Etiket: aziz tunç

  • Aziz Tunç: Ortaca Katliamı’yla yüzleşmek ortak sorumluluğumuzdur- VİDEO

    Aziz Tunç: Ortaca Katliamı’yla yüzleşmek ortak sorumluluğumuzdur- VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç, Ortaca’da Alevi yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen saldırıların yalnızca geçmişte kalmış bir olay olmadığını belirterek, Ortaca Katliamı’yla yüzleşilmesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için barış, demokrasi ve toplumsal hafızanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

     

    Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5 Haziran 1966’da başlayan ve 16 Haziran’a kadar devam eden Alevi yurttaşlara yönelik saldırılar, Türkiye’nin yakın tarihinde toplumsal hafızada derin izler bırakan olaylar arasında yer alıyor. Aradan geçen onlarca yıla rağmen Ortaca’da yaşananlar, Alevi toplumunun kolektif hafızasında bir katliam ve zorunlu göç deneyimi olarak anılmaya devam ediyor. Demokratik kitle örgütleri ve Alevi kurumları ise her yıl yaptıkları açıklamalarla Ortaca’da yaşananlarla yüzleşilmesini, sorumluların tarih önünde hesap vermesini ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için toplumsal barışın güçlendirilmesini talep ediyor.

    “ORTACA KATLİAMIYLA YÜZLEŞMEK TARİHİ BİR SORUMLULUKTUR”

    Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç, Muğla’nın Ortaca ilçesinde Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırıların yıldönümünde yaptığı değerlendirmede, Ortaca Katliamı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, toplumsal yüzleşme ve demokratik mücadele çağrısında bulundu.

    Ortaca’da yaşananların tekil bir olay olmadığını ifade eden Tunç, “Bu katliamlar sadece Ortaca ile ibaret değildi. Ortaca öncesi de var, Ortaca sonrası da var” sözleriyle tarih boyunca Alevilere yönelik saldırıların sürekliliğine dikkat çekti.

    “SİSTEMLİ BİR KATLİAM POLİTİKASI SÖZ KONUSU”

    Geçmişten bugüne uzanan saldırıları değerlendiren Aziz Tunç, bunun “sürekli sistemli bir katliam ve imha politikası” olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Tunç, günümüzde yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Projesi’nin ise bu tarihsel yaralarla yüzleşmek ve benzer acıların tekrarını önlemek açısından önemli bir fırsat sunduğunu söyledi.

    DEMOKRATİK KURUMLARA VE ALEVİ ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI

    Başta Alevi kurumları olmak üzere tüm demokratik ve devrimci örgütlerin bu sürece daha güçlü sahip çıkması gerektiğini ifade eden Tunç, “Bu sürecin gerektirdiği koşulları yerine getirmeye yönelik tutum ve çabaların derinleştirilmesi, ısrarla bu sürece sahip çıkılması son derece önemlidir” dedi.

    Tunç’a göre, yalnızca katliam karşıtlığını tartışmak bile demokratikleşme sürecine katkı sunabilecek önemli bir adım niteliği taşıyor.

    Ortaca Katliamı’nın hafızalarda canlı tutulmasının önemine değinen Tunç, Alevi toplumunun ve demokrasi güçlerinin hem bu katliama yönelik duyarlılığı geliştirmesi hem de benzer olayların tekrar etmemesi için mücadeleyi büyütmesi gerektiğini söyledi.

    Konuşmasında, bugüne kadar yaşanan katliamlarla yüzleşmenin güncel ve acil bir görev olduğunu belirten Tunç, “Bunun tekrar etmemesi için bugüne kadar süren katliamlarla da yüzleşmek günün acil görevi olarak hepimizin önünde durmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİ YÜZLEŞMEYE ZORLAMAK HEPİMİZİN GÖREVİ”

    Aziz Tunç, barış ve demokrasinin yalnızca devletin inisiyatifine bırakılmaması gerektiğini de vurguladı. “Barışı ve demokrasiyi devletin uygulamalarında beklemek yerine devleti bu tarz bir siyasal süreci başlatmaya zorlamak hepimizin yapması gereken en önemli iştir” diyen Tunç, yalnızca eleştirinin yeterli olmadığını söyledi.

    “Devleti katliamcılığıyla, soykırımcılığıyla itham etmek elbette yaşanan gerçeklere işaret eder. Ancak sonuçta bizim de görevimiz devleti bunlarla yüzleşmeye zorlamak ve bunu sağlamaktır. Bu mümkündür” ifadelerini kullanan Tunç, demokratik mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini dile getirdi.

    PİRHA/KÖLN

  • Rojava’ya dönük saldırılar büyüyor: ‘Bu bir siyasal irade saldırısıdır’-VİDEO

    Rojava’ya dönük saldırılar büyüyor: ‘Bu bir siyasal irade saldırısıdır’-VİDEO

    PİRHA- FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların “küresel ve bölgesel güçlerin devreye soktuğu bir soykırım planı” olduğunu belirterek hedefin Rojava kazanımlarını tasfiye etmek olduğunu söyledi. Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise Şam’ın ‘entegrasyon’ dayatmasının bir uzlaşı değil, teslimiyet planı olduğunu belirterek Kürtlerin 100 yıl daha hak talep edemez hale getirilmek istendiğini ifade etti.

    Şam yönetimi “ateşkes” ve “mutabakat” söylemiyle kamuoyuna bir uzlaşı görüntüsü vermeye çalışırken, sahada yürüyen tablo bunun tam tersine işaret ediyor. Halep’in doğusundaki Dêr Hafir’in hedef alınmasıyla derinleşen saldırı dalgası, Tabka ve Rakka hattına yayılarak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük yeni bir kuşatma ve tasfiye planının devreye sokulduğunu gösteriyor. Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın açıkladığı 14 maddelik çerçeve, DSG’nin “devlet kurumlarına entegrasyonu” adı altında Özerk Yönetim’in siyasal iradesini ve halk kazanımlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan merkeziyetçi bir dayatma olarak tartışılıyor.

    Şam’da Abdi, Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında yapılan görüşmenin olumsuz sonuçlanması ve YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin’in aktardığı “Hesekê ve Kobani’yi boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın” dayatması, masanın müzakere değil teslimiyet masası olarak kurulduğu iddialarını gündeme getirdi.

    Saldırılarak yönelik tepkiler devam ederken, FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik ve Araştırmacı-yazar Aziz Tunç PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    DEMİR ÇELİK:  HEDEF ROJAVA KAZANIMLARIDIR

    FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, 6 Ocak 2026’dan bu yana Halep, Deyrezor, Rakka kırsalı başta olmak üzere Kürtlerin hedef alındığını belirterek, yaşananları “soykırım uygulaması” olarak nitelendirdi.

    Çelik, saldırıların özellikle Halep’in Şeyh Maksut-Eşrefiye mahalleleri ile Derhafur, Tişrin Garajı, ayrıca Deyrezor ve Rakka kırsalında sürdürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “6 Ocak 2026’dan bu yana başta Halep’in Şeyh Maksut Eşref-i mahalleleri olmak üzere sonraki süreçlerde Derhafur, Tişrin barajı,  Deyrezor, Rakka kırsalında Kürtlere dönük bir soykırım uygulaması, küresel emperyal güçler ve bölgesel güçler tarafından devreye konulmuş bulunuyor.”

    5 Ocak’ta gerçekleşen temaslara işaret eden Çelik, sürecin “Trump-Erdoğan görüşmesi” ve “İsrail’in HTŞ ile Paris’te yaptığı görüşme” ile başladığını söyledi. HTŞ’ye meşruiyet kazandırıldığını ve geçici Şam hükümeti üzerinden “tekçi ve merkeziyetçi bir ulus devlet inşasının” hedeflendiğini ifade etti.

    Demir Çelik, bu planlamanın Kürt dili, kimliği ve kültürünü hedef aldığını belirterek, tarihte Sykes-Picot anlaşmasıyla Kürdistan coğrafyasının bölünmesini hatırlattı ve “küresel güçlerin yeniden devrede olduğunu” söyledi.

    Çelik, hedefin Kürtleri yeniden “statüsüz bırakmak” olduğunu kaydederek, 19-20 Ocak tarihli uygulamaların Rojava Özerk Yönetimi’ne dönük kapsamlı bir planın parçası olduğunu belirtti. Çelik, “on binlerce şehit bedeliyle kazanılan kazanımların berhava edilmek istendiğini” dile getirdi.

    Çelik, saldırıların sahada “Türkiye’ye bağlı çeteler” ve “HTŞ bünyesindeki gruplar” eliyle sürdürüldüğünü, bu güçlerin arkasında ise ABD, Fransa, İngiltere ve İsrail dahil “küresel ve bölgesel aktörlerin hizalandığını” belirtti.

    Demir Çelik, bu tablo karşısında Kürt halkının ve dostlarının kendi öz gücüne dayanarak dayanışmayı büyütmesi gerektiğini belirterek çağrı yaptı.

    “İktidarın kirli, mutlak iktidarın mutlak kirli olduğu günümüz dünyasında artık insanların insani vicdani bir beklenti içerisine girmesinin koşulları kalmamıştır… İşte o nedenle Biz onlara umut bağlamadan kendi öz gücümüz üzerinden geleceğimizi kurmak, demokratik yaşamımızı inşa etmek durumundayız. O nedenle bugün durmanın, beklemenin, zalimin insafına sığınmanın günü değil. Bugün ayağa kalkmanın, dayanışmanın, birlikte mücadele etmenin günüdür.”

    AZİZ TUNÇ: AMAÇ KÜRDÜN İRADESİNİ ORTADAN KALDIRMAK

    Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise , savaşın yalnızca Kürt halkının fiziken ortadan kaldırılmasını hedeflemediğini belirterek, “Kürt halkının siyasal iradesi ve Rojava Devrimi’nin kazanımları topyekün ortadan kaldırılmak isteniyor” dedi.

    Tunç, sürdürülen savaşın Kürtlerin hem siyasal iradesini hem Rojava Devrimi’yle elde edilmiş kazanımları hem de Kürtlerin fiziki varlığını zayıflatmayı amaçladığını ifade ederek, “Şu yapılan planlama Kürtlerin yenilmesi halinde Kürtlerin bir 100 yıl daha herhangi bir hak talep etme olanaklarını ortadan kaldıran son derece kapsamlı bir soykırım saldırısıdır. Bir siyasal irade saldırısıdır. Bir sosyal varlığı ortadan kaldırma saldırısıdır” diye konuştu.

    Tunç, bu saldırı sürecinin bir günde oluşmadığını vurgulayarak, “ Rojava’nın silahsızlandırılmasını isteyen bir dizi girişimlerin, bir dizi çabanın hazırlıkların sonucu bu noktaya gelindiği ortada” dedi.

    Aziz Tunç, söz konusu saldırıların Türkiye tarafından yönetildiğini kaydederek, “Bu savaş HTŞ’nin askeri gücü, ve çeteler tarafından fiziken yürütülmektedir. Amerika ve İsrail de buna ciddi anlamda göz yummakta, görmezden gelmekte” ifadelerini kullandı.

    “Anlaşma” olarak ifade edilen sürece de değinen Tunç, “Söz konusu anlaşma diye söylenen şey Kürtlerin iradesinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır” dedi. Tunç, Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim açıklamalarına işaret ederek, “Söz konusu dayatılan süreç 2011’de Kürt kimliklerinin olmadığı Esad dönemindeki sürece geri dönülmesi şeklinde bir dayatmanın olduğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

  • Yazarlardan ‘Asimilasyona karşı bir olalım’ çağrısı!- VİDEO

    Yazarlardan ‘Asimilasyona karşı bir olalım’ çağrısı!- VİDEO

    PİRHA- 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak, 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılım çağrısında bulunan yazarlar “Asimilasyona karşı bir olalım” dediler.

    62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, bu sene 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak. Yakın tarihlerde aynı yerde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alternatif etkinlikler yapması yeniden eleştirilere ve tepkilere neden oldu.

    Yazarlar Hamide Rencüs, Naz Atmaca, Aziz Tunç, Kemal Derin, Erdoğan Aydın ve Süleyman Zaman 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılma çağrısı yaptı.

    “ALTERNATİF ETKİNLİĞE KATILMAK ALEVİLERE YAPILAN ZULMÜ KABUL ETMEKTİR”

    Hamide Rencüs, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonu hedefleyen bir kurum olduğunun altını çizerek, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 12-13 Ağustos’ta düzenleneceği Hacı Bektaş-i Veli’yi anma etkinliklerine canlarımızın katılmamasını diliyoruz. Bu etkinlikler ve bu kararlar bütün Alevi toplumunun ve Alevi kurumlarının iradesini hiçe sayan, asimilasyonunu hedefleyen kararlardır. Genel çağrımız şudur ki; bütün Alevi kurumların bir arada organize ettikleri 16-17 ve 18 Ağustos Hacıbektaş Veli Anma Kültür ve Sanat etkinliklerine katılmalarının çağrısını yapıyoruz. Hepimiz orada olalım. Hepimiz bir olalım, diri olalım” dedi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği alternatif etkinliğe katılmanın Alevilere yapılmış zulümleri kabul etmek olarak niteleyen Naz Atmaca, “Alevilerin hiçbir haklı talebini kabul etmeyenlerce asimilasyon için kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığınca alternatif olarak düzenlenen etkinliğine hiçbir Alevi kurum, aydın, sanatçı, siyasetçi ve kendisine Aleviyim diyen tek bir canın katılmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Alternatif etkinliğe katılmak demek Alevilere yapılan zulümleri, katliamları, yok saymaları onaylamak anlamı taşıyacağından hiçbir Alevi canın bunu kabul etmeyeceğinin bilinmesini isterim” ifadelerini kullandı.

    “HACIBEKTAŞ ETKİNLİKLERİNE EL KOYMAK İSTENİYOR”

    Aziz Tunç, “Devletin asimilasyoncu kurumu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Hacıbektaş etkinliklerine el koymak istiyor. Düzenlemek istedikleri alternatif etkinliklere katılmıyoruz. Bu kurumu tanımıyoruz. Asimilasyoncuların işini kolaylaştırmayacağız. Onun yerine Alevilerin ve Alevi kurumlarının 16, 17, 18 Ağustos’ta düzenledikleri etkinliklere, geleneksel etkinliklere en güçlü şekilde katılıyor. Asimilasyonculara verilmesi gereken dersi veriyoruz” diye konuştu.

    Kemal Derin ise, Bektaş Veli Dergâhı’nın Aleviler için önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
    “Bektaş Veli Dergâhı’nın Alevilerin Serçeşmesidir. 1925 Yılında kapatıldı. 39 yıl sonra 16 Ağustos 1964’te müze olarak açıldı. O günden bugüne Aleviler her yıl 16, 17, 18 Ağustos tarihlerinde Hünkar’ın huzuruna giderler ve Hünkar’ı anarlar. Alevi toplumu hiçbir zaman devlet destekli, devlet eksenli bir inanç olmadı. Bugün de öyle değil. Aleviler kendi öz varlıklarıyla inançlarını bugüne taşıdılar. Bugünden de yarına bu şekilde taşıyacaklardır. Bu vesileyle bu yıl da 16, 17, 18 Ağustos’ta Hacıbektaş ilçesinde Hünkar’ın huzurunda olacağız ve Hünkar’la buluşacağız.”

    “ASİMİLASYONA KARŞI BİR OLALIM”

    Erdoğan Aydın da asimilasyon politikalarına değinerek, “Osmanlı ve Türk devlet geleneği hakimiyeti altında tuttuğu halkları ve inançları sürekli asimilasyon ve etkisizleştirme üzerinden şekillendi. Hacı Bektaş Dergahı 100 yıl önce kapatıldı ve dönüştürülmeye çalışıldı. Bugün de yöneticiler, Alevi öz örgütlerinin kendi inançları çerçevesinde, kendi kutsal mekanlarında, etkinlik yapmasını engellemeye ve Alevileri asimile etmeye çalışıyor. Bu devran böyle devam edemez. Türkiye’de demokrasi ve laiklik Alevi öz örgütlerinin kendilerini ifade, temsil imkanlarına saygılı olmak zorundadır” dedi.

    Son olarak konuşan Süleyman Zaman, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından düzenlenen etkinliğe katılmama çağrısı yaparak, “Bu anlamda Alevi kurumlarının hep birlikte düzenlediği, birlik ve beraberlik içerisinde bugüne kadar gerçekleştirdiği 16 18 Ağustos’taki etkinliğe katılmanız çok önemlidir. Bu duyarlılığı gösteren tüm canlara aşk ile diyorum” sözlerini kullandı.

  • Yazar Aziz Tunç hakkında yakalama kararı

    Yazar Aziz Tunç hakkında yakalama kararı

    Doğu Perinçek, Alevi yazar Aziz Tunç hakkında, yazdığı bir yazıda kendisine hakaret ettiği iddiası ile suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunun ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Tunç hakkında yakalama kararı çıkarttı.

    Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,  2015 yılında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kahramanmaraş Milletvekili adayı olan Alevi Yazar Aziz Tunç hakkında suç duyurusunda bulundu.  Alevinet.com sitesinde yayınlanan bir yazısında kendisine hakaret edildiğini iddia eden Perinçek, Tunç hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Tunç hakkında yakalama kararı çıkarttı.

    24 Ekim 2017 tarihli “Aydınlık paçavrası, Alevi katliamlarına ortam hazırlamaktadır” başlıklı yazısında Alevilere dönük saldırıları kaleme alan Tunç’un, henüz iddianameye ulaşamadığı belirtilirken, Vatan Partisi’nin resmi internet sitesinden iddianamenin duyurusu yapıldı.

    2 senedir yurt dışında sürgün hayatı yaşayan Aziz Tunç’un yurt dışında olmasından kaynaklı henüz gözaltına alınmadığı öğrenildi.

    Öte yandan daha önce de Tunç’un İstanbul’da bulunan evi Afrin paylaşımları gerekçesiyle basılarak gözatına alınmak istenmişti.

  • Birleşmiş Milletler’de Maraş Katliamı anlatıldı

    Birleşmiş Milletler’de Maraş Katliamı anlatıldı

    Cenevre’de Birleşmiş Milletler’de (BM) devam eden İnsan Hakları Konseyi toplantıları nedeniyle düzenlelen Azınlık Hakları ve Maraş Katliamı Paneli organize edildi. Moderatorlüğünü Derek Brett, (IFOR)’un yaptığı panele konuşmacılar Yazar Aziz Tunc, Moamar Sawarka – Sinai, Luz Elvira Caicedo Venté ve Maria Eugenia Mosquera Rascos – Colombia katıldı.

    Yazar Aziz Tunç, Maraş’ın Selçuklular’ın Anadolu ve Kürdistan’a  gelmediği dönemlerde Ermeni, Kürt, Süryani ve Rumların  yaşadığı bir yerleşim yeri olduğunu söyledi. Maraş’ta  dönemin  merkezi devleti olan Selçukluların bu özellikleri yok etmek için büyük saldırı ve girişimlerde bulunduğunu kaydeden Tunç, Maraş halkının Babailer isyanıyla buna cevap verdiğini kaydetti.

    Maraş’ta Ermenilerin yoğun olarak yaşadığına dikkat çeken Tunç, “Zeytun Ermenileri  Osmanlı devleti tarafında ‘çıban başı‘ olarak tanımlanıyordu. Bu kanlı proje daha sonra Türk devletini kuran Kemalistler tarafından da sürdürüldü. Bu politikaların sonucu Kürt ve Alevilere yönelikte sürdü” diye konuştu.

    Tunç, Afrin saldırılarına da değinerek, 1915’te Ermeni, 1920 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1938 Dersim, 1978 Maraş katliamlarını hatırlattı ve şunları ekledi:

    “Dün Roboski, Cizre, Sur ve diğer Kürt şehirlerinde yaşananların hiç birisi tesadüf değil. Her toplumsal grubu Türkleştirmek veya İŞİD’leştirmek  istediği için Afrin’e saldırmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Aziz Tunç’un evine polis baskını

    Yazar Aziz Tunç’un evine polis baskını

    2 yıldır yurt dışında sürgünde yaşayan Yazar Aziz Tunç’un evi Afrin paylaşımları gerekçesiyle basıldı. Tunç için gözaltı kararı olduğu öğrenildi.

    2 senedir yurt dışında sürgün hayatı yaşayan Yazar Aziz Tunç’un İstanbul’daki evi gece saatlerinde terörle mücadele polisleri tarafından basıldı.

    Olay gece saat 00.00 sularında gerçekleşti. Aziz Tunç hakkında sosyal medyadaki Afrin paylaşımları gerekçesiyle gözaltı kararı olduğunu söyleyen polisler 40 dakika boyunca evde arama yaptı. 2 senedir yurt dışında sürgün hayatı yaşayan Aziz Tunç’u evde bulamayan polisler, Emek Partisi tarafından 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler adına çıkarılan “Ölümsüzler” kitabına ve çeşitli notlara el koydu.

    Polisler aramanın ardından evden ayrıldı.

    EŞİNİN PASAPORTUNA EL KONMUŞTU

    10 Ocak’ta Almanya’ya 2 yıldır görmediği eşini ve oğlunu ziyarete gitmek isteyen Aziz Tunç’un eşi Fatma Tunç, “Ailenizde sakıncalı kişiler var” denilerek engellenmiş ve pasaportuna el konulmuştu.

    AZİZ TUNÇ 2 SENEDİR YURT DIŞINDA YAŞIYOR

    Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) üyesi olan Yazar Aziz Tunç bir panel için yurt dışında bulunduğu sırada 15 Temmuz Darbe Girişimi yaşandı. Daha önce KCK davasında tutuklu yargılandıktan sonra serbest bırakılan Aziz Tunç’un pasaportu bu sebepten dolayı iptal edildi. Aziz Tunç, 2 yıldır Avrupa’da sürgün hayatı yaşıyor.

    Tunç’un evi daha önce de polis tarafından basılmıştı.

    (Evrensel)

  • ‘Ailenizde sakıncalı kişiler var’ denilerek pasaportuna el koydular

    ‘Ailenizde sakıncalı kişiler var’ denilerek pasaportuna el koydular

    Almanya’da yaşayan eşi Yazar Aziz Tunç’un yanına gitmek isteyen Fatma Tunç’un pasaportuna “Ailenizde sakıncalı kişiler var” denilerek el konuldu. 

    Yargılandığı dava nedeniyle Almanya’ya yerleşen Yazar Aziz Tunç’un eşinin yurt dışına çıkmasına izin verilmedi. Sabah saatlerinde eşini görmek için Almanya’ya gitmek üzere Atatürk Havalimanı’na giden Fatma Tunç’un pasaportuna “Ailenizde sakıncalı kişiler var” denilerek el konuldu.
    Daha sonra pasaport kontrolü yapan polisler tarafından; Tunç’a “Eşinizden dolayı pasaportunuz alındı” denildi.

    ‘BU ZULÜMDÜR’

    Uygulamayı gayri insani olarak değerlendiren Fatma Tunç, “Diyecek bir şey bulamıyorum. Uzun zamandır görmediğim yol arkadaşımı, eşimi görmek istedim. Bu zulümdür” dedi.

    ‘12 EYLÜL’DEN DAHA KAR​ANLIK BİR DÖNEMDEYİZ’

    Yaşananların gayri ahlaki ve gayri hukuki olduğunu söyleyen Yazar Aziz Tunç ise tepkisini şöyle dile getirdi: “Hiçbir suçu ve günahı olmayan eşimin seyahat hakkı engellenmiştir. 12 Eylül askeri darbesini yaşayan biriyim ve bu dönem o dönemden daha kanlı ve daha karanlıktır. Bütün baskılara rağmen düşüncelerimden vazgeçmeyeceğim. Nerede ne şekilde olursa olsun doğru bildiklerimi yapmaya ve demokrasi için mücadeleye devam edeceğiz. Elbette bu günler mücadeleyi büyüterek güçlendirerek geçecek. Benim demokrasi mücadelemde yaptıklarım nedeniyle bedel ödememin eşimle ne alakası var?”(MA)

  • ‘Maraş’tan Malatya’ya yeni katliamlara geçit vermeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Maraş’tan Malatya’ya yeni katliamlara geçit vermeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA- ‘Maraş’tan Malatya’ya yeni katliamlara geçit vermeyeceğiz’ başlıklı gerçekleşen söyleşide katliamların lokal ve tesadüfler sonucu değil planlı ve sistematik olduğuna dikkat çekildi.

    Haberin Videosu

    AKA-DER Genel Merkezi’nde Ayla Yılmaz’ın moderatörlüğünde ‘Maraş’tan Malatya’ya yeni katliamlara geçit vermeyeceğiz’ başlığı ile söyleşi gerçekleşti. Söyleşiye Maraş Katliamı tanıklarından uzun yıllar cezaevinde kaldıktan sonra yurt dışında mülteci olarak yaşamak zorunda bırakılan Araştırmacı yazar Aziz Tunç ile Bülent Kaya ve Betül Koca katıldı.

    Söyleşi özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan 1 dakikalık saygı duruşunun ardından başladı.

    “KATLİAMLAR SİSTEMATİK”

    Söyleşiye Skyp bağlantı kurularak katılan Araştırmacı-yazar Aziz Tunç şöyle konuştu:

    “Katliamlar, sözünü etmiş olduğumuz Aralık ayında Maraş katliamı, cezaevi katliamı, Roboski Katliamı, ondan önce ve ondan sonra yaşanmış katliamların tamamı sistemli politikanın sürdürülmesidir. Katliamlar bize anlatıldığı gibi sıradan lokal herhangi bir tesadüfler sonucu ortaya çıkmış operasyonlar değildir. Devletin özellikle planlayıp örgütlediği ve gerçekleştirdiği, desteklediği sistematik yönetme araçlarıdır.”

    “TEKÇİ GELENEK MARAŞ’TA ZUHUR ETTİ”

    Panelist Bülent Kaya da Maraş Katliamı tanıklığına değinerek şöyle konuştu:

    “Aslında hepimizin bildiği şeyleri birbirimize tekrar ederek kendimizi canlı tutmak istiyoruz. Bozulmamak için, bu açıdan da nicelikten çok niteliğin anlamlı olduğunu düşünüyorum. Olayın tanığı ve mağduru olan Azizi hoca Maraş Katliamı’nı yaşayan, bunu belgelendiren birkaç unsurdan biri. Olayları anlattı yer, zaman ve mekanda gösterdi. Belgelendirip ileriki kuşaklara aktarmada da önemli bir görev üstlendi. Hem olayın o tarihte yaşanmasını görerek, yaşayarak şahit oldum. İçinde olmamama rağmen Aziz hocadan da çok faydalandım. Geçen yıl da Maraş olaylarını resmeden Alevi Bektaşi Federasyonu olarak bir görsel argümanı çıkarttık. Bu katliam bir devlet katliamıdır. Maraş ’ta da başlamadı, tarihin derinliklerinde gelen katliamcı gelenek tekçi gelenek Maraş’ta zuhur etti.”

    “KATLİAMLAR HALKLARA YÖNELİK ARTMAYA BAŞLADI”

    “Yeni katliamlara geçit vermeyeceği” diyen AKA-DER Temsilcisi Betül Koca ise şunları söyledi:

    “Bu daha kapı işaretlemeleri günümüzdeki patlayan bombaların aslında yeni katliam politikalarının da habercisi olduğunu düşünüyorum. Günümüzde saldırganlıklar, çeteleşmeler, katliamlar halklara yönelik giderek artmakta, bu nedenle biz bu katliamları hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun halkların imhası ve inkarı üzerine kurulduğunu hem de şu an Ortadoğu eksenli yaşanan savaşla Türkiye’nin bu savaştaki pozisyonu ile ve Kürtlerin enternasyonalist direnişleriyle de ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Şöyle ki Ortadoğu’da yürütülen bir savaş var. Suriye savaşı her ne kadar adı Suriye savaşı diye anılsa da aslında git gide büyüyen ve gittikçe de dünya savaşı haline evrilen bir hal almaya başladı. Suriye savaşında çok ciddi barbarlıklara tanık olduk. Kafa kesmelere, Ezidi kadınlara tecavüz etmelere barbarlıklara tanıklık ettik. Şu an her ne kadar Suriye’den askerlerini çekmiş gibi görünse de hala bu pastadan paylarını almaya devam edecekler. Yani pençelerinin Ortadoğu’da olduğunu biliyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç: Maraş’ta evleri işaretleyen zihniyet bugün Malatya’da devrede

    Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç: Maraş’ta evleri işaretleyen zihniyet bugün Malatya’da devrede

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, “Maraş katliamından 39 yıl sonra benzer durumların yaşanıyor olması Maraş katliamının devam ettiğinin en açık ifadesidir. Bu saldırılar Maraş katliamının lokal ve dönemsel bir katliam olmadığını göstermektedir” dedi.

    Koçgiri, Dersim, Elbistan, Kırıkhan, Malatya, Çorum, Sivas, Gazi ve daha bir çok katliamda olduğu gibi, sistematik bir katliam  politikasının ürünü olan Maraş katliamının 39. yıldönümü.

    19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de Maraş’ta yaşanan katliamda Alevilere, Kürtlere ve devrimcilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın işyeri tahrip edildi. Resmi rakamlara göre olaylarda 111 kişi öldü.

    Maraş katliamını, devletin temel politikalarının bir sonucu olarak devlet ve ilgili kurumlar tarafından gerçekleştirildiğini belirten, “Maraş Kıyımı Tarihsel Arka Planı ve Anatomisi” kitabının yazarı Aziz Tunç katliamın günümüzdeki yansımalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    ” DEVLETİN ALEVİ DÜŞMANLIĞI AZALMIYOR, ARTIYOR”

    Maraş katliamının 39 yılında Aleviler hala baskı altında. Son günlerde Malatya’da Alevilerin evlerinin çarpı işaretleri ile işaretlenmesi Maraş katliamı dönemini hatırlatıyor. Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Ali Hocalı Mahallesi’nde Alevilerin defnedildiği mezarlıkta mezar taşları tahrip edildi. Maraş katliamının yıldönümünde peş peşe yaşanan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aleviler baskı altındadırlar, doğru, çünkü Aleviler demokrasinin en istikrarlı, en tutarlı, en mücadeleci ve en fedakar bileşenidir de ondan. Bu topraklarda sürdürülen özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesinde Alevilerin katkıları oldukça önemli ve değerli olmuştur. Türk devletini yönetenler de bu durumu göz önüne alarak, başından beri Alevileri ve Aleviliği hedef tahtasına koymuştur. Geçen zaman içinde bu devletin Alevi düşmanlığı azalmıyor, artıyor. Çünkü Aleviliğin demokrasi mücadelesindeki etkisinin devam etmesi devletin bu düşmanlığını süreklileştirmektedir. Maraş katliamından 39 yıl sonra benzer durumların yaşanıyor olması Maraş katliamının devam ettiğinin en açık ifadesidir. Bu saldırılar Maraş katliamının lokal ve dönemsel bir katliam olmadığını göstermektedir.

    ” MALATYA’DA AYNI ZİHNİYET EVLERİ İŞARETLEMEKTEDİR”

    Yıllardır her Maraş katliamı konu olduğunda ezberlenmiş bir klişe olarak ‘Maraş katliamının o dönem yaşanan toplumsal çalkantılardan kaynaklandığı’ anlatılır, hep. Maraş katliamından sonra defalarca Alevilere yönelik katliamlar ve katliam girişimleri oldu.  Çünkü Kemalist Türk devleti de, Erdoğan’ın İslamcı Osmanlıcı devleti de Alevilere ve Aleviliğe bu topraklarda yer vermek istememektedirler. Bütün bu katliamcı girişimler Alevileri ve Aleviliği topyekün olarak yok etme planının parçalarıdırlar.
    Maraş’ta evlerin işaretlenmesi nasıl ki bir katliamın habercisi olarak işlev görmüşse, bugün Malatya’da aynı zihniyetin ve aynı organizasyonun sonucu olarak evler işaretlenmektedir.  Arkasında güçlü bir destek olmadan, hiç kimse, gecenin bir saatinde, kimsenin evini işaretleyemez. Dolayısıyla Malatya’da evlerin işaretlenmesi basit bir saldırı olarak görülmemeli, gereken tepkinin yanında, olası saldırılara karşı örgütlü hazırlıklar yapılmalıdır.  Alevilerin bir kez daha katliamlardan sonra ağıt yakması beklenmemelidir.

    KATLİAM MAĞDURU: BİZ HALEN SAĞ VE SAĞLIKLI DEĞİLİZ

    Maraş katliamının ardından yaşanan toplumsal travma günümüzde etkisini nasıl gösteriyor?

    Maraş katliamını yaşayan toplumsal yapı, Kürtler, Aleviler ve demokrasi güçleri, özellikle halktan mağdurlar, o günden beri bu travmanın etkisi altındadırlar. Katliamlar aslında basit birer cinayetten ibaret değildirler.   Bütün katliamlarda olduğu gibi Maraş katliamında da toplumsal bir travma yaşanmıştır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar katledilmiş ve bu insanların yaşadıkları haksızlık bütün bir toplumu derinden etkilemiştir. Alevi olduklarını Kürt olduklarını gizlemek zorunda kaldıkları anlar  olmuştur. Bu tür durumlar insan kişiliğinin deforme edildiği durumlar olarak çok etkileyicidir. Maraş katliamında yaşanan travmayı bir mağdur, ‘Biz halen sağ ve sağlıklı değiliz’ diye ifade etmiştir. Yıllar geçmesine rağmen halen katliamın etkisinde kurtulamayan çok sayıda mağdur bulunmaktadır.  Zaten katliam gibi çok derin izler bırakan bir operasyonun, etkilerinin kısa sürede silinmesini beklemek gerçekçi değildir.

    “YARALARI SARABİLMEK, MÜCADELEYLE MÜMKÜNDÜR”

    Maraş katliamının ardından birçok Maraşlı dünyanın değişik ülkelerine göç etmek zorunda kaldı. Sizce Avrupa’da mağduriyet yaşayan halk travma ile nasıl başa çıktı/çıkıyor?

    Maraşlı katliam mağduru olan toplumun, yurt dışında veya ülke içinde, yaralarını sarabilmesi, ancak örgütlü yaşamla ve mücadeleyle mümkündür. Katliamı unutarak yaşayabileceklerini sananlar daha hazin sonuçlar yaşamaktadırlar. Çünkü istense de katliamı unutmak, yok saymak mümkün değildir. Maraş katliamı tüm Maraşlı mağdurların yok sayamayacağı tarihi, silemeyeceği geçmişidir. O nedenle katliamı yok saymanın imkansızlığını bilerek katliamsız bir gelecek yaratmaya çalışmak, bu yad ellerde, travmanın etkisinden kurtulmanın yegâne ilacıdır.

    Maraş katliamının yıldönümünde Avrupa’da bir çok anma etkinliği yapılıyor. Bu çerçevede çağrınız nedir?

    Maraş katliamının 39. yıl dönümünün yaşandığı bugünde, yaşanan acılara ve travmalara verilebilecek en uygun cevap, Maraş katliamının protesto edildiği, katledilen canlarımızın anıldığı etkinliklere katılmaktır. Maraş katliamını unutmamak, hesabını sorabilmek, yeni katliamları önleyebilmek ancak bu amaçla sürdürülen mücadeleye destek sunmakla mümkün olacaktır. Herkes ‘ben olmazsam ne olur’ demeden, bulunduğu yerde yapılan etkinliklere katılmalı, güç ve destek
    sunmalıdır. Özellikle Strasburg’da yapılacak olan mitinge katılım çok önemlidir. Avrupa kamuoyunun ve Avrupa siyasetçilerinin Maraş katliamını tanımaları için bu mitingin görkemli olması önemlidir. Sadece ‘koşulları olanları’ değil, herkesin koşullarını zorlayarak bu mitinge katılması, güç ve destek sunması gereklidir, tüm Maraşlıların bu
    duyarlılığı göstereceğine inanıyor ve bekliyoruz.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

  • Kiel’de ‘Maraş ve Malatya Coğrafyasındaki Alevilik’ konulu panel yapıldı

    Kiel’de ‘Maraş ve Malatya Coğrafyasındaki Alevilik’ konulu panel yapıldı

    PİRHA-Kiel Alevi Toplumu tarafından, “Maraş ve Malatya Coğrafyasındaki Alevilik” konulu bir panel düzenlendi. 

    Almanya’nın Kiel kentinde Kiel Alevi Toplumu tarafından “Maraş ve Malatya Coğrafyasındaki Alevilik” konulu bir panel düzenlendi.

    Panel Hasan Dede’nin okuduğu gulbang ile başladı. Panele Araştırmacı Yazar Ali Köylüce ve Araştırmacı Yazar Aziz Tunç katıldı.

    Ali Köylüce ,Maraş ve Malatya bölgesi Alevileri ve Aleviliğin özgünlükleri ve özelliklerini konu alan bir sunum gerçekleştirdi.  Köylüce, Maraş, Malatya, Adıyaman, Kayseri ve Sivas’a kadar uzanan Alevi coğrafyasında bulunan ocaklar ve ocak merkezleri hakkında bilgi verdi.

    İç Toroslar diye adlandırılan  bölgenin ,Maraş, Malatya, Adıyaman, Kayseri , kısmen Sivas, Adana ve Afrin’e kadar uzanan bölge olduğunu belirten Köylüce, “Bu bölge Alevilerinin yoğunluklu bağlı oldukları ocaklar Elbistan Kantarma Merkezi Sinemilli Ocağı,Üryan Xızır Ocağı ve Ağuçan Ocağı’dır” dedi.

    Aziz Tunç ise bölgede Ermeni, Kürt, Çerkez ve Türklerin varlığından bahsederek, katliamların ve arındırma politikalarının neticesinde bugün bu çeşitliliğin kalmadığına vurgu yaptı.

    Sunumların ardından panelistler katılımcıların sorularını yanıtladı. Son olarak Hasan Dede’nin kandilleri sırlama gülbangı ile etkinlik sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Aziz Tunç: Katliamcılara karşı doğrudan mücadele edilmeli

    Yazar Aziz Tunç: Katliamcılara karşı doğrudan mücadele edilmeli

    PİRHA- 2 Temmuz 1993‘te Madımak Otelinde katledilen 35 insan, katliamın 24. yıl dönümünde anılırken, yazar Aziz Tunç, katliam ile ilgili yazdığı yazıda “2 Temmuz katliamıyla yüzleşmek demek, katliamları daha derin ve kapsamlı yapmayı amaçlayanlara karşı mücadele etmek demektir ve bizi katliamlardan koruyacak bundan başka da hiçbir yol yoktur” dedi. 

    Madımak Otelinde 33 aydın ve sanatçının, 2 otel çalışanının katledilmesinin üzerinden 24 yıl geçti. Her 2 Temmuz günü yollara çıkan Aleviler ve dostları Madımak Oteli önünde anma düzenlerken, otelin müze yapılması ve sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

    “KATLAMCILARIN HER BİRİ BUGÜNÜN IŞİD’ÇİLERİYDİ” 

    Yazar Aziz Tunç, 2 Temmuz 1993‘te Sivas’ta 35 insanın katledilmesine ilişkin Alevinet’te yazısında, “İnsanları savaş koşullarında bile ‘yakarak‘ öldürmek savaş suçu olarak kabul edilirken, bu ülkenin ortasında, aydınlar, sanatçılar cayır cayır yakıldılar” dedi ve  “Katliamcı politikalarındaki süreklilik nedeniyle, 2 Temmuz katliamı o gün bitmedi, bugün de devam etmektedir”ifadesini kullandı.

    “Dikkat edelim, bu insanların ‘yakılması‘, ortaçağda değil, bundan 24 yıl önce oldu” diyen yazar Tunç, “Katliamcıların her biri, dünün din adına insan yakanları veya bugünün huşu içinde ve kendinden geçerek, insanların kafasını kesen İŞİD’çileriydiler” dedi.

    “KATLİAMLAR, DEVLETLERİN ORGANİZE ETTİĞİ POLİTİK OPERASYONLAR”

    Yazar Tunç, “Katliamların doğru anlaşılması da önemlidir” diyerek, “Katliamlar, devletlerin organize ettiği politik operasyonlar olarak kabul edilmeli ve böyle ele alınmalıdır. Yoksa katliamlarla hesaplaşmak, onları doğru anlamadığımız sürece, mümkün olmamakta, katliamlar devam etmektedir” diye yazdı.

    Tunç, yazısının devamında şunlara dikkat çekti:

    “İşte tam bu noktada katliamlara karşı mücadele veya katliamlarla yüzleşme, alelade bir hak alma, eşitlik ve özgürlük talebi veya insan hakları kapsamında demokratik bir talep olarak görülmemeli, katliamcılara karşı doğrudan mücadele edilmelidir. Bunun için 2 Temmuz katliamıyla yüzleşmek demek, katliamları daha derin ve kapsamlı yapmayı amaçlayanlara karşı mücadele etmek demektir ve bizi katliamlardan koruyacak bundan başka da hiçbir yol yoktur. 2 Temmuz katliamı o gün bitmedi, bugün de devam etmektedir. Bugün Maraş Terolarda yapılan kampla, İzzettin Doğan’ın asimilasyon çabalarıyla, Alevilere cemevi yaptığı için Osman Baydemir’in yargılanmasıyla, Şengalde Ezidilere yapılan katliamlarla, Sur’da, Cizre’de ve daha birçok yer ve biçimde yapılan katliamlarla, 2 Temmuz devam etmektedir.”

    “Doğal ve gerçek olan, katliamlar değil, eşit, kardeşçe ve birarada yaşamaktır” diye yazan Tunç, “Bu ideali ve insani yaşam biçimini gerçekleştirmek, bütün zorbalıklara, hile ve yalanlara rağmen, hem boynumuzun borcu, hem de anamızın ak sütü gibi hakkımızdır” diyerek yazısını sonlandırdı.

    (HABER MERKEZİ)