Etiket: basın açıklması

  • ‘Eğitim bileşenlerinin yaşamı ve sağlığı tehlikeye atılamaz’-VİDEO

    ‘Eğitim bileşenlerinin yaşamı ve sağlığı tehlikeye atılamaz’-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Ankara Şubeleri, düzenlediği basın açıklamasında yüz yüze eğitimin ertelenmesini, aşının yaygınlaştırılmasını ve gerekli tüm tedbirlerin alınmasını istediklerini dile getirdi.

    Eğitim Sen Ankara Şubeleri, Eğitim-Sen 5 No’lu Üniversiteler şubesi önünde bir araya gelerek, ‘Aşı nerede? Ölmek istemiyoruz’ dedi.

    ‘Eğitime bütçe istiyoruz’, ‘Parasız sağlık, parasız eğitim’ sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Cemal Doğan okudu.

    “AKP VE MEB GEREKEN TEDBİRLERİ ALMIYOR”

    Salgının ülkemizde yayılmasının üzerinden geçen bir yılı aşkın süreye rağmen hükümetin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) alınması gereken tedbirler konusunda eğitim emekçilerinin ve eğitim bileşenlerinin talep ve önerilerine kulaklarını tıkadığını ifade eden Doğan, “15 Şubat’ta köy okullarında, 2 Mart’ta diğer bütün bölgelerde başlayan yüz yüze eğitimin çok riskli bir sürece dönüşmesine yol açtı” dedi.

    “OKULLARIMIZDAKİ VAKA ARTIŞLARI NE MEB’İN NE DE İKTİDARIN UMURUNDADIR”

    Eğitim-Sen olarak eğitimin kamusal bir hizmet olduğunu ve eğitime yeterli bütçe ayrılması gerektiğini her fırsatta dile getirdiklerini vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:

    “İktidar, yeterli bütçe ayırmadığı gibi on binlerce öğretmene ihtiyaç olduğu halde atama yapmamıştır. Eğitim emekçileri neredeyse açlık sınırının altında maaşlarla çalıştırılmaktadır. Diğer yanda MEB için günlüğü 2 bin 160 liradan koruma araçları yeniden kiralanmaktadır. Demokratik hak arama ve basın açıklaması yapmanın önüne her tür engel çıkarılırken “lebalep kongreler”in yapıldığı ve her kongreden sonra o ilde vakaların patladığı bir dönemde, okullarımızdaki vaka artışları ne MEB’in ne de iktidarın umurundadır.”

    “EĞİTİM-ÖĞRETİM ORTAMLARININ SAĞLIKLI VE GÜVENLİ OLMASI GEREKMEKTEDİR”

    ‘MEB her şeyin yolunda olduğu algısı yaratıyor’ diyen Doğan, “Salgının giderek yükseldiği koşullarda eğitim emekçilerinin desteklenmesi gerekirken, halen aşı planlamasında 2. aşamanın 7. sırasında gösterilmeleri ve bir türlü öne alınmamaları, hem eğitim emekçileri hem de tüm eğitim bileşenleri açısından çok ciddi riskler barındırmaktadır. Sendikamızın MEB’e yaptığı çağrılar, Sağlık Bakanlığı’na yaptığı başvurular dikkate alınmamıştır” ifadelerine yer verdi.

    “BU RİSKLİ DURUM DAHA FAZLA SÜRDÜRÜLEMEZ”

    MEB’in ısrarla okullardaki vaka sayılarını gizlediğini ve herhangi bir açıklama yapmadığına dikkat çeken Doğan, “Önü alınamaz bir şekilde vakalar ve hasta sayıları tüm Türkiye’de hızla yükselirken eğitim alanında hiçbir tedbir alınmaması, yüz yüze eğitimin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Yapılan çağrılara rağmen başta aşı olmak üzere önlemler noktasında bir hazırlık gözükmemektedir. Eğitim bileşenlerinin yaşamı ve sağlığı tehlikeye atılamaz ve bu riskli durum daha fazla sürdürülemez” açıklamasında bulundu.

    Yapılan açıklamada son olarak hükümete ve MEB’e seslenen Doğan, yaşanan sürece ilişkin talep ve önerilerini şu şekilde sıraladı:

    “-Eğitim emekçilerinin iki doz aşılanması süreci hızla tamamlanmalıdır.

    -Eğitime ek bütçe oluşturulmalı, sağlıklı ve güvenli bir eğitim için ihtiyaç duyulan kadro atamaları yapılmalıdır.

    -Seyreltilmiş sınıf uygulamasını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmamalıdır.

    -Maske ve hijyen malzemeleri konusunda sürekli ek takviyelerin yapılacağı bir düzenleme mutlaka planlanmalıdır.

    -Kalabalık okullarda, öğretmenler odası sayısının artırılması konusunda çalışma yürütülmelidir.

    -Kalabalık okullarda öğrenci ve öğretmen tuvalet sayılarının artırılması için çalışma yapılmalıdır.

    -Okullarda bir sağlık görevlisi gereklidir, bu ihtiyaca dönük çalışma yürütülmelidir.

    -Alınan önlemlerin kapsamı genişledikçe okullarımız kademeli olarak açılmalı, yaşamın tüm alanları kademeli bir şekilde normalleşme kapsamına alınmalıdır.”

    Eğitim-Sen üyeleri basın açıklamasının ardından 1 dakikalık saygı duruşu ve oturma eylemi yaparak eylemi sonlandırdı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İzmir Tabip Odası: Dr. Şeyhmus Gökalp serbest bırakılmalıdır- VİDEO

    İzmir Tabip Odası: Dr. Şeyhmus Gökalp serbest bırakılmalıdır- VİDEO

    PİRHA-İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çam, pandemi koşullarında bulaş riskine rağmen gözaltı ve tutuklamaların yaşanmasının kabul edilemez olduğunu ifade ederek, Dr. Şeyhmus Gökalp’in serbest bırakılmasını istedi.

    İzmir Tabip Odası  (İTO), 23 Kasım’da tutuklanan Türk Tabipler Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp’in serbest bırakılmasını talep ederek açıklama yaptı.

    Açıklamaya İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Çam, İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Nuri Sağyüksel, TTB üyesi Dr. Yıldıray Orhan ve yönetim kurulu üyesi Hakan Köse katıldı.

    İzmir Tabip Odası’nda düzenlenen toplantıda konuşan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çam, pandemi koşullarında bulaş riskine rağmen gözaltı ve tutuklamaların yaşanmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

    “SOMUT DELİLLER OLMADAN TUTUKLANMIŞTIR”

    Dr. Şeyhmus Gökalp’ın tutuklamasını gerektirecek hiçbir suçu, suç unsuru içeren somut bir eylemi olmamasına rağmen tutuklanmasının kabul edilemeyeceğini belirten Çam, “ Gözaltı gerekçesi hayatlarında hiç tanışmadıkları, hiç karşılaşmadıkları bir itirafçının ifadelerine dayandırılmıştır.  Bu kişi 26 Mart 2019’da   Dr. Şeyhmus Gökalp hakkında  asılsız suçlamalar içeren ifadede bulunmuştur. O tarihten sonra geçen  iki buçuk yıl boyunca Dr. Şeyhmus Gökalp ifadeye dahi çağırılmamıştır. Daha önce de benzerlerini sıkça gördüğümüz ve tutuklamasını gerektirecek hiçbir suçu, suç unsuru içeren somut bir eylemi olmamasına, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bu tür beyanların kanıt değeri taşımadığına ilişkin kararları bulunmasına karşın, hukuk dışı bir şekilde soyut iftiralar kanıt sayılarak serbest bırakılması talebi reddedilmiştir. Bu tarihten beri  özgürlüğünden mahrum bırakılan Dr. Şeyhmus Gökalp, otuzaltı gündür  Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ÇAĞRILAR GÖRMEZDEN GELİNEREK TUTUKLUĞA DEVAM EDİLİYOR”

    Dünya Tabipler Birliği (WMA) ve Avrupa Hekimler Daimi Komitesi’nin (CPME), ülkedeki yöneticilere hitaben kaygılarını içeren ve Dr. Şeyhmus Gökalp’ın serbest bırakılmasını talep eden mektuplar  gönderdiğinin altını çizen Çam, bu çağrıların görmezlikten gelinerek hukuksuz tutukluluğa devam edildiğini belirtti.

    Çam, şöyle devam etti:

    “Covid-19 pandemisiyle  ilgili çok sıcak bir gündem varken, yeniden ve farklı bir gündem oluşturulmaya çalışılması ilgi çekicidir. Bu sürecin ülkemizdeki sağlık sistemi ve özellikle pandemi dönemindeki kamu yönetiminin yetersizliğini , yanlışlarını , eksiklerini ve başarısızlığını görünür hale getirmiş olan , hakikati ve şeffaflığı savunarak , yurttaşlarımızın gerçekleri görmesine gayret gösteren TTB ‘nin yıpratılmasına yönelik, önceden planlanmış bir süreç olduğu kanaatini taşımaktayız. Tüm bu saldırılara karşın  geçmişte olduğu gibi bugün de geri adım atmadan, halkın sağlık hakkını savunmaya ve gerçekleri dile getirmeye devam edeceğiz.”

    “GÖKALP SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    Son dönemde tutuklu yargılamaların cezai bir yaptırıma dönüştüğünü ve süreklilik arz ettiğini sözlerine ekleyen Çam, adil yargılama talebinin dikkate alınmasını gerektiğine vurguda bulundu.

    Çam, Gökalp’in serbest bırakılması çağrısında bulunarak, “Ülkemizde hüküm süren antidemokratik, haksız, hukuksuz uygulamaların bir örneği, meslek örgütümüzün en saygın kurullarından birinin değerli bir üyesi üzerinden uygulamaya geçirilmektedir TTB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Dr. Şeyhmuz Gökalp’in asılsız suçlamalara maruz bırakıldığına ve masum olduğuna inanmaktayız. Evrensel hukuk normlarına göre adil ve tutuksuz olarak yargılanması ön şarttır . Adil bir yargılama süreci gerçekleşmesi halinde suçsuz olduğu görülecektir. Adil yargılanma taleplerimiz dikkate alınmalı, Dr. Şeyhmus Gökalp serbest bırakılmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR     

         

                                                                            

  • PSAKD İstanbul Şubeleri Kadıköy’den seslendi: Tunçdemir ve Yıldırım onurumuzdur

    PSAKD İstanbul Şubeleri Kadıköy’den seslendi: Tunçdemir ve Yıldırım onurumuzdur

    PİRHA-Tutuklu PSAKD yöneticileri Zeynep Yıldırım ile Songül Tunçdemir için basın açıklaması düzenleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri, “Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım nezdinde zindanlardaki tüm kadın tutsaklarımızın onurlu direnişini selamlıyoruz ve diyoruz ki mücadeleniz, mücadelemizdir” dedi.

    PSAKD İstanbul Şubeleri tutuklu olan Eski PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir, PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım, tutuklu yöneticileri ve üyeleri için Kadıköy Süreyya Operası önünde basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasında “Acıyla yoğrulan sabırla bilenen kadınlar bir gün acıları ile güzelleştirecek yaşamı, Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım yalnız değildir” yazılı pankart açıldı.

    PSAKD İstanbul Şubeleri adına basın açıklamasını Pendik Şube Yöneticisi Nebahat Ağbayır yaptı.

    Dünden bugüne yaşam alanlarına dair hiçbir şeyin değişmediğini belirten Ağbayır, “Özellikle sömürünün, baskıların, zulümlerin, kadınlara yönelik şiddetin, eşitsizliğin ve de kadın cinayetlerinin daha da arttığı dönemlerden geçiyoruz. Bunun dünyadaki örnekleri de ülkemizden pek farklı değil, özellikle de AKP iktidarı döneminde kadına yönelik cinsiyetçi, çağ dışı uygulamalar kadın cinayetlerinin, baskının, zulmün, eşitsizliğin dozu her geçen gün daha da artmaktadır” dedi.

    “KADINLAR KENDİ KİMLİĞİNE YABANCILAŞIYOR”

    Kadınların kendi kimliğine her geçen gün daha da yabancılaştığını kaydeden Ağbayır, “Tam da bu sebeple bugün kadın emekçilerinin sömürüye, baskıya, zulme, haksızlığa ve eşitsizliğe karşı tüm dünyada ve ülkemizde mücadele ve dayanışma günüdür. Bugün özgür birey olma ve de geleceği hep birlikte inşa etme ve mücadele günüdür. Bu düzenin hep böyle sürmemesi ve yürümemesi için hep birlikte adım atacağız. Gelecek güzel günleri birlikte inşa edeceğimiz gündür bugün” şeklinde konuştu.

    “İKTİDARIN ANLAYIŞI ÜLKEYİ KADINLARA CEHENNEME ÇEVİRDİ”

    Ağbayır, “Hepimizin de çok iyi bildiği gibi iktidarın gerici, cinsiyetçi, çağ dışı bir iktidar anlayışı bugün ülkemizi kadınlar için bir cehenneme çevirmiştir. Ülkemizde her yıl yüzlerce kadın katlediliyor, binlerce kadın tacize ve tecavüze maruz kalıyor. Egemen sistem ise iktidarıyla, yargısıyla, medyasıyla kadınlara dönük şiddeti teşvik eden kadın düşmanlığını toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın tamamına yayıyorlar. Yargı katilleri ve tecavüzcüleri ya aklamaya çalışıyor, aklayamadığı koşullarda ise çeşitli bahanelerle önemli ceza indirimlerine gidiyor, iktidar yetkilileri sürekli olarak kadınları aşağılayan nefret söylemlerinde bulunuyorlar. Yandaş medya ise kadın cinayetleri ile kadınlara dönük cinsel saldırıları aşağılık bir tavırla, içini boşaltıp magazinleştirerek haber yapıyor” dedi.

    “YAŞAMI YARATAN KADINLAR YAŞAMIN HER ALANINDA DIŞLANIYOR”

    Yaşamı yaratan kadınların yaşamın her alanından dışlandığını ifade eden Ağbayır, şöyle devam etti:

    “Gerici ve cinsiyetçi iktidar kadınlara kaç çocuk doğurmaları gerektiğinden tutun nasıl gülmeleri gerektiğine kadar akla gelebilecek her konuda dayatmalarda bulunuyor. İsteniyor ki; kadınlar eve kapansınlar, eğer çalışma zorunlulukları varsa da toplumsal yaşamda görünmez olsunlar. İsteniyor ki; kadınlar egemenlere ucuz iş gücü olması için çocuk yapsınlar ve çocuk yetiştirsinler. İsteniyor ki; kadınlar cinsiyetçiliğe dayalı, ilkel arkaik ve çağ dışı karanlık bir zihniyetten beslenen gerici ve ataerkil bir sömürü düzenine itaat etsinler.

    Ama kadınlar itaat etmiyorlar. Kadınlar yaşamın her alanında özgürlükleri için savaşıyorlar. Kadınlar her türlü zulme karşı örgütleniyorlar. Kadınlar hiç kimsenin kendilerine ne yapmaları, nasıl davranmaları gerektiğini söyleyemeyeceğini haykırıyorlar. Kadınlar ailenin korunması ve yüceltilmesi bahaneleriyle kendilerine biçilen geleneksel toplumsal rolleri kabul etmiyorlar. Kadınlar erkek baskısına ve şiddetine boyun eğmiyorlar. “

    “SONGÜL TUNÇDEMİR VE ZEYNEP YILDIRIM ONURUMUZDUR”

    Egemenlere boyun eğmeyen ve itaat etmeyen, onların kendilerine biçtikleri kalıpları reddeden kadınların egemenler tarafından sürekli hedef alındığını dile getiren Ağbayır, “Bu baskıların en son örneğini Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüzün iki kadın emekçisi ve yöneticisi özelinde yaşadık. Sarıyer Şube başkanımız Zeynep Yıldırım ile önceki dönemlerde örgütümüzde Malatya ve Kartal Şube başkanlıkları ile GYK üyeliği görevlerinde bulunmuş olan Songül Tunçdemir canlarımız tamamen haksız, hukuksuz ve keyfi bir uygulamayla, asılsız ve temelsiz suçlamalarla tutuklandılar. Erkek şiddetine karşı kadınlan koru(ya)mayan devlet, söz konusu Alevi-ilerici-muhalif kadınlar olunca deyim yerindeyse aslan kesildi. Kerbela katliamından sonra bin bir eziyetle götürüldüğü Şam’da Yezidin yüzüne karşı yaptığı zulümleri cesurca haykıran Zeynep Ana’nın direngenliğini ve boyun eğmez duruşunu günümüze taşıyan Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım onurumuzdur” dedi.

    “TÜM TUTSAK KADINLARIN ONURLU DİRENİŞİNİ SELAMLIYORUZ”

    Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım’a dönük zulme son verilerek derhal serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Ağbayır, “Bugün burada bulunma sebebimiz Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım nezdinde zindanlardaki tüm kadın tutsaklarımızın onurlu direnişini selamlıyoruz ve diyoruz ki mücadeleniz, mücadelemizdir. Ve yine diyoruz ki Roboski annelerinin Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, mücadelemizdir. Dini, dili, ırkı fark etmez tüm kadınların mücadelesi, mücadelemizdir. Ve dünyanın bütün kadınlarının uğradığı zulme, haksızlığa, baskıya, zorbalığa karşı mücadeleye çağırıyoruz. Gelecek için söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var şiarıyla selam olsun zulme karşı direnenlere” diyerek sözlerini şöyle tamamladı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu ile ETHA’dan kadın grevine destek-VİDEO

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu ile ETHA’dan kadın grevine destek-VİDEO

    PİRHA – Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu ve ETHA bugün “Kadın durursa hayat durur” başlığıyla yaptıkları açıklamada kadınların yarın yapacakları eyleme destek vereceklerini açıkladı. 

    Dünyada yarın (8 Mart) 50’den fazla ülkede kadınlar, “Kadın durursa hayat durur” diyerek 8 Mart kadın grevi yapacak. Erkek egemen iktidarlara karşı evde, işte, sokakta, okulda kadının yaşam hakkına ve emeğine sahip çıkacak. Kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze ve kadın emeğinin yok sayılmasına “Dur” diyecek.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu ile ETHA bugün yaptığı basın açıklamasıyla yarınki eyleme destek vereceklerini açıkladı.

    Basın metnini Mezopotamya Kadın Gazeteciler Üyesi Kesire Önel okudu.

    Önel, açıklamada yarın yapılacak olan eylemde tüm kadın basın çalışanlarını kadın grevine ses vermeye çağırdı.

    “TÜM ERKEK EGEMEN SİSTEME İNAT KADINLAR ‘BİZ DE VARIZ’ DİYOR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Kadın düşmanı politikalar ile cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren, erkek yargı aracılığı ile taciz, tecavüz ve kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran, kadının ev içi emeğini yok sayan ve cinsiyetçi medya aracılığı ile kadın düşmanlığını her gün yeniden örgütleyen erkek egemen sisteme inat tüm dünyada kadınlar ‘Biz de varız’ diyor.

    Kadınlar işe gitmeyerek, ev işi yapmayarak, iş yerine geç giderek, sosyal medyadan destek açıklamaları yaparak, tüketmeyerek kadın grevine ses verecek. Kadın grevi ile yaşamın yarısı olan kadınların emeğinin de görünür olmasını sağlayacak.

    “KADIN GAZETECİLER MOBİNGE VE TACİZE MARUZ KALIYOR”

    Türkiye’de ise kadınlar, çocuk istismarını affedecek yasa tasarısı, politik kadınların tutuklama ve gözaltı saldırıları ile sindirilmeye çalışılması gibi politikalarla karşı karşıya. Medyanın erkek tekelinde oluşu, kadın düşmanlığını artırıyor, kadın gazeteciler alanda mobinge ve tacize maruz kalıyor, basının yayın kuruluşlarının eril dili ve haber anlayışı ile kadınlar ancak 3. sayfa haberlerinde yer buluyor.

    Bizler bir taraftan görünmek istemeyen emeğimize sahip çıkarken, diğer taraftan da muhalif basını sindirme politikalarının hedefi oluyoruz. Batman’da çocuk istismarını haber yapan Gazete Şujin muhabirlerinin tehdit edilmesi, Êzidî kadınların yaşadığı insanlık dışı muameleyi gündeme taşıyan Zehra Doğan’ın tutuklanması ve son olarak Ankara’da polisin tacizine uğrayan Merve Demirel’in yaşadıklarını kamuoyuna duyuran Derya Okatan’ın gözaltına alınması tesadüf değildir. Kadın gazeteciler ve kadından yana haber anlayışını ortaya koyanlar, erkek egemen iktidarın tekerine çomak sokuyor.

    “KADINI SUÇLU GÖSTEREN ANLAYIŞA KARŞI ÇIKIYORUZ”

    Emekçilerden, kadınlardan saklanan gerçekleri kamuoyuna duyurmayı sorumluluk kabul eden onlarca arkadaşımız tutuklu. Bizler medyanın erkek egemenliğine, kadını suçlu gösteren veya magazinsel haberlere konu edinen bu anlayışa karşı çıkıyoruz. Eylem alanlarında erkek muhabirler tarafından tacize uğramanın, taciz ve tecavüzü aklamaya çalışan habercilik dilinin, kadın cinayetlerini 3. sayfalarda kısacık bir haber olarak yer almasının basın özgürlüğü olmadığını çok iyi biliyoruz.

    Bu nedenle yarın dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yapılacak olan 8 Mart kadın grevini destekliyoruz. Biliyoruz ki “Kadın durursa dünya durur” diyor ve tüm kadın basın çalışanlarını kadın grevine ses vermeye çağırıyoruz.

    PİRHA\İSTANBUL

  • Adıyaman ve Malatya’da kadınlardan şiddete karşı basın açıklaması-VİDEO

    Adıyaman ve Malatya’da kadınlardan şiddete karşı basın açıklaması-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Adıyaman İl Kadın Platformu  ve Malatya Demokratik Kadın Platformu basın açıklaması yaptı. Açıklamalarda, “İktidarın kadınlara  dayattığı sınırları kabul etmiyoruz. Laiklikten ve seküler yaşamdan vazgeçmeyeceğiz” denildi. 

    ADIYAMAN

    25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Adıyaman İl Kadın Platformu bileşenleri Demokrasi parkında bir araya geldi.

    “Vahşete sınır tanımayanlara karşı, direnişte sınır tanımayacağız” pankartı açan il kadın platformu bileşenleri “Jin jiyan azadi” sloganı attı. Basın açıklaması sırasında maça giden Adıyaman 1954 Spor taraftarları “Kadına uzanan eller kırılsın” sloganı atarak kadınlara destek verdiler.

    Yapılan basın açıklamasında İl Kadın Platformu adına basın metnini SES Adıyaman Şube Eş Başkanı Fatma Unutmaz okudu.

    “Ataerkil kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlikler, ayrımcılıklar, savaşlar, derinleşerek devam etmektedir. Tüm dünyada devletler uyguladıkları baskıcı politikalarla kadına yönelik şiddetin boyutlarını ve dozajını arttırmıştır. Böylesi bir gerçekliğin yaşandığı bugün, biz kadınlar ataerkil kapitalizme ve yarattığı şiddetin her türlüsüne karşı; savaşa, tacize, tecavüze, yoksulluğa, haklarımızın yok edilmesine, eşitsizliğe ve gericiliğe karşı bir kez daha alanlardayız” diyen Fatma Unutmaz şöyle devam etti:

    “Özgürlüğümüze, bedenimize, hayatımıza, kadın mücadelesine yönelik saldırıları; bizlere reva görülen bu düzeni kabul etmiyoruz! Sözümüzü örgütleyebilme, yan yana gelme ve hayatı değiştirme iradesinde ve iddiasındayız. Biliyoruz ki, bizi kenara iten, yok sayan, emeğimizi görünmez kılan, bedenlerimizi metalaştıran bu sömürü çarkın dişlilerine bir çakıl taşı olup takıldığımızda, bu çark dönemeyecek. Her türlü şiddetin son bulduğu, tacizin tecavüzün, istismarın, kadın cinayetlerinin, savaşın olmadığı; eşit, özgür, laik ve demokratik bir ülkede barış ve huzur içinde yaşamak hakkımız.  Sen de gel,  güç kat “Elele kadın dayanışmasıyla şiddetsiz bir Dünya’ya”  birlikte yürüyelim.”

    Basın açıklaması alkışlar ve sloganlarla sona erdi.

    MALATYA

    25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Malatya Demokratik Kadın Platformu, Turan Emeksiz kavşağında bulunan 1 Mayıs Meydanı’nda bir araya geldi. “Yoksulluğa güvencesizliğe, şiddete karşı kadınlar mücadelede buluşuyor” pankartı açan kadınlar sık sık sloganlar attı.

    1 Mayıs Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında Malatya Demokratik Kadın Platformu adına basın metnini Işılay Demirtaş Demirel okudu.

    “Toplumsal yaşamı baştan aşağı dinselleştirmek, kadını kamusal alanlardan uzaklaştırmak amacıyla, sosyal politikaları Diyanet eliyle dizayn eden, laik, seküler yaşamı yok eden ve kadın kazanımlarını hedef alan düzenlemeler yapılmak isteniyor” diyen Işılay Demirtaş Demirel şöyle devam etti:

    “Aile ve dini rehberlik büroları, aile irşat merkezleri, hadım cezası, cinsel istismarda rıza yaşını 12’ye düşüren tecavüz yasa tasarısı, din adamlarının aile psikoloğu olarak görevlendirilmesi, müftülere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesi, bunlardan yalnızca bazıları. İktidarın kadınlara  dayattığı sınırları kabul etmiyoruz. Laiklikten ve seküler yaşamdan vazgeçmeyeceğiz.”

    ADIYAMAN-MALATYA/PİRHA

     

  • HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    PİRHA – HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Çepni, “Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘’Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur” dedi.

    HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili bir yazılı açıklama yaparak Ordu’da yaşanan sel felaketinden hükümeti sorumlu tuttu.

    “İCRATLARININ SORUMLULUĞUNU KABUL ETMELİDİR”

    Herkesi Ordu halkıyla dayanışmaya çağıran Çepni’nin açıklaması şöyle:

    Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘‘Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur.

    “DOĞANIN KALBİNE BETON HANÇER SAPLAYAN İKTİDARDIR”

    Karadeniz’de kentlerle denizin arasına beton bariyerler ören, sahil yolunu doğanın tam kalbine beton bir hançer gibi saplayan bu iktidardır. Bu yüzdendir ki, yapılan bu yol her defasında denizin öfkesine maruz kalıyor. Su yollarını, doğal yaşam alanlarını inşaat, maden ve enerji şirketlerine teslim eden de bu iktidardır. Bu yapılanlarla bu iktidar ülkeye, insanlara ve doğaya da büyük zarar vermektedir.

    Bu iktidar yıllardır bilim insanlarının, ekoloji mücadelesi yürütenlerin, Karadeniz halkının ve doğanın tüm uyarılarına rağmen, betonlaşmayı, dere yataklarına inşaat kurmayı bırakmadı. Tersine inada bindirdi. HES projeleri ile suyu doğal akışından kopardı, şirketlerin kullanımına sundu. Dereleri ıslah projeleri adı altında, suyu beton kanallara hapsedip doğayla ilişkisini kesti.

    “HÜKÜMET DOĞAL AFET DİYEREK DURUMU GEÇİŞTİRİYOR”

    Bizler, bu iktidarı, maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim ettiği tüm doğal alanlar ve o alanlarda yaşayan tüm canlılar adına bütün bu felaketlerin sorumlusu olarak ilan ediyoruz. Bu felaketler ilk kez yaşanmıyor. Neredeyse her yıl Karadeniz bölgesinde buna benzer, hatta çoğu zaman can kaybına da sebep olan hadiseler meydana geliyor. Fakat hükümet her defasında doğal afet diyerek durumu geçiştiriyor. Tıpkı 301 işçinin yeraltında can verdiği Soma Katliamı’na kader-fıtrat dedikleri gibi.

    “8 KÖPRÜ ÇÖKTÜ”

    8 Ağustos 2018’de Ordu’da, Ünye, Fatsa, Perşembe ilçelerini sel vurdu. 30’dan fazla HES projesi ile suların şirketlere satıldığı, 20’ye yakın HES inşaatının sürdüğü bu bölgede metrekareye 200 kiloya yakın yağış düştü. Sel yaşamı felç etti. Karadeniz sahil yolu trafiğe kapatıldı.

    8 köprü çöktü. İnsanlar çadırlarda, evlerde, işyerlerinde mahsur kaldı. Çaybaşı’nda 30 tondan fazla fındık denize döküldü. Hayvanlar sel sularına kapılarak telef oldu. 500 binden fazla fındık üreticisi zarar gördü. Çöken binalarda insanlar göçük altında kaldı. Ünye’de tekstil fabrikasında mahsur kalan 165 insan ancak helikopterlerle kurtarıldı.

    Bu felaketler Karadeniz’de ilk kez yaşanmıyor. 2 sene önce yine Ordu’da yaşananları hatırlayalım. 3 yıl önce 23 Ağustos 2015’te Hopa, Borçka, Arhavi civarında yaşanan sel felaketinde onlarca insanımız hayatını kaybetmişti. Yüzlerce ev kayarak yıkılmış, atık sular ve çöpler sulara karışmış, salgın hastalık riski oluşmuştu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise buna rağmen bölgeyi afet alanı ilan etmemişti. 2012 yılında ise Samsun’da dere yatağına yapılan TOKİ evlerini de sel vurmuş, 13 kişi hayatını kaybetmişti.

    “HERKESİ DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Yetkilileri uyarıyoruz. Acil yapılması gerekenler şunlardır:

    -Felaketin yaşandığı bölge afet alanı ilan edilmelidir. Kriz yönetimi ile halkın yaraları acilen sarılmalıdır.

    -Sulara atık su karışması, salgın ve bulaşıcı hastalık riskine karşı, bölgeye acilen halk sağlığı ekipleri müdahale etmelidir. Sular klorlanarak önlem alınmalıdır.

    -Gıda, su ve barınma yardımı yapılmalıdır.

    -Bozulan altyapı hızla yenilenmelidir.

    -Mevsimlik işçilere yaşanabilir barınma ve güvenceli yaşam şartları sağlanmalıdır.

    -HES projeleri iptal edilmelidir. Dağları delen tünellerden, sahil yolu, yayla yolu projelerinden vazgeçilmelidir.

    -Ormanları, meraları maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim etmekten; dereleri besleyen alanlara ev ve işyeri yapmaktan acilen vazgeçilmelidir.

    -Ordu halkına tekrar geçmiş olsun diyoruz. Acılarını paylaşıyoruz. Yaraların sarılması ve hayatın hızlıca normale dönebilmesi için herkesi dayanışmaya, destek olmaya çağırıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD’dan Ezidi Katliamı tepkisi: İnançlar Emevi İslam anlayışı tehdidi altında – VİDEO

    DAD’dan Ezidi Katliamı tepkisi: İnançlar Emevi İslam anlayışı tehdidi altında – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği İstanbul Şubesi, Taksim’de bulunan Dersim Araştırmalar Merkezi’nde birçok inanç kesimiyle bir araya gelerek, Şengal Katliamı’nı 3. yılında basın açıklaması yaparak lanetledi. Açıklamada, “Bugün Ezidiler ile birlikte birçok inanç grubu tehdit altındadır. Tehdidin kaynağında ise tek tipçi, Sunni, Emevi İslam anlayışı bulunmaktadır” denildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Aleviler, Êzidîler, Ermeniler, Süryaniler ve Çerkeslerin de içinde bulunduğu birçok inanç kesimi Şengal Katliamı’nın 3’üncü yıl dönümüne ilişkin Beyoğlu’nda bulunan Dersim Araştırmaları Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.  Demokratik Alevi Derneği Şengal Soykırımı’nı 3.yılında kınadı.

    Açıklamaya Alevi Pirleri, Mehmet Karabulut, İbrahim Erdoğan, Aziz Güler, Alevi Anası Selda Güneş, Nor Zortong Derneği’nden Murad Mışçı, Demokratik Çerkez Kongresi Girişimi’nden Yaşar Güven, Süryani Derneği’nden Edip Aslan, Ezidi Kültür Vakfı’ndan Azad Barış, Demokratik İslam Kongresi’nden Medine Gök, HDK Yürütme Üyesi Emin Orhan, DAD İstanbul Eyüp Şubesi Eş Başkanları Nergiz Güzel ve İmam Balsever katıldı.

    Basın açıklaması açılış konuşmasını yapan İstanbul DAD Eyüp Şubesi Eş Başkanı İmam Balsever, üç yıl önce yaşanan katliamı kınamak için bir araya geldiklerini ifade ederek bu coğrafyada bir daha Alevi, Kürt, Ermeni ve Ezidi katliamı yaşanmamasını istedi.

    “ŞENGAL’DE BÜYÜK BİR ACI YAŞANDI”

    İmam Balsever’den sonra basın açıklamasına katılan inanç temsilcileri birer konuşma yaptı.

    Pir Karabulut, Şengal’de büyük bir acının yaşandığını belirterek, Alevi inancında insan canının kıymetli olduğuna vurgu yaparak herkesin bu ülkede kendi inancını özgürce yaşayabilmesi gerektiğini söyledi. Karabulut, Şengal Katliamı’nı kınayarak, Alevi inancı gereği Gülbeng okudu.

    Alevi Anası olan Selda Güneş ise üç yıl önce yaşanan Şengal Katliamı benzerini yıllar önce Dersim’de yaşadıklarını belirterek, katliamın bir insan hakikati olmadığını vurguladı. Kadın olarak canının daha çok yandığını ifade eden Güneş, “73 Ezidi fermanıyla Ezidi kadınlar İŞİD’liler tarafından pazarda satıldılar” dedi. Selda Güneş son olarak yan yana durarak bunları aşabileceklerini belirtti.

    Pir İbrahim Erdoğan ve Aziz Güler de katliamı lanetleyerek birlikte mücadele çağrısında bulundular.

    “BU İNSANLARIN ESERİDİR”

    Ezidi Kültür Vakfı’ndan Azad Barış, Şengal Katliamı’nı yapanın insanlar olduğunu belirterek “İnsan yaşadığımız kadar iyi değil gördüğümüz kadar kötüdür ve bu insanlığın eseridir” dedi.

    “Ezidi Fermanı’nda onların kestiği yerde köklerimizi toprağın en derinine dayamış suyun azizliğini alarak yavaş yavaş gün ışığına çıkıyoruz” diyen Barış, “Bizim köklerimiz güçlü kimse söküp atamaz” dedi. Barış Şengal Katliamı’nı şöyle anlattı:

    “O büyük şey  tabiat daha güneşe gebeyken oldu. Şengal’de aydınlığın şölenine hazırlanırken karanlığa çaput bağlayanlar kara kaftanlarıyla onların daha aydınlığa açılmamış olan ellerini kestiler. 100 yıl önce Erneniler’e yapılanların aynısının hazırlığı yapılıyordu. Kendilerini tanrının neferleri olarak ve cihadın askerleri olarak, Ezidileri ise tanrı tanımaz olarak tanımladıkları için tanrının sözde düşmanlarını ortadan kaldırmak için geldiler. Oysa onlar en büyük kötülüğü var ise tabi ‘Tanrı’ya yapıyorlardı” dedi.

    “HER ŞEYİ ÖLDÜREBİLİRSİNİZ AMA GÜNEŞİ ASLA ÖLDÜREMEZSİNİNİZ”

    ‘Herşeyi öldürebilirsiniz ama güneşi asla öldüremezsiniz’ diyen Ezidi Pirinin sözlerini hatırlatan Azad Barış, “Bizler o güneşe inandığımız için bu mücadeleyi veriyoruz” diye konuştu.

    Azad Barış, son olarak, Ezidilerin sabah 72 millete dua etmeden, 73 kez katliama uğradıklarını belirterek birlikte mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

    “HALKLAR OLARAK BİRBİRİMİZİN ACILARINI ANLIYORUZ”

    Nor Zortong Derneği’nden Murad Mışçı ise “100 yıl önce Ermenilere yapılan katliamla yüzleşilseydi bugün başka halklara ve inançlara soykırım olmayacak” dedi. Mışçı, “Şengal’de kadınlara yapılan soykırımdır” diyerek bir dinin üremesini engellemek için yapılmıştır” ifadesini kullandı. İnsanın katledilmesine karşı birleştiklerini belirten Mışçı, “Bu masada oturuyoruz, çünkü birbirimizin acılarını anlıyoruz” diyerek konuşmasını ana dili olan Ermenice bir dua ile bitirdi.

    Demokratik İslam Kongresi’nden Medine Gök ise din adı altında yapılan katliamları kınadı. Bu katliamların hiçbir dinde ve inançta yerinin olmadığını söyleyen Gök, bu katliamda kadınların büyük acılar yaşadıklarını vurgulayarak tarihin katliamlarla dolu olduğunu hatırlattı.

    Demokratik Çerkez Kongresi Girişimi’nden Yaşar Güven de katliamı kınayarak, “Birbirimizi anlayarak halklar ve inançlar olarak savaşa karşı bir arada yaşamayı savunmalıyız” dedi.

    “ŞENGAL KATLİAMI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TARAFINDAN TANINSIN”

    Basın açıklamasını DAD İstanbul Eyüp Şubesi Eş Başkanı Nergiz Güzel okudu. Yapılan açıklamada katliamın amacının Ezidi toplumunu ve onların şahsında Mezopotamya’nın kadim inançlarından birini yok etmek olduğu vurgulandı.

    Güzel, “Medeniyete beşiklik etmiş bu toprakların bütün güzel renkleri, kadim inançlarının İslam adına tek tip bir dini hakim kılmak adına yüzyıllardır soykırıma tabi tutuluyor. Bugün Ezidiler ile birlikte birçok inanç grubu tehdit altındadır. Tehdidin kaynağında ise tek tipçi, Sunni, Emevi İslam anlayışı bulunmaktadır” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği yaptığı basın açıklamasında Şengal soykırımını kınayarak, şu talepleri dile getirdi:

    “Ezidileri hedefleyen Şengal soykırımını nefretle kınıyoruz. Gerçekleşen soykırımın Birleşmiş Milletler tarafından tanınmasını ve gereklerinin yerine getirilmesini talep ediyoruz. Soykırım sırasında kaybolan Ezidilerin tespit edilmesini köle pazarlarında satılan kadın ve çocukların kurtarılmasını bir daha başlarına yeni fermanlar, fetvalar, soykırımlar gelmemesi için kendi özel yönetimlerini oluşturmalarını savunuyoruz” denildi.

    Semra ACAR – İSTANBUL