyor. Geç kalmış bir açıklama ama değerli bir açıklama. Biz, Meclis açılışında, Meclis’in barış mesaisi yapması gerektiğini düşünüyoruz. Umarız önümüzdeki dönem daha hızlı ve odaklı çalışır ve yine Kürt sorununu yaratan nedenlerin esasına dair de konuşabilir, tartışabilir ve buna ilişkin bir takım tekliflerde bulunabilir” dedi.
“ABDULLAH ÖCALAN DİNLENMELİ”
Abdullah Öcalan’ın komisyonda dinlenmesi çağrısında bulunan Doğan, “Abdullah Öcalan’ın görüşleri, önerileri bir şekilde bu komisyona akmalı. Bu olması gerekendir. Olması gereken bir şeyi yapmamanın ya da üzerine tartışmanın bir anlamı yok. Bu zaman kaybettirir. Sayın Öcalan’ı ana aktör olarak mutlaka dinlemeli, sözüne alan açmalı ve temas kurmalısınız. Biz İmralı’daki bu tecrit tarihinin esnetilmesinin, tecridin bittiği anlamına geldiğini düşünmüyoruz. Evet, avukatlar yıllar sonra ilk kez görüştü. Bu çok önemli bir şey; ama zaten olması gereken bir şey. DEM Parti, eş genel başkanlarından, merkez yürütme kurulu üyelerimizden oluşan bir heyetin gideceğini söylemiştim. Biz bunun gerçekleşmesini istiyoruz. Yani artık yalnızca DEM Parti ile değil, Abdullah Öcalan Türkiye’de farklı kesimlerle iletişimde olmalı. Pratik ve teorik önderlikten söz etmişti kendisi gönderdiği ilk mesajda” diye belirtti.
“HERKES UMUT HAKKINDAN YARARLANMALI”
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sizin de altını çizdiğiniz gibi bu kararın siyasi karakterini bu son kararı ile birlikte yani ağırlaştırılmış müebbet ve ağırlaştırılmış müebbetle birlikte yalnızca Sayın Umut hakkının sadece Abdullah Öcalan’ı değil Türkiye’de binlerce insanı ilgilendiren bir durum olduğunu söyleyen Doğan, “Adalet Bakanı veri paylaşmıyor; ancak hak kuruluşlarının edinebildiği bilgiyle 4 bin 350’nin üzerinde insanın hayatını etkileyen bir durumdan bahsediyoruz. Yani bu açık bir insan hakkı ihlali. Tabii ki bu insan hakkı ihlali sonlandırılmalı ve başta Abdullah Öcalan olmak üzere bundan mağdur olan herkes umut hakkı ilkesinden yararlanmalı. Hep birlikte başaracağız, kazanacağız ve bu süreci mutlaka ama mutlaka demokratik toplumun inşasıyla kalıcı bir barışa erdireceğiz” diye konuştu.
PİRHA- 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle Mersin’de yapılan barış şölenine binlerce yurttaş katıldı. Burada konuşan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Türkiye’deki demokrasi sorununun somut adımlarla çözüleceğine vurgu yaptı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle Mersin’in Akdeniz ilçesinde barış şöleni gerçekleştirildi. Barış Parkı yanında gerçekleştirilen DEM Parti Mersin il ve ilçe yöneticileri, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Çukurova temsilciliği, Akdeniz ve Toroslar Belediye Meclis Üyeleri, Mersin Barış Anneleri Meclisi ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“EN ACİL İHTİYAÇ HUKUKTUR”
Şarkı ve halaylarla başlayan şölende DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Abdullah Öcalan’ın 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin yaptığı açıklamayı okudu. Ardından konuşma yapan Ayşegül Doğan, “Biz binlerce toplantı yaptık. Yalnızca son bir yılda en uzak köye, ilçeye, mahalleye, insana ulaşmaya çalıştık. Gördük ki insanlar kendilerine güveniyorlar. Ancak tüm bu yaşananlar ve olumsuzluklar göz önünde bulundurulduğunda hukuka dayanmayan mekanizmalara güvenmiyorlar. O yüzden biz diyoruz ki Türkiye’de en acil ihtiyaç hukuk” diye konuştu.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan’ın 1 Eylül mesajındaki “stratejik adım” vurgusunun önemine işaret ederek, “Sayın Öcalan tarihsel bu işin kalıcı hale getirilmesinden bahsediyor. Yeni bir aşamaya ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bu yeni aşama ancak ama ancak hukukla, adaletle sağlanabilir. O yüzden Meclis’te kurulan komisyon da bir an önce sürecin ritmine uygun çalışmalar yapmalı. Stratejik çağrılar stratejik somut adımlarla karşılık bulmalı. Zihniyet değişimini gerektirir” dedi.
“SOMUT ADIM ZAMANI”
Son olarak kalıcı barış için tüm mekanizmaların kurulması işletilmesi gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “Silahların devre dışı bırakılması için bütün mekanizmalar işler hale getirilmeli. Artık kayyım uygulamaları son bulmalı, hapishaneler boşalmalı, hasta tutsaklar serbest bırakılmalı. Türkiye’nin demokrasi sorunu ancak böyle çözülür. Sözün değil somut adımın zamanı” ifadelerini kullandı.
Şölen, sanatçı Şirin Kaya, Dengbej Remezan ve Kadir Çat’ın stranları ve halaylarla sona erdi.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, “Sürecin yasal zemine oturtulması, bu zeminin hukuki düzenlemelerle desteklenmesi, demokratik siyaset ve toplumsal barışın olmazsa olmazları. Bunlar ancak eşitlik, adalet ve özgürlükle sağlanabilir. İşte onlar için de eşitliği, adaleti, özgürlüğü sağlayabilecek yasal düzenlemeler ve buna ilişkin çalışmalar en büyük beklentimizdir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin düzenlediği basın toplantısında gelişmeleri değerlendirdi. Konuşmasına İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yeni operasyon dalgasına tepki göstererek başlayan Ayşegül Doğan, barış ve demokratik çözüm ihtimalinin tartışıldığı günlerde diğer yandan anti-demokratik uygulamaları konuşmak zorunda kalmaktan ülke adına hicap duyduklarını söyledi.
“EŞİTLİK, ADALET VE ÖZGÜRLÜKLE SAĞLANABİLİR”
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, şöyle devam etti:
“Yalnızca buna karşı hicap duymuyoruz, buna karşı mücadelede ediyoruz. Bu türden operasyonların doğrudan seçmen iradesine müdahale olduğunu söylemekten dilimizde tüy bitti. Yargı eliyle siyasete müdahale etmek, bu ülkenin onlarca yıl kaybetmesine neden oldu. Bu tutumdan ve yaklaşımdan yalnızca vazgeçmek yetmez, aynı zamanda bununla mücadele etmek gerekir. Bu durum neden sürece sımsıkı sarılmamız gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bunlar niye birbirinden ayrılmaz parçalar? Çünkü Kürt meselesi çözülmeden Türkiye demokratikleşemiyor ve Türkiye’deki demokratikleşme yönünde adımların hızlanması için Kürt meselesinde çözüm iradesinin kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor. İşte biz bu kararlılıkla ne yapıyoruz? Şölenler yapıyoruz, yürüyüşler yapıyoruz, buluşmalar yapıyoruz ve bunları kesintisiz bir biçimde sürdürüyoruz. Cizre’de başlattığımız barış ve demokratik toplum şölenleri özellikle gençlerin ve kadınların katılımıyla ve tüm coşkusuyla devam ediyor. Dün akşam Diyarbakır’da ondan önceki gün Kızıltepe’deydik. Kadın meclisimiz Van, İzmir ve Mersin başta olmak üzere her yerde eylemdeydi.
Takip ettiğiniz üzere komisyon 3’üncü toplantısını gerçekleştirdi geçen hafta ve komisyon çalışmaları sürecin ivme kazanması açısından son derece önemli. Aynı zamanda bu komisyonun öngörülen çalışma süresini en verimli şekilde kullanması da beklentimiz. Çünkü bunun en etkin şekilde olmasının ne kadar kritik önemde olduğunu biliyoruz. Bunun farkındayız ve bunu toplumsal beklentiyle de görebiliyoruz. Sahada görüyoruz, yaptığımız şölenlerde görüyoruz, buluşmalarda görüyoruz. Halk toplantılarında görüyoruz. Yine kamuoyuna yansıyan ifadelerde de bunu görmemiz mümkün.
Kuşkusuz komisyon çalışmalarının hedefine ulaşabilmesi bazı gerekliliklere de bağlıdır. Bunlar ne tür gerekliliklerdir sorusu ise en kritik başlık ve bu sürecin en başından beri ifade ettiğimiz sürecin bir yasal zemine oturtulması başlığıdır. Elbette komisyonun iş başında olması, yola koyulması, burada çoğulculuk ilkesinin gözetilmesi, bunun bütün siyasi partiler tarafından kabul edilmesi, kararların usulün, yöntemin, işleyişin mutabakatla sağlanıyor olması, mutabakat arayışının komisyonun vazgeçilmez bir ilkesi haline dönüşmesi… Tüm bunlar çok olumlu ve çok memnuniyet verici ancak bu öngörülen süre ve sürecin yasal zemine oturtulması, bu zeminin hukuki düzenlemelerle desteklenmesi, demokratik siyaset ve toplumsal barışın olmazsa olmazları. Bunlar ancak eşitlik, adalet ve özgürlükle sağlanabilir. İşte onlar için de eşitliği, adaleti, özgürlüğü sağlayabilecek yasal düzenlemeler ve buna ilişkin çalışmalar en büyük beklentimizdir.
Önümüzdeki hafta yapılması beklenen buluşmalarda öneri, bilgi ve deneyim aktarımı için en başından beri ifade etmiştik. Komisyonun toplumun farklı kesimlerine ulaşmasının önemli olduğunu, bu sürecin tamamının toplumun farklı kesimlerini kapsamasının ve toplumun farklı kesimlerinin önerilerinin, beklentilerinin bir şekilde bu sürecin içine akması gerektiğini söylemiştik. Tabii ki burada komisyon yine çok kritik bir rol oynayacak. Bu konuda da üyeler arasında ve farklı siyasi partiler arasında bir mutabakatın sağlanmış olması kıymetli. DEM Parti olarak bizim de komisyona sunduğumuz liste sizlerle paylaşıldı. Kamuoyu da yakından takip etti. Bu listede hukuk kurumlarından hak örgütlerine, kadın örgütlerinden meslek örgütleri ve birliklerine, akademisyenlerden kanaat önderlerine kadar farklı alanlarda bugüne kadar deneyim biriktirmiş isimler yer alıyor. Komisyon üyelerimizin de yaptığı yazılı açıklamada belirttik, komisyon bu gündemle toplanarak dinlemelere ilişkin yöntemi ve takvimi belirleyecek. Hatta büyük ihtimalle önümüzdeki hafta dinlemeler başlayacak. Kimlerin olacağı ve nasıl olacağı ise bu hafta başında netleşecek.
DEM Parti olarak en başından beri ifade ettiğimiz gibi toplumsallaşmayı en az şeffaflık kadar önemsiyoruz ve bunların birbirinden yine ayrılamaz parçalar olduğunu düşünüyoruz. O sebeple Türkiye’de çok sayıda insan, çatışma çözümü çalışmak durumunda kaldı. Türkiye’de yaşanan ve onlarca yıl süren çatışmalı dönemden başka sebeplerle veya doğrudan ve dolaylı olarak etkilenen insanlar var. İşte bu deneyimler çok kıymetli deneyimlerdir. Niye kıymetli; bir daha asla yaşanmasın diyebilmemiz ve bunun yol haritasını oluşturabilmemiz için bu deneyimler çok kıymetli. O yüzden parti olarak çağrımızı yineliyoruz; lütfen, partimiz ile bu konuda irtibata geçin. Yazılı olarak iletmek istediğiniz her şeyi bize iletebilirsiniz. Raporlarınızı ve buna benzer çalışmalarınızı iletebilirsiniz.”
“ÇÖZÜM VE SÜKÛNET ARAYAN BİR DİLE İHTİYACIMIZ VAR”
Ayşegül Doğan, daha sonra basın toplantısına katılan gazetecilerin sorularını yanıtladı. Suriye ile Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelere dönük Türkiye’nin tutumuna dair soruya yanıt vererek, şunları dile getirdi:
“QSD ile zaman zaman geçiş hükümeti ya da ona bağlı gruplar arasında çatışmalar oluyor. Bazı Arap şeritlerinden QSD aleyhine açıklamalar var. Ancak doğru bir okumayla Suriye’deki durumu analiz etmek gerektiğini düşünüyoruz. Partimizin en başından beri istikrarlı bir biçimde, tutarlı bir biçimde ısrarla ifade ettiği bir tutumdur. Ne diyoruz; Türkiye burada çözüm ararken Suriyeli Kürtlerle de özellikle tarihi ve kalıcı bir uzlaşı arayışında olmalı ve böyle bir politika yürütmeli. Dolayısıyla Suriye’de Kürtlerin kazanımları, halkların kazanımları, Suriye’de demokratik bir Suriye’nin oluşumu, bugüne kadar ki kazanımların korunabilmesi ya da işte oradaki halkların kararı ile ademi merkeziyetçi bir yapının oluşması veya kendi kararlarını kendilerinin vermeleri, Türkiye için bir risk değil olsa olsa fırsata dönüştürülebilir.
Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan da yaptığı açıklamalarda ‘bildiğim kadarıyla Hakan Fidan Suriye kabinesinde yer almıyor’ demişti. Hakikaten Dışişleri Başkanı Hakan Fidan kendisinin acaba Suriye Kabinesinde mi sorusunu akıllara getirecek açıklamalar yapıyor. Hatta zaman zaman değil çok sıkça yapmaya başladı son zamanlarda! Hakan Fidan’ın kullandığı dil yine eş genel başkanımızın da söylediği gibi üzülerek belirtmeliyiz ki sürecin ritmine de tonuna da uygun değil. Sürece uygun bir dil kullanmıyor. Sürecin başından bu yana Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına bakınız. Kullandığı dile, dil tercihine, sürekli tehditkar yaklaşımına özellikle Suriye meselesinde aldığı pozisyona koyduğu mesafeye kimlerle nasıl bir yakınlık kurduğuna ortak basın toplantısında kullandığı dile de dikkat edelim. Demagoji yapmayı tercih ettiğini düşünüyoruz. Bu buyurgan kibirli dil ancak süreç karşıtlarının elini güçlendirir. Bu dilden tabii ki vazgeçmeye çağırıyoruz. Çözüm ve sükûnet arayan bir dile ihtiyacımız var. Gerginlik arttıran bir dile ihtiyacımız yok. Suriye’nin bütünlüğü de ayrıştırıcı bir dil ile sağlanamaz. İnsanlık tarihinde böyle de bir örnek yok.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis’te kurulan komisyonun önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ender karşılanan bir kavşaktayız. Bu kavşağı barış, özgürlük ve demokrasinin tesis edebileceğimiz bir şekilde ele almalıyız. Bu süreci karşılıklı değişim ve dönüşüm süreci olarak ele almamız gerekiyor” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, dün partisinin yaptığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ve gündemdeki gelişmelere ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Ayşegül Doğan, konuşmasına Meclis çalışanı Saliha Ozan’ın katledilmesine dikkat çekerek başlayarak, Saliha Ozan’ın koruma talep etmesine rağmen koruma verilmemesine tepki gösterdi.
Ayşegül Doğan, Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 33 tutuklunun 30 yıllık infazlarını tamamlamasına rağmen tahliye edilmediğine de işaret ederek, serbest bırakılması çağrısında bulundu.
“DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM SÜRECİ”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuşan Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:
“Bu yeni durum oldukça önemli. Çok önemli, kritik bir kavşağa gelmiş bulunmaktayız. Bir eşiğin kalbindeyiz. Bu konuda yapılacak çalışmaların yapıcı olmasını istiyoruz. Sorunların dip nedenlerine yaklaşmanın kıymetli olduğunu söylemiştik. Ancak bu komisyon tek başına bu sorunları çözemez. Hep birlikte bir araya gelerek bu sorunları çözmeliyiz. Hem siyaset olarak hem de toplum olarak.
Ender karşılanan bir kavşaktayız. Bu kavşağı barış, özgürlük ve demokrasinin tesis edebileceğimiz bir şekilde ele almalıyız. DEM Parti olarak elimizden geleni yapacağız. Atılacak adımlar için parti olarak her türlü çabayı göstereceğiz. Bunun için uzun zamandır hazırlık yapıyoruz. Türkiye’nin demokrasiye, eşit kardeşliğe ihtiyaç var. Hayırlı işlere imza atmasını istiyoruz. Yalnız çatışmalı sürecin bitirilmesi değil buna neden olan sorunların ortadan kaldırılması, çözüm bulunması aynı derece önemli. Yasal düzenlemeler için çalışmalar yapılmalı. Toplumsal dayanışma için hayati çalışmalar gerekiyor.
Yeni dönemin kurucu siyasetinin nasıl hayat bulacağı tartışılmalı. Devlet, iktidar, muhalefet ve bir bütün olarak siyaset ve toplum yeni döneme kendini nasıl uyarlayacak? İşte önümüzdeki dönem en çok konuşmamız, tartışmamız ve çalışmamız gereken konular ve başlıkları böyle. Bu süreci karşılıklı bir değişim ve dönüşüm süreci olarak ele almamız gerekiyor. Unutmayalım ki bu eşiğin sağlayacağı imkanlar ancak ortak mücadeleyle oluşturulabilir. Ancak güçlü muhalefetle oluşturulabilir. Ancak güçlü yan yana gelişlerle oluşturulabilir. Herkesi kapsayan bir süreçten bahsettiğimizi yani bir gelecek tahayyülüne birlikte el atmak, omuz vermek ihtiyacımız olan eşitlik, kardeşlik, adalet, özgürlük ve demokrasi sağlayabilir.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları, eş sözcüleri, MYK üyelerimiz, vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti orada olacağız” dedi.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın görüntülü ikinci çağrısının ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.
“YEPYENİ BİR SAYFA AÇILIYOR, TARİHİ BİZ YAZACAĞIZ”
Yeni aşamanın herkese sorumluluk yüklediğini ifade eden Ayşegül Doğan, “Yepyeni bir sayfa açılıyor. Tarihi bir eşikteyiz ve bu tarihin içindeyiz. Tarihi biz yazacağız. Bu süreçte yalnızca tanıklık etmiyoruz. Bu süreç çok hayati sorumluluklar da yüklüyor çünkü insan hayatından bahsediyoruz. Bu hafta bir kez daha gördük ki bahsettiğimiz konu çok kıymetli. Çatışmasızlık, savaş ve savaşın son bulma ihtimalinin gerçekleşmesinde daha önemli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. İlerlediğimiz her aşama hepimize yeni sorumluluklar yüklüyor. Bugün yıllardan sonra tam 26 yıl sonra ilk kez sayın Öcalan’dan İmralı’dan bir görüntü gördük. Dünya da ilgiyle takip ediyor” dedi.
“SİLAHLARIN TÜMDEN DEVRE DIŞI KALMASI İÇİN İLK ADIMA HAZIRLANIYOR”
“Türkiye’nin de ikinci yüzyılını belirleyecek tarihi bir an, tarihi bir gelişme olarak değerlendirilmelidir” diyen Ayşegül Doğan, “Yıllarca çözümü demokratik bir çözümün, barışın, eşit adil onurlu kalıcı bir barışın çözümünün adresi İmralı’dan Sayın Öcalan’dan geçer dedik. Bugün bir kez daha görülmüş olmalıdır. Önce DEM Parti İmralı heyeti Sayın Öcalan ile görüştü, akabinde Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleşti. Nihayetinde bugün bir video mesaj geldi. Birkaç gün içinde ki onun da tarihini ve yerini sizlerle paylaşacağız silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor. Eşit adil onurlu ve kalıcı bir barış için yıllardır uğruna mücadele ettiğimiz evrensel değerler için halkların bir arada özgür yaşamı için, eşit bir kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dün olduğu gibi bugün de kararlı umutlu heyecanlı ve hazırız” diye konuştu.
“HERKESİ SORUMLULUK ALMAYA, CESUR OLMAYA DAVET EDİYORUZ”
Devamında Ayşegül Doğan şunları belirtti:
“Bugünün önünü açanlar var bugünlere ulaşmamızı canı pahasına sağlayanlar var. Dolayısıyla biz Vedat Aydını anarken ismini sayamayacağımız onlarca yüzlerce binlerce insanı birlikte anıyoruz. Onların anılarına bağlılığın nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz, bunun farkındayız. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bilakis herkesi en az bizim kadar risk almaya, sorumluluk almaya, cesur olmaya davet ediyoruz. Koşullar ne olursa olsun yapmamız gereken siyaset alanını genişletebilmektir. Bu, ciddiyet, sahicilik, cesaret, özveri, fedakarlık, göze alabilmeyi gerektirir.
“ENDİŞE VE KAYGILAR DA AZALACAKTIR”
Yeni dönem hepimize sorumluluklar yükleyecek dedik. Bunun en önemli konularından biri de adalet meselesi. Bugün Türkiye’de bir yandan yaşanan adaletsizlikler bir yandan süren anti demokratik uygulamalar biliyoruz, görüyoruz, kaygıları ve endişeleri artırıyor. Ancak bu kaygı ve endişeleri azaltabilecek olanlar yani Türkiye’de barışın ve aynı zamanda demokratikleşmenin yolunu açabilecek olanlar, birlikte yol almak üzere dayanışanlardır, bizleriz. Yan yana gelişimiz arttıkça, bu yolu açma kararlılığımız yükseldikçe endişeler ve kaygılar da azalacaktır.
Çok net ifadeler var Sayın Öcalan açıklamasında. Silahların tamamen devre dışı kalmasını istiyor. Bunun çabası ve mücadelesi onlarca yıldır sürüyor. Sesi bugünkü kadar koşullar elvermediği için yankılanmamış olsa da bugün ulaştığımız noktanın ardında onlarca yıllık bir çaba emek ve uğraş olduğunu hatırlatmak isterim. 1993’te yarım kalmış bugün yeniden siyaset alanının genişlemesi ve silahların tümden devreden çıkarılması için bir yeni sayfadan bahsediyoruz. Bu kez yarım kalmamalı. Bu tarihi eşikte yapılması gereken her şey ama her şey demokratik siyaset alanını genişletmeye dönüş bir biçimde yapılmalıdır. Ne olabilir güvence sağlayacak şey. Hukuk olabilir. Hepimizin ortak teminatı ve ihtiyacı hukuktur.
“KOMİSYON BİR AN ÖNCE ÖZEL YETKİLERLE OLUŞSUN”
Bizim aylarca öncesinde çağrısını yaptığımız komisyon kurulmuş olsaydı çok daha aktif bir rol üstlenebilirdi. Meclis aktif bir rol üstlensin dedik ki tüm siyasi partilerden oluşan özel yetkilerle donatılmış bir komisyon oluşturulsun. Temennimiz o komisyon bugünlere yetişmedi ama zaman kaybedilmesin artık. Hızlanalım. Madem bir devlet politikasından bahsediyoruz Kürt meselesinin çözümüne dair o zaman bunların emarelerini somut bir şekilde görelim. Toplumun bunları görmeye ihtiyacı var, komisyon biran evvel oluşsun. Özel yetkilerle oluşsun. Bu bir kazanım olarak görülmelidir. Çok hayırlı önemli tarihi bir meselenin çözümü için yola koyulacaktır bu komisyon.
“11 TEMMUZ’DA SÜLEYMANİYE’DE OLACAĞIZ”
Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları eş sözcüleri MYK üyelerimiz vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti olarak 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin katılımı ile gerçekleştirilecek bu ilk adıma bu tarihi ana tanıklık etmek için orada olacağız.
Bunun yalnızca bir tanıklık olmadığını biliyoruz. Tanıklığın çok önemli bir sorumluluk ciddiyet yüklediğinin farkındayız. Biz bu meseleye ciddi yaklaşıyoruz ve herkesi de ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyoruz. Bu tarihi anı yani silahların tümden devreden çıkması için atılacak bu somut adıma kongre karalarına uygun bir şekilde ve Sayın Öcalan’dan gelen bugünkü mesaja uygun bir şekilde atılacak bu adıma bu ülkede Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin eşit adil ve onurlu bir şekilde çözülmesi için kendisini sorumlu hisseden herkesin aynı hassasiyetle yaklaşmasını temeni ediyoruz. Bunu bir yenme yenilme, tasfiye, taviz, gibi görmemek böyle yaklaşmamak ve bu dili üslubu ve yaklaşımı değiştirmek gerekir.
“İKTİDAR VE MUHALEFET DE TANIKLIK ETMELİDİR”
Demokratik siyasete tam geçiş için gereken tüm mekanizmalar bir an önce oluşturulmalı. Bu yasal güvencelerle desteklenerek bu fırsat kalıcı hale getirilmelidir. İlk tarihi açıklama değil ancak yeni tarih yazımı için unutulmayacak açıklamalar. Kendimize güveniyoruz. İktidar bloku da muhalefet partileri de parlamento dışındaki muhalefet partileri de 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bu ana tanıklık etmeli ve tanıklık edip bu sorumluluğa ortak olmalıdır.”