Etiket: bağır yaylası

  • 3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Pülümür’deki üçbin rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılar zor koşullarda sürdürdükleri hayvancılığı ve yayla hayatını ajansımıza anlatarak, “Hayvancılık bitmeye yüz tutuyor, işimiz zor ama ekmek parası için çalışmak zorundayız. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı” dedi.

    Her kesimden herkesin çeşitli sorunlarla uğraştığı bir yerdir Dersim. Sadece insanlarının değil dağlarının, sularının, ağaçlarının, bitki örtüsünün, yaşayan canlı türlerinin de “insan” müdahalesinden kaynaklı sorunları bitmez. Bu yanıyla çok sık haber konusu olur ama yine de anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir sorunlar ve gelişmeler yumağı içinde bulursunuz kendinizi.

    BAĞIR DAĞI YAYLACILARI

    O, anlatıla anlatıla bitirilemeyen sorun ağı içinde pek adı geçmeyenlerden biri de Dersim’in hayvancılıkla uğraşan yaylacılarıdır. Onlar sadece ilkbahar ve sonbaharda yerleşim yerlerinden uzun koyun konvoyları halinde geçerlerken görülürler. Sonrası onların mekanları, gözden ırak ıssız vadiler ve yüksek rakımlı dağlar olur. Çoğunluğu Çemişkezek’ten, bir kısmı da Hozat’tan karların erimesiyle birlikte sürüleriyle genelde Ovacık ve Pülümür yönlerine doğru yollara düşer, önce düşük rakımlardan başlayıp hayvanlarını otlata otlata yüksek rakımlı yaylalara doğru yol alırlar.

    Bu yüksek rakımlı yaylalardan biri de Dersim’in Pülümür ilçesindeki üçbin rakımlı Bağır Dağı etekleridir. Bugün adına Bağır Paşa denilip erilleştirilse de, Dersim Kızılbaş inancında önemli bir yeri olan tüm kutsal mekanlar gibi, orijinali dişil bir isim olan ‘Koyê Bağıre’dir. Kimilerine göre Nuhun Gemisi’nin ilk uğradığı yerlerden biri. Aynı zamanda 2021’de 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top parçalarının bulunduğu yer olan Bağır Dağı, geniş mera ve otlaklarıyla yaylacıların da gözde mekanlarındandır.

    PİRHA olarak, havaların giderek soğumaya başladığı bir zamanda, kuş uçmaz kervan geçmez Bağır Dağı’ndaki yaylacılara konuk olduk. Üçbin rakımda, üç ailenin yaşadığı Bağır Dağı’nda dönüş öncesi hazırlıklarını yapmakta olan yaylacılarla bir günümüzü geçirdik ve onların yaşamlarını dinledik.

    “DERSİM’DE ÜRETİM ADINA YAPILAN TEK MESLEK HAYVANCILIK”

    Babadan, dededen kalma bir iş olduğu için çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını ve çok uzun süredir tüm hayatını bu şekilde geçirdiğini belirten ve Çemişkezek’in Doğanlı köyünden olup şu anda Pertek’te yaşayan yaylacı Mehmet Benler, “Dersim’de üretim adına diyebilirim ki üreten kesim bu mesleği yapanlardır. Şu anda bizim bir keçi koyun birliğimiz var, üye sayımız yaklaşık 1500 civarındadır. Bizim mesleğimiz koyunculuktur. Yıllardır bu yaylaları kullanıyoruz. Eskiden yaylaları, bağlı oldukları köy tüzel kişiliği olan muhtarlıklardan ve kaymakamlıklardan alıyorduk, doğrudan köylüyle muhataptık. Son zamanlarda ise il mera komisyonu kararıyla bu yaylalar Tarım Bakanlığı ve İl Tarım Müdürlükleri üzerinden ihale ile veriliyor, parayla satılıyor” dedi.

    Dersim’de üretim adına yapılan tek mesleğin hayvancılık olduğunu ama bunun da bitmeye yüz tuttuğunu söyleyen Benler, “Konumu gereği fabrikamız ya da bir başka çalışma sektörümüz yok. Bu mesleği kendimize özgü yapıyoruz ama bu zorlukları çekerken, yaylaların kira bedeli karşılığında verilmesi bize ayrı bir külfet çıkarıyor. Ekonomik kriz ortadadır, hayvancılığın, çiftçinin hali ortadadır. Bu, göz önünde bulundurulmuyor, oysa bulundurulması gerekir” diye ifade etti.

    “HAYVAN BAŞINA İKİ MİSLİ OTLATMA PARASI VERİYORUZ”

    Alternatif olarak daha ucuza mal etme, maliyetleri daha da düşürme noktasında adımlar atabildiklerini ama bunun yeterli olmadığını ifade eden Benler, “Her yıl Tarım Bakanlığı’ndan küpe desteği alıyoruz ama diğer taraftan aldığımız küpe desteği hayvan başına 20-40 lira civarıdır. Biz bu yaylaya geliyoruz, il mera komisyonu var, devlete ayrı kira veriyoruz, özel mülkiyet sahipleri var, buralara bedelini ödemeyince, rızasını almayınca giremiyoruz. Bunların hepsini ödüyoruz. Yaylada otlatmak için hayvan başına iki misli otlatma parası veriyoruz. Bu maliyet hayvan başına 80 lirayı, hatta bazı yerlerde 100 lirayı buluyor” şeklinde konuştu.

    Yüksek otlatma maliyetlerine karşı alternatif geliştirdiklerini, daha kimse ihaleye girmeden taban fiyattan ve birbirlerini mağdur etmeden birlik olarak ihaleye girdiklerini ve bu sayede otlatma maliyetlerini 13-14 liraya düşürerek ucuza mal ettiklerini vurgulayan Benler, “Ama genel olarak bu sıkıntılarımız devam ediyor. Nakliye sıkıntılarımız var. Eskiden bu mesleği yaparken yaya yolculuk yapıyorduk. Hayvanlarımızı yürüterek gidebiliyorduk. Şimdi yürütmek yasaklandı, hayvanlarımızı araçlarla nakletmek zorundayız. Talebimiz ve zorlamamız üzerine bize, sadece geçebilmemiz için Ovacık üzerinden bir güzergah belirlediler ama bir de nakliye masrafı çıktı üzerimize” diye konuştu.

    “EKONOMİK SIKINTIDAN EN ÇOK BİZ ETKİLENİYORUZ”

    Ekonomik sıkıntılardan en çok ve birebir etkilenenlerin kendileri olduklarını çünkü ürettiklerini kendilerinin pazarlayamadıklarını, kendilerine öyle bir imkan verilmediğini söyleyen Benler, “Örneğin ben mandıracıya ürün veriyorum. Kendi aracım var, nakliyesini yapıyorum. Buradan peyniri yükleyip götürüyorum ama bir kontrol noktasına girdiğim zaman bana faturasını soruyorlar. E ben köylüyüm, faturasını nerden bulacağım, nereden getireceğim” diyerek yaşadığı bu duruma itiraz etti.

    Birçok zorluk yaşadıklarını anlatan Benler, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bu memlekette üretim esas alınmıyor ama alınması gerekir. Bu ekonomik krizde ancak böyle kalkınabiliriz. Burası Pülümür, Bağır Dağı yaylası ve biz kendi cephemizden baktıklarımızı görüyoruz sadece, ötesini bilmiyoruz.”

    “ÖNCE MANDIRA, SONRA KENDİ İHTİYAÇLARIMIZ İÇİN ÜRETİM YAPIYORUZ”

    12 Haziran’da Hozat’ın Peyik (Çağlarca) köyünden buraya geldiklerini belirterek söze başlayan yaylacı Zeki Akgönül ise, peyniri satarak geçindiklerini, ürünlerini önce mandıraya verdiklerini, mandıra kalktıktan sonra da kendi ev ihtiyaçları için üretim yaptıklarını dile getirerek, “Son bir-bir buçuk ay kendimiz için üretim yapıyoruz. Normal taze ot su gibidir ama biraz yaşlanınca, kamilleşince kartlaşıyor. Süt azalıyor o zaman. Süt azalınca kendimize ayırıyoruz, tanıdıklarımıza veriyoruz. Normalde piyasada satmıyoruz” dedi.

    “İŞİMİZ ZOR AMA EKMEK PARASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

    Yaylada şu anda üç aile olduklarını ve eğer yağış olmazsa ay sonuna doğru köylerine döneceklerini söyleyen Akgönül, son olarak şunları söyledi:

    “Geldiniz, gördünüz. İşimiz oldukça zor ama ekmek parası için mecburen çalışıyoruz. Bazıları ekmek parası için yurt dışına gitti, başkalarına çalışıyorlar köle olarak. Biz kendi memleketimizde, kendi emeğimizle çalışıyoruz ama hiçbir şeye değmiyor. Şimdi biz araçla gideceğiz. Kamyon buradan Çağlarca’ya onbeşbin lira istiyor. Ben dört kamyon yükleyeceğim, altmış bin lira yapıyor. Kazancım ne olacak ki altmış bin lira vereyim. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı.

    Ben şehirleri pek sevmiyorum. Çünkü şehirde çok kişi görüyorum, hep kahve aralarında sokaklarda.”

    NURAY ATMACA- EYÜP HANOĞLU-KAMİL MURAT DEMİR/DERSİM

  • Oyuncağı çamur ve taşlar olan Dersimli küçük koçer Rumet Haki’nin bir günü-VİDEO

    Oyuncağı çamur ve taşlar olan Dersimli küçük koçer Rumet Haki’nin bir günü-VİDEO

    PİRHA- Dersimli Rumet Haki Benler, doğayı erken tanıyan özgür ruhlu ve iflah olmaz hayalperest en küçük koçerlerden. Oyun arkadaşları koyunlar ve çoban köpekleri. Oyuncakları ise çamur ve taşlar.

    Yazın en bunaltan günlerinde buz gibi suyun, solmayan bir yeşilin ve kristalleşmiş parça parça karın varlığı ile serinlik hissi uyandırıyor yaylalar.

    Bu yaylalarda mera alanlarının azalması nedeniyle hayvanlarını otlatmaya gelen koçerlerin de maceraları iki bahar arasında geçiyor. İlkbahar ile başlayan yolculuk havaların soğumasıyla son buluyor. Bu zahmetli yolculukta ise çocuklar doğa ile çabuk tanışıyor. Bu zahmetli yolculuğun içerisindeki koçerlerden en küçükleri olan 7 yaşındaki Dersimli Rumet Haki Benler de doğa ile çabuk tanışan çocuklardan.

    KOÇER ÇOCUKLARIN GÖREVLERİ BELLİ

    En taze ot, en taze çiçek onlar için açar ve doğa koçerlere bütün sırlarını fısıldar. Hangi ot zehirli, hangi ot yemek yapılır, güç kuvvet veren şifalı bitki hangisidir bilirler. Doğa ile böylesine birbirini anlayan koçer çocukların elbette görevi var.

    Dört mevsim zorlu yaşam koşullarına adapte olan bu koçer toplulukların kendilerine ait sistemleri var. Aynı ailenin üyelerinden meydana gelen bu topluluklarda yetişkinler ve  çocukların görevleri belli. Rumet Haki de bu geleneğin geleceği olarak yetiştiriliyor.

    Rumet Haki yılın belli ayları ailesiyle birlikte koçerlik yapıyor. Bu yıl Dersim Pülümür’e bağlı Bağır yaylasında koçerlik yapan Rumet Haki’nin ailesi çok uzun yıllardır bu geleneği sürdürüyor.

    ÇEŞMEDEN SU GETİRME ÇOCUKLAR İÇİN OYUN ARACI OLUYOR

    Rumet Haki ile yerin göğe en yakın olduğu gecenin parlak yıldızlarını izlerken tanışıyoruz. Sert bakışları ile Haki gecenin koyu sohbetine dahil oluyor. İlgisi hep kameramızda. Birlikte kamerayı incelemeye başlıyoruz ve gecenin geç saatlerinde koyu sohbet yerini uykuya bırakıyor.

    Sabahın en erken saatlerinde uyanıyoruz. Haki ve diğer çocuklarla ile birlikte güneşi karşılıyoruz. Dünden mayalanan peynirler sabah tartılmak üzere çadıra getiriliyor. Ve sonrasında o sıcaklığıyla koçer sofrasında kahvaltıya koyuluyoruz. Haki ve diğer çocuklar kahvaltıdan sonra yemek gibi ihtiyaçlarda kullanmak için bidonlarla su getiriyor. Su getirme çocuklar için oyun aracına dönüşüyor.

    RUMET HAKİ’NİN GÖREVİ BAŞLIYOR

    Kısa süre sonra yaylada olan koyunlar sağılmak için koçerlerin oluşturduğu Kürtçe berî dedikleri alana geliyor. Rumet Haki’nin asıl görevi şimdi başlıyor; sağılacak koyunların ayrılması. Yaşının küçük olması onu bu görevinden geri bırakmıyor ve Rumet Haki koyunlar sağılana kadar alanda kalıyor.

    OYUNCAKLARI ÇAMUR VE TAŞLAR

    Koca günü Rumet Haki ile bitirmeye ve ayrılmaya yakın kameramızı kendisine çeviriyoruz. Büyük bir öz güvenle sorularımızı yanıtlıyor. Kendi deyimi ile, ‘Burada araba sesi yok o yüzden seviyorum’ diyen Rumet Haki’nin tek şikayeti internet olmaması. Ama bu şikayetini koyunlar, çoban köpekleri, çamur ve taşlarla karşılıyor. İşleri hiç bitmeden devam eden koçerler ve çocuklar ile vedalaşarak bir diğer bahara buluşmak üzere yayladan ayrılıyoruz.

    Ersin ÖZGÜL/DERSİM