Etiket: barış

  • ‘Emek, barış ve demokrasi için NATO’ya hayır!’-VİDEO

    ‘Emek, barış ve demokrasi için NATO’ya hayır!’-VİDEO

    PİRHA- NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirveye ve tutuklamalara ilişkin açıklama yapan Antakya Emek ve Demokrasi Platformu, “Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” dedi.

    Antakya Emek ve Demokrasi Platformu, NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirveye ve tutuklamalara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı platform adına SYKP Hatay İl Eşbaşkanı Mehmet Çelik okudu

    “İFADE VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN FİİLEN SINIRLANDIRILMASI KABUL EDİLEMEZ!”

    Türkiye’de temel hak ve özgürlükleri hedef alan baskı politikaları giderek ağırlaştığına dikkat çeken Çelik, “NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek günlerdir ev baskınları yapılmakta, çok sayıda kişi gözaltına alınarak tutuklanmakta, toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklanmakta, demokratik kamuoyu üzerinde baskı kurulmaktadır. Kent yaşamının baskıcı uygulamalarla kuşatılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen sınırlandırılması kabul edilemez!” dedi.

    NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltı ve yasaklamaların, toplumu susturmaya dönük gözdağı politikasının parçası olduğunu belirten Çelik, “Demokratik hakların kullanılmasının suç gibi gösterilmesine, barış ve demokrasi talebinin baskıyla bastırılmak istenmesine sessiz kalmayacağız” diye konuştu.

    “ON MİLYONLARLA OMUZ OMUZAYIZ”

    Siyasal iktidarın, kendi siyasal varlığını sürdürmek ve içeride yaşanan ekonomik, toplumsal ve siyasal krizleri yönetmek adına Türkiye’yi NATO’nun güvenlikçi ve saldırgan stratejileriyle daha fazla uyumlu hâle getirmek istediğinin altını çizen Çelik, şunları belirtti:

    “Emperyalist merkezlerle kurulan bu bağımlılık ilişkisi, dış politikadan ekonomiye kadar pek çok alanda ülkemizin geleceğinin uluslararası güç odaklarının ve sermaye çevrelerinin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesine hizmet etmektedir.

    Halkın barış, demokrasi ve özgürlük taleplerinin bastırılmaya çalışılması; savaş politikaları ile içerideki baskı politikalarının birbirini beslediğini açıkça göstermektedir.

    Emperyalist barbarlığın bedelini ise halklar ödemektedir. Milyonlarca insan yoksulluk, göç, açlık ve ölümle karşı karşıya bırakılmaktadır. Savaşlardan ve gerilimlerden kazanç sağlayanlar silah tekelleri, enerji şirketleri ve uluslararası sermaye çevreleri olurken; bedeli işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve halklar ödemektedir.

    Bizler Antakya Emek ve Demokrasi Platformu olarak, dünyanın dört bir yanında emperyalist savaşlara ve katliamlara karşı mücadele edenlerle, savaş çığırtkanlığı yapan sağcı iktidarlara karşı direnenlerle, soykırımcı İsrail ve HTŞ yönetimine verilen desteğe karşı sokakları dolduran on milyonlarla omuz omuzayız.

    Bir kez daha hatırlatıyoruz: Ülkemizin geleceği emperyalist merkezlerde, NATO karargâhlarında ya da uluslararası sermayenin çıkar hesaplarında değil; emeğiyle yaşayan milyonların ortak mücadelesinde, halkın iradesinde, demokraside ve barışta yatmaktadır.”

    “EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ MÜCADELESİNİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek sürdürülen gözaltılar, ev baskınları, hak ihlalleri ve tüm antidemokratik uygulamalar derhal son bulması çağrısında bulunan Mehmet Çelik, “Dünyanın kanlı paylaşım savaşlarının hazırlığı olan silahlanma yarışı durdurulmalıdır! Ülkemizdeki NATO üsleri kapatılmalıdır. Türkiye, bir savaş örgütü olan NATO’dan derhal çıkmalıdır. Bu ülkenin emekçilerini, kadınlarını, gençlerini, aydınlarını sesimizi yükseltmeye; tüm yurttaşlarımızı emperyalizme karşı durmaya ve NATO’nun emperyalist savaş zirvesine ve temsilcilerine karşı istenmediklerini göstermeye çağırıyoruz. Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.

    PİRHA/ANTAKYA

     

  • Mersin’de barış için ortak ses: Yasal adımlar bir an önce atılsın-VİDEO

    Mersin’de barış için ortak ses: Yasal adımlar bir an önce atılsın-VİDEO

    PİRHA- Mersin Doğu Güneydoğu Dernekler Federasyonu’nun çağrısıyla bir araya gelen onlarca hemşeri, ve inanç kurum temsilcisi Barış Süreci’nin başarıya ulaşması için üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduklarını belirterek, Meclis’in tatile girmeden yasal düzenlemeleri çıkarma çağrısında bulundu.

    Mersin’de onlarca yöre, demokratik kitle örgütü ve inanç kurumlarının olduğu dernekler Barış ve Demokratik Toplum Süreci için bir araya geldi.

    Açıklama Alevi Piri Hasan Kılavuz, Ortodoks Hristiyan Kilisesi Papazı Coşkun Temur, İslam Din Alimler Derneği Başkanı Umrettin Etiz barış için dua okuyarak başladı.

    Mersin Doğu Güneydoğu Dernekler Federasyonu ve inanç kurum temsilcileri adına ortak açıklamayı Mersin Vanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği (VAR-DER) Başkanı Murat Karahan okudu.

    “İNKÂRIN DEĞİL EŞİT YURTTAŞLIĞIN YANINDAYIZ”

    Karahan, Türkiye’nin en önemli ihtiyaçlarından birisinin; toplumsal barışın güçlendirilmesi, kardeşlik hukukunun yeniden tahkim edilmesi ve farklılıkları zenginlik olarak gören demokratik bir anlayışın kalıcı hale gelmesi olduğunu vurgulayarak, “Yüzyıllardır aynı coğrafyada birlikte yaşayan Türkler, Kürtler, Araplar, Aleviler, Sünniler ve tüm halklar; acıyı da sevinci de ortak yaşamış, tarih boyunca kader birliği yapmıştır. Bizler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kadim kültürünü taşıyan sivil toplum temsilcileri olarak; çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil kardeşliğin, inkârın değil eşit yurttaşlığın yanında olduğumuzu güçlü bir şekilde ifade ediyoruz” dedi.

    “LİDERLERİN BARIŞA KATKISI ÖNEMLİ”

    Türkiye’nin geleceğinin, demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, insan hakları, toplumsal adalet ve ortak yaşam iradesiyle daha güçlü olacağına inandıklarını belirten Karahan, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişten bugüne çözüm ve kardeşlik eksenli yaklaşımını, sayın Devlet Bahçeli’nin toplumsal birlik ve iç huzura yönelik mesajlarını; Türkiye’nin ortak geleceği adına kıymetli buluyoruz. Aynı şekilde sayın Abdullah Öcalan’ın silahların susması, demokratik siyasetin güçlenmesi ve toplumsal barışın gelişmesine dair ortaya koyduğu yaklaşım Mezopotamya ve Anadolu hakları arasındaki birliği yeniden inşa ve ihya ya olumlu katkısı da ülkemizin huzuru açısından önemli olduğuna inanıyoruz” diye konuştu.

    “ÇOĞULCU, DEMOKRATİK VE KAPSAYICI BİR TÜRKİYE MÜMKÜN”

    Gerçek barışın, yalnızca silahların susmasıyla değil; adaletin, eşit yurttaşlığın ve karşılıklı saygının tesis edilmesiyle mümkün olacağının altını çizen Murat Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kürtçenin kamusal alanda özgürce yaşatılmasını, ana dilde kültürel ve eğitimsel hakların demokratik standartlar içerisinde değerlendirilmesini, Türkiye’de yaşayan tüm halkların ve inançların kendisini anayasal güvence altında eşit hissetmesini, Kürtlerin, Alevilerin, Arapların, Türkmenlerin ve tüm toplumsal kesimlerin kendisini bu ülkenin asli unsuru olarak görmesini, demokratik, sivil ve kuşatıcı yeni bir anayasanın toplumun ortak mutabakatıyla hazırlanmasını önemli görüyoruz. Bizler, “tekçi” anlayışların değil; çoğulcu, demokratik ve kapsayıcı bir Türkiye’nin herkes için daha güçlü bir gelecek inşa edeceğine inanıyoruz.”

    “BARIŞ SÜRECi’NDE ÜZERİMİZE DÜŞEN HER TÜRLÜ SORUMLULUĞU ALMAYA HAZIRIZ”

    Sivil toplum kuruluşlarına bu süreçte büyük sorumluluk düştüğüne dikkat çeken Karahan, dernekler, federasyonlar, kanaat önderleri, akademisyenler, sanatçılar ve gençler olarak Barış Süreci’nde üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu almaya hazır olduklarını açıkladı.

    MECLİS’E ÇAĞRI!

    Barışın kalıcılaşmasının önünü açacak yasal düzenlemelerin Meclis kapanmadan önce yaşama geçirilmesi çağrısında bulunan Karahan, “TBMM nin gündemine alıp çıkarılması istiyoruz ve barışı, kardeşliği, toplumsal huzuru ve demokratik uzlaşıyı önceleyen herkesi sağduyuya, diyaloğa ve ortak geleceğimizi birlikte inşa etmeye davet ediyoruz. Yaşasın Anadolu ve Mezopotamya halklarının kardeşliği!” ifadelerine yer verdi.

    Mersin Doğu Güneydoğu Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Siyasi Partiler Sözcüsü ve Batmanlılar Dernek Başkanı İhsan Taş da, Kürtçe yaptığı konuşmada, Meclis’in tatile giremeden yasal adımların atılması gerektiğini belirterek, “Barış tatilden daha değerlidir. Barış için çalışma yürütenlerin aynı masada buluşması ve mücadele etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

    PİRHA/MERSİN

  • İslahiyeli yurttaşlar: Adımlar atılsın! – VİDEO

    İslahiyeli yurttaşlar: Adımlar atılsın! – VİDEO

    PİRHA – Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuşan İslahiyeliler, kalıcı bir barış ve ekonomik kalkınma için iktidarın bir an önce somut adımlar atması gerektiğinin altını çizdi.

    Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve barış ortamının inşasına yönelik tartışmalar sürerken, Antep’in İslahiye ilçesinde yaşayan yurttaşlar ve DEM Parti yöneticileri sürece dair beklenti ve kaygılarını dile getirdi.

    “TEORİDE BARIŞ, PRATİKTE KAYYIM VE TUTUKLULUK VAR”

    Tartışılan sürecin adının henüz net konulamadığını ve pratikte karşılık bulmadığını belirten DEM Parti İslahiye Eş Başkanı Yüksel Yıldırım ve yönetim kurulu üyesi Abdullah Deniz, devletin bir an önce yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı. Barış ihtimaline karşı iyi niyetlerini koruduklarını ifade eden parti yöneticileri; cezaevlerinde hukuken beraat etmiş kişilerin dahi bırakılmamasının derin kuşkular yarattığına dikkat çekti. Sürecin en büyük kazancının can kayıplarının durması olduğunu belirten Yıldırım, kafalardaki soru işaretlerinin kalkması için hükümetin somut adımlarla güven vermesi gerektiğini söyledi.

    “KÜRT TARAFI BARIŞTA ISRARCI, İKTİDARDAN SAMİMİ HAMLE YOK”

    İslahiyeli yurttaşlar Mustafa Arslan ve Muzaffer Telek ise 100 yıllık tarihi bir sorunun çözümü için büyük bir fırsat yakalandığını, ancak iktidar kanadından samimi bir yaklaşım göremediklerini belirtti. Bugüne kadar barış, huzur ve istikrar adına adımların hep Kürt tarafınca atıldığını ifade eden yurttaşlar; bu süreçte kayyum politikalarına son verilmesi ve binlerce siyasi tutsağın serbest bırakılması gerektiği çağrısında bulundu. Sadece “Kürt’üm” dediği veya Kürtçe şarkı söylediği için insanların hafif gerekçelerle yıllarca cezaevinde tutulduğunu dile getiren Telek, “Sadece ‘kardeşiz’ deyip izlemekle barış olmaz, adaletsizlikler giderilmelidir” dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ YOKSA EKONOMİ DE DİBE VURUR”

    Sürecin uzamasının halkta umutsuzluğa yol açtığını belirten yurttaşlardan Mehmet Aslan, iktidarın sorunu çözmek yerine süreci kendi varlığını sürdürme hesaplarına uydurmaya çalıştığını savundu. Süreçle birlikte iki taraftan da cenazelerin gelmemesinin çok değerli bir kazanç olduğunu hatırlatan Aslan, barış ve demokrasi inşa edilmediği sürece ülkedeki ekonomik çöküşün de durdurulamayacağını, kalkınmanın tek yolunun kardeşlikten geçtiğini ifade etti.

    “ADIM ATILSIN”

    Sürecin gidişatını önemsediklerini fakat atılan adımları kesinlikle yeterli bulmadıklarını belirten Şahin Temtek ise son dönemde Kürtlere yönelik ırkçı söylemlerin yeniden tırmanışa geçtiğine dikkat çekti. Somut adımların atılmamasının yanı sıra nefret dilinin de devreye girmesinin süreci zedelediğini ifade eden Temtek, bu tarz yaklaşımların devam etmesi halinde masada kalmanın bir anlam ifade etmeyeceğini belirterek iktidarı somut hamleler yapmaya davet etti.

    Cevahir FINDIK/İSLAHİYE

     

  • ‘Çerçeve Yasa’ yolda!

    ‘Çerçeve Yasa’ yolda!

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair beklenen yasal düzenlemelere ilişkin konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, yasa çalışmasının yakın zamanda Meclis’e geleceğini belirtirken, DEM Partili yetkililerde hazırlığın sürdüğünü söyledi.

    Adalet Bakanı Akın Gürlek, Rize Valiliği’nde yaptığı basın toplatısında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair beklenen yasal düzenlemelere ilişkin konuştu.

    Gürlek, süreç ile ilgili yasa çalışmasının kısa sürede Meclis’e geleceğini söyleyerek, “İnşallah bir yasa çalışması Meclis’e gelecek. Artık yüzyılın devlet projesinin son aşamalarına kadar, birçok kazasız belasız önemli bir yol ayrımına geldik. İnşallah kanunla da taçlanacak. Çok kısa sürede de bu kanun inşallah yürürlüğe girecek” dedi.

    MA’ya konuşan ve iktidarın hukuk kurmaylarının Adalet Bakanlığı bünyesinde bir yasal çerçeveyi hazırladığını söyleyen DEM Partili yetkili, önümüzdeki hafta yapılan görüşmelerden sonra DEM Parti İmralı Heyeti’nin tekrar İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile görüşeceğini söyledi.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • 14. Britanya Alevi Festivali yapıldı, barış vurgusu öne çıktı!-VİDEO

    14. Britanya Alevi Festivali yapıldı, barış vurgusu öne çıktı!-VİDEO

    PİRHA-14. Britanya Alevi Festivali’nde konuşan AABK Eşit başkanı Hüseyin Mat, Türkiye’de ne zaman bir sorun olsa Alevilerin hedef haline getirildiğini belirtirken, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da, barış sürecine değinerek, Alevilerin sürece sahip çıkmasını istedi.

    14. Britanya Alevi Festivali “Barış Güvercini Uçsun Dünyada” şiarıyla başladı. Tuğba Özcivan açılış konuşması yaparken, Yadigar Aslan Ana çerağ uyandırdı.

    Çocukların döndüğü semahın ardından Londra Kırkısraklar Kültür ve Dayanışma Derneğin halk oyunları ekibi, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Dostlar Korosu sahneye çıktı.

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Eşit Başkanları Maksut Demir ve Eda Özdemir yaptıkları konuşmada, Alevilerin gerek Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlara, gerekse de Türkiye’de yaşanan insan haklar ihlallerine her zaman itiraz ettiğine dikkat çekerek, “Böylesi bir dönemde festivalimizin bu yılki teması olan “Barış Güvercini Uçsun Dünyada” şiarı çok daha anlaml hale geldi. Bir araya gelerek hem değerlerimize sahip çıkıyor hem de geleceğe umut taşıyoruz” dediler.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da, barış sürecine değinerek, Alevilerin sürece sahip çıkmasını istedi.

    AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, Türkiye’de ne zaman bir sorun olsa Alevilerin hedef haline getirildiğini belirterek, “Barış süreci bizim açımızdan son derece önemli. Bir barış oldun ama onurlu bir barış” dedi.

    PİRHA/LONDRA

     

  • DEM Parti MYK’si toplandı!

    DEM Parti MYK’si toplandı!

    PİRHA- DEM Parti, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında çıkarılacağı ileri sürülen yasal düzenlemeleri görüşmek için toplandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında parti genel merkezinde bir araya geldi.

    Toplantıda Barış ve Demokratik Toplum Süreci, CHP’deki gelişmeler ve Eylül-Ekim arasında yapılması beklenen parti olağan kongresinin hazırlık sürecinin konuşulacağı belirtildi.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • Bakırhan: CHP’ye yönelik müdahale yalnızca bir partiye değil, demokratik siyasetin tamamına yöneliktir-VİDEO

    Bakırhan: CHP’ye yönelik müdahale yalnızca bir partiye değil, demokratik siyasetin tamamına yöneliktir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik krizden CHP’ye yönelik yargı süreçlerine, barış tartışmalarından Ortadoğu’daki gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararının demokratik siyaseti tehdit ettiğini savunurken, barış ve demokratikleşme adımlarının geciktirilmemesi çağrısı yaptı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tablo, CHP’ye yönelik yargı müdahaleleri ve yürütülen barış tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda derin bir demokrasi kriziyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

    YOKSULLUK VE AÇLIK VURGUSU

    Konuşmasına Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’na değinerek başlayan Bakırhan, milyonlarca yurttaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirtti. Kurban Bayramı’nın ağır ekonomik koşullar altında geçtiğini ifade eden Bakırhan, birçok ailenin çocuklarına harçlık veremediğini, bayram sofralarını kurmakta zorlandığını söyledi.

    Toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çeken Bakırhan, ekonomik krizin faturasının emekçilere ve dar gelirli kesimlere çıkarıldığını savunarak, “Toplum yalnızca kendi sofrasından değil, komşusunun sofrasından da sorumludur” mesajı verdi.

    “CHP’YE YÖNELİK KARAR SİYASETİ DİZAYN GİRİŞİMİDİR”

    Konuşmasının önemli bölümünü CHP’ye ilişkin yargı süreçlerine ayıran Bakırhan, istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararını eleştirdi. Kararın yalnızca hukuki bir tartışma olarak görülemeyeceğini belirten Bakırhan, bunun demokratik siyaseti yargı yoluyla şekillendirme girişimi olduğunu savundu.

    Bir siyasi partinin iç işleyişine yargı eliyle müdahale edilmesinin tüm siyasal alan açısından tehlikeli sonuçlar doğuracağını söyleyen Bakırhan, bugün yaşananların yarın başka partilerin de karşısına çıkabileceğini ifade etti. CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesini de eleştiren Bakırhan, bu tür uygulamaların demokratik güveni aşındırdığını dile getirdi.

    “SİYASETİN KAPISI KIRILIRSA TOPLUM ZARAR GÖRÜR”

    Türkiye’de demokratik meşruiyetin giderek zayıflatıldığını öne süren Bakırhan, siyasi rekabetin yargı kararları ve suçlayıcı dil üzerinden yürütülmemesi gerektiğini söyledi. Siyasette kullanılan bazı ithamların geçmişte olduğu gibi bugün de operasyonlara zemin hazırlayabileceğini belirten Bakırhan, tüm siyasi aktörleri kullandıkları dile dikkat etmeye çağırdı.

    Bakırhan, “Bir partinin kapısı kırıldığında aslında siyasetin kapısı kırılmış olur. Bu durum yalnızca o partiyi değil, toplumun siyaset kurumuna olan güvenini de etkiler” değerlendirmesinde bulundu.

    CUMHURİYET VE DEMOKRASİ TARTIŞMASI

    Türkiye’nin tarihsel olarak birçok dönemeçte demokratikleşme yerine baskıcı yöntemleri tercih ettiğini savunan Bakırhan, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan darbeler, olağanüstü yönetimler ve siyasi müdahalelere dikkat çekti.

    DEM Parti lideri, Türkiye’nin temel sorununun Cumhuriyet fikri değil, Cumhuriyetin demokrasiyle tam anlamıyla buluşturulamaması olduğunu söyledi. Geçmişten bugüne yaşanan siyasi krizlerin ortak noktasının demokratik alanın daraltılması olduğunu belirten Bakırhan, hukuk askıya alındıkça toplumsal sorunların daha da derinleştiğini ifade etti.

    “BARIŞ SÜRECİ ERTELENMEMELİ”

    Konuşmasında barış ve demokratik toplum tartışmalarına da geniş yer veren Bakırhan, Türkiye’nin hem içeride hem bölgede kritik bir dönemeçten geçtiğini söyledi. CHP’ye yönelik yargı müdahalesinin toplumdaki güvensizlik duygusunu artırdığını belirten Bakırhan, bunun barış tartışmalarını da olumsuz etkilediğini savundu.

    Ortadoğu’da yeni dengelerin oluştuğunu ifade eden Bakırhan, Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden ele alınmasının hem Türkiye hem bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Barışın yalnızca güvenlik başlığıyla değil; demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gerektiğini belirten Bakırhan, demokratik reformların geciktirilmemesi çağrısında bulundu.

    “TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA”

    Türkiye’nin önünde iki farklı seçenek bulunduğunu söyleyen Bakırhan, bir yanda hukukun daraltıldığı ve muhalefetin baskı altında tutulduğu bir tablo, diğer yanda ise iç barışını güçlendiren ve demokratikleşme adımları atan bir ülke seçeneği olduğunu ifade etti.

    DEM Parti’nin bu süreçte bağımsız ve demokratik bir çizgi izlediğini vurgulayan Bakırhan, hem barış hem de demokrasi mücadelesini birlikte sürdürmeye devam edeceklerini belirterek konuşmasını tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar:Toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunları çözülemez-VİDEO

    Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar:Toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunları çözülemez-VİDEO

    PİRHA- Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yalnızca Türkiye’nin değil, küresel ölçekte demokrasi ve barış arayışlarının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Acar, toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunlarının çözülemeyeceğini vurgulayarak, “Bu topraklardan Orta Doğu’nun kendisinden, Anadolu’dan yükselen bir barış ve aydınlanma hareketi olabilir” dedi.

    Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Barış sürecinin tarihsel, toplumsal ve uluslararası boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade eden Acar, kadınların barış mücadelesindeki rolüne dikkat çekti. Sürecin toplumsallaşmasının ve hukuki güvenceye kavuşmasının önemine vurgu yapan Acar, barışın dışarıdan gelecek bir müdahaleyle değil, toplumun kendi dinamikleriyle inşa edilebileceğini söyledi.

    “BARIŞ SÜRECİ KAVRAMININ İÇİ BOŞALTILMADAN KONUŞULMALI”

    ‘Barış Süreci’ kavramının içinin boşaltılmadan konuşulması gerektiğinin altını çizen Acar, “Çünkü barış inşası ve barış süreci kavramlarını çok eksik anladığımızı düşünüyorum. Bu süreç çok gecikiyor. Hiç buna benzer bir işaret yok. Biz buna nasıl inanalım? Sorunumuz buysa bu sorunu çözmekte kadınların öncü olabileceğini düşünüyorum” dedi.

    Barış sürecinin anlaşılması için sorunun ve buna karşı verilen mücadelenin tarihsel sürecine ve uluslararası siyaset planlamasına bakılması gerektiğini belirten Acar, yaşadıklarının da bu tablonun bir parçası olduğunu ifade etti.

    Acar, “Barış Akademisyen olarak kendi ülkemin güvenlik planı ya da genel politikasına dair bir eleştiri yapmışım. İşimden olma nedenim bu. Tutumuma iktidar tarafından verilen cevap demokrasi ile ilgili bir sorun olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu sorun aynı zamanda küresel bir sorun” diye konuştu.

    “BARIŞ GÖKTEN GELMEYECEK”

    Türkiye’de hukuki güvenliğin yeniden sağlanabilmesi için farklılıkları gözeten bir barışın toplumsallaşması ve yasalaşmasının gerekli olduğunu vurgulayan Acar, şöyle devam etti:

    “Bu nasıl olacaktır? Böyle bir hukuk bize gökten gelmeyecek ya da herhangi bir kurtarıcı da beklemiyoruz. Tabii ki cezaevinden çıkması gereken çok sayıda siyasi tutuklu var. Bunların ciddi bir sorun olduğunu ben hiç unutmuyorum. Ama sürecin geneline uluslararası ilişkilere de bakmamız gerekiyor. Sürekli erkeklere bıraktığınız, hamasetle dolu uluslararası politika alanına el atmamız gerekiyor. Kendi ülkemizin neyi temsil ettiğine bakmamız şart. Küresel dünyanın daha demokrat bir hale dönüşmesi şart. Çünkü şovenizm her alanda yükseliyor. Mezhepçilik, milliyetçilik, farklılıklar kullanılıyor. Bunları aşmak için kadınların kendi ülkesinin ve yaşadıkları Ortadoğu’nun dış politika açısından nasıl değişiklikler yaşadığını yakından takip etmesi gerekiyor.”

    “ANADOLU’DAN YÜKSELEN BİR BARIŞ VE AYDINLANMA HAREKETİ OLABİLİR”

    Toplumsal barışın yalnızca Türkiye için değil, Orta Doğu’nun geleceği açısından da belirleyici olduğunu söyleyen Acar, şunları kaydetti:

    “Aynı zamanda hepimizin risk alması gerekiyor. Çünkü toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunları çözülemez. Orta Doğu’nun sorunlarını batıdan bir modernite aydınlanma gelip de çözemez. Bu süreç bize şunu bir daha kanıtladı. Bu topraklardan Orta Doğu’nun kendisinden, Anadolu’dan yükselen bir barış ve aydınlanma hareketi olabilir. Bence ülkemizdeki gelişmeye bu açıdan bakalım.”

    “VAZGEÇMEYELİM”

    “Kendi barış sürecimize kendimiz sahip çıkalım” çağrısında bulunan Acar, dışarıdan herhangi bir kurtarıcı beklenmemesi gerektiğini vurguladı.

    Laiklik ve sekülerlik mücadelesinin daha güçlü yürütülmesi gerektiğini belirten Acar, bu alanda yürütülen mücadelelere dikkat çekilmesi gerektiğini söyledi. Kürt hareketinin bu açıdan umut veren bir yerde durduğunu ifade eden Acar, meseleyi yalnızca güç ilişkileri üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını dile getirdi.

    Kadın mücadelesine hem genel çerçevede hem de günlük yaşamın ayrıntılarında bakılması gerektiğini belirten Acar, bu alanda öncülük eden aktörlerin iyi analiz edilmesinin önemine işaret etti. Dünyada kadın mücadelesi açısından Ortadoğu’nun yakından takip edildiğini hatırlatan Acar, “Bu neden takip ediliyor? Ona bir dikkat edelim. Biz bunun dibindeyiz ve Ortadoğu’da kadın mücadelesine inanan tek hareketle barışmaya çalışıyoruz. Ve bence bu çok değerli bir şey. Bu yüzden bundan vazgeçmeyelim” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    PİRHA- Abdullah Öcalan, CHP’ye yönelik “Tedbirli Mutlak Butlan” kararı sonraki gelişmeleri değerlendirerek, “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur. Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.

    DEM Parti, İmralı Heyeti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    “DEMOKRATİKLEŞME HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR”

    Öcalan’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri paylaşılan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.

    Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.

    Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.

    Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.

    Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.

    Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz. İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partiler arası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz. Tüm çabaların karşılığı, cumhuriyeti demokratik bir içeriğe ve kültüre kavuşturmak, bunları güvence altına alan sağlam bir hukuk sistemi kurmak olacaktır. Bu temelde herkesi Barış ve Demokratik Toplum Sürecine katkı sunmaya çağırıyorum.

    Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunun anlamı budur. Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecine destek sunan uluslararası aydın ve akademisyenlerin mesajları kitaplaştırılmış. Bu çerçevede her türlü öneri, eleştiri ve katkıyı en titiz şekilde değerlendirmeye hazır olduğumu vurgulamak isterim. Barışa ve demokrasiye en fazla ihtiyacımız olan dönemde çok önemli destekleri için hepsini selamlıyorum.”

    HABER MERKEZİ

  • Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden 7 kentte eş zamanlı çağrı: Barış ertelenemez-VİDEO

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden 7 kentte eş zamanlı çağrı: Barış ertelenemez-VİDEO

    PİRHA- İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Urfa ve Eskişehir’de okunan ortak açıklamada, Meclis Komisyonu raporunun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadığı belirtildi. Kalıcı ve onurlu bir barış için ısrarcı olduklarını vurgulayan kadınlar, siyasi tutsakların serbest bırakılmasından kayyımların geri çekilmesine kadar 5 acil talebini tüm ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaştı.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, erkek egemenliğine, savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak üzere Türkiye’nin yedi büyük kentinde (İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa ve Eskişehir) eş zamanlı eylemlerle bir araya geldi. Coğrafyamızda yaklaşık elli yıldır süren çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasını çok önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirten kadınlar, bu sürecin demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanması gerektiğini ifade etti. 7 ilde ortak açıklamayı okuyanlar:

    İstanbul-Nimet Tanrıkulu

    Mersin- Canan Yüce-Sara Kaya

    Diyarbakır-Zeynep Sipçik

    İSTANBUL

    Barışın inşası için TBMM bünyesinde kurulan Komisyona katılarak 5 acil taleplerini ilettiklerini hatırlatan inisiyatif, yayınlanan Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediğini, raporun dili ve bağlamının kadınların beklentilerinden uzak olduğunu vurguladı. Meclis’in siyasi sorumluluk üstlenmesini değerli bulmakla birlikte, 18 Şubat 2026’da açıklanan raporun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne yasal düzenlemelerin yapıldığını ne de mevcut hukuki çerçevenin uygulandığını belirtti.

    Kadın hareketinden ve feminist hareketten temsilcilerle bir araya gelen inisiyatif, Meclis komisyonunun dikkatine sundukları ve güncel örneklerle genişlettikleri 5 acil talebi şu şekilde sıraladı:

    “SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KALDIRILSIN”

    Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması istenirken, süreç boyunca gözaltı, tutuklama ve cezaların artarak sürdüğü vurgulandı.

    “Örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhaliflerin susturulmaya çalışıldığı; Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçilerine soruşturma açıldığı, toprağını ve doğasını savunan kadınlar ile LGBTİ+’ların gözaltına alındığı belirtildi. Jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmelerinin suç sayıldığı, feminist gece yürüyüşleri ile Newroz etkinliklerinin engellendiği ifade edildi.

     En acil taleplerden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme sağlanmadığı, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlallerinin sürdüğü aktarıldı. Ciddi sağlık sorunları olan Pınar Tikit’in tahliyesinin hukuksuzca engellendiği, 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın tahliyesinin ise gözlem kurulu kararıyla bir yıl daha uzatıldığı hatırlatılarak, yargının kadınları ve barış talep edenleri korumak yerine baskı politikalarını sürdürdüğü dile getirildi.

    MERSİN 

    “TÜM KAYYIMLAR GERİ ÇEKİLSİN, KARARNAMELER İPTAL EDİLSİN”

    Kayyım atamalarının zemini olan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesinin iptal edilmesi talep edildi. Bugün itibariyle DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van ve Kağızman Belediyelerinin hala kayyımlarla yönetildiği, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının görevlerine dönemediği gibi hukuksuz davalarla uğraştığı belirtildi.

    Kayyımların ilk icraat olarak kadın danışma merkezlerini ve yaşam evlerini kapattığı ya da işlevsizleştirdiği somut örneklerle açıklandı. Batman’da çok dilli kreşin müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştürüldüğü, 34 kadın çalışanın işten çıkarıldığı; 8 Mart ve 25 Kasım idari izinleri, HPV aşısı ve doğum izni gibi kazanılmış hakların kayyım tarafından iptal edildiği bildirildi. Ayrıca CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, tutuklamaların ve irade gaspının devam ettiği hatırlatılarak, seçilmişlerin derhal görevlerine iade edilmesi istendi.

    DİYARBAKIR

    “EŞİTLİK VE KAPSAYICILIK TEMEL ALINSIN, ANADİLDE EĞİTİM VE HİZMET SAĞLANSIN”

    Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetlerin eşit kabul edilmesi, anadilde eğitim ve kamusal hizmetlere ulaşım önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edildi.

    Özellikle Kürt illerinde kadınların jinekolojik muayeneden doğuma kadar en temel sağlık hizmetlerine dil bariyeri nedeniyle erişemediği vurgulandı. Batman Belediyesi’ndeki çok dilli çalışmaların kayyım tarafından yok edildiği, kadınları erkek şiddetinden korumak için tasarlanan KADES iletişim başvuru sisteminde hala Kürtçe seçeneğinin yer almamasının kadınların can güvenliği önünde büyük bir engel oluşturduğu belirtilerek anadilde eğitim için acil düzenleme çağrısı yapıldı.

    “ABDULLAH ÖCALAN DAHİL SÜRECİN TÜM TARAFLARIYLA GÖRÜŞMENİN ÖNÜ AÇILSIN”

    Çatışma çözümü ve müzakerelerin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesinin güvence altına alınması istendi.

     Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve barış söyleminin askıya alınmasının, yasal güvence olmadığında sürecin dar siyasi çıkarlara feda edilebileceğini gösterdiği ifade edildi. Gerçek bir barış için tarafların birbirini yok saymaması gerektiği belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve Meclis Komisyonu’nun kadınların, akademisyenlerin ve sivil toplumun görüşlerini dikkate alması talep edildi.

    “HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURULSUN, SAVAŞ SUÇLARI İNCELENSİN”

    Savaştan doğrudan etkilenen, yakınlarını kaybeden, zorla göç ettirilen, gözaltında taciz ve tecavüze uğrayan kadınların barış sürecinde eşit temsil edilmediği vurgulandı. Kadın hareketinin sürecin aktif bir bileşeni olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek şu talepler sıralandı:

    Kamu personelinin ve kolluk güçlerinin cinsiyetçi uygulamaları ile üniformalı şiddetin açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yasal altyapısı olan tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması istendi. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş gibi henüz aydınlatılmamış olayların, Kürt kadınlarına dönük erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösterdiği savunuldu. Zorunlu göçle boşaltılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen köylerin sahiplerine iade edilmesi ve zararların tazmin edilmesi talep edildi.

    11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık devlet kanadından herhangi bir adım atılmadığı hatırlatıldı. Silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyecek, siyasal mücadelede yer almalarını sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı pozitif ayrımcı mekanizmaların ve yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiği altı çizilerek çağrı sonlandırıldı.

    HABER MERKEZİ

  • ABF Ege sorumlusu Bozkurt: Toplumsal barışın sağlanması için cesaretli adım atılmalı – VİDEO

    ABF Ege sorumlusu Bozkurt: Toplumsal barışın sağlanması için cesaretli adım atılmalı – VİDEO

    PİRHA – Barış sürecinin Aleviler için umut olduğunu belirten ABF Ege Sorumlusu Mehmet Bozkurt, toplumsal barışa ihtiyaç olduğunu ifade ederek, kalıcı çözüm için iktidarın cesaretli adım atılması gerektiğinin altını çizdi. 

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin Alevilerin beklentilerini Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt ile konuştuk. Geçmişte sekteye uğrayan barış süreçlerini hatırlatarak konuşmasına başlayan Bozkurt, yeni barış sürecinin Alevi ve diğer tüm halkları umutlandırdığın altını çizdi.

    “BARIŞ, ALEVİLER İÇİN UMUTTUR”

    Alevilerin barışı, hoşgörüyü savunan ve birçok kimliğin bir arada yaşama felsefesini benimsediğini belirten Bozkurt, Alevilerin savaş adı altında yapılan haksız ve hukuksuzluklarla bedel ödediğini kaydetti.

    Bozkurt, “En kötü barış bile savaştan daha iyidir” diyerek barışa olan özlemi dile getirdi.

    Alevilerin sürece ilişkin beklentilerinin büyük olduğunu söyleyen Mehmet Bozkurt, barış sürecinin Aleviler için çok değerli olduğunu belirterek, “Birçok kişi bu savaştan besleniyor. Bu savaştan iktidarlarını sürdürüyorlar. Nasıl ki bizim için barış bir umutsa onlar için de savaş bir umut” dedi.

    “SAVAŞ BİTERSE KÖYE GÖÇÜN ÖNÜ AÇILACAK”

    1990’lı yıllarda yaşanan savaş politikalarının sonuçlarına da değinen Bozkurt, köylerinin boşaltıldığını, doğanın tahrip edildiğini ve ziyaret dergahlarının ise saldırılara maruz kaldığını belirtti. Bozkurt, savaşın gerekçe gösterilerek yaşam alanlarının ellerinden alındığına dikkat çekerek, “Yani orada bir potansiyel suçlu ilan edilmiş bir halk var ve bunların hiçbirini birbirinden ayırt etmeden savaşın içine koyarak bir zulüm devam ediyor” dedi.

    Bozkurt, yapılan müzakerelerin devam etmesi gerektiğini savunarak, “Savaş bitince ne olur?” sorusuna şöyle cevap veriyor;

    “Öncelikle köyden o özgün inancını terk edip şehre gelen şehrin havasından şehrin sıkışmışlığından kurtulup köyüne gitmek isteyen Aleviler olacak. Dergahlarına gidecek, çocukluğunda doğduğu ama doyamadığı yerin özlemini gidermiş olacak. Türbelerine gidecek, o inancını köylerinden yeniden yaşayacak. En azından o doğayı sahiplenir, o doğadaki arzuladığı yaşamınız sürdürecek. Yani köye göçün önü açılacak. Barış gelince özgürlüklerin önü açılacak. Her kimlik, her inanç, her düşünce kendine hayat bulacak.”

    “TOPLUMSAL BARIŞA İHTİYAÇ VAR”

    ABF Ege Sorumlusu Mehmet Bozkurt, Türkiye’de ifade, inanç ve düşünce özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmekten çekindiğini söyledi. Özgürlüğün demokrasinin temel koşulu olduğunu vurgulayan Bozkurt, “İnsanlar ne söyleyeceğini seçmek zorunda kalıyorsa gerçek anlamda özgürlükten söz edilemez” dedi.

    Demokrasinin halkın kendini yönetme biçimi olduğunu belirten Bozkurt, mevcut koşullarda düşünce özgürlüğünün, siyasal özgürlüklerin ve inanç özgürlüğünün yeterince sağlanamadığını ifade etti. Çoğulcu bir anlayışın önemine dikkat çeken Bozkurt, farklı düşünce ve inançların özgürce yaşayabildiği bir ortamın hem toplumsal barışı hem de ülkenin uluslararası itibarını güçlendireceğini söyledi.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sürece ilişkin girişimlerini değerli bulduğunu söyleyen Bozkurt, gelinen aşamada, koşulsuz bir şekilde özgürlüklerin ve toplumsal barışın önünün açılması gerektiğini, cesaretli adımların atılmasını istedi.

    Semra ACAR – İZMİR

     

     

  • Mersin’de halk barış için yürüdü, iktidara adım atma çağrısında bulundu-VİDEO

    Mersin’de halk barış için yürüdü, iktidara adım atma çağrısında bulundu-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de yürüyüş yapan yüzlerce yurttaş, iktidara barış için adım atması çağrısında bulundu.

    DEM Parti öncülüğünde düzenlenen “Barış İçin Adım At” yürüyüşlerinde binlerce kişi alanlara çıktı.

    DEM Parti Mersin İl Örgütü, Akdeniz ilçesinde yaptıkları yürüyüşle iktidara “Barış için adım at” dedi.

    Yüzlerce yurttaşın katıldığı yürüyüşe Mersin Demokratik Kurumlar Platformu, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin il örgütü de destek verdi.

    Yürüyüşte “Barış için adım at” dövizleri taşınırken, yürüyüş boyunca kitle iktidara barış için adım atma çağrısında bulundu.

    Yürüyüş sonunda konuşan DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, kadınların, gençlerin, yaşlıların, anaların barışı istediğini vurgulayarak, Öcalan’ın statüsünün ve özgür ortamda çalışmasının sağlanmasını istedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyesi Nejat Kılınç da, “Kiminle savaştıysanız onunlada barışırsınız. Sorunun muhatabı Abdullah Öcalan’dır. Bir yandan barış bir yandan belediyelere kayyım atamak barışta samimi değilsiniz demektir” dedi.

    Konuşmaların ardından eylem halaylarla son buldu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Antep’te barış paneli: Barış iktidarların inisiyatifine bırakılamaz – VİDEO

    Antep’te barış paneli: Barış iktidarların inisiyatifine bırakılamaz – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Özgür Düşünce Derneği (ÖDD) tarafından Antep’te “Barışın Toplumsallaşmasında Sorunlarımız ve Çözüm Önerilerimiz” konulu bir panel düzenlendi.

    İHD Antep Şube Başkanı Bahri Oğuz’un moderatörlüğünü yaptığı panele; TTB Eski Başkanı Şebnem Korur Fincancı, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve DEM Parti Vekili Saruhan Oluç konuşmacı olarak katıldı. Panelde barış süreçlerinin toplumsal, hukuki ve ekonomik boyutları masaya yatırıldı.

    “SAVAŞ BU KADAR KOLAYKEN BARIŞ NİYE BU KADAR ZOR?”

    Panelin açılışını yapan İHD Antep Şube Eş Başkanı Bahri Oğuz, 1 Ekim 2024’ten itibaren başlayan sürece ve toplumda yerleşik hale gelen temkinli yaklaşımın nedenlerine değindi. Barış hakkının tüm temel hakların zeminini oluşturduğunu belirten Oğuz, şu ifadeleri kullandı:

    “Barışın toplumsallaşması dediğimiz konu çok zorlu bir konu. Zaten 1 Ekim 2024’ten itibaren başlayan ve bugüne gelen süreçte, üzerinde bir türlü ilerleme kat edilemeyen temel konu da barışın toplumsallaşmasıydı. En başından beri kamuoyu araştırmalarında, insanların süreçle ilgili temkinli bir iyimserliği olduğu deniliyordu. Geçmiş deneyimler bir güvensizlik ortamı oluşturduğu için toplum hep temkinli bir noktada durdu. Halen geldiğimiz noktada da sanırım bu temkinliliği aşmış sayılamayız. Barış hakkı, özellikle bizim İnsan Hakları Derneği’nde en fazla üzerinde durduğumuz çok değerli bir konudur; çünkü diğer hakların doğrudan buradan bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.”

    Konuşmasında Bertolt Brecht’in savaş karşıtı duruşuna ve umuduna da atıfta bulunan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Barış hakkı tüm hakların temelindeyse, neden toplumun temel gündemi haline gelmiyor? Aslında biraz bunun üzerine düşünmek, sürekli bunun üzerine kafa yormak lazım: Savaş bu kadar kolayken, barış niye bu kadar zor? Ben Bertolt Brecht’i çok severim. O iki dünya savaşı görmüştür ama bence tarihteki en iyi savaş karşıtı figürlerden biridir. Buna karşı hiç umudunu yitirmemiştir. Savaşın bir tabiat kanunu olmadığını söyler. Öyleyse, yani bir tabiat kanunu değilse, doğal bir felaket değil de bir tercihse, biz barışı neden tercih edemiyoruz? 1 Ekim 2024’ten bu yana geçen süreçte; çatışmasızlık ve kısmi silahsızlanmayla bir yönüyle negatif barış sağlanmış durumda. Gelinen noktada bunu pozitif barışa nasıl evirebiliriz? Bunu biraz konuşmamız gerekiyor.”

    “ASIL TEHLİKELİ OLAN SESİNİ ÇIKARMAYANLARDIR”

    TTB Eski Başkanı Şebnem Korur Fincancı, barış hakkının yaşam hakkının da önünde gelebileceğini, çünkü savaşın doğrudan yaşam hakkını ortadan kaldırdığını ifade etti. Küresel ve ulusal ölçekte yaşanan hak ihlallerine, hapishanelerdeki duruma ve anti-demokratik uygulamalara dikkat çeken Fincancı, şunları kaydetti:

    “Şimdi gene bir durgunluk dönemi var. Haklı olarak birtakım değişimlerin gerçekleşmesini bekliyor çatışan taraflardan biri ama bu değişim gerçekleşmiyor. Hiçbir yasal düzenleme yapılmış değil. Hapishanelerin ne durumda olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. İnsanların infazları yakılarak hala hapishanede tutuluyorlar. Sağlık hakkı hiçe sayılıyor.”

    Savaşın insani bilançosuna ve zorunlu göç dalgalarına da değinen Fincancı, Antep’in bu durumu yakından deneyimlediğini vurguladı:

    “Savaş sadece öldürmüyor. İnsanları yerinden ediyor. Antep’te bunu en iyi siz hissetmiş olmalısınız. Suriye’den göç etmek zorunda kalanlar; hem savaşta göç etmek zorunda kalıyorlar hem de ırkçılığın nesnesi haline getiriliyorlar ne yazık ki yerinden edildiğinde. Geçtiğimiz yıl dünyada 1 milyar insan, yani toplam dünya nüfusunun 8’de biri zorla yerinden edilmiş durumda.”

    Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan katliamlarla yüzleşilmediğini belirten Fincancı, Primo Levi’nin sessizlik eleştirisine atıfta bulunarak toplumsal sorumluluk çağrısı yaptı:

    “Bugün 103 yıllık bir cumhuriyete sahibiz. Cumhuriyetin ilk yüzyılında da biliyorsunuz pek çok suçla karşı karşıya kaldık; Çorum katliamından Maraş katliamına, Sivas’a kadar pek çok katliam yaşandı. Bunlarla yüzleştik mi? Hayır, yüzleşmedik. Yani cumhuriyetin ilk yüzyılında zaten bir yüzleşme eksikliğimiz var. Kaldı ki onun öncesiyle de hiç yüzleşmemiştik. 1800’ler, hatta daha geriye gidelim 1500’ler… Alevi katliamlarıyla başlayan o tarihsel süreçleri dillendirmedik bile. Şimdi bu yüzleşmeler olmadan bir barış süreci ne kadar kolay olabilir? İşte bunu yeniden düşünmek gerekiyor elbette. Asıl tehlikeli olanlar canavarlar değil, sesini çıkarmayanlardır. O yüzden bizim ses çıkarmaya ihtiyacımız var.”

    “BARIŞ ANCAK TOPLUMSAL ADALETİN VE DEMOKRASİNİN YAŞATILABİLDİĞİ ZEMİNDE OLUR”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, dünyadaki ve Türkiye’deki örnekler üzerinden etnik ve mezhepsel çatışmaların her zaman emek sömürüsüyle doğrudan bağlantılı olduğunu anlattı. Kürt illerinde yaşanan güvencesizleşme ve kimliklerin yok sayılması süreçlerine değinen Koçak, şunları söyledi:

    “Sistemin içerisine girdiğinizde varlığınızı yok ediyor ya da siz ancak varlığınızı, dilinizi, tarihinizi, köklerinizi ve kültürünüzü yok sayarak içeri girebiliyorsunuz. Bunun dışında sistemin içerisinde yer alma şansınız yok. Dolayısıyla sistemin dışına itilme meselesi, aslında bir tarafıyla emek sömürüsünün çok yoğunlaştığı bir süreci beraberinde getiriyor ve insanları örgütlenmenin de dışına itiyor. İşte bu yüzden emekçiler açısından barış her zaman olmazsa olmazdır ve bunun birden fazla haklı gerekçesi vardır.”

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı öncesindeki kapsayıcı barış iradesini hatırlatan ve ana dilde eğitim hakkının barış mücadelesindeki önemine vurgu yapan Koçak, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “O dönem bu sürece daha çok ‘barış süreci’ diyorduk. Barış sürecinin ortadan kaldırılmasına, yani Dolmabahçe’deki masanın devrilmesine ve aynı zamanda Suriye genelinde yaşanan katliam süreçlerine karşı Türkiye genelinde 300 civarında sendika, meslek odası ve demokratik kitle örgütü bir araya gelerek barışta ısrar ettiklerini ifade etmek istediler. Örneğin bu taleplerden bir tanesi, bizim yıllardır sendikalarımızda mücadelesini verdiğimiz ana dilde eğitim meselesidir. Eğitim alanında buradan başlamak ve kamusal hizmetlerin ana dilinde verilmesini savunmak, kendisi zaten bir barış mücadelesidir. Biz konuya böyle bakıyoruz. Kaldı ki dilini kabul etmediğin, anlamadığın, duymadığın ve tanımadığın bir toplumla ortak yaşamı örgütleyemezsin, birlikte yaşayamazsın ve barışamazsın zaten.”

    “BARIŞ İKTİDARLARIN GERİ ADIM ATMASININ KARŞISINDAKİ ÖNEMLİ BİR SİGORTADIR”

    DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç, barış süreçlerinin kalıcı olabilmesi için toplumsallaşmanın kaçınılmaz bir rolü olduğunu belirtti. Barışın yalnızca iktidarların inisiyatifine bırakılamayacak kadar hayati bir mesele olduğunu ifade eden Oluç, tarihsel deneyimlerden yola çıkarak şunları kaydetti:

    “Toplum bu süreci sahiplenecek ki barışı bütün hücrelerinde yaşatıp geliştirebilsin ve böylece barış kalıcı hale gelsin. Yoksa bugün moda deyimiyle bir ‘negatif barış’ yaşanıyor diye ‘her şey oldu bitti artık’ demek mümkün değil. Esas mesele, pozitif barış sürecinin nasıl gelişeceği meselesidir ve orada da toplumsallaşma çok önemli bir role sahiptir. Barış dediğimiz şey, şu ya da bu partiyi kastetmeden genel olarak söylüyorum, bir ülkedeki iktidarın eline bırakılabilecek bir konu değildir. Çünkü hangi parti olursa olsun hiçbir iktidar, nihayetinde kendi varlığını sürdürmesini engelleyecek veya pozisyonunu tehlikeye atacak bir adımın atılmasını istemez. Dolayısıyla her iktidar, kendi iktidarının devamını nasıl sağlayacağı düşüncesiyle bu konuları tartışır. Eğer gelişmeler kendi iktidarını tehlikeye atıyorsa, o süreçten geri dönmenin yollarını arar ve bulur.”

    Muhalefetin barış meselesini ertelemeci bir yaklaşımla ele almasını eleştiren Oluç, mecliste kurulan komisyon raporuna ve barış için atılması gereken yasal adımlara dikkat çekti:

    “Kimse bize, ‘Hele bir iktidara gelelim de o zaman sizin meselenizi de çözeceğiz’ diye anlatmasın, anlatamaz da. Barış, günün birinde iktidar değişsin de o zaman sağlarız diyebileceğimiz, ertelenebilir bir konu değildir. Ertelenemeyecek bir konu olduğu için de bu tartışmayı kim başlatırsa başlatsın, biz de o tartışmanın içinde yer alıyoruz. Ve şunu hep söyledik: İktidar bu konuyu bir kere tartışıyorsa, muhalefet üç kere tartışmalıdır.”

    Sürecin yasal bir çerçeveye kavuşturulmasının aciliyetini komisyon raporundaki maddeler üzerinden açıklayan Oluç, yapılması gereken özel yasaya dair şu vurguları yaptı:

    “İlk defa Meclis bir komisyon kurarak bu konuyu gündemine aldı. O raporun, özellikle bundan sonra yapılması gerekenlere dair olan 6. ve 7. bölümler gibi çok önemli ortak noktaları var. Bu iki bölüm; esas itibarıyla atılması gereken yasal adımların, demokratikleşme hamlelerinin neler olduğunu, hukuk ve siyaset alanında hangi adımlarla ilerlenebileceği sorularının cevaplarının arandığı ve ortaklaşılan bölümlerdir. Bugün çok tartışılan 6. bölüm; onların ‘özel yasa’ ya da ‘çerçeve yasa’ diye tarif ettikleri, bizim ise ‘barış yasası’ demeyi tercih ettiğimiz konuya dairdir. O bölüm; kendini fesheden, silahlarını kullanmayacağını söyleyip bırakan bir örgütün mensuplarının sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alana nasıl dahil olacaklarının ve bundan sonra hayatlarını nasıl sürdüreceklerinin yasal güvencesinin konuşulduğu bölümdür.”

    Oluç, meclis çatısı altında yürütülmesi gereken bu yasal sürecin kapsayıcı ve ayrım gözetmeyen bir içerikte olması gerektiğinin altını çizerek konuşmasını tamamladı.

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • İzmir’de barış yürüyüşü: Somut adımlar atılmalı – VİDEO

    İzmir’de barış yürüyüşü: Somut adımlar atılmalı – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti İzmir İl Örgütü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması ve devletin somut adımlar atması talebiyle “Barış İçin Adım At” şiarıyla yürüyüş gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada somut adımların atılması gerektiği vurgulandı.

    DEM Parti İzmir İl Örgütü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması ve devletin somut adımlar atması talebiyle “Barış İçin Adım At” şiarıyla yürüyüş gerçekleştirdi. Cumhuriyet Meydanı’ndan Gündoğdu Meydanı’na doğru yapılan yürüyüşte, “Gavek ji bo aşitîyê/Barış için adım at” yazılı pankart taşınırken sık sık “Barışın mimarı İmralı’dadır”, “Bijî Serok Apo”, Bê Serok jiyan nabe”, “Jin, jiyan, azadî”, “Oyalamayı bırak yasaları çıkar” sloganları atıldı. Yüzlerce insanın katıldığı yürüyüşte basın açıklamasını DEM Parti İzmir İl Eşbaşkanı Fulya Erdoğan okudu.

    “SOMUT ADIMLAR ATILMADI”

    Barışın yalnızca silahların susması olmadığını söyleyen Fulya Erdoğan, “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısının üzerinden tam 15 ay geçti. Bu çağrı yalnızca Kürt halkında değil; Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve ortak yaşam umudu taşıyan tüm kesimlerde güçlü bir karşılık yarattı. Çünkü bu çağrı, yüz yılı aşkın süredir çözümsüz bırakılan Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünü, halkların eşit yaşamını ve Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alan tarihsel bir çağrıydı. Ancak aradan geçen 15 aylık süreçte toplumun beklentilerine cevap olacak somut demokratik adımlar hâlâ atılmış değildir. Meclis bünyesinde oluşturulan komisyon çeşitli toplumsal kesimlerle görüşmüş, raporlar hazırlanmıştır. Fakat raporların ötesine geçen gerçek bir demokratikleşme iradesi ortaya konmamıştır” dedi.

    “DEMOKRATİK ÇÖZÜM İÇİN CESUR ADIMLAR ATILMALI”

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit politikalarının sona erdirilmediğini ifade eden Fulya Erdoğan, “Oysa toplum hazırdır, halklar hazırdır. Kadınlar, gençler hazırdır. Barış için yıllardır bedel ödeyen milyonlar artık somut adımlar görmek istemektedir. Çünkü zaman; bekleme zamanı değil, demokratik çözüm için cesur adımlar atma zamanıdır. Bizler biliyoruz ki Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele; Türkiye’nin demokrasi meselesidir. Hukukun, adaletin, eşit yurttaşlığın ve özgür yaşamın meselesidir. Kürt meselesinin demokratik çözümü; ekonomik krizlerden toplumsal kutuplaşmaya, kadınların maruz bırakıldığı şiddetten gençlerin geleceksizliğine kadar birçok temel sorunun çözümünün de anahtarıdır. Çünkü savaş politikaları derinleştikçe yoksulluk büyümekte, emek sömürüsü artmakta, hukuksuzluk yaygınlaşmakta ve toplum nefessiz bırakılmaktadır. Barış ise halkların birlikte eşit yaşamının güvencesidir” şeklinde konuştu.

    “TÜM HALKLAR BARIŞ İSTİYOR”

    Fulya Erdoğan, şöyle devam etti: “Bugün İzmir’den yükselen ses şudur: Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler ve tüm halklar barış istiyor! Kadınlar barış istiyor! Gençler ve öğrenciler barış istiyor! İşçiler, emekçiler, işsizler ve emekliler barış istiyor! Çiftçiler, yoksullar ve geçinemeyen milyonlar barış istiyor! Anneler barış istiyor! Doğasını, yaşamını ve geleceğini savunan herkes barış istiyor! Çünkü barış ekmek kadar temel, su kadar yaşamsal bir ihtiyaçtır. Bizler; demokratik cumhuriyette, halkların eşit ve özgür ortak yaşamında ısrarcıyız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında inkârı, tecridi ve çatışmayı değil; demokratik siyaseti, toplumsal adaleti ve halkların kardeşliğini büyütmek istiyoruz” diye ifade etti.

    “SORUMLULUK ALIN”

    İktidara ve karar mekanizmalarına açık çağrıda bulunduklarını kaydeden Fulya Erdoğan, halkların artık kaybedecek bir yüzyılı daha olmadığını dile getirerek “İzmir’den, Ege’den, Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından yükselen bu sese kulak verin. Meydanlara taşan halk iradesini görün. Sorumluluk alın. Barış için adım atın. Çünkü barış şimdi, tam da bugün, aldığımız nefes kadar acil bir ihtiyaçtır. Yaşasın barış, bijî aşitî! Yaşasın demokratik toplum mücadelemiz! Yaşasın eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemiz!” diye belirtti.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • DEM Parti Dersim İl Örgütü: Sorumluluk alın, barış için adım atın-VİDEO

    DEM Parti Dersim İl Örgütü: Sorumluluk alın, barış için adım atın-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim İl Örgütü, Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü. Meydanda basın açıklamasını okuyan İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Kürt meselesinin demokratik çözümü, eşitlik, adalet ve demokrasi için bugün adım atıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü, güncel gelişmelere ve barış sürecine ilişkin kentte bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Sanat Sokağı’nda bir araya gelen partililer ve vatandaşlar, sloganlar eşliğinde Seyit Rıza Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.

    Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda toplanan kitleye hitap eden DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Türkiye halklarının tarihi bir süreçten geçtiğini belirterek, “Kıymetli halkımız ve değerli basın emekçileri; tüm Türkiye halkları, kadınlar, gençler, işçiler, emekçiler ve işsizler olarak tarihi bir süreçten geçtiğimiz böylesi bir günde barışa yürüyoruz! Barış talebimizi bir kez daha yineliyoruz!” ifadelerini kullandı.

    “ÇAĞRI BÜYÜK BİR UMUT YARATTI”

    Açıklamasında Abdullah Öcalan’ın çağrılarına ve sonrasındaki gelişmelere değinen Özcan Ateş, gelinen aşamayı şu sözlerle özetledi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının üzerinden tam 15 ay geçti. Hem bölgesel hem de küresel düzeyde büyük bir yankı uyandıran bu çağrı, yüz yılı bulan Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halklarında büyük bir umut yarattı. Sayın Öcalan’ın çağrısının ertesi günü, hareketi ateşkes ilan etti ve iki ay sonra da 12. Kongre’sini toplayarak kendisini feshetti. Akabinde 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum grubu silah yakma eylemini gerçekleştirerek 40 yılı aşkındır sürdürdüğü silahlı mücadeleye son vermeye dönük bir irade gösterdi. 26 Ekim 2025 tarihinde ise Türkiye sınırları dışına kararını uygulamaya başladıklarını tüm dünya kamuoyuna deklare etti. Böylece hiçbir çatışma çözüm süreçlerinde görülmeyen bir pratiğin sahibi oldu, Barış ve demokratik toplum çağrısına karşılık verdi.”

    “KOMİSYON RAPORU DIŞINDA SOMUT BİR ADIM ATILMADI”

    Süreç içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde kurulan komisyona ve sonrasındaki durağanlığa dikkat çeken Ateş, hükümetin pratiklerini eleştirerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu süreçte ise sadece bir siyasi partinin dahil olmadığı ortak bir akıl ve iradeyle Meclis Komisyonu kuruldu. Bu komisyon toplumsal birçok dinamiği dinledi ve bir rapor hazırladı. Ancak bu 15 aylık süreçte bu komisyon raporu dışında somut bir tek adım dahi atılmış değildir. Hasta ve siyasi tutsaklar hala cezaevinde, özgürlük yasalarına ilişkin net bir söylem dahi kurulmamakta, kayyım rejimi hala yürürlükte, baş müzakereci Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü henüz yasal bir çerçeveye kavuşturulmuş değil. Siyasi iktidar, süreci bekletmeye ve geciktirmeye dönük bir pratik sergilemekte.”

    “MİLYONLARIN BARIŞI İNŞA ETMEYE GÜCÜ DE İRADESİ DE VAR”

    Toplumsal taleplerin barış yönünde olduğunu vurgulayan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, geri adım atmayacaklarının altını çizerek şunları kaydetti:

    “Oysa milyonların talebi olan barışa en yakın olduğumuz bir eşikteyiz. Zaman beklemenin, ötelemenin değil; adım atmanın zamanıdır. Kürt meselesinin demokratik çözümü için, eşitlik adalet ve demokrasi için, kayyım rejimine son verilmesi için, hasta ve siyasi tutsakların özgürlüğü için, anadilinde eğitim hakkı için, antidemokratik, hukuksuz tüm uygulamalara dur demek için bugün adım atıyoruz. Halklar barış istiyor, kadınlar barış istiyor, gençler barış istiyor, emekçiler, işçiler, işsizler ve tüm ezilenler barış istiyor! Biz milyonların barışı ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmeye gücü de iradesi de inancı da var. Barışı istemekten, barış için mücadele etmekten ve bu zemini büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “SORUMLULUK ALIN”

    Açıklamasının son bölümünde siyasi iktidara sorumluluk alma çağrısında bulunan Ateş, demokratik siyasetin önünün açılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bizler barışta, demokratik bir cumhuriyette, eşitlik ve özgürlükte ısrarcıyız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında halkların eşit ve özgür bir arada yaşam iradesini barışla taçlandıracağız. Bunun için mücadele etmekten bir an dahi geri durmayacağız. Ancak bir yüz yıl daha kaybetmemek için siyasi iktidarın barış ve demokratik toplum sürecinin gerektirdiği somut, pratik adımlar atması Türkiye’nin bugünü ve geleceği için hayatidir. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir tarafından siyasi iktidara sesleniyoruz, meydanlara, sokaklara, caddelere taşan bu barış iradesine ses verin. Sorumluluk alın. Barış için adım atın. Çünkü barış şimdi aldığımız nefes kadar bir ihtiyaçtır. Zaman, kapsayıcı ve bütüncül yasal düzenlemelerle demokratik siyasete nefes aldırma zamanıdır. Süreç, özgür, eşit ve demokratik yaşamı inşa etme ve kazanma sürecidir. Yaşasın Barış! Yaşasın Barış Mücadelemiz, Yaşasın eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemiz!”

    Eylem, açıklamanın ardından atılan sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • CHP-DEM Parti ‘Ara Seçim’i konuştu-VİDEO

    CHP-DEM Parti ‘Ara Seçim’i konuştu-VİDEO

    PİRHA-CHP ile DEM Parti arasında ‘Ara seçim’ konuldu. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, ara seçimin yapılması için gerekli koşulların oluştuğunu belirterken, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise ara seçim konusunda parti kurullarında istişare edeceklerini söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Ekonomi Komisyonu Eş Sözcüsü Saruhan Oluç ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu ile CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökçe Gökçen, Gül Çiftçi ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan oluşan heyet Meclis’te görüştü.

    Görüşmede ara seçim ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci konuşuldu.

    “ARA SEÇİM ŞART”

    Görüşme sonrası açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, ara seçimin yapılması için gerekli koşulların oluştuğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Erken seçim talebini karşılamayan AKP’nin anayasanın 78’inci maddesini hatırlatmakta fayda var. Çünkü ara seçim bir tercih değil bir zorunluluk. Anayasa 78 diyor ki; en son seçimlerin üzerinden 30 ay geçtikten sonra bir sonraki seçime de bir yıl varsa bu dönem içerisinde bir ara seçim yapılır. Eğer mecliste boşalmalar varsa. Peki Meclis’te boşalmalar var mı? Evet var. Bizim Kırıkkale, Afyon, Adıyaman ve Kastamonu milletvekillerimiz istifa etmek suretiyle seçimlere girdiler ve belediye başkanı seçildiler. Demek ki bu dört koltukta bir boşalma var.”

    “TARTIŞACAĞIZ”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise ara seçim konusunda istişarede bulunduklarını dile getirerek, şunları aktardı:

    “Her şeyden önce Can Atalay’ın bir an önce Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak cezaevinden Meclis’ e dönmesini bekliyoruz. Diğer taraftan tabii ara seçim konusunda gerçekten önemli bir görüşme gerçekleştirdik. Anayasa 78 ortada. Biz bu konuyu bir an önce kurullarımıza ileteceğiz, kurullarımızla tartışacağız ve bu görüşmenin sonuçlarını sizlerle de bu vesileyle paylaşacağız”

    “MÜZAKERE ZEMİNİNİ YENİDEN CANLANDIRMALIYIZ”

    Temelli, gazetecilerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili sorusuna da yanıt vererek, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sürece dair de inisiyatif alması gerektiğini vurguladı:

    “Bizim yasa teklifimizi sunmamız o kadar zor bir şey değil ama bizim özellikle demokrasi, müzakere zemininin zenginleşmesi, buranın hareket etmesi önceliğimiz. Dolayısıyla bir yasa teklifini birlikte hazırlamak gibi önceliklerimiz var. Bütün partilere çağrımız bu yönde. Komisyonun zaten oluşması önemli bir müzakere zeminiydi. Bu müzakere zemini yeniden canlandırmak, hele ki bu kadar önemli bir yasanın konuşulduğu bir yerde canlandırmak çok çok önemli olacaktır diye düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Antalya’da 1 Mayıs çağrısı: Emeğin hakkı için, adalet için, barış ve demokrasi için 1 Mayıs’a!-VİDEO

    Antalya’da 1 Mayıs çağrısı: Emeğin hakkı için, adalet için, barış ve demokrasi için 1 Mayıs’a!-VİDEO

    PİRHA- 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’ne dair açıklama yapan Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, tüm halkı meydanlara çağırarak, “Bu ülkenin emekçileri, adaletli bir düzeni, barışı ve demokrasiyi kuracak güçtedir. Yeter ki tek başına kurtuluş olmadığını bilelim. Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim. Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır” dedi.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’ne dair açıklama yaptı. Açıklama Attalos Heykeli önünde yapılırken, açıklamayıTertip Komitesi adına DİSK Akdeniz Bölge Temsilcisi Vedat Küçük okudu.

    İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününde emeğin hakkı için; gelirde, vergide, ülkede adalet için; yurtta ve dünyada barış için; gerçek bir demokrasi için tüm yurttaşları 1 Mayıs meydanlarına çağıran Vedat Küçük,”Bu düzene itirazımız var! Çünkü biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz; ancak emeğimizin karşılığını alamıyoruz” dedi.

    “VERGİDE ADALET SAĞLANSIN”

    Mevcut düzende vergide adaletin olmadığını, işçilerin patronlarından fazla vergi ödediğini vurgulayan Vedat Küçük, şunları belirtti:

    “Bu düzende bizden alınan vergiler de bizim için harcanmıyor; kaynaklar halkın refahı için kullanılmıyor. Bu düzen, umudu kalmayan gençlere yurt dışına çıkmak dışında bir hayal bırakmıyor. Bu düzende yaşamın her alanında eşitsizlikle ve şiddetle karşı karşıya kalan kadınlar güvencesiz bırakılıyor. Bu düzende emeklilere saygı yok, insanca yaşam hakkı yok. Bu düzende doğa talan ediliyor, kentler rant uğruna yok ediliyor; deprem bölgelerindeki. zeytinliklerimiz, meralarımız dahi sermayeye peşkeş çekiliyor. Depremlerde on binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine yol açan rantçı politikalar olduğu gibi devam ediyor.

    Oysa bir avuç ayrıcalıklı kesimin çıkarları değil, halkın ihtiyaçları esas alındığında; gelirde ve vergide adalet sağlandığında, bu ülkenin kaynakları hepimizi insanca yaşatmaya yeter.”

    “BARIŞI BİRLİKTE İNŞA ETMEK İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler ve kadınlar yaşanan olumsuzluklara itiraz ettiği için gözaltına alındığını ve tutuklandığını ifade eden Vedat Küçük, “Bu düzende demokrasi yok; bu düzende muhalefete ve itiraza yer yok. Bizlere hak, hukuk, adalet, demokrasi vadedemeyen düzen; yıllarca bizi bölerek, parçalayarak, ayrımcılıkları körükleyerek ayakta kaldı. Barış ve demokratik toplum çağrısı çerçevesinde yürütülen sürece rağmen iktidar bırakalım adım atmayı siyasal operasyonları tüm muhalefet çevrelerini de kapsayacak şekilde daha da artırdı. Günü geldi, laikliği hedef alarak inançlar üzerinden de bizleri bölmeye çalıştı. Bu nedenle barış ve kardeşlik; en fazla biz işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin ihtiyacıdır. Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    “BİRLEŞELİM, DEĞİŞTİRELİM!”

    Kapitalist sistemin bugün dünya halklarına savaş, barbarlık, yoksulluk ve diktatörlük dayattığını dile getiren Vedat Küçük, “Bizler sadece ülkemizde değil, dünyada da barışı savunmaya; emperyalist barbarlığa karşı halkların omuz omuza mücadelesini güçlendirmeye devam edeceğiz. Tüm dünyada 1 Mayıs’lar, işçi sınıfının ve emekçi halkların barış talebinin yükseleceği alanlar olacak. Çünkü; bu ülkenin emekçileri, adaletli bir düzeni, barışı ve demokrasiyi kuracak güçtedir. Bu karanlık tabloya, ağır hak ihlallerine rağmen bu düzeni değiştirecek irade ve kararlığa, umuda sahibiz. Yeter ki tek başına kurtuluş olmadığını bilelim. Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim. Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır. Gücümüzün birliğimizden geldiğini Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında gösterelim. 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde çağrımızı omuz omuza yükseltelim: Birleşelim, Değiştirelim!” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANTALYA   

  • İHD, bir çok kentte seslendi: Kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımlar atılsın!-VİDEO

    İHD, bir çok kentte seslendi: Kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımlar atılsın!-VİDEO

    PİRHA- Bir çok kentte açıklama yapan İHD, kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımların bir an önce atılması çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair açıklama yaptı. Bir çok kentte yapılan açıklamalarda, iktidarın, PKK’nin silah bırakma kararını tahkim edecek adımları atması çağrısında bulunuldu.

    İHD DERSİM ŞUBESİ: SİLAHSIZLANMA VE BARIŞ HUKUKİ REFORMLARLA GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR

    İHD Dersim Şubesi, PKK’nin silah bırakma kararının ardından kalıcı barışın sağlanabilmesi için hukuki reformların acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı şube Eşbaşkanı Nurşat Yeşil okudu. Yeşil, sürecin yalnızca güvenlik ya da teknik bir silahsızlanma meselesi olmadığı, demokratikleşme ve toplumsal barışı inşa etme perspektifiyle ele alınması gerektiği ifade etti.

    Yeşil, 1 Ekim 2024’te başlayan ve PKK’nin kendini feshetme kararıyla somutlaşan sürecin, toplumun tüm kesimlerinde büyük bir umut yarattığını belirterek, “Fiili olarak sağlanan silahsızlanmanın, başkaca teyit ve tespit koşuluna bağlanmaksızın yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor. Hükümet, muhtemel yol kazalarına mahal vermeden PKK’nin silah bırakma kararını tahkim edecek adımları atmalı ve gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce yapmalıdır” dedi.

    İHD ANTALYA: SOMUT ADIMLAR ATILSIN

     

    İHD Antalya Şubesi de, Attalos Anıtı önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan İHD Antalya Şube Eşbaşkanı Mahir Önal dünya deneyimlerinin hukuki ve idari reformlarla desteklenmeyen müzakere süreçlerinin başarısız olabileceğini gösterdiğini hatırlattı.

    TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun üzerinden iki ay geçmesine rağmen somut adımların atılmadığını ifade eden Önal, çıkarılması gereken çerçeve yasanın çatışmanın tüm sonuçlarını bertaraf etmeyi hedeflemesi, silah bırakanların eğitim, sağlık ve istihdam ihtiyaçlarını karşılayacak destek mekanizmaları içermesi gerektiği belirtti.

    İHD İSKENDERUN: GEÇMİŞLE YÜZLEŞME, HAKİKAT VE ONARIM SÜREÇLERİ İŞLETİLMELİDİR

    İHD İskenderun Şubesi de, şube konteyneri önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şube Eş Başkanı Ayten Kılınç, sürecin, yalnızca bir güvenlik veya teknik silahsızlanma meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Türkiye’nin demokratikleşme kapasitesini güçlendirme, kalıcı iç barışı kurma iradesi ve nihayet bölgesel krizler karşısında ulusal ve bölgesel istikrar üretme becerisini de kapsayacak bir şekilde düzenlenmelidir.

    PKK’nin silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasa, daha fazla ertelenmeden en kısa zamanda çıkarılmalı ve aşağıdaki hususları içermelidir. Bu yasa:

    Yasa geniş ve kapsamlı olmalı, çatışmanın bütün sonuçlarını tamamen bertaraf etme amacı taşımalıdır. Bütünlükçü bir bakışla kaleme alınmalı, açık ve ölçülebilir bir amaç taşımalıdır. Yasa kapsamına aldığı grupları açıklıkça belirmeli ve bunu yaparken grup üyelerinden hiçbirinin dışarıda bırakılmamasına özen göstermelidir.

    Yasa metni açık, yoruma kapalı ve öngörülebilir olmalı, infaz ve dönüş süreçlerinde idari ve hukuki keyfiliği önleyecek kesinlikler ve güvenceler içermelidir.

    Silah bırakanların eğitim, sağlık, istihdam ve benzeri alanlardaki gereksinimlerini karşılamak üzere destek mekanizmaları kurmalıdır.

    Bu yasanın uygulanmasını izlemek üzere TBMM bünyesinde tıpkı TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu örneğinde olduğu gibi tüm siyasi partilerin katılımıyla bir “İzleme ve Denetleme Komisyonu” oluşturulmalıdır. Bu komisyon, belli aralıklarla hazırladığı raporları Meclis’e sunmalıdır. Bu Komisyon sivil toplum örgütlerinin katılımına açık,  somut ve süreklilik arz eden bir çalışma yöntemi geliştirmelidir.

    İHD olarak kalıcı barışın ve demokratik bir düzenin inşası için bütün siyasi mahpusları özgürlüklerine kavuşturacak bir yasal düzenlemenin yapılmasını talep ediyoruz.  Demokratik bir toplum düzeni ve güvenli bir gelecek ancak geçmişle yüzleşme, hakikat ve onarım süreçlerinin işletilmesi ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda tarafların sivillere karşı işlediği suçlar bakımından hakikat, adalet ve onarımı odağına alan koşullu sorumluluk mekanizmaları kurulmalı ve etkin bir şekilde işletilmelidir. ”

    İHD MERSİN: KALICI BİR BARIŞ İÇİN SİYASİ VE HUKUKİ ADIMLAR ATILMALI

    İHD Mersin Şubesi de, dernek binasında açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şükran Aktaş, hükümetin, Kürt Meselesinin çözümünü konjonktürel bir zorunluluktan ziyade temel hak ve özgürlükler perspektifinden stratejik bir bakış açısıyla ele alması gerektiğini ifade etti.

    Aktaş, açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından meclise sunulan nihai raporun 7. Bölümünde belirtilen tüm demokratikleşme adımları ivedilikle hayata geçirilmelidir. Bu kapsamda:

    Hukuk devletinin yeniden inşası ve hukuki güvenlik ilkesi gereğince AİHM ve AYM kararlarının gereği yerine getirilmelidir.

    Kayyım uygulamasına son verilerek kayyım atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmelidir.

    Yaşam hakkı tehdidi ve birçok ihlal ile karşı karşıya olan hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı bu konuda yasal ve idari reformlar gerçekleştirilmelidir.

    Mahpusların tahliyelerini keyfi bir şekilde engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalı, mahpusların infaz süreleri kanunla belirlenmeli, mahpusların denetimli serbestlik hakkından yararlanmalarını engelleyen ve açık cezaevine ayrılma taleplerinin reddeden keyfi ve gayri-hukuki tutumlara son verilmelidir.

    Belediye Başkanları, siyasi aktörler ve gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yönelik yargısal tacizden vazgeçilmeli, tutuksuz yargılama bütün yargısal süreçlerde esas alınmalıdır.

    KHK ile işten atılan memur ve işçiler göreve iade edilmelidir.

    Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kaldırılmalı, TCK ve ilgili mevzuatın AİHM ve AYM kararları doğrultusunda öngörülebilirlik ve kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir.

    İnsan Hakları Derneği olarak, çatışmasızlık ve silahsızlanma ile elde edilen bu tarihi fırsatın kalıcı bir barışa dönüşmesi için siyasi ve hukuki adımların mümkün olan en kısa süre içinde hayata geçirilmesi talebimizi yineliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM-ANTALYA-MERSİN-İSKENDERUN

  • İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Türkiye’deki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek!-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Türkiye’deki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek!-VİDEO

    PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümünün bütün Ortadoğu’yu etkileyeceğini vurgulayarak, füze ve bombalarla ülkelere demokrasi gelmeyeceğinin altını çizdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Orta Doğu’da süren savaşa dair sorularımızı cevapladı.

    “HÜKÜMETİN ÖNÜNDE DURAN ACİL GÖREV, MİLİTANLARININ GERİ DÖNÜŞÜ VE SİYASİ MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI MESELESİDİR”

    PİRHA: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yeni bir aşamaya geçildi. Önümüzdeki süreçte ne tür gelişmeler yaşanacak?

    İnsan Hakları Derneği olarak biz bu sürecin barış sürecinin çok aktif olarak takipçisiz, çok yakından takip ediyoruz. Bu sürecin başarıya ulaşması konusunda üzerimize düşen her türlü şeyi yapmaya gayret ediyoruz. Bu konuda kamuoyuna da zaman zaman açıklamalarda bulunuyoruz. Şimdi silahsızlanma meselesi konusunda son bir yıl içerisinde çok önemli gelişmeler yaşandı. Çatışma çözümünün aynı zamanda en çok zor, en zor ayaklarından birisiydi bu ve bu önemli ölçüde başarıldı.

    Dolayısıyla şu anda yapılması gereken silah bırakmanın bir hukuka bağlanması, bir çerçeveye bağlanmış olması. Bunun için de bir yasaya ihtiyaç var. Şu anda en güncel ihtiyaç bu. Bu yasanın içeriği konusu elbette önemli. Nasıl bir yasa çıkacak? Sonuçta eğer bir geri dönüşler ya da bir entegrasyon meselesi konuşulacaksa ya da bu bir program dahilinde yapılacaksa olması gereken ilk iş hızlıca bir çerçeve yasa çıkarıp silah bırakan örgüt mensuplarının, militanlarının Türkiye’ye dönüşünün sağlanması ve sosyal ve siyasal yaşama katılımları sağlanması lazım. İlk ve şu anda en güncel adım bu. Tabii bunun peşi sıra yasalarda yapılması gereken düzenlemeler var. Terörle Mücadele Yasası, İnfaz Yasası, Ceza Kanunu gibi bir dizi kanunda yapılması gereken değişiklikler var ama bunların zaman alacağının farkında.

    Çünkü bu çatışma çözümleri meselesi sonuçta zamana yayılan bir sürece tekabül ediyor. Yılların yarattığı birikimler, tortular var. Bunlardan bir an bir çırpıda kurtulmak mümkün değil. Dünya deneyimleri de bunu göstermiştir. O açıdan güncel olarak şu anda devletin, hükümetin önünde duran acil görev, hızlıca silah bırakan örgüt mensuplarının geri dönüşü ve hapishanelerdeki siyasi mahpusların serbest bırakılması meselesi. Buna ilişkin çok hızlıca bir düzenleme yapılabilir.

    Şu anda hem Kürt tarafının hem de hükümetin söylediği Ramazan Bayramı’ndan sonra bu meselenin gündeme geleceği ya da bir torba yasanın Meclis’e geleceği ya da komisyona geleceği yönünde. Umarım bu gerçek olur. Çünkü bu infaz yasasındaki iyileştirme hali. 4. kez gündeme gelecek. Buna acil olarak ihtiyaç var.

    Sürecin en önemli eksikliklerinden birisi, süreci denetleyecek bir üçüncü göz mekanizmasının yokluğu. Dünya deneyimleri şunu gösteriyor: Eğer bir çatışma çözümünde bir üçüncü göz mekanizması kurulmuşsa %40 oranında daha hızlı ve daha kesin sonuçlar alma becerisi geliştiriyor. Türkiye’deki bu model evet kendine özgün ve önemli ayakları var ama üçüncü göz meselesi eksik.

    “İHD OLARAK SÜRECİN RESMİ BİR PARÇASI OLMAK İSTİYORUZ”

    -İnsan Hakları Derneği olarak sürecin gelişmesinde ne tür rol üstleneceksiniz? Sİvil toplum bu sürecin neresinde olmalı?

    Cihan AYDIN: Biz iade olarak ısrarlı bir şekilde sivil toplumdan oluşan, sivil toplum aktörlerinden oluşan, çatışma çözümünde deneyimi birikimi olan kişiler ve kurumlardan oluşan bir mekanizmanın bu sürece mutlak sürete dahil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani taraflara önerilerde ve telkinlerde bulunacak, tarafların hatalı ve kusurlu davranışlarını konusunda uyaracak bir mekanizmaya ihtiyaç var.

    Gerçekten bu sürecin başarısı açısından çok önemli. Dolayısıyla İnsan Hakları Derneği ısrarlı bir şekilde bu sürecin bir parçası olmak istiyor. Resmi bir parçası. Yani sadece dışarıda önerilerde bulunan, raporlar hazırlayan bir örgütten ziyade bir resmi statü bağlamında bu sürecin bir parçası olmak istiyor. Ve bu sürecin başarısını istiyor çünkü. Derdimiz bu.

    Bizim kimseyi hani dövme ya da ya da birinin lehine diğerinin aleyhine bir pozisyon alma gibi bir derdimiz yok. Biz aksine her iki tarafa da söz söyleme becerisi olan, bu konuda cesareti olan ve birikimi donanımı olan bir örgütüz. Bu bu bu konuda cesaretimiz de var. Dolayısıyla bizim temel derdimiz bu sürecin başarıya ulaşması. Resmi olarak da işte İHD ve yanında başka örgütler de olabilir elbette. Israrımız bu yönde. Umarım önümüzdeki dönemlerde bu konuda bir alan açılmış olur.

    “ADİL VE KALICI BİR BARIŞ SURİYE’DEKİ VE İRAN’DA ETKİLEYECEK”

    -Ortadoğu’da savaş yeniden alevlendi. Türkiye’deki süreç Ortadoğu’yu nasıl etkileyecek?

    Cihan AYDIN: Türkiye’deki Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümü emin olun bütün Ortadoğu’daki halkları ve devletleri önemli ölçüde pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyorum. Eğer Türkiye kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin hakkını, hukukunu teslim ederse yani bu çözüm süreci gerçek anlamıyla bir başarıya ulaşırsa buradan bir sonuç alınıp, adil ve kalıcı bir barışla nihayete ererse emin olun bu Suriye’deki ve İran’daki durumu da çok etkileyecek.

    Şu anki yaşadığımız coğrafyada kaos, savaş ve çatışma var. Suriye’de ve İran’da yaşananları biliyoruz. O açıdan Türkiye’nin buradaki izleyeceği politika, Kürt meselesindeki barışçıl ve adil çözüm Ortadoğu’daki barışa ciddi bir katkı sunacak. Bu savaşları veya bu halklar arasındaki çatışmaları sona erdirme bakımdan önemli bir işlev görecek diye düşünüyorum.

    “AMERİKA YA DA İSRAİL FÜZELERİYLE İRAN’A DEMOKRASİ GELMEYECEK”

    -ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasının ardından savaş daha da derinleşecek. Barış seçeneği ve halkların buradaki tutumu ne olmalı?

    Cihan AYDIN:  Tabii ki halklar kendi öz güçlerine bakmalı. Yani bu yakın zamanda Rojava’daki deneyim bize bunu gösterdi. Yani emperyalizm ya da işte dışsal müdahaleler bugüne kadar dünyanın hiçbir yerine demokrasi götürmemiş. Bunun bir tek örneği yoktur.

    İşte Afganistan’da olanları lütfen herkes bir gözünün önüne getirsin. On yıllarca süren bir savaş, ağır insan hakları ihlalleri, büyük bir kıyım ve acılar yaşandı ama sonuçta demokrasi adına bir geriye gidişten bahsediyoruz. İlerleme değil. Bakın, mevcut durum bile kurulamadı. Daha geriye gitti. Dolayısıyla Amerika ya da İsrail bombaları ve füzeleriyle İran’a demokrasi gelmeyeceği kanaatindeyiz.

    Zaten bu savaşta en çok zarar gören siviller, halklar, kadınlar, çocuklar, dezavantajlı gruplar. Bunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Her yerde bu böyle oldu. Suriye’de de böyle oldu. İran’da da böyle oldu ve olacak. Daha ağır tablolarla karşılaşma konusunda endişelerimiz var. Sivil insanların bu işten zarar görmesi konusunda endişelerimiz var.

    Dolayısıyla halklar gerçekten kendi öz güçleriyle, örgütlülük yapılarıyla bu hem bu savaşa karşı çıkmak ama iyi bir gelecek, demokratik bir gelecek kurma konusunda birlikte, yan yana durarak böyle bir imkânın olacağı üzerine yoğunlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Diğer türlü uzun süren savaşlar, kıyımlara ve katliamlara yol açma potansiyeli olan bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıyayız. O açıdan herkesin bir ötekinin hakkına hukukuna saygı duyan bir yerden meseleye bakıp bir gelecek tasavvuru üzerinde bir araya gelmesi dışında başka seçenek olduğunu düşünmüyorum.

    “BİRLİKTE YAŞAM MÜMKÜN”

    -Suriye’de SDG ve HTŞ arasında bir anlaşma imzalandı. Sahada gelen bilgilere göre ağırda olsa ilerlediğini görüyoruz. Suriye’deki gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?

    Cihan AYDIN: Suriye’de birlikte yaşam ilkesi güç kazanmadıkça korkarım ki bu savaşın ya da bu çatışmanın tekrar başlama ya da kendisini tekrarlama gibi bir risk riski var.

    Onun için son tahlilde demokrasi birlikte yaşam ve birbirini tolere etme becerisidir. Yani Suriye’de bu demokratik kültür yani halkların ve inançların bir arada yaşama, birbirine tahammül etme becerisi zamanla üstün gelir ve Suriye’de gerçekten halkların kendi kaderini tayin hakkı ortaya çıkar. Biz bunu en başta bunu söyledik.

    Suriye’deki kalıcı çözüm aslında Suriye’deki halkların ve inançların kendi kaderlerini tayin etme hakkıyla olacaktır. Bunu söylerken bağımsız devlet algısı ortaya çıkıyor. Hayır. Başka seçeneklerde pekala mümkün. Biz Suriye için en uygun modelin bu olduğuna inanıyoruz. Aksi durumda da bu çatışmanın kendisini tekrar etme riski taşıdığını da maalesef düşünüyoruz.

    Diren KESER/MERSİN

  • DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Rapor güvenlikçi kodlardan kurtulamadı!-VİDEO

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Rapor güvenlikçi kodlardan kurtulamadı!-VİDEO

    PİRHA – DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik entegrasyon sürecinin başladığını açıkladı. Ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanmanın sürdüğüne dikkat çekerek, barış ve demokratik adımların toplumun tüm kesimlerine yansıması gerektiğini vurguladı.

    “NEGATİF BARIŞ DÖNEMİNDEN POZİTİF BARIŞ DÖNEMİNE GEÇTİK”

    Sayın Uçar, demokratik entegrasyon sürecine girildiği açıklandı. Bu açıklama ne anlama geliyor?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi Sayın Öcalan, heyetle yapmış olduğu son görüşmede toplantıyı ikinci aşama ve demokratik entegrasyon toplantısına giriş olarak ifade etti. Dolayısıyla devletten henüz böyle bir tanımlama olmadığı için tek taraflı bir tanımlama söz konusu. Hatta kendisi “negatif barış döneminden pozitif barış dönemine geçtik” diye önemli bir tabir de kullanıyor.

    Demokratik entegrasyon meselesi hem geçiş yasalarını zorunlu kılıyor hem de çok daha önemli bir şeyi gerekli kılıyor, o da kabul. Kabulden kastımız şu: Bu ülkede yaşayan birçok farklı kimlik ve inanç, farklı toplumsal kesimler var. Bunların kabulü çok çok kıymetli. Demokratik entegrasyon meselesi, sanki devlet mevcudiyetini koruyacak,bu kadar antidemokratik yapının, adaletin ve hukukun çiğnendiği sistem korunacak ve bu haliyle diğer kesimler, başta da Kürtler olmak üzere, bu yapıya entegre olacak gibi anlaşılıyor. Öyle değil. Tam tersine, asimilasyonun ve inkârın karşısında duran herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği bir sistemi ifade ediyor. Biz entegrasyon meselesini bir yere entegre olmaktan çok, karşılıklı kabul ve birbirini tamamlayan yeni bir şey oluşturmak olarak tarif ediyoruz. Bu da 100 yıllık devlet aklında demokrasiye ve adalete dönük bir değişimi ve dönüşümü, hem zihni hem pratik açıdan zorunlu kılıyor.

    “KÜRT SORUNU RAPORDA KENDİ İSMİYLE BİLE TANIMLANMAMIŞ”

    Meclis komisyonunun raporu beklentileri karşılıyor mu? Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi elbette ki Kürt sorununun çözümü başlığında Meclis’te bir komisyonun kurulması çok kıymetli. Komisyonun yapmış olduğu dinlemeler ve almış olduğu sorumluluk önemli ama komisyonun bütün çalışmaları sonucunda açığa çıkan rapora baktığımızda çok ciddi bir yetersizlik olduğunu söylemek lazım.

    Şimdi Kürt sorunu raporda kendi ismiyle bile tanımlanmamış. Yine bir güvenlik zemininde ve güvenlikçi politikalar ışığında bir değerlendirme var. Ama her birimiz biliyoruz ki bu ülkede yaşayan herkesin tanıklık ettiği Kürt sorununu çözümsüz bırakan esas şeylerden biri, güvenlik zemini dışında bir tartışmanın olmamasıydı. Dolayısıyla komisyon raporu hem Kürt halkının taleplerini karşılamadı hem de bizim açımızdan devletin bugün ihtiyaç duyduğu demokratik çerçeve anlamında ihtiyacı karşılayan bir yerde değil. Ama bir başlangıç olarak almak durumundayız.

    Dem Partiden şerhler var maddeler ile ilgili olarak ama ona rağmen bu sürecin ilerlemesi yönünde daha sorumlu davranmak açısından açığa çıkan böyle demokratikleşme zeminini güçlendiren başlıklara dönük bir itici güç olma ve onun takibini yapmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Rapor maddelerinde başlıklar var ama meseleyi sadece PKK’nin silah bırakması üzerinden ve tırnak içinde söylüyorum, “terörün bitmesi” üzerinden tanımlamak, bu ülkenin ya da demokratik kamuoyunun beklemiş olduğu çözümü çözüme açılan bir kapı olarak görünmüyor.

    Elbette ki Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısında en başta vurgu yaptığı şeylerden biri, demokratik siyasetin hayat bulması ve bundan sonraki mücadele hattının da demokratik siyaset üzerinden yürütülmesi. O zaman silah bırakan PKK’lilerin Türkiye’de yaşama katılım biçimlerinin nasıl olacağı konusunda en büyük sorumluluklardan biri de devlette. Bir müstakil yasa tartışması var. Önemli. Ama bu müstakil yasanın gerçekten kendi cümleleri olan işte onur ve gurur meselesini de kapsayan bir şekilde yapılmasının kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Umut hakkı tabiri kullanılmıyor ama umut hakkı önemli aşamalardan biri. Diğer birisi, terörle mücadele kanununda ciddi bir değişikliğe ihtiyaç var. Yine Türk Ceza Kanunu’nda değişikliklere ihtiyaç var bir anlamda. Hasta tutsakların çok hızlı bir şekilde bırakılması gerekiyor.

    “SAVAŞIN ORTADAN KALKMIŞ OLMASI AYNI ZAMANDA ŞİDDET POLİTİKALARININ ORTADAN KALKMASI GEREKLİDİR”

    Barış ve demokratik entegrasyon söylemi var ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanma sürüyor. Bu süreç kadınların hayatında gerçekten neyi değiştirecek?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi ülkede savaş en önemli başlıklardan birisiydi ve barış gerçekleşirse savaş berhava olmuş olacak. Bu bir anlamda şiddet politikalarının azalması demek. Kürt’ün varlığı savaşa gerekçe yapıldı ve savaşı meşru kıldı. Savaşın varlığı yoksulluğu gerekli kıldı ve bu da yoksulluğu meşrulaştıran bir durum oldu.

    Şimdi her ikisinin ortadan kalkmış olması başta kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerde ciddi anlamda hak ettiği yaşamı yaşamasına vesile olacak ama kadınlar açısından şöyle bir başlık var. Biz olası barış ve demokratik çözüm sürecinde kadınları sadece izleyen değil tam tersine aktif rolde olmasını önemsiyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi ile birlikte belli başlı mekanizmalar kuruldu.

    Kadın cinayetleri bağlamında şiddet çok meşrulaştırılmış durumda. Hem hukuk sisteminde, hem adalet sisteminde. Özellikle Muğla’da katledilen Pınar Gültekin. Pınar’ı katleden kişi yakalandığında mahkemeye verdiği ifade ibretliktir. Kendisinin Ak Tütün baskınında yer aldığını, o baskından sonra yaşamış olduğu psikolojik sorunlardan kaynaklı olarak bu cinayeti işlediğini söylemişti. Bakın savaş, erkek ve kadın cinayetleri.

    Savaşın ortadan kalkmış olması aynı zamanda şiddet politikalarının ortadan kalkmasını gerekli kılar. Bu da kadınların mücadelesinin açmış olduğu özgürlük alanını genişletmiş olur. Savaşın beslediği iki şey daha var. Birisi milliyetçilik, diğeri de onun kardeş ideolojisi olan cinsiyetçilik. Barışın ve demokratik adımların atıldığı her yerde insanlar milliyetçiliğe sarılmaktan da, cinsiyetçiliğe sarılmaktan da vazgeçecekler. Dolayısıyla esas olan şey kadınları barışın kurucu mekanizmasında yerlerini verdirtmek, orada birlikte emek harcamak ve oluşacak olan barışın demokrasinin de kadının eliyle ve emeğiyle gerçekleşmesini sağlamak.

    Nuray ATMACA / DERSİM