Etiket: barış için toplumsal girişim

  • ‘Onuru hiçe sayan dayatmalarla barış gerçekleşemez’-VİDEO

    ‘Onuru hiçe sayan dayatmalarla barış gerçekleşemez’-VİDEO

    PİRHA – Barış İçin Toplumsal Girişim, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı 1381 imzacının desteğiyle basın açıklaması yaptı. HTŞ’ye verilen desteğin yeni çatışmalar yarattığına dikkat çekilen açıklamada, kırk yılı aşkın savaştan sonra barış umuduna sarılınmışken yeniden çözümsüzlüğe ve karanlığa sürüklenildiği ifade edildi.

    Barış İçin Toplumsal Girişim tarafından bireysel imzaya açılan “Rojava’ya saldırmayın, Kürt kardeşlerimize dokunmayın, bizi HTŞ’yle komşu etmeyin” başlıklı basın açıklaması kamuoyuyla paylaşıldı.

    Taksim’de bir otelde yapılan toplantıda Alevi kurumlarının da dahil olduğu metinde 1381 imzanın yer aldığı açıklandı.

    Ortak metni Ayşegül Devecioğlu okudu.

    “HTŞ’YE VERİLEN DESTEK YENİ ÇATIŞMALAR YARATIYOR”

    Devecioğlu, barışın birlikte iyileşmek ve yüz yüze bakabilmek anlamına geldiğini söyledi. HTŞ’ye verilen desteğin Türkiye açısından çok daha ağır bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalmak anlamına geldiğini ifade etti. Bu durumun, bölgesel savaşın gölgesinin Türkiye’nin üzerine düşmesi demek olduğunu belirtti. Selefi, cihatçı, kadın düşmanı ve seküler yaşam karşıtı bir yapı olan HTŞ’nin ısrarla desteklenmesinin, ABD ve İsrail ile birlikte Ortadoğu’nun daha da istikrarsızlaştırılması anlamına geldiğini söyledi. Bunun aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi ve laiklikten daha da uzaklaştırılması demek olduğunu vurguladı. Bu politikanın, Suriye’nin Çerkesleri, Türkmenleri, Arapları, Ermenileri ve Hristiyanlarıyla birlikte sahip olduğu toplumsal çeşitliliğin yok edilmesine destek verilmesi anlamına geldiğini ifade etti. Söz konusu tutumun, Türkiye’nin Kürt ve Alevi sorununun çözümünü imkânsız hale getirdiğini belirten Devecioğlu, dahası Türkiye’nin demokratikleşebilmesinin ve yıllardır kamu kaynaklarını tüketen savaş ve çatışma girdabından kurtularak ekonomik krizini aşabilmesinin de önünü kapattığını söyledi.

    “KÜRTLER EŞİT YURTTAŞLIK VE DİRENİŞİ TEMSİL EDİYOR”

    Uluslararası müdahalelerle Suriye’nin statüsüzleştirilmek istendiğini dile getiren Devecioğlu, Suriye Kürtlerinin 13 yıllık özerklik sürecinde Türkiye’ye en küçük bir güvenlik problemi oluşturmadığını vurguladı. Buna rağmen Kürtlerin düşmanlaştırıldığını ifade eden Devecioğlu, Türkiye’nin “beka problemi” söylemiyle Kürtlerin eşit yurttaş olabilme hakkını tanımamakta ısrar edildiğini söyledi. Çağdaş hukuk altında yaşamak isteyen herkesin şunu anımsaması gerektiğini belirten Devecioğlu, tasfiye edilmeye çalışılan Kürtlerin Suriye ve Ortadoğu’yu selefi taassuba boğmaya çalışanlara karşı direnci temsil ettiğini ifade etti. Düşmanlaştırılan özerk yapının, bölgeyi IŞİD tahakkümünden kurtararak var olduğunu hatırlattı. Bu ülkede başta Suruç ve 10 Ekim katliamları olmak üzere IŞİD’in kaç insanı katlettiğinin ve nasıl travmalara neden olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.

    “BARIŞ, BİRLİKTE İYİLEŞMEKTİR”

    “Suriye’de Kürt yurttaşların akrabaları öldürülürken Türkiye’de barış nasıl olur?” sorusunu gündeme getiren Devecioğlu, şunları aktardı:
    “Yapılan her yanlış tarihsel travmaları tetikliyor. Yalanlarla yazılan tarihten, gerçeklerin değil rivayetlerin, kışkırtmaların esas alındığı dünden ve bugünden artık yorulmadık mı! Sorumsuzca kullanılan nefret diliyle, ortak geleceğimizi kurabilir miyiz?
    Barış birlikte iyileşme demektir. Kırılmış kalplerle, incinmiş insanlarla, onuru hiçe sayan dayatmalarla barış gerçekleşemez.
    ‘Kime kin ettin de giydin alları
    Yakın iken ırak ettin yolları’ türküsü ortak türkümüz!
    Yakın olan yolları neden ırak edelim!
    Kürt’ün Kürt’ten, Türk’ün Türk’ten başka dostu var, olmalı!
    İnanıyoruz ki ‘Artık Yeter’ ile ‘Edi Bese’ arasındaki mesafe yok denecek kadar az.”

    Basın açıklamasında eşit yurttaşlık, anadilinde yaşam, yerel ve yerinden demokrasinin barışın teminatı olduğu vurgulandı. Suriye’de çoğulculuğun hayati önemde olduğu belirtildi. Açıklamada, barışı ve diyaloğu esas alan bir politikaya dönülmesi istendi. Ülkedeki sürecin demokrasi ve hukuktan uzaklaşarak değil, öncelikle demokrasi ve hukukun gerekleri yerine getirilerek, yasal güvence altında, toplumu bilgilendirerek ve evrensel haklar temelinde barışçıl ve demokratik bir çözümle sonuçlanması gerektiği ifade edildi.

    Prof. Dr. Ümit Biçer de konuşmasında Suriye’de artan insanlık suçlarına dikkat çekti. Yeni bir insanlık dramıyla karşı karşıya kalındığını söyledi. İnsanlık krizinin daha da arttığını ifade etti. İşkence uygulamalarının giderek yaygınlaştığını belirten Biçer, bir an önce çatışmaların bitmesi gerektiğini vurguladı. Sorumlulara karşı girişimlerde bulunulmasının ve sağlık kurumlarına yönelik saldırıların sonlandırılmasının elzem olduğunu söyledi.

    PİRHA / İSTANBUL


  • Barış İçin Toplumsal Girişim: Demokrasi ve barıştan başka gidilecek yol yok!

    Barış İçin Toplumsal Girişim: Demokrasi ve barıştan başka gidilecek yol yok!

    PİRHA- Barış İçin Toplumsal Girişim, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunduğu raporla, sürecin kritik bir aşamaya geldiğini belirterek barışın ve demokratik çözümün önünü açacak adımların gecikmeden atılması gerektiğini vurguladı. Girişim, Komisyon raporunun “ülkenin geleceği açısından tarihi bir sorumluluk taşıdığını” kaydetti.

    2024 Ekim ayında başlayan ve PKK’nin kendini feshiyle devam eden süreçte, TBMM çatısı altında kurulan Komisyon’un çeşitli toplum kesimlerini dinleyerek rapor hazırlığına geldiği hatırlatılan raporda, iktidarın hukuk dışı uygulamalarının toplumsal güvensizliği artırdığı ifade edildi. Bu koşullarda hazırlanacak raporun “barışın toplumsal meşruiyeti açısından belirleyici” olacağı belirtildi.

    “MAHKEME KARARLARI DERHAL UYGULANMALI”

    Girişim, Komisyon raporunda AİHM ve AYM’nin uygulanmayan kararlarının “Anayasa’nın gereği olarak derhal hayata geçirilmesi gerektiğinin” vurgulanmasını istedi.

    Olağanüstü hal koşullarında getirilen kayyım uygulamasının kalıcı hale getirilmesinin hukuksuz olduğu belirtilerek, son dönemde özellikle CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara dikkat çekildi. Girişim, görevden uzaklaştırılan seçilmiş yöneticilerin iadesinin sağlanmasının “demokratik hukuk devleti için zorunlu” olduğunu ifade etti.

    “İBB’YE YÖNELİK ENGELLEME DEMOKRASİYİ HEDEF ALIYOR”

    Açıklamada, CHP ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yargı süreçlerinin “iktidar değişiminin önünü kesmeye yönelik girişimler olduğu” belirtilerek, bunun Türkiye demokrasisine ağır bir darbe olduğu ifade edildi.

    Barış İçin Toplumsal Girişim, feshedilen örgüt mensupları için topluma demokratik katılımı da içeren özel bir “geçiş hukuku” düzenlemesi yapılmasını önerdi. Ayrıca hasta tutukluların tahliyesi ve tüm siyasi hükümlülerin yararlanacağı genel bir siyasi af çağrısı yaptı.

    “UMUT HAKKI UYGULANMALI”

    AİHM’in Abdullah Öcalan ve diğer ağırlaştırılmış müebbet hükümlüler için tanımladığı “umut hakkı” kararının uygulanmasının hem uluslararası yükümlülük hem de toplumsal meşruiyet açısından elzem olduğu belirtildi.

    Girişim, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için Terörle Mücadele Kanunu’nun insan haklarıyla bağdaşmayan hükümlerinin kaldırılması gerektiğini belirtti. OHAL dönemine ait anti-demokratik düzenlemelerin de ayıklanması gerektiği vurgulandı.

    “ONURLU BARIŞ BU ÜLKENİN HAKKIDIR”

    Barış İçin Toplumsal Girişimi’nin komisyona sunduğu rapor, barışın hem demokratikleşmenin hem de yoksullukla mücadelede kaynakların doğru kullanımının anahtarı olduğu vurgusuyla sona erdi:

    “İnsanca yaşam umuduyla felaket arasındaki eşikte durduğumuz bu momentte ülkenin ve bölgenin sorunlarının barış ve demokrasiyle aşılacağı açıktır. Yaşanan bütün acıların ardından bu ülke onurlu bir barışı ve demokrasiyi hak etmektedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Barış İçin Toplumsal Girişimi’nden 1 Eylül mesajı: Barış ve demokrasi talebini yükseltmenin zamanıdır!

    Barış İçin Toplumsal Girişimi’nden 1 Eylül mesajı: Barış ve demokrasi talebini yükseltmenin zamanıdır!

    PİRHA-Barış İçin Toplumsal Girişim, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “1 Eylül Dünya Barış Günü, ekmek, adalet, barış ve demokrasi talebini yükseltmenin zamanıdır” denildi.

    Barış İçin Toplumsal Girişim, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair yazılı açıklama yaptı.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN SESİMİZİ YÜKSELTMENİN ZAMANINDAYIZ”

    Yapılan açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “1 Eylül Dünya Barış Günü’nü silahlanma harcamalarının tüm dünyada görülmedik seviyelere ulaştığı, Gazze’de on binlerce cana mal olan İsrail’in en canavarca yöntemlerle sürdüğü soykırım ve yeni işgal girişimleri ile başta bölgemiz olmak üzere, Ukrayna’dan Suriye ve Lübnan’a, dünyanın hemen her köşesinin savaş ya da savaş tehdidi altında olduğu bir zamanda kutlayacağız.

    Yaşadığımız topraklarda ise, barış içinde bir arada yaşayabilmek için bir fırsat doğdu. Kürt meselesinin demokratik çözümü, eşit yurttaşlık, anadilinde eğitim ve yerinden yönetim gibi evrensel hakların tanınmasıyla mümkünken, bu topraklar çok kan, çok yıkım, çok gözyaşı gördü, çok canımız yandı, çok eve evlat acısının onmayan ateşi düştü.

    Geçtiğimiz günlerde, örgütün attığı kendini feshetme, temsili silah bırakma ve demokratik zeminde yeniden yapılanma adımının ardından TBMM’de Kürt sorunun çözümü için bir komisyon kuruldu. Ancak, Komisyon’un beşinci toplantısına davet edilen Barış Anneleri anadillerinde konuşturulmadı ve görmek istemeyenler bile gördü ki, Kürt sorununun çözümü ancak evrensel hakların tanınmasıyla ve atılacak demokratikleşme adımlarıyla mümkün olabilir.

    İktidar, bütün ülkeyi ve bölgeyi ilgilendiren bu süreci kendi inisiyatifinde sürdürmek istiyor. Ülkede ve bölgede yaşayan tüm canlılar için, ormanlar için, dağ-taş için, nehirler için hayati olan bu süreci araçsallaştırıyor. CHP’ye yönelik hukuk dışı operasyonlar ve Suriye’deki Rojava Kürt yerleşimine yönelik saldırı tehditleri, toplumun barış talebini sahiplenmesini, sürece güven duymasını engelliyor.

    İşte şimdi tam o günde, o andayız. Barış ve demokrasi için sesimizi yükseltmenin, o sesi büyütmenin zamanındayız. Barış talebimizi, kadın katliamlarına, çocuk istismarlarına, sonu gelmez yoksulluğa ve adaletsizliklere karşı, kaynakların, zenginliklerin adil bölüşümü için mücadelenin, doğanın ve emeğin haklarının, cümle ezilenlerin haklarının, ekmek ve adaletin sesiyle kuşatıp güçlendireceğimiz andayız.

    Ülkede ve bölgede barışın ve demokrasinin kurulabilmesi için inisiyatif, iktidarda değil, barışa ve demokrasiye gerçekten ihtiyacı olan toplumda, halklarda, toplumun barış ve demokrasi isteyen tüm kesimlerinde, emek, barış, demokrasi güçlerinde olmalıdır. Toplum bütün örgütlü kesimleriyle sürecin asli aktörü olmalıdır.

    1 Eylül Dünya Barış Günü, ekmek, adalet, barış ve demokrasi talebini yükseltmenin zamanıdır. Ateşin ortasında, ülkenin her köşesinde barış ve demokrasi sesini yükseltmenin, o sesi büyütmenin, o sese sımsıkı sarılmanın tam zamanındayız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansının sonuç bildirgesi açıklandı

    “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansının sonuç bildirgesi açıklandı

    PİRHA- Barış İçin Toplumsal Girişim, “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansının sonuç bildirgesini açıklayarak acil atılması gereken adımları sıralayarak, “Kürt sorununun demokratik çözümü için gerekli yasal çerçevenin meclis tarafından oluşturulması ve silahsızlanma sürecinin izlenmesi için kurulması önerilen “Barış ve Demokratik Çözüm komisyonu” siyasi partilerin eşit temsili, cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bakış açısına sahip, nitelikli çoğunlukla karar alma ve sivil toplum katılımı gibi ilkeler gözetilerek bir an önce hayata geçirilmeli” denildi.

    Barış İçin Toplumsal Girişim, İstanbul Eyüpsultan ilçesinde düzenlenen “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansın sonuç bildirgesi açıklandı. Konferansın sonuç bildirgesinde, şunlara yer verildi:

    “Konferansımızın barış ve demokrasi umudunu yükseltmek için toplandığı bugün bölgemiz ateş altında. İsrail ve ABD’nin emperyalist çıkarları için yeniden şekillendirilmek istenen bu kadim topraklar topyekün savaş tehdidi altında. Gazze’deki katliam ve işgalle başlayan süreç, İran’a yönelik müdahaleyle yeni bir ivme kazandı ve Konferansımızdan 12 saat Önce ABD İran’a saldırdı. Bu koşullarda savaşın derhal durması, Nükleer silahsızlanmanın İsrail dahil olmak üzere bütün bölge ülkelerinde sağlanması, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail yöneticileri ve savaş suçlusu Netanyahu hakkındaki kararları bir an önce uygulanması öncelik taşıyor. Maden ve enerji kaynakları için, enerji koridorları için bölgenin sınırsızca egemenlik altına alınması için başlatılan savaş, bölgemize yıkımdan, acıdan, ölümden başka bir şey getirmeyecek. Bunu yaparken de halkların arasındaki çatışmalar, hoşnutsuzluklur, yoksullaşma ve kadınların özgürlük sorunu küresel güçlerin elinde kullanışlı bir araca dönüşüyor. İşte bu yakın tehdit karşısında ülkemizde barışı, eşitliği sağlamak, barışı evrensel demokrasi ve hukuk standartlarıyla güvenceye almak artık yalnız zorunluluk değil aynı zamanda büyük bir aciliyet de taşıyor. Bu çerçevede ifade etmek isteriz ki, Kürt sorunun ülkemizde çözülmesinin İran dahil bölgemizin de demokratikleşmesine olumlu katkıları olacaktır. Bu barış politikası, etnik, köken, din, mezhep, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, inanç ayrımına bakmadan bölgedeki bütün halkların, Kürtlerin, soykırım tehditiyle karşı karşıya gelmiş Alevilerin, kadınların güvenlik eşitlik ve özgürlük içinde yaşamasını gözeten, diyalog ve müzakereyi esas alan bir dış politikanın da parçası olmak zorunda.”

    ‘BARIŞIN ÖZNESİ OLMA’ VURGUSU

    PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile PKK’nin kendini feshetmesinin barış yolunda atılmış çok önemli bir adım olduğu ifade edilen bildirgede, “Ama sıra çoktan bu değerli açıklamanın yaşama geçirilmesi için yapılacak idari ve hukuki düzenlemelere gelmedi mi? Somut adımları görmek için daha ne kadar beklemek gerekiyor? Kuşku yok ki, barış sürecinin başarıya ulaşması demokratikleşme yönünde atılacak adımlara bağlı. Bu nedenle öncelikle iktidarın hegemonyacı, otoriter siyaset anlayışını terk etmesine ihtiyaç var. Kürt sorunu ancak demokrasi çerçevesinde ve insan hakları temelinde çözülebilir. Kürtlerin hakları ancak her bireyin temel hak ve özgürlüklerinin hukuk devletiyle güvence altına alınmasıyla korunabilir. Katılımcı bir demokrasi ancak yerel yönetimleri boğan katı merkeziyetçiliğin gevşetilmesiyle sağlanabilir. Eşit yurttaşlık ancak Kürtlere, Alevilere, Çerkezlere, bütün kimliklere saygı gösteren çoğulcu bir demokrasiyle gerçekleşebilir. Tarihi bir fırsatın insanca, onurlu, eşitlik, özgürlük, barış ve refah içinde yaşama fırsatının tam eşiğinde duruyoruz. İşte bu tarihi eşikte Konferansımız barış ve demokrasiden, hayattan yana tüm toplum kesimlerine, ülkenin geleceğini ilgilendiren gelişmelerin olduğu bu dinamik sürece bütün imkânlarıyla müdahil olma, barışın öznesi olma, barış ve demokrasi talebini yükseltme çağrısı yapıyor” denildi.

    ‘ACİL’ ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

    Bildirgede, barış ve demokratikleşmeyle ilgili olarak atılması gereken acil adımlar ise şöyle sıralandı:

    “-Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru ile ilgili kararlarına uygun hareket edilmeli; İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmeli, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanununun ve yasal mevzuat AİHM ve AYM kararları doğrultusunda gözden geçirilerek antidemokratik maddeler ayıklanmalı

    -Yine AİHM kararlarının defalarca ortaya koymuş olduğu üzere, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hukuka aykırı uygulanışıyla ilişkili tüm kanunsuz emirlere, bu emirlerin pratik sonucu olan tüm gözaltı ve tutuklama işlemlerine son verilmeli.

    -AİHM kararları uygulanmadığı için hukuka aykırı bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam edilen Kobane ve Gezi davaları dahil olmak üzere tüm siyasi hükümlü ve tutukluların serbest bırakılmalı.

    -Belediyelere yönelik operasyonlar derhal son bulmalı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer başkan ve bürokratlar serbest bırakılmalı.

    -Hangi davadan yargılandıklarına ve hükümlü olduklarına bakılmaksızın bütün hasta ve yaşlı mahkûmlar özgürlüğe kavuşmalı.

    -Sınır ötesi operasyonlara son verilmeli.

    -Müzakerelerin kolaylaşması ve toplumun yeterince bilgi sahibi olabilmesi için, hem iktidar hem Kürt kesimi tarafından muhatap olarak kabul edilen PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çalışma ve toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcileriyle iletişim kurma koşulları AİHM kararları da gözetilerek yeniden düzenlenmeli.

    -OHAL döneminde çıkarılan 674 sayılı KHK ile getirilen ve yürütme organına seçilmiş belediye yöneticileri yerine kayyum atama yetkisi veren düzenlemeyi yasalaştıran 6758 sayılı yasanın 34. maddesi yürürlükten kaldırılmalı, yerel yönetimlerin idari ve mali yetkileri merkezle yetki paylaşımı yapılarak genişletilmeli, kamu yönetimi adem-i merkeziyet esasına göre yeniden yapılandırılmalı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekinceler kaldırılmalı ve katılım hakkını düzenleyen ek protokole taraf olunmalıdır.

    -Kürt sorununun demokratik çözümü için gerekli yasal çerçevenin meclis tarafından oluşturulması ve silahsızlanma sürecinin izlenmesi için kurulması önerilen “Barış ve Demokratik Çözüm komisyonu” siyasi partilerin eşit temsili, cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bakış açısına sahip, nitelikli çoğunlukla karar alma ve sivil toplum katılımı gibi ilkeler gözetilerek bir an önce hayata geçirilmeli.

    -Siyasi liderler, kanaat önderleri ve özellikle medya mensupları başta olmak üzere kırıcı, buyurgan ve çatışmacı dili artık terk etmeliyiz. Savaşın çatışmanın kavganın diliyle barış olmaz.”

  • GÜNCELLENDİ-Barış Konferansı İstanbul’da toplandı: Çoğulcu bir demokrasiyle bu sorun çözülebilir!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-Barış Konferansı İstanbul’da toplandı: Çoğulcu bir demokrasiyle bu sorun çözülebilir!-VİDEO

    PİRHA- Barış İçin Toplumsal Girişim tarafından yapılan konferansta “Türkiye’nin geleceği için mevcut süreci nasıl anlamalı?” başlığı tartışmaya açıldı.

     

    27 Şubat’ta PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı ardından PKK’nin silah bıraktığını ve kendini feshettiğini bildiren açıklamasıyla yeni bir sürece geçildi. “Barış yolunda atılmış önemli bir adım” olarak yorumlanan bu karar ardından yapılması gereken idari ve hukuki düzenlemeler gündeme geldi.
    Demokratikleşme yönünde atılacak adımlara dikkat çekmek adına İstanbul’da “Barışın Yolunu Açmak” başlıklı konferans düzenledi.
    Konferansın amacına dair yapılan açıklamada ise “barış sürecini, demokrasi hareketiyle birleştirmek ve bu çerçevede Kürt sorununun adil, demokratik çözümünü ele almak” ifadelerine yer verildi.
    Üç oturum halinde gerçekleşen konferansın birinci bölüm moderatörlüğünü siyasetçi Fatma Bostan Ünsal yürüttü.

    “ÇOĞULCU BİR DEMOKRASİYLE SORUN ÇÖZÜLÜR”

    Programın açılış konuşmasını CHP 24. Dönem Milletvekili Rıza Türmen yaptı. “Kürt sorununda çözümün neresindeyiz?” başlığını değerlendiren Türmen, şu konuşmayı yaptı:

    “Türkiye bir ayrım noktasında. Ayrıca bir tehdit ortamındayız. Hukuk tamamen rafa kaldırılmış durumda, onun için hukuka aykırılıkları tartışmak anlamsız. Bunlarla birlikte Öcalan’ın mektebu, örgütün silah bırakması umut verici bir durum. Bir tarafta demokrasi süresi var, öbür tarafta şiddete başvurarak bir baskı rejimi var. İki çelişkili sürecin bir anlamı var. AK Parti, azınlık iktidarı oldu. Söyleyecek sözü kalmadı ve bu nedenle baskı oluşturuyor. Diğer yandan Kürt oylarına göz kırpıyor, DEM Parti ile CHP arasındaki ilişkiye de engel oluyor.

    Kürt sorununu demokratikleşmeyle çözmek gerek. En önemli faktör ise barışın topsumlaşmasıdır. Barış, taleplerin siyaset alanında karşılık bulmasıdır. Bun için de toplumun özne olması lazım. Barışı sadece silahların bırakılması gibi bir dar alana bırakmamalıyız. Aksi halde bir süre sonra yeniden şiddet doğar. Kürt sorununa çözüm bulmak zorundayız. Silahların susması ve Mecliste bir komisyon kurulması çok önemli. Soruna eşit yurttaşlık açısından bakılmadığı sürece başarısızlıkla sonuçlanır. Kürt sorunu aslında Kürtlerden ibaret bir sorun değildir. Çok kimlikli bir toplumsal yaşamın kurulmasıyla ancak bu sorun çözülebilir. Çoğulcu bir demokrasiyle bu sorun çözülebilir. Devlet ike Kürtler arasında olan bir sorun değil yani. Bunun için ortak bir çözüm dili bulmalıyız. Mecliste bir komisyon kurulması, artık Kürt sorununa güvenlikçi bir pencereden bakılmadığı anlamını çıkarır. Bu süreçte mutlaka sivil toplumun da yer alması gerekir.”

    İMAMOĞLU: HEPİMİZ ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMALIYIZ

    Konferansın devamında Silivri Cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun gönderdiği mesaj okundu. İmamoğlu mesajında “birlik ve beraberliğin elzem olduğu vurgusunu” yaparken “Çözmemiz gereken meselelerin en önemlisi, Kürt meselesidir. Türkiye’de barış ancak silahların susması, güçlü bir demokrqtik siyaset ile toplumun her kesiminin konuşması, taleplerini dile getirmesi ile mümkün olacaktır. Çoğulcu, katılımcı, şeffaf, eşitlikçi, özgürlükçü ve adaletli bir demokrasiyi hep birlikte inşa etmek için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız” diye belirtti.

    Konferansta CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan’ın da mesajları okundu.

    “BARIŞIN TAM KENDİSİ OLACAĞIZ”

    Kafkas Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ayça Atçı da Çerkez toplumunun yaşadıklarına da dikkat çekerek şu konuşmayı yaptı:

    “Dilimizi yitirdik. Bugün anadilim olmayan bir dille konuşuyorum. Bütün ömrüm, acaba sesim anadilimde nasıl çıkardı diye düşünmekle geçti. Bir de anavatanımızda doğsaydım ben kim olurdum… Ben artık mecbur olmadığım bir dil ile yaşamak istemiyorum. UNESCO’ya göre Türkiye’de 18 dil tehlike altında. Bu ülkenin dört yanında derin acılar var. Herkes için barış olsun istedik. Oysa bize hiç kimse ‘ne yaşadınız?’ Diye sormadı. Bu ülkede barış istiyorsak her halkın acılqrını konuşabileceği alanlar kurmalıyız. Çerkezler, Kürtler, Ermeniler, Romanlar; herkesin yitirdiği çok şey oldu. Bizler hafızası, yası olan halklarız. Barış, ancak herkesin sesi duyulmaya başlandığında başlar. Çerkezin unutulması da hepimizin sorumluluğudur. Hepimiz biliyoruz ki acının da bu topraklarda hiyerarşisi var. İnanın, barışın tam kendisi olacağız.”

    “SÜREÇ HENÜZ BELİRSİZ”

    Konferansın konuşmacıları arasında 22. Dönem TBMM Başkanı Bülent Arınç da vardı. Arınç, “Ortada hukuk yok” diyerek şunları söyledi:

    “Barış denilen kelimeyi bazıları ideolojik olarak görüyor. Herkesin dostça, kendi kimliklerini ifade edebilen bir süreç olmalı barış. Türkiye çok enteresan oldu ve istikrarı kaybetti. Yarın ne olacak bilinmiyor. Önümüzü göremiyor, perpektif yapamıyoruz.
    Biz Bahçeli’yi farklı biliyoruz ama Bahçeli, ‘Öcalan gelsin Mecliste konuşsun’ demişti. Nasıl gelecek? DEM Parti ise bunu cesur bir adım olarak gördü. Bu sorunun bitmesi için herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekir. Hayırlı işler yapılmaya başlanınca bir süre sonra herkesten destek görülür.
    Bizim cenahın mottosu ise ‘Terörsüz Türkiye’ oldu. Terörü ortaya çıkaran sebeplerle mücadele etmek gerekir. Peki bu kurulması planlanan Meclis komisyonu hakkında detay biliyor muyuz?”

    “DEMOKRASİ VE BARIŞI AYNI ANDA İSTİYORUZ”

    Siyasetçi Gültan Kışanak ise “Sorunları çözmek konusunda mahir değiliz” diyerek çocuklarını yittiren annelerin de barış konusundaki ısrarlarını aktardı. “Umutsuzluğa kapılmamak gerekir” diyen Kışanak, şöyle devam etti:

    “Bahçeli’nin çağrısı evet şok etkisi yarattı. Ama bir taraftan da bu memlekette bir basın açıklaması yapmak bile sorun oluyor. Umutları büyüterek sonuç alabilecek çözümler üretmeliyiz. Söz, bir ufuk açar ama pratik adımlar yol aldırır. Daha çok konuşmamız ama somut adımlar da gerekiyor. Sayın Öcalan’ın çağrısı, PKK’nin feshi somut adımlardı. Meseleyi sadece silah bırakmakta gören anlayışla çözüm zor olacaktır. Biz, bir araya gelip konuşalım. Bekleyerek ve talep ederek olmaz, onun için bizim yol açmamız gerek. ‘Önce demokrasi olsun sonra Kürt sorunu çözülsün’ gibi bir öncelik sunuluyor. İkisi aynı anda yapılamaz mı? Barış süreci, değişim ve dönüşüm sürecidir. Onun için bütün aktörler, öncelikle Kürt sorunu konusunda kendisini değiştirmesi gerekiyor. Mesela CHP şu an mitingler yapıyor. Peki o mitinglerin bir kısmı da neden barış konusu olmuyor? Öncelikle kendimizi dönüştürüp, aktif bir yurttaş olarak kendimize sorumluluk yüklemeliyiz. Tarihsel olarak bazı momentler kolay kolay denk gelmiyor. Büyük bir küresel çatışmanın girdabına girmek yüksek. İçinde bulunduğumuz konjöktürün nedenlerini görmeliyiz. Biz bu sorumluluktan kaçınmamalıyız.”

    CHP eski genel başkanı ve diplomat olan Hikmet Çetin de konuşmacılar arasındaydı. Çetin, Bahçeli’nin kendisini arayıp “Sana da büyük görevler düşüyor” dediğini aktararak şöyle devam etti:
    “Öcalan da tüm konuşmasında demokrasi vurgusu yapıyor. Önce demokrasiyi inşa edip parlamentonun bu işe el atması gerekir.

    “İNKAR ÜZERİNDEN GİDEN ANLAYIŞA KARŞI BİRLİKTE SES OLMALIYIZ”

    Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan ise tekçi politikaların bırakılması gerektiği vurgusunu yaptı. Aslan, şu ifadeleri kullandı:

    “Biz bu topraklarda çok dilli ve çok inançlı bir toplumuz. ‘Bu ülkenin yüzde 99’u Müslümandır’ sözünü önce terk etmeliyiz. Laik bir ülke adına atılacak her adıma bizler de hazırız. Bu topraklarda artık acılar yaşanmamalı, herkes kendi diliyle, kendi inancıyla yaşamalı. Demorasiyi içselleştirmeye, laikliği hayata geçirmeye ihtiyaç var. Hukuğun ayaklar altına alındığı bir süreçte barışı ne iktidardan bekleyebiliriz ne de barışı onşarın ki gibi değersiz göremeyiz. Birlikte demokrasi mücadelesi vermeye ihtiyaç var.
    Numan Kurtulmuş örneğin bir açıklama yaptı ve sonrasında ‘yanlış anlaşıldım’ dedi.

    Birilerinin toplumların sinir uçlarına dokunma gibi hevesleri var. Önce birbirimizi tanıyıp, anlayacağız. Halen Alevilerin kutsal mekanları işgal altında. Yetmiyormuş gibi inanç kimliğimizi götürüp Kültür ve Turizm Bakanlığına bağladılar. İnkar üzerinden giden anlayışa karşı birlikte ses olmalıyız. Bu süreç sadece DEM Parti ile olamayacağını bilip, ‘Aleviler, bizim din kardeşimiz’ demekle olmaz. Her yapının o masada temsil edilmesi gerekir. Bizim için en kutsal varlıklardan biri insandır. Mücadelenin neferi olma düsturunu büyüklerimizden aldık. Barış çok kıymetlidir ve bu topraklarda acı yaratanlara bırakılmamalıdır.”

    Konferans, verilen aranın ardından devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL