PİRHA- İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair değerlendirmelerde bulundu. Birdal, sürecin zamana yayılmadan somut adımlarla ilerletilmesi gerektiğini belirterek, barışın en güçlü talep sahiplerinin barış anneleri olduğunu vurguladı.
İnsan Hakları Haftası çerçevesinde vefa ziyaretleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Birdal, birkaç gün önce İzmir’de barış anneleriyle bir araya geldiklerini aktardı. Görüşmelerde annelerin yaşadığı derin acıların bir kez daha görünür olduğunu söyleyen Birdal, ağır kayıplar yaşamalarına rağmen barış talebini en güçlü biçimde dile getiren kesimin yine anneler olduğunu belirtti.
Birdal, “İki ya da üç evladını yitirmiş, evlatları cezaevinde ya da dağda olan anneler, yaşadıkları onca acıya rağmen en çok barışı istiyor. Silahların sustuğu, herkesin diliyle, kimliğiyle, kültürüyle korkusuzca yaşayabildiği bir Türkiye talep ediyorlar” dedi.
“SEMBOLİK ADIMLARIN ÖTESİNE GEÇİLMELİ”
Sürecin geldiği aşamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Birdal, sembolik adımların ötesine geçilmesi gerektiğini ifade etti. İmralı’daki tecridin fiilen sürdüğünü ancak bazı gelişmelerin sürece dair bir eşik oluşturduğunu söyleyen Birdal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon kurulmasını ve İmralı’ya ziyaretlerin yeniden gündeme gelmesini bu çerçevede değerlendirdi.
Sürecin asıl muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu vurgulayan Birdal, tecridin tamamen kaldırılması ve Öcalan’ın “umut hakkı”nın kullanılır hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Birdal, “Sayın Öcalan’ın düşüncelerini doğrudan Türkiye halklarıyla paylaşabileceği koşulların yaratılması, barışın toplumsallaşması açısından belirleyicidir” ifadelerini kullandı.
“BİR KUŞAK BARIŞI GÖRMEDEN HAYATA VEDA ETMEMELİ”
Zaman faktörüne özellikle dikkat çeken Birdal, sürecin ağırdan alınmasının barış talebini zedeleyeceğini söyledi. Annelerin yaşlı olduğunu hatırlatan Birdal, bu kuşağın barışı görmeden hayata veda etmemesi gerektiğini vurguladı.
Sürecin ilerleyebilmesi için cezaevlerine dair acil adımların atılması gerektiğini de dile getiren Birdal, siyasi tutukluların ve hasta mahpusların serbest bırakılması çağrısında bulundu. Cezaevlerindeki idare ve gözlem kurullarının kaldırılması gerektiğini ifade eden Birdal, Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Kanunu’nun demokratik siyasetin önünde engel oluşturduğunu söyledi.
Birdal, sürecin başarıya ulaşmasının ancak demokratik bir ortamın yaratılması ve Türkiye’nin geçmişle yüzleşmesiyle mümkün olacağını belirterek, barışın hakikat ve adalet temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
PİRHA – Barış Anneleri, 10 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Türkiye’nin birçok kentinde eş zamanlı açıklama yaparak, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve “umut hakkının” güvence altına alınması çağrısında bulundu. Anneler, İmralı’ya giderek görüşme talep edeceklerini duyurdu.
10 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle bir araya gelen Barış Anneleri, İstanbul, İzmir, Mersin, Adana, Şanlıurfa, Diyarbakır, Van, Hakkari, Bitlis ve Şırnak’ta eş zamanlı açıklamalar gerçekleştirdi. Barış Anneleri, kadınlara, çocuklara, farklı inanç ve kimliklere yönelik yaşam hakkı ihlallerinin arttığına işaret ederek, demokratik toplumun temelinin hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması olduğunu vurguladı.
Açıklamada, “Özgürlük Yasalarının Demokratik Toplum perspektifiyle hayata geçirilmesinin acil bir ihtiyaç olduğu açıktır. Toplumsal barış, adalet ve birlikte yaşama kültürü ancak hak ve özgürlüklerin güçlenmesiyle sağlanabilir” denildi.
“UMUT HAKKI İHLAL EDİLİYOR BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASI TECRİT ALTINDA MÜMKÜN DEĞİL”
İzmir Barış Anneleri Meclisi, Abdullah Öcalan’la görüşmek talebiyle İHD İzmir Şube binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya Barış Anneleri’nin yanı sıra tutuklu yakını anneler ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Kadın Meclisi katıldı.
Barış Anneleri, barışın toplumsallaşması gerektiğini vurgulayarak, yıllardır sürdürdükleri hak arayışının toplumun vicdanını ve geleceğe dair umutlarını beslediğini dile getirdi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Her bireyin umut hakkı vardır ve bu hak, toplumun adalet ve barışla güçlenmesinin ön koşuludur. Umut hakkının ihlal edilmesi, demokratik bir toplumda barışın ve birlikte yaşama kültürünün inşasını doğrudan engellemektedir.”
Açıklamanın ana gündemini, Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit oluşturdu. Barış Anneleri, İmralı F Tipi Cezaevi’nde 26 yıldır tutulan Abdullah Öcalan’a yönelik ağır tecrit politikasının bir devlet politikası olarak sürdüğünü ifade ederek şöyle dedi:
“Tecritin devam ediyor olması, aynı zamanda umut hakkının ihlalidir. Umut hakkı temel bir insan hakkıdır ve bu hakkın engellenmesi ciddi bir ihlaldir. Umut hakkının uygulanması yönünde bir kez daha devlete çağrıda bulunuyoruz.”
Anneler, en temel taleplerinin “Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü” olduğunu vurguladı.
“İMRALI’YA GİDİP ÖCALAN’LA GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ”
Açıklamalarda, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin 10 ayı geride bıraktığı hatırlatıldı. Sürecin en kritik aşamalarından biri olan Meclis Komisyonu’nun Öcalan ile yaptığı görüşmenin ardından gözlerin yeniden Meclis’e çevrildiği belirtilerek, süreç için hukuki ve yasal zeminin oluşturulmasının beklendiği ifade edildi.
Barış Anneleri, kuruluşlarından bu yana sürdürdükleri barış mücadelesini 27 Şubat sürecinin ardından daha da büyüteceklerini açıkladı. Anneler, kalıcı barışın sağlanması için sahada olacaklarını belirtti.
Barış Anneleri 10 Aralık’ta gerçekleştirilen eş zamanlı açıklamalarla birlikte yeni bir talebi de kamuoyuna duyurdu: Abdullah Öcalan ile görüşmek için İmralı’ya gitme talebi.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Abdullah Öcalan’ın umut hakkından faydalanması için görüşme talep ediyoruz. Bu, barış ve demokratik toplumun güçlenmesi için zorunludur.”
Son olarak Barış Anneleri, mücadelelerinin sadece annelerin değil, toplumun tüm kesimlerinin barış ve demokrasi özleminin simgesi olduğunu belirterek şu mesajı verdi:
“Demokratik bir toplum, barışın toplumsallaştığı, umut ve özgürlüğün herkesin hakkı olduğu bir toplumdur. Bizler, bu haklar için mücadele etmeye ve barışı savunmaya kararlıyız. Özgürlük ve adalet ertelenemez.”
MERSİN
Mersin’de de Barış Anneleri Meclisi basın açıklaması yaptı. İHD Mersin Şubesi’nde yapılan açıklamada Emine Eren, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğini vurguladı. Eren, “Biz Barış Anneleri olarak Öcalan ile görüşecek heyet içerisinde yer almak istiyoruz. Yıllardır süren çatışmalı ortamın son bulmasını, gerilla annelerinin de polis ve asker annelerinin de artık ağlamamasını istiyoruz. Bu nedenle barış için herkes elini taşın altına koymalı” dedi.
PİRHA- Cumartesi Anneleri, Meclis komisyonunda kayıplar için adalet çağrısı yaptı. Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran aileler, yıllardır süren cezasızlıkla mücadele ettiklerini belirterek, devletin sorumluluğunu kabul etmesini ve Hakikat Komisyonu kurulmasını talep etti. Barış Annesi Nezahat Teke ise, “Silahların bırakılmasını herkes istiyor ama karşılığında somut adım bekliyoruz” dedi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 5’inci toplantısında Cumartesi Anneleri ve Barış Annelerini dinlendi. Cumartesi Anneleri, geçmişe girmeden bugünü anlatamayacaklarını ifade ederek, komisyona taleplerini dile getirdi.
Cumartesi Annesi İkbal Yarıcı, gözaltında kaybedilen abisi ve tüm kayıplar için adalet talebini dile getirdi. İkbal Yarıcı, “Sayın Başkan geçmişe girmeden bugünü anlatamayız” dedi. İkbal Yarıcı, abisi Hayrettin Eren’in 1954 doğumlu İstanbul Üniversitesi mezunu bir İngilizce öğretmeni olduğunu, ancak mesleğini hiç icra edemediğini belirterek, “Abim, 1980 yılında arkadaşıyla buluşmak üzere evden çıktı. Polis, bu buluşmayı öğrenince abimi gözaltına alarak Fatih Karagümrük Karakolu’na götürdü” dedi.
Anne ve babasının durumu öğrenir öğrenmez karakola gittiğini anlatan İkbal Yarıcı, şöyle devam etti:
“Polis, gözaltı defterine bakarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildiklerini söyledi. Ancak emniyete gittiğimizde burada yok dediler. Arabamızın emniyetin bahçesinde olduğu görülüyordu. Annem her sorduğunda polis, annemi tartaklayarak uzaklaştırdı. Gözaltı süresinin bitmesini bekledik ama 90 günlük bu sürenin sonunda da ağabeyimizin akıbetini öğrenemedik. Fatih Karagümrük Karakolu’na geri döndüğümüzde ise bize ‘Size yanlış bilgi verilmiş’ dediler.”
“DOSYAYI AÇARSAM İŞİMDEN OLURUM’ DENDİ”
İkbal Yarıcı devamında ise, “Fikri Sağlar, 1986’da milletvekiliyken Hayrettin Eren ile ilgili soru önergesi vermişti, ona da cevap gelmedi. Babam İstanbul Savcılığına başvurdu fakat savcı, ‘Ben bu dosyayı açarsam işimden olurum’ diyerek dosyayı açmadı. Bu psikolojik işkencenin üzerimizdeki yükü düşünmenizi istiyorum. Hayrettin Eren’i hep canlı bekledik, yıllar geçti annem karanfil koyabileceği bir mezara razı oldu” ifadelerini kullandı.
“KADINLARIN YAŞADIĞI İŞKENCEYİ UNUTMAMAK GEREKİR”
“Kalanların yaşadığı psikolojik işkenceyi de unutmamak gerekiyor” diyen İkbal Yarıcı, şu sözleri kullandı:
“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak Cumartesi Anneleriyle görüşme isteğinde bulunmanızı, hem biz kayıp yakınları açısından hem de ülke demokrasisi açısından önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu komisyonun çözüm odaklı ve samimi olduğuna inanmak istiyorum. Şayet hep birlikte gerçekten demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak, bu yaraların iyileştirilmesi gerekir. Bunun için de bilimsel yollarla ilerlenecek, hakikatleri ortaya çıkartacak ve doğru çözümler üretecek; içinde bizim de yer alacağımız bir komisyonun kurulması gerektiğini düşünüyorum.”
“KORKUT EKEN, MEHMET AĞAR VE TANSU ÇİLLER’İN İFADELERİ ALINMADI”
Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadığı ağabeyi Hasan’ın yaşadıklarını ve adalet mücadelesini komisyonda paylaştı. Ocak, ağabeyinin kaybedilmesinde Korkut Eken, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in sorumluluğu bulunduğunu savunarak, “Bu kişilerin ifadeleri dahi alınmadı” diye konuştu.
Ağabeyinin bir ormanlık alanda köylüler tarafından bulunduğunu ve vücudunda işkence izleri bulunduğunu kaydeden Ocak, şu ifadeleri kullandı:
“Köylüler jandarmaya haber vermişler, jandarma abimi bulduğunda ayakkabı bağcıkları, kemeri yokmuş. Ellerinde parmak izi alınırken kullanılan boya varmış. Tanıklar da zaten abimi gözaltında gördüklerini söylüyordu. Ağabeyimin izleri, devletin kurumlarından geçirilirken silinmek istenmiş. Dönemin insan haklarından sorumlu devlet bakanı, devlet adına bizden özür dilerken kandırıldığını itiraf etmiştir. Abimin kaybedilmesinde sorumluluğu olanların yargılanması için başvurularda bulunduk. Başvurularımız takipsizlikle sonuçlandı. AİHM, ‘Yaşam hakkı ihlaline’ ve ‘Etkin soruşturma yürütülmediğine’ karar verdi. Abimin soruşturma dosyası halen Beykoz Adliyesi’nde. Yaşananlarda sorumluluğu bulunan Korkut Eken, Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve yöneticilerinin ifadeleri alınmadı.
“HAKİKAT KOMİSYONU KURULMALIDIR”
Ocak, “Abim Hasan Ocak, atama bekleyen bir ilkokul öğretmeniydi. İş hanında çaycılık yapıyordu. Avcılar’da yaşıyorduk. Bir gün pasta almaya gitti ve bir daha evimize dönmedi. Bekleyişimiz ve arayışımız, iç hukuktan sonuç alamıyor olmamız bizi bir araya getirdi. Neden Galatasaray’a gittiğimizi anlamanızı isteriz. 699 hafta boyunca barışçıl buluşmalar gerçekleştirdik. 25 Ağustos 2018 tarihinde ağır polis şiddetiyle karşılaştık. Galatasaray Meydanı o tarihten beri bize yasaklandı. Yeni ihlallerin ortadan kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aldığı kararını valilik ve kaymakamlığa gönderdi. Anayasa Mahkemesi (AYM) meydanın açılması için karar verdi. Ancak Galatasaray Meydanı hâlâ yasaklı bir meydan. Suç unsuru olmamasına rağmen hukuksuz olarak 29 defa gözaltına alındık. Galatasaray Meydanı’nın tüm hak savunucularına açılmasını istiyoruz. Ayrıca Hakikat Komisyonu da kurulmalıdır” şeklinde taleplerini sıraladı.
“BABAM VE DEDEM ÖLDÜRÜLDÜ”
Cumartesi Annesi ve insan hakları savunucusu Besna Tosun ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadıkları babası Fehmi Tosun’un başına gelenleri ve ailesinin adalet mücadelesini aktardı.
Babasının, evlerinin önünden bir araç ile zorla kaçırıldığını ifade eden Tosun, “Polisin sahte dediği plakayı, yıllar sonra İçişleri Bakanlığı’na sorduğumuzda, ‘Özel hayatın gizliliği’ gerekçesiyle bize bilgi verilmedi. Plaka sahte değildi ama devlet, failleri korumayı seçti. Başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Hükümet, etkin soruşturma vaadini yerine getirmedi. Dosyamız, zaman aşımına uğratılıp kapatıldı. İtirazlarımız reddedildi. Köyümüz yakıldı, imam olan dedem, seccadenin üzerinde vuruldu. Ben dokuz yaşında buna tanık oldum. Dedem saatlerce can çekişti ve kimsenin ona yardım etmesine izin verilmedi. Köyümüzden sürüldük, evsiz kaldık, yeni bir yaşam bulabilme umuduyla İstanbul’a taşındı. Dedemden sonra bu kez babam, evimizin önünden gözaltına alınarak kaybedildi. Annem, babası öldürüldüğünde 28, kocası öldürüldüğünde 30 yaşındaydı” diye belirtti.
“30 YILDIR BEYAZ TOROSLARIN PEŞİNDEYİZ”
Tosun, konuşmasının devamında ise, “30 yıldır hala tüm aile o aracın peşinden koşuyoruz. Babam Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995’te evimizden alındı. 30 yıl boyunca başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Babamın gözaltına alındığı, tüm devlet kurumları tarafından inkar edildi. Hükümet, AİHM’e ‘Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolmasından dolayı üzgündür’ dedi. Kararlara itirazlarımız reddedildi; tüm hak arama yolları bizlere kapatıldı” dedi.
CUMARTESİ ANNELERİNİN TALEPLERİ
“Amacımız hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanmasıdır” diyen Besna Tosun, Cumartesi Anneleri’nin ortak taleplerini şu şekilde sıraladı:
“* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın
* Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklama son bulsun
* Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun alt komisyonu olarak gözaltında kayıpları araştırmak üzere “Hakikat Komisyonu” kurulsun
* Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin
* Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, kalıntıları ailelerine teslim edilsin
* Gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularını koruyan cezasızlığa son verilsin ve adalet sağlansın
* Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın. Zamanaşımı kurumu cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin
* Türkiye, imzalamaktan kaçındığı, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın. Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; hakikatin dile gelmesi, adaletin tesis edilmesi ve mağdurların sesi duyulana kadar sürecek toplumsal bir sorumluluktur.”
“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”, 5’inci toplantısını gerçekleştiriyor. Barış Anneleri’ni temsilen komisyonda dinlenen Barış Annesi Nezahat Teke, sürece ilişkin konuştu.
Nezahat Teke, Türkçe dilinin döndüğü kadar kendisini ifade edeceğini belirtti. Nezahat Teke, “Silahların bırakılmasını herkes istiyor ama karşılığında somut adım bekliyoruz” dedi.
En çok ölenlerin en çok barış isteyen taraf olduğu vurgusunu yapan Nezahat Teke, kızının 19 yaşında Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecride karşı bedenini ateşe verdiğini anımsatarak, “25 yıldır kızımın saçının yanan kokusu burnumdadır. Barış olsa, ‘Kızın geri gelecek mi?’ diyeceksiniz; Elbette kızım gelmeyecek. Ben ağladım; başka analar ağlamasın. Çocuklarımızı değil, silahları toprağa gömelim. Biz barış isteyince savcı bize diyor ki, ‘Savaş yok’ ben 1 yıl ev hapsi aldım. Madem savaş yok, insanlar neden ölüyor? Adına ne derseniz deyin, bir şey var ki insanlar ölüyor” diye belirtti.
Komisyona büyük görevler düştüğüne vurgu yapan Nezahat Teke “İmralı işin içinde. Biz Öcalan’ın çözüm için çaba gösterdiğini biliyoruz. Komisyon Öcalan ile de görüşmeli ve birlikte yürütmelidir. Ne gerekiyorsa yapalım” diye konuştu.
PİRHA- Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri’nin katıldığı Meclis komisyonu toplantısında konuşan Numan Kurtulmuş, “Acılarımız ortak” vurgusu yaparak, ” Bu komisyon üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmektedir” dedi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5’inci toplantısını gerçekleştiyor. Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, toplantı öncesi açıklamalarda bulundu. Numan Kurtulmuş, bugünki toplantının ilk oturumunda Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri’ni dinleyeceklerini söyledi.
“KOMİSYON ORTAK KARARLILIK İÇERİSİNDEDİR”
Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın bir süredir devam eden bu süreçte yaşadıkları acılar aslında hepimizin ortak acılarıdır. Bu acıları yarıştırmak, birinin diğerinin önüne geçirmek gibi herhangi bir tavrın içerisinde olmamak gerektiği kanaatindeyim” dedi. Numan Kurtulmuş, süreci zehirlemek isteyen kesimlerin olduğuna işaret ederek, üstü kapalı İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’ın dijital medya üzerinden kamuoyuna sunduğu iddialara değindi.
Numan Kurtulmuş, “Bu komisyonda hiçbir şekilde konuşulmamış, komisyonun kurulmasından önceki süreçlerde dahi gündeme gelmemiş, komisyonun hiçbir anında komisyon üyeleri tarafından paylaşılmamış bazı konuların gizli oturumlarda konuşulmuş gibi ortaya konulması en hafif tabiriyle açık bir provokatörlüktür. Bu tür provokasyonlar içerisinde olacak çevrelere karşı dikkatli olunmalıdır. Komisyondaki 51 üyenin hepsi ortak bir kararlılık içerisindedir” diye belirtti.
“KOMİSYON ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRMEKTEDİR”
Numan Kurtulmuş, devamla şunları söyledi: “Mesele, gerçekten bu milletin bir daha yaşadığı acıları yaşamaması, barış, huzur ve yüksek demokrasi standartları içerisinde adaletle yarınlara taşınmasıdır. Bunun için de bu komisyon üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmektedir. Türkiye’de 11 siyasi partiyi temsil eden 51 kişiden oluşan bu komisyon, şimdiye kadarki süreçte büyük bir olgunluk içerisinde hizmet etti. Yani barışa, esenliğe, huzura hizmet ederek komisyon çalışmalarını bugüne kadar getirdik. En kısa zamanda tamamlayarak da millete karşı olan ödevlerimizi başarıyla yerine getirmeyi ümit ve temenni ediyoruz.”
PİRHA- Barış Annesi Tenzile Baydar, yıllardır süren çatışmaların halklara kaybettirdiğini belirterek, “Artık yeter. Barış için el ele verelim, kimse ölmesin” çağrısında bulundu.
Barış Anneleri Meclisi üyesi Tenzile Baydar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair PİRHA’ya konuştu.
“GEREKEN ADIMLAR HALA ATILMIŞ DEĞİL”
Tenzile Baydar, süreç başladığında yaşanan gelişmeleri hatırlatarak, “Silahlar yandığında dünyada bir ilk yaşandı. Biz anneler olarak çok sevindik. Çünkü silahların sustuğu, gençlerin ölmediği bir ortam bizim en büyük arzumuzdu. Sayın Öcalan çağrı yaptı, karşılık buldu. Ama gerekli adımlar atılmadı. Bu durumdan memnun değiliz. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere bütün siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı. Abdullah Öcalan’ın koşulları iyileştirilmeli” diye konuştu.
Abdullah Öcalan’ın barış sürecindeki rolünün göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Baydar, “Barış Anneleri olarak Öcalan ile görüşmek, süreci kendi ağzından duymak istiyoruz. Çünkü o konuştuğunda silahlar sustu. Bugün ise herkes susuyor. Siyasi tutsaklar içeride, barış isteyenler susturuluyor” dedi.
“BARIŞI HERKES SAHİPLENMELİ”
Devletin, siyasetin ve toplumun barışı sahiplenmesi gerektiğini ifade eden Baydar, “Bu ülkede yüz yıldır kardeş kardeşi öldürüyor, artık yeter. Biz artık savaş kelimesini duymak bile istemiyoruz. Biz barış için sesimizi yükselteceğiz. Bu ülkede barış içinde, yan yana, kardeşçe yaşamak istiyoruz. Barış için el ele verelim” sözlerini kullandı.
PİRHA- Sırrı Süreyya Önder için AKM’de düzenlenen törenin ardından onbinlerce kişi yürüyüş gerçekleştirdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Başkanvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder son yolculuğuna uğurlanıyor. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki (AKM) düzenlenen bir araya gelen kitle, Beşiktaş Dolmabahçe’ye doğru yürüyüşe geçti.
Yürüyüşün ön sıralarında Barış Anneleri yer aldı. Alkış ve zılgıtlar eşliğinde yoğun bir kitlenin yer aldığı yürüyüşte, sık sık “Sırrı’ya sözümüz barış olacak” sloganları atıldı. Ayrıca “Ezilen halkların yoldaşı, barış kavgan omuzlarımız” pankartı açıldı.
Kitle, Dolmabahçe’ye vardıktan sonra Mecidiyeköy’e doğru yürüyüşe geçti.
PİRHA- Barış Anneleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısını desteklediklerini ifade ederek, iktidara ‘Silahları susturun’ çağrısı yaptı.
Barış Anneleri Mersin Meclisi, DEM Parti Akdeniz İlçe Örgütü önünde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yönelik açıklama yaptı. Açıklamaya, annelerin yanı sıra DEM Parti Milletvekilli Perihan Koca da katıldı.
Açıklamada konuşan Barış Annesi Emine Eren, barış için adım atanlara ve bunu destekleyen herkese teşekkür ettiklerini belirtti. Silahların susmasını, ölümlerin durmasını isteyen Eren, “Barış istiyoruz. Ne polis anası ne asker anası, ne de Kürt anası ve hiç kimse ağlamasın. Anaların gözyaşlarının rengi birdir” dedi.
Barış Annesi Tenzile Baydar ise, devletin bir an önce barış için gerekli koşulları oluşturması gerektiğini kaydetti. Silahların çift taraflı susması gerektiğinin altını çizen Tenzile Baydar, iktidara, “Silahları susturun” çağrısı yaptı.
PİRHA- Dersim Kadın Platformu, 22’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında yürüyüş düzenledi. Yapılan yürüyüşte kadınlar özgür ve eşit bir yaşam taleplerini haykırdı. Yapılan etkinlikte Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri ve Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku’nun mesajı okundu.
“Doğamızın ve irademizin gaspına izin vermeyeceğiz” şiarıyla düzenlenen 22’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 3’üncü gününde kadın etkinliği düzenlendi. Dersim Kadın Platformu’nun düzenlediği etkinliğe Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyya Boz, Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, siyasi partiler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.
Seyit Rıza Meydanında bir araya gelen kadınlar Cumartesi Anneleri’nin, Barış Anneleri’nin, Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku’nun, Emine Şenyaşar’ın adalet talepleri, hasta tutsak kadınlar için balon uçurdu.
Ardından “Kadınların isyanı dünyayı sarsacak”, “Gülistan Doku nerede?” ve “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” dövizleriyle yürüyüş yapan kadınlar sık sık “Jin, jiyan,azadi”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları attı.
Büyük bir coşkuyla Sanat Sokağı’na varan kadınlar, burada şarkılar söyleyip halay çektiler. Sonrasında Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku’nun kadın etkinliğine gönderdiği mesajlar okundu.
“KAYIPLARIMIZI VE BARIŞI İSTİYORUZ”
Cumartesi Anneleri’nin mesajında “Doğamızın, irademizin, hak ve özgürlüklerimizin gaspına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin değişik yerlerinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan insanların aileleri ve insan hakları savunucularıyız. Gözaltında kaybettirilen yakınlarımızın bulunması ve onların faillerinin yargılanması için adalet mücadelesi yürütüyoruz. Devlet şiddeti bir araç olarak kullandığı için bu arayışımızda baskıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ama asla pes etmeden, mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. 1009 haftadır haykırıyoruz, kayıplarımızı da istiyoruz, barışı da; kayıplarımızı da istiyoruz, hakikati de” denildi.
“BARIŞ TALEBİMİZE KULAK VERİLSİN”
Cumartesi Anneleri’nin ardından Barış Anneleri’nin mesajı okundu. Savaşların son bulması ve barış taleplerinin yer aldığı mesajda şu ifadelere yer verildi:
“Biz barış annelerinin Türkiye’de ve Kürdistan’da gezmediği dağ, taş, yol kalmamıştır. Barış istemediğimiz bir yer kalmadı. Ankara’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Erbil’e. Bir ananın dünyadaki en değerli varlığı evladından başka bir şey değildir. Savaşın kaybedenleri analardır. Biz anaların gözyaşı akmasın diye dili, dini, ırkı ne olursa olsun bize yapılmış biliriz. O yüzden savaşa karşıyız, tepkiliyiz. Savaş ağır bir travmadır. Eğer bir anne evladının parçalanmış bedenini toprağa veriyorsa ve hala barış istiyorsa, devlet yetkilileri, hükümetler kendilerinden utanmalıdır. Lakin kimseye sesimiz duyulmuyor ve bizi görmezden geliyorlar. Bizim kültürümüzde kavga da anneler baş örgülerini yere attı mı, orada barış olur. Biz Ankara’da Adalet Bakanlığı’nda, Meclis’te tülbentlerimizi barış için yere attık ama sesimizi, talebimizi duymazdan geldiler. Her ne olursa olsun biz var oldukça barışı haykıracağız, savunacağız. Son nefesimize kadar barışta, kardeşlikte, eşitlikte ısrar edeceğiz. Barış Anneleri olarak Dersim halkını, dağını, taşını, suyunu saygıyla selamlıyoruz.”
“GÜLİSTAN DOKU NEREDE DEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku, gönderdiği mesajda 4 buçuk yıldır kızından haber alamadığına dikkat çekerek . Her geçen gün gücümü kaybediyorum. Kızımdan sonra çoğu yaşamsal fonksiyonlarımı kaybettim. Zeynel Abarakov denilen katili yargılayıp, sorgulasaydınız bugün hala ‘Kızım acaba nerede?’ sorusunu sormayacaktım. Ben ölmeden önce kızıma ne olduğunu bilmek istiyorum ve ilk defa bu kadar ölümden korkuyorum. Ben kızıma ne olduğunu bilmeden, bize bu karanlığı yaşatanlar adalet önünde hesap vermeden gözümü yummak istemiyorum. Vicdanınız Gülistan’ın bu şekilde yitip gitmesine, katillerin tatilde olmasına razı mı savcı bey? Dönemin valisi Tuncel Sonel bize, ‘Kızınız intihar etti’ değip, o katili arka kapıdan Rusya’ya gönderdi, neden? Kızımız bizi aradı, bana hediye ayakkabı almıştı. 2 gün sonra eve gelecekti. Kızımın aldığı ayakkabı tam 4 yıldır köşede bekliyor. Kızım nerede? Sorusunun cevabı o katilde. Savcılar da herkes de biliyor, 5 yaşındaki bir çocukta. Katil Abarakov elbet bir gün adaletin önüne gelecek ve o güne kadar biz ‘Gülistan Doku nerede?’ demekten vazgeçmeyeceğiz.”
Mesajların ardından kadın hasta tutsakların isimleri okundu. Sonrasında kadın müzisyenlerin dinletisinin ardından program sona erdi.
PİRHA – Diyarbakır’da 16 Ocak günü yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 22 kişi emniyet ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın 16 Ocak günü 28 ilde yapıldığını ve 165 kişinin gözaltına alındığını duyurduğu operasyon kapsamında Diyarbakır’da gözaltına alınan 22 kişi, tutuldukları İl Emniyet Müdürlüğü’nde tamamlanan ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.
“Eylem yapacakları ve çocuklara eğitim vererek eylemlerde kullanacakları” iddialarıyla gözaltına alınan kişilerin sorgu işlemlerine dün akşam saatlerinde başlandı. Sorguları sırasında adreslerinde yapılan aramalar sırasında el konulan dergi ve gazeteler de sorulan 22 kişi, alınan ifadelerinin ardından serbest kaldılar.
PİRHA- 28 ilde yapılan ev baskınlarında aralarında Barış Anneleri ve kadın aktivistlerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
İstanbul, Adana, Diyarbakır, Antep başta olmak üzere birçok kentte yapılan ev baskınlarında Barış Anneleri, Adalet Nöbeti eylemcileri, Kadın Zamanı Derneği ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi üyeleri, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivistleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Yüksekova eski ilçe eş başkanı ve Mezopotamya Kültür Derneği (MKM) sanatçıları gözaltına alındı.
Konuya dair açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 28 ilde yaptıkları operasyon sonucu 165 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.
PİRHA- Cezaevlerindeki açlık grevlerine destek vermek amacıyla Mersin’de başlatılan Adalet Nöbetine Adana’dan Barış Anneleri destek verdi. Barış Anneleri, taleplerin dikkate alınması için devlete çağrı yaparak, “Cezaevlerinden daha fazla tabut çıkmasın, devlet yetkilileri talepleri duysun istiyoruz” dediler.
Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle ile Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER) Mersin Şubesi, PKK önderi Abdullah Öcalan ve siyasi tutukluların üzerindeki tecritin sona erdirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerine destek vermek için Adalet Nöbeti başlatmıştı. Adana’dan Barış Anneleri 27’inci gününde olan Adalet Nöbetine destek ziyareti yaptı.
“BİZ ANNELER BARIŞ İSTİYORUZ”
Adana’dan gelen Barış Annesi Bezo Oruç, cezaevlerinde açlık grevinde olan siyasi tutukluların taleplerinin dikkate alınmasını dileyerek, “Öcalan ve tutuklular üzerindeki tecritin kaldırılmasını, barışın sağlanmasını istiyoruz. Cezaevlerinden daha fazla tabut çıkmadan hasta tutsaklar serbest bırakılsın” dedi.
Barış Annesi Emine Eren ise, savaşların son bulmasını ve barışın sağlanmasını istediklerini belirterek, “Açlık grevindekilerin mücadelesi mücadelemizdir. Önderimiz ve çocuklarımız üzerindeki tecrit kalkana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Devletin bu talepleri duymasını istiyoruz. Anneler olarak hem Türkiye’de hem tüm dünyada barışın tesis edilmesini istiyoruz” diye konuştu.
PİRHA- 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle açıklama yapan DAD, “Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür” denildi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yazlı açıklama yayınladı. “Hiç konuşmuyoruz” başlıklı yapılan açıklamada, “Yaşı elinin altında olan vatandaşların, barış iklimini hiç solumadığı savaşı hiç konuşmuyoruz. Kurucu aklın; tekçi zihniyet mağdurlarının, etnik kimlik, dil, inanç özgürlüğü ve eşitliği talep edenlerini, başı ezilesi canavar, terörist diye yaftalanıp, ocağından diyarından, yaşayamaz edildiği savaşı hiç konuşmuyoruz” denildi.
Açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:
“Bir zamanlar bir parlamentomuzun olduğunu, hükümetin bu parlamentodan oluştuğunu, denetim mekanizmalarımızın olduğunu, bu rejimin değiştiğini, cumhuriyet değerlerinin yokolduğunu hiç konuşmuyoruz. Savaşın sürdürülebilmesi için insanlığın ata yadigarı dinlerinin, inançlarının nasıl suistimal edildiğini, emeğinden ayırıp vergi olarak ödediği, eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve kültürel gelişim için değerlendirilmesi gereken bütçenin, Diyanet ve cemaatlere aktarıldığını, buraların topluma hangi hizmetleri ürettiğini sorgulamıyoruz.
İnancın bireysel bir durum olduğunu, devletin dininin olmayacağını, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini anlatmaya çalışan toplumsal kesimleri, Alevileri duymuyoruz. Bütçenin aslan payının toplumu uyutmak için bu kurumlara sunulduğunu hiç konuşmuyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani kumpas davasına müdahil olduğunu, DAİŞ yenilgisini kabullenmediğini, DAİŞ kazansaydı, Ezidilere uyguladığını Alevilere ve tüm topluma uygulayacağını, Ezidi kadınların binlercesinin köle pazarlarıda satıldığını, binlercesinin hala akıbetinin bilinmediğini, hiç konuşmuyoruz. Savaşın; bu ülkenin ekonomisini batırdığını, toplumun büyük kesiminin açlıkla başbaşa kaldığını, tarımsal üretimin bitme noktasına geldiğini, çöplerden beslenildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yoksulluğun cennette peygambere komşuluk olarak ödüllendirileceğini, bir an evvel ölüp cennete mi gitsek, peygamber lokmasını bizimle paylaşır mı hiç konuşmuyoruz.
CUMARTESİ ANNELERİ’NE UYGULANAN BASKI VE ZULMÜ GÖRMÜYORUZ, HİÇ KONUŞMUYORUZ
Barış annelerine en ağır zulmün reva görüldüğünü, barış kavramından nasıl korkulduğunu, kaybolan yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’ne uygulanan baskı ve zulmü görmüyoruz, hiç konuşmuyoruz.
Yaşanan savaş, savaşın yarattığı karanlık, zulüm ortamından hak, hukuk, adalet namına ortadan bir şeyin kalmadığını, hakkın, hukukun, adaletin yerine, imamlarla avutma ve uyutma dönemine geçildiğini görmüyor, duymuyor, hiç konuşmuyoruz. Savaşın ağır ikliminden doğamızın nasıl tahrip edildiğini, uluslararası maden şirketlerine peşkeş çekildiğini, görmezden geliyoruz, hiç konuşmuyoruz.
Kadın kıyımının adeta teşvik edildiği, son yıllarda yüzlerce katarttığını, sokaktaki kadın mücadelesini yükselten, buna karşı tavır geliştiren kadınlara zindanların ve ölümün nasıl reva görüldüğünü görmüyor, yokmuş gibi davranıyoruz, hiç konuşmuyoruz.
Onlarca yıldır ülkemize yoğun mülteci akını oldu. Neden geldi? Nereden geldi? Geldiğinde ne oldu? Sorduk mu? Yaşadığımız her türlü kötülüğün müsebbibi onlarmış gibi, ırkçı saldırılara maruz bırakıp mağdur ederken, aralarındaki paramiliter güç boyutunu, her türlü suistimale açık olduklarını hiç konuşmuyoruz.
Deprem süreci geçirdik. ilk üç gün devlet duymadım, görmedim, bilmiyorum dedi. Sonrasında Alevi coğrafyasını boşaltmak için fırsata çevirdi. Ölenler öldü, kalanlar göç yollarında köklerinden koparıldı, hiç konuşmuyoruz.
SAVAŞ ORTAMININ AĞIR BASKISI DİRENCİMİZİMİ KIRDI, SORDUK MU KENDİMİZE!
Biz Aleviler; “Kızılbaş Alevilik, zalimin zulmüne karşı direnen, erenlerin ve canların yoludur.”, “Cem ve semah hakikate ve özgürleşmiş insanların toplumunaulaşmanın yürüyüşüdür.” diye kendimizi tanımlarken, Diyanet’in baskısına, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın bizi içimizden sadaka kültürü ile yok etmesine, ÇEDES projesi, karma eğitimi sonlandırma, zorunlu din dersleri ile hem inançsal hem de toplumsal her tür tehlikeye karşı karşıya olduğumuzu görüyor muyuz? Yüzyıllardır yaşadığımız mağduriyetler, elimizde alınan değerler, hukuksal mücadele ile elde ettiğimiz haklar, vermeye çalıştığımız eşit yurttaşlık mücadelesi görmezden gelinip yok sayılırken, yeteri kadar direnç oluşturabildik mi? Savaş ortamının ağır baskısı direncimizimi kırdı, sorduk mu kendimize, hiç konuşmuyoruz.
SAVAŞ VİCDANLARIMIZI MI KÖRELTTİ?
Elbette bu durumu dert edinenler, bunun mücadelesini veren toplumsal kesimler vardı. Bunları ne kadar görebildik, ne kadar hissedebildik, ne kadar yanlarında olabildik. Savaş vicdanlarımızı mı köreltti? Hiç konuşmadık. Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür. Çağrımız olsun. 1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu olsun. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. ”
PİRHA- Barış Anneleri Sultan Bozkurt ve Güler Buğday, 1 Eylül Dünya Barış Günü için çağrı yaparak, “Barış sadece Kürt halkına değil, herkese lazım. Bütün toplumu 1 Eylül’e davet ediyoruz. Bu zalimlerin karşısında dursunlar” diye belirttiler. Savaşın acıları çoğalttığını belirten Barış Anneleri, barışın önemini çok ihtiyaç olduğunu vurguladılar.
Savaşta/çatışmalarda evlatlarını kaybetmiş Kürt kadınları, 1999 yılından bu yana Barış Anneleri İnisiyatifi olarakbeyaz tülbentleriyle barışın simgesi haline geldi. ‘Barış Annelerinden Sultan Bozkurt ve Güler Buğday, 1 Eylül Dünya Barış Günü öncesi PİRHA’ya konuştu.
“GEMİ BATARSA HEPİMİZ BATARIZ”
Barış Annesi Sultan Bozkurt, “Bütün dünya savaşa gidiyor. Bu emperyalistler, kanla beslenenler gibidir. Önce Türkiye toplumlarına daha sonra tüm dünyaya sesleniyorum. Hepimiz aynı gemideyiz. Okyanusun ortasındaki o gemi batarsa hep beraber batarız” dedi.
Bozkurt, “Bizi açlıkla terbiye ediyorlar. Kimse sesini çıkarmıyor. Sesini çıkarsa cezaevine atar, öldürür, gözaltına alır. Korkunun faydası yoktur. Bir kadın cesaretli olması lazım. Toplum elini taşın altına koysun. Bütün toplumları 1 Eylül’e davet ediyorum. Bu zalimlerin karşısında dursunlar. Barış bütün annelere lazım. Tüm anneleri çağırıyoruz. Asker, şehit anneleri de inşallah bu 1 Eylül’de sesini bizim sesimizle haykırır” diye belirtti.
“SAVAŞ ACILARI ÇOĞALTIR”
Sultan Bozkurt sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ukrayna ve Rusya’da da barış gelmesini umuyoruz. Bir anne olarak oradaki annelerin de acılarını paylaşıyorum. Birleşmiş Milletler madem barış gücü, neden savaşı durdurmuyorlar. Savaş kötüdür, acıları çoğaltır. Barış olsun, herkes barış içinde yaşasın. 1 Eylül Dünya Barış günü tüm dünyaya kutlu olsun.”
“BARIŞA SUDAN, EKMEKTEN ÇOK İHTİYAÇ VAR”
Barış Annesi Güler Buğday ise“1 Eylül’e önümüzde saatler kaldı. Gerçekten bu ülkede ve savaşın olduğu her yerde barışa ihtiyaç var. Sudan, ekmekten daha çok ihtiyaç var. Biz diyoruz ki; önce kendi ülkemizde yaşayan tüm halklar, aydınlar, yazarlar, sosyalistler, kadınlar, sivil toplum örgütleri, kendime insanım diyenler birleşsinler. Sesler çoğalsın. Tüm acı çeken, bu savaşta çocuğunu kaybeden annelerin acılarını paylaşıyorum. 1 Eylül Dünya Barış gününü savaşlar görmeden geçirelim” dedi.
PİRHA-İstanbul Kadıköy İskele’de 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin yapılmak istenen açıklamaya müdahale eden polis aralarında Barış Annelerinin de bulunduğu onlarca gözaltına aldı.
İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin Kadıköy’de bulanan İskele Meydanı’nda açıklama yapması polis engeline takıldı.
Açıklama yerine yürümek isteyen Barış Anneleri İnisiyatifi ve pek çok kadın örgütü temsilcisinin önü Eminönü iskelesi önünde kesildi. Anneler, “savaşa hayır barış hemen şimdi” sloganları atarak, engellemeyi protesto etti. Polis Barış Annelerinin de aralarında bulunduğu onlarca kişiyi gözaltına aldı.
Gözaltına alınan isimler şöyle:
“HDP İl Eşbaşkanı İlknur Birol, HDP MYK üyesi Elif Bulut, Ayten Bingöl-Ümraniye ilçe eş Başkanı, Hanım Candan, Mehtap Yüksel, Fatma Demirbaş, Filiz Aydın, Türkan Özdemir, Saltanat Yılmaz, Göknur Atay, Necla Aktay, Fatma Nur Özbey, Açelya Türkmen, Beste Balcı, Besra İşsever, Beser Çelik, Pervîn Tunbul, Gülşen Karasu, Lütfiye Baydemir, Züleyha Has, Dîcle Aşı, Gönül Karaman, Felek, Tülay, Burcu İpek, Gonca Yangöz-Bakırköy ilçe eş Başkanı, Devrim Ünal, Ümran Serhan, Zuhal Kaygusuz, İsyan Özkan, Arya Nurtaş, Fatma Saçan, Meral Akman, Mehmet Ayırkan, Emine Aksoy, Eylem Saruca, Muhsine Saçan, Koray Türkay-Kadiköy ile eş başkanı, Güldemir, Şerife Arıkan, Ramazan Kaya, Bedia, Perihan, Gülseren, Rana Berk, Hacice Bağcılar ilçe eşbaşkanı, Doğu Yılmaz, Adalet Ünlü-Beylikdüzü ilçe eş Başkanı, Eda”
PİRHA- Barış Anneleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair Dolmabahçe Sarayı önünde açıklama ve oturma eylemi yapmak isterken gözaltına alındı.
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İstanbul Dolmabahçe Sarayı önünde açıklama ve oturma eylemi yapan Barış Anneleri’ne polis müdahale etti. Polis, Barış Annelerini gözaltına aldı.
Polis gazetecilerin çekim yapmasını da engellemeye çalıştı.
HDP Kadın Grubu toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, erkek iktidarın hiç bir baskısı ve tehdidinin kendilerini yıldırmayacağını belirterek, “Gelin meclisi erkek meclisi olmaktan çıkartalım” diyerek parlamentodaki tüm kadınları ortak mücadeleye çağırdı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan 8 Mart dolayısıyla Kadın parlamento grubunun katılımıyla Meclis’teki haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
Kadınlara ayrılan grup toplantısına, Rosa Kadın Derneği, Migros işçileri, Barış Anneleri, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, HDP Ankara İl Kadın Meclisi üyeleri katıldı. Kadınlar “adalet” yazılı maskeler ile toplantıya katılım sağlarken, Meclis sıralarında tutsak siyasetçilerin fotoğrafları yer aldı. Pervin’in konuşması öncesi kadın mücadelesinin yer aldığı kısa bir sinevizyon gösterimi izletildi.
“KADINLAR MEYDANI MORA BOYADI”
Tüm engellemelere rağmen kadınların rengi, coşkusu, umudu ve direnci ile “İsyanımız özgürlüğümüz için” diyerek alanları, meydanları bu 8 Mart’ta da kadın rengine boyandığını belirten Buldan, “Buradan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Selam olsun mücadele eden tüm kadınlara. Selam olsun Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Sebahat Tuncel’e, Gültan Kışanak’a, Aysel Tuğluk’a, Gülser Yıldırım’a, Çağlar Demirel’e, Ayla Akat Ata’ya, Emine Ayna’ya, Beyza Üstün’e, Nurhayat Altun’a, Edibe Şahin’e, Şevin Alaca’ya, Dilek Hatipoğlu’na, Ayşe Gökkan’a ve buradan adını sayamayacağımız tüm tutsak kadın yoldaşlarımıza selam olsun” dedi.
“8 MART’TA RENKLERİYLE HAYKIRANLARA SELAM OLSUN”
Mücadelesi ile bir simge haline gelen, geçen hafta yaşamını yitiren Perihan Pulat’ı anarak konuşmasına devam eden Buldan, “Selam olsun Cumartesi Anneleri’ne ve Barış Anneleri’ne! Selam olsun, Hatun Aslan ve Meryem Soylu şahsında MEBYA-DER’li annelere! Selam olsun özgürlüğün umudu Rojava’lı kadınlara, elam olsun daha gün ışımadan evde, tarlada, fabrikada işyerinde yaşamı büyüten bütün kadınlara, selam olsun talancılara karşı vadisini, suyunu, dağını taşını savunan kadınlara! Selam olsun, sendikal faaliyetlerde bulundukları için Kod 29 uygulaması ile işten çıkarılan Sinbo, Migros ve SML etiket işçisi kadınlara! Selam olsun, Kazdağları için mücadele eden kadınlara! Selam olsun, ev hapsi nedeniyle alanlarda bizlerle birlikte olamayan tüm kadın arkadaşlarıma! Selam olsun, 8 Mart’ta, renkleriyle, coşkusuyla alanlarda haykıran, erkek iktidarın koltuğunu sallayan tüm kadınlara! Selam olsun, Taksim’de 8 Mart Feminist Gece yürüyüşünü gerçekleştiren tüm feministlere” diye konuştu.
“KRİZLER EN FAZLA KADINLARI ETKİLEDİ”
Bütün dünyada derin krizlere ve eşitsizliklere yol açan pandeminin en fazla vurduğu kesimin kadınlar olduğuna dikkat çeken Buldan, sözlerine şöyle devam etti:
“Çünkü dünyanın her yerinde hala en yoksul kesim ne yazık ki kadınlardır. En büyük işsiz grubu, en güvencesiz işlerde çalışanları, işlerini ilk kaybedenleri kadınlar oluşturmaktadır. Türkiye’de mevcut çoklu krizler pandemi sürecinde daha da derinleşmiştir. Esnek ve güvencesiz çalışma biçimi evden çalışma ile daha da yaygınlaştırılmıştır. Sokağa çıkma kısıtlamalarında hasta, engelli, çocuk, yaşlı bakımı ve ev işlerinin yükü kadınların sırtına yüklenmiştir. Kadınlar her zaman olduğundan çok daha fazla istihdam dışına ve güvencesiz alana itildi. DİSK’in verilerine göre Kasım 2020 itibariyle geniş tanımlı işsizlik oranı kadınlarda yüzde 38’tir. Yani her 10 kadından 4’ü işsizdir. Pandemide her 2 kadından 1’i ya işten çıkarılmıştır ya da ücretsiz izne çıkarılmıştır. Bu pandemi sürecinde de iktidar, kadınlara hiçbir destek sunmadığı gibi tam tersine krizi fırsata çevirdi. İktidar, KOD 29’u sermayedarları için fırsat olarak kullandı kullanmaya devam etmektedir. KOD 29 ile işten çıkarılanlar için kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işsizlik ödeneği verilmemesi bir yana, kadınlar ‘ahlaksızlıkla’ suçlanmakta, erkek şiddetine açık hale getirilmektedir.”
“HER DAMLA TERİN HAKKINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
“Tekçi erkek bir iktidardan ne toplum için, ne kadınlar için; eşit, adil, refah bir düzen çıkmaz” diyen Buldan, iktidarın siyasetinin daha çok şiddet, kaos, eşitsizlik, talan ve soygun düzeni ürettiğini vurguladı. Buldan, “Kendileri sultanlık sürdürürken haraca dönüşmüş vergilerle, soyguncu düzenleriyle, işsizlikle halkın boğazına girecek lokma bırakmadılar. Erkek iktidarlarını sürdürmek için kadınları daha fazla yoksulluğa sürüklediler. Oysa dünya kadın emeği üzerine kuruludur. Yaşam kadınla vardır, kadınla büyümektedir ve kadınla gelişmektedir. Bizler dünyayı ayakta tutan bu devasa emeğin görünür olması için yürüttüğümüz mücadelemizde kadınların, ev içinde ve dışında döktüğü her damla alın terinin hakkını soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“HDP HALKIN YANINDA SAF TUTUYOR”
HDP’nin korkusuzca, tereddüt etmeden sadece ve sadece halkın yanında saf tuttuğunu belirten Buldan, “Kadının sesi olandır. Bütün ilkelerimiz, emeğimiz ve örgütlülüğümüzle bu ülkede halkın, emekçinin, kadının iktidarını kurmak için varız biz. Ekonomide soyguncu, rantçı saltanata son vereceğiz. Eşit, adil bir bölüşümü, işi, aşı bir avuç yandaş zengin için değil; halk için ve bütün kadınlar için sağlayacağız. Kadın emeğine, kadın üretimine bu halkın rızkına kota koyulmasına asla ve asla izin vermeyeceğiz. Topraklarımızdan birkaç şirket değil, bizler, bu toprakların binlerce yıllık sahipleri doyacak, kadınlar kazanacak. Vergide adaleti, gelirde adaleti, işgücünde adaleti, bütçede adaleti sağlayacağız. İşsizlik ve yoksulluğu yaratanlara karşın bizler yoksullukla mücadele edeceğiz” diye belirtti.
Güvencesiz istihdama karşı güvenceli istihdam, işyerlerinde ve evlerde yaşanan ayrımcılığa adaletsizliğe karşı eşit işe eşdeğer ücret ve eşit iş bölümü diyerek yaşamın her alanında ‘yoksulluğa mahkûm edilen kadınlar için adalet’ demeye devam edeceklerinin altını çizen Buldan, pandemi ile beraber artan kadına yönelik erkek şiddetine dikkat çekti.
“CEZASIZLIK, KATLİAMLARI CESARETLENDİREN, TEŞVİK EDEN BİR POLİTİKADIR”
Kadın grubunun defalarca kadın katliamlarının önlenmesi için Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını istediğini ve konuya ilişkin önergeler verdiğini hatırlatan Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her defasında önergelerimizi reddeden iktidar ve ortağı oldu. Önergelerimizin reddi için kalkan eller, şiddete onay veren ellerdir! Ancak biz mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Bugün de yine kadına yönelik şiddetle mücadele önergesi vereceğiz. Daha geçen hafta mizah içerikli bir paylaşımımdan dolayı sosyal medya üzerinden bana en ağır, iğrenç hakaret ve saldırılar yapıldı. Yapanların siyasi kimliği bellidir. Hangi partinin belediye başkan aday adayı olduğu sabitlidir.
“HAKARET EDENLERİN KİMLİĞİ BELLİ AMA DOKUNULMUYOR”
Daha geçen hafta mizah içerikli bir paylaşımımdan dolayı sosyal medya üzerinden bana en ağır, iğrenç hakaret ve saldırılar yapıldı. Buna hepiniz tanık oldunuz. Yapanların siyasi kimliği bellidir. Hangi partinin belediye başkan aday adayı, milletvekili aday adayı olduğu bellidir, ortadadır. İktidarın gücüne dayanarak bu iğrençliği yapana dokunulmadı. Biz dokunulmayacağını da çok iyi biliyorduk, böyle de oldu. Karışılmadı bile. İşte bu zihniyet, kadın katliamlarının bizzat sorumlusudur. Kadın cinayetlerinin suç ortağıdır bu zihniyetine sahip olanlar. Kadın katliamlarının ortağıdır.
“İKTİDAR KADIN CİNAYETLERİNİN ORTAĞIDIR”
İktidarın gücüne dayanarak bu iğrençliği yapana dokunulmadı! Karışılmadı bile. İşte bu zihniyet, kadın katliamlarının bizzat sorumlusudur! Kadın cinayetlerinin suç ortağıdır. Kadın katliamlarının odağıdır. 8 Mart’ta kadınların gerçekleştirdiği etkinliklere AKP polisinin müdahalesi, kadınların saçlarından tutup çekmesi, LGBT bireylerine yapılan saldırı, yine cezaevlerindeki çıplak aramalar kadın düşmanı politikaların odağının erkek iktidar, erkek devlet ve erkek yargı sistemi olduğunu gözler önüne sermektedir.
“ERKEK İTTİFAKI KADIN DÜŞMANIDIR”
Tutuklu bulunan Hakkari Belediye Eşbaşkanımız Dilek Hatipoğlu’na yapılan çıplak arama işkencesinin nedeni aynı odaktır; aynı zihniyeti İstanbul Sözleşmesi’ne karşı iktidarın yürüttüğü kampanyada görüyoruz. “Kadın cinayetlerini kınıyoruz” diyen iktidar temsilcileri, kadına karşı şiddetin önlenmesi için uygulanması gereken İstanbul Sözleşmesi’ni ise ortadan kaldırmaya yeltenmektedir. Bu hayati sözleşmeyi yok sayan bu erkek ittifak zihniyetiyle, kadınları sokakta katleden erkek şiddet zihniyetinin kodları aynıdır. Bunun adı kadın düşmanlığıdır.”
“EYLEM PLANI YERİNE İŞKENCELERİ DURDURUN”
Şimdi çıkmışlar insan hakları eylem planı açıklıyorlar. Siz önce mevcut anayasayı ve yasaları bir uygulayın. İstanbul Sözleşmesini uygulayın, AHİM kararlarını uygulayın, işkenceye, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa bir an önce son verin, ondan sonra çıkın İnsan Hakları Eylem Planından, hukuk reformundan söz edin. İşkence dur durak bilmeyen bir noktadır. Biliyorsunuz, çıplak arama ayyuka çıkmış durumdadır. Cezaevlerindeki kadınların şikayet ettikleri uygulamadan bahsediyoruz. Kadın erkek, yüzlerce kişi bu işkenceye ne yazık ki maruz kalmaktadır. Çıplak arama yönetmeliğini çıkaran da bu iktidardır, çıplak arama yok diyerek inkâr eden de bu iktidardı. Böyle bir ikiyüzlülük siyasette zor görülür.
“ANNELERDEN KORKAN BU İKTİDARIN ZULMÜNÜ TARİH UNUTMAYACAK”
Yine cezaevlerinde hak ihlalleri ciddi boyutlardadır. Pandemi bahane edilerek infaz koşulları ağırlaştırılmaktadır. İmralı’da tecrit, sürekli bir yönetim rejimi haline getirilmiştir. Bunların son bulması talebiyle tutsaklar 103 gündür açlık grevindeler. Tecrit hukuksuzluğunu, çıplak arama işkencesini ve adaletsizlikleri ısrarla sürdüren iktidarın söylediği hiçbir sözün, açıkladığı hiçbir eylem planının inandırıcılığı ve karşılığı yoktur. Erdoğan Eylem Planını açıkladığı gün, çocuklarının bir mezarı olsun, mezarları tahrip edilmesin, ölüleri huzur bulsun diye mücadele eden 80 yaşındaki anneler gözaltına alındı. MEBYA-DER’li kayıp yakınlarından 78 yaşındaki Meryem Soylu ve 72 yaşındaki Hatun Aslan tutuklandı. Yaşlarını özellikle söylüyorum ki bu iktidarın nasıl bir utanç tablosu oluşturduğunu herkes iyi görsün. Erdoğan’ın bizzat kendisi Berfo anayla görüşmüştü! Berfo Kırbayır, çocuğunun kemiklerine ulaşamadan gözlerini yumdu. Şimdi aynı mücadeleyi yürüten anneleri tutuklamaya devam ediyorlar. Annelerden korkan bu iktidarın zulmünü elbette tarih de biz de unutmayacağız!
“İKTİDAR ÖMRÜNÜ BARIŞA ADAYAN KADINLARI HEDEF ALIYOR”
Bu iktidarın inkârcı politikalarına karşı Kürt Dili Platformu Kürtçe’nin resmi dil ve eğitim dili olması için bir imza kampanyası başlattı. Buradan herkesi bu kampanyayı desteklemeye çağırıyorum. Evet, iktidar, ömrünü insan haklarına, toplumsal adalet için mücadeleye, bilime ve barışa adayan tüm kadınları hedef almaktadır. Bu iktidarın bütün çabası kadınlarla mücadele, kadınların kazanımlarını geriletme amaçlıdır. Sevgili Eren Keskin, Sevgili Şebnem Korur Fincancı, Sevgili Ayşe Buğra ve daha nice kadını hedef alarak kadınları sindirmeye, itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Açık söyleyeyim: hiçbir kadını karalamak sizin haddiniz değildir. Buna gücünüz de yetmez. Bu kadın arkadaşlarımızın her biri insanlık mücadelesi için birer ödül, birer ışıktır
“MECLİSİ ERKEK MECLİSİ OLMAKTAN ÇIKARALIM”
Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulmasında büyük emek verdik. HDP Parlamento Kadın Grubu’nu kurarak, dünyada bir ilki gerçekleştirdik. Ve bugün hala meclis çatısı altındaki bütün kadınlarla ortak mücadeleyi örgütlemeye çalışıyoruz. Tabi ki daha yapacaklarımız çoktur. Yetinmiyoruz. Parlamentoyu kadın sorunlarına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı ve sorumlu bir kurum haline getirmeyi mutlaka başaracağız. Parlamentodaki tüm kadınlara da ortak mücadele çağrısını buradan bir kez daha tekrarlıyorum. Gelin Meclis’i erkek meclisi olmaktan çıkartalım, kadınların meclisine dönüştürelim.
“HDP KADIN MÜCADELESİNİN KAZANIMIDIR”
Şiddetin sona erdirilmesinden kadın yoksulluğunun önlenmesine varıncaya kadar tüm sorunlarımıza birlikte çözüm üretelim. Toplumsal cinsiyet eşitliğini yaşamın her alanında âmâsız, fakatsız, koşulsuz bir şekilde sağlayalım. Buradan bütün kadınlara sesleniyorum: Kadın mücadelesini kadın partisi olan HDP’de birleştirmek, HDP’de buluşturmak, HDP’de yan yana olmak, kadın düşmanı iktidara verilecek en iyi ve en güçlü yanıt olacaktır. HDP kadın mücadelesinin kazanımıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar, kadınları da, HDP’yi de durduramayacaklar! Susturamayacaklar. Kadınlar ve HDP, bu iktidarın koltuğunu sallamaya, hesap ve planlarını bozmaya devam edecektir. Kadınlar, HDP’yle bu ülkeyi yönetmeye geliyorlar. İyi ki kadınlar var! İyi ki HDP’miz var.”
PİRHA- DGD Platformu, Din Alimleri, Barış Anneleri, Kürt Enstitüsü ve MKM ortak bir açıklama yaparak, “Savaş ve kardeş ölümlerini istemiyoruz” dedi. Açıklamada, halklarının, yönetimlerinin ve basının taraf olmadan, ulusal birlik dilini kullanmaları istendi.
Barış Anneleri, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu, Din Alimleri, Kürt Enstitüsü ve Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM)Federal Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan gerginliğe ilişkin basın toplantısı düzenledi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen toplantıda konuşan katılımcılar, tarihten ders çıkartılıp, kardeş kavgasının yaşanmaması çağrısında bulundular.
Basın metninin Kürtçesini İstanbul Kürt Enstitüsü Eşbaşkanı Eyüp Subaşı, Türkçesini ise Doğu-Güneydoğu Platformu adına Ayhan Ergenç okudu.
“HİÇBİR ZAMAN “BİRAKUJİ”Yİ TASVİP ETMİYORUZ”
Basın açıklamasında ise şunlar dile getirildi:
“Dünyada ve coğrafyamızda; barış, kardeşlik, uzlaşma ve ittifaklar hayati değer taşırken, Kürtler arası ittifaksızlığın derinleşmesi bir yana, mevcut durum silahlı çatışmaya ve kardeş kavgasına dönüştürülmektedir. Kürdistan’ın herhangi bir parçasında veya bölgesinde yaşanan çatışmalar; hangi grup, parti ya da oluşum arasında olursa olsun, taraf gözetmeden kardeş kavgası olarak nitelendiriyoruz ve hiçbir zaman “Birakuji”yi tasvip etmiyoruz. Kürtler arasında yaşanan sorunlar veya yaşanması muhtemel olan herhangi bir sorunun tek çözüm yolunun diyalog ve ittifak olduğu tarihsel bir gerçeklik ve sorumluluktur. Kardeşler arası kavga ve kardeş kanı dökmek; kanımızı dökenlerin yolu olup, Kürt halkının kaderini kasaplarına teslim etmektir. Cegerxwîn’in aklımıza kazımamız gereken sözlerini bir kez daha aynı kararlılıkla hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz. “Ger hûn nebin yek, hûn ê herin yek bi yek.” Derin bir deneyim sonucu hasıl olan bu cümleden de anlaşılıyor ki; tarih boyu kadim Kürt halkı arasındaki bu zehirli hastalığın panzehiri kesinlikle ulusal birliktir. Kürtlerin büyük bedellerle elde ettikleri kazanımların korunmasına sahip çıkılması, her bir Kürdün millî görevidir. Dolayısıyla suçlu aramadan Kürtler ve Kürdistanî değerleri korumak için kardeş kavgasına mecal vermeden bu yüzyılda kaderin siyah yazıtı olan esareti defederek hürriyet sahasına ulaşmak en büyük millî ödevimizdir.”
“SORUMLULUKTAN KAÇINMANIN SONUÇLARI FELAKETTİR”
Açıklamada, “Ortadoğu’nun sırat köprüsünden geçtiği bir süreçte, cihanın siyasi kürsüsünü kaybetmemek için devletler bile ittifaklarını geliştirerek hürriyetlerini tehlikeye düşürmüyorsa, Kürtler neden ulusal birliklerini kurmasın? Kürt halkının hiçbir maslahatının olmadığı söz konusu bu lanetli savaş niçin sürdürülsün?” diye soruldu.
Açıklamanın devamında kamuoyuna, basına ve siyasilere çağrıda bulunularak şöyle denildi:
“Herkesin elini taşın altına koyarak, kendisini sorumlu hissetmesi ve sorumlu davranması gerekmektedir. Kürdistan halklarının, yönetimlerinin ve basının taraf olmadan, ulusal birlik dilini kullanarak, geçmişte Kürtlerin iç savaş ve Birakuji’den dolayı tarih boyu yaşadıkları jenosit ve esareti hatırlatılmalıdır. Aksi yönde kullanılacak dilin yegâne kaybedeni Kürt halkı olacaktır. Tekrardan belirtmek isteriz ki bu sorumluluktan kaçınmanın sonuçları felakettir.”
PİRHA – Barış Anneleri İnisiyatifi, mücadelelerinin 20’inci yılına ilişkin düzenlenen etkinlikle ille de barış ısrarını yineledi. Etkinlikte konuşan DTK Eşbaşkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven ise Türkiye’nin İdlib’de yaşamını yitiren askerleri hatırlatarak, Barış Anneleri’nin barış mücadelesindeki ısrarın nedenlerine dikkat çekti.
Barış Anneleri İnisiyatifi geride bıraktıkları mücadelelerinin 20’inci yılına ilişkin İstanbul Çağlayan’da bulunan Figaro Düğün Salonu’nda etkinlik gerçekleştirdi.
Türkiye ve bölgeden gelen Barış Anneleri’nin katılımıyla gerçekleşen etkinliğe Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Genel Başkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven, HDP Milletvekilleri, Demokratik İslam Kongresi (DİK) Eşbaşkanı Hüda Kaya, Halkların Demokratik Kongresi Eşbaşkanı (HDK) Eşbaşkanı İdil Uğurlu, HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Elif Bulut, Tevgera Jinen Azad (TJA) Aktivistleri, HDP Kadın Meclisi üyesi kadınlar, siyasi parti ve sendika temsilcileri ve üyeleri, Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçıları, sanatçı Pınar Aydınlar ile çok sayıda kişi destek verdi.
Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice “İstanbul’a değil, barışa kanal”, “Anneler barış istiyor”, “Müzakereler başlasın”, “Adalet Bakanlığı sözünü tut”, “İmralı tecridine son”, “Biz anneler savaş istemiyoruz” pankartları ile Barış Anneleri’nin mücadelesini yansıtan fotoğraflarının asıldığı etkinlikte katılanlar boyunlarına Barış Anneleri’ni simgeleyen beyaz tülbentler taktı.
“ORTADOĞU KAN GÖLÜNE DÖNMÜŞ DURUMDA”
Saygı duruşu ardından başlayan etkinlikte açılış konuşmasını Barış Anneleri İnisiyatifi’nden Güler Buğday ve Havva Kıran yaptı. Anneler açılış konuşmasında katılımcıları selamlayarak, barış mücadelesinde kararlı olduklarını vurguladı.
Annelerden Havva Kıran, “20 yıldır barış mücadelesi için büyük bedeller ödedik. Bu devlet anaların gözyaşlarını umursamadı. Coplandık, cezalandırıldık, gazlara maruz kaldık. Ama tüm bunlara rağmen barışı savunmaya devam ettik. Çünkü kendi çıkarları için Kürt ve Türk çocuklarını savaştırıyorlar. Ortadoğu’da kan gölüne dönmüş durumda. Ölümlere karşı durduk, durmaya da devam edeceğiz. Bizler barış, barış, barış demekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Anne Güler Buğday ise, “Barışın külfetini biliyoruz. Ancak biz tüm halklar için ve çocuklar için mücadele etmeye söz verdik. Deniz Gezmişlerden, Mahir Çayan’lardan ve daha ismini sayamayacağımız nice kahramanların mücadele kararlılığını ve direnişini sürdüreceğiz. Barış olacak, olacak diyorum. İlle de barış ille de barış” ifadelerini kullandı.
“ANNELERİN DİRENİŞİNDE DERSİM DİRENİŞİ VAR”
Etkinlik Barış Anneleri’nin mücadelesini yansıtan sinevizyon gösterimiyle devam etti.
Daha sonra konuşan TJA Aktivisti Ayla Akat, Barış Anneleri’nin mücadele hikayesinin tarihi direnişi yansıttığını vurguladı. Barış Anneleri’nin verdiği barış mücadelesine tanık olduklarını anlatan Akat, “Annelerin direnişinde Zilan, Dersim direnişi var. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün yaşama olan etkisini yıllardır anlattı. Ben onlarla birlikte bir avukat olarak yürümeye başladım. Hayatımın en önemli kilometre taşlarını oluşturan anlardı. Tüm annelerin ellerinden öpüyorum. İyi ki varsınız. Demokratik çözüm gerçekleşecektir mutlaka” diye konuştu.
“YANLIŞ POLİTİKALAR YÜZÜNDEN ANNELERİN YÜREĞİNE ATEŞ DÜŞÜYOR”
İdlib’de yaşanan son gelişmelere de değinen DTK Eş Başkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven, “Dün 33 asker neden öldü? İktidarın Kürt düşmanlığında bu askerler öldü. Kürt düşmanlığından dolayı askerlerini Suriye topraklarına gönderdiler. Bu fakir insanların çocukları yazık değil mi? Buradan ailelerine baş sağlığı diliyorum. İdlib’de yaşamını yitiren 33 askerin ailelerine başsağlığı diliyorum. O tezkere meclise geldiğinde bizim partimiz dışında bütün partiler tezkereye evet dedi. Şimdi çıkıp diyorlar Meclis’i toplayalım. Bu saatten sonra Meclis toplansa ne toplamazsan ne… Onların yanlış politikalarının yüzünden gariban annelerin yüreğine ateş düşürüyorlar. Sen kendi ülkendeki Kürtlerle barıştın mı ki; başka ülkelerin topraklarına barış götüreceğim diyorsun. Ne içte ne de dışta bunların bir itibarı kalmadı” dedi.
“Dolmabahçe Mutabakatı bizler için değerli bir fırsattı. Bu mutabakat yok sayıldığından beri binlerce genç yaşamını yitirdi” diyen Güven, konuşmasını “Barıştan öteye bir yol yok. O yüzden bu annelerin direnişi çok önemlidir. Şimdi bile çok geç kalmış değiliz; gelin barış için bir araya gelelim” diyerek tamamladı.
Açlık grevlerine destek amacıyla Bakırköy Cezaevi önüne yürümek isteyen ailelere polis müdahale ederek 4 kişiyi gözaltına aldı. Diyarbakır Koşuyolu Parkı’ndaki ve Kocaeli Gebze M Tipi Kadın Cezaevi önündeki nöbet eylemleri de bir kez daha engellendi.
Cezaevlerindeki kötü koşulların kaldırılması talebiyle çocukları açlık grevinde olan ailelerin Bakırköy Cezaevi önünde başlattığı nöbet eylemi bir kez daha polis müdahalesiyle engellendi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ömer Öcalan ve Şevin Alaca da ailelere destek olmak amacıyla eyleme katıldı.
E-5 otoyolunda buluşan aileler cezaevi önüne yürümek istedi. Cezaevi önüne geçişi kapatan polisler sadece tutuklu yakınlarıyla görüşü olanları cezaevine alacağını söyledi. Tutuklu görüşüne gelen anne, baba ve kardeşlerin cezaevine gitmelerine izin verilirken, cezaevi kapısında bekleyen kitleye dağılmamaları halinde müdahale yapacağını söyledi.
Aileler cezaevinden ayrılacaklarını belirterek zılgıt ve sloganlarla yürüyüşe başladı. Polisler bunun üzerine biber gazı ile ailelere müdahalede bulundu. Müdahale sırasında birçok kişiyi darp eden polis, 4 kişiyi gözaltına aldı.
Müdahale sırasında gazetecileri de darp eden polisler, gazetecilerin fotoğraf ev kameralarına el koyup hafıza kartlarını çıkardı. Öcalan, polislerden gazetecilerin hafıza kartlarını isteyince polisler, ellerindeki kartları göstererek, “Biz almadık. Hani nerede kart. Yere düşürdün kartını” diyerek kartları vermedi.
KOCAELİ”DEKİ AİLELER: HUKUK SİZE DE LAZIM OLACAK
Çocuklarının başlatmış oldukları açlık grevi eylemlerine ses vermek ve taleplerine destek olmak üzere 9 Nisan’dan beri ailelerin Gebze M Tipi Kadın Cezaevi önünde başlatmış olduğu nöbet eylemi bir kez daha engellendi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gebze İlçe binası önünde bir araya gelen aileler, cezaevi önüne geçmek istedi. Ancak ailelerin önü cezaevine çıkan sokaklarda polis tarafından kesildi. Polis ailelere, “Kesin talimat var, yürütmeyeceğiz, oturtmayacağız” dedi.
Ailelere polis izin vermeyince anneler, “Hukuk size de lazım olacak. Zamanında sizin gibi çok savcı, çok polis vardı. Hepsi şuan hapishanede” dedi.
DİYARBAKIR’DAKİ AİLELER POLİS ENGELİ
Yakınları açlık grevinde olan Diyarbakır’daki ailelerin de eylemlerine polis izin vermedi.
Diyarbakır’da Bağlar ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı’nda açıklama yapacaklardı. Ancak polis sabah erken saatlerde parkın etrafını bariyerlerle kapattı. Parkın etrafına çok sayıda zırhlı araç, TOMA ve cevik kuvvet polisleri konuşlandırıldı. Polis parktaki yurttaşları dışarı çıkardı. Parka girişlere izin vermedi. Açıklama yapmak isteyen aileler, HDP Diyarbakır Milletvekilleri Remziye Tosun ve Saliha Aydeniz ile birlikte dernek binasına doğru yürüdü. Tutuklu yakınları yürüyüş boyunca sloganlar attı. Annelerin dernek binası önünde oturma eylemi yapmalarından sonra eylem sona erdi. (HABER MERKEZİ)
Cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çekmek için Koşuyolu Parkı’nda bir araya gelmek isteyen Barış Annelerine polis engel oldu. Çocukları açlık grevinde olan anneleri polis sürükleyerek yaka paça parkın dışına çıkardı.
Cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çekmek için Koşuyolu Parkı’nda bir araya gelmek isteyen Barış Annelerine polis izin vermedi. Beyaz tülbent takan kadınlar polisler tarafından darbedildi, sürüklendi ve yaka paça parkın dışına çıkarıldı.
Zorla dışarı çıkarılan anneler, “Biz çocuklarımız için buradayız. Başka hiçbir derdimiz yok. Açıklama yapıp çıkmak istiyoruz ama bırakmıyorlar” dediler.
ARA SOKAKLARDA DA KADINLARA ENGELLEME
Koşuyolu’nun etrafında bulunan sokaklar da kadınların parka girmemesi için polis barikat kurdu. Kadınların sokaklardan çıkarılmasına izin verilmedi.
POLİS ANNELERİ ÇEMBERE ALDI, 3 KİŞİ DARBEDİLDİ
Engellemelere rağmen Koşuyolu Parkı girişinde bir araya gelen anneler parkta bir saat oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak istediklerini söyledi. Polisler de valilik kararını gerekçe göstererek eyleme izin vermedi. Engellemeye tepki gösteren annelere yeniden polis saldırdı. Saldırı sırasında annelere destek veren 3 kişi darbedilerek gözaltına alındı.
Polis saldırısı nedeniyle dağılan anneler ise TUAY-DER binası önüne giderek burada oturma eylemi yaptı. Binanın olduğu sokak trafiğe kapatıldı. Basın mensupları güvenlik koridorunun dışına çıkarıldı.