PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’la görüştü. 50 dakika süren görüşme sonrası Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk’ten oluşan DEM Parti heyeti, MHP lideri Devlet Bahçeli’yle bir araya geldi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk, bilgilendirmede bulunmak ve görüş alışverişi için liderler turuna başladı.
Sırrı Süreya Önder ve Pervin Buldan, 28 Aralık’ta Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşme sonrasında Meclis’te temsil edilen siyasi partilerle görüşme kararı almıştı. İlk görüşme Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile gerçekleşti. Kurtulmuş’la görüşme Kurtulmuş’un başkanlık odasında basına kapalı şekilde gerçekleşti.
DEM Parti heyeti daha sonra TBMM’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle bir araya geldi.
BAHÇELİ KAPIDA KARŞILADI
DEM Parti heyeti ile Bahçeli görüşmesi saat 15.00’de başladı. DEM Parti heyetini Bahçeli kapıda karşıladı. Bahçeli, heyet üyeleriyle tokalaştı.
MHP ile yapılan görüşme yaklaşık 40 dakika sürdü. Beraber fotoğraf verildi.
Pervin Buldan ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, görüşmenin iyi geçtiğini söyledi.
PİRHA-CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup toplantısında gazetecileri tehdit etmesine yanıt vererek, “Bugünden itibaren herhangi bir gazetecinin kılına zarar gelirse bunun sorumlusu Milliyetçi Hareket Partidir!” dedi.
CHP lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.
Çeşitli konulara değinen Özel, Bahçeli’nin gazetecileri bazı basın yayın organlarını tehdit etmesine tepki gösterdi.
Özel, “Bahçeli bir televizyon kanalını, gazetecileri not edecekmiş. Burunlarından getirecekmiş. Bir ülkede yönetim şekli Cumhuriyet ise sen yasama kadar önemli olan şu anda vatandaşın hakkını savunmakla mükellef sorumlu olan basını tehdit edemezsin. Önlerinde arkalarında biz varız. Bir gazetecinin saçının teline zarar gelirse milletimiz bilsin ki sorumlusu Milliyetçi Halk Partisi’dir” dedi.
“BU İKTİDAR BİR ÖĞRETMENİN MAAŞINDAN 75 BİN LİRA ÇALDI”
Özel’in açıklamalarının satır başları şöyle:
“Geçtiğimiz pazar günü Öğretmenler Günü’ydü. Hep birlikte Anıtkabir’de, Başöğretmen’in huzurundaydık. Ardından öğretmenlerimizi genel merkezimizde ağırladık. Öğretmenlerin, emekli öğretmenlerin, atanmayan öğretmenlerin ve eğitim sistemindeki sorunları konuştuk. Bu memleketi 68 bin atanmamış öğretmeni kabul edilemez bulup, madem öyle niye okuttunuz diyenlerin, şu anda 1 milyonun üzerindeki öğretmenin hayalleriyle oynadıklarını, atamadıklarını ve daha kötüsü diplomalarını ellerinden almaya kalktıklarını, kurdukları Milli Eğitim Akademisi ile orada eğitim aldıktan sonra ancak yılda 20-25 bin atama olabileceğini, yani hiç yeni öğretmen mezun olmasa bu hesapla 68 yıl sonra ancak öğretmenlerin tamamını atayacaklarını söyleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iktidar geldiğinde en düşük öğretmen maaşı 23 çeyrek altın satın alabilirken, bugün 8 çeyrek altın alabiliyor. Yani bu iktidar, bir öğretmenin maaşından 15 çeyrek altın, bugünkü parayla 75 bin lira çalmış.
Bütçe görüşülüyor, Meclis’in bütçesi de geçti komisyondan. Ve ayın 9’undan itibaren Meclis, bütün Türkiye’nin gözü üzerinde olacak şekilde Genel Kurul’da bütçe görüşmelerini yapacak. İlk gelecek bütçe, Meclis’in kendi bütçesi. Sayın Numan Kurtulmuş, gelip Meclis’in bütçesini savunacak. Sayın Kurtulmuş’un, verdiği bir sözü tutarak tarihe geçmesini bekliyoruz. Çok kişi bilmez, bu Meclis’te emek sömürülerinin en büyüğü yaşanıyor. Aynı işi 4 farklı statüdeki kişi yapıyor, 4 farklı maaş alıyor. Ama en kötüsü de Meclis’te çalışan danışman arkadaşlarımız kıdem tazminatı alamıyorlar, ihbar tazminatı alamıyorlar.
“EMEKÇİ ARKADAŞLARIMIZ İÇİN MECLİS BAŞKANI’NIN BİR ADIM ATMASINI BEKLİYORUZ”
Bir danışman arkadaşımız, bugün seni işten çıkardım dendiği anda işten çıkmış oluyor. Ve ödenecek taksidi, borcu, kredi kartı, kirası varken, ortada kalıyor. Ve onun yeniden bir iş bulması çok zor bir iş. Ve hiç olmazsa, 2 ay olsun, bu süreçten yararlanma imkanı da yok. Ve 10 yıl, 20 yıl çalışsın Meclis’te, ayrılırken kıdem tazminatı yok. Her Meclis Başkanı, geldikten sonra emekçi sendikaları gidip konuşuyor, ‘Ben bunun böyle olduğunu bilmiyordum’ diyorlar, hak veriyorlar, ‘çözelim’ diyorlar. Meclis başkanları değişiyor, ritüel değişmiyor. Numan Bey’in bu konuda verilmiş sözü var. Hiçbir parti grubunun da itiraz edeceğini düşünmüyoruz. Meclis’teki danışman arkadaşlarımız ve eşitsizliğe uğrayan tüm emekçi arkadaşlarımız için hep birlikte bu sorunu çözmek için Meclis Başkanı’nın bir adım atmasını bekliyoruz.
Yerinde dönüşüm için 750 bin lirası hibe 750 bin lira kredi desteği vardı. Bugünkü fiyatlarla ev yapmak mümkün değil. CHP olarak bu evlerin ücretsiz yapılmasını savunuyorduk. Keşke 2 milyonu hibe, 1 milyonu kredi olsa çok daha iyi olur.
“9-10 YILDA TÜM DEPREMZEDELERİN EVE GEÇMESİ HESAPLANIYOR”
Ekonomi heyetimiz, Türkiye’yi karış karış dolaşıyor. Ekonomi kurmaylarımız, güçlü bir ekip, milletvekilleri, PM üyelerimiz, Genel Başkan Yardımcılarımız ve danışman kadrolarıyla çok güçlü bir ekip geziyorlar. Sayın Yalçın Karatepe ve Volkan Demir başkanlığındaki ekonomi takımımız bu hafta Gaziantep, Malatya, Kahramanmaraş ve Samsun’daydı. Özellikle deprem bölgesindeki üç ilde yaptıkları çalışma sonrasında bize ulaştırdıkları rapora göre; ilk yapılması gereken mücbir sebep uygulamasının yeniden uzatılması. Burada evinden yarım ekmek yapıp getiren, çayı ayağının dibinde demleyen, halen daha konteynerde kalan esnafa vergi vereceksin, beyanname düzenleyeceksin diyorlar. Bu doğru değil. Halen daha siftahsız kapatılan dükkanlar varken, bu mücbir sebebin her sefer tartışma konusu olup 3 ay uzatılması yerine, 3 yıllığına uzatılması bütün esnaf ve esnaf örgütlerinin talebidir. Bunu böyle bekliyoruz. Rezerv alan sorunu bütün deprem bölgesinde sürüyor. Az hasarlı yapıları onarıp içine geçebilirsin dediler. Kredi çekildi, borç alındı; şimdi, biz orayı rezerv alan ilan ettik, senin evini yıkacağız diyorlar. Bu sorunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Sayın Erdoğan ‘Bir yılda 650 bin konut yapacağım’ dedi. Sırf vatandaşı kandırıp seçimi kazanmak için ısrarla söylediler. Sonuç, şu ana kadar 130 bin konut teslim edildi. 9-10 yılda tüm depremzedelerin eve geçmesi hesaplanıyor. Bu kabul edilebilir değil. 2 yıl sonra 5 depremzeden 4’ü çadırda kalıyor. Deprem bölgesinde herkes mağdur, en çok da Hatay mağdur.
Madenciler haklarını arıyor, o mücadele çok önemli. 1987’de devlet hem santrali hem madeni açtı orada. 4 Aralık’ta yeniden özelleştirecekler. 17 şirket kıyasıya yarışacak ama kimin tarafından alınacağı herkes tarafından biliniyor. Utanmasalar kırmızı kurdele takacaklar. Mesele şu, biz 2020 yılında altın yumurtlayan tavuğu kesmişiz, Tayyip Bey diyor ki bir daha keselim. Bırakın devlet, millet, işçi kazansın. Nallıhan’a dayanışmaya giden herkesi tebrik ediyorum. Sonuna kadar bu mücadeleyi destekliyorum.
İLİÇ FACİASI
AK Parti’nin Türkiye’ye getirdiği saray rejiminin İliç’te nasıl 9 işçimizi katlettiğini hep beraber görmüştük. Kâr hırsı, oradaki 9 kardeşimizi yuttu gitti. Faciaya kapasite artışının büyük etkisi olduğu söyleniyordu. Ve Ankara’daki üniversitelerden oluşturulan heyet, buraya kapasite artışı verenler bu işte suçludur dedi. Birkaç gün sonra ortaya çıktı ki; o kapasite artışının altında imzası olanlardan bir tanesi, ÇED uygun raporunu veren Murat Kurum. O Kurum, şu an bakanlığın başında. Mahkeme ne yaptı biliyor musunuz? Bilirkişi, ÇED olumlu raporu verenler sorumludur dedi ya, mahkeme dahiyane bir fikirler şöyle dedi; sorumlular ama sorumluluk oranlarını belirtmemişler, biz bu oranları isteyelim dediler. Ama bu oranları, başka bir bilirkişiden talep ettiler. O bilirkişi de baktı ve dedi ki; kapasite artış onayının bu olayda bir sorumluluğu yok. Yani birinci bilirkişinin raporunda Murat Kurum’un sorumlu olduğu ortaya çıkınca, ikinci bilirkişi hiçbiri sorumlu değil dedi. Kendi kendine oldu, sanki dolu yağdı, şimşek çaktı, yıldırım düştü de ölmüşler gibi burada sorumluluk yok dedi ve Murat Kurum’u kurtardı. Burada, ikinci raporu hazırlayanlar, ikinci raporu talep edenlere şu kadarını söylüyorum; o 9 işçinin iki eli öbür dünyada yakanızdadır, CHP’nin de iki eli bu dünyada yakanızdadır.
“BİR YANDAN FİLİSTİN’E AĞLIYORSUNUZ, BİR YANDAN İSRAİL İLE TİCARET YAPIYORSUNUZ”
Bu kürsüden defalarca Filistin’e sahip çıkarken, oradaki insanlık dramını, soykırımı, katliamı kınarken hep şunu söyledik; siz bir yandan Filistin’e ağlıyorsunuz ama bir yandan da İsrail ile ticaret yapıyorsunuz. Ve dedik ki; İsrail ile ticareti kesin. Önce yapmıyoruz dediler. Mart ayında kanıtlarıyla ispatlandı, nisan ayında bir yazı yazdılar İsrail ile ticareti bitirdik dediler. Eylül ayında burada anlattım… Gemide giderken belge değiştirerek, Yunanistan’a gitmiş oradan İsrail’e gidiyormuş gibi yaparak, hiç utanmadan Filistin’e gidiyor gibi belge düzenleyip İsrail ile ticareti devam ettirdiler. Ve bu konuda hiç utanmadan, sıkılmadan da çıkıp İsrail ile ticaret bir yalandır dediler. Saygın bir kuruluş, Türkiye’nin İsrail ile ticaretinin sürdüğüne yönelik tartışmaları topluma sormuş. Toplumun yüzde 80’i İsrail ile ticaretin devam ettiğine inanıyor. Tayyip Bey’e inananlar yüzde 20, inanmayanlar yüzde 80. AKP seçmeninde inananlar yüzde 40, inanmayanlar yüzde 60. İkinci soru; Türkiye İsrail ile ticarete devam etmeli midir? Etmelidir diyen yüzde 18, etmemeli diyen yüzde 82. Tayyip Bey, bu bağımsız bir araştırma şirketi sormuş. Gördüm, dikkatimi çekti. Şimdi size söylüyorum; en güvendiğiniz 3 şirkete yaptırın anketi, millet size mi inanıyor yoksa bize mi? Bir görelim. En güvendiğin 3 şirkete yaptır. Çıkar göster. Buradan bütün anket şirketlerine sesleniyorum; bu iki soruyu sorun millete. Bakalım millet bu ikiyüzlülüğe inanıyor mu?
“KIRMIZI ÇİZGİMİZ VAR!”
Sayın Bahçeli geçen ay bir açıklama yaptı. O açıklamasının arkasında durduğunu defalarca söyledi, bugün de söyledi. Bizimle ilgili söyledikleri konusunda da konuşmamın sonunda bir şeyler söyleyeceğim. Ama ben geçen hafta şöyle bir şey yaptım. Bahçeli’nin söyledikleri var, bizim de bir hattımız var. Şehit gelmeyecekse, annelerin gözyaşı dinecekse, Meclis odaklı, samimi, şeffaf, toplumsal mutabakata dayalı bir iş olacaksa, bütün partiler içinde olacaksa biz de oluruz. Ama bir kırmızı çizgimiz var; o da şehit ailelerinin ve gazilerin gözünün içine bakarız, onlar olur diyorsa olur deriz, olmaz derse olmaz deriz. Onların rızası olmayan hiçbir iş yapmayız.
Daha önce gölge Milli Savunma Bakanımız Yankı Bağcıoğlu, 34 şehit ailesi ve gazi derneğine gitti. Geçen hafta da ikisi dernek biri vakıf, polislerin, terörle mücadele edenlerin ve gazilerin derneğine ve vakfına gittik. Devletten katı alan, ödenek alan 3 dernek… 3 derneği ziyaret ettim, canlı yayında basın toplantısı yaptım, başkanları yanımdaydı. Dedikleri şu; Meclis’te şeffaf, hesap verebilir, toplumsal mutabakata dayalı deyip, şehit aileleri de bu sürecin içinde olursa diyorsunuz, biz CHP’ye teşekkür ediyoruz, bu süreçte tek güvencemiz sizsiniz dediler. Ve dedi ki başkan; biz huzur gelsin isteriz ama süreç siyasi bekaya malzeme edilirse haklarımızı helal etmeyiz. Ben de kendilerine söyledim, buradan bir kez daha söylüyorum… Biz, şehit ailelerinin ve gazilerin gözünün içine bakamayacağımız, onların evet demediği hiçbir şeye evet demeyeceğiz. Onlarla birlikte, bu meselenin gündemden çıkması için, terörün bitmesi için, annelerin ağlamaması için, herkesin yüzünün gülmesi için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bizim çizgimiz budur. Bunun dışında hiçbir yerde yokuz.
“AKIN GÜRLEK BU SARAY’IN CELLADIDIR!”
Ahmet Özer tutuklandığı gün Adalet Bakanlığı’na yazı yazdık. Normalde milletvekilleri istediği zaman tutuklu biriyle görüşür, terör suçundan tutukluysa Bakanlık izni gerekir. Adalet Bakanı’nı bizzat aradım. ‘Bu hafta sonunu geçelim, pazartesiyi görelim’ dedi. Bir aydır o pazartesi gelmedi. Haftalardır telefonlarımıza çıkmıyor. Ağızlarındaki bakla ‘Bakan yardımcımız Akın Gürlek’e çok ağır konuşuyorsunuz.’
Sen bizi Ahmet Özer’le görüştürmeyerek benim muhalefetimi terbiye edeceksiniz öyle mi? Senin de, sana o emri verenlerin de alnını karışlarım da sana minnet eylemem. Akın Gürlek bu Saray’ın celladıdır. Seyyar giyotinidir.
KREŞ AÇMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Maksat halkın kreş memnuniyetinin önüne geçmek. Kreş belediyede bin 200 TL. Özelde 20 bin. Bu kreşi kapatmak her babayiğidin harcı değil. Millet ayağa kalktı. Hemen düzeltme yayınladılar. Açıklamaları yazıda “kreş geçmemektedir” oldu. Kreş açmaya devam edeceğiz. Onlar geçim zorluğu çeken ailelerin kreşi. Kreşleri hızla artıracağız. Kimseyi bir başına bırakmayacağız.
ASGARİ ÜCRETİ
Türkiye’de işçilerin yüzde 57’si asgari ücret alıyor. Yurtdışında işçi kıdem aldıkça asgari ücretten koparak yukarı çıkıyor. Bu iktidar asgari ücreti nasıl artıracağına çalışacağına, İnsanlara nasıl algı yapabilirim ona çalışıyor. ‘Hedeflenen enflasyona göre zam yapmalıyız’ diyorlar. Verildiği güne göre 9 bine düşmüş asgari ücrete “Yüzde 22 enflasyon hedefliyorduk ona göre yapalım” diyorlar.
Asgari ücret talebimiz 30 binin altında biz yokuz. İlk 6 ay için 30 bin, ikinci 6 ay için enflasyon zammı öneriyoruz.
Bahçeli, iktidara gelen tepkileri üzerine seçmeye çalışıyor haftalardır. CHP samimi olarak durduğu yerde duruyor. Bahçeli dünya kadar söz söyledi. Bilhassa Halk TV başta olmak üzere tehdit etti. Bir televizyon kanalını, gazetecileri not edecekmiş. Burunlarından getirecekmiş. Bir ülkede yönetim şekli Cumhuriyet ise sen yasama kadar önemli olan şu anda vatandaşın hakkını savunmakla mükellef sorumlu olan basını tehdit edemezsin. Önlerinde arkalarında biz varız.
Bir gazetecinin saçının teline zarar gelirse milletimiz bilsin ki sorumlusu Milliyetçi Halk Partisi’dir.”
PİRHA- Seyit Rıza ve yoldaşlarını anan DAD Genel Merkezi, Dersim’e yönelik güncelde tehditlerin ve nefret dilinin sürdüğünü belirterek, “Pir Seyid Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunlarının da tehditler, yönelimler ve asimilasyon politikaları karşısında diz çökmeyeceği bilinmelidir” dedi.
15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarını anan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Dersim’in fiziki ve kültürel soykırım planlarının resmi belgeleri olan Tunceli Kanunu ve Şark Islahat Planı’na işaret ederek, Türk-İslam sentezi doğrultusunda Dersim’e yönelik kültürel soykırım politikalarının sempozyumlar, inanç mekanlarının zapt edilmesi, madencilik, HES projeleriyle coğrafyayı talan ve göçertme biçiminde aralıksız sürdürüldüğünü belirtti.
DAD açıklamasında Dersim Katliamını yöneten Umumi Müfettişlik sisteminin, işlevsellik açısından güncelde ‘kayyımlar’ ile yürürlükte olduğunu vurgulandı. Açıklamanın devamında ise İYİ Parti Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve Bahçeli’nin Şeyh Sait ve Seyit Rıza üzerinden tüm ötekileştirilenleri tehdit eden açıklamalarına tepki veren DAD Genel Merkezi, tehditler ve asimilasyon politikaları karşısında diz çökülmeyeceğinin altını çizdi.
“KÖKÜNDEN KAZILMASI GEREKEN ÇIBAN!”
Demokratik Alevi Dernekleri’nin Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmesinin 87. yılında yaptığı açıklama şöyle:
“İdam edilişlerinin 87. Yıldönümünde Pir Seyid Rıza, oğlu Resik Uşen ve yol arkadaşları Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Axa, Findiq Axa ve Hesenê Ivraimê Qijî başta olmak üzere, 1937-38 katliam sürecinde Dersim’de yitirdiğimiz tüm canları saygı ve bağlılıkla anıyoruz.
Dersim, kültürel yoğunlaşma ve tarihi açıdan taşıdığı toplumsal direniş damarı ile Kürt halkının öne çıkan güzide tarihsel yaşam alanlarından biridir. Raa/Rêya Heq-Hak Yol süreğine mensup Alevilerin serçeşme olarak nitelendirdiği en önemli merkezdir. Dersim coğrafyası aynı zamanda tarihsel süreç içerisinde Alevi Kürtlerin ve Ermenilerin barış içinde yaşayabildikleri bir coğrafya olmuştur.
Dersimliler kadimden bu yana kendi topraklarında özgün toplumsal hakikatleri ile yaşarken; Osmanlı’nın çeşitli dönemleri ile başlayıp, sonrasında gelişen ulus devletleşme sürecinde daha kapsamlı bir şekilde devam eden kültürel varlığının devamlı tehdit olarak görülmesi ve “kökünden kazınması gereken bir çıban” olarak nitelendirilmesi sonucu, Dersim’e dair raporlar, kanunlar, planlar ve askeri harekatlar düzenlenmiş, son aşamada ise 1937-38 tarihlerinde büyük bir soykırım harekatı tertiplenmişti.
Tunceli Kanunu, Şark Islahat Planı ve ortaya çıkan daha nice belge, aynı zamanda sistematik olarak düzenlenmiş fiziki ve kültürel soykırım planlarının resmi belgeleri olmaktadır.
Zehirli gazların kullanıldığı ve havadan yapılan bombardımanların eşlik ettiği askeri operasyonlarla Dersim’e çıkarma yapılmış ve tarifi çok zor olan ağır bir katliam yaşatılmıştır. Süngülenen bebelerin haykırışları, teslim olmayarak uçurumlardan kendini bırakan Dersimli kadınların çığlıkları tarihten günümüze ulaşan bir yankı olarak hala duyulmaktadır.
Soykırım harekatı sonuç olarak on binlerce katledilen Dersimli, yüzlerce yakılmış-yıkılmış köy, binlerce sürgün edilmiş insan, kendi toplumundan kaçırılarak el konulan Dersimli kız çocukları ve hala etkileri görülen büyük bir toplumsal travma bırakmıştır arkasında.
Türk-İslam sentezi doğrultusunda Dersim’e yönelik kültürel soykırım politikaları günümüze yansıyan boyutları ile de aralıksız olarak sürdürülmektedir. Bu doğrultuda sempozyumlar yapılmakta, inanç mekanları zapt edilmekte, Dersimliyi Dersim’den göçertme politikaları inceltilmiş bir şekilde devam ettirilmekte ve Dersim’in doğası madencilik, baraj ve HES projeleri ile talana açılmaktadır.
Dersim katliamını yöneten Umumi Müfettişlik sisteminin, işlevsellik açısından günümüze aktarılan versiyonu olan kayyımlarında yürürlükte olduğunu vurgulamak gerekir. Umumi müfettişlikler ‘kuruldukları bölgede sivil, asker ve yargı üzerinde kesin otoriteye sahip olan bölgesel valilikler’ olarak tanımlanır. Kayyımlarda tıpkı benzer bir yetki ile donatılıp, atandığı bölgede ekonomik yolsuzluk, kültürel ve siyasi kırım politikalarına öncülük etmektedir.
DERVİŞOĞLU VE BAHÇELİ’NİN TEHDİTLERİ: DİZ ÇÖKMEYECEĞİ BİLİNMELİ!
Aynı zamanda 37-38 Tertele sürecinde olduğu gibi, günümüzde de Dersim’e karşı kin ve nefret dili de hala kullanılmaktadır. İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu yakın zamanda, Seyid Rıza ve Şeyh Said’in idam edilişlerini anımsatarak başta Kürt halkı olmak üzere tüm ötekileştirilenleri tehdit edercesine bir söylemde bulundu. Devlet Bahçeli’de son grup toplantısında aynı düzlemde demeçler verdi.
Pir Seyid Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunlarının da tehditler, yönelimler ve asimilasyon politikaları karşısında diz çökmeyeceği bilinmelidir.
KATLEDİLENLERİ ANIYORUZ, HUZURLARINDA DARDAYIZ
“Bizim alnımızda kara bir leke yok, başını dik tut cigeram. Varsın Buğday meydanı bize Kerbela olsun” diyordu Pir Seyid Rıza. Evet alnımızda kara bir leke yok, başımızda dik! Varsın her yer bize Kerbela olsun! İkrarımız ve kimliğimizle yaşamak, bizler için asla taviz vermeyeceğimiz olgulardır. Bu doğrultuda 15 Kasım 1937’de idam edilerek katledilen Pir Seyid Rıza, oğlu ve yoldaşları başta olmak üzere, katledilen on binlerce Dersimliyi bir kez daha saygıyla anıyor, huzurlarında darda olduğumuzu dile getiriyoruz. “Bu derdi unutmayın” diyordu katliamı en derin duygularla yaşayan Dünya Ana. Kefensiz Yatanlarımızı Unutmadık, Unutmayacağız!
TALEPLER
Demokratik Alevi Dernekleri olarak, çağrı ve taleplerimizi bir kez daha tekrarlıyoruz;
1-)Pir Seyid Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklanmalı ve Dersim’e nakledilmelerinin önünde ki engel kaldırılmalıdır!
2-)Katliamla yüzleşilmeli, Dersim ismi iade edilmelidir!
3-) Katliam sürecinde sürgün edilenlerin ve ailelerinden, toplumundan koparılan çocukların tam listesi açıklanmalı ve daha sonra ki akıbetleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır!
4-)Arşivler açılmalı, Dersim halkından nitelikli bir özür dilenmelidir!
5-)Dersim’in dili ve inancı (Kürtçe’nin lehçeleri/Alevilik) üzerinde ki baskı, inkar ve asimilasyon politikalarından bir an önce vazgeçilmelidir!”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Eylül ayında 34, 2024 yılının 8 ayında ise 261 kadının katledildiğini vurguladı. Hatimoğulları, “Erkekler bu cesareti nereden alıyor? Erkekler bu cesareti işletilmeyen yargıdan alıyor. Her davanın hafifletici nedenler bulunularak bir şekilde cezasızlıkla sonuçlandırılmasından alıyor. Ağızlarını her açtıklarında kadınları ötekileştiren iktidardan alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidardan alıyor” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Eylül ayında 34, 2024 yılının 8 ayında ise 261 kadının katledildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, “Erkekler bu cesareti nereden alıyor?Erkekler bu cesareti işletilmeyen yargıdan alıyor. Her davanın hafifletici nedenler bulunularak bir şekilde cezasızlıkla sonuçlandırılmasından alıyor. Ağızlarını her açtıklarında kadınları ötekileştiren iktidardan alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidardan alıyor. 6284 sayılı kanunu iptal etmeyi tartışan iktidardan ve erkek devletten alıyor. Toplum nezdinde bunları normalleştiriyorlar. Artık yeter. Bir kadının dahi öldürülmesine tahammülümüz yok. Erkek şiddetine karşı önleyici politikalar derhal hayata geçirilmelidir. Yargı erkek yargı olmaktan çıkmalıdır. Cezasızlık sisteminden vazgeçmelidir” dedi.
Ekmek ve Adalet Kampanyası kapsamında yaptıkları faaliyetlere dikkat çeken Hatimoğulları, yurttaşların aç ve yoksul olduğunu söyleyerek, “Bıçak kemikte değil bıçak ilikte. Tablo tam olarak böyle. AKP iktidarının uyguladığı politikalardan bu sömürücü sistemden dolayı üreten de aç, tüketen de aç. Gelirde, vergide, ücrette adalet yok. Yargıda adalet yok. Bu iktidarın yönetme ehliyeti de yok. Bu iktidar bir an önce gitmelidir” diye belirtti.
“HERKES ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”
Filistin’de Lübnan’da süren savaşa işaret eden Hatimoğulları, şunları dile getirdi:
“100 yıl önce masa başında haritalar çizildi. Dün bir yılını dolduran İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarından yaklaşık 40 bin insan yaşamını yitirdi. Bu bilinen sayı. Bir de bilinmeyen var. Eminiz ki bundan daha çok fazlası var. Filistin’de Lübnan’da yaşamını kaybeden insanları saygıyla anıyorum. Siviller katledildi, topluma dönük inanılmaz düzeyde baskılar söz konusu. Ortadoğu halklarına emperyalist bir dizayn dayatılıyor. Harita yeniden çizilmek isteniyor. Filistin yakıldı, yıkıldı. Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Çin-Tayvan savaşı gündemde. Şimdi İsrail’in Beyrut’a Suriye’ye hatta daha da sınırları genişleterek Irak ve İran’a kadar uzanan saldırılar söz konusu. Bu savaş çok kutuplu dünyada yeni bir paylaşım savaşıdır. Yepyeni bir dünya düzenini yaratmak için yola çıkmış emperyalist güçlerin bölgesel savaşlarıdır. Enerji kaynakları; Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon gaz rezervleri enerji nakil hatları üzerinden dünya yeniden şekillendirilmek isteniyor. Bu nedenle bu savaşlar çıkarılıyor.
Çok daha büyük yıkım, çok ağır bir yıkım dünyanın yer kürenin ortadan kalkması anlamına gelecek büyük bir yok oluşun habercisidir bunlar. İşte nedenle bu hafta yaptığımız Avrupa Konseyi görüşmelerimizde oradaki hükümetlerin temsilcilerine Avrupa Parlamentosu temsilcilerine şu görüşlerimizi ilettik. Bütün Türkiye kamuoyu bilsin. Artık herkesin barış konusunda elini taşın altına koyması gerekiyor. Çünkü nükleer saldırılar karşısında hiç kimsenin, doğanın yaşama şansı kalmayacaktır. Gelin sınır tanımadan evrensel bir barış hareketini örgütleyelim. Dönemin ihtiyacıdır, gelişmelere bağlı olarak bu asli görevimizdir.”
“TÜRKİYE’DE ORTAK BİR YAŞAM UMUDU VAR”
AKP-MHP iktidarının, yayılmacı ve Osmanlıcı bir çizgide izlediğini aktaran Hatimoğulları, “İktidar dış politikasını Kürt düşmanlığı üzerinden bina etti. Erdoğan, ‘İsrail’in gözü Anadolu’da’ diyor. Bu gerçeklerin altını çizmek zorundayız. Erdoğan ‘one mine’ çıkışıyla ya da BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail karşıtı yaptığı konuşmalarla bir yol aldığını zannediyorsa yanılıyor. Bu konuşmalar hamasettir, pratik karşılıkları yoktur. Biz diyoruz ki halkların Türkiye’de ortak bir yaşam rüyası ortak bir yaşam umudu var” şeklinde konuştu.
“DEM PARTİ OLARAK ONURLU BARIŞ İSTİYORUZ”
Hatimoğulları, Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğinin altını çizerek şunları ifade etti:
“Sadece Türkiye’de değil; Suriye’de statü elde etmek üzere olan Kürt halkının statü hakkına dayanışmacı bir çizgi ile yaklaşılmalıdır. Bu Türkiye’nin resmi görüşü olarak da sunulabilmelidir. Barışın bölgede sağlamanın yolunun buradan geçtiğini kimse unutmamalıdır. Bizler bu taleplerimizi yükseltmek için özellikle İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecridin kırılması gerektiğini canı gönülden savunuyoruz.
Bunun için de 13 Ekim’de “Abdullah Öcalan’a özgürlük Kürt sorununa çözüm” diyerek Amed’de 10 binlerle mitingde olacağız. Biz Amed’den barışın sesini Ankara’ya İstanbul’a Amed’den barışın sesini Beyrut’a Filistin’e Amed’den barışın sesini Ukrayna ve Tayvan’a kadar ulaştırmak istiyoruz.
DEM Parti olarak onurlu barış istiyoruz. Onurlu barışın tesis edilmesi için ödenecek bedel ne ise verilecek mücadele ne ise veriyoruz, vermeye de hazırız. Bu konuda müzakere ve diyalog gerektiren dönemlerde de müzakereye de diyaloga oturmaya da hazırız. Ama şu unutulmamalıdır ki söz de değil özde. Kamera karşısına çıkıp iki söz söyleyerek yetinilmesi değil, tam da çözüme dair bir plan ve programın kamuoyuna açıklanması, böylesi bir programla ortaya çıkılması ve böyle bir somutlukla ancak siyaset konuşulabilir.”
Grup toplatısı sonrası gazetecilerin MHPlideri Devlet Bahçeli’nin “tokalaşma” çıkışa dair sorularını yanıtlayan Tülay Hatimoğulları, “Türkiye’nin iç barışa ihtiyacı var. Atılacak adımları biz de izleyeceğiz” dedi.
PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’te bir araya geldi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi Meclis’teki odasında ziyaret etti. Bahçeli, Özel’i Meclisteki odasının önünde karşıladı. İkilinin görüşmesi 45 dakika sürdü.
Görüşmenin baş başa olması talebinin Bahçeli’den geldiği belirtildi.
PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, asker cenazelerinin ardından sürekli hedef haline getirildiklerini belirterek, “Şerefli olmak yoksul halkın gencecik evlatlarının ölümünü seyretmek midir yoksa ölümlerini engelleyecek politikaları geliştirmek midir?” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin genel merkezinde basın toplantısı yaptı. Asker cenazeleri üzerinden partisinin hedef haline getirildiğini belirten Hatimoğulları, MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye de tepki gösterdi.
Hatimoğulları’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“HER GENCİN ACISINI YÜREKLERİMİZDE HİSSETTİK”
“İktidar, asker cenazelerini bile kendisinin bu ülkeyi nasıl yönettiğinin sorgulanmasını engellemek üzerine kullanacak kadar vicdansızca davrandı. Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreklerimizde hissettik.
Çatışmaların derinleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor, birileri iktidarını korumak için bu çatışmaları körüklüyor. Biz herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz.
“KARŞINIZDA HALKINI ÜÇ KURUŞA SATACAK SİZİN GİBİ İNSANLAR YOK”
Bahçeli ve diğerleri, bizleri karanlık odakların hedefleri haline getiren konuşmalar sıraladı. Sizin karşınızda dolandırıcılar, halkını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu laflardan korkacak cesaret yoksunu bir parti yok.
“HADDİNİZİ BİLECEKSİNİZ”
Şeref ve onurdan payesini almayanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, haddinizi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından nefret ve küfrü çıkarsanız yazacak bir şey bulamazsınız.
Bizler çok katledildik, çok tehdit edildik, işkence gördük, çok hapsedildik. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi için çok çaba sarf ettik, bugünlere geldik. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, halk taşıdı. Halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin tarihin en kirli çöp sepetinde yer alacağından hiç kuşkumuz yok.
Irak’ın kuzeyinde, karın buzun ortasında naylon çadırlarda savaşa gönderilen yoksul halkın çocukları. Savaş kararını verenlerin yakınları askere gitmiyor. Kerpiç evlerde oturan halkın çocukları sınır ötesine gönderiliyor. Biz parti olarak sınır ötesi harekatların durdurulmasını istedik. Güvenlik dedikçe sınırımız dünyanın en güvensiz sınırı haline getirildi.
Şerefli olmak yoksul halkın gencecik evlatlarının ölümünü seyretmek midir yoksa ölümlerini engelleyecek politikaları geliştirmek midir? Onurlu olmak, Türkün, Kürdün, Alevinin özgürce eşit yurttaşlık içinde yaşamalarını talep etmektir. Bahçeli oturacak, kendini şeref testinden geçirecek.
Kürde ‘Kürt değilim’ dedirtmek için 40 yıldır işkence uyguladınız. Kimseyi kimliğinden, dilinden koparamayız. Buna kimsenin ne hakkı ne haddi vardır. Herkes Kürt sorununun çözümü için projesini ortaya koymalıdır. İmralı’da Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kalkması, barışın konuşulmasının önünü açacaktır. Barışın kaybedeni olmaz. Bizler bu sorunun Meclis zemininde çözümü için her türlü sorumluluğu almaya hazırız.”
AKŞENER’E YANIT
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bugün partisinin grup toplantısında DEM Parti hakkında söylediklerine de yanıt veren Hatimoğulları, şöyle konuştu:
“Bizim ismimiz sürekli değişiyorsa parlamento dönüp kendisine bakacak. Bizler üzerindeki baskılara seyirci kalanlar demokrat olduklarını söylemesinler. Onlar sırtlarını 90’lı yılların karanlık tarihine dayamış, biz ise gücümüzü halkımızdan aldık. Umarız ki muhalefetin diğer kesimlerinin aklı başına gelir.”
PİRHA-HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, AYM ve Yargıtay’ın Can Atalay kararları sonrasında yaşanan kriz ve ‘Yeni Anayasa’ tartışmalarına dair Meclis’e çağrıda bulunarak, “Darbe anayasası yerine demokratik yeni bir anayasaya hazırız” dedi. Bakırhan, Bahçeli’nin sözlerine de sert tepki göstererek, “Haddine bak, işine bak, bu kin ve nefret dilini terk et diyoruz” ifadelerini kullandı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.
Türkiye tarihinin “darbeler tarihi” olduğunu ifade eden Bakırhan, daha önce yaşanan sivil ve askeri darbeleri anımsattı. HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçinin gözaltına alınıp tutuklandığı 4 Kasım 2016 tarihini de “darbe” olarak nitelendiren Bakırhan, “Geçen yüzyıl içinde bunca darbenin yaşanmasının temel sebebi, demokrasinin bu ülkeye hiç uğramamasından kaynaklıdır” dedi.
SEYİT RIZA’YI ANDI
Yüzyıl boyunca darbeler yaşandığını söyleyen Bakırhan, Türkiye’ye başkaldıran Kürt lider Seyit Rıza’nın katledilişinin 86’ncı yıldönümü olduğunu hatırlattı. Bakırhan, “Ne demişti Seyit Rıza pirimiz? ‘Bu cinayettir, bu zulümdür’ demişti. Geçen yüzyıl tam da bu iki cümlede saklıdır. Bu cinayettir, bu zulümdür sözleri çok anlamlıdır. Bu darbeci anlayışlara bir kez daha sesleniyoruz; yolumuz Seyit Rıza Pirlerin yoludur. Bu yoldan, demokrasi arayışımızdan, hiçbir darbe ve darbeci anlayış bizi yolumuzdan vazgeçiremeyecektir. Seyit Rıza ve yoldaşlarını da saygı ve minnetle anıyoruz. Seyit Rıza ve arkadaşlarının katledilmesinin vesilesiyle Meclis’e bir çağrıda bulunuyoruz; Dersim’in ismi iade edilsin. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri bile belli değil. Biraz vicdan, hukuk ve etik değerler varsa Seyit Rızaların mezar yerleri de açığa çıkarılsın ki, bunun bilindiğini herkes çok iyi biliyor” diye konuştu.
“DEMOKRATİK BİR ANAYASAYA HAZIRIZ”
Bizler yeni bir anayasaya hazırız. Yeni bir anayasa yapılmalıdır. Darbe anayasası yerine demokratik bir anayasa olsun diyoruz. Ama herkesi Türk sayan, tek tipçi erkeklerin çıkarlarına cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren, sosyal devlet ve hukuk ilkelerini mürekkepten ibaret sayan, her şeyi merkeze bağlayan, yerelin iradesini yok sayan, vicdan ve inanç özgürlüğünü görmezden gelen bir anayasaya asla evet demeyeceğiz. Darbenin panzehiri demokrasidir. Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve eşitlik talebinde ısrarcı olarak bu darbe anayasasını hep birlikte çöp sepetine atacağımız günler uzak değildir.
MECLİS’E ÇAĞRI
Yargıtay darbesinden yeni anayasa çıkarmak isteyenlerin bu ülkede herkesin kendisini ifade etmesi mümkün değildir. Buradan soruyoruz; AYM’ye darbe teşebbüsünde bulunanlar hangi akılla yeni bir anayasa yapacaklar? Yapacakları anayasa gerçekten bizi kapsayacak bir düzeyde mi olacak, sorunlarımızı çözecek mi? Yeni anayasa ancak demokratik bir temelde inşa edilirse kıymetlidir bu nedenle sizin huzurlarınızda Meclis’e çağrı yapıyoruz. Gelin demokratik bir anayasa yapalım. Ama bunun koşullarını yaratmak için elimizi taşın altına koyalım önce. TCK’yı demokratikleştirelim, hepimizi içeri tıkan TMK yasasını ortadan kaldıralım, merkez yerel ilişkisini yeniden belirleyelim, demokratik siyasetin önündeki yargı vesayetine son verelim, iç güvenlik kanununu ortadan kaldırarak emniyetin sopasından kurtulalım, kayyım atamalarına son verecek düzenlemeler yapalım. Herkesin kendisini özgürce ifade edeceği, demokratik uzlaşı ve evrensel ilkelere uygun yeni bir anayasanın alt yapısını hazırlayayım. Aksi halde yeni anayasa tartışmaları kandırmaktan öteye geçmeyecektir.
11-12 Kasım’da yerel yönetimler konferansımızı gerçekleştirdik. İki gün sürdü. Hem özgün hem de karma konferanslar yaptık. Bundan önce yüzlerce binlerce toplantı yaptık, halkımızla buluştuk, onların düşünce ve önerilerini aldık. Bu konuda mücadele tarihimizde muazzam bir birikim var. Bu toplantılar bizlere yol gösteriyor, önümüzdeki dönem yol haritamızı belirliyor. Yerel yönetimlerde halkla beraber, halk için, kendimizi de kentimizi de yöneteceğiz şiarıyla yola çıkmıştık.
BAHÇELİ’YE TEPKİ
Bakırhan, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin AYM Başkanı Zühtü Arslan’ı açık hedef gösterip “AYM başkanının dilinin altında eveleyip gevelediği asıl maksadı, asıl düşüncesi nelerden ibarettir? AYM başkanının haddini çok açık bir şekilde aştığını düşünüyoruz. Türk devletiyle uğraşma, cesaretin varsa Kandil’e git” ifadelerine tepki gösterdi.
Bakırhan şu ifadeleri kullandı:
“Yargıtay ve AYM üzerinden başlayan bir tartışma var. Biz buna ilk günden beri darbeye teşebbüs dedik. Asıl darbe Saray tarafından yürürlüğe konulmuştur. Erdoğan açık bir dille Yargıtay’a destek vererek, darbeye destek olmuştur.
Bu teşebbüsün başında olduğunu bir kez daha aleni bir şekilde ifade etmiştir. Bu darbe teşebbüsünün asıl vurucu güçü küçük ortaktır. Küçük ortak bugün yine esip gürlüyordu. Her hafta bir gün esip gürlemenin dışında başka bir bildiği yok.
Biz de bu salonda küçük ortağa, biz demokrasi için ağır bedeller ödedik, senin tehditlerinden korkacak durumda değiliz diyoruz. Haddine bak, işine bak, bu kin ve nefret dilini terk et diyoruz. Küçük ortak zaten düşüncesini açık ediyor. Anayasa Mahkemesi’ni kapatacağız ya da kendimize benzeteceğiz diyor. Kendilerine benzeyen hiçbir şeyden bu millete hayır gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz. İktidar bu darbe teşebbüsüyle aslında tabuta konulan hukuk sistemine son çiviyi çakmak istiyor. Erdoğan açıklamaları bu yaşananların önceden hazırlanmış bir darbe teşebbüsü olduğunu ortaya koyuyor. Bir taraftan yeni Anayasa tartışmaları yapıyorlar, diğer taraftan da yargı darbesine destek çıkıyorlar.”
Gözaltına alınan Mahir Akkoyun serbest bırakıldı. Akkoyun, savcılık ifadesinde, tasarımlarında siyasi gündeme ilişkin düşüncelerimi beyan ettiğini belirtirken, “Üzerime atılı suçu kabul etmiyorum” dedi.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli’nin fotoğraflarının üzerinde yer aldığı, “Bu ürün size pahalı mı geldi? Erdoğan sayesinde” yazılı etiketlerini tasarlayıp sosyal medya hesaplarından paylaşan Mahir Akkoyun’un savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı. Akkoyun’un, “Ben bu tasarımları siyasi gündeme ilişkin düşüncelerimi beyan etmek amacıyla paylaşımda bulundum. Herhangi bir hakaret etme kastım yoktur” dediği öğrenildi.
Mahir Akkoyun, bu sabah ailesi ile birlikte İzmir’de yaşadığı evinin önünde gözaltına alındı. Konak İlçe Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemleri tamamlanan Mahir Akkoyun, Bostanlı’daki bölge Adliyesi’ne getirildi.
“BEN GRAFİK TASARIMCI OLDUĞUMDAN SİYASİ GÜNDEM OLAN ETİKETLERİ TASARLADIM”
“Ben grafik tasarımcı olduğumdan siyasi gündem olan Twitter hesabımda paylaştığım etiketleri tasarladım. Sadece ben Twitter adresimde paylaştım, bu etiketlerin dökümünü ve marketlerde yapıştırma işlemini ben yapmadım bunu kimin yaptığı hakkında herhangi bir bilgim yok. Ben bu tasarımları siyasi gündeme ilişkin düşüncelerimi beyan etmek amacıyla paylaşımda bulundum. Herhangi bir hakaret etme kastım yoktur. Hazırladığım görselleri kullanmak için pek çok kişi mesaj gönderiyordu bunlara cevap vermek zaman aldığından genel bir açıklama olarak tweeti paylaştım. Üzerime atılı suçu kabul etmiyorum. Yakalama kararı hukuka aykırı olup işleme itiraz etmekteyim.”
“ELEŞTİRİ HAKKI KAPSAMINDADIR”
Akkoyun’un avukatı Berfin Kaya ise “Cumhurbaşkanına hakaret’ suçu yasal unsurları oluşturmamaktadır. Müvekkil yalnızca hayat pahalılığı ile ilgili düşüncelerini paylaşmıştır. İfade özgürlüğü ve siyasilere ilişkin eleştiri hakkı kapsamı altındadır. Haksız şekilde gözaltı kararı olmaksızın müvekkile uygulanan fiili gözaltı işlemine de itiraz ediyoruz” dedi ve müvekkili Akkoyun’un serbest bırakılmasını talep etti.
PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan Mithat Sancar, “HDP’nin kapısına kilit vurulsun’ diyor. Yahu ‘Biz anahtar partiyiz’ diyoruz, onlar kilitten söz ediyor. Tonlarca kilit getirseniz hepsini açarız. Milyonlar hak ve özgürlük için seçimlerini yapmış, o güzel günü bekliyor. Halk kararı verecek ve bu düzene noktayı kalın bir şekilde koyacaktır” ifadelerini kullandı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis’teki grup konuşmasında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.
Bu haftaki grup toplantısına, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, Ankara İl Başkanı Şükran Doğan, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Genel Sekreteri Emre Öztürk, EHP Sözcüsü Özge Akman, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu üyeleri Perihan Koca, Juliana Gözen, Pelin Kahiloğulları, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Sözcüsü Barış Kayaoğlu, yöneticileri Erdal Ataş, Dilşat Cambaz Kaya, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ve Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün’ün yanı sıra Kurdistan Sosyalist Partisi (PSK) Genel Başkanı Bayram Bozyel, Genel Başkan Yardımcısı Celal Yıldız, PM üyesi Haydar Cihaner katıldı.
“GİDİŞLERİ MUHTEŞEM OLACAK”
Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Zorlu olduğu kadar umutların ve heyecanın da giderek yükseldiği bir atmosferde seçim sürecine hazırlanıyoruz. Hayatımızı umudumuzu geleceğimiz ekmeğimizi ve sabrımızı tüketmek isteyen bu iktidar düzeninin, bu rejimi bir an önce gönderecek olmanın hayali bile o kadar güzel ki. Gidişlerinin nasıl muhteşem olacağını anlatmaya bile gerek yok. Milyonlar hak ve özgürlük meşalelerini yakmışlar o güzel günü bekliyorlar. Kutsal bir yürüyüş bu ve başarıyı mutlaka getirecek güçlü bir irade bu. Seçim tarihi aşağı yukarı netleşti. AK Parti genel başkanı 14 Mayıs olarak açıkladı. Bugüne kadar zamanında olacak diyordu her sözü gibi bundan da caydı. Bizler HDP ittifaklarımız halkımız hangi tarihte yapılırsa yapılsın bu seçime hazırız. Bu seçim kararının açıklanacağı an cumhurbaşkanının görevden affını isteme anına dönüşecektir. Seçimlerde de halk en büyük kararı verecek ve bu düzene noktayı kalın bir şekilde koyacaktır.
“ÜSKÜDAR’IN YOLUNU BULAMAYACAKLAR”
Bu kez iktidarın atı alıp Üsküdar’ı geçmesi o kadar kolay olmayacak. Atı da Üsküdar’ın yolunu da bulamayacaklar. Önümüzdeki seçimler bir seçimin ötesinde anlama sahiptir. Bunun iktidar da farkında. Sadece bir parlamenter ve cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacak. Yaşamak istediğimiz ortak geleceğin belirlenmesi seçimi olacaktır. Bu seçim bir rejimi oylama seçimi olacaktır.
“HER TÜRLÜ ZORLUĞA HAZIRIZ”
Bizler için geleceği kurma, mücadeleyi büyütme meselesidir. Sadece sandıkla sınırlı bir olay değil. Bugünden itibaren sandığa kadar, sandıktan sonra geleceğin her anını birlikte belirleyeceğimiz bir süreçtir bu. Bizler en büyük demokrasi ittifakıyla, Emek ve Özgürlük İttifakı ile yürüyoruz bu süreci. Bu ittifakı daha da büyütüp bütün ezilenleri, bütün mazlumları bir araya getirmek istiyoruz. Onların seçiminde halk yok, yoksullar, kadınlar, gençler yok. Bu ülke yok aslında onların seçimlerinde. Sadece bir tek şey var, kendi saltanatı. Halkın üzerine karabasan gibi çöktükleri kötülük düzenini sandıktan da çıkartmak istiyorlar. Bu seçimler çok çetin bir mücadeleye sahne olacaktır. Biz her türlü zorluğa hazırız.
“SANKİ SEÇİME DEĞİL, SAVAŞA HAZIRLANIYORLAR”
Bu seçimlere hukukun demokrasini askıda olduğu ağır bir siyasi tecrit koşullarında giriyoruz. HDP başta olmak üzere tüm demokratik toplumsal muhalefet her gün yeni saldırılarla karşı karşıya bırakılıyor. Cumhur İttifakı, sanki seçimlere değil savaşa hazırlanıyorlar. Kampanyalarını seçim değil bir savaş kampanyası gibi yürütüyorlar. Çünkü korkuları büyüktür. Çünkü kaybederlerse sonucun ne olacağını hepimizden çok daha iyi biliyorlar. İşte hakkımızda açılan kumpas davaları, yürümekte olan kapatma davası, Hazine yardımına bloke konması kararı, muhalefete yönelik siyasi yasak kuşatması, medya üzerinden yürütülen tetikçilik faaliyeti, bunların her biri bu rejimin seçim kampanyasının araçları olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bu karanlık ittifakın halka sunabileceği herhangi bir olumlu vaadi kalmamıştır. Siyasi bir meseleleri yoktur. Bu ülke için bu karanlıktan başka bir gelecek tahayyülleri de yoktur. Çünkü çözümün değil sorunların odağı olan bir iktidar olarak bir varlık meselesi mücadelesi yürüttüklerini biliyorlar o nedenle ellerinde kalan baskı, yasak, hukuk dışılık dışında herhangi bir aracı yöntemi kullanacak durumda değiller. Bu ülkenin etrafına cezaevi duvarları örmeye çalışıyorlar. Bunların seçim kampanyası kelepçe siyasetidir, cendere siyasetidir, kuşatma siyasetidir.
“GÜR SESLE BAĞIRIYORUZ; SAVAŞA HAYIR”
Emekliden emekçiden dar gelirliden yoksullardan EYT’lilerden esirgenen kaynaklar nereye gidiyor biliyoruz, işte bu düzenin yalan ve kara propagandasına harcanıyor. Troller ordusuna ve en büyük kalem savaş politikasına harcanıyor. Bu iktidar savaş politikalarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Savaş politikalarıyla toplumsal muhalefet güçleri arasına nifak sokmaya çalışıyor. En savaş karşıtı ittifakı oluşturmak demokrasi yürüyüşünün en önemli hedeflerindendir. Hep birlikte açık ve gür bir sesle bağırıyoruz; savaşa hayır.
“MUHALEFET SESSİZ KALAMAZ”
Bugün iktidarın küçük ortağı esti, gürledi yine. Anayasa Mahkemesi’ni tehdit etti. Açık ve net bir şekilde şantaj yaptı. Artık Anayasa diye bir şey kalmadı. Anayasa’yı ayaklar altına almak konusunda en ufak bir çekinceleri yok. Çünkü kurtuluşları zorbalıktadır. ‘Eğer bu kararı derhal HDP aleyhine almazsanız hainsiniz’ diyor. Yargıya bundan daha açık tehdit olabilir mi? Bu sadece MHP’nin söylemi olarak anlaşılmamalıdır. Bu iktidarın, rejimin politikasıdır. O yüzden yapılan her şey birlikte yapılmaktadır. Hesabını da halka birlikte verecekler. İktidar kanadında kalan muhalefet partilerine de sesleniyoruz: Bu kadar açık Anayasa ihlalleri, bu zorbalık karşısında sessiz kalamazsınız. Sessiz kaldığınız her zorbalığın pratiği, eninde sonunda ülkeye egemen kılınmak istenen sistemin bir aynasıdır. Bu planları hep birlikte bozalım. Bu hepimizin halka karşı tarihi sorumluluğudur.
“TONLARCA KİLİT GETİRSENİZ HEPSİNİ AÇARIZ”
‘HDP’nin kapısına kilit vurulsun’ diyor. Yahu ‘Biz anahtar partiyiz’ diyoruz, onlar kilitten söz ediyor. Tonlarca kilit getirseniz hepsini açarız. Bu ülkede kilit üreticileri sizin taleplerini karşılayacak üretimi bile yapamazlar. Öyle anahtarlar var ki elimizde, koyduğunuz her kilidi çatır çatır açacağız. Bu kararlılık seçimlerde, en fazla 4 ay sonra sizin kapınıza halkın kilit vurduğu tarih olacaktır.
“14 MAYIS HALKLARIN MİLADI OLACAK”
Bizler bir cumhurbaşkanı adayı çıkaracağımızı ilan ettik. Diyoruz ki bu topraklarda yaşayan tüm halkların adayını tartışıyoruz. Böyle bir aday çıkarmak istiyoruz. Alın teri dökenlerin, kadınların, gençlerin temsilcisi olacak. Meclisi en geniş katılımla, tüm renklerin, halkların temsil edildiği bir platforma çevirmek istiyoruz. Yani halkların demokratik meclisini yaratmak istiyoruz. Buna gücümüz var. Gücümüze inanıyoruz, kararlıyız, hepimiz buna odaklanmış durumdayız. 14 Mayıs halkların miladı olacaktır. Gün bizim, güneş bizim. Göğsümüzde ateş bizim. El ele olduğumuz bu güzel ülke bizim. Dün bizim, yarın bizim. İnşa edeceğimiz yeni yaşam bizim. Hasrete vurduğumuz mayısta, haziranda gülmek bizim.
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, erken seçim çağrısı üzerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı. Bahçeli, “Bizim mafyayla ortak olduğumuzu söylemek bariz bir saptırmadır” iddiasında bulundu.
AKP’nin iktidar ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında konuştu.
“Kılıçdaroğlu masal anlatmasın, ruh ikizi haline dönen mafyaya baksın” diyen Bahçeli, “Bizim mafyayla ortak olduğumuzu söylemek bariz bir saptırmadır. Ama mafyanın medyaya, tetikçi yazarlara nasıl nüfuz ettiğini duymayan kalmamıştır. CHP yönetimi öyle bir hale gelmiştir ki hamama götürseniz kurna beğenmezler, düğüne götürseniz zurna beğenmezler. Zehirli mantar gibi her dedikodunun etrafında biterler” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin grup konuşmasının ardından sosyal medyada Bahçeli ile mafya başı Alaattin Çakıcı’nın birlikte çektirdiği fotoğrafın paylaşılması dikkat çekti.
Silahlı saldırıya uğrayan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ Erdoğan ve Bahçeli’ye seslenerek, “Korkmuyorum, susmayacağım. Farklı şeyler de söyleyeceğim” dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ saldırıya uğramasının ardından hastanede KRT TV’ye bağlanarak açıklamalarda bulundu. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenen Özdağ, “Korkmuyorum, susmayacağım. O gençlere sesleniyorum, kendinizi kullandırmayın. Selçuk Özdağ ancak öldürülürse susar” dedi.
“FARKLI ŞEYLER DE SÖYLEYECEĞİM”
Silahlı saldırıya karşılık vermemesi durumunda yaşamını yitirmiş olabileceğine değinen Özdağ, “Susmayacağım, korkmayacağım. Ben soru sordum 17-25 Aralık Bahçeli için ne ifade ediyor dedim. Selçuk Özdağ susmaz, Selçuk Özdağ ancak öldürürlerse susar. Aziz millete sesleniyorum, bunların hukuk reformu bu. Kendilerini eleştirenleri susturmanın yolu silah, sopa, hakaret, küfür… Bunları yapıyorlar. Ben 3 dönem milletvekilliği yaptım. Ben 5 sene ülkü ocaklarında çalıştım, 7 sene idamla yargılandım, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yardımcılığını yaptım. Bu saldırı demokrasi ayıbıdır. Türkiye’yi zorbalar ülkesi yapmayacağız. Burası orman kanunlarının geçerli olduğu bir ülke olmayacak. Sayın cumhurbaşkanı bu failleri bulun. Ben hayatım boyunca hiçbir zaman korkmadım. Kenan Evren’den de korkmadım. Konuşmaya da devam edeceğim. Farklı şeyler de söyleyeceğim” diye konuştu.
SALDIRI ANINI ANLATTI
Saldırı anında yaşanılanları aktaran Özdağ, şunları söyledi: “Arabaya biniyordum bana arkadan saldırdılar. Onlarla boğuşmaya, yumruklaşmaya başladım. Bana hiçbir şey söylemediler. İki kişi bana silah doğrultmuştu. Şoförüme de silah doğrultmuştu. Şoförüm silahla ateş etmeye başlayınca korktular ve çekildiler. Milletimi uyandırmak istiyorum, uyarmak istiyorum. Aziz milletim uyanın.”
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği’ni (TTB) ziyaret etti. Bahçeli’ye yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Covid-19’la mücadele edenler terörist oluyor, hayatımda duyduğum en saçma şey” dedi.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği’ni (TTB) ziyaret etti. Klılıçdaroğlu, TTB ziyaretinde şunları söyledi:
“Sağlık çalışanlarına şükran borçluyuz. Bir anda ne olduysa sağlık çalışanları suçlu oldu. Neden? Çünkü sağlık çalışanları halka doğru bilgi vermeye çalışıyorlar. “Önlem alın” diyorlar. Vay sen misin önlem alın diyen? Kim diyecek bunu? Bunlar itiraz etmeyecek de, hükümeti Saray’ı uyarmayacak da kim uyaracak? Halkın sağlığını tehlikeye atan yöneticileri uyarıyorlar. Baştan politikalar belirlemeliydi bu iktidar.
“TTB, YÖNETİCİLERİ UYARIYOR”
TTB suç işlemiyor, yöneticileri uyarıyor. Baştan bir strateji belirlemesi gerekiyordu iktidarın. Salgının önlenmesi gerekiyordu, yaptılar başta, sokağa çıkma yasağı, okulların kapatılması gibi. Ama bu kararların doğuracağı bir şey vardı, işsizlik ve arkasından yoksulluk. Hükümetin buna da çözüm üretmesi gerekiyordu.
Önlemlere bakar mısınız? Kahvehaneler açık ama oyun oynamak yasak. Oyun oynamak yasaksa vatandaş kahveye neden gitsin? Yapılacak şey basit, her oyunda sıfır, yeni kağıt açılacak.
Kurumsal olarak devletin yalan söylememesi lazım. Verileri bir siyasetçi değil, Bilim Kurulu’ndan birinin açıklaması gerekiyor.
Başlangıçta Sağlık Bakanı güven verdi, doğru. Ama o da daha sonra ‘Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla’ deyince güven kayboldu.
Sağlık çalışanları günün 24 saati çalışıyor. Hangi politikacı günde 24 saat çalışıyor.
TTB’nin kapatılması lazım. Niçin? Gerçekleri söyledikleri için. Baştan itibaren olayın ciddiyetinin, var olan devleti yöneten kesim bu olayın ciddiyetini kavrayamadı.
En başından söyledim yine söyleyeyim, uçak biletlerini KDV’yi 18’den 1’e indirdik. Pandemiyle ne ilgisi var bunun? 3 gün sonra da uçakla gitmek yasak… Hangi önlemlerin alınması gerektiğini uzmanlara sorar insan.
“HAYATIMDA DUYDUĞUM EN SAÇMA ŞEY”
Bütün sağlık çalışanlarına, bu ülkenin sade bir vatandaşı olarak teşekkür ediyorum. Sizlere minnet borçluyuz. Covid-19’la mücadele edenler terörist oluyor, hayatımda duyduğum en saçma şey.
Gerçekler dillendirilmeli ki siyaset kurumları ona göre önlem alsınlar. Siyaset kurumuna içinde yaşadıkları bütün tabloyu net bir şekilde sunuyorlar. Madem ki tek adam yönetimi var, TTB’yi, Eczacılar Birliği’ni falan çağırıp sorması gerekiyordu. Oradan oturup ahkam kesmek kolay, asıl suçlu dinlemeyenlerdir. Siyaset kurumunun oturup dinlemesi lazım, suçlaması değil.
SAĞLIK ÇALIŞANLARINA SALDIRI
Sağlıkta şiddet yeni bir olay değil. Tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum, sağlık çalışanlarına şiddet asla kabul edeceğimiz bir şey değildir.“
PİRHA-KESK, “TTB, derhal ve gecikmeksizin kapatılmalıdır” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye tepki gösterdi. KESK, “TTB’ye yönelik Devlet Bahçeli üzerinden başlatılan linç kampanyası bir halk sağlığı sorunudur ve sonuçları hepimizin sağlığını yakından ilgilendirmektedir” dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “TTB, derhal ve gecikmeksizin kapatılmalıdır. Yöneticileriyle ilgili adli işlem yapılmalıdır” sözlerine ilişkin yazılı metni yayınladı.
Açıklamada, “Daha önce de ‘Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur’ başlıklı basın açıklaması nedeniyle iktidar ittifakının hedefine giren TTB’ye yönelik Devlet Bahçeli üzerinden başlatılan linç kampanyası bir halk sağlığı sorunudur ve sonuçları hepimizin sağlığını yakından ilgilendirmektedir ”denildi.
“İKTİDAR TTB GİBİ SALGINLA BİREBİR MÜCADELE EDEN DEMOKRATİK KURUMLARI HEDEF ALMAKTADIR”
Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Türk Tabipleri Birliği Anayasanın 135. Maddesi’nde belirtilen kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarından biridir ve kamunun genel çıkarını, halkın sağlığını korumak temel görevi ve sorumluluğudur. Türk Tabipleri Birliği’nin hekimlik mesleğini merkezine alarak salgına dair yaptığı tüm açıklama ve uyarılar, açıkladığı veriler toplumun çıkarını ve halkın sağlığını korumayı amaçlamaktadır. TTB bizzat hastanelerden, aile hekimliklerinden aldıkları bilgileri paylaşmakta, gelen bilgiler iktidarın açıkladığı verilerin gerçeklikle uzaktan yakından alakasının olmadığını göstermektedir. Nitekim Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı veriler sadece birkaç ilden gelen verilerle çürümektedir.
Salgında yaşanan durum acil tedbirler alınmasını gerektirmekte iken iktidar “her şeyin kontrol altında olduğu” algısı yaratarak, suçlu olarak vatandaşları göstererek sermayeyi korumayı ve kollamayı sürdürmek istemekte, bu nedenle TTB, SES gibi salgınla birebir mücadele eden demokratik kurumları hedef almaktadır.
TTB ve üyeleri baştan itibaren salgınla mücadele en ön saflarda yer almış, bugün itibariyle 92 sağlık emekçisi korona nedeniyle yaşamını yitirmiş, binlercesi enfekte olmuş, buna rağmen halkın sağlığını korumak için canla başla çalışmaya devam etmektedir.”
Daha önce de “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı basın açıklaması nedeniyle iktidar ittifakının hedefine giren TTB’ye yönelik Devlet Bahçeli üzerinden başlatılan linç kampanyası olduğunu hatırlatan KESK, “TTB’ye yönelik linç kampanyası salgına karşı mücadele ederken yaşamını yitiren sağlık emekçilerinin anılarına da büyük bir saygısızlık, hala görevi başında olanlara da saldırı ve hakaret anlamına gelmektedir. Yönetemeyen ve salgında sağlık emekçilerinin tükenmesine neden olan iktidar ve küçük ortağı salgında kaybettikleri kontrolün sorumlusu olarak TTB’ye değil aynaya bakmalıdırlar. Suçlu aranıyorsa zihniyetlerinde, faşizan politikalarında aranmalıdır” ifadelerini kullandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hedef aldığı Türk Tabipleri Birliği tarafından yapılan açıklamada, “Bu topraklarda binlerce yıldır iyi hekimlik yaptık, yapıyoruz, yapacağız!” denildi. Açıklamada, “İyi ki bu ülkede iyi hekimlik değerlerinin, halkın sağlık hakkının ve mesleki – etik dayanışmanın önemini bilen milyonlar var…” ifadeleri kullanıldı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Derhal ve gecikmeksizin kapatılmalıdır. Yöneticileriyle ilgili adli işlem yapılmalıdır” sözleriyle hedef aldığı Türk Tabipleri Birliği (TTB), sosyal medya hesabından açıklama yaptı.
TTB açıklamasında, “#İyikiTTBvar Ama daha da önemlisi; İyi ki bu ülkede iyi hekimlik değerlerinin, halkın sağlık hakkının ve mesleki – etik dayanışmanın önemini bilen milyonlar var…” ifadelerini kullandı.
“Biz hekimiz. Biz #TürkTabipleriBirliği’yiz” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Tıbbın kurucuları İstanköylü Hipokrates’ten, Bergama’lı Galenos’tan bu yana burada, bu topraklardayız. Bu topraklarda binlerce yıldır iyi hekimlik yaptık, yapıyoruz, yapacağız!”
“SÖZLERİMİZİN ARKASINDA, GÖREVİMİZİN BAŞINDAYIZ”
Öte yandan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, yazılı bir açıklama yaparak Bahçeli’nin açıklamalarına yanıt verdi.
“Türk Tabipleri Birliği tarihin süzgecinden günümüze ulaşan iyi hekimlik değerlerinin vazgeçilmez temsilcisidir” denilen açıklamada, “Giderek şiddetlenen ve binlerce insanımızın, onlarca hekim ile sağlık çalışanının ölümüne neden olan COVID-19 salgınının her aşamasında Türk Tabipleri Birliği bütün enerjisini insanlarımızın sağlık ve yaşam hakkını savunmak için harcamıştır” denildi.
“Salgına Karşı Bilgilendirme ve Uyarı Türk Tabipleri Birliği’nin Yasal ve Etik Yükümlülüğü; Yaşama ve Yaşatma Mücadelemiz Tarihsel Hekimlik Sorumluluğunun Gereğidir!” başlıklı açıklamada, “Türk Tabipleri Birliği’nin salgına yönelik bilimsel verilere dayanan uyarı ve önerileri toplumun sağlık ve yaşam hakkı için kamuoyu ile paylaşması evrensel, yasal ve etik sorumluluğudur. COVID-19 salgınında kaybettiğimiz meslektaşlarımızı siyah kurdele ile anmak ve başka kayıplar olmasın diye çabalamak ise kaybettiklerimize ve yakınlarına karşı vefa borcumuzdur” ifadeleri kullanıldı.
“Türk Tabipleri Birliği ve hekimler dün olduğu gibi bugün de ve yarın da bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye devam edeceklerdir” denilen açıklamada, “TTB Merkez Konsey üyeleri olarak sözlerimizin arkasında, görevimizin başındayız” denildi.
BAHÇELİ HEDEF ALMIŞTI
Twitter hesabından açıklamalarda bulunan Devlet Bahçeli, dün TTB’yi hedef aldı.
“Çağrım şudur: Türk Tabipler Birliği, bugünkü hassas dönemde, insan ve toplum sağlığı hakkında asılsız şaibe ve şüpheleri körüklemektedir” iddiasında bulunan Bahçeli, “Bu nedenle sadece adında Türk bulunan Tabipler Birliği derhal ve gecikmeksizin kapatılmalıdır. Yöneticileriyle ilgili adli işlem yapılmalıdır” dedi.
“Siyah kurdele takan-takmayan ayırımı hastanelerde vasat bulursa muhtemel gelişmeler hakkında bir fikri olan var mıdır?” diyen Bahçeli, “Türk Tabipler Birliği korona kadar tehlikelidir, tehdit saçmaktadır. Üstelik, hükümete yönelik ‘Yönetemiyorsunuz, ölüyor, tükeniyoruz’ eylemi haince bir tertiptir” iddiasında bulundu.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında AKP ile yürüttükleri ‘Cumhur İttiafakı’nın sona erdiğini açıklamasından sonra dolar liraya karşı yüzde 3.5’e yakın değer kazandı.
Bahçeli, bugün partisinin grup toplantısında “31 Mart 2019 Mahalli idareler seçimlerine yönelik herhangi bir ittifak beklentimiz, ittifak arayışımız, ittifak niyetimiz geldiğimiz aşamada artık kalmamıştır” dedi. Bahçeli’nin açıklamaları sonrası dolar lira paritesinde yüzde 3.5’e yaklaşan artış yaşandı.
Dolar kuru dün piyasaların kapanış saatinde 5.66 TL seviyesinde hareket ederken, yeni güne 5.68 TL seviyesinde başlamıştı. Sabah saatlerinde en yüksek 5.8528 TL’yi gören dolar, en düşük ise 5.6618 TL’ye geriledi. Dolar kuru saat 11.51 itibarıyla 5.8390 TL’de bulunurken, 6.7194 TL’ye yükselen avro kuru ise 6.6992 TL’de hareket etti.
Dolar-lira dengesi Pastör Andrew Brunson’ın ülkesine dönmesinin ardından ABD’nin Türkiye yaptırımlarının kaldırılacağı ve iki ülke ilişkilerinin daha iyi bir seyre gireceği beklentisiyle 6.30 seviyelerinden 5.52’ye kadar yaşanan bir düşüş yaşanmıştı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT Tırları davasında 25 yıl hapis cezası alması nedeniyle Ankara’dan İstanbul’a kadar Adalet yürüyüşü başlatan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Halkların Demokratik Kongresi (HDK) tüm bileşenleri ile destek vereceğini açıkladı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) CHP’nin başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’ne desteğini açıkladı. HDK yürütme kurulundan yapılan açıklamada ” HDK, güzergah üzerindeki yerel meclislerini bileşenlerini ve tüm toplumsal kesimleri kendi uygun buldukları yol ve yöntemlerle adalet talebini açıklamaya, sokağa taşırmaya davet etmektedir” denildi.
“ADALET BİR GÜN SANA DA LAZIM OLACAKTIR”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından Ankara’dan İstanbul’a ‘adalet Yürüyüşü’ başlattı. ‘Adalet Yürüyüşü’nün 5. gününde HDK’den yürüyüşe destek geldi. HDK Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada tutuklu milletvekillerine dikkat çekildi.
CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili tavrına da gönderme yapılan açıklamada “Siyasi mekanizmaların ve hukukun bu denli deforme edildiği koşullarda hiç bir siyasi irade bunun olumsuz sonuçlarından azade olamazdı. Kılıçdaroğlu’nun Bahçeliye söylediği ‘Adalet bir gün sana da lazım olacak’ sözü bu anlamıyla ironiktir.” denildi.
“ADALET TALEBİ VE EYLEMİNİN BÜYÜTÜLMESİ GEREKİYOR”
Yürüyüşün meşruluğuna dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Halkların Demokratik Kongresi, talebin ve eylemin toplumsal kesimlere yayılması, büyütülmesi tarzında olması gerektiğine inanmaktadır. Bir güzergahta değil birden çok güzergahta, bir parkta değil birden çok alanda, bir kesimin değil tüm ezilen kesimlerin öz taleplerini yüksek sesle sokakta dile getirmesiyle adalet talebi doğru şekilde dillendirilmiş olur. Elbette adalet talebi gerçek sahiplerince toplumun mağdur edilmiş tüm kesimlerince savunulduğunda; dar siyasi hedeflerden çıkartılıp toplumsal taleplere dönüştürülebildiğinde, sınırlı eylemlerden geniş toplumsal hareketlere ve öz örgütlenmelere sıçratılabildiğinde demokrasiye hizmet etmiş olacaktır. HDK Yürütme Kurulu güzergah üzerindeki yerel meclislerini bileşenlerini ve tüm toplumsal kesimleri kendi uygun buldukları yol ve yöntemlerle adalet talebini açıklamaya, sokağa taşırmaya davet etmektedir.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Adalet Yürüyüşü’nün ikinci gününde kendisini ve partisini hedef alan açıklamalar yapan MHP lideri Devlet Bahçeli’ye yanıt verdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlattığı “Adalet Yürüyüşü’nün ikinci gününe başladı. Öncesinde de, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin dünkü açıklamalarına yanıt verdi.
Partisinin milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından dün Ankara’dan İstanbul’a ‘Adalet Yürüyüşü’ başlatan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ikinci gününde.
Yürüyüşe sabah saat 08.00’de başlayan Kılıçdaroğlu, öncesinde yaptığı açıklamada Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Baçeli’nin kendisini ve partisini hedef alan açıklamalarına yanıt verdi.
Kılıçdaroğlu, Bahçeli’nin “Akılsız başın cezasına ayaklar çekermiş. CHP’liler aklını başına alsın” şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine şunları söyledi:
“Eğer yürüyüşler yasal ölçüler içinde yapılıyorsa hiçbir şey olmaz. İnsanlar zaten sabah akşam yürüyorlar. Metroya, otobüse binerken yürüyorlar. İş yerlerine giderken, gelirken yürüyorlar. Yürümenin suç olduğunu da ben ilk kez duyuyorum. Böyle bir şey söz konusu değil. Tam tersine biz ülkemizde birlikte yaşamayı, barışı, huzuru, egemen kılmak için yapıyoruz. Sayın Bahçeli hiç meraklanmasın, onun da adalete ihtiyacı olacak. Hep birlikte adalet yürüyüşümüzü bu eleştirilere rağmen yerine getireceğiz.”
Dün dinlenmeden uzun bir yürüyüş gerçekleştirdiklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, yürüyüşle ilgili ise ‘yorgunluk hissetmiyoruz’ demenin doğru olmayacağını ancak ‘yorulduk’ diye ah vah etmeyeceklerini de söyledi.
CHP lideri, bugünkü yürüyüşte belli etapların dinlenilerek geçirileceğini, sonra asıl hedefe ulaşılacağını da ekledi.
Kılıçdaroğlu, bugün toplam 22 kilometrelik bir yürüyüş planladıklarını söyledi.
Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, Binali Yıldırım’ın Erdoğan’a Bahçeli için “Neden her dediğimize evet dedi, neden hiçbir maddede ısrarcı olmadı” diye sorduğunu söyledi.
Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, Başbakan Binali Yıldırım’ın üç nedenden dolayı referanduma nisanda gidilmesinden yana olmadığını ve bu düşüncesini ikili görüşmelerinde Erdoğan’a ilettiğini öne sürdü. Toker ayrıca, “Yıldırım’ın Erdoğan’a sürekli ‘Bahçeli neden her dediğimize evet dedi?” diye sorduğunu yazdı.
Toker, “Başbakan’ın nisan endişesi” başlıklı yazısında şunları kaydetti:
“Başbakan, ikisi somut, diğeri öngörülemezlik üzerine kurulu üç nedenden dolayı referanduma nisanda gidilmesinden yana değil. Bu düşüncesini ikili görüşmelerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilettiği biliniyor.”
“İlginç olan, başkanlık meselesini beklenmedik bir anda gündeme taşıyan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tutumunu pek çok kişi gibi Yıldırım da merak ediyor oluşu. Ve merakını Cumhurbaşkanı ile görüşmesinde “Neden her dediğimize evet dedi. Neden hiçbir maddede ısrarcı olmadı” diye sorarak dile getirmiş. Aktardığım iç değerlendirmede “Cevap verilmiyor” dediğini belirterek bitirelim.”
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Lider Devlet Bahçeli, anayasa değişiklik teklifinin ikinci turu öncesi Meclis’te bir araya geldi. 43 dakika süren görüşmeden sonra Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğine ilişkin kaygılarımı paylaştım” açıklamasında bulunurken, Bahçeli ise açıklama yapmayarak tek cümleyle “Sayın genel başkan gerekeni söyledi” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün Genel Kurul’da başlayacak anayasa değişikliği görüşmelerinin ikinci turu öncesi Meclis’te bir araya geldi. Bahçeli’nin makam odasına liderler içeri girerken, grup başkanvekilleri içeri girmedi. İki lider arasındaki görüşme 43 dakika sürdü.
KILIÇDAROĞLU: KAYGILARIMI PAYLAŞTIM
Görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu açıklama yaptı. Çok kısa bir açıklamada bulunan Kılıçdaroğlu, “MHP demokrasi tarihinin çok önemli bir partisidir. Bugünlerde benim şahsen görüşmeye ihtiyacım vardı. Sayın başkanı ziyaret ettim. Lütfedip kabul ettiler. Anayasa değişikliğiyle ilgili kaygılarımı kendisiyle paylaştım, kendisine teşekkür ederim” dedi.
BAHÇELİ’DEN TEK CÜMLE
Bahçeli ise, gazetecilerin “Sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?” sorusuna “Sayın Genel Başkan gerekeni söyledi” cevabını verdi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Lider Devlet Bahçeli, anayasa değişiklik teklifinin ikinci turu öncesi Meclis’te bir araya geldi. 43 dakika süren görüşmeden sonra Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğine ilişkin kaygılarımı paylaştım” açıklamasında bulunurken, Bahçeli ise açıklama yapmayarak tek cümleyle “Sayın genel başkan gerekeni söyledi” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün Genel Kurul’da başlayacak anayasa değişikliği görüşmelerinin ikinci turu öncesi Meclis’te bir araya geldi. Bahçeli’nin makam odasına liderler içeri girerken, grup başkanvekilleri içeri girmedi. İki lider arasındaki görüşme 43 dakika sürdü.
KILIÇDAROĞLU: KAYGILARIMI PAYLAŞTIM
Görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu açıklama yaptı. Çok kısa bir açıklamada bulunan Kılıçdaroğlu, “MHP demokrasi tarihinin çok önemli bir partisidir. Bugünlerde benim şahsen görüşmeye ihtiyacım vardı. Sayın başkanı ziyaret ettim. Lütfedip kabul ettiler. Anayasa değişikliğiyle ilgili kaygılarımı kendisiyle paylaştım, kendisine teşekkür ederim” dedi.
BAHÇELİ’DEN TEK CÜMLE
Bahçeli ise, gazetecilerin “Sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?” sorusuna “Sayın Genel Başkan gerekeni söyledi” cevabını verdi.