Etiket: basın bildirisi

  • ESM Antalya Şube: Maden facialarında katledilenleri unutturmayacağız!

    ESM Antalya Şube: Maden facialarında katledilenleri unutturmayacağız!

    PİRHA- KESK bağlı Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Antalya Şubesi tarafından Amasra’da 43 madencinin öldüğü katliamın yıldömüne ilişkin açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Sermaye düzeni her yıl yaşanan binlerce iş kazasında yaşanan ölüm ve yaralanmaların bir kader olduğunu bizlere inandırmak için elinden geleni yapıyor. Yaşamlarımızı sermayenin insafına bırakmayacağız. Amasra maden katliamında ve nice benzer maden facialarında katledilen maden emekçilerini unutturmayacağız!” denildi.

    MADEN FACİALARINDA KATLEDİLEN MADEN EMEKÇİLERİNİ UNUTMAYACAK UNUTTURMAYACAĞIZ!

    2 yıl önce 14 Ekim’de Amasra’da bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait işletmede 43 madenci göz göre göre gelen bir facia sonucu yaşamlarını yitirdi. İSİG verilerine göre 2024 yılının sadece ilk 9 ayında 1.371 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi.

    Amasra Faicasının 2’inci yıldönümüne ilişkin KESK bağlı Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) yazılı açıklama yaptı.

    “SERMAYENİN TALAN DÜZENİNE KARŞI DİRENECEĞİZ”

    Artan iş cinayetlerine dikkat çekilen açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Sermaye düzeni ve temsilcileri bizlere her yıl yaşanan binlerce iş kazasının ve bunlara bağlı olarak gerçekleşen ölüm ve yaralanmaların birer kader olduğuna inandırmak için elinden geleni yapmaktadır. Oysaki hepimizin bildiği gibi iş cinayetlerinin neredeyse tamamına yakını önlenebilir sebeplerden kaynaklanmaktadır.

    Amasra’da yaşadığımız maden faciası da sonrasında ortaya çıkan gerçeklere baktığımızda alınabilecek önlemlerle 43 madenciyi kaybetmemizin önüne rahatlıkla geçilebilirdi. Sadece Amasra’da değil; Soma’dan Ermenek’e Şirvan’dan İliç’e kadar madenlerde yaşanan ve yüzlerce emekçinin canına mal olan hemen her kaza göz göre göre gelmiştir; patronlar ve onları denetlemekle yükümlü yetkililer bunların yaşanmasına göz yummuştur.

    MADEN FACİALARINA KARŞI HİÇBİR ÖNLEM ALINMIYOR

    Bildiğiniz üzere madencilik barındırdığı tehlikeler nedeniyle bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren en tehlikeli iş kollarından biridir. Kömür madenlerinde ise grizu ve göçük en bilinen, en çok can yakan tehlikelerdir. Etkisi ve riski bilinen tehlike kaynaklarına karşı proaktif önlem almak hem yasal hem de vicdani bir zorunluluktur. Ancak içinde yaşadığımız neoliberal sermaye düzeninde maliyet hesapları ve kar hırsı insan hayatının önüne geçmektedir. Hemen hemen her alanda sermaye düzeninin bizlere dayattığı özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları madenlerde de etkisini yaşadığımız facialarla ve yitirdiğimiz canlarla göstermektedir.

    Yeraltı maden işletmeciliğinin olmazsa olmaz koşulu iyi havalandırma planı ve yeryüzüne ulaşmayı sağlayacak en az iki bağımsız yolun var olmasıdır. Yeraltında havalandırma ölçümlerinin not edildiği havalandırma defteri bulunur. Ocak havası sensörlerle izlendiği gibi seyyar ölçü aletleri ile de ölçülür ve deftere kaydedilir. Bu yasal zorunluluktur. Ocak havası iyi ve yeterli bir havalandırma ile temizlenebilir. Amasra’da gördüğümüz ve katliama yol açan faciaya neden olan gerçek var olan havalandırmanın ocak içindeki metan gazını temizlemeye yetecek düzeyde olmamasıdır. ATİM’de ocak havasının derinlere indirilmesi ve havalandırmasının iyileştirilmesi için gerekli yatırım ve iyileştirme projelerinin hayata geçirilemediği hem TBMM Araştırma Komisyonu’nu raporu hem de TTK’nın dava sürecinde ortaya çıkan yazışmaları idarenin alınması gereken önlemleri ve iyileştirme faaliyetlerini gözardı ettiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

    Bizler Amasra gibi maden katliamlarının yıldönümlerinde bu gerçekleri tekrar tekrar hatırlatmayı bir görev addediyoruz. Acımızı ve öfkemizi her zaman diri tutmak zorundayız. Aynı acıları tekrar tekrar yaşıyoruz. 14 Mayıs 2014’te Soma’da 301, 28 Ekim 2014’te Ermenek’te 18, 17 Kasım 2016’da Siirt Şirvan’da 16, 14 Ekim 2022’de Amasra’da 43, 23 Kasım 2022’de Şirvan’da 3 ve 13 Şubat 2024’te İliç’te 9 madenciyi maden facialarında yitirdik. Hesabı sorulmayan her bir iş cinayeti, her bir maden katliamı bir yenisini beraberinde getirdi. En yetkili ağızdan bunlara madencinin kaderi veya fıtratı demek yeni katliamlar için açık bir davetiye çıkarmaktır. Çünkü patronlar ve sorumlular göstermelik cezalarla veya buna gerek bile kalmadan sorumlulukları üzerlerinden atacaklarını bilmektedir.

    Dahası son dönemde sıkça yaşadığımız üzere Türkiye’de enerji ve madencilik alanında sürdürülen faaliyetler insan yaşamını, emeğini olduğu gibi; ormanları, dereleri, tarım ve yaşam alanlarını da hiçe sayıyor. Kamulaştırmalarla, rezerv alan ilanlarıyla, ormanlık alanların orman vasfından çıkarılmasıyla, kıyılarda yaşanan işgallerle, su kaynaklarının şirketlere tahsis edilmesiyle; meraların, tarım alanlarının maden ve enerji projelerine açılmasıyla, imar planlarındaki değişikliklerle topyekün bir talanla karşı karşıyayız. Ege’den İç Anadolu’ya; Karadeniz’den Doğu Anadolu’ya yerli ve yabancı tekeller cirit atıyor; bu ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini iktidarın açık onayıyla ranta dönüştürüyor. Ne pahasına olduğunu yaşayarak görüyoruz. Sermaye cebini doldururken bu ülkenin emekçilerinin payına madenlerde diri diri toprağa gömülmek, insanlık dışı kölelik koşullarında sömürülmek, yaşam alanlarından atılmak düşmektedir. Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser diye boşuna denilmemiştir. Kendisine bu iktidarın marifetiyle elverişli bir siyasi ve ekonomik düzen yaratılan sermaye insanlığı ve içinde yaşadığımız dünyayı bir yok oluşa doğru sürüklemektedir.

    Elbette bizler sermaye düzeninin bu topyekn talanına karşı direnmek zorundayız. Tıpkı Kaz Dağları’nda, Cerattepe’de, Akbelen’de, İkizköy’de yaşam alanlarımızı savunurken yaptığımız gibi… Tıpkı Fernas madencilerinin AKP’li Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun madeninde işçi sağlığı ve güvenliğinin hiçe sayıldığı kölelik düzenine karşı direndiği gibi… Yaşamlarımızı sermayenin insafına bırakmayacağız. Derelerimizi, ormanlarımızı, tarım alanlarını bu talana yem ettirmeyeceğiz! Amasra maden katliamında ve nice benzer maden facialarında katledilen maden emekçilerini unutturmayacağız!”

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

     

  • EMEP: 1 milyon ev işçisi kadın, salgınla beraber tüm gelirlerini kaybetti

    EMEP: 1 milyon ev işçisi kadın, salgınla beraber tüm gelirlerini kaybetti

    PİRHA – Emek Partisi, kadınların koronavirüs salgınından nasıl etkilendiğini ortaya koymak ve taleplerine dikkat çekmek için rapor hazırladı.

    Emek Partisi bir aylık koronavirüs salgını sürecinin kadınlara nasıl yansıdığına ve taleplere ilişkin bir rapor açıkladı. Türkiye’de Covid-19 salgınının neden olduğu tabloyu ortaya koyan rapor, kadınların ev içindeki yüklerinin artışına, yaşadıkları şiddetin boyutlarına, farklı sektörlerden kadın çalışanların yaşadıkları sorunlara dikkat çekiyor.

    “KADIN İŞÇİLER İŞYERİNİN DE HİJYENİNDEN SORUMLU HALE GETİRİLİYOR”

    Rapordan notlar şöyle:

    • Eşitsizliğin, yoksulluğun içinde en büyük eşitsizliklere maruz bırakılan kesimi kadınlar oluşturdu. Türkiye’de çoğunluğu sözleşmesiz, geçici ve güvencesiz koşullarda çalıştırılan 1 milyon ev işçisi kadın, salgınla beraber tüm gelirlerini kaybetti. Krizle birlikte 2 milyonu bulan kadın işsizliği, işten atmalarla daha da artıyor.
    • Hâlâ çalışmak zorunda olan kadın işçiler sağlıksız, kötü koşullarda, işten atılma tehdidi altında çalışıyor. İşyerinde de şiddet, baskı ve cinsiyetçi uygulamalar arttı. Kadın işçiler ustabaşlarının zoruyla yaptıkları işin yanı sıra işyerlerinin ‘hijyeninden’ de sorumlu hale getiriliyorlar.
    • İşten atılma korkusu işyerlerinde tacizi, kadınların onurlarını zedeleyen tutumları artırıyor.
    • Sağlık emekçilerinin yüzde 70’ini oluşturan kadınlar hem yoğun çalışma temposu hem de iş yerlerindeki yeni riskler nedeniyle salgından en çok etkilenen kesimi oluşturdu.  Hastanelerde taşeron temizlik ve yemekhane işçileri ayrımcılığa uğrayarak, bir kadın işçinin ifadesiyle “Virüs muamelesi görerek” çalışmak zorunda bırakılıyorlar.
    • Mayıs ayı itibariyle kadınların yoğunlukta çalıştığı mevsimlik tarım işçiliği artacak. Kadınların sağlıklı temiz su, barınma ve beslenme koşulları, tuvalet gibi en temel ihtiyaçlara erişimi bile yok.
    • Mülteciler, valilik, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları, kaymakamlık ve belediyelerden destek alamıyor. Mülteci kadınlar kadına yönelik şiddetle ilgili hiçbir destek mekanizmasından yararlanamıyorlar, ŞÖNİM’lerden faydalanamıyorlar.

    “ŞİDDET ARTTI”

    Tek başına ebeveynlik yapan, boşanma sürecinde olan, koruma kararlarıyla yaşayan kadınlar için daha zorlu koşullar söz konusu olduğu vurgulanan raporda, artan şiddete ilişkin ise raporda şu ifadelere yer verildi:

    “Emekçi mahallelerde bizzat gördüğümüz; kadınların canına kastedilme riski büyüyen evlerde bir başlarına bırakıldıkları, devletin hiçbir kademesinden dertlerine çare olacak bir elin uzatılmadığı, yapılan başvuruların salgın bahanesiyle geri çevrildiği, şiddetin arttığı ve üstünün bizzat devletin almadığı önlemler nedeniyle kapatıldığı gerçeği. Şiddet artarken, hükümet önlem almak yerine, HSK eliyle, kadına karşı şiddetin önlenmesine dair 6284 sayılı Kanun’daki tedbir kararının kadınların aleyhine işleyeceği açık olan bir karar aldı. Bu gerçeklere rağmen, Aile Bakanının çıkıp “Şiddet azalıyor” açıklaması yapması, tek kelimeyle yalandır!”

    “İNFAZ DÜZENLEMESİ, ÖLÜMLERE DAVETİYE ÇIKARMAKTIR”

    Cinsel şiddet ve istismar faillerinin serbest bırakılacağı tartışmasını da içeren infaz paketine ilişkin ise “Gazetecileri, siyasetçileri, hak savunucularını, muhalefet güçlerini cezaevlerinde tutmaya devam eden, hasta tutukluları, çocukları ve çocuklu tutukluları görmezden gelen, ama cinsel suç faillerini, şiddet faillerini hiçbir denetim olmadan salıverecek olan ayrımcı, eşitsiz infaz düzenlemesi ölümlere, şiddete, istismara göz göre göre davetiye çıkarmaktır” denildi.

    DAYANIŞMAYI BÜYÜTME ÇAĞRISI

    Fiziki mesafe kuralını geçerli kılan bugünlerde birliğin, dayanışmanın, örgütlenmenin yeni biçim ve yollarının yaratıldığını ifade eden Emek Partisi, “Bugün emekçi kadınların yaşam sürdüğü, çalıştığı her yerde, her alanda tüm zorlu koşullar karşısında dayanışma ile ayakta kaldığını biliyoruz” diyerek dayanışmayı büyütmek ve mücadele birlikleri kurmak için tüm yaşam ve çalışma alanlarında bir araya gelme çağrısı yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB VE UDEK’ten uyarı: Tütün endüstrisinin ‘yeni’ oyunlarına kanmayalım

    TTB VE UDEK’ten uyarı: Tütün endüstrisinin ‘yeni’ oyunlarına kanmayalım

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği (TTB),Uzmanlık Dernekleri Eş güdüm Kurulu (UDEK) üyesi dernekleri bir basın açıklaması yaparak, “Ölümden değil yaşamdan yana taraf olalım, tütün endüstrisinin “yeni” oyunlarına kanmayalım, sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için tütüne de nikotine de karşı çıkalım” dedi. 

    İnsanların hastalanmaması, sakat kalmaması ve erken dönemde ölmemesinden başka hiçbir amaç gütmeyen sağlık örgütleri olarak bu açıklama ile kamuoyunu yeni gelişmeler konusunda bilgilendirmek istediklerini belirten Türk Tabipleri Birliği (TTB),Uzmanlık Dernekleri Eş güdüm Kurulu (UDEK) üyesi dernekleri şunları kaydettiler:

    “Tütün kullanımı nikotin bağımlılığı nedeniyle sürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü nikotin bağımlılığını bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle tütün ürünü kullanmak basit bir davranış ve alışkanlık değildir.

    “E-SİGALARALAR DA BAĞIMLILIK YAPAR VE SAĞLIĞA ZARARLI”

    Ulus ötesi tütün endüstrisi kazancını yitirmemek için sürekli “yeni” ürünler üzerinde çalışmaktadır. Ancak hangi yeni ürünü geliştirirse geliştirsin tütün ve nikotin içeren “yeni” (ya da eski) ürünlerin bağımlılık yapmakta olduğu ve ölüme neden olabildiği unutulmamalıdır. Bu çerçevede son dönemlerde özellikle İngiltere ve Fransa’da oldukça yaygın olarak kullanılan elektronik sigaralar sanki zararsızmış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa, e-sigaralar da klasik sigara gibi bağımlılık yapıcı ve sağlığa zararlı ürünlerdir.

    Geçmişten bu yana“yeni” tütün ürünleri piyasaya sürülmüştür, halen de sürülmektedir. Oysa, adı farklı da olsa tütün ürünlerinin hastalandırdığını, sağlık açısından önemli risklerini, ölüm nedeni olabildiklerini Dünya Sağlık Örgütü 2006[2] yılından bu yana kabul etmiştir. Bu konudaki tüm farklı söylemler ancak toplumda yanlış algı yaratmak ve bilimsel verilerin/kanıtların üzerini “kapatmak” için kullanılan “yanlı”, “yanlış”, “aldatan” ve “kirli” söylemlerdir.

    “BÜTÜN POLİTİKALARDA SAĞLIK, YAKLAŞIMI BENİMSENMELİ”

    -Kamusal otorite acilen mevcut tüm ihlallerin önlenmesi için “bütün politikalarda sağlık” yaklaşımını güçlü bir şekilde benimsemeli ve uygulamalıdır.

    -Tütün üretiminden vazgeçecek üreticilere yaşam mücadelesini sürdürebilecekleri geliri sağlayacak alternatif tarımsal ürün ve ekonomik faaliyetin ivedilikle kamusal otoriteler tarafından sağlanması tütün kontrolü politikaları açısından önem arz etmektedir.

    Tütün bağımlılığının temel nedeni nikotindir ve bu nedenle nikotin içeren her ürün bağımlılık yapıcıdır. Bu ürünler arasında “tehlikeli” ya da “daha az tehlikeli” ayrımı yapmak, tütün endüstrisi tarafından “daha az tehlikeli” olduğu iddia edilen ürünlere vergi indirimi veya diğer başka teşvikler sağlamak DSÖ tarafından da kabul edilmez bir politika olarak tanımlanmıştır.

    “HİÇBİR TÜTÜN ÜRÜNÜNÜN GÜVENLİ BİR DOZU YOKTUR”

    Nikotin içeren bütün ürünler bağımlılık yaptığı için ürünler arası geçişler kolaylıkla olmaktadır. Nikotin içeren hiçbir ürünün ve “yeni” olarak pazarlanmaya çalışılan hiçbir tütün ürününün güvenli bir dozu yoktur. Bu nedenle ulusal hükumetlerin nikotin veya tütün ürünü içeren tüm ürünleri teşvik etmenin aksine ürün çeşitliliğini ve üretimi azaltma yönlü politika uygulamaları gereklidir.

    Kamusal otoritenin özellikle gençler açısından bağımlılığa yol açacak bu “yeni” ürünlere karşı halk sağlığından yana politikaların  geliştirmesini  bekliyoruz. Tütün ürünü kullanan ve kullanmayan herkesi de endüstri tarafından “yeni” olarak ilan edilmiş bu ürünlere karşı mücadelede bizlerle beraber olmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • BES: Daha fazla ölümler yaşanmadan, zorunlu olmayan hizmetler durdurulsun

    BES: Daha fazla ölümler yaşanmadan, zorunlu olmayan hizmetler durdurulsun

    PİRHA – Büro Emekçileri Sendikası, koronavirüs salgınına ilişkin üyeleriyle ilgili tespit edilen bilgileri kamuoyuyla paylaştı. Açıklamada, “Salgın başladığından bugüne kadar yaşadıklarımız göstermektedir ki, alınmayan ve geciktirilen tedbir kararlarıyla salgından en çok emekçiler etkilenmektedir” denildi. 

    Büro Emekçileri Sendikası, büro iş kolunda tespit edilen verileri kamuoyuyla paylaştı.

    Büro işkolunda sendikanın tespit ettiği veriler şöyle:

    *İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde virüs tespit edilmesi nedeniyle 6. Sulh Hukuk Mahkemesi kapatılmış, personel karantinaya alınmıştır.

    *İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 6. Aile Mahkemesi kapatılmıştır.

    *İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 6. Ağır Ceza Mahkemesinde virüs tespit edilmesi nedeniyle aynı koridorda yer alan 4 Mahkeme kapatılmıştır.

    *Bakırköy Adliyesi’nde yazı işleri müdürü olan bir emekçiye COVİD-19 teşhisi konulmuş aynı koridorda yer alan 5 Mahkeme kapatılmıştır.

    *Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Kayıtdışı İstihdam Daire Başkanlığında görev yapan bir emekçi virüs şüphesi ile sağlık kurumuna yönlendirilmiştir.

    *İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Mecidiyeköy Uygulama Grup Müdürlüğü Veznesinde bir emekçiye 27.03.2020 günü COVİD 19 teşhisi konularak hastanede karantinaya alınmıştır.

    *İstanbul Vergi Denetim Kurulu Levent Hizmet Biriminde çalışan bir emekçiye 23. 03. 2020 tarihinde COVİD 19 teşhisi konulmuş, 29.03.2020 tarihinde evde gözetim şartıyla taburcu edilmiştir. Çalışanların tamamı hastaneye gönderilerek, hafta boyu hizmet binası kapatılmıştır.

    *İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Bostancı Uygulama Grup Müdürlüğü Anadolu Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğünde 27.03.2020 tarihinde COVİD 19 teşhisi konulan iki emekçinin, yoğun bakımda tedavileri sürmektedir.

    *İstanbul Gaziosmanpaşa Vergi Dairesinde bir emekçinin COVİD 19 testi pozitif çıkmasına rağmen henüz, hizmet binasında herhangi bir tedbir alınmamıştır.

    *İstanbul Şişli İŞKUR Hizmet Merkezinde bir emekçinin test sonucu COVİD 19 testi pozitif çıkmıştır, bir başka emekçiye de yaşadığı semptomlar nedeniyle test yapılmış sonucu beklenmektedir. Hizmet binası ilaçlanmıştır.

    *Kocaeli- Derince Vergi Dairesinde 2 emekçi de COVİD 19 testi pozitif çıkması üzerine vergi dairesi kapatılmıştır.

    *İzmir-Yamanlar Vergi Dairesinde 1 vergi dairesi çalışanında COVİD 19 testi pozitif çıkmış ve hastaneye kaldırılmıştır.

    *İstanbul –Topkapı Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinde bir çalışana test uygulanmış ve sonuç pozitif çıkmıştır.”

    “AÇ KALACAK EMEKÇİYE EVDE KAL ÇAĞRISI YAPILIYOR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Ülkemizde de ilk korona vakasının açıklandığı 11 Mart 2020 tarihinden bugüne kadar salgınla mücadele ve alınacak önlemler konusunda, hükümet halk sağlığını koruyacak geniş tedbirler almak yerine anlık gelişmelere, artan vaka sayısına göre parça parça günübirlik çoğu göstermelik kararlarla durumu idare etmektedir. Hükümet açıkladığı ekonomik programla da salgın karşısında emekçileri değil sermayenin korunmasını esas almıştır.

    Bilim insanları ve sağlık örgütleri bu salgınla başa çıkmanın başta gelen unsurunun “İzolasyon ve fiziki mesafenin korunması” olduğunu her gün açıklıyor. Bizler, salgınla etkin mücadele yöntemlerinin kullanılmasını, zorunlu hizmetler dışında üretimin ve kamu hizmetlerinin durdurulmasını, işten atmaların yasaklanmasını, ücretli izin uygulanmasını, evde kalabilmek için temel ihtiyaçların karşılanmasını talep ederken, sermaye ise kârlarının aksamaması için üretimin ve hizmetlerin devam etmesini istiyor. İşçiler, emekçiler, kamu emekçileri işe gidiş gelişlerde, iş yerlerinde, yemekhanelerde virüs karşısında hiçbir koruma olmaksızın çalışmaya zorlanıyor büyük risk altında bırakılıyor. Diğer taraftan en yetkili ağızlardan, magazin dünyasından, evde kaldığında işsiz ve aç kalacak milyonlarca emekçiye “evde kal” çağrısı yapılıyor.

    “KISMİ TEDBİRLERLE VİRÜSÜ ÖNLEMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    Büro emekçileri olarak biz de bu yaklaşımın sonuçlarını işyerlerimizde yakıcı olarak yaşıyoruz. Hükümetin kamu kurumlarına yönelik açıkladığı tedbirler söylemde çok parlak görünse de uygulamada sorunlar yaşanmaya devam ediyor. İlk günden beri gerek kurum yetkilileri ile görüşerek gerekse yazışmalarla ısrarla uyarmamıza rağmen, salgının yayılma hızı karşısında işyerlerinde alınan tedbirler hem yetersiz olmuştur hem de çoğu önlem için çok geç kalınmıştır. İdari izin ve dönüşümlü çalışma genelgesinin uygulanması dahi günler almıştır. Bugün itibarıyla salgının geldiği boyut nedeniyle dönüşümlü çalışma tedbiri artık geçerliliğini kaybetmiştir.

    İşkolumuzda bulunan kurumlarda yurttaşların geliş- gidişleri azalmışsa da başta adliye, SGK, nüfus müdürlükleri, İŞKUR ve vergi daireleri olmak üzere birçok kurumda müracaatlar devam etmekte, her gün posta yoluyla gelen çuvallar dolusu evrak taramaları yapılarak sisteme girilmekte, ilgili birimlere dağıtılmakta ve işlem görmektedir. Veznelerde para tahsilatı devam etmektedir. İşyerlerinde düzenli temizlik dahi yapılmamaktadır. Özellikle büyükşehirlerde hizmet binalarının büyüklüğü, vergi dairelerinin kompleks biçiminde bir arada bulunması gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda, hizmet üretimi durmadığı sürece alınan kısmi tedbirlerle virüsün yayılmasının durdurulması artık mümkün değildir.

    “RİSKLERE RAĞMEN ÇALIŞMAK ZORUNDA OLAN MİLYONLARCA EMEKÇİ VAR”

    Diğer yandan, milyonların ölümle burun buruna olduğu böylesi bir dönemde hükümetin siyasal ranta dönüştürdüğü kısa çalışma ödeneği uygulaması, İŞKUR’da 23 Mart Pazartesi gününden itibaren olağan dönemin çok üstünde iş yoğunluğu yaratmıştır. Hizmet binalarına giderek form doldurma işlemleri halen yoğun olarak yapılmaktadır. Bu durum hem İŞKUR emekçilerini hem de başvuran binlerce yurttaşımızı virüsle karşı karşıya bırakmaktadır. İş yükünün artması nedeniyle bazı il müdürlüklerinde hafta sonu dahi mesai yaptırılmaktadır. Bugün işsiz kalan binlerce işçi ve işyerlerini kapatmak zorunda kalan işletme sahipleri İŞKUR’a başvurarak çare aramaktadırlar. İşten atmalar yasaklanmadığı, kriz süresince işçilere ücretli izin uygulanmadığı, işsiz kalan emekçiler doğrudan desteklenmediği, işçileri koruyan ekonomik tedbirler alınmadığı için emekçiler gidip kurum önlerinde beklemeye, bu salgın ortamında bürokratik işlemlerle uğraşmaya mecbur bırakılmaktadır. Hükümet almadığı bu tedbirleri İŞKUR çalışanlarının üzerine yıkmaktadır.

    Salgın başladığından bugüne kadar yaşadıklarımız göstermektedir ki; alınmayan ve geciktirilen tedbir kararlarıyla salgından en çok emekçiler etkilenmektedir. Zira bir tarafta korunaklı mekanlarda, geçim derdi olmadan kendini korumaya alabilenler, diğer tarafta her gün dışarıya çıkan, toplu taşıma araçları kullanan, sağlık hakkından mahrum, kalabalık iş yerlerinde yaşamını kaybetme riskine rağmen çalışmak zorunda olan milyonlarca emekçi var.”

    PİRHA/ANKARA