Etiket: balıkesir

  • Açtıkları müze ilgi görmeyince piknik alanına dönüştürdüler-VİDEO

    Açtıkları müze ilgi görmeyince piknik alanına dönüştürdüler-VİDEO

    PİRHA -Tahtacı Türkmen Alevisi olan Medine ve Salman Tuzlu çifti, Balıkesir Edremit’e bağlı Hacıaslan Köyü’nde 10 yıl önce açtıkları Cıngıllı Kültür Evi, ilgi görmeyince halkın gelip piknik yaptığı bir mekana dönüştürmüş. Salman Tuzlu, “Burayı bir kültür merkezi diye açtım. İçerisinde müze ve kütüphane vardı. Ancak hiç kimse 2 yıl boyunca bir kitap açıp içinde ne var deyip okumadı” diyerek üzüntüsünü belirtti.

    Tahtacı Türkmen Alevisi olan Medine Tuzlu ve Salman Tuzlu çifti 10 yıl önce açtıkları Cıngıllı Pınar canlı kültür müzesi ilgi görmeyince halkın gelip piknik yaptığı bir işletme halini almış. Çift, uzun süre mücadele etse de insanların bir kitap dahi açıp okumadığını söyleyerek Cıngıllı’yı bu nedenle artık bir aile işletmeciliğine dönüştürdüğünü ifade ettiler. Ancak çiftin asıl amaçlarının Cıngıllı Pınar’ın bir canlı kültür merkezi olması, herkesin gelip burada harman dövmeyi, zeytin toplamayı ve orak biçmeyi görmesini, bilmesini istediklerini belirtti.

    Edremit’in Tahtacı Alevi köyü olan Hacıaslan Köyünde yaşayan Medine Tuzlu ve Salman Tuzlu çifti yaşadıkları köyün inancını, gelenek ve göreneklerini Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.

    “HANGİ MİLLETE GİDERSEK GİDELİM KUL HAKKI İLE GİTMEYELİM”

    Eşi emekli olduktan sonra piknik alanı açıp işleten ayrıca kendi çabaları ile saz çalmayı öğrenen ve gördüğü olaylardan etkilenerek türkü besteleyen Medine Tuzlu, Hacıaslan köyünde yapılan düğün ritüellerini şöyle aktarıyor:

    “Biz Tahtacı Alevisiyiz. Bizim burada 9 tane Tahtacı Türkmen Alevisi var. Bizim düğünlerde hiç kimse tabaktır, kaşıktır, bardaktır gibi şeyler hediye etmez. Sadece kız çeyizine gider hediye. Kız tarafı oğlan tarafına gidince fasulye tabağa koyar gider. Çünkü hangi millete gidersek gidelim kul hakkı ile gitmeyiz. Bu nedenle giden yediği yemeği kendisi ile götürür. Kimsenin kimseye hakkı geçmesin diye. Akşamları da un götürüyoruz. Götürdüğümüz unun üstüne çiçek koyarız. Ve düğünde yapılan yemek için dışarıdan aşçı gelmez. Teyzemiz, halamız, komşumuz ve akrabalarımız yapar. Unun üstüne koyduğumuz çiçeği yemek yapan kadına veririz. Çiçeği alan kişi koklar ve saçlarının arasına çiçeği koyar. Düğün evine gelen erkeklerin verdiği para ile varsa borç ödeniyor. Kadınların getirdiği yemek ise düğün sahibi borcunu ödeyinceye kadar getirilir. Tüm bu yapılanlar evlenen çifte bir yardım ve dayanışma içindir.”

    “ÖLENLERİMİZİ EŞYALARIMIZLA İLE DEFNEDİYORUZ”

    “Mezar ziyaretlerimiz Hıdırellez’de oluyor” diyen Tuzlu, Tahtacı Türkmen Alevilerin her yıl Hıdırellez’de mezarlarını ziyaret ettiklerini söyleyerek ölen kişinin cenaze erkanında yapılan ritüelleri ise şöyle anlatıyor:

    “Hıdırellez’de gidip mezarlarımızın başında önce kurban keseriz. Köyden biri vefat ettiğinde kadınsa tüm köylüler şalvar, bez ve benzeri şeyler getirir ölen kişinin üstüne atar. Erkekse gömlek, havlu ve çiçek götürürüz. Çiçeklerle beraber giden bütün hediyeler sarılır ve ölen kişinin yatağıyla yorganıyla ölen kişi ile birlikte mezara gömülür. Daha sonra kadınlar cenaze evine giderken kendisi ile sofra götürür. Çevre köylerde cenaze evine gelenler o sofrada yerler.”

    “HERKESİN EVİ ALLAH’IN EVİDİR”

    Cemevlerinin olmadığını belirten Tuzlu, “Cemlerimizi kendi evlerimizde yapıyoruz. Çünkü herkesin evi Allah’ın evidir. Bu nedenle herkesin kendi evinde cem yapması daha iyi bizim için. Ancak şimdi nüfus arttığı için bir cemevi yaptık” diye konuştu.

    “CINGIL SAVUNMASIZ CANLILARI KORUYANDIR”

    Muhafaza memurluğundan emekli olduktan sonra eşi ile birlikte Cıngıllı Pınar Kültür Merkezi’ni açan ancak ilgi görmediği için herkesin gelip piknik yaptığı bir alana dönüştüğünü söyleyen Salman Tuzlu, buranın nasıl kurulduğunu ve isminin nereden geldiğini şöyle ifade ediyor:

    “Burası zamanında babamın satın aldığı bir yer. Ancak köylüler için burası zamanında korkunç ve çok sapa bir yerdi. Domuz bile girmezdi buraya. Çocukları burayla korkuturlardı. Burayı önce kültür merkezi olarak açtım. Buraya Cıngıllı Pınar ismini verdim. Yöre olarak Pınarlı Dere olarak adlandırılır. 1800 yıllarda köyümüze ilk gelenler köyde su olmadığından burada testiler, bakraçlar, taşıma yolu ile su taşırlarmış. Biz de oranın Pınar kısmını aldık ve araştırmacı bir kişiliğe sahip olduğum için nereden geldiğimi araştırdım Şamanizm ile ilişkili olduğumuzu öğrendim. Buradaki cıngılın anlamı iyi ruhlar ve kötü ruhlardır. Küçük yaştaki çocuklar, hayvanlar ve kendini koruyamayan canlıları kötülükten koruduğuna inanılan ve bir takı olarak kullanılan boncuk dizisidir. İslamiyet’e geçince cıngılın ismi nazarlık olmuş. Bugünkü nazarlık bizim cıngıl’dır.”

    “KİMSE BİR KİTAP AÇIP OKUMADI”

    Cıngıllı Pınar’ı bir kültür merkezi diye açtığını belirten Tuzlu, “İçerisinde müze ve kütüphane vardı. Üzülerek söyleyeyim ki hiç kimse 2 yıl boyunca bir kitap açıp da içinde ne var deyip okumadı. Alıp resmine bile baksaydılar sevinecektim” dedi.

    Canlı müzecilik yapmak istediğini söyleyen Tuzlu, “Amacımız harman dövmeyi, zeytin toplamayı ve orak biçmeyi  burada göstermekti. İnsanlar piknik havasına döndürdü. Daha sonra piknik yapılan bir mekan halini aldı.  Eşim, oğlum ve ben üç kişi işletiyoruz. Büyüdükçe iş imkanı da sağlamayı düşünüyoruz. Ve burayı tatil köyü yapmaya çalışacağız” diye konuştu.

    “DOĞANIN ECZASINA GÜVENİYORUM”

    Resim çizen ve bitkilerle de uğraşan Tuzlu, “Ayrıca bitkilere yönelik bir çalışma yapmak istiyorum. Çünkü her bitkinin bir hastalığa veya başka bir şeye iyi geldiğini düşünüyorum. Doğanın eczasına çok güveniyorum. Yakma tekniği ile, yağlı boya ve sulu boya ile resim yapıyorum. Ama en çok yakma tekniği ile resim yapıyorum. Aynı zamanda fotoğraf çekiyor belgesel yapıyorum” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim’den Balıkesir’e sürgünlerin hikayesi- VİDEO

    Dersim’den Balıkesir’e sürgünlerin hikayesi- VİDEO

    PİRHA- Tarih, sürgünlerin hikayeleri ile dolu. Dersim’den Türkiye coğrafyasının dört bir yanına Kara Vagonlarla gönderilenlerin torunları yaşamlarına katliamın izleriyle devam ediyor. Balıkesir İvrindi’ye bağlı Soğanbükü de Dersim sürgünlerine ev sahipliği yapmış bir köy. 

    1938’de Dersim’den sürgün edilenlerin yolunun Balıkesir İvrindi’ye bağlı Soğanbükü köyüne de düştüğü belirtiliyor. Soğanbükü’nde yaşayanlardan bazıları dedelerinin bu topraklardan Balıkesir’e yerleştiklerini söylüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Zeytinli Şubesi’nin eski Başkanı ise, Dersim’den sürülen iki aşiret reisinin buralarda yaşadığını ardından da baskıların ardından 1948’de çıkan af ile geri gittiklerini belirtiyor.

    Balıkesir İvrindi’ye bağlı Soğanbükü’nde yaşayan Havva Ertekin, “Buraya bizim dedelerimiz Tunceli’den gelmişler. Aslımız bizim Alevi. Dedemiz çocukken buraya gelmiş yerleşmiş çoban gibi. Ondan sonra da burada kalmış” diyor.

    “Dedelerimizin doğduğu yerlere hiç gitmedim” diyen Ertekin bir gün oralara gidip görmek istediğini söylüyor. Ertekin, “Dedelerimiz orada ne topraklar bırakıp geldiler. Keşke biz orada kalsaydık. Buralarda hani bizim toprağımız. Hayvancılık yapacak yerimiz bile kalmadı” diyerek de dert yanıyor.

    DERSİM’DEN BALIKESİR’E…

    Dört dağ içindeki Dersim’den yine Balıkesir’deki dağlara yerleşmişler. Ertekin hem hayvancılık yapmak için hem de saklanma ihtiyacı duydukları için buralarda olduğunu düşünüyor.

    “Zaten şunun şurası 5-10 senedir Aleviliğimizi gizlemiyoruz” diyen Ertekin, “15 yıl önce gelen öğretmenlerden bile saklıyorduk. Aslımızı öğrenmesinler diye. Cemlerimizi evlerde yapıyorduk. Gizli saklı yapıyorduk. Bizim köylerin etrafında bir sürü Sünni köyü var. Genelde Dersim’den geldiğimizi pek çok köy bilmiyor. Bizim köyde oldum olası cami var. Doğru bulmasak da yapabilecek pek bir şey yok” ifadelerini kullanıyor.

    “DERSİMLİLERİ GÖRDÜĞÜMDE MEMLEKETİMİ GÖRMÜŞ GİBİ OLUYORUM”

    Gördüğü Dersimlileri kendine yakın hissettiğini de söyleyen Ertekin, şöyle konuşuyor:

    “Bahçe ekiyorum bahçeye ektiklerimi köyün aşağısındaki yolda satıyorum. Dersim’den çok tanıdıklarım var. Müşterilerim var. Onlar benim canlarım onlar beni gördü mü deli divane gibi geliyor. Onları gördüm mü zaten memleketimi görmüş gibi oluyorum.”

    “KARA VAGONLAR BÜYÜK BİR ISTIRAP VE İŞKENCEYDİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Zeytinli Şubesi’nin eski Başkanı Zeynel Meral de İvrindi’deki Dersim sürgünlerinin varlığına ilişkin bildiklerini anlattı.

    “İvrindi’deki 38 sürgünleri dramatik bir olaydır. O katliamdan daha acı. Sürgünler Kara Vagonlarda büyük bir ıstırap ve işkenceydi” sözleriyle başlıyor anlatmaya.

    İKİ BÜYÜK AŞİRET REİSİNİN BALIKESİR’E SÜRGÜNÜ

    Dersim’de iki büyük aşiret reisinin bu bölgeye sürgün edildiğinden bahseden Meral bilgilerini şöyle özetliyor:

    “Biri Hasan beyin oğlu Hüseyin bey. Erzincan milletvekilliğini de yaptılar. Bir de Hıdır ağa vardı. Bunlar aynı zamanda birbirine yakın akrabalar. 38’de bunları sürgün etmişler Balıkesir İvrindi’nin en uç köylerine. Gelmişler. O zaman doğru dürüst ulaşım iletişim olanakları yok. Fakat aşiret reisleri olduğu için birbirlerinden haberdar oluyorlar. Bazen gelip kasabada görüşüyorlar. Güzel temiz kıyafetliler. Köstekli altın saat, atlas kumaşlar var üzerilerinde. Halkın gözüne batmış bu durum. Bunlar şehir dışına çıkıp dertleşirken 4-5 kişi yolunu kesip ‘Siz Bey’siniz, zenginsiniz’ diyerek soyuyorlar. Don gömlek bırakıyorlar. Haydar bey Hüseyin bey’e ‘Bizim memlekette yaptığımız zulüm burada başımıza geldi’ diyor. Hasan bey de diyor ki, ‘Bu aramızda kalsın, sır olsun’. 1948’de çıkan bir afla geri gidiyorlar yerlerine. Bu bildiğim iki aşiret reisi. Başka gelenler de olmuş.”

    Sürgünlerin Türkiye’nin tüm bölgelerine yapıldığını söyleyen Meral, “Katliam, sürgünden daha iyiymiş. ‘Keşke ölseydik bu zulmü görmeseydik’ deniyordu anlatılanlarda. Sürgün bir devlet politikası” diyor.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    BALIKESİR

  • Edremit’te 400 adli kontrollü yurttaş var; ‘Türkiye açık cezaevine çevrildi’-VİDEO

    Edremit’te 400 adli kontrollü yurttaş var; ‘Türkiye açık cezaevine çevrildi’-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit’te sosyal paylaşımlar gerekçe gösterilerek Mart ayından bugüne 400’e yakın kişi ev baskınları ile gözaltına alındı. Kendisi de gözaltına alınan Edremit Eğitim- Sen Yürütme Kurulu Üyesi Kemal Yadırgı, “Sadece oturduğum siteden komşularımın birçoğu gözaltına alındı. Ve bu insanların birçoğu aslında emekli, yaşlı insanlar. Kanser hastası olan arkadaşlarımız bile var” dedi.

    Balıkesir Edremit Eğim -Sen Yürütme Kurulu üyesi ve Örgütlenme Sekreteri Kemal Yadırgı, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Balıkesir Edremit’te son dönemlerdeki en yoğun gözaltının burada gerçekleştiğini söyleyen Yadırgı, Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuştu.

    Kemal Yadırgı, “AKP hükümetinin FETÖ darbesini bahane ederek yaşattığı hukuksuz bir süreç. Bu süreçte bizim de binlerce arkadaşımız açığa alındı. Bu arkadaşlarımıza yönelik olarak biz hiçbir zaman desteğimizi bırakmadık. Maddi manevi dayanışmamızı sürdürdük. Bu mücadelemizi devam ettirdik. Tabii Türkiye’de 15 Temmuz  yarım kalmış darbesinden sonra AKP’nin başlattığı bir darbe var. Bu darbe halen sürüyor. Edremit’te de bizim açığa alınan ihraç edilen arkadaşlarımız oldu” dedi.

    Yadırgı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hem Eğitim -Sen’den hem de SES ve BES’ten arkadaşlarımız ihraç edildi. Bunlardan bizim temsilcimiz olan Eğitim -Sen’den Ali Dikengül açığa alınmıştı. Şimdi döndü. Diğer arkadaşlarımız ise ihraç edildiler ve haklarında herhangi bir soruşturma yok.”

    Özellikle Afrin’e yönelik operasyondan sonra Balıkesir Edremit’te 400’e yakın kişinin gözaltına alındığını söyleyen Yadırgı, bu yaşananları muhalif, emekten yana güçleri susturmaya yönelik operasyon olarak nitelendirdi.

    SADECE EDREMİT’TE 400’E YAKIN KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Yadırgı yaşananlara ilişkin şu bilgileri paylaştı.

    “Afrin’e yönelik operasyondan sonra sanki bir yerden talimat alınmış gibi her yerde insanlar gözaltına alınmaya başladı. Edremit’te de bizim sendikamıza ve muhalif siyasi partilere yönelik operasyonlar yapılıyor. Halen devam ediyor bunlar. Örneğin, Eğitim Sen örgütlenme sekreteri olarak gözaltına alındım. Daha sonra burada EMEP, HDP, CHP, ÖDP ve diğer muhalif partilerden bir çok insan gözaltına alındı. Tahminim şu anda Edremit’te 300-400 civarı adli kontrollü vatandaş vardır. Biz her hafta gidip karakola imza atıyoruz. Sadece oturduğum siteden komşularımın birçoğu gözaltına alındı. Ve bu insanların birçoğu aslında emekli, yaşlı insanlar. Kanser hastası olan arkadaşlarımız bile var. Bu tam sindirme, korkutma ve yıldırma politikası. Tek adam diktatörlüğünü inşa etmeye yönelik bir operasyon. Bu baskı ve zulüm saltanatı yenilecektir diye düşünüyorum.”

    GEZİ EYLEMLERİ GEREKÇE GÖSTERİLDİ

    Sosyal paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alınan Yadırgı da, gözaltında 2013’teki gezi eylemlerinin de sorulduğunu söyledi. Yadırgı, “Gözaltında bana 2013-2014 gezi ile 2014’deki sendikal eylemlere ve sosyal paylaşım, eleştirilere ilişkindi. Bundan dolayı yargılandık. Hatta bundan dolayı örgüt üyesi olmakla suçlanıyoruz. Tabii bunları kabul etmiyoruz. Bunlar aslında Türkiye’de muhalif, emekten, barıştan yana olan güçleri susturmaya yönelik operasyon olarak görüyoruz. Bunlar asla bizim mücadelemizi geriletmeyecektir. Biz sendikal güçle mücadelemize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    İHRAÇ EDİLEN EĞİTİMCİLERE DESTEK İSE SÜRÜYOR

    Eğitim- Sen’den açığa alınan eğitimcilere değinen Yadırgı, “Eğitim -Sen üyesi olup da demokrat, sosyalist olan ama bugün FETÖ’den dolayı açığa alınan birçok arkadaşımız var. Hiçbir suçu olmadığını mahkemelerde ve polis incelemelerinde açığa çıkan birçok arkadaşımız halen görevlerine dönemiyorlar” dedi.

    Görevlerine dönemedikleri gibi bir taraftan da iş yapma olanaklarının da ellerinde alındığını söyleyen Yadırgı, Eğitim -Sen olarak Edremit’te her dönem 100’er lira ekstradan para toplayarak ihraç olan arkadaşlarına destek olduklarını ifade etti.

    “TÜRKİYE AÇIK CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜ”

    Türkiye’nin açık bir cezaevine dönüştüğüne dikkat çeken Yadırgı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hem basına yönelik saldırılar, gözaltılar, tutuklamalar, hem de diğer emek örgütlerine yönelik baskılar ile Türkiye açık bir cezaevine çevrilmek isteniyor. Dışarısı da içerisinden farklı değil. Biz sürekli gözetim altında gibi hissediyoruz kendimizi. Hem sendikamızda hem iş yerimizde. Bir taraftan adli soruşturmalar başlarken diğer yandan daha onlar bitmeden idari soruşturmalar ile yıldırılmaya çalışılıyorlar.”

    “GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    “Yaptığımız sendikal her eylem ve etkinlik suç, soruşturma, gözaltı, dava konusu oluyor” diyen Yadırgı, “Biz demokratik, emekten yana barış içerisinde bir Türkiye istiyoruz. Bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde bir eğitim istiyoruz. Dolayısıyla bu mücadelemizin tabii ki bir bedeli var. Bugün bunu ödemek gerekiyorsa ödemeye de hazırız. Buradan bir adım daha geri atmayacağız” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • AKP, Kabakdere köyüne ‘hizmet için 500 oy verin’ dayatmasında bulunmuş-VİDEO

    AKP, Kabakdere köyüne ‘hizmet için 500 oy verin’ dayatmasında bulunmuş-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Kabakdere köyünün sorunlarının giderilmesi için AKP oy dayatmasında bulunmuş. Muhtar ise oy çıkarmaya çalışarak, “Ben AKP’ye oy çıksın diye çalışıyorum. Bizim köyün hizmete ihtiyacı var” diyor. Cemevi başkanı ise, AKP’nin hizmeti neye göre verdiğini şöyle anlatıyor: Büyükşehir’den cemevi yaparken iki klima istemiştim. Bana ‘köyünüzden AKP’ye 500 oy çıkarsa ben hemen klimaları şimdi bağlatırım’ demişti.

    Balıkesir’in Karesi İlçesi’ne bağlı Kabakdere bir Alevi köyü. Bu köye hizmet gelmesinin şartları var. “Önce oy vereceksiniz sonra hizmet alacaksınız” dayatmasında bulunuluyor. Köyün muhtarı ve cemevi başkanı konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    4 dönemdir Kabakdere’de muhtarlık yapan Seyhan Açıkgöz, köyde yaşadıkları sorunları anlattı. Uzun yıllar susuz kaldıklarını söyleyen Açıkgöz, mezarlıklarını ve köyün alt yapısını kendi imkanları ile yaptıklarını belirtti. Açıkgöz, “Köye su getirmek için para topladık ve devletle ortak bir çalışma ile köye 1999 yılında su getirmeye başladık. 99’dan önce köy tamamen susuzdu. Ve köye suyu tankerlerle sağlıyorduk” dedi.

    Açıkgöz, devletten su konusunda desteği çok göremediklerini şu sözlerle ifade etti:

    “Devlet gelip de ‘size su getirelim’ demedi. Bizden bir şeyler istedi öyle getirdik. Köy susuz olduğu için halk su gelsin diye para verdi. 1999’da 3 bin liranın bir buçuğunu halk verdi. Köyün suyu kuruyunca 2007 yıllarında tekrar su getirdik. 25 milyar para yatırdık üstünü devlet karşıladı. Şu an suyumuz akıyor.”

    “AKP’YE OY ÇIKSIN DİYE ÇALIŞIYORUM, ÇÜNKÜ…”

    AKP’ye neredeyse hiç oy çıkmayan köye hizmet gelmediğini ifade eden Açıkgöz, hizmetin gelmesi için çareyi AKP’ye oy çıkarmakta bulmuş.

    Köyün sorunlarının çözümü için böyle bir yol izleyen Açıkgöz şöyle konuştu:

    “Bu köy bir Alevi köyü olduğundan herkes CHP’ye oy veriyor. Ben AKP’ye oy çıksın diye çalışıyorum. Çünkü ben zayıf kalıyorum. Oy ne kadar çok çıkarsa ben halkıma o kadar çok hizmet veririm. Halkım iyi olsun ki geleceğe o kadar iyi ışık tutsun. Benim bin 360 seçmenim var. Ben çok fazla oy çıksın diye de halkı zorlamıyorum. Ama yine de 300-400 oy çıkmasını istiyorum. Oylarımız CHP’ye gidiyor boşuna gidiyor. CHP’nin başa geldiği de yok. Gelse de CHP’nin bize sahip çıkmayacağını da biliyorum. Çünkü DSP döneminde de sahiplenmedi bizi. Şimdi yerel seçimlerde oyları dağıtmak gerekiyor. Ama genel seçimleri bilemiyorum. Herkes CHP’ye atıyor. Bende isterim atsın. Neden çıksın istiyorum. Çünkü benim köyün sorunları çok. Tapusuz yere bina yapıyorlar, kaçak bina yapıyorlar, çok yer çeviriyorlar. Onlara hizmet götürmek de çok zor. Köy boydan boya 3 km. Bunun için hizmete ihtiyaç var. Köyün yüzde yetmişi tapusuz. Bizim köyde AKP oy istiyor. Bunu kendi ağızları ile söylüyorlar. Biz bu kadar yaklaşalım siz de bize yaklaşın diyorlar. Köyün tüm oylarını istemiyorlar. Sorunların yüzde yetmişini çözdüm. Ancak halkın kendisinde sorun var. Okuma yazma oranı düşük. Sigortalı işte çalışmıyorlar hep böyle ırgatlıkla uğraşıyorlar. Aslında güçlü olmaları gerekiyorken zayıf duruma düşüyorlar.”

    “KÖYE HİZMET GELMEMESİNİN İLK NEDENİ ALEVİ OLMAK”

    Yıllardır AKP’ye oy çıkmadığı için hiç hizmet alamamışlar. Şimdiler de ise AKP’ye en az 50 oy bile çıkıyor olması ile hizmet almaya başladıklarını söyleyen Açıkgöz, “Türkiye yıllardır böyle yönetiliyor. Bu köye hizmet gelmemesinin birinci nedeni Alevi olmak. Biz Alevilik haklarımızı da Diyanet’ten ve birçok yerden alamıyoruz. Cemevlerinin elektrik ve birçok problemi var. Türkiye devletinde en büyük neden Alevi olmak. İslam aleminde de Alevilik Sünnilik bir neden. Hep bir düşmanlık var. Yani İslam’da da bir sorun var.”

    EV YIKILDI, NİŞAN ATILDI

    Kabakdere Köyü Cemevi Yaşatma ve Koruma Derneği Başkanı Özcan Apluk da köydeki tapu sorunu nedeniyle insanların evsiz kaldığını söyledi.

    Yıkılan bir evin önünde konuştuğumuz Apluk, yaşanan olayı ve diğer yıkımları şöyle anlattı:

    “Belediye buraya sabah 8-9 gibi yıkıma geldi. Bir evin sahibi nişanlı genç bir çiftti. Adı Süleyman Deniz’di. Evleri yıkılınca nişanlısı çocuktan ayrıldı. Bir daha ev yapamadılar. Bir vatandaşımızın da iki katlı bir evini yıktılar. Kendi imkanları ile yeniden bir katlı ev yaptılar. Bir evi daha yıkmaya çalıştılar. Ancak Belediye meclis üyeleri gelip engel oldu. Ayrıca birçok olay meydana geldi. Bir evin sahibi evini yıkmaya çalışan ekibe evimi yıkarsanız cinayet çıkar dedi. Bu nedenle yıkımı durdurdular. Bir daha da yıkıma gelmediler. Toplamda 3 ev yıkıldı. Evleri yıkılanlar yeniden kendi imkanları ile yaptılar.”

    500 OY VER KLİMAYI AL

    Köye genel olarak hizmetin gelmediğinden şikayetçi olan dernek başkanı Apluk da AKP’lilerin hizmet karşılığında açık açık oy istediğini şöyle aktardı:

    “Ben dernek başkanı olarak büyükşehir belediyesine gidip rica edince hizmet alıyoruz. Hizmet gelmiyor. Bütün çevre köylerin sokaklarına parke taşlarının döşemeleri ve kanalizasyon yapımı tamamlanmış durumda. Ancak bizim Kabakdere köyüne hizmet verilmiyor. Çünkü bu köyde AKP’ye 80-100 oy çıkıyor. Bundan dolayı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Büyükşehir Belediyesi Fen işleri Müdürü’nden cemevi yaparken iki klima istemiştim. Bana köyünüzden AKP’ye 500 oy çıkarsa ben hemen klimaları şimdi bağlatırım dedi.” (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Keçinin yediği tüm otları yiyoruz’-VİDEO

    ‘Keçinin yediği tüm otları yiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Baharın gelmesiyle birlikte Balıkesir’de kadınlar ellerindeki torbaları alıp çayır çimen gezip ot toplamaya başladı. Balıkesir’in Zeytinli Köyü’nde ot toplayan Aynur Açıkgöz, “Eskiden buralar zeytinlikti kesip ev yaptılar şimdi ise baraj yapıp su altında bırakacaklar” diyor.  

    İnsanlığın toplumsallığını ve varlığını sürdürmede en temel rol oynayan toplayıcılık kadın üzerinden varlığını sürdürmeye devam ediyor. Balıkesir Edremit ilçesine bağlı Zeytinli köyünde yaşayan 53 yaşındaki Aynur Açıkgöz, baharın müjdecilerinden biri de olan mucizevi otları toplamak için çıkmış patikalara. Hem spor yapıp hem de ot toplayan Açıkgöz, annesinden öğrendiği otları doğadan toplayarak yemek ve börek yapıyor. Açıkgöz, “Keçinin yediği ve ölmediği bütün otları yiyebiliriz” diyor.

    KİMİNİ HAŞLIYOR KİMİNİ BÖREK YAPIYOR

    Arap saçı, gelincik otu, kıyı otu, turp otu, radika gibi pek çok ot çeşidinin bulunduğu kaz dağlarının o muhteşem doğasında elinde poşetiyle denk geliyoruz Açıkgöz’e. Bu otların hemen hepsinin yenildiğini söyleyen Açıkgöz, “Kimini kavuruyoruz, kimini haşlıyoruz kimini de börek yapıp yiyoruz. Artık yavaş yavaş bu otların mevsimi geçiyor ve kavala kalkıyorlar. Çünkü artık tarlalar ekilmeye başlıyor” diyor.

    Bu otların daha çok kışın yenildiğini aktaran Açıkgöz, şöyle konuşuyor:

    “Kazayağı ve benzeri birçok çeşit ot var. Keçinin yediği ve ölmediği bütün otlar yeniliyor. Ben bu ot çeşitlerini annemden öğrendim. Annem de annesinden öğrenmiş.”

    HER ŞEY DOĞADAN

    Zeytinlikleri olan Açıkgöz’ün eşi de inşaat ustası. Zeytinleri toplamış tarlaların sürülüp ekilmesini bekliyor.

    Açıkgöz her şeyini doğadan elde ettiğini şu sözlerle ifade ediyor:

    “Toprakla uğraşınca insan spor yapmış oluyor ve güzel oluyor. Buralarda kimse aç kalmaz. Çıkıp doğada odun topluyor, ot topluyor. Bizim de zeytin tarlamız olduğundan zeytinyağına para vermiyoruz. Tarlada topladığımız zeytinden yağımız elde ediyoruz. Her şeyimizi doğadan elde ediyoruz.”

    HALK BARAJ İSTEMİYOR

    Şimdilerde bu zeytinlik alanlara yapılmak istenen barajlara da değiniyor Açıkgöz, “Ancak buranın halkı istemiyor. Yakınımızda yer alan Memedalan Köyü’nün tepeleri sular altında kalacakmış. Köyde yaşayanlar bu barajları istemiyor” diyor.

    “DOĞA GÜN GEÇTİKÇE YOK OLUYOR”

    Zeytinlik alanların imara açılması ile birlikte yaşam alanlarının giderek daraldığından da dert yanan Açıkgöz, “Bu zeytinlik alana ev yapımları çok olmaya başladı. Artık toprak kalmayacak. Benim çocukluğumda buralar hep zeytinlikti ama şimdi hep ev olmuş. Ve doğa gün geçtikçe yok oluyor” diyerek tepki gösteriyor.

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR

  • Alevi çalıştayının ikinci gününde konu başlıkları tartışılıyor

    Alevi çalıştayının ikinci gününde konu başlıkları tartışılıyor

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde Balıkesir Edremit’de başlatılan Alevi çalıştay program taslağı toplantısı ikinci gününde devam ediyor. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu program çalıştayı ikinci gününde devam ediyor.  Alevi Bektaşi Federasyonu çağrısıyla Avrupa’dan ve Türkiye’den  çok sayıda kurum temsilcisi, yöneticisi, Akademisyen, Yazar, Sanatçı, Dede, pir ve siyasetçinin katıldığı Alevi çalıştayı Balıkesir’in Edremit ilçesinde ikinci gününde konu başlıklarıyla tartışılmaya ddevam ediyor.

    Önceki gün 13 farklı odada tartışılan faklı konular bugün ve yarın rapor halinde sunulacak.

     

     

  • Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Aleviler biraraya geldi- VİDEO

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Aleviler biraraya geldi- VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde Alevi çalıştay program taslağı toplantısı başladı. Balıkesir Edremit’te biraraya gelen Aleviler, önümüzdeki dönem için bir program taslağı çıkarmayı hedefliyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu program çalıştayı başladı. Alevi Bektaşi Federasyonu çağrısıyla Avrupa’dan ve Türkiye’den Aleviler Balıkesir’in Edremit ilçesinde biraraya geldi.

    Alevi hareketinin temel başlıklar etrafında tartışarak bir program taslağının ortaya çıkarılmasının amaçlandığı çalıştay programı Nurettin Gedikoğlu Dede’nin gülbangıyla ve çerağ uyandırılmasıyla başlatıldı.

    Saygı duruşunun ardından deyişler okunarak program devam etti.

    Çalıştayın açılış konuşmasını ise ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız yaptı. Yıldız, “Ben buraya sizinle birlikte bu yolda turab olmaya;  Hakk yolunda kurulacak Rıza Şehrine ulaşmak için, emek vermeye, ter dökmeye geldim” diyerek konuşmasına başladı.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrasında AKP iktidarının başta Aleviler olmak üzere muhaliflerin baskı altında olduğunu hatırlatarak, “Türkiye’nin sorunu başkanlık sorunu değildir. Türkiye’nin sorunu demokrasi, insan hakları, eşit yurttaşlık ve adalet sorunudur” dedi.

    “Biz Alevi kurumları olarak AKP/Saray zihniyetinin Alevi toplumuna ve Türkiye demokrasi güçlerine dönük tehditlerine seyirci kalamayız. 15 Temmuz ile birlikte Türkiye genelinde Alevi mahallelerini hedef alan besleme paramiliter güçler şimdi gizliden gizliye katliam planı yapıyorlar” diyen Yıldız konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “7 Haziran 2015 seçimlerinde Türkiye halklarından gerekli dersi alan AKP, asıl darbeyi 15 Temmuz 2016 da değil, 1 Kasım 2015 de yapmıştı. Şimdi ise istediği siyasal tabloyu yaratmak için muhalif televizyonları, dergileri, gazeteleri kapatan, gazeteci ve bilim insanlarını sudan gerekçelerle tutuklayan, sosyal medya paylaşımlarına bile tahammülü kalmayan siyasi iktidar, 12 Eylül faşizmini daha sert bir şekilde güncellemektedir. Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanları ve milletvekillerin tutuklanması, belediyelere AKP beslemesi kayyum atanması hukuki ve adil değil, faşizan bir uygulamadır.  Ülkemizde siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik yaşam çekilmez hale getirilmiş, eğitim yaşamı istila edilmiş, binlerce kamu çalışanı padişah fermanı misali uygulamalarla işinden aşından, geleceğinden edilmiştir. Birçok ilerici kurumun başkan, yönetici ve üyelerine yönelik gözaltı ve tutuklama saldırısı devam etmektedir.

    Saldırıların boyutu o kadar haksız hukuksuz bir şekilde artmıştır ki MESAV Başkanı Arif SAĞ ın görevinden alınarak yerine kayyum atama yapılması gerçekten farklı olana tahammülün kırıntısının bile kalmadığının bir göstergesidir.”

    “YANIBAŞIMIZDAKİ KATLİAMLAR GÖRMEZDEN GELİNEMEZ”

    Afrin’e başlatılan harekatı eleştiren Yıldız, AKP Genel Başkanının konuşmalarında sık sık mezhep kavgalarından bahsettiğini hatırlatarak, silahlı eğitim kamplarından söz etti.

    Türkiye’nin hızla kaosa sürüklendiğini ifade eden ABF Başkanı şöyle devam etti:

    “Canlar, ülkenin ve Ortadoğunun durumu malum. Türkiye gündemi, Ortadoğu’daki gelişmelerden ayrı yorumlanamaz. Yanıbaşımızda yaşanan katliamlar,  görmezden gelinemez.

    Ortadoğudaki selefi ve Vahabi yönetimler ile ülkemizde bulunan saray yönetimi birbirinin fikirdaşıdır. Hepsinin çıkış noktası Emeviliktir. Emeviler nasıl o devrin, Ali sevdalılarına ve Hüseyin sancağı adı altında toplananlara zulüm ettiyse, onların varisleri de günümüzde yaşayan Aleviler’e zulüm etmektedir. Asıl önemli olan bu saldırılar karşısında bizlerin neler yapacağıdır… Tam da bu noktada burada toplanmamız çok önemlidir.”

    “Gün faşizme, tekçi anlayışa, saray saltanatına karşı birlik olma günüdür. Biz biliyoruz ki bunun yolu demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmaktan geçer” vurgusunu yapan Muhittin Yıldız, “Devletin ceberut yapısı ve tekçi anlayışına karşı biz Aleviler, Ulularımızın, Pirlerimizin yolundan aldığımız güç ve onlara verdiğimiz ikrarla, bu zalimliğe he daim karşı duracağız” diye konuştu.

    “DEMOKRATİK HAKLARIMIZ KULLANILAMAZ HALE GELDİ”

    ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, tüm demokratik hakların bir bir ellerinden alındığını ifade ederek, şunları kaydetti:

    “Yaşadığımız bu süreçte Haksızlıklara karşı direnen tüm farklı toplumsal dinamikler gözaltı, tutuklamalar ve şiddete maruz kalmaktadır. Yüzyıllar boyu direnerek elde edilen kazanımlar bir bir elimizden alındığı gibi en demokratik haklarımız kullanılamaz hale gelmiştir…

    Yaşanan bu saldırılar karşısında Alevi Bektaşi inancının sahipsiz olduğunu sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Bu inanç hiçbir zaman sahipsiz olmadı, kandilde yanan nur olduğu sürece hiçbir zaman da sahipsiz kalmayacaktır.

    Alevi Bektaşi inancı geçmişten günümüze Ocaklar ve Dergahlar biçiminde örgütlenerek hizmet yürüttü. Fakat Osmanlıdan günümüze kadar yüzyıllardır süren saldırılar bu sistemin işleyişinde sorunlar yarattı. Cemler yasaklandı, Aleviler ibadetini gizli yapmak zorunda kaldı. Tüm bu sorunlar ocakların işleyişini zorlaştırdı.

    Bununla birlikte seksenli yıllardaki köyden kente göçle birlikte dede-talip arasındaki ilişki azaldı.

    Aleviler, inançsal ve toplumsal alandaki tüm zorlukları aşabilmek için, doksanlı yılların öncesinde başlayan ancak sonrasında hızlanan kendi örgütlerini kurarak inançsal alanda hizmet vermeye başladı. Uzun yıllar inanç hizmeti alamayan Aleviler, bu kurumlarımızın hizmetlerine sahip çıktı, rızalık verdi.

    ‘Büyüğünüz kim, küçüğünüz kim’ dediler, ‘Büyüğümüz de bir, küçüğümüz de bir’ dedik. Eksiğimiz vardı, tamamladık. Boşumuz vardı doldurduk. El ele, el Hakk ka dedik hizmet yürüttük.

    Biz Aleviler bu toprakların kadim inançlarındanız. Kadim zamandan beri Aleviler bu topraklarda her daim barışın, hoşgörünün, sevginin ve insanlığın; dili, nefesi, sesi ve vicdanı olmuştur. Bir yanıyla mazlumluğun, diğer yanıyla da direnişin sembolü olan Şah-I Şehidan İmam Hüseyin ‘den Baba İshak’lara, Baba İlyas’lardan  Hacı Bektaş Veli’ye, Şeyh Bedreddin’lerden Şah Kalender’e Pir Sultan Abdal’lardan  Seyid Rıza’lara, saraylara biat etmeyip direniş geleneğini geleceğe taşıyanlar olduk.

    Aleviler olarak bu süreçte yaşanan tehlikeler karşısında örgütlü bulunan kurumlarımızın istenilen düzeyde olmadığı ortadadır. Yaşadığımız bu sistemli saldırılar karşısında dağınık bir şekilde mücadele edilemeyeceği herkes tarafından görülmektedir.

    “KURUMLARIMIZ TÜM ALANLARA HAKİM DEĞİL”

    Kurumlarımız tüm alanlara hakim değildir. Aleviler siyaset içinde adeta haraç mezat olarak kullanılmaktadır. Tarihimize yabancılaşmış durumdayız.

    Bugün Ülkemizde siyasi olarak tüm demokratik alanların daraldığı, parlamentonun işlevsiz kaldığı, yargının siyasi iktidar için baskı aracı olduğunu ve özgürlüklerin yok olduğu her demokratik hakkın kullananın savaş gerekçesi ile bastırıldığı, terörist ilan edildiği bir süreçten geçiyoruz.

    “ALEVİLER BÜYÜK TEHLİKELERLE KARŞIKARŞIYADIR”

    Aleviler bugüne kadar yok sayılmış ve bu yaşadığımız süreçte ise çok büyük tehlikeler ile karşı karşıyadır. Bir yandan içeride kendi Ailevisini yaratma çabaları sürerken diğer yandan bugünlerde Hakk’â yürüyen Alevi askerin bile ayrımcılığa uğradığı bir süreçte biz Alevileri bekleyen tehlikenin daha da büyüyeceğini göstermektedir. Bu tehlikelerin karşısında artık kendi yolumuzu kendimizin çizdiği bir sürecin içinden geçmekteyiz. Tarihimizden ders çıkararak pirlerimizin ulularımızın, yol önderlerimizin bizlere bırakmış olduğu mirasla eksik kalan yönlerimizden ders çıkarıp bu eksikleri gidermek, kendi örgütlülüğümüz güçlendirmek bizim tarihi sorumluluğumuzdur.

    Bugün buraya bahsetmiş olduğum sorumlulukları yerine getirmek için toplanmış bulunuyoruz.

    “ÇOK ÖNEMLİ ÇALIŞMANIN ADIMLARINI ATACAĞIZ”

    Bugün, sizlerle birlikte burada çok önemli bir çalışmanın adımlarını atacağız. Bu çalışma Alevi hareketinin temel ve yapısal sorunlarına dair çözümlerin konuşulacağı, bu sorunların nedenlerinin tespit edileceği ve açığa çıkarılıp çözümler üretileceği bir çalışma olacaktır.

    Geçmişten bugüne kadar demokrattık Alevi hareketinin yaşadığı sorunların çözümleri kendini tekrar eder yerde durmaktadır bu durum kurumlarımızda yapısal sorunlar haline gelmiştir.

    “BUGÜNE KADAR ÇÖZÜM MODELLERİ İHTİYAÇLARA CEVAP VERMEDİ”

    Bugüne kadar ortaya konulan çözüm modelleri ya da şekilleri ihtiyaçlara cevap verememiştir. Yaşadığımız siyasal sürecin ağırlığı karşısında, hareketimizin sorunlarına müdahale edilmezse dağılmanın ötesinde bir sonucun ortaya çıkacağı herkes tarafından bilinmektedir… Bu nedenle bu çalıştayı önemsiyoruz.

    Bu çalıştayla sorunların reçetesinin hemen yazılmayacağını biliyoruz. Ama Murad edilen amaç bu yola revan olmaktır. Bizlerde burada bunu yapmak istedik. Bu çalışma bir ilktir ve önemli bir başlangıçtır.. Siz değerli katılımcılarımızın önemli katkılar sunacağına inanıyoruz.”

    Çalıştay taslak programının 12 temel başlıkta belirlendiğini söyleyen Yıldız, taslağın yol haritası olacağını kaydetti.

    Yıldız şunlara işaret etti:

    Bu çalışma ile Alevilerin öncelikle kendi değerlerini ve farklılıklarını koruyarak yaşamın her alanında ortak sözünü söylemesini sağlamak, Demokratik Alevi hareketin etkisizleşen dağılan farklılaşan taleplerinin ortaklaşmasını sağlayarak ortak mücadele etrafında toparlanmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

    Bu nedenle çalışmanın üzerine oturması gereken en önemli yanı ‘’yol bir sürek bin bir’’ kültürüne göre hareket etmektir. Bu nedenle bugün kadar yolda eksik bırakılan unutulan tüm farklılıklarımızın açığa çıkmasını sağlamak bizim acımızdan yolda birlikte yürümemizin en değerli sonucu olacaktır.

    3 gün burada vereceğiniz emek bu bakımdan çok değerlidir. Bugün burada dedelerimizden pirlerimize analarımızdan Zakirlerimize, siyasetçisinden sanatçısına habercisinden yazarına kısacası ülkenin her alanından kurumundan gelen canlara Avupa’nın çeşitli ülkelerinden sadece bu çalışmaya katkı için gelen tüm canlarımıza Alevi Bektaşi Federasyonu adına herkese ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.”

    Yıldız, ayrıca bu çalışmanın yapılmasına olanak sağlayan ev sahip ve ev sahipliği yapan Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka ve Edremit belediyesine teşekkür etti.

    ABF Genel Başkanı Yıldız, Bizim yolumuz kıldan ince kılıçtan keskin bir yoldur. Bu yolda farklılıklarımız olsa da ortak değerimiz Alevilik’tir. Bugün bu yolda buluşmak bizler için elzem bir hal almıştır.” dedi.

    “LAİKLİK YENİDEN TÜRKİYE’YE EGEMEN OLMALI”

    Yıldız’ın konuşmasının ardından Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka kısa bir konuşma yaptı. Saka, ülkedeki çocuk tacizlerine ve baskılara değinerek, ülkenin çok kötü durumda olduğunu söyledi. Saka “Laikliğin yeniden Türkiye’de egemen olmasını istiyoruz” dedi. Saka, Alevi çalıştayının önemine de dikkat çekti.

    Açıklamanın ardından 12 başlık adı altında atölye çalışmalarına başlandı.  (HABER MERKEZİ)

  • İmam hakkında ‘çocuklara masaj yaptırdığı’ gerekçesiyle soruşturma başlatıldı

    İmam hakkında ‘çocuklara masaj yaptırdığı’ gerekçesiyle soruşturma başlatıldı

    Diyanet İşleri Başkanlığı, Balıkesir Altıeylül ilçesinde, Kubbeli Camisi’nin imamlığını yapan A.Ö. ile ilgili, “Kur’an kursu eğitimi verdiği çocuklara masaj yaptırdığı” gerekçesiyle soruşturma başlattı.

    Cumhuriyet’in haberine göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın soruşturmasının ardından Balıkesir Valiliği de soruşturma başlatarak A.Ö’nün görev yerinin değiştirildiğini belirtti. A.Ö adlı vatandaşın “Kuran kursu eğitimi verdiği çocuklara masaj yaptırdığı”, M.Y. adlı bir vatandaşın TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvurusu ile ortaya çıktı.

    M.Y. adlı vatandaş, Dilekçe Komisyonu’na, şikâyette bulundu. Komisyon da konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı’na havale etti. Başkanlık ise komisyona verdiği yanıtta şunları kaydetti: “Kuran kursu eğitimi verdiği çocuklara masaj yaptırdığı yolundaki şikayet ile ilgili olarak mahallinde Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne inceleme yaptırıldı ve şikayet Cumhuriyet Savcılığı’na intikal ettirildi. Başkanlığa intikal eden şikâyet dilekçesi ile ilgili olarak da 7 Aralık 2016 tarihli onay ile müfettiş soruşturmasına başlandı ve soruşturma halen devam etmektedir.”

    ‘EMEKLİ OLMAK İSTEDİ’

    Balıkesir Valiliği’nden de Meclis’e gönderilen yanıtta, imam A.Ö. ile ilgili şu bilgiler aktarıldı: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın onayı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 36-1 b maddesi ‘b) Haklarında yapılan teftiş veya soruşturma sonucu o yerde kalmalarında sakınca görülmüş olması’ gereği adı geçenin görevli olduğu Altıeylül İlçesi Karamanköy Mahallesi Kubbeli Camisi İmam-Hatipliğinden Çorum İli Bayat İlçesi Kuruçay Köyü Camisi İmam-Hatipliğine naklen atandığı, ilgili personel 24 Nisan 2017 tarihinde rahatsızlanarak Balıkesir Devlet Hastanesi Psikiyatri kliniğinde yataklı tedaviye alındı, tedavisinin bitmesi sonucu 25 Haziran 2017 tarihinde göreve başladı ve emekliliğini talep etti”

  • Alican Önlü Burhaniye Cemevi’nde halkla buluştu

    Alican Önlü Burhaniye Cemevi’nde halkla buluştu

    PİRHA- HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP ve bileşenlerinin Balıkesir’de yapacağı barış şölenine katılmak için gittiği Burhaniye’de yöre halkı ile buluştu. Alevi toplumunun sorunlarının ele alındığı buluşmada, ABF ve Eğitim-Sen öncülüğünde yapılacak olan mitinge güçlü katılım çağrısı yapıldı.

    HDP ve bileşenlerinin Balıkesir’de yapacağı barış şölenine katılmak için gittiği Balıkesir Burhaniye’de Cemevini ziyaret eden HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Cemevlerinin yaşadıkları sorunları dinledi.  Ağırlıklı olarak Alevilerin ve cemevlerinin örgütlenmesinin konuşulduğu toplantıda, Dersim’deki orman yangınları, 17 Eylül’de İstanbul’da yapılacak olan mitingde güçlü bir katılım sağlanması gerektiği belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)