PİRHA- Bahçelievler Cemevi öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteğiyle düzenlenen dayanışma pikniğinde yüzlerce kişi bir araya geldi. Deyişlerin, türkülerin ve halayların eksik olmadığı buluşmada, birlik ve dayanışma mesajları öne çıktı.
Bahçelievler Alevi Toplumu, birlik, beraberlik ve dayanışma duygusunu büyütmek amacıyla düzenlenen piknikte bir araya geldi. Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği/Cemevi, Alevilerin Sesi Derneği, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ve bölgedeki Alevi kurumlarının katkılarıyla organize edilen “Bahçelievler Alevi Toplumu Dayanışma Pikniği”, Sarıyer’de bulunan Çatalmeşe Piknik Alanı’nda gerçekleştirildi.
Sabahın erken saatlerinden itibaren alana gelen yurttaşlar, gün boyunca süren etkinlikte hem hasret giderdi hem de ortak kültürel değerler etrafında buluştu. Çocuklardan yaşlılara kadar her yaştan kişinin katıldığı piknikte dayanışma ve birlikte yaşam vurgusu öne çıktı.
DEYİŞLER VE TÜRKÜLER YANKILANDI
Sunuculuğunu Hüseyin Kelleci’nin yaptığı etkinlikte sahne alan sanatçılar seslendirdikleri deyiş ve türkülerle katılımcılara unutulmaz anlar yaşattı. Kutsal Evcimen, Volkan Yılmazer, Saniye ve Sinan, Delil Öncü, Kenan Şengül ve Berat Demirtaş, Seda Kaya Gezici, Murat Yaman ile Yelda İvgen ve Feraye Güller gün boyunca sahne aldı.
Sanatçıların seslendirdiği eserler eşliğinde zaman zaman halaylar çekildi, zaman zaman da yüzlerce kişi deyişlere hep birlikte eşlik etti.
BİRLİK VE DAYANIŞMA VURGUSU
Etkinlik sırasında söz alan Alevi kurum temsilcileri ve cemevi yöneticileri, toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekerek Alevi toplumunun birlik içinde hareket etmesinin önemini vurguladı. Yapılan konuşmalarda, kültürel ve inançsal değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasının ortak sorumluluk olduğu ifade edildi.
Paylaşılan lokmaların ardından devam eden etkinlik, halaylar ve deyişlerle akşam saatlerine kadar sürdü. Gün boyunca dostluk, dayanışma ve kardeşlik duygularının hakim olduğu buluşma, katılımcıların gelecek etkinliklerde yeniden bir araya gelme temennileriyle sona erdi.
Bahçelievler’de 7 katlı bina çöktü. Enkazda kalan olmazken, binanın 3 katının kaçak olduğu ortaya çıktı.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesine bağlı Zafer Mahallesi’nde 7 katlı bir bina kısmen çöktü. Bölgeye sağlık, itfaiye ve AFAD ekipleri sevk edilirken, olayda ölen ya da yaralanan olmadığı öğrenildi. Çevrede güvenlik önlemi alan ekipler, binada arama çalışmaları başlattı.
Çöken binanın resmi kayıtlarda 4 katlı olduğu ancak 1994 yılında kaçak 3 kat daha çıkıldığı ortaya çıktı.
Arama kurtarma ekiplerinin dinleme ve köpekle arama çalışmalarının ardından enkazda kalan olmadığı belirlendi. Görgü tanıkları, binadan taş kopmaları nedeniyle binanın daha önce boşaltıldığını söyledi.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edilmesi sonucu yarın yargı önüne çıkacak. Derneğin başkanı Ufuk Emre Bektaş, “Hukuki olarak hakkımızı aramaya devam ederken, örgütsel olarak da bu haksızlığın karşısında duracağız” dedi. Bektaş, Alevileri dayanışmaya çağırdı.
İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile CEM Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun yargıda devam ediyor.
CEM Vakfı, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor.
Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın vekaletiyle Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edildi ve yarın duruşma var.
Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, sorunu ve dava sürecini PİRHA’ya anlattı.
Cem Vakfı ve kurucu Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın uzun yıllardır derneğe yönelik açtığı davaların yalnızca bir arazi sorununa dayanmadığını söyleyen Ufuk Emre Bektaş, derneğe beşinci kez dava açılmasının sebebini son dönemde Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketiyle birlikte hareket ediyor olmalarına ve bölgedeki etkin faaliyetlere bağladığını söyledi.
“DERNEĞİMİZİN BULUNDUĞU YERİ ÜCRETLİ OTOPARK YAPMAK İSTİYORLAR”
Bektaş, Cem Vakfı’nın derneği beşinci kez dava etmelerinin diğer sebeplerini ise şöyle anlattı:
“Cem Vakfı henüz burada yokken kurulmuş olan bu derneğin bu kadar kıskaca alınmaya çalışılmasının diğer nedenlerinden biri de derneğimizin bulunduğu yeri ücretli otopark yapma istekleri. Davayı açmadan evvel bize düzenlenmiş sahte bir kira sözleşmesi gerekçe gösterilerek, kira talebinde bulunuldu. Reddetmemiz durumunda dava açacaklarını belirttiler ve derneğimiz beşinci kez Cem Vakfı tarafından dava edilmiş oldu. İzzettin Doğan ve Cem Vakfı kendilerine biçilen misyonu yerine getirmek için Alevi toplumunu kullanarak Alevilerle mücadele etmeye devam ediyor.”
“BU HAKSIZLIĞIN KARŞISINDA DURACAĞIZ”
“Yarın görülecek dava için herhangi bir karar çıkıp çıkmayacağına dair net bir şey söyleyemediğini belirten Bektaş, “Biz bu meselenin Alevi kurumları düzeyinde kalmasından yanaydık. Bunu çoğu kez davacı tarafa da ilettik. Kurumlarımızdan, dedelerimizden, toplumumuzun önde gelen isimlerinden bir meclis kuralım, orada muhakeme edelim ve tartışalım dedik. Kabul edilmedi ve tehdit edilmeye devam edildik. Bir Alevi kurumunun başka bir Alevi kurumunu bağımsızlığına kanaat getirmediğimiz yargının önüne atması kadar utanç verici bir durum yoktur. Sizin ibadethane olduğunu dahi kabul etmemiş bir sisteme bir başka Alevi kurumunu şikayet etmek tam da İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na yakışır bir tutumdur. Davaya dönük olarak, dernek avukatımız Efkan Bolaç ve hukuk sekreterimiz Av. Aslı Kavak gerekli çalışmaları yürütüyorlar. Hukuki olarak hakkımızı aramaya devam ederken, örgütsel olarak da bu haksızlığın karşısında duracağız” dedi.
“TÜM CANLARIMIZI DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, dayanışma çağrısı yaparak şunları dile getirdi:
“Bu dernek bir protokol usulüyle değil, Alevi toplumunun lokmasıyla, rızkıyla ve direnişiyle kurulmuş bir dernek. Harcında mücadele ve emek olan derneğimizi elbette korumaya devam edeceğiz. Hızır paşalar dün de vardı, yarın da var olmaya devam edecekler. Önemli olan durduğu yeri bilmek ve Yol’u doğru sürmek. Bu anlamda tüm canlarımızı, dostlarımızı, müsahip kurumlarımızı dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”
HDP Bahçelievler İlçe Örgütü’ne silahlı saldırı düzenleyen Muhammed Enes Sütçü’nün yargılandığı davada mahkeme, Sütçü’nün telefonda görüştüğü kişi ve sığındığı fırının sahibini “tanık” olarak dinleme kararı aldı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bahçelievler İlçe Örgütü’ne düzenlediği silahlı saldırı nedeniyle “Silahla tehdit”, “hakaret” ve “Silahla Yaralamaya teşebbüs” suçlamalarıyla tutuksuz yargılanan Muhammed Eren Sütçü’nün yargılandığı davanın duruşması Bakırköy 18’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Saldırgan Sütçü’nün takım elbise ve çok sayıda kişi ile duruşmaya katılması dikkat çekti. Duruşmaya saldırıda yaralanan Ramazan Dışarı ile Aziz Işık’ın avukatları Ferdi Yamar ile Vedat Çağrıtekin hazır bulundu.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Kimlik tespiti ardından söz verilen Sütçü, Giresunlu olmasına rağmen saldırı günü HDP’de Sivaslı olduğunu ve yalan söylediğini itiraf etti. Ayrıca HDP’de bulunan Dışarı ile Işık’ın kendisini karşıladığını ve kendisine ters tepkilerde bulunmadığını da söyleyen Sütçü, daha sonra Dışarı’nın üzerine çay döktüğünü ve rehin aldığını anımsattı.
Sütçü’nün saldırıya dair yaptığı aktarım sırasında mahkeme başkanı, daha önce silah kullanıp kullanmadığını ve saldırıyı gerçekleştirdiği iki silaha kaç mermi koyduğunu ve kaç dakikada hazırladığını sordu. Bunun üzerine Sütçü, her bir silaha 3 mermi koyduğunu ve toplamda bunu 15 dakika içinde yaptığını dile getirdi. Mahkeme başkanı ise uzun yıllardır silah kullandığını belirterek, ilk kez mermi doldurduğunda bunu bir saate zar zor yaptığını söylemesi dikkat çekti.
SALDIRI PLANLI
Saldırgan Sütçü, saldırıdan hemen sonra gittiği fırın sahibinin ise eniştesi olduğunu bilmediğini iddia etti. Bu arada avukat Yamar ve Çağrıtekin, Sütçü’nün saldırı öncesinde eniştesi ile arasında çok sayıda telefon görüşmesi olduğunu anımsatarak, Sütçü’nün yalan söylediğini kaydetti. Bunun yanı sıra Sütçü’ye, “Daha önce sık sık eşofman giyer miydin? Saldırı günü neden eşofman giydin?” şeklinde soran avukat Yamar ve Çağrıtekin’e Sütçü, sık sık eşofman giymediğini o gün denk geldiğini söyledi. Sütçü, eşofmanın üzerine kemer bağladığını ve silahları ceplerine sakladığını da itiraf etti. Bu sırada avukatlar, eşofmanın üzerine kemer bağlanmasının nedeninin silahlar nedeniyle oluşan ağırlığı engelleme girişimi olduğunu belirterek, bu yönüyle de saldırının planlı olduğunun ispatlandığını aktardı.
WHATSAPP GÖRÜŞMELERİNİ İNKAR ETTİ
Saldırıyı gerçekleştiği esnada “bölücü” pankartlar gördüğünü daha önceki duruşmalarda ifade eden Sütçü, mahkemede, “pankartlarda ne tür yazılar vardı?”sorusuna, “hatırlamıyorum” şeklinde yanıt verdi. Ayrıca daha önce bir kişi ile Whatsapp’ta, “Trabzon’da bulunsaydı eş zamanlı yapardık” sözlerini hatırlatan avukatlara Sütçü, görüşmeleri inkar etti. Mağdur olduğunu öne süren Sütçü’ye mahkeme başkanı, “Şu anda mağdur değil, sanık olarak yargılanıyorsun. Bunun için bir sanık olarak yanıt ver. Mağdur olduğun bir dosyada mağdur olarak beyanlarda bulunursun” şeklinde tepki gösterdi. Sütçü, Dışarı’nın bıçak ile yaralamasına rağmen kimseyi yaralamadığını iddia etti.
“ARKASINDA KİMLER VAR?”
Daha sonra söz alan Av. Yamar, HDP’lilerin de diğer siyasi partilerde yer alan siyasetçiler gibi siyaset yapabilmesi için can güvenliklerinin sağlanması gerektiği ve bunun da ancak bu tür saldırı girişimlerinde bulunanlara verilecek cezalarla mümkün olduğunu söyledi. “Diğer siyasi partilere saldırı olsaydı bu şekilde yaklaşılır mıydı?” diye soran Yamar, Whatsapp görüşmesi yapan kişi ve kişiler yanı sıra Sütçü’nün eniştesinin de dinlenmesini istedi. Yamar, ayrıca Sütçü’nün ülkü ocakları ile bir bağlantısının olup olmadığını araştırmasını istedi. Yamar, “Burada bir sanık var ancak arkasında bazı güçlerin olduğuna dair kuvvetli şüpheler var. Arkasında kimler var? Saldırıyı kim tetikledi?” diye sorarak, saldırının boyutunun ortaya çıkarılmasını talep etti. Yamar ayrıca Sütçü’nün duruşmalara katılmasını da talep etti.
TANIKLAR DİNLENECEK
Ara kararını açıklayan mahkeme, Whatsapp görüşmeleri sağlayan kişi veya kişilerin yanı sıra Sütçü’nün eniştesinin de dinlenmesine karar verdi. Mahkeme, Sütçü’nün süren yurt dışına çıkma yasağının devamına ve duruşmalarda hazır bulunmasına da karar verdi. Mahkeme, HDP’nin katılan sıfatıyla duruşmalara katılma talebini ise “zarar görmedi” gerekçesiyle reddetti.
PİRHA-Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, dernek olarak hedeflerini “Demokratikleşme sürecine girecek bir Türkiye’de Alevi sorununa ufak da olsa katkıda bulunabilmek, bu yolu yürüyen kurumlarımız ile Yol’u sürebilmek” şeklinde açıkladı. Bektaş, öğrenciler için önümüzdeki haftalarda burs başvurularının da başlayacağını duyurdu.
Sivas Madımak katliamı ile 12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki katliamın ardından Bahçelievler’de kurulan Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, bunca yıl ismini, CEM Vakfı ile olan davaları ile duyurmuş. Dernek Başkanı Ufuk Emre Bektaş da konu ile ilgili “İnsanlar, CEM Vakfı’nın dava açtığı bir kurum olarak biliyor” yorumunu yaptı.
19 kişiden oluşan yönetim kurulunda 7 kadın yer alırken, 8’i de 35 yaş altı kişilerden oluşuyor.
2021 yılında 20 öğrenciye burs verdiklerini de belirten Bektaş, birkaç hafta içerisinde yeni başvuruların başlayacağını söyledi. 2020 yılında 28 yaşında iken derneğin başkanı seçilen Bektaş ile bugüne kadar adını pek duyuramayan ya da CEM Vakfı ile olan arazi sorunu ile bilinen derneğin, yönetim çalışmaları ve hedeflerine ilişkin konuştuk.
“ALEVİ CAMİASINDA EN GENÇ YÖNETİM KURULU BİZİZ“
Ufuk Emre Bektaş, 27 yıllık tarihi olan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin, yıllardır süren bir arazi sorunu nedeniyle gölgede kaldığına vurgu yaptı. Bektaş, şunları kaydetti:
“Derneğimiz çeşitli yıllarda CEM Vakfı tarafından açılmış davalar ile tanınmış ne yazık ki. Türkiye demokratik Alevi hareketinde son dönemde genç görmek de güç. Burada gördüğümüz o eksiği kapatmak adına böyle bir sorumluluk aldık. Tahmin ediyorum ki, Türkiye’deki Alevi camiasında en genç yönetim kurulu biziz.
Bugüne kadar daha çok kendi bölgesine hitap edecek çalışmalar yapılmış. Hemen yanınızda 50 küsur şubesi olan bir vakfın genel merkezi var. Dolayısıyla gölgede kalması çok normal. Ekonomik anlamda da bir gücünüz yok. Siyasal olarak da sırtınızı yasladığımız bir yer yok. Bu nedenle çok fazla tanınmamış. Tanınmış olma yanı da CEM Vakfı ile olan davalar. CEM Vakfı’nın dava açtığı bir kurum olarak biliyor insanlar. Bu dönemde biraz da bu kabuğu kırmaya çalıştığımız için göze batmış olacağız ki yeniden bir dava konusu edindik. Hiç de beklemiyorduk böyle bir şeyi.”
“ALEVİ SORUNUNA KATKI DA BULUNMAK İSTİYORUZ”
Bektaş önümüzdeki süreçte dernek olarak hedeflerini ise şöyle anlattı:
“Şu anda Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) üyesiyiz. Derneğimizin uzun vadedeki hedefi, demokratikleşme sürecine girecek bir Türkiye’de Alevi sorununa ufak da olsa katkıda bulunabilmek, bu yolu yürüyen kurumlarımız ile Yol’u sürebilmek.
Geçtiğimiz sene 20 öğrenciye burs verdik. Bu sene de yaklaşık sayıda öğrenciye burs vereceğiz. Yönetici ve üyelerimizin desteğiyle bunu yapıyoruz. Alevi kurumlarının birçoğunun belirli bir gelir kaynağı yok. ‘Olmalı mı?’ kısmı da zaten taleplerimizin içinde bulunan bir alan. Devletten fonlanan bir yönetim anlayışı da istemiyoruz. Kazanımızı kendimiz kaynatmaya çalışıyoruz. Birkaç hafta içerisinde burs başvuruları da başlayacak.”
PİRHA-CEM Vakfı’nın, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltması talebiyle başlayan sorun yıllardır sürüyor. Arazinin asıl sahiplerinin kendileri olduğunu belirten dernek başkanı Ufuk Emre Bektaş, “Derneğimiz, şu anki Cem Vakfı genel merkezi binasının yapımında çok büyük emekler verdi. O binanın ilk iki katı derneğimizce yapıldı. Bu olayın özellikle Alevilik hukukuyla çözülmesi gerektiği kanaatindeyiz” dedi.
İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile CEM Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun devam ediyor. CEM Vakfı çektiği ihtarname ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor.
Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, yıllardır süren sorunu ve dava sürecini PİRHA‘ya anlattı.
“GAZİ KATLİAMI’NDAN SONRA İSTANBUL’DA KURULAN İLK ALEVİ KURUMLARINDAN BİRİYİZ”
Derneğin kuruluşuna ilişkin “Derneğimiz 1995 yılında özellikle Madımak ve Gazi Katliamı’nın ardından Bahçelievler’de bulunan Alevi yurttaşlar tarafından kuruldu. Sanıyorum dönemine göre İstanbul’da kurulan ilk Alevi kurumlarından birisi. O katliamlar silsilesi sonrası kolay bir yol ile kurulmadı derneğimiz o dönem. Çok ciddi bir halk desteği ve inançla kurulmuştur” bilgilerini veren Bektaş, insanların desteğiyle arazinin tapusunun alındığını kaydetti.
“CEM VAKFI BİNASININ İLK İKİ KATI DERNEĞİMİZCE YAPILDI”
Bektaş, CEM Vakfı ile yaşanan sorunu ise şöyle dile getirdi:
“O dönem yaşanan sıkıntılardan birisi de güvene dayalı derneğe alınmış olan tapunun, o dönemki bir dernek yöneticisinin üstüne yapılmasından kaynaklı bugün hala sorunlar yaşamaktayız. Derneğimiz 1995 yılında kuruluyor. Ama üzerindeki arazide şu anda Cem Vakfı’nın genel merkezi de bulunmaktadır. Derneğimiz aleyhine daha önce idare mahkemesine, asliye mahkemesine ve ceza mahkemesine açılmış davalar var. Bugün bunun bir kopyasıyla karşı karşıyayız.
Şu anda sahibi olduğumuz arazi üzerinde işgalciymişiz veya kiracıymışız gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu doğrudan Cem Vakfı Genel Merkezi tarafından çok ciddi şekilde algı yapılmaya çalışılıyor. Derneğimiz, şu anki Cem Vakfı genel merkezi binasının yapımında çok büyük emekler veriyor. O binanın ilk iki katı derneğimizce yapılıyor. Derneğimizin karar defterlerinde de yandaki binanın yapımı ile ilgili ispatlarımız da var. Daha sonra Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, derneğimizin eski yönetimini kendi yönetimine ve işe alıyor. Sahte bir kira kontratı ile de derneğimiz sanki arazinin sahibi değilmiş de kiracısıymış gibi gösteriliyor. Daha sonrada yapılan fason kira kontratı üzerinden davalar silsilesi başlıyor. O döneme ait gazete küpürleri, haberler, ispatlar da var. O günden itibaren Cem Vakfı ile derneğimiz arasında ne yazık ki mahkeme nedeniyle bir tartışma yaşanıyor.”
Yaşanan sorunu Alevi hukuku içerisinde çözmek istediklerini fakat istedikleri yanıtı alamadıklarını belirten Bektaş, iki Alevi kurumunun karşı karşıya gelmesinden dolayı üzgün olduklarını kaydetti. Bektaş, şöyle konuştu:
“Biz, bu olayın özellikle Alevilikte, kendi hukuku olan bir yol ve felsefede kendi içerisinde çözülmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ama bütün iletişim kanalları kapandığı için biz de artık karşı bir hamle yapmak durumundayız. Çünkü bulundukları binada işgalciler. Bulundukları bina derneğimiz tarafından yapıldı. Bizim de bu konu ile ilgili girişimlerimiz ne yazık ki başlayacak. Yoksa birbirine musahip olması gereken iki Alevi kurumunun, hukuk sistemine dahi tam anlamıyla güvenemediği bir düzende birbirini dava ediyor olması gerçekten çok can yakıcı bir durum. Özellikle geçtiğimiz haftalarda Hacıbektaş’ta yaptığımız çalıştayda Alevilerin birlik ve bütünlüğüne dair mesajlar verdik.
Ama bunun öncesinde son ihtarname 12 Eylül tarihinde geldi. Birilerini siyasal ya da kurumsal olarak var eden bir sürecin tarihi aslında. Çok trajik bir durum. İhtarname şunu diyor:
“Biz size 1997 yılında kiraladık. Zamanınız doldu. Sene sonunda da kira kontratı uzamayacak. Burayı boşaltın. Aksi halde dava yoluna gideceğiz.”
Fakat bugüne kadar kira ödediğimize dair bir tane bile ispatları yok. Şimdi vakfın müdürü bizden bir kira talep ediyor. Burası milli emlak arazisine dönmüş. Kamulaştırıldıktan sonra bu arazinin 29 yıllığına kullanım bedelini almışlar. Kendilerine peşkeş çekilmiş bir arazi zaten derneğimize ait. Burada bir hukuksuzluk var. Üzerine Milli Emlak’tan kiralıyorlar ve amacı dışında kullandıkları bu arazide kendilerinden önce burada olmamıza rağmen şu anda bizim varlığımızdan rahatsızlık duyuyorlar.”
“ALEVİ KURUMLARI İLE MÜCADELE ETMEK DEĞİL, BİRLİKTE YOL YÜRÜMEK İSTİYORUZ”
Alevi kurumları ile mücadele etmek istemediklerini vurgulayan Bektaş, eşit yurttaşlık için birlikte yol yürümek istediklerini söyledi. Bektaş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok absürt gelecek belki ama 30 bin lira kira istiyorlar. Ertesi gün “Kira da istemiyoruz, boşaltın” diyorlar. Ondan sonra ihtarname çekiyorlar. Sanıyorum İstanbul valisiyle bir görüşme gerçekleştirmişler. Genel merkez binalarının yenilenmesi süreci var. Bu sürece sanırım bizi de dahil edip, bütün parseli boşaltıp, yeni bir proje yapma aşamasındalar. Ama şunun da farkındalar. Çok da ileri gidemiyorlar. Bölgedeki halk burayı benimsemiş durumda. Yıllardır burası varlığını devam ettirmekte. Her ne kadar geçmişte buraya dava açmış olsalar da bir arpa boyu yol alamadılar.
Yani biz hala bu işin kendilerinin ifadesiyle, uluslararası hukukta bir kazanım elde etmiş olan Alevilerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazanımlar elde etmiş olan Alevi toplumunun (ki bunun da propagandasını en çok İzzettin Doğan yapar) iç hukukta karşılığı olmadığından dem vururuz. Uluslararası anlamda elde ettiğimiz hakların içeride verilmemesinden dem vurulur. Türkiye’deki hukuk sistemine karşı güvensizliklerini ve şikayetlerini de kurumsal olarak hep beyan etmişlerdir bu anlamda. Şimdi o güvenmedikleri hukuk sistemine güveni tuttu ki bu arkadaşların bir başka Alevi kurumunu şikayet edecek kadar kendilerini güçlü hissediyorlar. Yani gücü nereden alıyorlar? Onu da sormak lazım.
Ama günün sonunda biz şu noktadayız. Bizim kendi hukukumuz var. Alevi hukukumuz var. İnsanlar bir araya gelmeliydi. Bu iş bu noktada daha ortak bir akılla çözülmeliydi. Kendilerine defalarca kez ifade ettik. Birçok mahkemede de bizim daha önceki dernek başkanlarımız, yöneticilerimiz ifade ettiler. Buranın gerçek sahibi derneğimizdir, bu kimliktir. Biz başka bir Alevi kurumuyla yol yürümek istiyoruz. Biz diğer Alevi kurumlarıyla mücadele etmek değil; haklarımız ve kazanımlarımız, eşit yurttaşlık için birlikte mücadele etmek istiyoruz. Birbirimizle mücadele etmek istemiyoruz. Ama bu talebimiz defalarca kez ne yazık ki geri çevrildi ve iş bu noktaya geldi.”
“ISRARCI OLMALARI DURUMUNDA ALEVİLİĞE VERDİĞİ ZARARLARI DAHA FAZLA TEŞHİR EDECEĞİZ”
Bektaş bundan sonraki sürece dair ise “Alacakları hiçbir karar, yapacakları hiçbir adım derneğimizin bulunduğu yerden bir adım dahi geri çekilmesini sağlamayacak. Bunu mümkün kılmayacağız tabii ki. Bu kimi zaman kendi istedikleri şekilde hukuki yolda olacak, kimi zaman toplumsal bir hareketle olacak. Ama bu konuda ısrarcı olmaları halinde biz kendilerinin bugüne kadar Alevi toplumuna elde ettirdikleri kazanımlar baş üstüne olmakla birlikte, ne yaptıklarını, burada nasıl bir faaliyet gösterdiklerini, Aleviliğe son dönemde, Aleviliğin birliğine bütünlüğüne nasıl zarar verdiklerini daha fazla teşhir etmeye devam edeceğiz. Bu anlamda da bir adım dahi geri atmayacağız” yorumunda bulundu.
“KENDİLERİNİ ALEVİLİĞİN TEK MUHATABI OLARAK LANSE EDEBİLİRLER AMA GERİ ADIM ATMAYIZ”
CEM Vakfı’nın yıl sonuna kadar alanı boşaltmalarını istediğini belirten Bektaş, Bahçelievler ilçesinde en çok üyeye sahip (600 üye) derneklerin başında geldiklerini ifade etti.
Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş ayrıca üniversite okuyan belli sayıdaki öğrenciye burs verdiklerini söyleyerek, şunları kaydetti:
“Bu yılın sonuna kadar bizden bu alanı boşaltmamızı, terk etmemizi, aksi halde dava açacaklarını söylüyorlar. Dava açabilirler. Daha önce yaptıkları gibi belli hukuki süreçleri zaman aşımına uğratacak kadar eskisi gibi kolları uzun olabilir. Kendilerini Aleviliğin tek muhatabı olarak uluslararası düzeyde ve Türkiye’de lanse de edebilirler. Hiç problem değil.
Yani onların arkalarına aldıkları güç bizi geri adım attırmaz. Biz Bahçelievler ilçesinde en çok üyeye sahip derneklerin belki başında geliyoruz. Toplumsal bir karşılığımız var. Bizim bu dernekte, dernek üzerinden üniversite hayatına devam ettirmesini sağladığımız çok sayıda gencimiz var. Buranın inançsal, teolojik bir açıdan değil de daha çok kendini toplumsal muhalefette lanse eden, eşit yurttaşlık talebinde bulunan daha çok demokratik kitle örgütü çalışması yapan bir kurum olmasına rağmen bu hareketi yaptıkları için ve bu bölgede başka bir cemevi olmadığı için bizi cemevi pozisyonuna getirmelerini de istemiyoruz.
Biz hemen yanı başımızda olan kurumun faaliyet alanına girmek istemiyoruz. Ama ne yazık ki bizi bu noktaya da itiyorlar. Yaklaşık iki aydır ben İzzettin Doğan’a ulaşmaya çalıştım. En azından bir diyaloğa geçme teşebbüsümüz olmadığını iddia etmesinler diyeydi. Ama çirkin şeyler duyuyoruz. Bu yakışmıyor. Bu anlamda da bağlı bulunduğumuz Alevi Dernekler Federasyonu’yla da bir görüşme gerçekleştirdik. Bu dernek buranın sahibi, 1995’ten beri faaliyet sürdürmekte. Bundan sonra da faaliyetlerini sürdürmeye devam edecek.”
“BİR ALEVİ KURUMU İLE MAHKEMEYE ÇIKMAK NE KADAR ALEVİCE?”
Bektaş son olarak AKP’nin Alevi politikalarına da değindi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevilik dairesi kurulması için yapılan hazırlıkları da hatırlatan Bektaş, “Alevilerin o kadar çatı kuruluşu, kurumu, federasyonları varken, bu yolu süren, bu uğurda emek vermiş, mücadele etmiş insanları muhatap almadan hükümetin bir daire başkanlığı kurma durumu varmış. Kültür Bakanlığı’ndan böyle bir bilgi aldık biz de. Şimdi Aleviliği bu kadar devletleştirmek isteyen, kendine benzetmek isteyen, kendi Alevisini yaratmak isteyen bir iktidar varken ve biz belki de Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde Aleviliğin ilk defa bu kadar tehlikeye girdiğini gözlemlemişken ,bir Alevi kurumunun başka bir Alevi kurumuyla o anlayışın hakemliğinde, huzurunda sanık sandalyesine çıkması ya da mahkeme huzuruna çıkması ne kadar insani olur, ne kadar Alevice olur? Bunu sorgulamaktayız” ifadelerini kullandı.
Alevi kurumlarının geçtiğimiz günlerde Hacıbektaş’ta gerçekleştirdiği çalıştaya da atıfta bulunan Ufuk Emre Bektaş sözlerini şöyle sonlandırdı:
“En çok bir arada durmamız gereken, en çok birlikte görmemiz gereken süreçte biz, bir taraf müşteki, diğer taraf sanık pozisyonunda bir kez daha Aleviliğin neden bugün Türkiye’de bu hale gelmiş olduğunu, son dönemlerde bu kadar zayıfladığını bir kez daha teşhir etmiş oluruz. Bu isteğim tabii ki Alevilerin bir arada durması, bu mücadeleyi birlikte vermesi isteği. Sakın ola Cem Vakfı “Biz acaba onlardan çekiniyor muyuz da böyle söylüyoruz” manasını taşımamalı. İstedikleri şekilde şikayetçi olabilirler. Araziyle ilgili bir talepte bulunabilirler. Hiç problem değil. Bizim yanımızda halk var. Toplumdaki insanlar var. Bu anlamda da güveniyoruz kendimize. O açıdan Aleviliği bölen değil de bütünleştiren, o gün o çalıştayda attığımız imzanın arkasında duran, bildiriye imza attı diye kendi kurum başkanlarını görevden almayan anlayışla yolumuza devam edeceğiz.”
PİRHA-Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Bahçelievler ilçe örgütü binasına bıçaklı ve silahlı saldırıda bulunan Muhammed Eren Sütçü, tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından serbest bırakıldı.
Muhammed Eren Sütçü, emniyetteki işlemlerin ardından Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. “Silahla tehdit ve yaralama” suçundan savcılıkta ifadesi alınan saldırgan, tutuklama talebiyle sevk edildiği 3. Sulh Ceza Hakimliği’nce serbest bırakıldı.
PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Bahçelievler ilçe binasına silahlı ve bıçaklı bir kişinin saldırı girişiminde bulunduğu ifade edildi.
Karşı Mahalle’de yer alan habere göre, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Bahçelievler ilçe binasına silahlı ve bıçaklı bir kişi tarafından saldırı girişiminde bulunuldu. 25 yaşlarındaki saldırganın “Sizi öldüreceğim” diyerek saldırdığı iddia edildi. Partililerin karşılık vermesiyle bir fırına kaçan saldırganın daha sonra gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alındığı aktarıldı.
SALDIRGAN ÜYE OLACAĞIM DEMİŞ
HDP Bahçelievler İlçe Başkanı Mehmet Kuzu ise olayı şöyle anlattı:
“Bir şahıs geliyor, ‘Üye olacağım’ diyor. Yönetici arkadaşlar yok diyorlar. Dışarı çıkıyor, geliyor. Çay veriyorlar. O sırada genç arkadaşlardan birine bıçak çekiyor. Üzerinde iki silah var. Onları çıkarıyor. Arbede yaşanıyor. Dışarıdaki esnaf ve insanlar üzerine hücum edince yakalanıyor. Sonra gelip polis alıp götürüyor. İlçede genç arkadaş bıçaktan dolayı hafif yaralandı.”
“SİLAH TUTUKLULUK YAPTI”
HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ise katıldığı bir televizyon yayınında saldırıya ilişkin, “Bize ulaşan bilgi, bir saldırganın ateş etmeye çalıştığı, silahının tutukluk yaptığı, bunun üzerine bıçaklı saldırıya giriştiği, mukavemetle karşılaştığı ve 1 kişinin yaralandığı, saldırganın gözaltına alındığı yönünde. Saldırganın 1 kişi olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin panelinde konuşan Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, “Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir” dedi.
Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Kahramanmaraş Elbistan’a bağlı Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği‘nin İstanbul Bahçelievler’de bulunan binasında “Bölgemizde yeni bir yaşamı inşa etmek mümkündür” başlıklı bir panel düzenledi.
Araştırmacı, yazar Mehmet Kömür‘ün moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Sinemilli Ocağı‘ndan Pir Süleyman Deprem, Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden ile maden mühendisi ve iş insanı Hasan Berkpınar konuşmacı olarak yer aldı. Panel kapsamında, insanların köylerine dönerek, ekolojik yaşamı ve üretimi yeniden yaratması tartışıldı.
“SÜRGÜN EDEREK ALEVİLERİ YOK EDİYORLARDI, ŞİMDİ ALEVİLİĞİ YOK EDİYORLAR”
Gülbeng ile konuşmasına başlayan Süleyman Deprem, Alevilerin köylerinden sürgün edilmesi ile inançlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekti. Deprem, şunları söyledi:
“Her şeyin başı anadır. Yaşam, iki ananın var ettiğidir. Birisi kadın ana, insanlığın anası; birisi ise yaşamın anası, toprak anadır. Bu iki ananın varlığıdır cümle alemi, doğayı, canlıyı var eden. Alevilikte pirlik, emir-komuta makamı değildir. Pirlik, hizmet makamıdır. Pir, talibin hizmetkârıdır. Öğretmenidir, eğitmenidir, yol gösterenidir. Ama pir, talibin komutanı, emredeni değildir. Bu anlamda Alevilikte pirliğin yerini iyice öğrenmemiz gerekiyor. Dayanışma, rızalık esasına dayalı ortak yaşam toplumu olan Aleviliğin temel felsefesidir.
İki soruyu kendimize sormamız gerekiyor. Biz Alevi miyiz? Neden Aleviyiz? Beş vakit namazımızı kılarız. AKP’ye de gider boyun bükeriz. Dolandırıcılık, hırsızlık da yaparız. Günümüzü gün ederiz. Zor bir şey mi? Ama biz niye Aleviyiz? Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir. Ama kendi topraklarımızdan savrulduk, sürgün edildik. Hiçbirimiz keyfimiz için İstanbul’a, Almanya’ya taşınmadık. Hepimiz saçma sürgünüyüz. Biz sürgün edildik.
12 Eylül’de özellikle bu sürgün politikası kendi topraklarında yaşayan Alevilere gücü yetmeyen ve gelecekte yetmeyecek olan sistem, Alevileri kendi topraklarından sürgün ederek, önce Alevileri yok ediyorlardı sürgün ederek; şimdi Şiiler kanalıyla, IŞİD kanalıyla ve diğer gerici anlayışlarla Aleviliği yok etmeye başlıyorlar. Geçmiş yıllardan çok iyi biliyoruz ki; Şiiler dedi ki, “Ya siz Alevileri Sünnileştirin; ya da bize verin biz Şiileştirelim. Alevi olarak kalırlarsa eğer sömürmemize, ahlaksızlığımıza müsaade etmezler. Ortak dayanışma içerisinde insanlığı koruyarak, savunarak bizim insanlık üzerinden sömürü geliştirmemize müsaade etmezler. Özü bu.”
“ALEVİLİĞİN YAŞAM FELSEFESİNDE SÖMÜRÜ, SEVGİSİZLİK, RIZASIZLIK YOKTUR”
Deprem, özel mülkiyet kavramına da değinirken, “Özel mülkiyet insanlık toplumunda ortaya çıktığı gün dinlerle beraber devlet denilen baskıcı, ceberut sistemi oluşturdular. O güne kadar Alevice yaşayan toplumlar, ikrar ve ortak paylaşım doğrultusunda doğada su, hava, ateş ve toprak denilen çar anasını esas alarak, yaşam felsefesini oluşturmuşlardır. Bu çar anasına bağlı varoluş felsefesinde sömürü, sevgisizlik, izinsiz, rızasız lokma yemek yoktur. Eğer sömürü yoksa devlet olmaz. Savaş yoksa bir devlet ayakta durmaz” ifadelerini kullandı.
“BU ÜLKE ERMENİLERİN, KÜRTLERİN, ALEVİLERİN MAL VARLIĞI ÜZERİNE KURULDU”
“Bu ülke Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin ve Alevilerin mal varlığı üzerine kurulmuştur” diyen Deprem, “Herkes kendi malına sahip çıktığı zaman bu sömürü sistemi de ortadan kalkacaktır. Ama buna meydan vermemek için sürgün edecek, öldürecek, hapsedecek, yetmedi aramıza nifak sokacak, bizi birbirimizden uzaklaştıracak” şeklinde konuştu.
“BİZ DOĞAYI ESAS ALIRIZ”
“Topraklarımızla buluşmak zorundayız” diyen Deprem, son olarak şunları söyledi:
“Biz doğayı, güneşi, toprağı, havayı, suyu esas alıyoruz. Bizde Hak vardır. Hacı Bektaş diyor ki; “Hararet nardadır sacda değil, keramet baştadır tacda değil, her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değil”. Eğer biz bu yolu takip ediyorsak; hala “İslam’ın özüyüz” diye ortada dolaşıp, birbirimizi izzetullaha havale ediyorsak; “Cami de bizim cemevi de” diyerek kendimizi kandırıyorsak, oturalım bir aynaya bakalım. Aynaya baktığında Ali’yi görüyorsan, aynada gördüğün sensin. Felsefemiz batıni bir anlayışla çözümlediğiniz zaman siz gerçeği görürsünüz. Her din bir inançtır ama her inanç bir din değildir. Marksizim de, Alevilik de, Ezidilik de bir inançtır, din değildir. Din de inanç da birer toplumsal projedir.”
Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden konuşmasını anadili olan Kürtçe olarak yaptı. Hasan Berkpınar ise bölgenin coğrafik önemine dikkat çekerek, topraklara dönüş çağrısında bulundu.
İstanbul’da 6. Sınıfta olan 3 öğrencisini istismar ettiği iddiasıyla yargılanan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Y.Ç. 7 yıl 9 ay 22 gün ve 6 yıl 3 ay hapis cezalarına çarptırıldı.
Hürriyet’ten Burcu Purtul Uçar’ın haberine göre İstanbul Bahçelievler’deki bir ortaokulda 2018’de müdür yardımcılığı yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Y.Ç.’nin (50) o dönem 6’ncı sınıf öğrencileri olan S.Y. (12), Z.A. (12) ve B.D.’yi (12) odasına çağırıp kapıyı kilitleyip istismar ettiği iddia edilmişti. İddiaları yalanlayan ve Bakırköy 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz yargılanan Y.Ç.’nin cezası belli oldu.
45 yıla kadar hapsi istenen Y.Ç., mağdur S.Y.’ye yönelik eylemi nedeniyle ‘sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası aldı. Mahkeme, B.D.’ye yönelik aynı eyleminden dolayı da 6 yıl 3 ay hapse hükmetti. Hem sanık hem de mağdur avukatları Bölge Adliye Mahkemesi’ne (BAM) başvurarak karara itiraz etti.
PİRHA-Ahmet Güden, HDP’nin çok dilli, çok kültürlü bir yönetim biçimini savunduğunu belirterek, bu çok dilli ve çok kültürlü yapıyı hayata geçirmek için İstanbul Bahçelievler’den belediye eş başkan aday adayı olduğunu kaydetti.
31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimler için Türkiye’nin her yerinde aday adayları kendilerini açıklamaya ve adaylıklarını kesinleştirmek için çalışmaya devam ediyor. Önümüzdeki yerel seçimlerde İstanbul Bahçelievler’de HDP’den belediye eş başkanı aday adayı olan Akçadağ-Elbistan Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı (AK-EL) Yönetim Kurulu Üyesi ve Alevinet internet gazetesinde köşe yazarı olan Ahmet Güden, neden aday adayı olduğunu PİRHA’ya anlattı.
“ÇOK KÜLTÜRLÜ YAPIYI HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ADAY ADAYIYIM”
HDP’nin elindeki belediyelerin bir çoğuna kayyum atandığını hatırlatan Güden, içinde bulunulan sıkıntılı süreçte ‘Ben de buradayım’ diyerek aday adayı olduğunu belirtti. HDP’nin çok dilli, çok kültürlü bir yönetim biçimini savunduğunu kaydeden Güden, bu çok dilli ve çok kültürlü yapıyı hayata geçirmek için aday adayı olduğunu söyledi.
“DEMOKRASİNİN GELİŞEBİLMESİ İÇİN YEREL YÖNETİMLER SON DERECE ÖNEMLİ”
Önümüzdeki yerel seçimlerin 7 Haziran seçimleri kadar önemli olduğuna dikkat çeken Güden, adaylığı kesinleştiği taktirde çalışmalarına hızlı bir şekilde başlayacağını ifade etti. Türkiye’de demokrasinin gelişebilmesi için yerel yönetimlerin son derece önemli olduğunu vurgulayan Güden, yerelde halkın sorunlarının çözülmesi için elinden gelen çabayı göstereceğini ekledi.
PİRHA- Çorum’da Aleviler’in yaşadığı mahalleye içinde mescitin, yemekhanenin ve cemevinin yer aldığı bir külliye yapılıyor. Buna sert tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi Başkanı ve Cemevi Dedesi Nurettin Aksoy, Alevileri bölmek ve asimile etmek için Alevilerin mahallesine külliyenin yapılmasına herkesin karşı çıkması gerektiğini ifade etti.
HABERİN VİDEOSU
Çorum’da Alevilerinin yaşadığı Bahçelievler Mahallesi’ne içinde mescitin, yemekhanenin ve cemevinin yer aldığı Bahçelievler Kültür Merkezi olarak geçen külliyeye tepki geldi. İnşaat halindeki külliyeye ilişkin HBVAKV Çorum Şubesi Başkanı ve Cemevi Dedesi Nurettin Aksoy ile bağlama hocası Fikret Özpolat Pir Haber Ajansı PİRHA’ya konuştu.
8 yıldır cenaze erkanları ve cenaze yemeklerinin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi’nde yapıldığını belirten Aksoy, “Kendi inancımızı yaşamamızdan rahatsız olanlar, kardeşlik adı altında bizi asimilasyona tabi tutmak isteyenler ve bize ait olmayan inançları bize dikta etmek isteyenler böyle bir eksikliğin olduğunu söyleyerek bu proje için belediyeye müracaat ettiler” dedi.
“KÜLLİYEDE NE YAPILACAK?”
Aksoy, “Eskiden Osmanlı eliyle kapatılan neferlerle ve bir grup FETÖ’cü belediyeyle işbirliği yaparak bizi bölmek amacıyla Alevilerin yaşadığı mahallede içinde mescitin, yemekhanenin ve cemevinin de yer aldığı bir küllüye yaptırıyorlar. Bu mahallede yaşayan Aleviler ve biz HBVAKV cemevi yöneticileri buna karşı çıktık. Çünkü biz inancımıza yönelik her şeyi cemevimizde gerçekleştiriyoruz. Böyle bir şeye ihtiyaç yoktu. Belediye başkanı ise açıklamasında buranın kültür merkeze gibi bir yer olacağını söylüyor. Ancak buraya imam mı atayacaklar, misyonerlik çalışmaları mı yapacaklar bilmiyoruz” dedi.
“ASİMİLASYONUN BİR PARÇASI”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesinde bağlama eğitimi veren Fikret Özpolat ise, inşaat aşamasında olan bu külliyenin asimilasyonun bir parçası olduğunu söyledi. Özpolat, “Burada zaten Alevilik hizmetlerini yerine getiren cemevlerimiz, vakfımız, kültür derneğimiz var. Ancak yapılan bu külliyede cami projesi gibi bir durum var. Bizi kendi içimizde asimile etme çabalarının olduğunu görüyoruz. Bir tarafı cami bir tarafı cemevi olarak inşaa edilen külliye bize doğru gelmiyor. Özellikle böyle bir mahallede yapmaları düşündürücü” dedi.
“EN BÜYÜK SIKINTI ÖRGÜTLÜ OLMAMAMIZ”
“En büyük sıkıntı örgütlü olmamamız” diyen HBVAKV cemevinin bağlama hocası Fikret Özpolat sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buna ses çıkaran karşı duran yalnız biz olmamalıyız. Bu mahallenin dışında olan herkesin ses çıkarması gerekiyor. Koordine olmak gerekiyor. Biz de bunun çabasını veriyoruz, toplanmaya çalışıyoruz. Gençlerimizi de vakıfta toplayıp bu gibi konularda bilgilendirmek istiyoruz. Yapılmak istenen külliye aslında bir ihtiyaç değil, AKP’li belediye var işin içinde. Soru işaretleri çok.”
PİRHA- İstanbul Bahçelievlerde Ateist olduğu iddia edilen ailenin kapısına X işareti konularak, nefret söylemi yazıldı.
İstanbul Bahçelievlerde yaşayan aile bir yıl önce kimliklerinden İslam ibaresini sildirdi.
Bir süre önce evine hırsız giren vatandaş polise şikayette bulunup işlemler için kimlik vermişti. Emniyette kimliğin boş din hanesine dolma kalem ile İslam yazan polis kimliği iade etti.
Dün gece kimliğinden İslam ibaresini kaldıran vatandaşın kapısına, “defol dinsiz” yazılarak üç hilal ve çarpı işareti konuldu.
Evinin girişine çarpı işareti konan, nefret söylemi yazılan ailenin ise kaygılı olduğu bildirildi.
Geçtiğimiz hafta da Malatya’da 13 Alevi ailenin evlerinin kapısı kırmızı boyayla çarpı işareti konulmuştu.