Etiket: Baba İshak

  • Kürt araştırmacı-yazar Mehmet Öncü: Adıyaman Alevi inancının yayılmasında önemli bir yer-VİDEO

    Kürt araştırmacı-yazar Mehmet Öncü: Adıyaman Alevi inancının yayılmasında önemli bir yer-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin Türk olduğunu iddia etmenin Alevilere haksızlık ve iftara olduğunu söyleyen Kürt araştırmacı-yazar Mehmet Öncü, “Seyit Kekil Dersimli bir Pirdir, Reya Heq inancı üzerine bir kitap yazmıştır. Seyit Kekil’in anlatımına göre Ehlibeyt soyu, Arap Yarımadası’nda üzerinde baskı olunca zulümden kaçıp Fırat’ın doğusuna, Adıyaman’a yerleşmişlerdir. Adıyaman Alevi inancının yayılması açısından önemli bir yere sahip. Kureyşan Ocağı burada doğmuş ardından Moğol saldırılarından dolayı Dersim’e göç etmiş, saldırıların durmasıyla birlikte Antep’e ve Adıyaman’a geri dönmüşlerdir” dedi.

    40 yıldır Kürt sözlü edebiyatı alanında derleme çalışmaları yapan Kürt araştırmacı-yazar Mehmet Öncü, roman, hikaye, şiir, bilmece, atasözü ve araştırma alanında yazıları var.

    Ele aldığı yazılarda Alevilerin, farklı inançta yer alan kişilerin sosyal-politik yaşamlarını yazıya döken Kürt araştırmacı-yazar Mehmet Öncü, Adıyaman’da Selçuklular döneminde Baba İshak ayaklanmasını da yer vermiştir. Aleviler için önemli bir yere sahip olan Adıyaman’da Ehlibeyt soyunun buraya yerleştiği ve Alevi inancında önemli bir figürü olan Hacı Bektaş Veli’nin bu kentte eğitim aldığı, eğitiminin ardından Alevi inancını yaydığını ifade etti.

    Öncü, Alevilerin önemli ocaklarından olan Kureyşan Ocağı’nın Adıyaman’dan geldiğini Moğol saldırılarıyla birlikte Dersim’e yerleştiğini söyledi. Öncü, Moğol istilasının sona ermesiyle birlikte Kureyşan Ocağı’nın tekrardan Adıyaman’a ve Antep’e gelerek ikamet ettiğini belirtti.

    “19 KELİMEYİ 19 BİN KELİMEYE ÇIKARACAĞIMA SÖZ VERDİM, ŞİMDİ 50 BİN KELİME YAZDIM”

    Kürtçe derlediği kelimeler nedeniyle polisler tarafından şiddete maruz kaldığını söyleyen Mehmet Öncü, “Adıyaman’da eskiden sokağa çıktığınızda konuşulan tek dil Kürtçeydi. Konuşurken kibar bir dil kullanırlardı. Osmanlı döneminde toplumun yüzde 90’ı Kürtçe konuşurdu. Kalan yüzde 10’luk kesimini de Ermeniler, Süryaniler oluşturuyordu. 17 yaşındayken çevremdeki büyüklerimden öğrendiğim Kürtçe kelimeleri kağıda yazıyordum. Bir gün annemin yanında oturup konuştuğu kelimeleri kağıda aktarıyordum. O dönemde polisler sık sık aramalar yapıyordu. Benim yazdığım kelimeler polisin eline geçince beni karakola götürdüler. O süreçte insanları falakaya yatırıyorlardı. Karakol komutanı bana bu yazı nedir diye sordu? Ben de annemden öğrendiğim Kürtçe kelimeleri unutulmaması için kağıda yazdığımı söyledim. Bana büyük baskı uyguladılar. Ben de çıktığımda yazdığım 19 kelimeyi 19 bin sayıya çıkaracağım diye kendi kendime söz verdim. Zamanla yaptığım çalışmalarla birlikte bu sayı 50 bine ulaştı ve kitabımı yazdım” dedi.

    “RESMİ İDEOLOJİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    Kürtlerin derin bir kültürünün olduğunu belirten Mehmet Öncü, “Sadece Diyarbakır’daki yemek kültürü İspanya ile eş değer. Ne yazık ki bu çalışmaları araştıracak, yazacak kişi sayısı az. Hem teknik yönden hem yetişecek insan olmadığı için her şey yerinde duruyor ve ilerletilemiyor. Eğer bu çalışmalar üzerine yoğunluk gösterilirse çok şey ortaya çıkar. Adıyaman hakkında yazılan tarih gerçeği yansıtmıyor. Adıyaman’ın tarihsel geçmişinde yer alan birçok inancın kültürün resmi ideoloji de yer almıyor. Adıyaman hakkında çok belge biriktirdim. Şimdiye kadar yazılanlar gerçeği yansıtmıyordu. Ben de ‘Başka bir gözden’ yazmaya karar verdim. Çünkü şimdiye kadar genelde sistemler kendilerine göre yazılar yazdı. Bende daha önce burada yaşayan sistemin karşısında duran Ermenilerin, Alevilerin, Süryanilerin ve Ezidilerin olduğu açıdan kaleme aldım” diye ifade etti.

    “ALEVİLERİN TÜRK OLDUĞUNU SÖYLEMEK HAKSIZLIK OLUR, İFTİRA OLUR”

    Alevilerin Türk olduğunu iddia etmenin Alevilere haksızlık ve iftara olduğunu söyleyen Öncü, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Yaresan Alevilerinin geçmişi Kürt’tür ve bu şekliyle Aleviler Kürtlerden oluşmaktadır. Daha sonradan başka aşiretler bu inancı kabul etmiştir. Alevilerin Piri Ebu Vefa’dır ve Kürt’tür. Dilin asimilasyonunun önüne geçmek zor. Çünkü bir dilin unutulmaması, asimilasyona uğramaması için ana dilde eğitim şarttır. Bir diğer husus da dilin toplumda yani sokakta konuşulması gerekiyor. Üçüncü olarak da dilin korunması ve korumaya alınması gerekiyor. Maalesef Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Kürtçe dili üzerinde çok baskı uygulandığı ve yasaklandığı için Kürtçenin konuşulması azaldı. Hala da dil üzerindeki baskılar devam ediyor ve hala bir çözüm üretilemiyor. Dil ne kadar evde konuşulursa da konuşulsun unutulmasının önüne geçemeyiz. Bunun önüne geçmenin koşulu eğitim dili olmasından geçiyor” dedi.

    “ADIYAMAN ALEVİ İNANCININ YAYILMASINDA ÖNEMLİ BİR YER”

    Kürtçe’nin unutulmasının mümkün olmadığına dikkat çeken Öncü, “Kimse dilin yok olacağını düşünmesin, bu dilin geçmişi çok eskilere kadar dayanıyor. Öyle ki eski Kürtçe de belge olduğu kadar diğer dillerde bu o kadar değildir. Tarihe bakarsanız Kürtler taşların üzerine bile yazı yazmışlardır. Seyit Kekil Dersimli bir Pirdir, Reya Heq inancı üzerine bir kitap yazmıştır. Seyit Kekil’in anlatımına göre Ehlibeyt soyu, Arap Yarımadası’nda üzerinde baskı olunca zulümden kaçıp Fırat’ın doğusuna, Adıyaman’a yerleşmişlerdir. Bunların içinde yüzlerce alim bulunuyor. Bunların bir kısmı buradan İslahiye’ye geçiyor. Bunlardan Hacı Bektaş Veli’nin atası ise İslahiye’ye yerleşip tekke açıyor. Hacı Bektaş ve Menteşe Bey tekrardan Adıyaman’a yerleşip eğitim alıyorlar. Seyit Kekil’in anlatımına göre o zamanlarda Adıyaman’da çok önemli ve düzenli eğitim alıyorlarmış. Buradan aldıkları eğitimin ardından Elbistan’a yerleşip tekke açıyorlar. Bunu Baba İshak’ın tarihinde de bunu görebiliyoruz. Bu şekilde baktığımızda Adıyaman Alevi inancının yayılması açısından önemli bir yere sahip. Kureyşan Ocağı burada doğmuş ardından Moğol saldırılarından dolayı Dersim’e göç etmiş, saldırıların durmasıyla birlikte Antep’e ve Adıyaman’a geri dönmüşlerdir” diye konuştu.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    PİRHA- Hamburg Hak Evi, Madımak ve Çorum katliamlarınında yaşamını yitirenleri anma etkinliği düzenledi. Yazar Ali Köylüce, “Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok anmalar meşgul ediyor” dedi. HDP’nin eski milletvekili Fatma Kurtulan da, “Bu katliamlar sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor. Aynı zamanda yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar” ifadelerini kullandı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu’na bağlı Hamburg Hak Evi, Sivas Madımak ve Çorum katliamlarında yaşamını yitiren Alevileri andı.

    Anmaya konuşmacı olarak Yazar Ali Köylüce ve HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan katıldı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN GÜNDEMİNİ EN ÇOK ANMALAR MEŞGUL EDİYOR”

    Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok meşgul eden şeyin anmalar olduğunu vurgulayarak konuşmasına başlayan Yazar Ali Köylüce, “Ben buna katliamlar silsilesinin birer örneği olarak değineceğim. 2 Temmuz Madımak ve 1980 Çorum. Selçuklu’dan bu yana devam eden katliamların sadece iki tanesi. Yani düşünebiliyor musunuz? 1239’da kayıt altına alınan Baba İshak, 1417’de Börklüce Mustafa, 1419’da Torlak Kemal, 1420’de Şeyh Bedrettin, 1511’de Şahkulu ve bu liste devam edip nereye kadar geliyor? 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’na kadar” dedi.

    “KENDİNİ BİLMEZ İKİ ÜÇ KAFADARIN SALDIRISIYLA 1000 YIL KATLİAM DEVAM EDER Mİ”

    Devamında İstanbul’da bir de Gazi ve Ümraniye’de yapılan katliamlar olduğunu belirten Köylüce, şunları ifade etti:

    “Şimdi soru şu. Bu kadar katliamın peş peşe olmasının münferit, kendini bilmez, yoldan çıkmış iki üç kafadarın saldırısıyla bu kadar beş yüz yıl, bin yıl katliam devam eder mi? Etmez. Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilen bir politikayı bütün Aleviler biliyor. Bu devreden politika neydi? Bu devreden politika İttihat ve Terakki’den Cumhuriyete gelen Türk İslam sistemine dayalı bir ulus devlet yaratmak. Ulus devleti yaratmak için o iki kritere uymayan her kim varsa hedefe kondu ve bu sadece katliam uygulayarak da değil, soykırım olarak yani dünyada Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948’de kayıt altına aldığı soykırım uygulaması olarak tarif edebileceğimiz standartlarda bir uygulama. Çünkü soykırım da ölçü ne? Bir gruba mensup olanların öldürülmesi deniyor.”

    “İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILARAK CANLI YAYINLARLA İZLETTİRİLDİ”

    Ardından söz alan ve Alevilerin tarihinde çok büyük acılar yaşandığını, bu acılardan ikisinin Çorum ve Madımak olduğunu söyleyen HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan ise “İnsanlar diri diri yakılarak canlı yayınlarla Türkiye’nin her yerine izlettirildi. Bir katliam yaşadık” dedi.

    Bu katliamların ilk olmadığı gibi sonrasının da olduğunu vurgulayan Kurtulan, “Cumhuriyet öncesi de katliamlara maruz kalan bir inancın sahibiyiz hepimiz. Aynı zamanda Cumhuriyetle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisini inşa ettiği süreçlerde büyük sancılarla haklarımızı alma, demokrasi adına taleplerimizi hayata geçirme adına verdiğimiz mücadelenin kanlarla bastırıldığını, terörize edildiğini hepimiz biliyoruz. Ne yazık ki bu devam etti. Sonradan hala günümüzde de değişik politikalarla üzerimizdeki baskı, asimilasyon ne yazık ki devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “BU KATLİAMLARLA AYNI ZAMANDA YAŞADIĞIMIZ YERİN DEMOGRAFİSİNİ DEĞİŞTİRİYORLAR”

    “Maraş katliamı failleri bulunsaydı, yargılansaydı, arkasındaki sorumlular da bulunup yargılansaydı Çorum olmayacaktı. Çorum’un bulunsaydı Sivas olmayacaktı” diyen Kurtulan şunları kaydetti:

    ” Şu an bizler de dünyanın dört tarafına savrulmuş, inancımızı sonradan kendi çabamızla, emeğimizle öğrenme, yaşatma çabasına girmezdik. Ne yazık ki bizler gerçekten bu katliamlarla birlikte şuna maruz kalıyoruz. Yani sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor bu katliamlar. Aynı zamanda bulunduğumuz toprağın, vatanımızın, yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar. Bizi dünyanın dört bir tarafına sürme ve inancımızı artık unutma, unutturma amacı da taşıyor bu katliamlar. Ben de bir katliam yaşanan Maraş’ta, çocuk yüreğimde sırasını bekleyen biriyim. Bunun hepimiz üzerinde büyük etkileri var. Bu sistem, bu zihniyet diyor ki, olur da ayağa kalkarsan, haklarını talep edersen, inancını özgürce yaşamak istersen Çorum’u unutma, Sivas’ı unutma, Dersim’i unutma. Yani Sivasları unutma diyor bize. Bu mesajı veriyor.”

    PİRHA/HAMBURG

  • Yazar Mustafa Yuka, eserlerini anlattı – VİDEO

    Yazar Mustafa Yuka, eserlerini anlattı – VİDEO

    PİRHA- Emekli Öğretmen ve yazar Mustafa Yuka, kaleme aldığı çalışmalar hakkında bilgiler verdi.
    Memleketin birçok yerinde öğretmen olarak görev yapan Yuka emekli olduktan sonra kitap yazmaya karar verdi ve birçok eseri kaleme aldı. 

    Haberin Videosu

    1957 yılında Malatya Akçadağ Altunlu (Keremiş) Köyünde doğan Mustafa Yuka, yıllarca Türkiye’nin çeşitli illerinde öğretmenlik yaptı. Yuka, emekli olduktan sonra kitap yazmaya karar verdi ve birçok eser kaleme aldı. Kaleme aldığı çalışmalar hakkında bilgiler veren Yuka’nın yazdığı Romalar hakkında ise şu bilgileri paylaştı.

    İlk olarak tarihi bir roman olan ‘Baba İsak’ı yazan Yuka, roman hakkında şu bilgileri paylaştı;

    “Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması sürecinde büyük rol oynayan bir Anadolu erenidir. Bağlı bulunduğu ocak, Baba İlyas’tır. Baba İsak, Adıyaman Samsat’ın Kefasut köyünde dergahını kurmuştur. Bu dergaha gelen müritlerin çoğunluğu, İran’ın Moğollar tarafından işgal edilmesi ile birlikte Anadolu’ya gelen göçlerin Baba İsak’ın etrafında toplanması ve onların desteği ile büyümesi, Konya’daki Selçuklu Sarayında ise, farklı bir oluşum ve aşırı vergilerin halka yüklenmesi sonucunda patlak veren isyanın lideridir. İsyanın iki konusu vardır. Biri Saraydaki Saadettin Köpek adlı bir sadrazamdır, diğeri ise Amasya’nın Haraç’la Çat köyündeki Baba İlyas ve buna bağlı olarak Baba İsak hareketidir. Bu hareket kısa sürede büyümüştür. Selçuklu ordularını yenmiştir. Bu olay tarihe Baba İsak isyanı olarak geçmiştir.”

    Yazdığı kitaplar hakkında bilgi Yuka, şu bilgileri paylaştı;

    KARADENİZ’DE BİR YAKAMOZ MUSTAFA SUPHİ

    İkinci kitabı ise ‘Karadeniz’de bir yakamoz Mustafa Suphi’

    “Mustafa Suphi, Türkiye Komünist Partisinin kurucusudur. İyi bir eğitim almıştır, babası Vali, annesi Samsun Belediye Başkanının kızıdır. Fransa’da eğitim almıştır. Siyaset, gazetecilik ve hukuk eğitimleri almıştır. Buradan döndükten sonra ittihat terakki partisine girmiştir. Daha sonra bu partinin hareketlerinden rahatsız olmuştur. ittihat terakkiyi bırakarak daha milliyetçi olan Milli Meşrutiyet Partisine geçmiştir. Baba Ali baskınından sonra bütün aydınlar Sinop’a sürülmüştür. Sinop Cezaevinde kaldıktan sonra cezaevinden kaçmıştır ve Rusya’ya sığınmıştır. Rusya’da ise, Türk Müslüman olan Bolşevik Komünist Partisi yöneticileriyle tanışmış Sultangaliyev’in sekreteri olmuştur. Burada sol ve sosyalizmi öğrenmiştir ve Türkiye komünist Partisinin kuruluş çalışmalarına katılmıştır. Bakü Kongrelerinde Türk Sosyalistleri temsil etmiştir. Daha sonra partinin başına geçmiştir. Anadolu’da milli hareketlere katılmak için 15 arkadaşıyla yola çıkmıştır. Bir süre Kars’ta, sonra Erzurum’da bekletilmiştir. Sonrasında Trabzon’da şuanda kim olduğu halen netlik kazanmayan bir grup tarafından bir tekneye bindirilerek, denizin içinde imha edilmişlerdir ve bir daha o limana dönmemişlerdir.”

    ŞEYH BEDREDDİN

    “3. tarihi romanım Şeyh Bedreddin, 1402 yılındaki Yıldırım Beyazıt’ın ordularının Timuroğulları tarafından yenilmesinden sonra yaşanan bir fetret döneminin insanıdır. Şeyh Bedreddin’in babası Edirne’de kadıdır. Çok iyi bir eğitim almıştır. Edirne, Konya, Mekke, Şam, Bağdat’tan sonra da Kahire’ye giderek eğitimini orada tamamlamıştır. Evlendikten sonra eski görüşlerini orada bırakmış, batılı bir inançla dönmüştür. ‘Yarın yanağından gayrı’ her şeyin ortak olduğunu savunmuştur. Aydın’ın Ortaklar diye bir bölgesinde Torlak Kemal ve Bürücü Mustafa’yla bu işi gerçekleştirmiştir. Ortaklar köyü halen orada vardır. Bugünkü sosyalizme benzer bir yönetim oluşturulmuştur. Sonra Edirne’ye gelerek, Edirne’de fetret döneminde kardeşler kavgasında Çelebi Musa’nın yanında yer almıştır. Çelebi Musa’nın yenilmesiyle buda yenilmiş sayılmıştır ve orada idam edilmiştir.

    ŞAH İSMAİL

    “Diğer bir tarihi romanım, Şah İsmail. Şah İsmail bu kitapta şahkul isyanı temel alınmıştır. Bunun temasındansan biri Osmanlı sarayında 2. Beyazıt ve Isparta bölgesinde Şah kulu arasında bir takım sorunlar yaşanmıştır. 2. Beyazıt’ın çocukları Korkut, Selim ve Ahmet arasında geçen o taht kavgalarını anlatmıştır. Taht kavgaları sonucunda diğer kardeşlerin yenilmesi, Selim’in tahtın başına geçmesinden sonra Türkmenleri kendisine rakip görmesi, onlardan endişe duyması sonrasında bu bölgede bir Türkmen katliamı başlamıştır. Antalya, Aydın, Isparta, Bursa, Ankara bölgesinden Sivas’a kadar geniş bir alanda devam etmiştir. Burada bir çatışma başlamıştır. Bir tarafta Şah Kulu, diğer tarafta Hadım Ali Paşa vardır. Çatışmaların sonunda her ikisi de ölmüştür. Ondan sonra ordular dağılmış ve İran’a bir yolculuk başlamıştır. Çünkü İran’da Türkmen devlet vardır. Başında Şah İsmail vardır. Anadolu halkının gönlü ondan yanadır ve ona karşı sempatisi vardır. Bu sempati, şehzade Selim’i rahatsız etmiştir. Selim’den sonra Yavuz Sultan Selim sefere gitmiştir. Sefere gitmeden önce sefer hazırlıklarına başlamıştır. Sefer hazırlıklarında bir Kürt beyi olan İdris Bitlis’ten yaralanmıştır. İdris Bitlis’i bölgeye göndermiştir. Bitlis, o bölgedeki Kürt beyleriyle birlikte Türkmenlerin arınmasında yardımcı olmuştur. Ondan sonra Şah İsmail’in üzerine giderek, Şah İsmail’i Çaldıran ovasında yenmiştir. Buradaki savaş sonucunda artık Türkmenlerin Anadolu’da siyasi ve kültürel varlığına son verilmiştir. Türkmenlerin yerine, Arap anlayışı daha egemen kılınmaya çalışılmıştır.”

    HACE BEKTAŞ

    “Bu yıl çıkan diğer bir romanım Hace Bektaş. Hace Bektaş, dikkat ederseniz Hacı Bektaşi değildir. Hacı Bektaşi Veli daha sonra İnsanların yakıştırdığı bir isim. Pirin adı Hacı Bektaş-ı Veli değil. Hacca gitmemiştir. Hace, eski Azerice’de öğretmen, öğretici, lider anlamındadır. Bektaş ise, arkadaş, yaşıt, yoldaş anlamındadır. İsmi Anadolu’ya geldikten sonra, Baba İlyas’ın ocağından kalmıştır. Baba İlyas bütün Anadolu erenlerinin piridir. Bunun üstün bilgi ve becerisine bağlı kalarak ona Hace Öğretmenlik unvanını sonra velilik unvanı vermiş ve oradaki isyanın dışında tutmuştur. Baba İsak isyanı başladığı zaman devre dışı bırakılmış ve Bağdat’a gönderilmiştir. Onun ölmesini istememiştir, kardeşi Menteş, çatışmada ölmüştür. Kendisi de daha sonra Alacahöyük’e gelerek orada dergahını kurarak varlığını sürdürmüştür. Birde Hacı Bektaşi Veli ile ilgili söylenen ve yalanlara dayanan bilgileri toparlamaya çalıştım burada. Çelebilerin soyunun buradan geldiğine dair bu romanda bir takım çalışmalar yaptık.”

    MUSTAFA YUKA KİMDİR?

    Mustafa Yuka, 1957 yılında Akçadağ Altunlu (Keremiş) Köyünde doğdu. İlköğretimni kendi köyünde, ortaokulu Akçadağ Sümer Ortaokulunda, Liseyi Şehit Kemal Özalper Endüstri meslek lisesinde, Yüksek öğretimimi de Sivas’ta tamamladı. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik görevi yaptı ve şuanda emekli. Yazarlıkla ilişkisi 1991’lere dayanmaktadır. 1991 yılında Yorum gazetesinde yazarlığa başladı daha sonra çeşitli gazetelerde yazılar yazdı ve yazmaya da devam ediyor. Yazdığı yazıları kitapta topladı. 5 tane tarihi roman, 4 tane şiir kitabı, 4 tane araştırma ve inceleme kitabı yazdı, şuanda da bir tarih roman yazmaya devam ediyoru.

    Mehmet Yalman/MALATYA

  • Babai Ayaklanması 1238

    Babai Ayaklanması 1238

    Bâbâ‘î ya da Baba İshak Ayaklanması, Vefâ’îyye tâkipçilerinden Ebu’l Bekâ Baba İlyas bin Ali el-Horasânî ve müridi Baba İshâk Kefersudî’nin çıkardığı Bâbâ’î ayaklanması, bugünkü Alevî-Bâtınî yerleşim yerlerini belirleyen isyândır. Anadolu’da Alevî nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde etkili olmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti tarihindeki en büyük halk ayaklanmasıdır. 1237[1] tarihinde, Vefâ’îyye[2] tarikatına bağlı Ebû’l-Bekâ Baba İlyâs bin Ali el-Horasânî’nin müridlerinden olan Baba İshâk Kefersudî’nin öncülük ettiği ayaklanma, Anadolu Selçuklu ordusunca paralı Frank askerleri kullanılarak güçlükle de olsa bastırılmıştır.[3] Ama bu olayı izleyen dönemde ortaya çıkan ve Babâîlik olarak bilinen siyâsî-dinî nitelikteki hareketin etkisi yıllarca sürmüştür.

    Ayrıca bakınız: Dede Karkğın, Seyyid Ebû’l Vefâ Tâcû’l-Ârifîn, Ebû’l-Bekâ Baba İlyâs, Baba İshâk Kefersudî ve Babâîlik
    *******
    Ayaklanmanın niteliği ve sebepleri
    Yerleşik halkın inançlarına göre kadim inançlar ile İslamiyet’in batini ve felsefik yorumları ile bir nev’i sentez olarak kabul edilebilen Bâbâ’îlik, Alevîliğin ana temellerinden biri olmuştur. Ayrıca, XVI. yüzyıldaki Alevî ayaklanmaları üzerinde de büyük etkisi vardır. Sonuçları itibarıyla bu isyan ile Anadolu Selçukluları zayıflamış ve Anadolu, Moğolların saldırısına açık hale gelmiştir.

    Baba İshâk Kefersudî’nin vazife ve yetkileri
    Baba İlyas‘ın en önde gelen hâlifesi konumunda olan Baba İshâk Kefersudî ayaklanmanın propaganda ve teşkilâtlanma safhasından filen başlatıp yürütülmesine kadar her konuda Baba İlyas tarafından tam yetkili kılınmıştı.[4] Elvan Çelebi‘nin sağladığı yeni bilgilerin ışığı atında İbn-i Bîbî’nin çelişkili ifadeleri tekrar değerlendirildiğinde isyânı asıl tertip edenin Baba İshak değil Baba İlyas olduğu anlaşılmaktadır.[5]

    İslâm Dîni İsmâ‘ilî Şîʿîliğiyle alâkalı bir dizidir.
    Bâtınî-İsmâ‘îl’îyye
    Hazırlayan nedenler
    13. yüzyılda Moğol baskısıyla çok sayıda göçebe halklar Anadoluda otlak arıyordu;  Anadolu Selçuklu yönetimi yerleşik olan halkı koruyor ve yeni gelenleri cezalandırıyordu. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev‘in adaletsiz yönetimi, yoksul ve haksızlığa uğrayan geniş kitlelerinin Baba İlyas‘ın çevresinde toplanmasına da yol açtı. Baba İlyas’ın yardımcısı olan Baba İshak, göçebe alevileri örgütledi ve onları bir ayaklanmaya hazırladı. Artık Baba İshak’tan gelecek işareti beklemeye başlamışlardı.

    Babâ’î İsyânı’nın safhaları
    Ayaklanmanın başlaması
    Baba İshâk Kefersudî Adıyaman Hısn-ı Mansûr yakınlarında Kefersud bölgesinde yaşayan Alevileri silahlandırarak çevreyi ele geçirmek suretile isyânı başlatmış oldu. Üzerine gönderilen Selçuklu kuvvetlerini peşpeşe yenilgiye uğratarak Adıyaman, Gerger ve Kâhta‘yı zaptetmeyi başardı.

    Ayaklanmanın yayılması ve Baba İlyâs’ın idamı
    Daha sonra ise Malatya üzerine yürüyerek buradaki Selçuklu Valisi Muzaffer’ûd-Dîn Ali Şîr kuvvetlerini de bozguna uğrattıktan sonra kendisine katılan takviye kuvvetlerle Amasya’ya ulaştı. Onun bu başarıları karşısında, gelişmelerden Baba İlyas’ı mesul tutan Selçuklu Komutanı Mübâriz’ûd-Dîn-i Armağanşâh Baba İlyas’ı derhal idam ettirdi.[5] Baba İlyas’ın idamına pek öfkelenen Baba İshak bu mevkîde Mübâriz’ûd-Dîn-i Armağanşâh kuvvetlerini de dağıttıktan sonra doğrudan Payitâht Konya üzerine yürüyüşe geçti.[6]

    Malya meydan muharebesi ve ayaklanmanın bastırılması
    Baba İshak’ın güçlerine ayaklanan Alevilerin yanı sıra, Halep ve Antep yöresine sürülmüş olan türkmenleri de katılınca ayaklanma daha da geniş bir bölgeye yayılmış oldu. Elbistan’da yenilen Anadolu Selçuklu ordusu Sivas’ı ayaklanmacılara bırakmak zorunda kaldı. Ardından Amasya ve Kayseri de ayaklanmacıların eline geçti. Ayaklanmacılar başkent Konya’yı tehdit etmeye başlayınca, II. Gıyaseddin Keyhüsrev buradan ayrılmak zorunda kaldı. Baba İlyas’ın Amasya Kalesi‘nde öldürülmesi ayaklanmacıları daha da kışkırttı. Ayaklanmacılar Kırşehir‘e doğru ilerlemeye başlamışlardı. 1240 tarihide Baba İshak kumandasındaki Babâîler, aileleri, sürüleri ve bütün ağırlıklarıyla Kırşehir’in doğusunda yer alan “Malya” Ovası’nda “Emîr Necm’ed-Dîn” komutasındaki Selçuklu Ordusu ile karşı karşıya geldiler. Kumandan Emîr Necm’ed-Dîn’in zırhlı kuvvetlerden oluşan kiralık Frank askerlerini öne almak suretiyle saldırması neticesinde “Babâîler Ordusu” darmadağan oldu. Muharebenin sonunda Baba İshak ta hayâtını kaybetmişti. Mağlup olan Babâîler‘in tamamı kılıçtan geçirildi.[1]

    Bâbâ’î ayaklanmasının beli başlı sonuçları
    Bâbâ’î Ayaklanması, Anadolu Selçuklu Devletini iyice güçsüz duruma düşürdü ve Anadolu Selçukluları Anadolu’ya giren Moğollara 1243’teki Kösedağ Savaşı’nda teslim olmak zorunda kaldı. Bâbâ’î Ayaklanması bastırılmasına karşın, bu harekete bağlı olarak yayılan Babâîlik inancı etkisini uzun zaman sürdürmüştür. Bâbâ’î ayaklanmasının meydana getirdiği tesirleri aşağıdaki maddeler halinde sıralanabilir:

    Asıl Bâbâ’î Hareketi’de bu ayaklanmadan sonra tesirlerini göstermeye başladı. Baba İlyas çevresine toplanan Yesev’îyye, Vefâ’îyye, Kalender’îyye, Haydâr’îyye Alevi dervişlerinden çoğunun katıldığı bu ayaklanma hedefine ulaşamadıysa da, sağ olarak kurtulabilen taraftarları arasında büyük bir dayanışmanın hâsıl olmasına aracılık etti.[5]
    Baba İlyas‘ın kutsallaştırılan şahsiyeti gittikçe yeni bir syncrétique (farklı dinî inançları bünyesinde toplamak suretiyle birleştiren) tasavvufî
    hareketin odak noktası oldu. Sonradan Babâîlik adını alan bu cereyan Türkmenler arasında doğduğu ve onlara hitâp ettiğinden ötürü, onların sosyal, kültürel ve dinî i’tikadlarıyla ahenkli bir yapı oluşturdu. Kısacası Babâîler’in inançları o devirde doğuda Müslümanlar tarafından Semen’îyye olarak adlandırılan dinîn i’tikadlarının pek çoğunu kendi bünyesinde barındırmaktaydı.[7]

    Günümüzde her ne kadar Babâîlik adı altında bir mezhep/tarikât bulunmamaktaysa da, Bâbâ’îyye hareketinin inanç ve geleneklerini atalarından miras olarak alan Kızılbaşlar adını verdiğimiz zümreler ve onların i’tikadlarını barındıran bir Bektâşî Tarikâtı mevcuttur. Daha sonraki dönemlerde Şiîliğin ve Hurûfîliğin etkileri hariç tutulacak olduğunda, Kızılbaşlık ve Bektâşîliğin Babâîler’in i’tikadlarının değişik isimler altında yeniden sahneye çıkmasından başka bir şey olmadıkları apaçık bir şekilde görülmektedir.[5]
    İlmî açıdan Şiîlik aracılığıyla açıklanması pek olası görülmeyen ve bu iki tarikâta mensup yazarlar tarafından XVI. yüzyıldan evvel kendi bünyelerinde henüz Şiîliğin tesirlerinin hissedilmediği devirlerde üretilen bazı menkıbelerden müteşekkil olan eserler Bâbâ’îyye i’tikadını anlamamıza ışık tutan yegâne kaynaklar olarak karşımıza çıkmaktadır.[8]
    Ayrıca bakınız: Anadolu Selçukluları devrinde Alevîler, Alevî-Bâtınîlik tarihi, Safevî-Kızılbaş tarihi, Hurûfî-Bektâşî inancı, Semen’îyye ve Tengricilik
    Bâbâ’î ayaklanmasının Bektâşî Tarikâtı ve Kızılbaşlık üzerindeki tesirleri şeması
    babai
    Şiilik
    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]
    ^ a b TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 4, Sahife 368-369.
    ^ Dursun Gümüşoğlu: Tâcü’l Arifîn es-Seyyid Ebu’l Vefâ Menakıbnamesi – Yaşamı ve Tasavvufi Görüşleri, Can Yayınları, 2006, s. 48
    ^ Cambridge Illustrated History of the Middle Ages, 1250-1520, p. 279
    ^ Elvan Çelebi, Menâkıb’ûl-Kudsiyye, sahife 47-54.
    ^ a b c d e f Ocak, Ahmet Yaşar XII yüzyılda Anadolu’da Babâîler İsyânı, sahife 83-89, İstanbul, 1980.
    ^ İbn-i Bîbî, El-Evâmir’ûl-‘alâ’iyye, sahife 498-499.
    ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk tarihinde mezhep cereyanları, (Mukaddime ve Notlar: Hilmi Ziya Ülken), Kanaat Yayınları, Ahmed Sait tab’ı, İstanbul, 1940.
    ^ TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 4, Sahife 373-374, İstanbul, 1991.
    ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları, (Mukaddime ve Notlar: Hilmi Ziya Ülken), Ahmet Sait tab’ı, 271 sayfa, Kanaat Kitabevi, İstanbul, 1940.
    ^ TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 4, Sahife 373-374, İstanbul, 1991.
    ^ Araştırmacı, yazar ve tarikât uzmanı Abdülbaki Gölpınarlı’ya göre ise “Kızılbaşlar” Hûrremîler’in ruhânî torunlarndan başka birşey değillerdi. (Kaynak: Roger M. Savory, Encyclopaedia of Islam, “Kizil-Bash”, Online Edition 2005)
    ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları – Anadolu Şiîliğinin çok mühim iki cephesi: Hurûfîliğin esâs âkaidi, Sayfa 198, Kanaat Kitabevi, 1940.
    ^ Alevîliğin tanınmış araştırmacılarından Ahmet Yaşar Ocak’a göre ise “Bektâşîler” Türk toplumlarında ki Semen’îyye i’tikadının İslâmî bir cilâ altında yeniden ortaya çıkmasından başka birşey değillerdi. (Kaynak: Ocak, Ahmet Yaşar XII yüzyılda Anadolu’da Babâîler İsyânı, sahife 83-89, İstanbul, 1980.)
    alevi_bektasi Alevi Babailik baba ishak baba ilyas