Etiket: basın bayramı

  • Turabi Kişin: Bu ülkede basın bayramı havasını hiç yaşamadık- VİDEO

    Turabi Kişin: Bu ülkede basın bayramı havasını hiç yaşamadık- VİDEO

     PİRHA- Gazeteci Turabi Kişin, 24 Temmuz Basın Bayramı hakkında görüşlerini PİRHA’ya anlattı. Kişin “Biz Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca basının özgürlük içinde gazetecilik yapmadığını, bunu üstünden de bir bayram geliştirmediğini biliyoruz” dedi.

    24 Temmuz Basın Bayramı veya bir diğer deyişle Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü hakkında konuşan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Haber Müdürü Turabi Kişin Her zaman mevcut iktidarların toplum üzerinde bir politikaları varsa, güç hedeflerini, rant hedeflerini gerçekleştirmek için gazetecileri kendilerine benzeştirmek için uğraşırlar. Bir de Türkiye’nin temel sorunlarında; örneğin Kürt, Alevi sorunu gibi konularda devletin tekçi aklını egemen kılmak, asimilasyoncu politikalarını rahat harekete geçirebilmek için öncelikle basına dönük hamleler gerçekleştirirler” dedi.

    “YANDAŞ DEĞİLSEN DOĞRUDAN HEDEFSİN” 

    Gerçeği topluma yansıtan bir gazetecilik varsa yer yer katliamlara, gazetecilerin sokak ortasında katledilmesine giden bir noktaya dönüştüğünü ifaden eden Kişin, şunları söyledi:

    Günümüzde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde, 90’lı yıllarda olduğu kadar sokak ortasında katledilen gazeteciler olmasa da eğer muhalif bir gazetecilik yapıyorsa devletin hedefidir. AKP iktidarı döneminde basın özgürlüğü konusunda 180 ülke içinde Türkiye 160. sıradadır. Hızla en sonuncu ülke olma durumuna yönelik bir ilerleme mevcuttur. Eğer havuz medyasına dahil değilsen, yandaş değilsen doğrudan hedefsin. Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü olarak bugünü değerlendiriyorsak basın kuruluşları başta olmak üzere cemiyetler, tüm medya gruplarının, tüm medya çalışanlarının herhangi bir haksızlık karşısında ortak hareket etmeye ve sesimizi yükseltmeye ihtiyaç var

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL 

  • ‘24 Temmuz’a ‘basın bayramı’ demek gazetecilere haksızlıktır’

    ‘24 Temmuz’a ‘basın bayramı’ demek gazetecilere haksızlıktır’

    PİRHA – Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu üyesi Deniz Yücel, gazetecilerin uğradığı sansür ve gazetecilere açılan davaları gündeme getirdi.

    Milletvekili Deniz Yücel, 24 Temmuz Basın Bayramı sebebiyle gazetecilerin yaşadıkları zorluklara dikkat çekti. Yazılı açıklama yapan Yücel, sansürde gelinen noktayı da rakamlarla ortaya koydu.

    “NE GAZETECİLİK SUÇTUR NE DE GAZETECİLER SUÇLU”

    CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Deniz Yücel, 1908 tarihinde basında sansürün kaldırılması ile 24 Temmuz’un Basın Bayramı olarak kutlandığını hatırlatarak, 115 yıl sonra bayram havasından eser kalmadığını söyledi.

    Yücel, “Bundan tam 115 yıl önce basında sansürün kaldırılması ile demokrasi ve özgürlük yolunda önemli bir adım atılmış, halkın haber alma özgürlüğünün dönüm noktası olmuştu. Ancak görüyoruz ki 115 yıl sonra sansürde çok daha vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün hazırladığı 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, geçen yıla göre 16 sıra gerileyerek 180 ülke içerisinde 165’inci sırada yer aldı. Gazetecilerin yüzde 23,6’sı haberlerinin yayımlanmadığını, yüzde 20,3’ü haberlerinin bir kısmının çıkarıldığını, yüzde 16,3’ü haberleri yüzünden tehdit edildiklerini ve yüzde 15,9’u ise haberlerinin değiştirildiğini söylüyor. Hiçbir iktidar döneminde basın özgürlüğü bu kadar yara almamış, halkın haber alma özgürlüğü bu denli kısıtlanmamıştır. AKP koltuklarının ömrünü uzatmak için kendi medyasını oluşturarak özgür basına büyük bir darbe vurmuştur. Muhalif basın organlarını gerek yargı gerekse RTÜK eliyle cezalandırmaya da devam etmektedir” dedi.

    115 YIL SONRA SANSÜRDE GELİNEN NOKTA

    Deniz Yücel, Gazetecilerin ciddi oranda sansüre maruz kaldıklarını belirten Yücel, habercilik faaliyetlerinden kaynaklı davaların açılması, haberlerine erişim yasağı getirilmesi gibi sorunların da çoğunlukta olduğuna dikkat çekti. Gazetecilere yönelik açılan davalara değinen Yücel, şöyle devam etti:

    “Habercilik faaliyetleri nedeniyle her 10 gazeteciden 4’üne yani yüzde 39,7’sine dava açıldığı görülmektedir. Haberlerine erişim getirilen gazetecilerin oranı yüzde 17, darp edilen gazetecilerin oranı ise yüzde 14,9’dur.  Gazetecilerin yüzde 14,6’sı para cezası almış, yüzde 13,2’si ölümle tehdit edilmiş; yüzde 11,9 gazetecinin ise fotoğraf makinesi, telefon vb. dijital materyallerine el konulmuştur. Daha acı olan tablo da şudur ki; yüzde 9,8 gazeteci işkence ve kötü muameleye maruz kalmış, yüzde 8,7 gazeteci cinsel saldırı tehdidi almış, yüzde 7,8 gazeteci işten çıkarılmış, yüzde 6,3 gazeteciye adli kontrol uygulaması başlatılmış ve yüzde 4,2 gazeteci ise tutuklanmıştır.

    “24 TEMMUZ, BAYRAM OLMAKTAN ÇIKTI”

    Basın emekçilerimizin çoğunluğu haftada 45 saat ve üzeri çalışıyor ve yıllık izin haklarını tam olarak kullanamıyorlar. Düşük maaş alıyorlar ve maaşları enflasyon karşısında eriyor. Gazetecilik, sosyal bir meslektir ve bu maaşlarla gazetecilerin sosyal yaşamlarını devam ettirebilecek, mesleki gelişimlerini sağlayabilecek sosyal faaliyetlerde bulunmaları imkânsız hale geliyor. Sektörde birçok gazeteci asgari ücret ve daha altında maaşlara çalışırken, basın kanununa göre 212’den yatması gereken sigortaları normal işçi statüsünden yatırılmaktadır. Fikir işçisi sayılmayan birçok basın emekçisinin kıdem, fazla mesai, yıllık izin gibi hukuksal hakları bu şekilde gasp edilmektedir. Bunun yanı sıra stres, kaygı ve fiziksel zorluklar nedeniyle gazetecilerin yüzde 76,7’si yaşadıkları sorunları aşmak üzere psikolojik destek almadığını belirtmiş. Neredeyse her 2 gazeteciden 1’i mesleğini icra ederken siyasi baskı hissettiğini söylüyor (%47,7). Her 4 gazeteciden 1’i ise mesleğini değiştirmeyi düşünüyor. Geçinmek için yetersiz görülen meslekler arasında yer alan gazetecilik artık Türkiye’de yapılamaz hale gelmiştir. Bu sebeple 115 yıl önce basın bayramı dense de günümüzde 24 Temmuz’a basın bayramı demek, basın kartları iptal edilen, baskılardan dolayı mesleği bırakmak zorunda kalan ve tutuklanan gazetecilere haksızlıktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Özgür bir haberciliğin yapılabilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz’

    ‘Özgür bir haberciliğin yapılabilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz’

    PİRHA- TGC, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Özgür bir haberciliğin yapılabilmesi için mücadelemizi yalnız 24 Temmuz’larda değil her platformda bir kez daha seslendireceğimizin bilinmesini isteriz” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurul, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü nedeniyle bir açıklama yaptı. Açıklamada “Özgür bir haberciliğin yapılabilmesi için mücadelemizi yalnız 24 Temmuz’larda değil her platformda bir kez daha seslendireceğimizin bilinmesini isteriz” denildi.

    “SANSÜR HER GÜN BİRAZ DAHA ŞİDDETLENDİ

    24 Temmuz 1923’de imzalanan Türkiye’nin bağımsızlık belgesi Lozan Antlaşması’na da dikkat çekilen TGC Yönetim Kurulu’nun açıklamasında şu görüşler yer aldı:

    “24 Temmuz 1908’de basın tarihimizde önemli bir gelişme yaşandı. II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte günlük sansür görevlerini yapmak üzere gazete ve matbaalara gelen sansür görevlileri gazete sahipleri ve çalışanlar tarafından içeri alınmadılar. Böylece sansür bir dönem için de olsa kendiliğinden ilk kez basın yayın organlarında resmen kalkmış oldu. 24 Temmuz’lar 1971 yılına kadar basın bayramı olarak kutlandı.

    Ancak bu tarihten sonra gazeteciler üzerinde ve gazete çalışanları için ağır baskılar başladı. Gazeteler, yayınlar, kitaplar ve çeşitli yayınlar toplatıldı. Matbaalar basıldı, kimi gazeteciler cezaevine konuldu. Sansür her gün biraz daha şiddetlendi.

    Bunu dikkate alan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1971’deki Yönetim Kurulu, Basın Bayramı nitelemesini kaldırarak yerine 24 Temmuz’u Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü olarak kayıta geçti. Günümüzde de basına yönelik koşullarda ise bir değişiklik olmadığı, cezaevlerinde çok sayıda gazeteci bulunduğu, düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engellerin kalkmadığı dikkate alındığında ‘Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’ tanımını 24 Temmuz’ların alışılagelmiş bir ifadesi olarak kullanıyoruz. Ülke özgür habere ulaşmanın suç olmadığı günlere kavuştuğunda elbette gazeteciler yeniden ‘Basın Bayramı’nı kutlayabileceklerdir.

    Günümüz koşullarında basın sektöründe çığ gibi büyüyen işsizliğin var olduğu, halkın habere ulaşma yollarının her gün biraz daha daraldığı, kamuoyunun haber alma özgürlüğüne ket vurulduğu bir ortamda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak haberin suç olmadığını anlatmaya çalışmayı sürdüreceğiz. Özgür bir haberciliğin yapılabilmesi için mücadelemizi yalnız 24 Temmuz’larda değil her platformda bir kez daha seslendireceğimizin bilinmesini isteriz.

    24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde Türk Ulusuna önemli bir müjde geldi. Uzun ve sert görüşmelerden sonra İsmet İnönü Başkanlığındaki Lozan heyeti Türkiye’nin bağımsızlık belgesi olan ‘Lozan Antlaşması’nı imzalamıştı. Kurtuluş Savaşımızın sonucunda kazanılan Lozan Belgesi ile de Türkiye gelişmiş ülkeler arasında saygın bir yer almayı başarmıştı.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Bu şartlar altında Basın Bayramı’nı nasıl kutlayacağız?’

    ‘Bu şartlar altında Basın Bayramı’nı nasıl kutlayacağız?’

    PİRHA- Basın Bayramı’na dair değerlendirmede bulunan gazeteci Turan Dal ve Sezgin Kartal, Türkiye’deki basın gerçekliğinin bugünün, bayramdan ziyade bir mücadele günü olduğunu somut bir şekilde gösterdiğine dikkat çektiler. Kartal, “Baskıların üstesinden geldiğimiz özgür günlerde en güzel, en neşeli kutlamamızı yapacağız” dediler.

    24 Temmuz 1908 tarihine kadar gazeteler devlet memurlarının kontrolünden geçtikten sonra yayınlanırken, İkinci Meşrutiyetin ilanıyla bu uygulamaya son verildi. 24 Temmuz basın üzerindeki devlet kontrolünün kaldırıldığı gün olduğu için bayram olarak kutlanıyor.

    Basın Bayramı’nın kutlandığı günü, Türkiye’de onlarca gazeteci ya hapiste ya da mahkeme koridorlarında karşılıyor.

    “TÜM BU OLUMSUZLUKLARA KARŞI BUGÜN DAHA DA ÇOK YAN YANA DURMAYA, İHTİYACIMIZ VAR”

    Basın Bayramı’na dair değerlendirmede bulunan gazeteci Turan Dal, sansürün kaldırılışının yıl dönümünde basın özgürlüğünün konuşulduğuna dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “24 Temmuz, her ne kadar basın bayramı olarak kutlansa da, ülkemizdeki basın gerçekliği bugünün bayramdan ziyade bir mücadele günü olduğunu somut bir şekilde göstermektedir. Çünkü çoğu gazeteci arkadaşımız, geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da işsiz kaldı. Yine medya tekelinde patronların ve iktidarın baskısına maruz kaldı. Yine yaptıkları haberlerden dolayı gözaltına alındı, cezaevlerine atıldı. Yine verdikleri emeğin karşılığını alamadı. Bu zor koşullarda canla başla idame etmeye çalıştığımız mesleğimiz için biz basın emekçilerinin, tüm bu olumsuzluklara karşı bugün daha da çok yan yana durmaya, örgütlenmeye ve maruz kaldığımız baskılara karşı ortak ses olmaya ihtiyacımız var. Tüm meslektaşlarımın basın bayramını kutluyor, gelecek yılların biz basın emekçileri için daha güzel, özgür yıllar olacağı umudunu taşıyorum.”

    Yerel basında özgürlük kavramının oldukça aşındığını belirten Dal, “Yerel gazeteler belediye bültenleri haline dönüştü. Anadolu basını ekonomik anlamda gelir sağlayamadığı için birçok yerel gazete bu tür bir yayına evrildi. Özellikle basın ilan gelirlerinin düşüşü ve son dönemlerde ilan gelirlerini kaldırmaya yönelik girişimler, yerel basını hepten zora soktu. Birçok ilde, köklü yerel sesler kapandı. Dolayısıyla yine gazeteciler işsiz kaldı. Kapanmayan gazetelerin çoğunda ise, basın emekçileri maaşını almakla cebelleşiyor” dedi.

    “GAZETECİLER CEZAEVİNDE REHİN TUTULUYOR, HAKİKATİ YAZMASINLAR DİYE”

    Gazeteci Sezgin Kartal da, 24 Temmuz’un ‘sansürün kaldırıldığı gün’ olarak kutlandığını ancak Türkiye’de sansürün doğal bir yasa haline geldiğini söyleyerek, şunları dile getirdi:

    “İnsanların ve mesleklerin temel hak ve hürriyetleri bugün iktidarın varlığına güç katmıyorsa preslenmeye, yok edilmeye mahkûmdur. Devletin bütün gücünü, iktidarın sürekliliğine harcamayan basın yayın kuruluşlarını elimine etmek için kullanıyorlar. Basın yayın kuruluşlarını kapatmak, çalışanlarını işsiz bırakmak yetmiyormuş gibi bugün 76 gazeteci cezaevlerinde rehin tutuluyor. Ne için? Hakikati yazmasın, söylemesin diye. Bu şartlar altında Basın Bayramını nasıl kutlayacağız? Satın alabildiklerini alıp yandaş yaptılar, geri kalanını kapattılar, cezaevlerine attılar. Yine de gerçek en yalın haliyle kendine çıkacak yer buluyor. Yasakçı, sansürcü, tahakkümcü politikanın şimdiki hedefi de sosyal medya. İstiyorlar ki ne gazeteciler konuşsun ne de halk! Bu mümkün değil. Bugün iktidarın demokrasi ve medya özgürlüğünden bahsetmesi yasakçı, sansürcü ve sermayenin propaganda aygıtı haline getirdikleri medya yüzlerini gizleme gayretidir. Bu hakikatten uzaktır.”

    Kartal, son olarak “Arkadaşlarımız cezaevlerindeyken Basın Bayramını kutlayamıyoruz fakat inanıyorum ki baskıların üstesinden geldiğimiz özgür günlerde en güzel, en neşeli kutlamamızı yapacağız” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Basın Bayramının kutlanmasından bahsetmek kötü bir şaka’

    ‘Basın Bayramının kutlanmasından bahsetmek kötü bir şaka’

    PİRHA- Basın Bayramına dair değerlendirmelerde bulunan TGS İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna, “Türkiye basınının bugün geldiği noktada bu bayramın ‘kutlanmasından’ bahsetmek kötü bir şaka gibi” dedi. Tuna, gazetecilere de örgütlenme çağrısı yaptı.

    24 Temmuz 1908 tarihine kadar gazeteler devlet memurlarının kontrolünden geçtikten sonra yayınlanırken, İkinci Meşrutiyetin ilanıyla bu uygulamaya son verildi. 24 Temmuz basın üzerindeki devlet kontrolünün kaldırıldığı gün olduğu için bayram olarak kutlanıyor.

    Basın Bayramı’nın kutlandığı günde Türkiye’de onlarca gazeteci ya hapiste ya da mahkeme koridorlarında karşılıyor.

    Basın Bayramı’na dair Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şube başkanı Banu Tuna, PİRHA’nın sorunlarını yanıtladı.

    -Türkiye’de basın bayramından söz etmek mümkün mü?

    BANU TUNA: Basın Bayramı’nın ortaya çıkışının temelinde basından sansürün kaldırılışı yatıyor. Yani basın üzerindeki devlet kontrolünün bitmesidir kutlanan. Dolayısıyla Türkiye’nin, Türkiye basınının bugün geldiği noktada bu bayramın ‘kutlanmasından’ bahsetmek kötü bir şaka gibi. Basın bayramı artık koca bir ironidir. 92 gazeteci cezaevindeyken, binlercesi hakkında soruşturma başlatılırken, yaygın medyanın yüzde 90’ı hükümet yanlısı iş insanlarının eline geçmiş ve birer propaganda yayınına dönmüşken, gazetecilerin yüzde 80,8’i sansüre uğradığını, yüzde 78,7’si otosansür uyguladığını ifade ederken basın bayramından söz edilebilir mi? Bir sabah Çağlayan’a gidip ağır ceza mahkemelerinin kapısına asılan duruşma listesine bakmak yeterli. Bazı günler mahkemelerin tek baktığı gazeteci ve ifade özgürlüğü davaları oluyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki adliyelerde geçerli bu. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 154. sıradayız. Şimdi bir de karşımızda ifade özgürlüğü alanına tehdit olarak sosyal medya düzenlemesi var. Bahsedecek tek bir olumlu gelişme yok.

    -Kadın gazeteciler açısından durum nedir?

    Kadın gazeteciler de erkek meslektaşlarıyla aynı koşulları paylaşıyor. Onların önünde bir de dağ gibi yükselen toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve artan cinsiyetçi taciz, hedef gösterme problemi duruyor. Görüşlerinden hoşlanılmayan kadın gazeteciler sosyal medyada ve gazete demeye dilimin varmadığı mecralarda cinsiyetçi hakaretlere, tecavüz imalarına, tehditlere maruz kalıyor. İktidarla paralel görüşlere sahip değilseniz bu tehditler ya hiç soruşturulmuyor ya da kamuoyu baskısıyla başlayan soruşturmalar bir yere varmıyor.

    “SENDİKAL FAALİYETLER PATRONLAR TARAFINDAN TEHDİT OLARAK ALGILANIYOR”

    -Örgütlenme önünde gazeteciler açısından ne gibi sorunlar var? Çözüm olarak ne öneriyorsunuz?

    Sendikal örgütlenme konusunda da sorunlar yaşanıyor. Özellikle de iktidara yakın medyada. Sendikal faaliyetler patronlar tarafından tehdit olarak algılanıyor. Gazetecilerin sendikalı olmasının önüne geçilmeye çalışılıyor. Sendikalı oldukları için 45 gazetecinin Hürriyet Gazetesi’nden atılmasının üzerinden daha bir yıl geçmedi. Demirörenler, toplu iş sözleşme yetkisi için gereken sayıya ulaştığımız halde, suç işleyerek bu süreci engelledi. Sendikal örgütlenmeyi engellemek anayasal suçtur. Bununla birlikte birkaç yıl öncesiyle kıyaslandığında yetki aldığımız iş yerlerinin sayısı artıyor. Şu anda medya sektöründe toplu iş sözleşmeli 10 işletme var. Bunların 9’unda TGS yetkili.

    “GAZETECİLER SENDİKAYLA İLETİŞİME GEÇSİN”

    Gazetecilere bizimle iletişime geçmelerini, haklarından haberdar ve sendika üyesi olmalarını öneriyorum. Artık sırtlarını yaslayabilecekleri büyük patronlar devri kapandı. Haklarımızı biz talep etmezsek kimse bize teslim etmeyecek. Gazetecilik en kırılgan meslek gruplarından biri haline geldi. İşsizlik yüzde 30’larda. İşini kaybetmekten korkanlar, ekonomik ve editöryal patron baskısı altında çalışıyor. Mesleğe hak ettiği itibarı geri kazandırmamız lazım.”

    Diren KESER/PİRHA

     

  • 24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    PİRHA- Bugün Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Muhalif gazetecilere gör Basın Bayramı olarak ilan edilen 24 Temmuz’dan gerçek bir bayrammış gibi bahsetmek oldukça güç. 

    Bugün 24 Temmuz Basın Bayramı. Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Bundan 111 yıl önce 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldığı için her 24 Temmuz günü Basın Bayramı olarak kutlanıyor. Ancak basına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamanın devam ettiği günümüz Türkiye’sinde buna bayram demek çok da mümkün değil.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) verilerine göre Türkiye’de 134 gazeteci cezaevinde, Türkiye, dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157. sırada, 10 bini aşkın gazeteci işsiz ve medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolünde.

    Bianet’in hazırladığı Nisan-Mayıs-Haziran aylarının Medya Gözlem Raporuna göre ise son üç ayda 14 gazeteci gözaltına alındı, 213 gazeteci yargılandı, 70 gazeteci 493 yıl hapisle yargılandı, 6 gazeteci hakaretten yargılandı, 10 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci ise ölümden döndü.

    “Bu veriler göz önünde bulundurulduğu zaman 24 Temmuz’u Basın Bayramı olarak kutlamak mümkün mü?” diye sorduk.

    “TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA KARİKATÜRLÜK DURUMDA”

    Bugüne Türkiye’deki gazeteciler için bayram demenin komik olacağını söyleyen Bianet kadın haberleri editörlerinden Evrim Kepenek, “Cezaevindeki gazeteciler buna bayram demeye bence kahkaha atıyordur” dedi. Cezaevinde olan gazetecilerin cezaevlerinin kötü koşullarından dolayı hastalandıkları gerçeğine değinen Kepenek, cezaevinde olmayan gazetecilerin ise baskı, sansür, sarı basın kartı gibi sorunları olduğunu kaydetti.

    Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda karikatürlük bir durumda olduğuna dikkat çeken Kepenek, “Basın özgürlüğü yok, gazeteciler işsiz ya da işsiz bırakılmakla tehdit ediliyorlar, onlarca gazeteci cezaevinde. Böyle bir durumda ‘basın bayramınız kutlu olsun’ demek absürt geliyor insana.

    “KİMİN GAZETECİ OLDUĞUNA DEVLET KARAR VEREMEZ”

    Baskıların ve tutuklamaların bu kadar yoğun olmadığı dönemde 24 Temmuz Basın Bayramı gününde çeşitli yürüyüşler yapılarak basın özgürlüğüne dair mesajlar verildiğini belirten Kepenek, bugün bunu yapmanın mümkün olmadığı koşulları ise şöyle özetledi:

    “Bugün Türkiye’de gerçekten bir bayramdan söz etmek istiyorsak gazeteciler için öncelikle tutuklu gazeteci sorununu çözmek gerekiyor. Türkiye’de 100’ü aşkın gazeteci cezaevinde. Gazetecilerin bir an önce koşulsuz şartsız serbest bırakılması gerekiyor. Kapatılan basın kuruluşlarının ve engellenen sitelerin erişiminin yeniden sağlanması gerekiyor. Geçmiş yıllarda yaptığımız haberlerin hiç birini bulamıyorum çünkü hepsine erişim engellenmiş. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun dışında gazetecilerin özlük hakları, sendikalaşma gibi sorunları var. Bunların çözülmesi gerekiyor. Sarı basın kartı zaten başlı başına bir sorun. Maddi boyutunun dışında belli kurumlar alabiliyor belli kurumlar alamıyor, internet gazeteleri alamıyor gibi konular var. Kimin gazeteci olduğuna devlet karar veremez, meslek örgütlerinden oluşan bir kurulun bunu çözmesi gerekiyor. Gazetecilerin daha özgür haber yapabildikleri koşullar sağlanmalı. Bir tweet atarken bile gazeteciler düşünüyorlar. Gerçek anlamda bir düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşandığı bir toplumun oluşması gerekiyor.”

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer ise basın tarihi açısından Türkiye’nin kapatmalar, yargılamalar ve katliamlarla dolu bir ülke olduğuna vurgu yaptı. Sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümünde Türkiye’de hiçbir şeyin değişmediğine işaret eden Nazlıer, “Gerçekleri yazmanın suç olduğu bir dönem. Bugün hala gazetecilik mesleği davalar ve gözaltılarla baskı altında tutulmaya devam ediyor. Türkiye’de 134 gazeteci hapis, yüzlercesi yargı kıskacında. 10 bini aşkın işsiz gazeteci var, iş bulabilenlerin çoğu ise güvencesiz çalışmak zorunda. Şu an iktidar partisinin ve destekleyicilerin hoşuna gitmeyen her haber, her yazı soruşturma konusu oluyor. Neredeyse muhalif her gazeteci hakkında bir soruşturma açılmış durumda. Sokakta haber takibi yaparken devletin kolluk kuvvetleri tarafından darp ve tehdit ediliyor, işimizi yapmamız engelleniyor, görüntü almamıza izin verilmiyor.  Gazetecilerin ekipmanlarına hukuksuz bir şekilde el konuluyor. Ancak muhalif gazeteciler her dönemde olduğu gibi bu zorlu günlerde de gerçekleri yazmaktan asla vazgeçmedi, dik durdu ve bedel ödemeyi göze aldı. Bunların yaşandığı bir ülkede ‘basın bayramı’ demek çok absürt.” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • TGS’den basın bayramına ilişkin açıklama

    TGS’den basın bayramına ilişkin açıklama

    TGS, “Bayram kutlayabildiğimiz günleri getirene kadar 24 Temmuz bizim için sadece tarihte bir gündür. Gazeteciler haklarına, toplum haberine sahip çıktığında 24 Temmuz bayram olacaktır” diyerek, 24 Temmuz Basın Bayramı’nı kutlamayacağını duyurdu.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) yaptığı yazılı açıklamayla 24 Temmuz Basın Bayramı’nı kutlamayacağını açıkladı. “Sansürün kaldırılışının 111. yıldönümünde sansüre daha fazla maruz kaldığımız bir dönemden geçiyoruz” denilen açıklamada, “Osmanlı’nın son döneminde, gazeteler sansür memurlarının kontrolünden geçtikten sonra yayımlanıyordu. 24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra bu uygulamaya son verildi. Türkiye basın tarihinde bu olay ‘sansürün kaldırılması’ olarak adlandırıldı ve Basın Bayramı olarak kutlandı” ifadelerine yer verildi.

    SADECE TARİHTE BİR GÜN

    111 yıl sonra bugün, 134 gazetecinin cezaevinde olduğuna, Türkiye’nin Dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157’nci sırada olduğuna, 10 bini aşkın işsiz gazetecinin olduğuna, yüzlerce basın kartının iptal edilmiş durumda olduğuna, medyanın yüzde 95’inin iktidar kontrolünde olduğuna, internet gazetecilerinin güvencesiz olduğuna, yerel gazetelerin resmi ilân kıskacında olduğuna, medya çalışanlarının çoğunun sendikasız, toplu sözleşmesiz olduğuna yer verilen açıklamada, “Türkiye bugün böyle bir baskı dönemini yaşıyorken ‘basın bayramı’ demek de o günü kutlamak da zül. Unutulmamalı ki hükümet/patron sansürü kaldırılınca, gazeteciler üzerindeki baskılar son bulunca, cezaevlerindeki meslektaşlarımız özgür kalınca, medya dördüncü kuvvet olarak işlevini yine yerine getirebilince kazanan tüm Türkiye olacaktır. Bayram kutlayabildiğimiz günleri getirene kadar 24 Temmuz bizim için sadece tarihte bir gündür. Gazeteciler haklarına, toplum haberine sahip çıktığında 24 Temmuz bayram olacaktır” vurgusu yapıldı. (HABER MERKEZİ)