Etiket: barış mitingi

  • Gar Katliamı tanığı Evrim Ay: Katliamın yol göstericilerinin de hesap vermesi gerekiyor-VİDEO

    Gar Katliamı tanığı Evrim Ay: Katliamın yol göstericilerinin de hesap vermesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı tanığı Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, “İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar. Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Patlamadan sonra ellerimde kırmızı benekler olunca anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış” dedi. 

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde yapılmak istenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 500 kişi de yaralandı.

    Katliam tanığı olan Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, o gün yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “BÜYÜK BİR KATILIMLA DERSİM’DEN ANKARA’YA GİTTİK”

    Türkiye’deki savaş ortamından dolayı demokratik kitle örgütlerinin çağrısı üzerine Dersim KESK Şubeler Platformu olarak yoğun bir katılım sağlayarak Ankara’ya gittiklerini söyleyen Evrim Ay, “Barış müzakerelerinin sona ermesiyle başlayan süreçle beraber 5 Haziran’daki HDP’nin mitinginde yapılan bombalı saldırı, 20 Temmuz’da SGDF’li (Sosyalist) gençlerin katledilmesi gibi savaş çığırtkanlığı yapanlara karşı barıştan yana olan tüm kitleler Ankara’da Barış Mitingi planladı. Biz de o dönem büyük bir katılımla Dersim’den Ankara’ya yola çıktık. İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar ve biz otobüslerle Ankara’ya gittik. Ankara’ya giderken polisin mitingi engelleyici bir tutumunu görmedik. Çok rahat gittik ve mola yerlerinde halaylar çektik” dedi.

    “ELLERİMDE KIRMIZI BENEKLER VARDI, ANLADIM Kİ KORKUNÇ BİR KATLİAM YAŞANMIŞ”

    Böyle büyük bir katliamın yapılacağını akıllarına bile getirmediklerini ifade eden Evrim Ay, “Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Biz kortejler halinde yürüyüşe başlamıştık saat 10.00 gibi miting alanına gelmiştik, tam o esnada bir ses geldi, ben ses bombası zannettim. Daha önceki eylemlerde ve mitinglerde ona benzer sesler olurdu. Ama öyle bir sesti ki arkamızdan bir rüzgâr esintisi geldi, daha sonra insanların bize doğru koştuğunu gördük. Tam o esnada aklıma büyüklerimizden dinlediğim 1977 1 Mayıs’ı geldi. İnsanların yüzündeki o korku dolu suretleri görünce çok kötü bir şey olduğunu anladım. Ellerimde ufak kırmızı benekler vardı. O an anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış. Şu anda hatırlıyorum ayağımın önünde kemik tarzında kafatasına benzer bir insan uzvu vardı. Biz ambulans gelir diye beklerken polisler gelip koridor oluşturdu ve bizim gidişimize izin vermediler” diye belirtti.

    “20-25 DAKİKA SONRA AMBULANSLAR GELDİ”

    Alana 20-25 dakika sonra ambulansların geldiğini vurgulayan Ay, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Alana girdiğimde korkunç bir tablo vardı. Et yığınları, insan cesetleri üzerindeki sendika ve siyasi parti bayrakları örtülmüştü. Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük katliamı. Katliamı yapanların IŞİD militanları olduğu ve ellerini kollarını sallayarak Suriye sınırından Ankara’nın en güvenlikli yerine gelip Ankara Garı önünde büyük bir katliam yapması nedeniyle bu işin yol göstericilerinin de hesap vermesi gerektiğini söylüyoruz. O gün barış talebinde bulunan her kesimden insan oradaydı ama savaştan beslenen kesimler tarafından bu katliam planlandı.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişinin içinde yer alan Malatyalı 13 yurttaşın ailesi 9 yıldır mücadele etmeye devam ediyor. Mahkemenin, Madımak Katliamı gibi Gar Katliamı’nı da zaman aşımına sokmaya çalıştığının altını çizen aileler, gerçek failler yargılanana kadar davalarını sürdüreceklerini belirttiler.

    10 Ekim 2015’te Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından ortak düzenlenen miting için Malatya’dan Ankara’ya çoğunluğu CHP Gençlik Kolları üyesi olan 13 kişi gitmişti.

    Miting gerçekleşmeden yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla iki canlı bombanın patlaması sonrası, Malatya’dan giden Eren Akın, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Canberk Bakış, Kasım Otur, Sezen Vurmaz, Gözde Aslan, Umut Tan, Mehmet Ali Kılıç ve Mehmet Hayta’nın yanı sıra, mitinge Tarsus’tan giden Doğanşehir- Dedeyazılı Metin Peşmen ve Elbistan’dan giden Akçadağ-Kürecikli Seyhan Yaylagül’ün yanı sıra, Mersin’den giden Hekimhanlı öğretmen Ata Önder Atabay hayatını kaybetmişti.

    Saldırılarda toplam 103 yurttaş hayatını kaybederken 500’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı.

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşların aileleri PİRHA’ya konuştu. Aileler 9 yıldır sürdükleri adalet arayışlarının devam ettiğini ve adalet yerini bulana kadar da mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    “AHMET DAVUTOĞLU BİLDİĞİ NE VARSA ÇIKIP KONUŞSUN”

    10 Ekim’de oğlu Mehmet Ali Kılınç’ı kaybeden Kemal Kılınç, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmadan bahsederek, “Bizim çocuklarımız oraya barış için gitmişlerdi. Ülkede gözyaşı ve kan dinsin, anneler ağlamasın, ülkede savaş olmasın diye gitmişlerdi ama 2 canlı bombacı eylemcinin bomba patlatıp 103 kişinin canını alacağını bilmiyorlardı. Siyasal iktidar bundan nemalandığı için Ankara gar patlamasıyla 3-4 oranında oyumuz arttı diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “1 Kasım-7 Haziran seçimlerini konuşursam insan içine çıkamazsınız” diyordu. Biz Ahmet Davutoğlu’ndan bu sözünün arkasında durmasını istiyoruz. Bildiği ne varsa çıkıp konuşsun” dedi.

    “MAHKEME SÜRECİNİ OYLAMAYA ÇALIŞTILAR, 9 YILDIR BİR ARPA BOYU KADAR YOL ALAMADIK”

    Mahkeme heyetinin verilen bütün delilleri kararttığına vurgu yapan Kemal Kılınç, gerçek faillerin yargılanmadığını dile getirdi. Kılınç konuşmasında şu ayrıntılara yer verdi:

    “Patlama devlet eliyle işletildiği, faillerin ortaya çıkmasını istemedikleri için sadece 3-5 kişiyi, piyonu ortaya koyarak, siyasi iktidarın isteği doğrultusunda bir mahkeme görülüyor. Mahkemelerin görevi şu olmalıdır: Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerçek faillerin yakalanması. Bizim avukatlarımız 9 yıldır canla başla hukuk mücadelesi vererek, mahkeme heyetinin, kolluk kuvvetlerinin yapmadığı işleri başararak tüm belgeleri ve delilleri mahkemeye sunmasına rağmen mahkeme heyeti aldığı talimat sonucunda avukat heyetinin taleplerinin tümünün reddine, aldıkları talimat doğrultusunda verilen emirlere uyarak mahkeme sürecini oylamaya çalıştılar. 9 yıldır verdiğimiz onurlu hukuk mücadelesi boyunca bir arpa boyu kadar yol alamadık.”

    “MADIMAK OTELİ GİBİ ZAMAN AŞIMINA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    O dönemde insanlık suçu işlemekten yargılanan Erman Ekici’nin daha sonra bu davadan beraat edildiğini, anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandığını ifade eden Kılınç, “Erman Ekici denilen terörist insanlık suçuyla yargılandığı için zaman aşımına ve ceza indirimine tabi olmadığı için biraz yüreğimize soğuk su serpildi. Fakat son duruşmada mütalaaya geçildi, cezalar verildi, bu cezalar onlara ödül gibiydi. Erman Ekici de son mahkemeyle birlikte insanlığa karşı suç işlemekten beraat ederek anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandı. Mahkeme Madımak Otel’i gibi zaman aşımına sokmaya çalışıyor. Belki 3-5 yıl gibi bir süre sonra çıkıp tekrar katliamlara devam ederler” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Gerçek faillerin yargı önüne çıkarılıp, katliamda ihmali olan emniyet mensuplarının yargı önüne çıkartılmasını istediklerinin altını çizen Kılınç, “O dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Antep Emniyet Müdürü, Antep Valisinin yargılanmalarını istiyoruz. Çünkü o döneme katkı sunan herkesin hesap vermesini talep ediyoruz. O gün hiçbir şekilde kolluk kuvvetleri yoktu oysa en ufak bir basın toplantısında bile birçok polis bulunur. O gün insanlar orada tepki gösterdiği zaman polisler gelmeye başladı. Biz bu ülkede bu dava bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bu dava onurlu mücadelemize kaldığı yerden devam edecek. Ta ki bu ülkeye barış gelene kadar” diye konuştu.

    “9 YIL GEÇTİ İÇİMİZDEKİ ACI ÖFKE BİTMEDİ”

    Ankara Gar Katliamı’nda eşini kaybeden Songül Otur, eşi için yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin ortasında, başkentinde iki canlı bomba patladı. Çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz katledildi. Eşim bu ülkeye 32 yıl hizmet etti. Ben kendim 33 yıl hizmet ettim. Ama ne yazık ki devletin bize reva gördüğü şey ölümler. 9 yıl geçmesine rağmen içimizdeki acı da öfke de hiç bitmedi, git gide öfkemiz de artıyor. Bizim bu ülkede istediğimiz şey hak, hukuk ve adaletin gelmesi. Bu adalet mücadelesi 9 yıldır sürüyor. Her yılda bir üç kere mahkemeye gidiyoruz. Mahkemelerde IŞİD militanlarından daha fazla zulüm görüyoruz. Mahkeme yerlerinde onlara bey diye hitap ediliyor. Bu mesele üç beş piyonun yapabileceği bir şey değildir, bu olayın mutlaka siyasi bir bağlantısı vardır. Bu insanlar elini kolunu sallayarak Ankara’nın başkentine gelmedi. O kadar istihbarat var ve çocuklarımız orda katledildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış en büyük katliamdır. Mahkeme süreçleri devam ediyor ama bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNNUTURMAYACAĞIZ”

    Hem oğlunu hem yeğenini kaybeden Feramuz Tan da Biz acılarımızın üstüne bir acı daha ekledik. Yüreklerimiz iki defa yandı. Davamızın peşindeyiz, olayın da peşinde olacağız. Gerçek katiller ortaya çıkana kadar yılmayacağız. Son nefesimize kadar bu davanın takipçisi olacağız. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Kızı Gülbahar Aydeniz’i kaybeden Salih Aydeniz ise, “Bizim çocuklarımız Ankara’ya barış için gittiler. Tek temennimiz annelerinin gözyaşları olmasın. Bütün mücadelemiz de bu yönde olacak” ifadelerine yer verdi.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • ’90’lı yıllarda işkence ile yarım bıraktıklarını 10 Ekim 2015’te Mesut Mak’ı katlederek tamamladılar!’

    ’90’lı yıllarda işkence ile yarım bıraktıklarını 10 Ekim 2015’te Mesut Mak’ı katlederek tamamladılar!’

    PİRHA- Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak, 90’lı yıllarda eşine işkence uygulayan ve ağır sağlık sorunları yaşatan güçlerle, 10 Ekim Gar Katliamı’nda sorumlu olanların aynı güçler olduğunu söyledi. Mak, “Mesut’a profesyonelce ağır işkence uygulayanlar onun ölmeyeceğini ama hastalıklarla sürüneceğini söylüyordu. Öyle de oldu. 90’lı yıllarda yarım bıraktıkları işi 10 Ekim 2015’te Mesut’un yaşamına son vererek tamamladılar” dedi. 

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMOBB ve siyasi partilerinde aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne düzenlenen saldırıda 103 kişi hayatını kaybetti.

    IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Canlı bombalardan birinin aynı yıl Suruç’ta intihar saldırısını düzenleyen canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Yunus Emre Alagöz olduğu ortaya çıktı.

    Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren Tarım Orkam Sen İzmir Yöneticisi Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak ile eşinin gençlik yıllarındaki mücadelesini, işkence süreçlerini, sendika mücadelesini, sürgün dönemlerini, Ankara patlamasını, Dersim’e götürülüşünü, kızı Deniz ile olan paylaşımlarını, mahkeme süreçlerini, adalet arayışını ve barışı konuştuk.

    “İNANARAK YAPIYORDU”

    Evrim Mak, eşi Mesut Mak’ın çocukluğundan gençliğine kadar yaptığı her şeyi inanarak yerine getirdiğini  söyleyerek şöyle anlattı:

    “Mesut gerçekten çok değerli bir insandı. Tanıyabileceğim en dürüst, samimi,  en içten bir insandı. Mesut, doğruluğu ve mücadelesine olan samimiyeti ile ön plandaydı. Ölümü yaşadıktan sonra hayata daha farklı bakmaya başlıyorsun, bazı şeylerin değeri daha da artıyor. Üniversitenin siyasetin içerisindeydik, ama kim mücadele içerisinde samimi, inanarak yaptığına bakmıyorsun. Bizler mücadeleye ne kadar samimi bakıyoruzu sorguluyoruz. Mesut bu işi inanarak yapan bir insandı.

    Mesut çok küçük yaşta Dersim’de babasının yanında sanayide çırak olarak işe başlamıştı. Babasının torpilini gören bir çırak değil; aksine diğer çocuklara örnek olsun diye küçük bir hatasında usta gibi davranan bir yerdeymiş. Bir takım şeylere duyarlılığı, sınıf mücadelesi, kitap okuması orada başlıyor.”

    MESUT MAK’A 90’LI YILLARDA İŞKENCE 

    Politik mücadele ile tanışan eşinin 90’lı yıllarda gördüğü işkencelerin yansıması olarak ağır hastalıklara yakalandığını sözlerine ekleyen Evrim Mak, “90’lı yıllar ülkemizde çok zor bir dönemdi. En ufak bir sesin çıkardığında sesin çıkıyor. Mesut o dönem gençlik yıllarından insanları örgütlemeye çalışan birisi. Çok basit bir şeyden gözaltına alınıyor ve ciddi bir işkenceye maruz kalıyor. O işkencelerini anlatıyordu ama bunu bir övünme sebebi görerekten değil. Evlendiğimiz dönemde Mesut’ta bir takım sağlık sorunları çıktı. Şeker ve tansiyon hastalığının yanında böbreklerinde sorun çıktı. Çünkü işkencecisi çok profesyonel bir işkence yöntemi kullanmış. Kısa boylu birinin kendisini boks torbası gibi kullanarak göğsüne yumruklar attığını anlatıyordu. Elektirik veriliyor” diye anlattı.

    “90’Ll YILLARDA YARIM BIRAKTIKLARI İŞİ 10 EKİM’DE TAMAMLADILAR”

    Mesut Mak’a 90’lı yıllarda ağır işkence uygulayan ve ağır sağlık sorunları yaşatan güçlerle, 10 Ekim Katliamı’nda sorumlu olanların aynı güçler olduğunu yutkunarak söyleyen Evrim Mak, “Hastaneye yatırıldığında doktor Mesut’un bu yaşta pankreatit olmasına şaşırıyor. Sigara ve alkol kullanmadığını öğrencince Mesut’a ‘boksör müsün’ diye soruyor. O yaşta görülen pankreatit bir boksör hastalığı olarak görülüyor. Doktora gördüğü işkenceyi ve göğüslerine aldığı darbeleri söyleyince doktor pankreatitin işkenceden kaynaklandığını söylüyor. Mesut’u işkence eden kişi, ‘Senin buradan ölün çıkamayacak ama sürüneceksin, sağlık sorunu yaşayacaksın’ diye söylüyor. Öyle de oluyor ve sonrasında bu hastalıkları çıkıyor. 90’lı yıllarda yarım bıraktıkları işi 10 Ekim’de 2015’te hayatına son vererek tamamladılar. O işkenceyi yapan güçlerle, o günde katliama sebep olanlar aynı kişilerdi” ifadelerini kullandı.

    SÜRGÜN, BASKI, POLİS TEHDİTLERİ…

    Evrim Mak, eşinin maruz kaldığı mobing ve sürgün süreçlerine ilişkin ise şunları kaydetti:

    “Memur olarak çalışmaya başlayınca Dersim’den Urfa’ya, Bilecik’e, İstanbul’a ve oradan da Balıkesir’e sürgüne geliyor. Her gittiği şehirde polislerin kapısını çalarak ‘burada olduklarına’ dair gözdağı veriyorlarmış. Evlenmeye karar verdiğimizde bunları bana anlattı ve aynı şeyleri yaşayabileceğimizi söylüyordu. İş yerinde yaşadığı mobingleri daha az yaşayacağını düşünerek İzmir’e tayinini istedi. TEDAŞ özelleşince kurum değiştirmek zorunda kaldı Tarım İl Müdürlüğü’nde işe başladı. Orada da hemen Tarım-Orkam Sen sendikasının üyesi oldu. İzmir’e gelmemiz Mesut’un üzerinde o baskıyı azaltmadı.  Sendikalı olmasından kaynaklı baskılar ve mobingler devam etti.”

    7 HAZİRAN SEÇİMLERİ, SURUÇ VE DİYARBAKIR PATLAMALARI

    7 Haziran seçimlerinden hemen sonra müzakere sürecinin bitilmeye çalışıldığını kaydeden Evrim Mak, eşi Mesut’un ise barış sürecinin devam etmesi için çabaladığını belirterek, “2015 7 Haziran seçimleri bir milat oldu ve bir takım olaylar yaşandı. Bir barış sürecinde girilmişti ve insanların ölmediği bir ortamı izliyorduk. 7 Haziran’dan sonra hızlıca bambaşka bir şeyler yaşanmaya başladı. Ülkede sıcak bir gündem vardı, bir taraftan da Suriye’de yeni gelişmeler oluyordu. IŞİD diye bir şey çıktı ve yoğunca konuşuluyordu. Kanım donarak izliyordum. 10 Ekim’den önce Suruç ve Diyarbakır’da bombalar patlıyordu. Bir süreç vardı ve bitirilmeye çalışılıyordu. Hangi barış diyordum? Bir anne çocuğunun cesedinin parçalarını eteğinde topluyor, diğeri ise çocuğunu gömemediği için buzdolabında saklıyor. Biz ne ile barışacağız diyordum. Mesut politik bakıyordu ve barış sürecinin devam etmesi için çabalıyordu” diye ekliyor.

    “BEN, MESUT VE DENİZ BİRLİKTE ANKARA’YA GİDECEKTİK”

    Eşi Mesut Mak’ın Ankara’da mitinge gidiş kararını Evrim Mak şöyle anlattı:

    “Mesut 10 Eylül’ün örgütlenmesi için sendikada toplantılara katılıyor. Mitinge benim ve kızımız Deniz’in gelmesini istiyordu. Barış deyince insan heyecanlanıyor. İçimde bir korku vardı; bir anne olma hissiyatı ile başımıza bir şey gelir mi diye düşünüyordum. Suruç Katliamı’ndan sonra ‘Mesut çember daralıyor sanki sıra bize de gelecek ‘ cümlesini kullandığımda ise, ‘Evet gelebilir ama elimizi çekip oturamayız. Sesimizi çıkarmamız lazım’ diyordu. Mitingden bir önceki gün beraber gitmeye karar vermiştik. Akşam yola çıkmadan önce kızımız Deniz’in ateşi vardı ve son anda gitmekten vazgeçtik.

    “DÜĞÜN ELBİSESİ OLUR YA ÖYLE BİR ELBİSE GİYDİ”

    Tıraş olmuştu ve eve gelmişti. Memurdu çok fazla paramız pulumuz da yoktu. Herkesin dolabında düğün için iyi bir elbisesi olur ya; Mesut’un da öyle bir elbisesi vardı. Bir yıl önce aldığı ve ayağına hiç giymediği bir ayakkabısı vardı. Kaldığımız lojman Ege Üniversite’nin yakınındaydı. Kızımla birlikte Mesut’u yolcu ettik ve o görüntü hiç aklımdan çıkmıyor. Deniz ağladı ve ‘Baba ne olursun gitme’ dedi. Mesut, ‘söz kızım yarın akşam evde olacağım’ dedi. İnsanlar verdiği sözü tutmalı diye nasihatte bulunan baba o gün sözünü tutamadı ve geri gelemedi.”

    “TELEVİZYONU AÇTIM VE…”

    Evrim Mak, babasının kendisini aradığı ve patlamayı öğrendiğinde, “En son yola çıktıkları akşam 11-11.30 gibi konuştuk. En fazla gaz sıkar, tazyikli su ile müdahale ederler diye bekliyordum. Kızımızın ateşi olduğu için gece birkaç kez yanına gitmiştim ve uyuyamamıştım. Sabah 10. 30’a doğru babam aradı ve Mesut’u sordu. Bir patlama olduğu bilgisini verdi. Televizyonu açtım ve halay çekilerken patlayan o bombanın görüntüsünü gördüm. O arada sürekli telefonum çalıyordu ama ben Mesut’u arıyordum. Telefonu sürekli meşguldü. Deniz uyandı ve o telaşlı halimi görünce hızlıca televizyonu kapattım” dedi.

    “MESUT’U KAYBETMİŞTİK”

    Evrim Mak, eşi Mesut Mak’ın arkadaşlarının o kötü haberi verdiği anı, “Yayını izlediğimde polisler alana gaz atıyordu. Bomba patladıysa polisler neden insanların üzerine gaz atıyor diye soruyorum. Tek istediğim Mesut’un sesini duymaktı. Meğerse her şey olmuş ve bana söylememişler. Mesut’a beni aramadığı için o kadar öfkeliydim ki. Meğerse herkes Mesut’u aradığı için telefon meşgul çalıyormuş. Kapımız çaldı ve dışarıda bekleyen arkadaşları eve geldi Mesut’u kaybettiğimizi söylediler” cümlesiyle anlattı.

    “MESUT BELKİ DE HAYATTA OLACAKTI”

    Kan kaybı yaşayan eşine sağlıkçıların müdahale etmesine izin verilmeyerek biber gazı sıkıldığını ve belki de müdahale edilse Mesut Mak’ın hayatta olabileceğine dikkat çeken Evrim Mak, “Ben bunu çocuğuma nasıl anlatacağım diye kahrımdan ölüyordum. 7 yaşındaki bir çocuğa neyi anlatabilirdim ki? Ankara’ya doğru yola çıktım. Adli tıp önü çok kötüydü. Herkes adli tıp önünde çığlıklarla yakınlarını bekliyordu. Her şey o kadar değersizdi ki. Mesut’un bedenine çok sayıda bilye gelmişti. Otopsi sonuçları geldiğinde ölüm sebebi ise kasığına gelen bilyeden sonra kan kaybı yaşanmasıydı. Oradaki sağlıkçılara gaz sıkılıyor ve o anda yaralılara müdahale edemiyorlar. Bir tampon yapılsa ve müdahale edilse belki de Mesut hayatta olabilirdi. Yaralı insanların üzerine polislerin gaz atmasını cevaplayamıyorum” diyerek isyan ediyor.

    “RÜYALARINDA DERSİM’İ GÖRÜYORDU, O DERSİM’E AİTTİ”

    Evrim Mak, eşi Mesut Mak’ın Dersim’e defnedilme sürecine dair, ‘O Dersim’e aitti’ diyerek şöyle devam etti:

    “Mesut espirilerinde ‘Ölürsem beni Dersim’e götürün, mezarım orada olsun’ diyordu. Büyükler geldi benim düşüncemi aldılar ve Dersim’e götürelim dedim. İnanılmaz şekilde Dersim’i seviyordu ve oraya aitti. Evliliğimiz süresince her yaz Dersim’e gidiyorduk. Rüyalarında sürekli Munzur’u görüyordu. ‘Evrim Munzur’daydım, kana kana su içiyordum’ diyordu. Dersimlilerin bir hikayesi vardı. Munzur her yıl bir tane kurban alırmış. O yılın kurbanı da Mesut oldu diye düşünüyorum kafamda. Bunların hiç birini hak etmedik.”

    “8 YILDIR YAS YAŞAMIYORUM, ÖFKEM BİTMİYOR”

    Evrim Mak, yas sürecini yaşayamadığını ve aradan geçen 8 yılda öfkesinin hiç dinmediğini dile getirerek, “İnsanların evlerine yazın karıncalar gelirdi. Alt katta otururken bizim eve de çok gelirlerdi. Ben karınca ilacı alarak üzerlerine sıkıyordum. Mesut, ‘Evrim yapma, onların gelmesine engel olacak başka bir şey bul. Öldürme, onlar savunmasız, ellerinde silah yok‘ derdi. Ankara’ya giden insanlar savunmasızdı, oraya bayram kıyafetleriyle gittiler. Bu insanlar oraya savaşa gitmediler. Demokratik bir ülke talep etmek için oraya gittiler. Bunun karşılığı bu olmamalıydı. Hangi savaşta 103 insanı birden aniden öldürmüşler midir? O kadar kalleşçe ki kabul edemiyorum. Ölüm gerçektir ve normal ölümlerde insan üzülür, kabullenir. Öldükten sonra yas durumun olur. Ben süreci 8 yıldır yaşamadım. 8 senedir içimdeki öfkeyi dindiremiyorum ve bu beni bitiriyor. Bu bireysel değil toplumsal bir travma” şeklinde konuşuyor.

    DENİZ, BABASININ HAYATTA OLMADIĞINI ÖĞRENİYOR

    Evrim Mak, kızı Deniz’e babasının hayatta olmadığını anlatmaya çalıştığı süreci de şöyle dile getirdi:

    “Kızımıza söylemeden önce psikolog bir arkadaşımdan yardım istedim. Mesut’u defnettikten bir gün sonra Deniz Dersim’e geldi. Sabah kalktığında babasını sorunca, ‘Babanı kaybettik, gelmeyecek’ dedim. Yastıkları felan fırlattı. Ağlayarak boynuma sarıldı ve, ‘Anne bize şimdi kim bakacak’ dedi. Hiç beklemediğim bir şeydi. Çocuklar için bu çok önemliymiş. Dışarıya çıktı, salıncakta sallandı. Sonrasında o salıncağı babasının salladığını söyledi, meğer ise öyle hayal etmiş. Mezara götürdüğümüzde ise yaklaşmadı bile.

    “MESUT KIZINI ÇOK SEVİYORDU”

    Kızını çok seviyordu. Onu öptüğünde şekerinin düştüğünü söylüyordu. İyi kötü bir arabamız var, ‘öne deniz binecek onunla gezeceğiz’ diyordu. Babası işten gelmesine yakın gözleri parlıyordu. İyi bir eğitim almasını istiyordu. Evladına bırakabilmek için de o evi almıştı. Denizle ikimiz artık baş başa kalmıştık. Ailem ara ara gelip gidiyordu. Birine alışmayalım, giderlerse daha kötü oluruz diye düşünüyordum. Deniz o ara ölümle ilgili sorular soruyor ve ben o dönem çok kötüyüm.
    O süreçte Deniz’in okula ve benim işe başlamamla topluma karışma sürecimiz başladı. Sabah kalktığında diyorsun ki o duygular olmayacak ama öyle normalleşmiyor. Deniz bu yaz tatilinde Dersim’e gitti ve babasının mezarını ziyaret etti. Çok ağlamış. Önceden hiç ağlamıyordu. Psikologlar derneği bu süreçte bize danışmanlık yaptılar.”

    “OYSA Kİ İNSANA BENZİYORLARDI!”

    2016 yılında başlayan yargılamaya dahil olan Evrim Mak, katliamın faillerine, ‘oysa ki insana benziyorlardı’ diyerek şaşırdığını söylüyor. Avukatların çabaları ile faillerin geçmişine dönüp bilgilerin ortaya çıktığına dikkat çeken Mak, “İlk duruşmaya katıldığımızda avukatlar kendimi kontrol etmemi öfkelenmememi söylüyordu. Avukatlar, bombaların nereden geldiği, patlayıcıların nereden alındığı, Ankara’ya kadar kimin eskortluk yaptığına dair dosyaları sunuyorlardı. Onlar ise kabul etmiyorlar, bildiğiniz o kadar insana benziyorlar ki. Kendi kendime acaba yanlış insanlarla mı mahkemeliğiz diye kendime soruyorum. Saçları kısa, traşlı ve normal kıyafetliler. Sonraki duruşmalarda avukatlarımızın çabaları ile çıkarılan fotoğraflar var. Bir bakıyorsun ki IŞİD içerisinde sakallı, silahlı fotoğrafları var” sözleriyle karşılaştığı durumuna tepki gösteriyor.

    “ZAAFİYETİ OLANLARIN SORUŞTURULMASINI İSTİYORUZ”

    Katliam faillerinin tüm ihbarlara rağmen elini kolunu sallayarak katliamı gerçekleştirmesinde sorumluluğu bulunanların yargılanmasını istediklerini vurgulayan Evrim Mak, “O dönem bakıyorsun ki Suriye’den silahlar gelip gidiyor. Yaralı bir İŞİD üyesi o dönem Hatay’da tedavi ediliyor. Antep’te bir İŞİD üyesi nitrat almaya gidiyor ve onlarca kilo istiyor. O dönem nitrat alımına bakanlık belli yasaklar getirmiş. Gübre satan esnaf emniyete ihbarda bulunuyor ama hiçbir şekilde soruşturma yok. Eskortluk yapan adam Ankara’ya iki canlı bombayı getiriyor. Normal bir eylemde insanlar her yerine kadar aranırken bu canlı bombalar buraya nasıl giriyor. 60’a yakın ihbar geliyor. Emniyet ,tertip komitesine böyle bir eylem ihbarı aldığına dair uyarıda bulunmuyor. Bunu yapanlar İŞİD ama güvenlik zafiyetinde bulunan tüm kurumların, kişilerin soruşturulmasını istiyoruz. Ailelerin çığlıklarını hala unutamıyorum” diye konuştu.

    “ÜLKEDE BARIŞA TAHAMMÜL YOK”

    Katledilen 103 canın emek, demokrasi ve barış talebiyle Ankara’da olduğunu hatırlatan Evrim Mak, devlet geleneğinin hala ‘barışa’ tahammül edemediğini sözlerine ekleyerek, “Oraya giden eşin, kardeşin, akraban, yoldaşın her kimse üç taleple gitti; emek, demokrasi ve barış. Demokrasiyi andığınız an patlamalar ve ölümler oluyor. 90’larda toroslar ile kaybedildi, işkencelerde kaybedildi. Bu ülkenin demokrasiye tahammülü yok. Mesut ve oraya gidenlerin talepleri sonrasında daha da geriye gitti. Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile insanlar ekmeğinden oldu, hiçbir şeyi olmayan insanlar gözaltına alınıyor. Korku toplumu yaratmak istiyorlar. Bu sürecin olumlu bir yere evrilebilmesi için muhalif kesimlerin üzerinden korkuyu atması gerekiyor. Korku bizlere kazandırmaz” vurgusu yapıyor.

    “UNUTULMAMASI ÇOK DEĞERLİ, UNUTMAK İHANETTİR”

    Evrim Mak, son olarak unutmamaya dair çağrıda bulunarak şunları ekledi:

    “Sizinle görüşeceğimizi 10 Ekim Ailelerine söyledim. 8 yıldır dinmeyen bir acı. O öfkeyi ne dindirebilir? Mahkeme süreçlerinde sorumluların adil yargılanması, adaletin yerini bulması bize iyi gelebilir. Unutulmaması bizim için çok değerli. Unutulmasının hepimize, insanlığa ihanet olduğuna inanıyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde 10 Ekim Katliamı’nın unutulmamasına dair bir anıt yapıldı. Bu bizi çok mutlu etti. Sadece İzmir’de kalmamalı. Asıl anıtın Ankara Garı önünde olması gerekiyor.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti; asıl sorumlular halen firari!

    Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti; asıl sorumlular halen firari!

    PİRHA-IŞİD tarafından 10 Ekim 2015’te Ankara’da yapılan saldırı sonucu 104 insan yaşamını yitirdi. Katledilenler, birçok ilde yapılan törenlerle anılacak. Mağdur ailelerin, firari sanıkların yakalanması ve katliamın yaşandığı noktaya anıt dikilmesi yönündeki talepleri ise sürüyor.

    Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti.

    Yurdun dört bir yanından binlerce insan, TTB, DİSK, KESK ve TMMOB tarafından düzenlenen Emek, Demokrasi ve Barış Mitingine katılmak için 10 Ekim 2015’te Ankara’da bir araya gelmişti. Saatler 10.04’ü vurduğunda Emek, Demokrasi ve Barış mitingi IŞİD’li 2 canlı bomba ile kana bulandı. Saldırı sonucunda 104 insan hayatını kaybetti. 400’den fazla insan yaralandı.

    Aynı gün saat 15.00’te Adalet Bakanı, Sağlık Bakanı ve İçişleri Bakanı saldırı ile ilgili basın toplantısı yaptı. Bir gazetecinin İçişleri Bakanı Selami Altınok’a “istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Altınok “Güvenlik zaafiyeti yoktur” diyerek istifayı düşünmediğini belirtti. Adalet Bakanı Kenan İpek’in sorunun ardından gülümsemesi dikkat çekmişti.

    KARANFİL BIRAKANLARA POLİS MÜDAHALESİ!

    Katliamdan bir gün sonra, 11 Ekim’de kalabalık bir grup, saldırıda 104 insanın hayatını kaybettiği alana gidip karanfil bırakmak istedi. Polis, alana girmek isteyenlere izin vermedi. Yaşanan gerginlik sonucu polis, biber gazıyla müdahalede bulundu.

    Katliamda hayatını kaybedenler için Sıhhiye Meydanı’nda ortak tören düzenlenirken cenazeler kaldırılacakları illere uğurlandı.

    “KOKTEYL ÖRGÜT”

    Katliamın yaşandığı dönemde Başbakanlık koltuğunda oturan Ahmet Davutoğlu’ndan tepki çeken açıklamalar geldi. Saldırıyla ilgili araştırmaların süreceğini belirten Davutoğlu, “Şu anda böyle bir saldırıyı yapma kapasitesine sahip görünen yapılar belli: DEAŞ, PKK, MLKP, DHKP-C ve tüm bu olabilecek potansiyel suçlu örgütlerle ilgili olarak da soruşturma kapsamlı şekilde yürütülüyor” şeklinde konuştu.

    Davutoğlu 12 Ekim’de yaptığı açıklamada ise “Türkiye’de intihar eylemi yapabilecek kişilerin belli bir listesi var. Biliyorsunuz, bir eylem hazırlığı içinde ama bunu gerçek bir eyleme dönüştürmedikçe veya elinizde o eylemin olabileceğine dair bir veri olmadıkça tutuklayamazsınız. Türkiye, demokratik bir hukuk devleti, sebepsiz yere insanların tutuklanabileceği bir ülke değil” ifadelerini kullanmıştı.

    KATLİAMDAN SONRA AÇILAN SORUŞTURMALAR!

    Katliamda ölenlerin cenazesine katılan öğrencilere 26 Kasım 2015’te ‘Yasa dışı örgütsel faaliyet’ soruşturması  tartışma konusu oldu. Hayatını kaybeden Necla Duran’ın cenaze törenine katılan ortaokul ve lise öğrencilerine de Hatay Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı üzerine ‘yasa dışı örgütsel faaliyete katıldıkları gerekçesiyle’ soruşturma açıldı.

    KATLİAMIN PLANLAYICILARI AÇIKLANMAYA BAŞLANDI

    14 Aralık 2015’te katliamı planlayan İlhami Bali’nin 15 yıldır takip edildiği ortaya çıktı. Fevzi Kızılkoyun’un haberiyle Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının Ebubekir kod adlı IŞİD’li İlhami Balı’nın talimatıyla gerçekleştiği ve İlhami Balı’nın 2002’den beri emniyetin takibinde olduğu ortaya çıktı.

    29 Şubat 2016’da ise 10 Ekim Ankara Katliamı ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, patlamadan sonra bir kısım polis şefleri hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan soruşturma izni istedi. Ankara Valiliği, “soruşturma izni verilmemesi”ne karar verdi.

    13 Nisan 2016 Müfettiş Raporu kamuoyu ile paylaşıldı. Ankara Garı’ndaki canlı bomba katliamı ile ilgili müfettiş raporuyla Emniyet’in mitingde yaşanacak olası bir canlı bomba saldırısı için öncelikle kendi personelini uyardığı, ancak mitinge katılanları ve miting düzenleme komitesini uyarmadığı ortaya çıktı.

    Katliamda ihmali olduğu düşünülen Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri, MİT görevlileri, Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri ile Ankara Emniyet Müdürlüğü hakkında 24 Nisan 2016’da suç duyurusunda bulunuldu. Savcılık, suç duyurusunu işleme koymama kararı aldı.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: 10 EKİM ‘KATLİAM’ DEĞİL

    İçişleri Bakanlığı, 14 Haziran 2016’da saldırısı için açılan tazminat davasına savunmada “Yeterli önlem alındı, üstelik bu bir katliam değil” dedi. Bakanlık, dava masraflarının da mağdur aileden istenmesini talep etti. Bakanlık, katliamda yaşamını yitiren Gökmen Dalmaç’ın kardeşinin tazminat talebine de “asılsız katliam iddasıyla açılan haksız dava” diyerek tazminatın “haksız zenginleşmeye yol açacağını” savundu. Bakanlık aynı zamanda tren garı önünde toplananları “hukuka aykırı hareket etmek” ile suçladı.

    KATLİAM İDDİANAMESİ HAZIRLANDI

    10 Ekim Katliamı’nın iddianamesi 27 Haziran 2016’da hazırlandı. Hazırlanan iddianamede müfettiş raporunda yer alan ihbar ve ihmal konusundaki belge ve dokümanlar ile katliam sonrasında gaz kullanan polisler yer almadı.

    10 Ekim Davası Avukat Komisyonu, 13 Temmuz 2016’da AYM’ye başvurarak kamu görevlileri hakkında yaptıkları suç duyurularının reddedilmesinin ardından bu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Daha önce katliamda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanması için defalarca suç duyurusunda bulunulmuş ancak bu suç duyuruları her seferinde reddedilmişti.

    Tarihler 17 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde 10 Ekim Avukatlarına dava açıldığı öğrenildi. Katliamda ihmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında ailelerin yaptığı suç duyurusunun reddedilmesinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, 10 Ekim mağdurlarının avukatlarına dava açtı.

    BİRİNCİ YIL ANMASINA İZİN VERİLMEDİ !

    Birinci Yıl anması güvenlik sebebiyle yasaklandı. Ankara valisi 08.45’te Gar’a çiçek bıraktı. Ailelerin soyadı kontrolü ile alana alınacağı söylenerek, soyadı aynı olmayan aile üyelerinin, kayıp yakınlarının, yaralıların dahi anma alanına girmesine izin verilmedi. Girmek isteyen insanlara polis, gazla müdahale etti. 70’te fazla insan gözaltına alındı.

    2. YIL ANMASINA DA MÜDAHALE !

    Katliamda yaşamını yitirenleri ikinci yılında anmak için Ankara’da bir araya gelenlere yine müdahale yapıldı. Ailelere gaz sıkıldı, plastik mermiyle saldırıldı. Saldırı sonrası İnşaat Mühendisleri Odası konferans salonunda anma yapmak isteyen ailelere de saldırı gerçekleştirildi.

    Kızılay’da, katliamda yaşamını yitirenler için yapılan anıt ise kırıldı. İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen anmaya yapılan polis saldırısında ise en az 50 kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı.

    İLK DAVA 7 KASIM 2016’DA GÖRÜLDÜ

    Saldırıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişi hakkında dava açıldı. Ankara Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davanın savcısı Adnan Gümüş, 12 Haziran 2018’deki duruşmada 55 sayfalık esas hakkındaki görüşünü açıkladı.

    Gümüş, görüşünde “acımasız” ve “vahşi” olarak nitelendirdiği bu saldırının Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adına gerçekleştirildiğini belirtti.

    Sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakub Şahin, Hakan Şahin, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz ve Hüseyin Tunç hakkında “100 kişiyi kasten öldürme” suçlamasından 100’er kez; “anayasal düzeni ihlal” suçundan ise 1’er kez olmak üzere toplamda 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Aynı sanıklar için ayrıca 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 11 bin 730’ar yıl hapis cezası talep edildi.

    İddianamede patlayıcı yapımında kullanılan malzemeleri Ankara’ya getirmekle suçlanan isimlerden Abdülmubtalip Demir, Metin Akaltın, Yakıp Şahin ve Hüseyin Tunç hakkında ayrıca “örgüt faaliyeti çerçevesinde izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, nakletmek” suçundan 24’er yıla kadar hapis cezası istendi.

    Sanık Erman Ekici hakkında “DEAŞ (IŞİD) silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan istenen hapis cezası ise 22 yıl 6 ay.

    İddianamede, saldırı talimatının IŞİD yöneticisi ve Türkiye sorumlusu olarak tanımlanan İlhami Balı tarafından verildiği belirtildi. İddianamede saldırıyla ilgili ayrıntıların ise IŞİD’in Gaziantep Emiri Yunus Durmaz tarafından planlandığı belirtildi.

    Dava sonunda da 9 sanığa “Anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

    3. YIL ANMASINA DA ENGELLEME !

    Ankara Garı önündeki anmaya izin verilmesine karşın anma etkinliği çeşitli engellemelerle başladı. Gar Meydanı’na giden yolları kapatan polis, önce sadece katliamda yakınlarını yitiren ve yaralananların alana girişine izin verdi.

    Anma tüm engellemelere rağmen saat 10.04’te başlarken anmaya HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile HDP ve CHP’li milletvekilleri, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB Genel Başkanları ile çok sayıda sivil toplum örgütü katıldı.

    FİRARİLER YARGILANIYOR !

    16 firari sanığın yargılandığı duruşma 8 Kasım 2018’de başladı. 37 aydır firari olan 16 IŞİD’li sanık ile bu sanıkların takip edilmesine rağmen yakalanmamasından sorumlu kamu görevlilerinin bulunmadığı duruşmada, sanık sandalyeleri boş kaldı.

    18 Nisan 2019’da yapılan 2. duruşmada ise 10 Ekim Ankara Katliamı davasında IŞİD’in sınır emiri İlhami Balı’nın eşi tutuklu Hülya Balı’nın tanıklığına müdahale edildi. SEGBİS ile görüntülü olarak duruşmaya bağlanan Balı, tanıklık yapmak istemediğini söyleyerek kendi sorunlarını anlatmaya başladı. Hakim, savcının ve avukatların itirazlarına rağmen “Tanıklık yapmak istemiyorsun” diyerek Balı’yı dinlemedi.

    4. YIL ANMASI DA ABLUKA ALTINDA YAPILDI

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın dördüncü yıldönümü için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Gara doğru hareket ederken gruptan, “Katil devlet hesap verecek”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganlarının atılması üzerine polis ile anmaya katılanlar arasında gerginlik yaşandı. Anmaya katılanlar yoğun güvenlik önlemi altında iki farklı arama noktasından geçerek alana giriş yapabildi.

    FİRARİLERE İLİŞKİN YÜRÜTÜLEN 3. DURUŞMA

    21 Kasım 2019’da firari sanıklar yönünden devam eden davanın duruşmasında sanık Erman Ekici’nin avukatı Erhan Fidan, IŞİD lideri Bağdadi’ye “halife” dedi ve “Türkiye El Bab’a girmese bombalar patlamayacaktı” iddiasında bulundu.

    Gar Katliamı davasında daha önce IŞİD yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezası alan Erman Ekici, bu kez “insanlığa karşı suç” işlemekten hâkim karşısına çıkarıldı.

    Firari sanıklar açısından açılan davanın dördüncü duruşması ise Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 13 Şubat 2020 tarihinde görüldü. Mahkeme, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin 16 firari ve bir tutuklu sanık yönünden devam eden davayı 8 Mayıs 2020 tarihine erteledi.

    16 Temmuz 2020’de yapılan 6. Duruşmada ise katliamın firari sanıklarının yargılandığı davada avukatlar, delil karartıldığı için Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Firari Balı’nın Hayır ve Ensar Derneği üyeliğinin İstanbul Valiliği’ne sorulmasına karar verildi.

    Fail Erman Ekici ve firari 16 sanık yönünden “insanlığa karşı suçtan” açılan dava devam ederken, davanın bir sonraki duruşması 24 Kasım 2021’de görülecek.

    KATLİAMIN ARDINDAN YAŞAMINI YİTİRENLER

    10 Ekim 2015’te bombalı saldırı sonucu 400’den fazla yurttaş ise ağır yaralar aldı. Uzunca bir süre tedavi gören Esfet Duran, Mustafa Budak, Ağa Bayar ve Piro Yıldırım da farklı zamanlarda yaşamlarını yitirdi.

    Katliamın yaşandığı Ankara Garı önüne yapılmak istenen anıt konusunda ise ailelerin mücadelesi sürüyor. Melih Gökçek başkanlığındaki Belediye Meclisi, anıt yapılması konusunda karar aldı ancak mevcut Başkan Mansur Yavaş, henüz bu yönlü taleplere olumlu cevap vermedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırköy’de 1 Eylül mitingi yürüyüşle başladı – VDEO

    Bakırköy’de 1 Eylül mitingi yürüyüşle başladı – VDEO

    PİRHA- Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirilecek “1 Eylül Dünya Barış Günü” mitingi için alana girişler başladı.

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İstanbul Bakırköy’de düzenlenen miting için kortejler alana girmeye başladı. Miting için HDK, HDP, EMEP, DİSK, KESK ve İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü, sendika ve dernek tarafından İstanbul Valiliği’ne geçtiğimiz günlerde başvuruda bulunulmuştu. Yapılan başvuru doğrultusunda Valilik’ten mitinge izin çıkmıştı.

    Saat 15.00’da Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirilecek miting için binlerce kişi kortejler halinde miting alanına yürüyüşe başladı.

    “Barış Tecrit Edilemez” mitingi için kortejler Bakırköy Özgürlük Meydanı’na doğru yürüyor. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Bakırköy’de Barış mitingi sürüyor

    Bakırköy’de Barış mitingi sürüyor

    Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda ‘Barış, Özgürlük ve Adalet’ mitingi devam ediyor. Miting, HDP, HDK, EMEP, Halkevleri ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin çağrısıyla yapılıyor.

    İstanbul’da Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda düzenlenen ‘Barış, Özgürlük ve Adalet’ mitingi başladı. Polis ekipleri Yüce Tarla Caddesi girişinden İncirli Caddesi’ni trafiğe kapatarak giriş bariyeri oluşturdu. Çevik kuvvet ekipleri ve Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) giriş noktasında hazır bulunduruldu. Mitinge gelenler arama noktalarından geçerek alana alındı.

    Katılımcılar, İncirli Caddesi’nden Özgürlük Meydanı’na kadar gruplar halinde yürüyerek alana ulaştı.

    HDPHDK, EMEP, Halkevleri ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin çağrısıyla gerçekleşen miting barış sloganlarıyla devam ediyor.