Etiket: barış için akademisyenler

  • ‘Hocalarımıza yaşatılan hukuksuzluğun hesabını soracağız’-VİDEO

    ‘Hocalarımıza yaşatılan hukuksuzluğun hesabını soracağız’-VİDEO

    PİRHA – Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi ile Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi, Barış Bildirisi imzacısı akademisyenlerin görevlerine iade edilmelerine ilişkin açıklama yaptı. Mülkiyeliler Birliği Başkanı İlker Akcasoy’un okuduğu açıklamada, “Hocalarımıza yaşatılan bu hukuksuzluğun ve onların yaşamlarını alt üst eden bu zulmün faillerinden tek tek hukuk önünde hesap soracağız” denildi. 

    Ankara 21’inci İdare Mahkemesi, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun (OHALİİK) ihraç kararlarının hukuka uygun olduğu yönündeki işlemi iptal etti. Mahkeme, ayrıca davalı idarelerin, ihraç edilen akademisyenlere parasal haklarının faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının tanınması yönünde karar aldı. Mahkeme, akademisyenlerden Funda Şenol Cantek, Tezcan Durna, Nail Dertli ve Can Irmak Özinanır hakkında göreve iade kararı verdi. Önceki haftalarda da aralarında Dinçer Demirkent’in de olduğu 6 akademisyen hakkında aynı karar çıkmıştı.

    Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi ile Eğitim Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi, Barış Bildirisi imzacısı akademisyenlerin görevlerine iade edilmelerine ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıya ihraç edilen akademisyenlerin yanı sıra CHP Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile görevlerine iade edilen akademisyenler de katılım sağladı.

    “TÜM GÜCÜMÜZLE MÜCADELE ETMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Basın açıklamasını Mülkiyeliler Birliği Başkanı İlker Akcasoy okudu. Akçasoy açıklamasında “Haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen hocalarımızın görevlerine başlatılmasını istiyoruz!” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzaladıkları için ihraç edilen hocalarımızın görevlerine dönmeye başlamalarının sevincini yaşıyoruz. Geç kalmış adaletin adalet olmayacağını bilmemize, hala mahkemelerden ret kararlarının geldiğini görmemize rağmen bu sevinci yaşıyoruz.

    Cübbelerin yerlere serildiği ve polis postalları altında ezildiği günden bugüne, her bir ihraç kararı sonrasında  “Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz” diyerek alkışlarla uğurladığımız hocalarımızın, kendilerine yaşatılan hukuksuzluğa ve eziyete rağmen gösterdikleri onurlu ve kararlı duruşun kimlere nasıl dert olduğunu gördüğümüz için seviniyoruz!

    Anayasa Mahkemesi’nin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendiren kararı ve imzacı akademisyenler hakkında açılan ceza davalarında verilen “beraat kararları” ortadayken, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun “kurum kanaati” gibi hukuken hiçbir geçerliliği olmayan gerekçelerle verdiği ret kararlarının ardında siyasi iktidara sadakat ve itaat olduğunu çok iyi biliyoruz.

    Bugün de üniversite yönetimlerinin yargı kararlarını uygulamakta işi nasıl ağırdan aldıklarına tanıklık ediyoruz. Halbuki, Anayasa Mahkemesi’nin 2022 yılında verdiği kararla “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atmanın bir disiplin cezasına dahi konu olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna rağmen Ankara Üniversitesi yönetimi Ankara 21. İdare Mahkemesi’nin iptal kararlarını Bölge İdare Mahkemesi’ne taşımakta ya da yargı kararlarını “ivedilikle” uygulamamakta bir sakınca görmemiştir.

    Mülkiyeliler Birliği eski Genel Başkanı Dinçer Demirkent’in 30 gün içerisinde göreve başlatılmaması, ilk defa atanacakmış gibi hakkında arşiv soruşturması yapılacağının kendisine iletilmesi bunun en açık örneğidir. Evet, kendisi dün itibariyle (13.03.2023) göreve başlama yazısını tebellüğ etmiştir. Ancak bunun üniversite yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunmasından sonra apar topar yapılması keyfi ve hukuksuz uygulamaların boyutlarını gözler önüne sermiştir.

    Mülkiyeliler Birliği ve Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi olarak çağrımız haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm hocalarımızın görevlerine iade edilmeleridir. OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun ret kararlarını yargıya taşıyarak iptal ettiren hocalarımız, Ankara Üniversitesi yönetimi tarafından hızla görevlerine başlatılmalıdır. Görevlerine dönen tüm akademisyenler için telafi mekanizmaları oluşturulmalı, akademik atama ve yükseltme kriterlerinin yeni bir cezalandırma aracı olması engellenmelidir.

    Unutulmamalıdır ki bizler, Türkiye’nin en köklü kurumlarına, fakültelerine, bilime ve akademik özgürlüğe ağır darbeler indiren, eleştirel aklı tasfiye etmeyi hedefleyen bu hukuksuzluğun son bulması için tüm gücümüzle mücadele etmeyi sürdüreceğiz.

    Biliyoruz, zamanı geri alamayacak ve açılan yaralarımızın izini silemeyeceğiz. Ancak, ilk gün söylediğimizi bugün de tekrarlıyor ve sözümüzün arkasında duruyoruz! Çiçekleri koparanlara baharın geldiğini, tomurcukların çiçek açtığını ve umudun filizlendiğini hep birlikte müjdeleyeceğiz! Hocalarımıza yaşatılan bu hukuksuzluğun ve onların yaşamlarını alt üst eden bu zulmün faillerinden tek tek hukuk önünde hesap soracağız.”

    NE OLMUŞTU?

    Barış İçin Akademisyenler, 11 Ocak 2016’da Kürt illerinde süren çatışmaların son bulması ve müzakere koşullarının oluşması için Barış Bildirisi’ne imza atmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, akademisyenlere ‘alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı ve ruhu kirlenmiş’ sözlerini yöneltmişti. Yükseköğretim Kurulu, bildiriye imza atan akademisyenler hakkında hukuki işlem yapılacağını duyurmuştu.

    Şu an firari olan suç örgütü lideri Sedat Peker de o günlerde “Oluk oluk kan akıtacağız ve kanlarında duş alacağız” ifadesini kullanmıştı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle 64 kurumdan 406 barış bildirisi imzacısı akademisyen kamu görevinden ihraç edildi.

    Barış İçin Akademisyenler’in internet sitesindeki rapora göre, şimdiye kadar 822 akademisyene dava açıldı. 204 akademisyen 15 ay ile 36 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

    Anayasa Mahkemesi Temmuz 2019’da bildiriye imza attığı için ‘terör örgütü propagandası yapma’ suçundan mahkûm edilen akademisyenler Füsun Üstel, İbrahim Garip, Yasemin Gülsüm Acar, Ayda Rona, Aylin Altınay Cingöz, Melda Tunçay, İzzeddin Önder, Canan Özbey, Nazlı Ökten Gülsoy, Zübeyde Gaye, Çankaya Eksen ve Ece Öztan’ın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

    PİRHA/ANKARA

  • THİV’den Barış İçin Akademisyenler raporu

    THİV’den Barış İçin Akademisyenler raporu

    PİRHA- Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza attıkları için hedef gösterilip, görevlerinden ihraç edilen, tutuklanan ve haklarında davalar açıldığı için yurt dışına çıkmak zorunda kalan Barış İçin Akademisyenler’in yaşadıkları hak ihlallerini raporlaştırdı.

    11 Ocak 2016’da “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bir bildiri yayımladıkları için Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) görevlerinden ihraç edilip, gözaltına alınan, tutuklanan ve haklarında davalar açıldığı için yurt dışına çıkmak zorunda kalan Barış İçin  Akademisler’in yaşadığı hak ihlalleri Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından rapora dönüştürüldü

    Rapor, Almanya ve Fransa’da farklı şehirlerde yaşayan ve farklı yasal statülerde bulunan 9 imzacı akademisyenle yapılan mülakatlar neticesinde hazırlandı. Hazırlanan 10 sayfalık raporda Barış Akademisyenlerinin yaşadığı hak ihlalleri 6 başlık altında ayrıntılı şekilde ele alındı.

    Akademisyenlerin yaşadıkları hak ihlalleri raporda şöyle sıralandı:

    “1- Konsolosluklarda İşlemlerin Engellenmesi: Konsolosluklar, KHK yoluyla ihraç edilmiş T.C. vatandaşlarına hizmet vermeyi reddetmekte ve hak kayıplarına sebep olabilecek biçimde işlemleri geciktirmektedir. Yurt dışında bulunan kişilerin, bulundukları ülkede oturma ve çalışma izinleri de dahil olmak üzere her türlü resmi işlem için pasaport belgesinin öneminin yadsınması mümkün değilken, kişilerin vatandaşlıktan doğan hak olarak ve yurt dışında geçerli kimlik ve seyahat belgesi olan pasaportlarının verilmemesi çoklu kayıplara neden olmuştur.

    Geçerli pasaportu olmayan ve KHK ile ihraç edilmiş olmaları sebebiyle konsoloslukların pasaport vermeyi reddettiği akademisyenlerden bazıları, yaşadıkları ülkede oturma izni için başvuru yapamamış, kağıtsız durumuna düşmüştür. Akademisyenlerin bulundukları ülke ve/veya eyaletlerdeki oturma izni ile ilgili farklılaşan uygulamaları sebebiyle, dört yılı aşkın bir süre boyunca bulundukları şehir sınırlarının dışına seyahat edemeyenler olmuştur. Bu kişilerin seyahat etme hakları, pasaportlarında tahdit olduğu süre boyunca ihlal edilmiştir.

    İKİ DEVLETLE BİRDEN MÜCADELE ETMEK ZORUNDA BIRAKILMIŞLARDIR 

    2- İkinci devletlerin uygulamalarından kaynaklanan ihlaller: İhraç edilen akademisyenler, konsolosluklarda işlemlerini gerçekleştiremediğinde, gerekli belgeleri alamadığında, bulundukları ülkelerde o ülkenin yasalarında tanınan veya uluslararası sözleşmelerden doğan haklarını kullanmak üzere başvurularda bulunmuşlardır. Bunlardan bir tanesi, kişinin geçerli pasaportu olmadığı durumda oturma izni için yapılan başvurudur. Bu sorunla ilgili de ülkeler arasında ve/veya ülke içinde eyaletler arası farklılaşan uygulamalar olduğu görülmektedir. Bazı ülkelerde ilgili makamlarca kişilere bu izni vermek yerine kişinin iltica başvurusu yapmaya zorlandığı görülmüştür. Kişilerin, iltica etmeyi istemediği ve ilgili oturma izninin verilmesini talep ettiği durumlarda işlemler geciktirilebilmiştir. Bu gecikmeler nedeniyle bu kişiler uzun süreli kayıtsız statüsünde kalmış, iki ülkenin hukuki ve bürokratik yapısı içinde sürekli farklı yollara başvurmak ve bir anlamda iki devletle birden mücadele etmek zorunda bırakılmışlardır.

    AKADEMİSYENLER KONSOLOSLUKTA KHK İLE İHRAÇ EDİLDİKLERİ ANLAŞILDIĞI ANDA KÖTÜ MUAMELEYE UĞRADI

    3 – Konsoloslukta kötü muamele: İhraç edilmiş Barış için Akademisyenler, ihraç edilmiş olmaları sebebiyle konsolosluklarda sözlü kötü muameleye maruz bırakılmışlardır. Başvuru, dilekçe ve taleplerinin gayrı resmi ve hukuksuzca reddedilmelerine ek olarak; görüşme yapılan akademisyenler konsoloslukta KHK ile ihraç edildikleri anlaşıldığı andan itibaren, o anda başvuru odasında bulunan herkese duyuracak şekilde ihraç edilmiş oldukları, işlemlerinin yapılmayacağı ve konsolosluğa tekrar gelmemeleri yönünde sözlerin kendilerine yöneltildiğini belirtmişlerdir.

    ‘BİZ BURADA VATAN HAİNLERİNİ SEVMEYİZ’ BİÇİMİNDE TEHDİTLERE MARUZ KALMIŞLARDIR

    4- Ulus-ötesi damgalama, suçlulaştırma ve hedef gösterme: 2016 darbe girişiminin ardından, KHK ile ihraç edilen kamu personelinin terörist veya terörle irtibatlı ve iltisaklı kişiler olarak damgalanmasının, sadece Türkiye’de değil Türkiye dışında yaşayan Türkiyeliler arasında da yaygın olduğu görülmektedir. Görüşme yapılan Barış için Akademisyenler arasında, yurt dışında yaşadıkları yerlerde KHK ile ihraç edildiklerini saklamaya çaba göstermek zorunda bırakıldıklarını belirten akademisyenler bulunmaktadır. Bu kişilerden bir kısmı komşuları ve yaşadıkları yerdeki esnaf gibi çeşitli kişilerce ‘Biz burada vatan hainlerini sevmeyiz’ biçiminde tehditlere maruz kalmışlardır.

    Öte yandan üniversitelerde ders veren akademisyenler, özellikle Türkiyeli öğrencilerin sayısının çok olduğu derslerde hedef olmaktan korktuklarını dile getirmişlerdir. Ayrıca, ders içeriği veya derslerde yapılan tartışmalar nedeniyle öğrencilerin konsolosluklara ‘Burada terör propogandası yapılıyor’ yönünde şikayet olduğu için ders vermekten geri durmak zorunda kalan akademisyenler de bulunmaktadır.  

    TÜRKİYE’DE AKADEMİK ÖZGÜRLÜKLER İHLAL EDİLDİ

    5 – Yurt dışında sürdürülen lisansüstü eğitime ilişkin ihlaller: Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından alınan doktora eğitimine ilişkin denklik işlemi ve belgesi Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı (ÜAK) tarafından tesis edilir. Mahkeme yargılama sonucunda tezde suç unsurları bulunduğuna hükmetse dahi, ÜAK’ın değerlendirme ve yaptırım gücünün akademik ve etik meselelerle sınırlı olduğu hatırlandığında, ÜAK’ın görev sınırlarının dışına çıkarak suç işlediği anlaşılmaktadır. ÜAK’ın akademik değerlendirme yerine hukuki ve politik değerlendirme yapması, sadece yetki ihlali değil aynı zamanda Türkiye’de akademik özgürlüklerin ihlaline de bir örnektir.

    AKADEMİSYENLER BAKIMINDAN STATÜ VE/VEYA OTURMA İZNİ ALMAK ZORLAŞMAKTADIR

    6 – Göçmenlik ve neo-liberal akademinin kesişme noktası:  Çoklu krizler Düzensiz yollarla yurt dışına çıkan ve pasaport tahditleri nedeniyle kağıtsız duruma düşen, iltica başvurusu yapmak zorunda kalan akademisyenler, iltica hakkı krizinin de etkilerinden ağır biçimde etkilenmektedir. İltica başvurularının değerlendirilme sürelerinin bir yılın üzerine çıkması, bazı ülke ve/veya eyaletlerde diğerlerine nazaran oturma izni başvurusu yapanlara, kağıtsızlara, iltica başvurusu sahiplerine daha sert uygulamaların olması nedeniyle bu akademisyenler bakımından statü ve/veya oturma izni almak zorlaşmaktadır.”

    YETKİLİLERİ SORUMLU DAVRANMAYA ÇAĞIRIYORUZ

    Raporun sonuç bölümünde ise şunlar dile getirildi:

    “Barış için Akademisyenlere yönelik ihlaller, yaklaşık 5 yıldır sınırları aşarak devam etmektedir. Temmuz 2019 tarihli ve Bu Suça Ortak Olmayacağız! bildirisini imzalamış 10 olmanın ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmeden AYM kararının ardından, hakların iade edilmesi ve adaletin yeniden tesis edilmesi Türkiye’de yaşayan akademisyenler kadar diğer ülkelerde yaşayan akademisyenler için de kritik önemdedir. Barış İçin Akademisyenlere yönelik ihlallerin sonlandırılması ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması için atılması gereken adımlar, sadece ihlale maruz kalan kişilerin tazmini açısından değil, fakat Türkiye’de ifade özgürlüğünün ve daha özel olarak akademik özgürlüğün yeniden tesisi açısından da kritik önemdedir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak süreci izlemeye devam edeceğimizi hatırlatarak, gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında yaşayan akademisyenlere yönelik ihlallerin son bulması ve hakların iadesi için gereken adımların ivedilikle atılması konusunda yetkilileri sorumlu davranmaya çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

    Raporun Tamamı içi; https://tihvakademi.org/wp-content/uploads/2020/11/BAK_Guncel_Durum_Raporu_Kasim_2020.pdf

  • ‘Oluk oluk kanlarını akıtacağız’ diyen Sedat Peker’e beraat

    ‘Oluk oluk kanlarını akıtacağız’ diyen Sedat Peker’e beraat

    Barış İçin Akademisyenleri ‘Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız, kanlarınızla duş alacağız’ sözleriyle tehdit eden Sedat Peker beraat etti.

    “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalayan akademisyenleri tehdit ettiği gerekçesiyle yargılanan Sedat Peker’in, suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçesi ile beraatine karar verildi.

    İstanbul Anadolu 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya, tutuksuz yargılanan sanık Sedat Peker katılmadı. Peker’i dört avukat temsil etti. Şikayetçi akademisyenlerden bazıları duruşmada hazır bulundu. Akademisyenlerin Avukatı Oya Meriç Eyüboğlu da duruşmaya katıldı.

    Söz alan müşteki akademisyenlerin Avukatı Oya Meriç, sanık Sedat Peker’in iddianameye konu tehdidindeki sözlerinin muhatabının müvekkilleri akademisyenler olduğunu belirterek, “Sanık söz konusu tehdit içerikli sözleri ile imzacı akademisyenleri kast ediyor. Anayasa Mahkemesi kararlarında ırkçı, şiddet yanlısı, şiddeti öven beyanların ifade özgürlüğü kapsamında korunmayacağı belirtilmektedir. İnsanların kanlarında duş almak ibaresi ile vahşi bir cinayet kapsamından bahsettiği açıktır. Dolayısı ile bunun ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir” dedi.

    AKADEMİSYENLERİN AVUKATI: BEN DE TEHDİT EDİLDİM

    Sanığın tanınan biri olduğunu söyleyen Avukat Eyüboğlu, “Sadece sanığın sabıka kaydına bakarak suç işleme eğilimini görebiliriz. Daha yakın tarihte beyanlarını gördük. Sonuç olarak sanığın bir suç örgütü lideri olduğu biliniyor. Dolayısı ile sanığın neyi kast ettiği bellidir. Tehdidin somut olduğu açıktır. ‘Asarız, keseriz’in ötesinde bir şey. Ben, bu davadan sonra adliyenin önünde yaptığım açıklamalarım nedeniyle tehdit edildim” dedi.

    “MAHKEME ÜZERİNDE BASKIYA İZİN VERİLMEMELİ”

    Tekrar söz alan akademisyenlerin Avukatı Oya Meriç Eyüboğlu, “Biz sayın mahkemenin hukuka uygun, dosya kapsamına uygun bir karar vereceği kanaatindeyiz. Sanık hakkındaki şikayetimiz devam etmektedir. Cezalandırılmasına karar verilmesini talep ediyorum. Karşı tarafın mahkeme üzerinde baskı kurmasına müsaade etmeyeceğinize güveniyorum” dedi.

    “İYİ Kİ ÖLDÜRÜLMEDİK”

    Müşteki Zeliha Gizem Sayın, hukukçu akademisyen olduğunu belirterek, “Ben hukukçu akademisyenim. Hangi durumlarda şikayetçi olunabileceğini gayet iyi biliyorum. Ben o listede varım, gururla varım. Meclise sunulan listede de ismim vardır. Davaya katılma talebim bulunmaktadır. İyi ki öldürülmedik, iyi ki kanlarımızda duş alınmadı” dedi.

    PEKER’İN AVUKATI: MÜVEKKİLİM DEVLETİN BEKASININ ÖNEMİNE VURGU YAPTI

    Sanık Peker’in Avukatı Turgay Özdoğan, müştekilerin terör örgütüne destek verici bir propaganda metni imzaladıklarını iddia ederek, “Milliyetçi bir kişi olan müvekkilimin bazı beyanları vardır. Kendisi teröre destek veren kişileri uyarmak amacıyla söz konusu metni ele almıştır. Metin, Anayasa’nın 26. Maddesi’nce düzenlenen düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Gerek müştekilerin, gerek vekillerinin ifadelerinde bahsettiği gibi vahşice bir kan dökme söz konusu değildir. Müvekkilim esasında devletin bekasının herkes için önemli olduğunu belirtmek amacıyla ele almıştır. Metinde yer alan ifadeler ütopik bir kavramdır. O ifadeye gerçek manada bir anlam yüklemek doğru değildir. Müvekkilim bir suç örgütü lideri değildir” dedi.

    Peker’in diğer avukatları da suça konu yazının düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek müvekkillerinin beraatine karar verilmesini istediler.

    BERAATİNE KARAR VERİLDİ

    Duruşmaya kısa bir süre ara veren mahkeme, suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçesi ile Sedat Peker’in beraatına karar verdi.

    İDDİANAMEDEN

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 1128 akademisyen tarafından imzalanan bildiriden sonra kişisel internet sitesinde 13 Ocak 2016 tarihinde yazdığı yazıda imzacı akademisyenleri tehdit ettiği gerekçesi ile Sedat Peker hakkında iddianame düzenlenerek dava açıldı. İddianamede Peker’in, akademisyenlere yönelik, “Tehdit” ve “Suç işlemeye tahrik” suçlarını işlediği belirtilerek, bu suçlardan 11 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi.

  • Barış Akademisyenleri yargılandı: Bir kez daha söz barışın

    Barış Akademisyenleri yargılandı: Bir kez daha söz barışın

    ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı metni imzaladıkları için yargılanan 12 akademisyen hakim karşısına çıktı. Çağlayan Adliye’sinde görülen duruşmalar öncesi akademisyenler adliye önünde açıklama yaptı. ‘Talebimizde ısrarcıyız, bu suça ortak olmayacağız’ yazılı pankart taşıyan Barış İçin Akademisyenler, bir kez daha ‘söz barışın’ dedi.

    Bölge illerindeki sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan hak ihlallerinin ve çatışmalı sürecin sona ermesi için 1123 akademisyen “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı barış bildirisini imzalayarak kamuoyuyla paylaşmıştı.

    Geçtiğimiz yıl, yaklaşık 150 imzacı akademisyen hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla ayrı ayrı davalar açıldı. Açılan davalar kapsamında ayrı ayrı yargılamaları yapılan 12 akademisyen Çağlayan’daki İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı.

    BUGÜN DURUŞMASI GÖRÜLEN AKADEMİSYENLER

    Dr. Ali Serdar (Özyeğin Üniversitesi), Prof. Dr. Ayşe Serdar (İTÜ), Araştırma Görevlisi Dr. Şükran Çavdar (İTÜ), Doç. Dr. Leyla Şimşek Rathke (Marmara Üniversitesi’nde) Prof. Dr. Günay Göksu Özdoğan (Marmara Üniversitesi), Okutman Cansever Güner (Marmara Üniversitesi), Araştırma Görevlisi Can Yalçın Armutçuoğlu (Marmara Üniversitesi), Didem Gürses (Yıldız Teknik Üniversitesi), Araştırma Görevlisi Burcu Yılmaz Gündüz (Marmara Üniversitesi), Okutman Nergis Perçinel (İTÜ), Doktora öğrencisi Semih Savaşal (Yıldız Teknik Üniversitesi), Dr. Ayşe Zeynep Akalın Özdemir (İTÜ).

    DURUŞMALAR ERTELENDİ

    Dr. Ayşe Zeynep savunmasında, “Bildiriyi, barış konusundaki duyarlılığımı kamuoyuyla paylaşmanın kişisel ve mesleki bir sorumluluk olduğuna inandığım için imzaladım. Ülkemdeki tüm insanların barış, huzur ve refah içinde yaşaması dileğimdir! Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi. Özdemir’in duruşması 28 Haziran’a ertelendi.

    İTÜ’de okutman olarak görev yaparken bildiriyi imzalayan Nergis Perçinel savunmasında “Filoloji eğitimi almış biri olarak, dillerin insanları birbirinden uzaklaştırmadığını, aksine birbirine bağladığını düşünüyorum. Birbirimizi anlamanın yolu çoklu diller ve barıştır” dedi. Perçinel’in duruşması 28 Haziran’a ertelendi.

    Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Didem Gürses, Marmara Üniversitesi Araştırma Görevlisi Can Yalçın Armutçuoğlu, Burcu Yılmaz Gündüz ve Doç. Dr. Leyla Şimşek’in duruşmaları da 28 Haziran’a ertelendi.

    Prof. Dr. Günay Göksu Özdoğan, Prof. Dr. Ayşe Serdar, Dr. Ali Serdar,  Cansever Güner’in duruşmaları 12 Temmuz tarihine ertelendi.

    Yıldız Teknik Üniversitesi Doktora öğrencisi Semih Savaşal’ın duruşması 18 Eylül’e ertelendi.

    Marmara Üniversitesi’nden Cansever Güner ise duruşma salonunda yer almadı. Güner’in yaşadığı ilin değiştiğine dair mahkemeye bilgi iletildi.

    4 BARIŞ İMZACISI DAHA HAKİM KARŞISINA ÇIKTI

    Bölge’deki sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan hak ihlallerinin ve çatışmalı sürecin sona ermesi için Barış Bildirisini imzalayan 150’yi aşkın akademisyen hakkında açılan davalar kapsamında yapılan yargılamalara devam edildi. Barışı savundukları için Terörle Mücadele Kanunu 7//2 maddesi gereğince 7 buçuk yıl hapis istemiyle yargılanan 4 akademisyen Çağlayan’daki İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı.

    İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Kerem Eksen’in duruşmasını birleştirme talebine dosyayı içeriğini incelendikten sonra değerlendireceğini söyleyen mahkeme, bir sonraki duruşmayı 19 Nisan saat 10.00’a erteledi.

    Ben ne kahramanım, ne de düşman sadece vicdanı olan bir insanım” diyerek beraat talep eden Marmara Üniversitesi’nden Meryem Didem Dayı Tirek’in duruşması 24 Nisan’a ertelendi.

    Mahkeme, mevcut delil durumunu göz önüne alarak Anaysa Mahkemesi’ne gönderilme talebinin reddine karar vererek Galatasaray Üniversitesi’nden akademisyen Mehmet Rıza Türkay 26 Nisan’a erteledi.

    Daha sonra İTÜ’den emekli akademisyen Ahmet Yücel Candemir’in avukatı Burak Can “1128 kişi yargılanırken bir hakimin beraat vermesi kahramanlık olur. Bunu bekleyemeyiz. OHAL bitene kadar yargılama durmalı” dedi.

    Mahkeme, durma talebini mevcut delil durumu sebebiyle duruşmayı 26 Nisan’a erteledi.

  • Almanya’ya giden akademisyenlere ‘terör’ davası

    Almanya’ya giden akademisyenlere ‘terör’ davası

    ‘Barış için Akademisyenler’ bildirisine imza attıktan sonra Almanya’ya sığınanlar hakkında bu ülkede dava açıldı.

    Alman basınında çıkan habere göre, İstanbul savcılığı Köln, Berlin ve Münih’teki yüksek mahkemelerinde yüze yakın kişiyle ilgili yasal süreci başlattı.

    2016 yılında bin 128 akademisyen Haziran ayında ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bir bildiriyi imzaladı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açılan davalarda bazı akademisyenlere “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla 7.5 yıla kadar hapis cezası talebinde bulundu.

    Üniversitelerdeki görevlerinden ihraç edilenlerden yüze yakını Almanya’ya sığınmıştı.