Etiket: barışın yolunu açmak

  • “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansının sonuç bildirgesi açıklandı

    “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansının sonuç bildirgesi açıklandı

    PİRHA- Barış İçin Toplumsal Girişim, “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansının sonuç bildirgesini açıklayarak acil atılması gereken adımları sıralayarak, “Kürt sorununun demokratik çözümü için gerekli yasal çerçevenin meclis tarafından oluşturulması ve silahsızlanma sürecinin izlenmesi için kurulması önerilen “Barış ve Demokratik Çözüm komisyonu” siyasi partilerin eşit temsili, cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bakış açısına sahip, nitelikli çoğunlukla karar alma ve sivil toplum katılımı gibi ilkeler gözetilerek bir an önce hayata geçirilmeli” denildi.

    Barış İçin Toplumsal Girişim, İstanbul Eyüpsultan ilçesinde düzenlenen “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansın sonuç bildirgesi açıklandı. Konferansın sonuç bildirgesinde, şunlara yer verildi:

    “Konferansımızın barış ve demokrasi umudunu yükseltmek için toplandığı bugün bölgemiz ateş altında. İsrail ve ABD’nin emperyalist çıkarları için yeniden şekillendirilmek istenen bu kadim topraklar topyekün savaş tehdidi altında. Gazze’deki katliam ve işgalle başlayan süreç, İran’a yönelik müdahaleyle yeni bir ivme kazandı ve Konferansımızdan 12 saat Önce ABD İran’a saldırdı. Bu koşullarda savaşın derhal durması, Nükleer silahsızlanmanın İsrail dahil olmak üzere bütün bölge ülkelerinde sağlanması, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail yöneticileri ve savaş suçlusu Netanyahu hakkındaki kararları bir an önce uygulanması öncelik taşıyor. Maden ve enerji kaynakları için, enerji koridorları için bölgenin sınırsızca egemenlik altına alınması için başlatılan savaş, bölgemize yıkımdan, acıdan, ölümden başka bir şey getirmeyecek. Bunu yaparken de halkların arasındaki çatışmalar, hoşnutsuzluklur, yoksullaşma ve kadınların özgürlük sorunu küresel güçlerin elinde kullanışlı bir araca dönüşüyor. İşte bu yakın tehdit karşısında ülkemizde barışı, eşitliği sağlamak, barışı evrensel demokrasi ve hukuk standartlarıyla güvenceye almak artık yalnız zorunluluk değil aynı zamanda büyük bir aciliyet de taşıyor. Bu çerçevede ifade etmek isteriz ki, Kürt sorunun ülkemizde çözülmesinin İran dahil bölgemizin de demokratikleşmesine olumlu katkıları olacaktır. Bu barış politikası, etnik, köken, din, mezhep, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, inanç ayrımına bakmadan bölgedeki bütün halkların, Kürtlerin, soykırım tehditiyle karşı karşıya gelmiş Alevilerin, kadınların güvenlik eşitlik ve özgürlük içinde yaşamasını gözeten, diyalog ve müzakereyi esas alan bir dış politikanın da parçası olmak zorunda.”

    ‘BARIŞIN ÖZNESİ OLMA’ VURGUSU

    PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile PKK’nin kendini feshetmesinin barış yolunda atılmış çok önemli bir adım olduğu ifade edilen bildirgede, “Ama sıra çoktan bu değerli açıklamanın yaşama geçirilmesi için yapılacak idari ve hukuki düzenlemelere gelmedi mi? Somut adımları görmek için daha ne kadar beklemek gerekiyor? Kuşku yok ki, barış sürecinin başarıya ulaşması demokratikleşme yönünde atılacak adımlara bağlı. Bu nedenle öncelikle iktidarın hegemonyacı, otoriter siyaset anlayışını terk etmesine ihtiyaç var. Kürt sorunu ancak demokrasi çerçevesinde ve insan hakları temelinde çözülebilir. Kürtlerin hakları ancak her bireyin temel hak ve özgürlüklerinin hukuk devletiyle güvence altına alınmasıyla korunabilir. Katılımcı bir demokrasi ancak yerel yönetimleri boğan katı merkeziyetçiliğin gevşetilmesiyle sağlanabilir. Eşit yurttaşlık ancak Kürtlere, Alevilere, Çerkezlere, bütün kimliklere saygı gösteren çoğulcu bir demokrasiyle gerçekleşebilir. Tarihi bir fırsatın insanca, onurlu, eşitlik, özgürlük, barış ve refah içinde yaşama fırsatının tam eşiğinde duruyoruz. İşte bu tarihi eşikte Konferansımız barış ve demokrasiden, hayattan yana tüm toplum kesimlerine, ülkenin geleceğini ilgilendiren gelişmelerin olduğu bu dinamik sürece bütün imkânlarıyla müdahil olma, barışın öznesi olma, barış ve demokrasi talebini yükseltme çağrısı yapıyor” denildi.

    ‘ACİL’ ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

    Bildirgede, barış ve demokratikleşmeyle ilgili olarak atılması gereken acil adımlar ise şöyle sıralandı:

    “-Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru ile ilgili kararlarına uygun hareket edilmeli; İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmeli, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanununun ve yasal mevzuat AİHM ve AYM kararları doğrultusunda gözden geçirilerek antidemokratik maddeler ayıklanmalı

    -Yine AİHM kararlarının defalarca ortaya koymuş olduğu üzere, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hukuka aykırı uygulanışıyla ilişkili tüm kanunsuz emirlere, bu emirlerin pratik sonucu olan tüm gözaltı ve tutuklama işlemlerine son verilmeli.

    -AİHM kararları uygulanmadığı için hukuka aykırı bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam edilen Kobane ve Gezi davaları dahil olmak üzere tüm siyasi hükümlü ve tutukluların serbest bırakılmalı.

    -Belediyelere yönelik operasyonlar derhal son bulmalı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer başkan ve bürokratlar serbest bırakılmalı.

    -Hangi davadan yargılandıklarına ve hükümlü olduklarına bakılmaksızın bütün hasta ve yaşlı mahkûmlar özgürlüğe kavuşmalı.

    -Sınır ötesi operasyonlara son verilmeli.

    -Müzakerelerin kolaylaşması ve toplumun yeterince bilgi sahibi olabilmesi için, hem iktidar hem Kürt kesimi tarafından muhatap olarak kabul edilen PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çalışma ve toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcileriyle iletişim kurma koşulları AİHM kararları da gözetilerek yeniden düzenlenmeli.

    -OHAL döneminde çıkarılan 674 sayılı KHK ile getirilen ve yürütme organına seçilmiş belediye yöneticileri yerine kayyum atama yetkisi veren düzenlemeyi yasalaştıran 6758 sayılı yasanın 34. maddesi yürürlükten kaldırılmalı, yerel yönetimlerin idari ve mali yetkileri merkezle yetki paylaşımı yapılarak genişletilmeli, kamu yönetimi adem-i merkeziyet esasına göre yeniden yapılandırılmalı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekinceler kaldırılmalı ve katılım hakkını düzenleyen ek protokole taraf olunmalıdır.

    -Kürt sorununun demokratik çözümü için gerekli yasal çerçevenin meclis tarafından oluşturulması ve silahsızlanma sürecinin izlenmesi için kurulması önerilen “Barış ve Demokratik Çözüm komisyonu” siyasi partilerin eşit temsili, cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bakış açısına sahip, nitelikli çoğunlukla karar alma ve sivil toplum katılımı gibi ilkeler gözetilerek bir an önce hayata geçirilmeli.

    -Siyasi liderler, kanaat önderleri ve özellikle medya mensupları başta olmak üzere kırıcı, buyurgan ve çatışmacı dili artık terk etmeliyiz. Savaşın çatışmanın kavganın diliyle barış olmaz.”

  • ‘İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir’-VİDEO

    ‘İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir’-VİDEO

    PİRHA- “Barışın Yolunu Açmak” konferansının 3. oturumunda konuşan Kamu Hukuku Profesörü Sevtap Yokuş, “İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir. İnfaz kanunu Ekim’de yeniden gelecek, umarım ciddi değişiklikler olur. Af ile ilgili bir çalışmaya da ihtiyaç var. Meclisin bu işlerle ilgili iyi mesai yapması gerekir. Muhalefet birşey yapmaz, uzaktan bakarsa biz yine demokrasiye özlem duyarız” diye belirtti.

    Barış İçin Toplumsal Girişim, İstanbul Eyüpsultan ilçesinde “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansı üçüncü 3. oturum ile devam etti. Konferansın üçüncü oturumunda, “Barışı Kazanmak İçin Hangi Acil Adımlar Atılmalı, Hukuki Düzenlemeler Yapılmalı?” başlığında sunumlar yapıldı. 3. oturumun moderatörlüğünü Profesör Dr. Fatma Gök gerçekleştirdi.

    Oturumda Profesör Dr. Levent Köker, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Profesör Dr. Sevtap Yokuş konuşmacı olarak yer aldı.

    “SÜRECİ ZORLAMAK ZORUNDAYIZ

    Prof Dr. Levent Köker, “hangi hukuki ve idari düzenlemeler yapılmalı?” başlıklarını değerlendirdi. Köker, “Demokrasiden uzak bir noktaya düşüldüyse eğer yasal düzenlemeleri beklemeden, yargı yoluyla birtakım işler yapılabilir. Örneğin AİHM kararları derhal uygulanabilir. Hapiste tutulan isimşerin hemen serbest bırakılması gerekir. Bu yapıldığı takdirde hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç duymadan yasaya uymuş olursunuz” diye belirtti.

    Levent Köker, devletin ne zaman hangi adımları atacağının bilinmediğini söyleyerek “Kürt meselesinin en önemli taleplerinden biri ana dilinde eğitimdir. Muhalefet de ‘herkes ana dilini öğrensin’ diyor. Sorun bu değil. Sorun, ana dilinde eğitimin önünü açmaktır. Temel sorun, Türkiye Cumhuriyetinin Türk milliyetçiliği üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor. Bu süreci zorlamak zorundayız” dedi.

    “ÖCALAN’IN HALEN ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI YOK”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise demokratik toplumu inşa etmek için yol haritasının belli olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Beştaş, şunları söyledi:

    “Şu anda Türkiye’de hukuka dayalı bir işleyiş yok. Hiç kimsenin hukuk güvenliği yok. İmralı’da uzun yıllardır bir tecrit var. Sayın Öcalan’ın muhataplığı kabul edildi ancak halen özgür çalışma koşulları yok.

    İkincisi TBMM’de komisyon kurulması lazım. Orada gerçekten yapıcı, genelin görüşünü yansıtan bir komisyondan bahsediyoruz.

    Diğer yandan, geldiğimiz aşamada bir hukuk enkazı var. Artık ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ demekten vazgeçsinler. Öncelikle Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmelere aykırı davranılmamalı. AİHM kararlarının uygulanması gerekiyor. Kobani Kumpas Davasındaki tutukluların derhal serbest bırakılması gerekiyor. Kürdü, Aleviyi, LGBTİ haklarını kapsayan bir anayasaya ihtiyaç var.

    Acılar, ihlaller arasına hiyerarşi koymamak gerekir. İkili hukuk sistemiyle de uğraşmak lazım. Hırsızı, katli cezaevinden çıkarıyorsunuz ama düşüncesinden ötürü insanlar cezaevinde. Peki yargı nasıl bu hale geldi? Bu yargı, emirden kurtarılması lazım. Bugün Onur Yürüyüşü yasaklandı. Neden?”

    “ÖNCE YOL TEMİZLİĞİ”

    Kamu Hukuku Profesörü Sevtap Yokuş da süreci “dışarıdan gelen tazzik ile ilerleyen bir süreç” diye tarif etti. Yokuş, “Herşeye rağmen bir alan açıldı” diyerek şu sunumu yaptı:

    “Bu süreç diğerlerinden farklı çünkü artık iktidar, ‘terör var’ diyemeyecek. Madem Kürt meselesinde bir yol açıldı, iyi değerlendirilmeli.

    Mesela başörtüsü meselesinde bir yasal düzenleme yapıldı mı? Hayır. İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir. İnfaz kanunu Ekim’de yeniden gelecek, umarım ciddi değişiklikler olur. Af ile ilgili bir çalışmaya da ihtiyaç var. Meclisin bu işlerle ilgili iyi mesai yapması gerekir. Muhalefet birşey yapmaz, uzaktan bakarsa biz yine demokrasiye özlem duyarız.”

    Konferans sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Barış konferansı: Meclis komisyonu Temmuz ayı ortasında çalışmalarına başlayabilir-VİDEO

    Barış konferansı: Meclis komisyonu Temmuz ayı ortasında çalışmalarına başlayabilir-VİDEO

    PİRHA- “Barışın Yolunu Açmak” konferansının ikinci oturumunda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel, sürece yönelik oluşturulması planlanan Meclis komisyonunun Temmuz ayı ortasında çalışmalarına başlayabileceği bilgisini vererek, “Bu sürecin esas hedeflerinden biri mücadeleyi bırakmak değil, yöntemini değiştirmektir. Kürt siyasi hareketinin derdi, barış içerisinde demokrasiyi inşa etmenin çabasıdır” dedi.

    Video eklenecek..

    Barış İçin Toplumsal Girişim, Kürt sorununun demokratik çözümü çerçevesinde ortak politika ve mücadele araçlarını tartışmak amacıyla Eyüp Sultan Kültür Merkezi’nde “Barışın Yolunu Açmak” konulu konferans devam ediyor.

    Çok sayıda siyasetçi, aydın ve sanatçı katıldığı konferansın ikinci oturumunda, “Sürecin barış ve demokrasiye evrilebilmesi için hangi ortak politikalar üretilmeli?” başlığı ele alındı.

    Konferansın bu bölümdeki moderatörlüğünü İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Tunç Soyer yürüttü.

    ŞEFFAFLIK VURGUSU!

    CHP PM Üyesi Emine Uçak Erdoğan, konuşmasında barış ve demokrasi süreçlerinin birlikte yürütülmesi gerektiğini belirtti. Uçak Erdoğan, toplum tarafından sürece karşı durulmadığını söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Barış adına bu zamana dek söylenmemiş bir cümle kalmadı diye düşünüyorum. Toplumun büyük kesimi bu süreci destekliyor ama daha sıkı sarılmak için bu salondakilerin dahi zihninde tam oturmamış bir hal var. Vatandaşa ‘bilmeniz gereken zamanda getirip önünüze koyarız’ dememek gerekir. Bu nedenle şeffaflık konusu önemli. Toplumun büyük kesimi de kurumlara, partilere güvenemiyor. Kürt meselesinde yerel demokrasiyi konuşabilmemiz lazım ancak iktidar, bütün yerel hakları tırpanlıyor.”

    “SÜREÇ 2015’TEKİ GİBİ KOLAY TEKMELENEMEYECEK”

    Yazar Erdoğan Aydın, konuşmasına mevcut sürecin, önceki girişimlerden farklı olduğunu belirterek başladı. “Hak gasplarının sürdüğü bir süreçteyiz” diyen Aydın, şunları söyledi:

    “Kürt illerindeki kayyım politikasının heryere yayıldığına şahit oluyoruz. Ciddi bir problem alanıyla karşı karşıyayız ama çözmek zorundayız. Bu sefer sürecin başlama nedeni iktidarın kendi iç meselesi değil, bölgedeki dengelerin değişmesi sebebiyledir. Bu süreç 2015’teki gibi kolay tekmelenemeyecektir. Her şeyden önce Kürt hareketi Rojava’da devletleşmiş, hak teslimine doğru bir konjektür söz konusu. İktidar, Kürtlerin artık nefes alabileceği bir yerde duruyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt sorununu çözümüyle mümkündür. Ancak CHP’yi destekleyen TV kanallarının hala Özgür Özel ve İmamoğlu’nu geriye çektiği gerçeği var.

    CHP tabanı ve medyasında Kürt sorununa karşı bir değişim görme hakkına sahip olduğumuzı düşünüyorum. Gerçek anlamda siyasi bir affın da çıkarılacağını düşünüyorum. Kucaklayıcı bir dil ve kapsayıcılığa bağlı bu süreç. Özellikle Kürt hareketinin laik, sosyalist niteliği de göz önüne alınırsa kısa zamanda sürecin pozitif bir hale dönüşebileceğini söyleyebilirim.”

    “BARIŞ OLSA DA OLMASA DA KADINLAR MÜCADELE EDECEKTİR”

    Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nden Feride Eralp ise kadınlar açısından süreci değerlendirdi. Kadınların kazanımlarına dönük saldırıları da demokratikleşme başlığı altında değerlendirmek gerektiğini söyleyen Eralp, “Bu senenin ‘Aile yılı’ seçilmesi tesadüf değil. Kadınların eşit yaşamak istemesi aileyi yıkıyormuş! Kadınlar olarak barış olsa da olmasa da mücadele devam edecektir. Kadınlar sürece dair üç temel başlangıç sundu. Bir; siyaset suç olmaktan çıksın. İki; hasta mahpuslar serbest bırakılsın. Kayyım politikaları geri çekilsin” diye belirtti.

    “SÜRECİN ESAS HEDEFİ, MÜCADELE YÖNTEMİNİ DEĞİŞTİRMEK”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel de sürecin referansları üzerinde durdu. Kürt siyasi hareketinin, Ortadoğu’da gündem belirleyen bir pozisyona geldiğini söyleyen Temel, şunları dile getirdi:

    “Sürecin genel karekteri, iktidarın isteği ile değil, zorunluluk sebebiyle girildi. Sayın Öcalan’ın ilk girişimi Meclis başkanı, CHP ve MHP başkanlarına oldu. Meseleyi sadece iktidar endeksli görmedi Öcalan. Kürtlerin büyük kısmı ‘bu süreçte devlet ne verecek?’ noktasında. Bu sürecin esas hedeflerinden biri mücadeleyi bırakmak değil, yöntemini değiştirmektir. Kürt siyasi hareketinin derdi, barış içerisinde demokrasiyi inşa etmenin çabasıdır.

    “MECLİS KOMİSYONU TEMMUZ AYI ORTASINDA ÇALIŞMALARINA BAŞLAYABİLİR”

    Ne yapılırsa süreç doğru yürür? Birincisi, görüşmelerin bir kısmının gizli yapılması kadar doğal bir durum yoktur. Toplumu ilgilendiren kısımda ise Meclisin devreye girip rol alması gerekir. Örneğin şiddetin devreden çıkması tamamen yasal düzenlemelere dayanır. Bu da söz konusu komisyonun çalışması anlamına gelir.

    CHP’ye yönelik yapılanları da görüyoruz. Silahların devreden çıktığı bir dönemde milyonların yürümesi kadar normal olan bir şey yoktur. İktidarın, süreci araçsallaştırmasının önünde olacak sadece Kürt hareketi ve Öcalan değildir.”

    Tayyip Temel, konuşmasının sonunda, sürece yönelik oluşturulması planlanan Meclis komisyonunun Temmuz ortasında çalışmalarına başlayabileceğini söyledi.

    Konferansın üçüncü oturumunda ise “Barışı kazanmak için hangi acil adımlar atılmalı? Yapılması gereken hukuki ve idari düzenlemeler nelerdir?” başlıkları değerlendirildi. Konferansın son bölümünü Prof. Fatma Gök yürüttü.

    “SÜRECİ ZORLAMAK ZORUNDAYIZ”

    Prof Dr. Levent Köker, “hangi hukuki ve idari düzenlemeler yapılmalı?” başlıklarını değerlendirdi. Köker, “Demokrasiden uzak bir noktaya düşüldüyse eğer yasal düzenlemeleri beklemeden, yargı yoluyla birtakım işler yapılabilir. Örneğin AİHM kararları derhal uygulanabilir. Hapiste tutulan isimşerin hemen serbest bırakılması gerekir. Bu yapıldığı takdirde hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç duymadan yasaya uymuş olursunuz” diye belirtti.

    Levent Köker, devletin ne zaman hangi adımları atacağının bilinmediğini söyleyerek “Kürt meselesinin en önemli taleplerinden biri ana dilinde eğitimdir. Muhalefet de ‘herkes ana dilini öğrensin’ diyor. Sorun bu değil. Sorun, ana dilinde eğitimin önünü açmaktır. Temel sorun, Türkiye Cumhuriyetinin Türk milliyetçiliği üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor. Bu süreci zorlamak zorundayız” dedi.

    “ÖCALAN’IN HALEN ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI YOK”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise demokratik toplumu inşa etmek için yol haritasının belli olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Beştaş, şunları söyledi:

    “Şu anda Türkiye’de hukuka dayalı bir işleyiş yok. Hiç kimsenin hukuk güvenliği yok. İmralı’da uzun yıllardır bir tecrit var. Sayın Öcalan’ın muhataplığı kabul edildi ancak halen özgür çalışma koşulları yok.
    İkincisi TBMM’de komisyon kurulması lazım. Orada gerçekten yapıcı, genelin görüşünü yansıtan bir komisyondan bahsediyoruz.
    Diğer yandan, geldiğimiz aşamada bir hukuk enkazı var. Artık ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ demekten vazgeçsinler. Öncelikle Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmelere aykırı davranılmamalı. AİHM kararlarının uygulanması gerekiyor. Kobani Kumpas Davasındaki tutukluların derhal serbest bırakılması gerekiyor. Kürdü, Aleviyi, LGBTİ haklarını kapsayan bir anayasaya ihtiyaç var.
    Acılar, ihlaller arasına hiyerarşi koymamak gerekir. İkili hukuk sistemiyle de uğraşmak lazım. Hırsızı, katli cezaevinden çıkarıyorsunuz ama düşüncesinden ötürü insanlar cezaevinde. Peki yargı nasıl bu hale geldi? Bu yargı, emirden kurtarılması lazım. Bugün Onur Yürüyüşü yasakandı. Neden?”

    “ÖNCE YOL TEMİZLİĞİ”

    Kamu Hukuku Profesörü Sevtap Yokuş da süreci “dışarıdan gelen tazzik ile ilerleyen bir süreç” diye tarif etti. Yokuş, “Herşeye rağmen bir alan açıldı” diyerek şu sunumu yaptı:

    “Bu süreç diğerlerinden farklı çünkü artık iktidar, ‘terör var’ diyemeyecek. Madem Kürt meselesinde bir yol açıldı, iyi değerlendirilmeli.
    Mesela başörtüsü meselesinde bir yasal düzenleme yapıldı mı? Hayır. İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir. İnfaz kanunu Ekim’de yeniden gelecek, umarım ciddi değişiklikler olur. Af ile ilgili bir çalışmaya da ihtiyaç var. Meclisin bu işlerle ilgili iyi mesai yapması gerekir.muhalefet birşey yapmaz, uzaktan bakarsa biz yine demokrasiye özlem duyarız.”

    Konferans, konuşmaların ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • GÜNCELLENDİ-Barış Konferansı İstanbul’da toplandı: Çoğulcu bir demokrasiyle bu sorun çözülebilir!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-Barış Konferansı İstanbul’da toplandı: Çoğulcu bir demokrasiyle bu sorun çözülebilir!-VİDEO

    PİRHA- Barış İçin Toplumsal Girişim tarafından yapılan konferansta “Türkiye’nin geleceği için mevcut süreci nasıl anlamalı?” başlığı tartışmaya açıldı.

     

    27 Şubat’ta PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı ardından PKK’nin silah bıraktığını ve kendini feshettiğini bildiren açıklamasıyla yeni bir sürece geçildi. “Barış yolunda atılmış önemli bir adım” olarak yorumlanan bu karar ardından yapılması gereken idari ve hukuki düzenlemeler gündeme geldi.
    Demokratikleşme yönünde atılacak adımlara dikkat çekmek adına İstanbul’da “Barışın Yolunu Açmak” başlıklı konferans düzenledi.
    Konferansın amacına dair yapılan açıklamada ise “barış sürecini, demokrasi hareketiyle birleştirmek ve bu çerçevede Kürt sorununun adil, demokratik çözümünü ele almak” ifadelerine yer verildi.
    Üç oturum halinde gerçekleşen konferansın birinci bölüm moderatörlüğünü siyasetçi Fatma Bostan Ünsal yürüttü.

    “ÇOĞULCU BİR DEMOKRASİYLE SORUN ÇÖZÜLÜR”

    Programın açılış konuşmasını CHP 24. Dönem Milletvekili Rıza Türmen yaptı. “Kürt sorununda çözümün neresindeyiz?” başlığını değerlendiren Türmen, şu konuşmayı yaptı:

    “Türkiye bir ayrım noktasında. Ayrıca bir tehdit ortamındayız. Hukuk tamamen rafa kaldırılmış durumda, onun için hukuka aykırılıkları tartışmak anlamsız. Bunlarla birlikte Öcalan’ın mektebu, örgütün silah bırakması umut verici bir durum. Bir tarafta demokrasi süresi var, öbür tarafta şiddete başvurarak bir baskı rejimi var. İki çelişkili sürecin bir anlamı var. AK Parti, azınlık iktidarı oldu. Söyleyecek sözü kalmadı ve bu nedenle baskı oluşturuyor. Diğer yandan Kürt oylarına göz kırpıyor, DEM Parti ile CHP arasındaki ilişkiye de engel oluyor.

    Kürt sorununu demokratikleşmeyle çözmek gerek. En önemli faktör ise barışın topsumlaşmasıdır. Barış, taleplerin siyaset alanında karşılık bulmasıdır. Bun için de toplumun özne olması lazım. Barışı sadece silahların bırakılması gibi bir dar alana bırakmamalıyız. Aksi halde bir süre sonra yeniden şiddet doğar. Kürt sorununa çözüm bulmak zorundayız. Silahların susması ve Mecliste bir komisyon kurulması çok önemli. Soruna eşit yurttaşlık açısından bakılmadığı sürece başarısızlıkla sonuçlanır. Kürt sorunu aslında Kürtlerden ibaret bir sorun değildir. Çok kimlikli bir toplumsal yaşamın kurulmasıyla ancak bu sorun çözülebilir. Çoğulcu bir demokrasiyle bu sorun çözülebilir. Devlet ike Kürtler arasında olan bir sorun değil yani. Bunun için ortak bir çözüm dili bulmalıyız. Mecliste bir komisyon kurulması, artık Kürt sorununa güvenlikçi bir pencereden bakılmadığı anlamını çıkarır. Bu süreçte mutlaka sivil toplumun da yer alması gerekir.”

    İMAMOĞLU: HEPİMİZ ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMALIYIZ

    Konferansın devamında Silivri Cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun gönderdiği mesaj okundu. İmamoğlu mesajında “birlik ve beraberliğin elzem olduğu vurgusunu” yaparken “Çözmemiz gereken meselelerin en önemlisi, Kürt meselesidir. Türkiye’de barış ancak silahların susması, güçlü bir demokrqtik siyaset ile toplumun her kesiminin konuşması, taleplerini dile getirmesi ile mümkün olacaktır. Çoğulcu, katılımcı, şeffaf, eşitlikçi, özgürlükçü ve adaletli bir demokrasiyi hep birlikte inşa etmek için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız” diye belirtti.

    Konferansta CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan’ın da mesajları okundu.

    “BARIŞIN TAM KENDİSİ OLACAĞIZ”

    Kafkas Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ayça Atçı da Çerkez toplumunun yaşadıklarına da dikkat çekerek şu konuşmayı yaptı:

    “Dilimizi yitirdik. Bugün anadilim olmayan bir dille konuşuyorum. Bütün ömrüm, acaba sesim anadilimde nasıl çıkardı diye düşünmekle geçti. Bir de anavatanımızda doğsaydım ben kim olurdum… Ben artık mecbur olmadığım bir dil ile yaşamak istemiyorum. UNESCO’ya göre Türkiye’de 18 dil tehlike altında. Bu ülkenin dört yanında derin acılar var. Herkes için barış olsun istedik. Oysa bize hiç kimse ‘ne yaşadınız?’ Diye sormadı. Bu ülkede barış istiyorsak her halkın acılqrını konuşabileceği alanlar kurmalıyız. Çerkezler, Kürtler, Ermeniler, Romanlar; herkesin yitirdiği çok şey oldu. Bizler hafızası, yası olan halklarız. Barış, ancak herkesin sesi duyulmaya başlandığında başlar. Çerkezin unutulması da hepimizin sorumluluğudur. Hepimiz biliyoruz ki acının da bu topraklarda hiyerarşisi var. İnanın, barışın tam kendisi olacağız.”

    “SÜREÇ HENÜZ BELİRSİZ”

    Konferansın konuşmacıları arasında 22. Dönem TBMM Başkanı Bülent Arınç da vardı. Arınç, “Ortada hukuk yok” diyerek şunları söyledi:

    “Barış denilen kelimeyi bazıları ideolojik olarak görüyor. Herkesin dostça, kendi kimliklerini ifade edebilen bir süreç olmalı barış. Türkiye çok enteresan oldu ve istikrarı kaybetti. Yarın ne olacak bilinmiyor. Önümüzü göremiyor, perpektif yapamıyoruz.
    Biz Bahçeli’yi farklı biliyoruz ama Bahçeli, ‘Öcalan gelsin Mecliste konuşsun’ demişti. Nasıl gelecek? DEM Parti ise bunu cesur bir adım olarak gördü. Bu sorunun bitmesi için herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekir. Hayırlı işler yapılmaya başlanınca bir süre sonra herkesten destek görülür.
    Bizim cenahın mottosu ise ‘Terörsüz Türkiye’ oldu. Terörü ortaya çıkaran sebeplerle mücadele etmek gerekir. Peki bu kurulması planlanan Meclis komisyonu hakkında detay biliyor muyuz?”

    “DEMOKRASİ VE BARIŞI AYNI ANDA İSTİYORUZ”

    Siyasetçi Gültan Kışanak ise “Sorunları çözmek konusunda mahir değiliz” diyerek çocuklarını yittiren annelerin de barış konusundaki ısrarlarını aktardı. “Umutsuzluğa kapılmamak gerekir” diyen Kışanak, şöyle devam etti:

    “Bahçeli’nin çağrısı evet şok etkisi yarattı. Ama bir taraftan da bu memlekette bir basın açıklaması yapmak bile sorun oluyor. Umutları büyüterek sonuç alabilecek çözümler üretmeliyiz. Söz, bir ufuk açar ama pratik adımlar yol aldırır. Daha çok konuşmamız ama somut adımlar da gerekiyor. Sayın Öcalan’ın çağrısı, PKK’nin feshi somut adımlardı. Meseleyi sadece silah bırakmakta gören anlayışla çözüm zor olacaktır. Biz, bir araya gelip konuşalım. Bekleyerek ve talep ederek olmaz, onun için bizim yol açmamız gerek. ‘Önce demokrasi olsun sonra Kürt sorunu çözülsün’ gibi bir öncelik sunuluyor. İkisi aynı anda yapılamaz mı? Barış süreci, değişim ve dönüşüm sürecidir. Onun için bütün aktörler, öncelikle Kürt sorunu konusunda kendisini değiştirmesi gerekiyor. Mesela CHP şu an mitingler yapıyor. Peki o mitinglerin bir kısmı da neden barış konusu olmuyor? Öncelikle kendimizi dönüştürüp, aktif bir yurttaş olarak kendimize sorumluluk yüklemeliyiz. Tarihsel olarak bazı momentler kolay kolay denk gelmiyor. Büyük bir küresel çatışmanın girdabına girmek yüksek. İçinde bulunduğumuz konjöktürün nedenlerini görmeliyiz. Biz bu sorumluluktan kaçınmamalıyız.”

    CHP eski genel başkanı ve diplomat olan Hikmet Çetin de konuşmacılar arasındaydı. Çetin, Bahçeli’nin kendisini arayıp “Sana da büyük görevler düşüyor” dediğini aktararak şöyle devam etti:
    “Öcalan da tüm konuşmasında demokrasi vurgusu yapıyor. Önce demokrasiyi inşa edip parlamentonun bu işe el atması gerekir.

    “İNKAR ÜZERİNDEN GİDEN ANLAYIŞA KARŞI BİRLİKTE SES OLMALIYIZ”

    Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan ise tekçi politikaların bırakılması gerektiği vurgusunu yaptı. Aslan, şu ifadeleri kullandı:

    “Biz bu topraklarda çok dilli ve çok inançlı bir toplumuz. ‘Bu ülkenin yüzde 99’u Müslümandır’ sözünü önce terk etmeliyiz. Laik bir ülke adına atılacak her adıma bizler de hazırız. Bu topraklarda artık acılar yaşanmamalı, herkes kendi diliyle, kendi inancıyla yaşamalı. Demorasiyi içselleştirmeye, laikliği hayata geçirmeye ihtiyaç var. Hukuğun ayaklar altına alındığı bir süreçte barışı ne iktidardan bekleyebiliriz ne de barışı onşarın ki gibi değersiz göremeyiz. Birlikte demokrasi mücadelesi vermeye ihtiyaç var.
    Numan Kurtulmuş örneğin bir açıklama yaptı ve sonrasında ‘yanlış anlaşıldım’ dedi.

    Birilerinin toplumların sinir uçlarına dokunma gibi hevesleri var. Önce birbirimizi tanıyıp, anlayacağız. Halen Alevilerin kutsal mekanları işgal altında. Yetmiyormuş gibi inanç kimliğimizi götürüp Kültür ve Turizm Bakanlığına bağladılar. İnkar üzerinden giden anlayışa karşı birlikte ses olmalıyız. Bu süreç sadece DEM Parti ile olamayacağını bilip, ‘Aleviler, bizim din kardeşimiz’ demekle olmaz. Her yapının o masada temsil edilmesi gerekir. Bizim için en kutsal varlıklardan biri insandır. Mücadelenin neferi olma düsturunu büyüklerimizden aldık. Barış çok kıymetlidir ve bu topraklarda acı yaratanlara bırakılmamalıdır.”

    Konferans, verilen aranın ardından devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL