Etiket: Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları

  • Tülay Hatimoğulları: Barış dışında hiçbir yolumuz yok-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış dışında hiçbir yolumuz yok-VİDEO

    PİRHA- Adana’daki halk buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Komisyon zaman kaybetmeden Sayın Abdullah Öcalan’la acilen görüşmelidir” dedi. Hatimoğulları, ayrıca barışın kalıcılaştırılmasının önemine vurgu yaptı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Adana’da halk buluşması gerçekleştirdi.

    DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları’nın katıldığı buluşma, Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Saygı duruşundan sonra “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları”nı konu alan sinevizyon gösterimi yapıldı.

    “TARİHİ TANIKLIĞI YAŞAMIŞ OLMAKTAN BÜYÜK BİR ONUR DUYUYORUM”

    “Bugün burada, bu salonda oturan siz değerli halklarımız, bu mücadelede en çok bedel ödeyen kesimler oldunuz”diyen Tülay Hatimoğullları, şunları belirtti:

    “Başta Barış Anneleri olmak üzere çocukları katledilen, acı çeken, hapishanelerde olan sizler; köyleri yakıldığı için Çukurova’ya göç etmek zorunda kalan siz değerli Kürt aileleri. Gerçekten tarih boyunca çok bedeller ödediniz. Barış Anneleri’ne buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çünkü onlar verdikleri ağır bedellere rağmen ‘barış’ demekten asla vazgeçmediler. Bugün barışı konuşabiliyorsak, bugün İmralı’dan bu çağrı gerçekleştiyse bilmeliyiz ki bunda analarımızın beyaz tülbentleriyle yıllardır sürdürdükleri mücadelenin çok büyük bir önemi vardır.

    1 Ekim’den bu yana Türkiye’de yeni bir süreç var. 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, bu süreç açısından büyük bir öneme sahiptir. İmralı Heyeti’nde ben de vardım. Saatlerce süren görüşmemizde Sayın Öcalan, bu çağrıyı neden yaptığını, bu çağrının tarihi önemini, toplumun tamamıyla paylaşılmasının ve sabitlenmesinin ne kadar önemli olduğunu özellikle vurguladı. Bizler bunu bizzat dinledik, tanığı olduk. Bu önemli tarihi tanıklığı yaşamış olmaktan büyük bir onur duyuyorum. PKK kongresini gerçekleştirdi ve bir karar aldı. Burada bir şeyleri bitirmek değil, tam tersine demokratik mücadelenin yasal ve hukuki zeminde haklarımızın kabul edilmesi için vereceğimiz mücadelenin çok önemli olduğunu söylediler. Bugüne kadar ‘Kürt halkı yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur, sadece Türk vardır’ diyenler, gelinen noktada Türkiye’de verilen demokratik mücadeleyle çok önemli bir seviyeye gelindiğini kabul etmek zorunda kaldılar.”

    “TEMEL DERDİMİZ BARIŞI KALICILAŞTIRMAKTIR”

    Abdullah Öcalan’ın özellikle barışı kalıcılaştırmayı vurguladığını belirten Hatimoğulları,“’Sayın Öcalan, ‘Şimdi sıra, siyasi ve hukuki zeminde Kürt sorununun çözülmesindedir’ dedi. Demokratik olmayan bir Türkiye’de, Kürt de, Arap da, Ermeni de, Laz da, Çerkes de hiçbir halk hakkını alamaz. Hiçbir barış kalıcı olamaz. Geçici barış süreçleri olabilir ama bizim bu süreçteki temel derdimiz, Sayın Öcalan’ın özellikle vurguladığı gibi barışı kalıcılaştırmaktır. Bunun için de Türkiye’nin topyekûn bir demokratikleşme sürecine girmesi şarttır. Yine çok defa kendisinin ifade ettiği gibi bu çağrı, aynı zamanda Türkiye’nin emekçilerine, yoksullarına, işçilerine, emeklilerine yöneliktir. Biliyorsunuz, şu anda toplu sözleşme görüşmeleri var. Hangi kesimden olursa olsun tüm emekçiler tek yürek oldu; eylemlerde, alanlarda birlikte yürüdü ve biz buradan, Adana’nın Çukurova’nın sarı sıcağından, toplu iş sözleşmesi sürecinde alanları ve meydanları dolduran, grevleriyle Türkiye’de en önemli adımları atan kamu emekçilerine selamlarımızı iletiyoruz”dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NIN EN ÖNEMLİ ÖZNESİ KADINLARDIR”

    “‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın en önemli öznesi kadınlardır” diye vurgulayan Tülay Hatimoğulları şunları kaydetti:

    “Sayın Öcalan görüşmedeki her konuşmasında kadın özgürlüğüne vurgu yaptı. Savaş ve çatışmaların en ağır bedelini kadınlar ödüyor. Adana’dan baktığımızda çok iyi görüyoruz. Ne yazık ki kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı kentlerden biri burasıdır. Kadınların en ağır bedelleri ödediği kentlerden biri yine burası. Diyoruz ki; barışın ve demokratikleşmenin öncüsü kadınlar olacak. ‘Jin, jiyan, azadî’ diyerek mücadele etmeye devam edeceğiz. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı daha önce köylerdeki konuşmalarımızda, halk toplantılarında, demokrasi güçleriyle, emek-meslek örgütleriyle, kadın hareketiyle, insan hakları savunucularıyla, doğa savunucularıyla, her kesimle yaptığımız görüşmelerde çokça ifade ettik. Bütün siyasal ve toplumsal alanlarda, bütün dinamiklere, bütün çevrelere düşen en temel görev; hep birlikte barışı kendi kulvarlarımızdan, kendi cümlelerimizle, kendi özgünlüğümüzle yükseltmektir. Bizlere düşen en önemli görev, bu seslerin birleşerek güçlü bir biçimde toplumsal bir örgütlülüğe evrilmesi, kalıcı çözümler üretecek bir güce dönüşmesidir. İşte bu nedenle bu döneme ‘örgütlenme, dönüştürme ve yepyeni bir inşa süreci’ diyoruz.

    CHP’YE YÖNELİK OPERASYONLARA TEPKİ

    Bugün Türkiye’nin önceki dönemlerde de acısını çokça yaşadığımız baskıcı zihniyetini görüyoruz. Yerel yönetimlere operasyonlar yapılması, seçilmişlere el çektirilmesi, milletvekillerinin gözaltına alınması, tutuklanması, dokunulmazlıklarının kaldırılması. Bizler bunun acısını yüreğimizin derinliklerinde hisseden bir partiyiz. Ama bütün bu baskılara karşı yılmadık, boyun eğmedik, mücadele ettik; dimdik ayakta kalarak bugüne geldik. Şimdi benzer operasyonlar, ana muhalefet partisinin belediyelerine yönelmiş durumda. Burada, Adana’da bulunduğumuz kentte, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeydan Karalar dahil olmak üzere iki ilçe belediye başkanı şu anda tutuklu. Türkiye genelinde de çok sayıda belediye başkanı tutuklu. Bizler bu konudaki tutumumuzu her yerde apaçık ifade ettik. Diyarbakır’da demokrasiye sahip çıkıyorsak, İstanbul’da da baskıya karşı çıkmak görevimizdir. Bu operasyonların bir an önce durdurulması, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından çok önemlidir. Çünkü bu operasyonlar süreci sabote etmektedir. Türkiye nüfusunun yarısının temsil edildiği muhalefetin bu sürece adapte olmasının önünde engel teşkil etmektedir.

    “BARIŞ HERKES TARAFINDAN KABUL EDİLMELİDİR”

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ partiler üstü bir meseledir. Bizim en temel yaklaşımımız şudur; barış toplumsallaşmalı, barış herkes tarafından kabul edilmelidir. Bu süreç A partisi, B partisi ya da C partisi meselesi değildir. Siyasi partileri aşan bir süreçtir. Türkiye’nin yüz yıllık sorununu çözmeye talip olduğumuz bir süreçtir. O yüzden iktidara, devlete, muhalefete ve bütün kesimlere çağrımızdır; Mecliste bir komisyon oluşturulsun. Hangi partinin mensubu olduğuna bakılmaksızın bütün belediyeler incelensin. Eğer gerçekten bir yolsuzluk varsa açığa çıkarılsın. Ama bu bütün belediyeler için yapılmalıdır. Muhalefet belediyelerini hedef almak Türkiye demokrasisine, barış ve demokratik toplum sürecine zarar vermektedir. Bundan derhal vazgeçilmelidir. Örneğin, AİHM kararlarının uygulanması; Sevgili Can Atalay’ın serbest bırakılması, Osman Kavala’nın, Figen Yüksekdağ’ın, sevgili Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması sağlanmalıdır. Bilinmelidir ki bu adımlar sürecin ruhuna, sürecin tarihsel önemine hizmet edecek adımlardır.

    “KOMİSYON ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELİ”

    Devletin bu sürece adım atmasının en temel nedenlerinden biri; bölgedeki gelişmeler olduğunu hepimiz görüyoruz. Hele ki Birleşmiş Milletler Gazze için kıtlık ilan etmişken, İsrail Gazze’yi bütünüyle ele geçirmek üzere çok ciddi bir askeri hazırlık içindeyken, Türkiye’nin kendi iç barışını kurması, demokrasisini inşa etmesi ve tahkim etmesi hem içeride hem bölgede kritik öneme sahiptir. Bu komisyon, dünya, bölge ve iç siyaseti birlikte değerlendirerek sorumluluğunun farkında olmalı, somut adımları zamana yaymadan atmalıdır. Hiç kimse bu süreci oyalama zemini haline getirmemelidir. Toplumun bu komisyondan beklentileri büyüktür ve bu beklentilerin karşılanması acildir. Halk toplantılarında yurttaşlarımızın bize yönelttiği sorular hep aynıdır: ‘Barış gerçekten sağlanacak mı? İktidar bu konuda samimi mi? Somut adımlar atılacak mı? Barış kalıcı olacak mı? Kürtler ve bu ülkede yaşayan bütün halklar ile inançlar, kendilerini demokratik bir ülkede eşit yurttaş olarak hissedebilecek mi?’ Bunlar sadece bizim değil, halkın en temel sorularıdır. Bu sorulara güçlü, net yanıtlar vermek siyaset kurumunun ve devletin bütün mekanizmalarının sorumluluğudur. Bir aydır Sayın Abdullah Öcalan’la hiçbir görüşme gerçekleşmedi. Oysa toplumun beklentisi, sistematik görüşmelerin yapılması, Sayın Öcalan’ın özgürce çalışabileceği ve düşüncelerini paylaşabileceği koşulların oluşturulmasıydı. Bu hala gerçekleşmedi. Sayın Öcalan’ın özgür çalışabileceği, özgürce ifade edebileceği koşullar acilen sağlanmalıdır. Aydınların, yazarların, gazetecilerin, sanatçıların, hukukçuların ve siyasetçilerin ortak talebi budur. Oluşturulan komisyon, zaman kaybetmeden Sayın Abdullah Öcalan’la acilen görüşmelidir. Kendisi, görüşmelerin başladığı ilk andan itibaren parlamentoda böyle bir komisyonun kurulmasının önemini vurgulamıştır.

    “CESUR OLALIM”

    Çözüm süreçlerinin başarıya ulaşmasında baş müzakereciyle yürütülen şeffaf ve doğrudan görüşmeler kritik önemdedir. Türkiye’de de bu sürecin muhatabı ve baş müzakerecisi Sayın Öcalan’dır. Öcalan ile görüşülmemesi veya görüşmelerin geciktirilmesi sürecin tıkanması demektir. Bu da, Türkiye halklarının istemeyeceği bir durumdur. O nedenle bu görüşmeler derhal başlatılmalıdır. Sayın Bahçeli, yaptığı bir konuşmada ‘Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun’ demişti. İşte şimdi tam da toplumun beklediği şey budur. Açık, şeffaf, çözüm odaklı bir süreç. Toplumun komisyondan beklentileri büyüktür. Bu beklentilerin başında da demokratik entegrasyon yasaları, özgürlük yasaları, infaz yasasının yeniden düzenlenmesi ve özel bir barış yasasının çıkarılması gelmektedir. Bütün bunlar acilen bu komisyonun gündemine alınmalıdır. İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım. Cesur olalım. Hep birlikte büyük barışa ikna olalım. Çünkü barış dışında hiçbir yolumuz yoktur. Bu topraklarda barışı kuracağız. Buna, mücadelemize olan inancımızdan dolayı inanıyoruz. Toplumun iradesine, sabrına ve gücüne olan inancımızdan dolayı inanıyoruz ve bütün kesimlerin bu duygularla hareket etmesini önemsiyoruz.

    “BARIŞ MÜCADELESİNİN SİMGESİ OLAN ANNELER KENDİ ANA DİLLERİNDE KONUŞAMIYOR”

    Kürt sorununun barışçıl çözümü için bir komisyon kuruluyor, ancak barış mücadelesinin simgesi olan anneler kendi ana dillerinde konuşamıyor ve Türkçe konuşmaya zorlanıyorlar. Bu kabul edilemez ve iyi niyet göstergesiyle bağdaşmaz. Komisyon derhal bu yanlıştan dönmelidir. Muhalefetin bu süreçte her pozisyonda yer almasını ve toplumsal barış sürecini güçlendirmesini çok önemsiyoruz. Çünkü barış herkese kazandırır, barış kimseye zarar vermez. Bu süreç sadece Ankara’da ya da İmralı’da yürütülen görüşmelerden ibaret değildir. Biz ne kadar çok toplantı yaparsak, bu düşünceleri işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, Alevilere, Hristiyanlara, toplumun her kesimine ne kadar çok ulaştırırsak, mücadelemiz o kadar güçlü olur. Unutmayalım; halkla buluştuğumuz oranda bu süreci kalıcılaştırabiliriz. Bu dönem yeni bir dönemdir. Yepyeni bir değişim ve dönüşüm dönemindeyiz. Fikrimizle, emeğimizle, çalışmalarımızla atak yapmamız gereken bir dönemdir. Yaşar Kemal’in dediği gibi, ‘Her bahar bir gül bahçesidir.’ Adana bunun en güzel örneğidir. Bizler halkların kardeşliğini büyüterek, bunu yönetim sistemine dönüştürerek başarabiliriz. Bu bizim zenginliğimizdir. Çeşitliliğimiz bizi zayıflatmaz, bilakis güçlendirir. Bu inançla, bu umutla mücadeleye devam edeceğiz. Mutlaka ve mutlaka barış kazanacak. Mutlaka ve mutlaka demokratik toplumu ve demokratik cumhuriyeti siz değerli halklarımızla birlikte inşa edeceğiz.”

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından etkinlik basına kapalı devam etti.

    PİRHA/ADANA

     

  • Hatimoğulları: Aleviler örgütlenirse kalıcı barış sağlanır- VİDEO

    Hatimoğulları: Aleviler örgütlenirse kalıcı barış sağlanır- VİDEO

    PİRHA- ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Altınoluk’ta Alevi kurumlarıyla bir araya gelen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Aleviler örgütlenir, sesini yükseltirse bu topraklarda kalıcı barışı tesis edebiliriz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde Alevi buluşması düzenledi. Ayhan Şahenk Kültür Merkezi’nde yapılan buluşmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu konuşmacı olarak yer aldı.

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    Buluşmada ilk olarak konuşan Yüksel Mutlu, Türkiye’de demokratikleşmenin en temel araçlarından birisinin Kürt sorununun çözülmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin yerine getirilmesi olduğunu söyledi. Alevilelere yönelik asimilasyon politikalarının yoğun bir biçimde sürdüğüne dikkat çeken Mutlu, “Hep birlikte çok sesli Çok renkli, farklı inançların, kültürlerin bir arada yaşadığı demokrasi çerçevesinde demokratik bir toplumun inşası için bugüne kadar mücadele ettik Dem Parti olarak. Bundan sonra mücadelemizi bu kapsamda devam edeceğiz. Aleviler açısından bakacak olursak bugün Alevilerin karşı karşıya kaldığı ayrımcılık ve nefret söylemleri halihazırda devam ediyor. İşte Kültür Bakanlığı’na bağlanan Kültür Bakanlığı Daire Başkanlığı asimilasyonun en temel organlarından birisidir. Yine Alevi köylerine yapılan camiler, yine zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilere dönük ayrımcılığın en temel sebeplerinden birisidir ve Aleviler bu ülkenin en kadim inancı olmasına rağmen bugün aslında Kerbela’da direnen Hüseyni Duruş’un bugün de devam etmesi gerektiğine inanıyoruz ve Aleviler bu Hüseyni duruşu bugüne kadar getirmiştir” ifadelerini kullandı.

    “YARIN MYK’MIZI OLAĞANÜSTÜ TOPLAYACAĞIZ”

    Sözlerine ilk olarak CHP’li belediyelere yapılan baskın operasyonlarına değinerek başlayan Tülay Hatimoğulları, halkın iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığını belirtti. Konuya ilişkin tüm programlarını iptal ettiklerini ve yarın parti MYK’sının olağanüstü bir şekilde toplanacağını duyuran Hatimoğulları, “Geçmiş dönemde bizlerin başına gelen, yoğun bir biçimde neredeyse her sabah bir şafak operasyonuyla arkadaşlarımızın gözaltına alındığı, tutuklandığı bir dönemin ne yazık ki benzeri devam ediyor. Bugün sabah Antalya, Adana, Adıyaman Belediye Başkanları ve beraberindeki arkadaşları gözaltına alındılar. DEM Parti olarak yaşanan bu operasyonların, seçilmişlere dönük, onları ve halkın iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığımızın altını çizmek isterim. Bu operasyonları asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bize yapıldı, başkasına yapılsın asla kabul etmeyiz, istemiyoruz da bunu. Yarın Bursa’da programım vardı. Ancak ben ve Sayın Eş Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan bütün programlarımızı iptal ettik, yarın Ankara’da MYK’mızı bu gündemle ilgili olağanüstü bir şekilde toplayacağız ve bu gözaltılara karşı dayanışmamızı ve dayanışma mesajlarımızı en güçlü şekilde iletmeye devam edeceğiz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ CANLARIMIZ YALNIZ DEĞİLDİR”

    Hatimoğulları, son birkaç yüzyılın en büyük Alevi katliamının Suriye’de yaşandığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bakın katledilen Alevi canlarımız ve yine Şam yönetimi değiştikten sonra HTŞ’nin bir başka versiyonu ki şimdi Colani’nin isim değiştirmiş halinin Şam yönetimine gelmesiyle birlikte ne yazık ki içinde Sultan Murat Turgaylarının olduğu da söylenen bu kesimlerce desteklenen çok büyük bir Alevi katliamı gerçekleşti. Bakın son birkaç yüzyılın en büyük Alevi katliamı Suriye’de, Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta yaşandı. Suriye’de kadınlar çocuklarını mutfak dolaplarının tencere konan yerlerini boşaltıp oralara saklamışlar. Ve birçok ailenin çocuğu o mutfak tezgahlarının içinde katledildi. Onlardaki resmi rakama göre bu rakam 6 bin ama kadınların bize anlattığı onun iki katı. Suriye’de yaşanan bu katliamı asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de bir dayanışma sergiledik, Avrupa Alevi Federasyonları çok önemli bir dayanışma sergiledi ama daha güçlü bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Biz buradan bir kez daha ifade ediyoruz, Suriye’deki canlarımız yalnız değildir, yaşamını yitiren bütün canlarımızın önünde saygıyla eğiliyoruz. Onları asla ve asla yalnız bırakmayacağız.

    “ALEVİ İNANCI RESMİ OLARAK TANINMALI”

    Alevilere dönük baskı ve asimilasyon politikaları ne yazık ki tarih boyunca katliamlar şeklinde oldu, gözaltı, tutuklamalar şeklinde oldu, Cemevine cümbüş evi diyerek oldu. En son bu iktidarın bu süreci getirdiği nokta ne oldu? Aleviliği Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın bir dairesine dönüştürdüler. Biz bunu kabul etmiyoruz, Aleviler bunu kabul etmiyor. Bizler Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın oyuncağı falan değiliz. Alevilik bir inançtır, Cemevleri bir inanç merkezidir. Ve bu resmi olarak böyle kabul edilmek zorundadır, başka çaresi yoktur bunun. Bakın Milli Eğitim’de müfredetta yapılan değişikliklere. ÇEDES projesiyle, maarif programıyla neler yapılmaya çalışılıyor? Alevilere dönük asimilasyon politikasını derinleştirmek istiyorlar. Bizleri inancımızdan uzaklaştırmak, öğretimizden ve felsefemizden uzaklaştırmak istiyorlar. Şuna inanalım ki değerli canlar, bu projeler ve bu yaklaşım fiili, gerçekleşmiş bir katliam kadar bizler için tehlikelidir. Bunun karşısında örgütlenmek, güçlü bir biçimde durmak dışında da bizlerin bir seçeneği yoktur.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NDA ALEVİLERİN HAKKI VAR”

    Bugün Sayın Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda Alevi canlarımızın hakkı ve hukuku var. Türkiye’de yaşayan 72 milletin hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği var. Bugüne kadar neredeyse her Allah’ın günü katledilen ve şiddet gören kadınların özgürlüğü ve eşitliği var. Geleceksiz bırakılmış olan gençlerin geleceği var bu çağrıda. Bu çağrıda işçinin, emekçinin, alın teri döktüğü halde evine bir sıcak ekmek götüremeyen o emekçilerin hakkı ve hukuku var. Bizler bu çağrıyı yalnızca Kürt halkı için yapılmış bir çağrı olarak asla görmeyelim. Bu çağrının sahibi, İmralı’dan verilen mesajda da bunu çok net ifade etti. “Biz bir toplum olarak bütünen örgütlenemezsek, bütünen herkes öz örgütlenmesini sağlayan mücadele alanlarının içine girmezse biz bu toplumu demokratikleştiremeyiz” diyor. Bunun için de şunu söylüyor, bizler evet silahları bırakın çağrısını yaptık, PKK buna karşılık verdi, silahları bırakıyorlar. Bir fesih kongresi gerçekleştirdiler ve bir silah bırakma süreci yaşanacak.

    “BARIŞI HEP BİRLİKTE ÖRGÜTLEYELİM”

    Biz biliyoruz ki biz toplum olarak örgütlenirsek, bir araya gelirsek, Alevi canlar örgütlenirse, barış ve demokrasiyle ilgili sesini daha da yükseltirse, kadın arkadaşlarımız aynı şeyi yaparsa, farklı halklar ve inançlardan insanlar aynı şeyi yaparsa işte biz o zaman gerçek ve kalıcı bir barışı bu topraklarda tesis edebiliriz.Bizler bugün bu süreci devam ettirirken önümüzdeki günlerde oluşturulacak olan bir komisyon var. Bu komisyonun çok acil bir biçimde oluşması, Türkiye’de barışın ve demokratikleşmenin tesis edilmesi için adımların atılması çok önemli. Biz bu adımları devletten ve iktidardan bekliyoruz ama aynı zamanda bizler müzakereyi en güçlü şekildeki bir mücadeleyle desteklemek zorundayız. Mücadele yürütmezsek barışı ve demokrasiyi hiç kimse bize altın tepsiyle sunmayacak. Bakın bu süreç oturulmuş masa başında madde madde anlaşmanın sağlandığı bir süreç değil. Tüm dünya deneyimlerinden son derece farklı bir süreç. O yüzden mücadelenin müzakereyi güçlendirmesi gereken bir süreç. Burada ben bütün canlarımıza, bütün değerli halklarımıza; kadınlara, gençlere, işçilere, emekçilere, insan hakları savunucularına buradan çağrımızı bir kez daha yineliyorum. Gelin barış ve demokratikleşme sürecini hep birlikte örgütleyelim. Hep birlikte kendi öz örgütlenmemizi güçlendirelim, hep birlikte öz örgütlememizi barış ve demokratikleşmeyle bağlarını kurarak bu hattı güçlendirelim. Gelin ikinci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’ni demokrasiyle buluşturalım, demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edelim. Bunun için örgütlenelim ve mücadele edelim.”

    PİRHA/ BALIKESİR