Etiket: barajlar

  • Jeoloji Mühendisleri Odası: Deprem bölgesindeki HES ve barajlar zarar gördü!

    Jeoloji Mühendisleri Odası: Deprem bölgesindeki HES ve barajlar zarar gördü!

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 6 Şubat’ta merkez üstü Pazarcık olan depremlerin birçok ildeki baraj ve HES’lere de zarar verdiğini açıkladı.

    Merkez üstü Pazarcık olan depremlerin yarattığı tahribat, gün geçtikçe daha da belirgin hale geliyor. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerin Maraş, Malatya, Antep, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Adana, Kilis ve Urfa’da baraj ve HES’lere de zarar verdiğini açıkladı.

    “JEOTEKNİK ARAŞTIRMALARIN YAPILMADIĞI ANLAŞILMAKTA”

    Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Aktarılan bilgilere göre, Gölbaşı-Malatya arasında Göksu Çayı’nın üzerinde inşa edilen Boztepe Enerji Üretim Pazarlama Tesisinin Regülatör ve İşletme Müdürlüğü’nün bulunduğu bölgede bir kilometreden fazla bir alanın sıvılaşma, yanal yayılma ve heyelandan kaynaklı olarak kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Yapılan açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi:

    “Özellikle depremin ardından meydana gelen heyelanın HES inşaatının bulunduğu alana doğru da devam ettiği ve o bölgede de bazı hasarlara neden olduğu görülmektedir. Nehir tipi HES inşaatlarında arzu edilen jeolojik jeoteknik araştırmaların yeterince yapılmadığı, bu heyelan kütlesinin bu tür yapılara olası etkilerinin göz ardı edildiği anlaşılmaktadır.​

    DSİ Genel Müdürlüğü ile Elektrik Üretim AŞ’nin özellikle bu tür alanları gözden geçirmesi ve olası mühendislik problemlerini çözmesi gerekmektedir. Ayıca Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanlığının da tüm enerji tesisleri için bir düzenleme yaparak, mevcut baraj ve HES tesislerin deprem güvenliği açısından yeterliliğini değerlendirmeli, yeterli görülmeyen tesisler kapatılarak deprem güvenliği sağlanana kadar enerji satın alma işlemi durdurulmalıdır. Aksi takdirde gelecekte meydana gelebilecek herhangi bir olası depremde daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalınacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dağ keçileri barajda boğularak ölmeye devam ediyor

    Dağ keçileri barajda boğularak ölmeye devam ediyor

    PİRHA- Yaşam alanları yok edilmesin diye bölge halkının itirazlarına rağmen, Peri Suyu üzerinde LİMAK tarafından yapılan Pembelik Barajı’nda dağ keçileri boğulmaya devam ediyor.

    Dersim, Elazığ ve Bingöl sınırında yer alan Pembelik Barajı ve HES, Peri Çayı üzerinde tamamlanarak 2015 yılında işletmeye alındı. Barajın yapımıyla ulaşımı sağlayan köprüler sular altında kalırken, köyler arasındaki bağlantı da kesildi. Barajdan en çok zararı gören ise, yöre insanı tarafından kutsal kabul edilen dağ keçileri oldu. Baraj ve HES dağ keçilerinin çiftleşme ve göç mevsiminde kullandığı güzergahı da sular altında bıraktı. Barajın su tutmasının ardından da aynı geçiş güzergahını kullanan çok sayıda dağ keçisi boğularak hayatını kaybetmeye devam ediyor.

    “YABAN HAYVANLARININ HAYATINA MAL OLAN BU SORUNUN ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR”

    Konuya ilişkin bir açıklama yapan Peri Suyu Koruma Platformu, Amerikalı bir iş insanına Dersim’de dağ keçisi vurması için verilen izne atıfta bulanarak “Dağ keçilerinin avlanılması için, Amerikan vatandaşlarına özel bir izin gerekmeden, onlar adına izin verilen içimizdeki Amerikan avcıları bu işi layıkıyla yapmaktadırlar” denildi.

    Platform, yaşanan sorunun çözümü konusunda yetkililere çağrıda bulunarak, “Yaşanan bu sürecin sonucunda yaban yaşamın hayatlarına mal olan bu sorunun çözülmesi için yetkili mercilerin bir an önce harekete geçmesini kamuoyu önünde talep ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/DERSİM

  • DAM’dan ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ paneli-VİDEO

    DAM’dan ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ paneli-VİDEO

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) tarafından ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ şiarı ile yarın İstanbul Taksim Hill Otel’de panel gerçekleştirilecek. DAM Yöneticilerinden Selman Yeşilgöz, “Bir bütünlük sağlarsak bu anlamda da bir karşı koyuş sergileyebileceğimizi ve bir geri adım attırabileceğimizi düşünüyoruz” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dersim Araştırmalar Merkezi’nin yarın saat 15:00’te İstanbul Taksim Hill Otel’de ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ şiarı ile yapacağı panele ilişkin DAM Yöneticilerinden Selman Yeşilgöz, Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Panele Prof. Dr. Yüksel Örgün Tutay, Hüseyin Alan ve Avukat Murat Cano konuşmacı olarak katılacak.

    Yaz aylarında Munzur dağlarında 60 kilo metre uzunluktaki alanın tümünün maden sahası olarak ilan edilmesi konusunun gündeme geldiğini hatırlatan Yeşilgöz, “Çeşitli bölgelerde maden aramaları, maden çalışmaları uzun süredir var. Açılan yerlerde var ama atıl durumdaydı. Ancak şu an alınan karar ise Munzur dağlarının tamamı maden alanı ilan edilerek çalışma başlatılması yönündedir” dedi.

    “BİR BAŞLANGIÇ YAPMAK İSTİYORUZ”

    Munzur dağlarında yapılmak isten maden ocaklarına ilişkin gerek metropollerdeki insanları bilgilendirmek, gerek belli bir duyarlılık ve kamuoyu oluşturmak amacı ile konunun uzmanlarını davet ederek  kitle çalışması için bir başlangıç yapmak istediklerini kaydeden Yeşilgöz, ‘Munzur Dağları Madenlerle yok Edilmesin’ şiarıyla Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) olarak bir konferans kararı aldıklarını ve kitleye de Munzur dağları ve maden çalışmaları ile ilgili bir bilgilendirme yapacaklarını söyledi.

    “GERİ ADIM ATTIRMALIYIZ”

    Genel olarak tarihsel süreçten bugüne kadar  Dersime yönelik özel politikaların gündeme konulduğuna dikkat çeken Yeşilgöz, “Son 20 yıla yakındır barajlara dönük oluşturulan kamuoyuyla bir nebzede olsa baraj yapımının önüne geçilebilindi. Şimdi de  bütün bir coğrafyayı maden sahası ilan ederek yok etmeye dönük bir çalışma var. Bu anlamda da eğer güçlü bir toplumsal karşı koyuş sergileyebilirsek bunda da geri adım atma konusunda başarılı olabileceğimize inanıyoruz. Bunu ancak örgütlü bir çalışma ile gerek metropollerde, gerek Avrupa’da gerekse de Dersim’deki kitlenin ortak hareket etmesi ile bunun karşısında durabiliriz. Bizim buradaki amacımızda bu birlikteliği sağlayabilecek çalışmaları kollektif bir örgütlülüğe dönüştürmektir. Bu anlamda adım atacağız. Bunu yaparken bizim dışımızdaki çevre hareketleri ile de hem dayanışma içinde olmayı hem de onlardan dayanışma beklemeyi de önümüze koyacağız. Bir bütünlük sağlarsak bu anlamda da bir karşı koyuş sergileyebileceğimizi ve bir geri adım attırabileceğimizi düşünüyoruz” diye konuştu.  PİRHA/İSTANBUL

     

  • Balıkesir’de yapılması planlanan barajlar ve ‘dere ıslah projeleri’ meclis gündeminde

    Balıkesir’de yapılması planlanan barajlar ve ‘dere ıslah projeleri’ meclis gündeminde

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili  Ali Kenanoğlu, Balıkesir’de Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen barajları ve yürütülmekte olan “dere ıslah projeleri”ni meclis gündemine taşıdı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Balıkesir Milletvekili Ali Kenanoğlu, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen barajları ve yürütülmekte olan “dere ıslah projeleri”ni meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanmasını istediği önergede, projelerin bölge ekosistemine ve bölge halkının sağlığına vereceği zararlara dikkat çekti.

    “HALKIN SAĞLILIĞINDA HASARA YOL AÇACAK”

    Balıkesir’in Edremit Körfezi’ne dökülen dere ve çaylar üzerinde HES’lerin yapılmak istendiği fakat bölge halkının tepkisi üzerine projelerin hayata geçirilmediği belirtilen önergede, HES’lerin yapılması planlanan bölgelerde DSİ tarafından içme suyu amaçlı barajların yapılması kararı alındığı belirtildi.

    İnşa edilmesi planlanan barajların bölge iklimine, su rejimine ve tarımına karşı olumsuz etkilerinin olacağı belirtilen önergede, projelerin bitki ve hayvan türleri çeşitliliğini olumsuz yönde etkileyeceğini ve nehrin ekosistemini tahrip edeceğine dikkat çekildi.

    Kurulacak barajların su kaynaklarının kimyasal karakterini değiştireceği ve bölge halkının sağlığında hasara yol açacağının altı çizilen önergede, meskun yerleşim yerlerindeki dere ıslah projelerinin esas amacının yağmur suyu taşkınlığını önlemek olduğunu ancak devam etmekte olan ıslah projeleriyle kirli atıkların denize deşarj edildiğine dikkat çekti.

    Bu bağlamda Kenanoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a şu soruları yöneltti;

    • Yapılması planlanan barajların yol açacağı ekolojik tahribatı önlemek adına bakanlığınıza bağlı kurum olan DSİ tarafından ne gibi önlemler alınması düşünülmektedir?
    • Dünya çapında, ekosisteme verdikleri zararların tespit edilmesi üzerine, barajlar devre dışı bırakılırken, ülke çapında yeni barajlar yapılmasının planlıyor olması nasıl açıklanmaktadır?
    • Dere ıslah projelerinin Balıkesir’in meskun yerleşim alanlarında ortaya çıkardığı çevre kirliliğini engellemek adına ne gibi önlemler geliştirilecektir?
    • Körfez Bölgesi’nde bulunan fabrikaların atıklarını derelere bırakmalarının önüne geçmek adına uygulanan bir yaptırım söz konusu mudur? (HABER MERKEZİ)
  • Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

    Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

    PİRHA- 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 81. yılına ilişkin PİRHA’ya konuşan Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, “Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimilasyon altında” dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.

    “GEÇMİŞTEN ÇOK GÜNÜMÜZ VE GELECEĞİN İRDELENMESİ GEREKİYOR”

    Dersim’de Tenkil Harekatı kararının 81. yılında Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, PİRHA’ya konuştu.

    Dersim Katliamı’nın bu ülkede yaşanan en büyük trajedilerden biri olduğunu kaydeden Çavuş, geçmişe yönelik şeylerin tekrarlanmasından çok günümüz ve geleceğin irdelenmesi gerektiğini ifade etti. “Biz belli bir travma yaşamış bir toplumuz. Bu travmanın etkilerinden kurtulup geleceğe ilişkin yapılması düşünülen şeylere karşı neler yaparız bunun hesabını yapmamız lazım” diyen Çavuş, şunları kaydetti:

    “Yani şu anda bile Alevilerin kapılarına çarpılar koyarken, inanç yerleriyle ilgili alaycı ifadeler kullanılırken çeşitli biçimlerde yukarıdan destekli olarak bize hakaretler edilirken ya da rencide edici türden şeyler kullanılırken bizim hala geçmişe takılıp kalmamız çok fazla bir şey getirmeyecek diye düşünüyorum. Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız asimile altında, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimile altında.”

    “İÇERİDEN FETHETMEK”

    Zaman zaman hükümetin Dersim’deki temsilcileriyle ilgili “Şu çok iyi”, “Bu gerçekten bizi düşünerek bir şeyler yapmaya çalışıyor” ya da “Öbürü gerçekten bizim için çok güzel şeyler yapıyor” tarzında söylemler duyduğunu ifade eden Çavuş, “Fethullah Gülen’in yıllardan beri uyguladığı politika içeriden fethetmek. Aynen bu da o. Yüzyıllardan beridir belki öldürmekle, asmakla, kesmekle, sürgün etmekle direnci kıramadılar. Yani bizim yaşam direncimizi, yaşam inancımızı ya da yaşam felsefemiz noktasında kıramadıkları şeyleri şu anda iyi görünerek, bir şeyler yapmaya çalışarak, göz boyayarak kırmaya çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli ve inanan insanlarımız da var bu konuda.” dedi.

    “O ŞEFKATLERİ ÇOK GÖRDÜK”

    Daha önce politikacılık yapmış bir yurttaşın sosyal medyada Dersim’deki hükümet temsilcileriyle ilgili “çok şefkatli bilmem neyimiz” gibi bir paylaşımda bulunduğunu söyleyen Çavuş, “Yani bu şefkatli de o şefkatleri çok gördük. Yani ormanlarımızı yakarken o şefkat neredeydi? Biz geçen sene ormanları söndürmeye gittik. Bir seferde 24, 25 yer birden yanıyordu. Biz bütün Dersim kurumları olarak oraya gittik valiyle görüştük. Bir taraftan ormanlar yakılıyor bir taraftan ormanları söndürmeye gidenlere izin verilmiyor. Bu nasıl bir şefkat? Yani o ormanlar yanarken içinde börtü böceği yanıyor, değerlerimiz yanıyor, inançlarımız yanıyor, atalarımızın kemikleri yanıyor. Yani orada bizim köklerimiz yanıyor, bizim yaşama bağlandığımız alanlarımız yanıyor. Ama sen ona izin vermiyorsun. Gittik kendi gözlerimizle gördük. Yangın olan bölgeye hendekler kazılmış, söndürmeye gidilmesin. Bu nasıl bir şefkat? Yani böyle bir şefkat mi olur?” ifadelerini kullandı.

    “ORADA AZINLIK BİLE KALAMAYACAĞIZ”

    Dersim’deki bütün değerlerinin izlerinin silinmeye çalışıldığına dikkat çeken Çavuş, Dersim’le ilgili yeni projelerin olduğunu ve bu projelerin ciddi biçimde Dersim’i bitirme projeleri olduğunu vurguladı. Çavuş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Belki birçok insan için inandırıcı gelmeyecek ama öyle büyük çaplı üretim projeleri var ki trilyonluk üretim projeleri var. Bu üretim projelerinde bizim orada çalışacak insanımız yok. İstihdam alanında yerleşecek insanlarımız yok. Dışarıdan insanlar gelecekler. Bu dışarıdan gelen insanları oraya yerleştirecekler. Orada ev verecekler, evleri olacak, çoluk çocuğu olacak. Öyle bir zaman gelecek ki biz orada belki azınlık bile kalamayacağız. Demografik yapısını değiştirecekler oranın. Yani 38’de vurduklarını vurdular, öldürdüklerini öldürdüler, gönderdiler ettiler kalanlar hiç olmazsa dağda, mağaralarda, ağaç kovuklarında şurada burada onurluca yaşadılar. Çünkü onurlu yaşamak başka bir şeydir. Kimseye muhtaç olmadan, kimseye el açmadan, kimsenin önünde eğilmeden yaşama tutunmaya çalıştılar. Gerektiğinde ağaç kabuğu yediler, ağaç yaprağı yediler ama kimsenin karşısında eğilmediler. Ama şu anda en kötüsü de o zaten yani insanları lüks şeylere özendirip, gösterip ‘Bunu sen kendi emeğinle alamazsın ama ben bunu sana sağlarım’ deyip o insanları satın almaya çalışmak var. Şu anda Afganlılar geliyor, Pakistanlılar geliyor, Iraklılar geliyor, Suriye’den insanlar geliyor ve öyle bir şey ki orada istihdam edecekleri insanları nereden getirecekler. Bu kadar Afganlı nereden birden bire önü açılmış baraj gibi geldi oraya. Bunlar hep bir planın programın ürünüdür diye düşünüyorum.”

    “DERSİM SADECE O TOPRAKLAR DEĞİLDİR”

    Dersim’e uzaktan sahip çıkan veya çıkmaya çalışan Dersimlilere topraklarına geri dönme çağrısında bulunan Çavuş, şöyle devam etti:

    “Hani Dersim diye biz yanıp tutuşuyoruz ya burada, batıda veya Avrupa’da. İşte o Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor. O Dersim dediğimiz şey sadece oranın toprağı değil; oranın manevi değerleridir, oranın yaşam felsefesidir, oranın inançlarıdır, oranın ziyaretidir, kültürleridir, oranın ocaklarıdır her şeyidir. Şimdi oradaki bu yapıyı değiştirdikleri zaman artık Dersim diye bir şey kalmayacak. Toprak kalacak. O toprak Dersim değildir. Bir vatan üzerinde yaşayan insanların değerleriyle, kültürleriyle, geçmişiyle, geleceğiyle, acısıyla, tatlısıyla yaşadığı şeylerin toplamıdır vatan. Vatan sadece toprak değildir. Ama o güzelim topraklara şimdi Munzur’a yönelik yapılmak istenen barajlar. Yani belki dünyada çok az örneği olan vadiyi barajlarla, suyla dolduracaklar. Çemişgezek tarafında, Hozat tarafında aynı birçok yer var. Pülümür tarafında da öyle.

    “TOPRAK ALTINDAKİ ACILARI, ANILARI NEREYE KOYACAĞIZ?”

    Yani bu büyük bir oyun ve biz eğer sahip çıkmazsak, biz topraklarımıza geri dönmezsek, biz gidip o topraklarımızda gerekli üretimi yapmazsak; orada üç kuruş para için insanların önünde eğilen insanlarımız var olduğu sürece, onları istihdam edecek şartları yaratmadığımız sürece bizim geleceğimiz gerçekten korkunç olacak. Onun için burada hali vakti yerinde olan, durumu iyi olan insanlar görüyorum mesela hep Ege sahillerinde gidip oradan yer alırlar. Neden? Bizim orada üç beş tane insanı istihdam edecek bir yer al hiç olmazsa. Mesela bana bile çoğu insan söylemiştir ‘Ne işin var yönünü oraya dönüyorsun. Gel Ege’de bir tane yer al. Orada rahat yaşa.’ Peki vicdanımızı nereye koyacağız? Biz geçmiş atalarımızın yaşadıklarını nereye koyacağız? Orada toprak altındaki kemikleri, toprak altındaki anıları, toprak altındaki yaşadığımız acıları. Ben bazen düşünüyorum böyle diyorum ki ‘Orada acaba yerin altında çığlıklar var mıdır, duyulur mu? Orada yer altında inlemeler var mıdır, orada yer altında ‘Yahu ne olursunuz gitmeyin. Bizi böyle sahipsiz bırakmayın’ diye seslenen ama sesini bize duyuramayan atalarımızın kemikleri var mıdır?’ diye düşünüyorum. İnsanlar bunları dikkate aldıkları zaman eminim bir şeyler olur ama bazen geç mi kalıyoruz diye düşünüyorum. Geç kalmadan bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyorum. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersimliler açısından değişen bir şey yok; o zulüm, o acı sürüyor’-VİDEO

    ‘Dersimliler açısından değişen bir şey yok; o zulüm, o acı sürüyor’-VİDEO

    PİRHA – 81. yılında Dersim Tertelesi’ne ilişkin duygu ve düşüncelerini  aktaran Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Dersimliler açısından ciddi anlamda bakıldığında değişen hiçbir şey yoktur. O zulüm, o acı yine devam ediyor. Bize karşı geçmişten beri bir kin, öfke ve yok etme politikası var” diyor.

    4 Mayıs 1937 yılında Dersim’de tenkil harekatına dair bakanlar kurulu kararı alınmıştı. Bu karar ile Dersim’e bir harekat başlatıldı ve binlerce kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk dağlarda, derelerde, mağaralarda, köy meydanlarında öldürüldü. O günden sonra 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti. Sağ kalanların bir kısmı ise göç ettirildi. O günden sonra Dersimliler Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bazıları ise yıllar sonra topraklarına geri döndü.

    Dersimlilerin içinde tertelenin etkileri hala bir yara gibi. Hangi Dersimli ile konuşursanız konuşun hala bir şeyin değişmediğini vurgular. Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen de onlardan biri. Esen, bir Dersimli olarak terteleden bahsedildiğinde elinde olmadan duygulanıyor.

    “O ZULÜM, O ACI YİNE DEVAM EDİYOR”

    “Tertele’nin yıl dönümü yaklaşıyor. O günden bugüne neler değişti? Siz bir Dersimli olarak ne düşünüyorsunuz?” diye soruyoruz Esen’e ve bize şöyle yanıt veriyor:

    “Dersimliler açısından ciddi anlamda bakıldığında değişen hiçbir şey yoktur yani. O zulüm, o acı yine devam ediyor. Bize karşı geçmişten beri bir kin, bir öfke, bir yok etme politikası var. Ta Osmanlı döneminden beri. Osmanlı Dersim’e hükmettiği zaman hep yenildiği için Dersim’in barajlarla yok edilmesi politikası o günlere denk geliyor. Biz 37’de, 38’de çok büyük acılar, katliamlar yaşadık. Ne söyleyecek söz var ne yazacak kalem var o acıları. Sürgün edildik. O sürgünden dönen büyüklerimize sorduğumuz zaman hep susuyorlardı. Çünkü çektikleri acıları bizimle paylaşmadılar ki biz bu ülkede barış içinde yaşayalım.”

    “TOPRAĞIMIZIN HEM ÜSTÜ HEM DE ALTI KİRLETİLDİ”

    Terteleden yıllar sonra köylerine geri dönenlerin yaşamı inşa ettiklerini söyleyen Esen, 1993 ve 94 yıllarında köy yakma ve boşaltmaları nedeniyle yine benzer acılar yaşadıklarını da şöyle anlatıyor:

    “Tüm acılara rağmen biz tekrar köylerimize geri dönüp yaşamları inşa ettik. Ama onlar bu yaptıklarıyla yetinmemiş olmalılar ki 93, 94’te öyle bir kin ve nefretle geldiler ki tekrar köylerimiz yakılıp yıkıldı. Hem toprağımızın üstü hem de ne yazık ki toprağımızın altı kirletildi mayınlarla.”

    “NEDEN BU KİN?”

    Dersim’de yapılan ve yeni yapılmak istenen barajlar ve HES projelerini üçüncü bir göç olarak adlandırdığını ifade eden Esen, Dersim coğrafyasının tekrar yangın yerine çevrildiğini de eklemeden edemiyor. Esen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Yani orman yangınlarından tutun acele kamulaştırmalar, baraj projeleri, altın işletmeciliği, kutsal Munzur’un yok edilmesi için her şeyi yapıyorlar. Düşünün diyelim Müslümanlar için kutsal kabe ise herkes saygı gösteriyor, Hristiyanlar için ne ise herkes saygı gösteriyor da biz Alevilerin inancı olan kutsallarımıza neden saygı gösterilmiyor? Ben bu ülkede yaşıyorum vergimi veriyorum, benim paramla Diyanete bir sürü harcamalar yapılıyor. Bizi rahat bırakın. Biz sizden bir şey istemiyoruz ki. Biz istiyoruz ki kutsallarımıza rahat gidelim. Yayla yasakları var. O yasakların içinde bizim kutsallarımız yer alıyor. Kutsallarımıza gidemiyoruz, neden gidemiyoruz? Ben darda kaldığımda, zorda kaldığımda gidip kutsallarımı ziyaret ettiğimde, orada içimi döktüğüm zaman rahatlıyorum. Manevi olarak bir güç alıp geliyorsun ve orayı koruyorsun devamlı. Neden bu kin, öfke neden?”

    “ATALARIMIZIN GÖZYAŞLARINI DÖKTÜĞÜ TOPRAKLARA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Birlikte mücadelenin önemine vurgu yapan Esen, en zor şartlarda bile umutlarını yeşerttiklerini belirtiyor ve şöyle devam ediyor konuşmasına:

    “Ne olursa olsun biz birlikte mücadele edersek var olabiliriz. Yoksa sonucumuz çok kötü. Ama umudumuz hep vardır. Çünkü zor şartlarda biz yine tohum olup yeşermesini bilmişizdir. Dağıyla, böceğiyle, kurduyla, kuşuyla yani seni tamamen silmek istiyor. O coğrafyadan seni sürüp başka kişileri yerleştirip orayı asimile etmek istiyor ama buna da gücü yetmeyecektir. Biz Dersimliler var olduğumuz sürece atalarımızın ayak izleri olan gözyaşlarını döktüğü o topraklara sahip çıkacağız. Toprak bizim için kutsaldır, çok değerlidir ve baba toprağı hiçbir zaman satılamaz. Toprağımızı seviyoruz, dağlarımızı seviyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Barajlar Dersim’de mevsim ve yağış rejimlerini ciddi etkiledi-VİDEO

    Barajlar Dersim’de mevsim ve yağış rejimlerini ciddi etkiledi-VİDEO

    PİRHA – Dersim Doğa Koruma Gönüllüleri’nden Haydar Çetinkaya, mevsimsel değişiklikler ve bu değişikliğin Dersim üzerindeki etkisi hakkında PİRHA’ya konuştu. Çetinkaya, “Mevsimsel değişiklikler Dersim coğrafyasında ciddi bir şekilde yaşanır hale geldi. Ocak ayında kar göremez olduk. Yapılan baraj ve HES’ler ılıman etkiyle yağışı etkiliyor” dedi.

    Haberin Videosu

    Küresel iklimin dünya genelinde ve Türkiye’de yaratmış olduğu mevsimsel değişiklikler hakkında PİRHA’ya konuşan Haydar Çetinkaya, mevsim değişikliklerinin Dersim’de ciddi bir şekilde yaşanmasıyla ilgili konuştu.

    Çetinkaya, “Küresel iklimin dünya genelinde ve Türkiye’de yaratmış olduğu mevsimsel değişiklikler Dersim coğrafyasında ciddi şekilde yaşanır hale geldi. Ocak’ta bu coğrafyada kar göremez olduk. Bunlar genelde küresel iklim değişikliklerinin; özelde ise bu coğrafya üzerinde o kadar çok baraj ve HES yaptılar ki, su havzalarını, akarsuların önlerine set çekerek ya da dereleri kurutarak borulardan akıtarak buradaki yağış rejiminin değişmesine etki etti bütün bunlar” diye konuştu. 

    KEBAN BARAJI’NDAN ÖNCE YAKIN BÖLGELERE ÇOK SIK KAR YAĞARDI

    Son yıllarda özellikle son 15 yıl içerisinde tüm Türkiye genelinde olduğu gibi Dersim’de de çok sayıda barajın tamamlanıp faaliyete geçtiğini belirten Çetinkaya, şunları kaydetti:

    “Su havzası oluşturan barajların, yakın çevresinde yağışlarla ilgili oluşturduğu etki biliniyor. Buna en bariz örnek olarak yanı başımızdaki Keban Barajı’nı gösterebiliriz. Eskiler de çok iyi bilirler. Keban Barajı yapılmadan önce Elazığ, Pertek, Çemişgezek bölgeleri çok sık bir şekilde kar yağışı alırdı. Fakat Keban Barajı’ndan sonra o bölgelere kar düşemez oldu. 2009 yılında faaliyete geçen Uzunçayır Barajı onun dışında Peri Vadisi üzerinde kurulan barajların da yakın çevresinde yarattıkları ılıman etkiden dolayı kar yağmıyor.”

    Çetinkaya,”Dersim’de Keban Barajı dahil 9 baraj faaliyette. Planlamada başka barajlar da var. Dilerim ki bu baraj projeleri iptal edilir” dedi. 

    “PLANLANAN BARAJLAR YAPILIRSA AKAN NEHİR KALMAYACAK” 

    Orman ve Su İşleri Bakanı’nın kuraklık hakkındaki açıklamalarına değinen Çetinkaya, şunları söyledi:

    “Geçenlerde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu bir açıklama yaptı. Hem son 44 yıllık yaşanan çok ciddi kuraklıktan, hem de su kaynaklarının öneminden bahsetti. Ama başka bir açıklamasında da Türkiye’de 2023 yılına kadar var olan barajlarla beraber yapılması planlanan baraj sayısının 1484 olduğunu dile getirdi. Birbirine tamamen zıt olan açıklamalardır bunlar.
    Orman ve Su İşleri Bakanı sayın Veysel Eroğlu’nun açıklaması da bir taraftan su kaynaklarının korunmasına dair, bunlara dikkat çeken açıklamalar, 44 yıldır en büyük kuraklıktan bahsediyor olması ve yine de bununla birlikte barajlardan bahsediyor olması gerçekten zıt şeyler. Bunlar küresel iklim değişikliğine çok ciddi bir şekilde neden olan olgular.
    Türkiye’de son zamanlarda yapılan barajların, orman kesimlerinin, yapılan devasa boyuttaki kentleşmelerin, otoyolların, sahil projelerinin ve bunların birleşimi olan çevre kirliliği ile beraber özellikle küresel iklim değişikliğine çok ciddi bir katkısı var, bunu kabullenmek lazım. Türkiye’de 2023’e kadar 1484 baraj projesi var. Bunlar tamamlanırsa neredeyse akan bir nehir bir dere kalmayacak. Bu anlama gelmektedir.”

    “MERKEZDE KAR YOK İLÇELERDE 15 SANTİMİ GEÇEMİYOR” 

    “Şu anda Munzur Vadisi Milli Parkı bölgesinde bu mevsimde kar olmaması mümkün değildi eskiden” diye konuşan Çetinkaya, “Bu bölgeye uzun yıllardır yoğun kar düşmüyor. Bulunduğumuz bölgeye 1 m kadar kar yağardı. Ovacık’a 3-4 metre kar yağardı. Bunun çokça haberleri yapılırdı. Şu an Ovacık’ta kar kalınlığı 15 santimi geçemiyor. Buralarda hiç kar yok” ifadelerini kullandı. 

    Çetinkaya, “Şu an kar düşmemesi ve ardından gelecek olan yağışların yeterince olmaması ister istemez su kaynaklarını besleyen gözelerin, membaların akmamasına neden oluyor. Eskiden Munzur suyunun akışı bu şekil değil daha coşkun akardı, su miktarı daha çoktu. Ne yazık ki artık öyle bir döneme girdik ki Munzur suyunun gözeleri bugüne kadar görülmemiş en düşük seviyelerinde” şeklinde konuştu. 

    Doğayı Koruma Gönüllüleri’nden aynı zamanda Dersim’in doğasına dönük çok sayıda çalışması bulunan Haydar Çetinkaya, Dersim’in son 4 yılda gösterdiği mevsim değişikliğini ve baraj haritasını sosyal medya hesabından şu fotoğraf ile paylaştı:

    İNSANLAR, YABAN HAYATI VE BİTKİLER 

    Çetinkaya, su kaynaklarının azalmasının yol açacağı olumsuz etkileri de şöyle anlattı:

    “İnsanların sağlıklı bir içme suyuna erişimi açısından sıkıntı yaratıyor. Şehirlerde ve büyük şehirlerde çok ciddi su sıkıntıları meydana gelebiliyor.
    Bu coğrafyada dağlarda, yaylalarda birçok su kaynakları bulunmaktadır. Fakat son yıllarda yağışların az düşmesi nedeniyle o alanlardaki sularda da yok olma, çekilme durumu var. Bu durum da ister istemez coğrafyada yaşayan canlılar üzerinde, yaban hayatı üzerinde de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Yaban hayatı o bölgeyi terk etmek zorunda kalmaktadır.

    Mevsimsel değişikliklerin sonucunun bir örneği olarak Ana Fatma Ziyareti’ni gösteren Çetinkaya, “Ana Fatma’da bulunan göze mutlaka baharda yeni yağmurlarla birleşir tekrardan su akardı. Fakat Ocak ayındayız ve yıllardır bu aylarda kurumaya başladı. Olumsuz bir örneğidir su kaynaklarının azalmasıyla ilgili” dedi.

    2017 KÖMÜRÜN TÜRKİYE’DE ZİRVE YAPTIĞI YIL

    Birleşmiş Milletler’in İklim Raporu’na da değinen Çetinkaya, şunları kaydetti:

    “2017 yılında İklim Raporu’nda küresel ısınmanın vardığı olumsuz boyutlara dikkat çekilmiş ve bu konuda önlemler alınması gerektiği belirtilmişti. Bundan sonraki süreçte fosil yakıtların özellikle kömür gibi yakıtların termik santrallerde kullanımının az olması yönünde politika izlenecek dendi. Türkiye’de özellikle 2017 kömürün sevdirildiği, kömürün zirve yaptığı bir yıl olarak geçti. Kömüre dayalı termik santrallerin sayısının da arttırılacağına dair çok ciddi çalışmalar içine girileceği belirtildi. Bunlar gerçekten zıt şeyler. Hem mevcut durumu görmek hem de Birleşmiş Milletler İklim Raporu’nun sonuçlarını görmek.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

     

  • HDP, Dersim’de 1. Enerji Çalıştayı düzenliyor

    HDP, Dersim’de 1. Enerji Çalıştayı düzenliyor

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) 16-17 Eylül’de Dersim’de 1. Enerji Çalıştayı düzenliyor. Çalıştayın ilkinin barajlarla ve orman yangınlarıyla insansızlaştırılmak istenen Alevilerin kadim kenti Dersim’de yapılması dikkat çekiyor. 

    HDP 16-17 Eylül tarihlerinde 1. Enerji Çalıştayı düzenliyor. Demokratik Alevi Derneği Eski Belediye İş Hanı Kat:3 adresinde düzenlenecek olan çalıştayın ilkinin barajlar, orman yangınları ve göçertme politikalarıyla insansızlaştırılmak istenen Alevilerin kadim kenti Dersim’de yapılacak.

    İki gün sürecek olan çalıştay programı şöyle:

  • ‘Su bize küstü, Ana Fatma bize küstü’-VİDEO

    ‘Su bize küstü, Ana Fatma bize küstü’-VİDEO

    PİRHA – 372 evliya ile çevrili Alevilerin kenti Dersim’de nereye bakarsanız kutsal bir mekan görürsünüz. Dersim’in dört yanı Alevilerin kutsallarıyla çevrilidir. Mameki’de Gola Çeto, Ana Fatma, Ovacık’ta Munzur Baba, Nazımiye’de Düzgün Baba…  Ve daha pek çok ziyaret.

    Haberin Videosu

    Dersim halkı sabahın erken saatlerinde lokmalarıyla ziyaretlere giderek içsel yolculuklarını tamamlıyor. Dersim’de halk, kutsallarına sığınıyor. Barajların yapılmaması, felaketlerin olmaması için ziyaretleriyle buluşuyor, dem haline geliyor. Dersim halkı Ana Fatma suyunun akmamasını barajlara bağlıyor. Munzur Baba’nın, Ana Fatma’nın, Düzgün Baba’nın gürül gürül akıp baraj bentlerini yıkmasını bekliyor.

    “HALA BARAJLARLA VE DEVLETLE BOĞUŞUYORUZ”

    Geçmişte katliamlarla insansızlaştırılmaya çalışılan Dersim şimdi barajlarla çevrili. Dersim’de insanlar suya, aya, güneşe dualar okuyorlar. Devlet tarafından kapatılan Dersim Alevi Akademisi Kurucu Başkanı Aysel Doğan yaptığımız söyleşide Ana Fatma suyunun akmamasını şöyle değerlendiriyor:

    “Ben oraya gidemiyorum çünkü Ana Fatma’nın suyu kesildi. Sanırım gerçekten küstü bize. Biz hala barajlarla baş edemedik ve hala barajlarla boğuşuyoruz. Devletle boğuşuyoruz. Dolayısıyla su bize küstü, Ana Fatma bize küstü, su çıkmıyor ve ben de oraya gidemiyorum.”

    “BU KADAR ÇAĞRI SUYUMUZU İKNA EDER Mİ”

    Ziyaretlerde suların akması için mumlar yakıldığını söyleyen Aysel Doğan sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Soruyorum bazen hala çok mum yakılıyor. Bilemiyorum bu kadar çağrı bu suyumuzu ikna eder mi? Tekrar oradan beyaz bir süt gibi, beyaz, temizlik gibi insanın bakmaya bile dayanamadığı bir güzellik olarak oradan yeniden çıkmasını bekliyorum.”

    “BENTLERİ YIKMASI GEREKİYORDU MUNZUR’UN”

    Ziyaretlerin her zaman baraj altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Aysel Doğan, “Ben Ana Fatma’daki suyun yorulduğunu düşünmüyorum. Ama gerçekten yüreklerimiz yoruluyor. Bu kadar direnmeden sonra hala bir yere ulaşıp tekrar o yerden başa dönülmesini bir döngü olarak kabul etsem bile gerçekten ben de ziyaretlerime küstüm diyebilirim. Evet ben de hem aya hem de sularıma küstüm. Bentleri yıkması gerekiyordu Munzur’un ama yıkmıyor. Ben de ona küsmüşüm ve gitmiyorum. Sözle dile getirilmeyecek bir mucizeyle karşı karşıyayız. Patladı patlayacak ve patlama anını bekliyorum.”

    Rohat EMEKÇİ/Suay ABAK

  • Darbe mağduru fasulyeler

    Darbe mağduru fasulyeler

    PİRHA- Erzurum Hınıs’ta önemli geçim kaynaklarından biri olan fasulye için çapalama dönemi başladı. Her tarlada üç beş kişi her gün güneşin altında sabahtan akşama kadar çapa yapıyor. Erzurum Hınıs’a bağlı Ortaköy’de yaşayan Karadeniz ailesi de fasulye ekenlerden biri. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL’in ilan edilmesiyle birlikte okullar, yurtlar ve askeriyenin kapatılmasıyla fasulyeleri satamayan Karadeniz ailesi mağdur olmuş. 

    Haberin Videosu

    Erzurum Hınıs’a bağlı köylerde fasulye ekimi giderek yaygınlaşıyor. Yıllar önce başka memleketlerden gelip topraklarına fasulye ekerek işleyenlere bakarak başlamışlar bu işe. Bir yandan geçim kaynakları olurken bir yandan da bu işe başladıkları için hayıflanıyorlar: “Bu fasulyeyi ekme işini bizim köyde biri yaptı, o bizim başımıza bela etti.”

    Abdulhakim Karadeniz, “Tarlayı biz icare ettik Hasan efendiden” diyor.

    Tarlaya fasulyeyi ekiyor, kaldırıyor, sürüyor ondan sonra da harman üzerinde araba gezdirip çıkartıyorlar. Biz de Karadeniz ailesi ile çapa yaparken karşılaşıyoruz.

    Karadeniz, “Bu fasulyeyi ekme işini bizim köyde biri ekti, o bizim başımıza bela etti. Şimdi o da terk etmiyor biz de terk etmiyoruz” diyor. Bir yandan zahmeti çok olduğu için yapmak istemiyor bir yandan da geçim kaynağı olduğu için vazgeçemiyor.

    TARLAYI BAŞLIK PARASI İÇİN EKİYOR

    12 kişilik bir ailenin geçim kaynağı olduğu gibi oğlunun başlık parası ve düğün masrafları için son defa ekiyorlar.

    Abdülhakim Karadeniz şöyle konuşuyor:

    “Oğlum nişanlı, başlık parası, düğün masrafları falan var. Kışın da bu memlekette paran olmadı mı işimiz zor olur, çalışan yok. Bu sene biz satamadık fasulyeyi. Her sene başka okullara satardık. Okullar da darbeden dolayı kapandı. Darbe bizi etkiledi. Okullar, yurtlar ve askeriyenin kapatılması bizi etkiledi.”

    Bu seneki ürünlerin elinde kaldığını söyleyen Karadeniz, “Satması da yan gider yan kalır. Önceki sene iyiydi. Rize’den gelip götürüyorlardı” diyor. Bu bölgede 50 tona yakın fasulye elde edildiğini söyleyen Karadeniz, bu seneki ürünleri de elinde kalırsa çöpe gideceği için oldukça üzgün.

    TARLA GELECEK SENE SULAR ALTINDA KALACAK

    Karadeniz ailesinin son defa ektikleri tarla, gelecek yıl yapılacak baraj nedeniyle sular altında kalacak.

    Bu sene ektikleri ürünlerin hasadını alıp şehre göç edecek olan Karadeniz şöyle konuşuyor:

    “Bu baraj bu sene kapatılırsa araziler su altında kalır. Bizim işimizde bu sene sondur. Biz razı olmasak da devlettir, devletin önünde kimse duramaz. Biz şehire gidiyoruz daha kimse çapa yapmıyor. Canımız sıkılıyor, yıllarca bu topraklarda yaşadık. Evlerimiz, mezarlarımız su altında kalacak. Ölenler zaten kalıyor, sağ olanlar da gidiyor.”

    Eşi Gülminnet Karadeniz de bir yandan ev işleri bir yandan da çapa işi ile ilgileniyor. Karadeniz,Fasulye çapası yapıyorum. Zor iş yapıyoruz. Ev işlerini kızım yapıyor. Koyunlarımız da büyük baş hayvanlarımız da yok. Sadece çapa işiyle, tarlayla uğraşıyoruz” diyor.

    Semra ACAR/Sevim KAHRAMAN

    ERZURUM/Hınıs