PİRHA – Çiğli Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan, Basın İş İzmir Şubesi’nin örgütlü olduğu Amcor’da sendika grev kararı aldı. Grev tarihi 30 Mayıs olarak belirlendi.
Çiğli Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan, Basın İş İzmir Şubesi’nin örgütlü olduğu Amcor’da tıkanan TİS görüşmeleri nedeniyle asılan grev kararının ardından grev oylaması yapıldı.166 işçi evet derken 118’i hayır oyu kullandı. İşçiler 30 Mayıs Cumartesi günü greve başlayacak.
Sendika yönetimi ise işverene kapıyı kapatmayıp görüşmelere açık olduğunu belirtti.
NE OLMUŞTU?
40’tan fazla ülkede faaliyet gösteren Amcor Şirketi, işçilerle Aralık ayında başlayan TİS görüşmelerinde sendikanın yüzde 45 zam talebine karşılık patron yüzde 38 teklif etmişti. Ancak işçiler bunu yetersiz bulup grev kararını asmıştı.
Fabrikada asıl olarak kapsam dışı çalışan sayısının artması, taşeronlaştırma, görev tanımlarının belirsizliği gibi sorunların yanı sıra mavi yaka sayısı azaltılırken, üretimde ise artma mevcut ve işçiler belirsiz görev tanımları ile çalışmaya zorlanıyor.
Sendika yönetimi konu ile ilgili, TİS’in 6 aylık yapılması ile ilgili sundukları teklifin ardından patronun “Kapsam dışı çalışana zam verdik, beklentiye sokmak istemiyoruz o yüzden sözleşmeyi yıllık yapmak istiyoruz” dediğini belirterek, kapsamdışı çalışanlara yapılan zam oranının yüzde 27-28 dolayında olduğunu belirtti.
PİRHA – Basın meslek örgütleri, gazeteciliği hedef alan ‘Etki ajanlığı’ yasasına karşı açıklama yaptı. Söz konusu yasanın ciddi belirsizlik içerdiğine vurgu yapan basın örgütleri, “Bu düzenleme Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açacak ve halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını ciddi şekilde ihlal edecektir” diye belirtti.
Basın Konseyi, DİSK/Basın-İş, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Ekonomi Muhabirleri Derneği. Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, ‘etki ajanlığı’ düzenlemesine ilişkin ortak açıklama yaptı.
“BELİRSİZLİK İÇEREN DÜZENLEME”
“Etki ajanlığı düzenlemesi basın ve ifade özgürlüğüne açık bir saldırıdır!” başlıklı açıklamada söz konusu yasanın, iktidara yönelik eleştirileri bastırmak amaçlı yapıldığı vurgulandı.
Yazılı yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Gazetecilik faaliyetlerini hukuki belirsizliklerle suç unsuru haline getirecek olan ‘etki ajanlığı’ düzenlemesi AKP iktidarı tarafından yeniden TBMM gündemine getiriliyor.
Geçtiğimiz Mayıs ayında 9’uncu Yargı Paketi taslağında yer alan ve tepkilerle geri çekilen bu düzenleme, şimdi farklı bir torba yasa teklifi kapsamında yeniden karşımıza çıkmıştır. Bu yasa, iktidar eleştirisini bastırmak ve gazetecilik faaliyetlerini hukuki belirsizliklerle dolu bir alan içine itmek amacıyla oluşturulmaktadır.
‘Etki ajanlığı’ kavramının ceza kanununa eklenmesi, basın özgürlüğünü ciddi bir tehdit altına sokan bir adım olup, ‘iç ve dış siyasal yararlar aleyhine’, ‘yabancı organizasyon’ ve ‘savaş etkinliği’ ifadelerinin getirdiği muğlaklık, bu düzenlemenin her türlü gazetecilik faaliyeti üzerinde baskı oluşturma potansiyeli taşıdığına işaret etmektedir.
Bu düzenleme, gazetecilerin mesleklerini icra ederken her an ‘etki ajanı’ olarak damgalanma riski ile karşı karşıya kalacakları bir ortam yaratacaktır.
Ciddi bir şekilde belirsizlik içeren bu düzenleme Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açacak ve halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını ciddi şekilde ihlal edecektir. Basın ve ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir. Ancak yapılması planlanan düzenleme, bu temeli sarsmayı ve toplumu baskı altına almayı hedeflemektedir.
Unutulmamalıdır ki, gazetecilik sadece bir meslek değil, aynı zamanda toplumun bilgilenmesini sağlama görevidir. İktidarın bu tür yasalarla toplumu sindirmeye çalışması, gazetecilik mesleğinin onuruna ve varlığına yapılmış açık bir saldırıdır. Aşağıda imzası bulunan Medya Dayanışma grubu üyesi basın meslek örgütleri olarak, bu saldırılara karşı duracağız ve bu yeni suç düzenlemesine karşı tüm meslektaşlarımızla birlikte güçlü bir ses çıkaracağız.
Gazeteciler olarak, halkın haber alma hakkını savunmak ve gerçeği ortaya koymak adına üzerimize düşen her sorumluluğu yerine getireceğiz.
Bu nedenle, tüm meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışma içinde bu hukuk dışı yasal düzenlemeye karşı çıkacak ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz. Bizler, özgür bir basının ve ifade özgürlüğünün savunucusuyuz. Bu mücadelemizi, her koşulda sürdüreceğiz.”
PİRHA- DİSK-Basın İş Mersin Temsilciliği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü sebebiyle yaptığı açıklamada Diren Keser başta olmak üzere, tutuklu bulunan tüm gazetecilerin serbest bırakılmaları çağrısı yaptı.
Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK-Basın İş) Mersin Temsilciliği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü’ne ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesinde basın açıklaması yaptı. “Gazetecilik Suç Değildir” pankartının açıldığı açıklamaya çok sayıda gazeteci ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Konuya dair açıklamayı Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ergin Çağlar yaptı.
Basın özgürlüğünün demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu ve demokratik bir toplumun sağlıklı işleyişi için hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Çağlar, ülkede 2023 yılında “Dezenformasyon Yasası”nın yürürlüğe girmesinden sonra iktidarın, gazetecilere, medya çalışanlarına ve medya kuruluşlarına yönelik düşmanca tutum ve hedef gösterdiğini aktardı. Türkiye’de gazeteciler üzerinde artan baskıların medyanın bağımsızlığını tehdit eden bir boyuta geldiğinin de altını çizen Çağlar, özellikle Kürt gazetecilerin üzerindeki baskılara dikkat çekti.
SALDIRILAR KARŞISINDA ÖRGÜTLENME ÇAĞRISI
Yakın zamanda Mehmet Aslan, Erdoğan Alayumat ve Esra Solin Dal hakkında “örgütü üyeliği” gerekçesiyle tutuklama kararı verildiğini, Esra Solin Dal’ın hapishane girişinde çıplak aramaya maruz bırakıldığını belirten Çağlar, PİRHA muhabiri Diren Keser’in de haber paylaşımı sebebiyle Şubat ayından bu yana tutuklu olduğunu hatırlattı.
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününün bir mücadele günü olduğunu dile getiren Çağlar, tüm saldırılar karşısında örgütlenme ve mücadele vurgusu yaptı.
PİRHA- DİSK Basın İş İstanbul Şubesi, İstanbul ve Ankara’da ev baskınlarıyla gözaltına alınan gazeteciler için basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada “Hiçbir güç halkın haber alma hakkını engelleyemez, Özgür Basın’ı zapturapt altına alamaz. Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.” ifadelerine yer verildi.
İstanbul, Ankara ve Urfa’da 23 Nisan Salı günü 9 gazetecinin yanında ev baskınlarıyla gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor. Meslektaşları, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, DİSK Dev-Yapı İş üyeleri, gazeteciler için bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.
“GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”
İlk olarak söz alan Gazeteci Nezahat Doğan, “Bu şaşırdığımız bir durum değil. Uzun yıllardır siyasal iktidarın yürüttüğü politikalarla daha sıkıntılı bir süreçle karşı karşıyayız. Hem görsel yayın yapan Medya Tv ve Strek Tv’nin ekipmanlarına el konulmaya çalışılması hem de İstanbul ve Ankara’da ev baskınlarıyla gözaltına alındılar. Dün 24 saat kısıtlılık getirildi. Avukatlarla bile görüştürülmediler. Bu gözaltıları ve tutuklamaları hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir tarafta yanı başımızda sürdürülen savaş öte yanda medyaya olan bu operasyonlar hakikatlerin gün yüzüne çıkarılmasını engellemek için ilk önce gazetecilere yönelik saldırılar yapılmıştır. Bu saldırıların en basında özgür basın çalışanları hedef alınıyor gazetecilik suç değil bu hukuksuzluklara sessiz kalamayız. Ne olursa olsun arkadaşlarımızın yanında olacağız. Ape Musa’lardan bugünlere kalemlerimiz yere düşecek ne de kameralarımız kararacak” dedi.
“ÖZGÜR BASIN EMEKÇİLERİNİ SERBEST BIRAKIN”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) İstanbul Milletvekili Özgül Saki ise “Resmi ideoloji dışında habercilik bu topraklarda iktidarlar tarafından hedef alınmıştır. Biz bu operasyonun ne Irak ziyaretinden, sömürgeci savaş hazırlığından, ne de kadın düşmanlığından bağımsız olmadığını düşünüyoruz. Yapılan suçtur derhal özgür basın emekçilerini serbest bırakın” ifadelerini kullandı.
“İKTİDARLAR HER ZAMAN GAZETECİLERE DÜŞMAN OLDU”
DEV-Yapı İş İstanbul Sekreteri Nihat Demir de “Bu ve bundan önceki iktidarlar gazetecilere her zaman düşman oldu. Kürt halkının diline, rengine düşman oldu. Ama hiçbir zaman kalemleri kırılmadı mücadele ediyorlar. Biz bu arkadaşlarımızı beton bloklar arasında ölen işçilerin haberlerini yaparken tanıyoruz. Onlar işçinin, emekçinin sesi oldu. Derhal serbest bırakılmalarını istiyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından basın açıklamasını DİSK Basın-İş Yönetim Kurulu İzel Sezer okudu.
Sezer’in okuduğu açıklama şöyle:
“Gazetecilik değil, gazeteciliği engellemek suçtur! Türkiye’de neredeyse her güne basını hedef alan yeni bir baskınla uyanıyoruz. Bu baskı politikalarının güncel gerekçeleri farklı olsa da değişmeyen tek şeyin iktidarların basını, gazetecilik faaliyetlerini, halkın haber alma hakkını sistematik olarak ihlal etmesi olduğunu görüyoruz. Dün bir kez daha gazetecilere yönelik bir operasyonla güne uyandık. İstanbul ve Ankara’da evlere yapılan baskınlarla Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Esra Solin Dal ile Mehmet Aslan, MA eski muhabiri Doğan Kaynak, Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Enes Sezgin ile Özgür Basın emekçileri Saliha Aras, Yeşim Alıcı, Beste Argat Balcı, Şirin Ermiş ve gazeteci Erdoğan Alayumat gözaltına alındı.
Yine basını hedef alan her operasyonda olduğu gibi, soruşturma süreci avukatlardan ve basından gizlenerek yürütülmekte, suçlamalar sır gibi saklanmaktadır. Şimdilik öğrenebildiğimiz 2 yıl öncesine dayanan bir soruşturma olduğu yönünde.
Türkiye’de alışık olduğumuz ancak alışmayacağımız gazetecilere yönelik baskıya Avrupa’nın da eşzamanlı olarak dahil olduğunu görüyoruz. Avrupa’nın başkenti sayılan Belçika’nın Brüksel kentinde Stêrk Tv ve Medya Haber Tv stüdyolarına da polis gece yarısı baskın yaptı. Türkiye’yi andıran bu baskında yayın materyallerinin tahrip edildiği kamuoyuna yansıdı.
Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da basın kurumları ve gazetecilere yönelik baskınların Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye yönelik olası askeri operasyona ilişkin diplomatik temasların yoğunlaştığı bir dönemde yaşanması dikkat çekici. Bu da “Savaşta önce gerçekler öldürülür” politikasına işaret etmektedir. Avrupa’da da Kürt basın kurumlarını hedef alan baskınlar yeni bir tehlikeyi de beraberinde getirmektedir. Şimdiye kadar Türkiye’de gazetecilere yönelik baskı ve tutuklamalar karşısında basın özgürlüğüne ilişkin endişelerini belirtmekle yetinen Avrupa Birliği ülkelerinin tıpkı Türkiye’de olduğu gibi “terör” bahanesiyle medya kurumlarına yönelik baskınları, baskıları artıran bir rol oynayacaktır. Bu basın ve gazetecilik faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların devletler arası pazarlık konusu yapıldığının da bariz bir işaretidir. Dolayısıyla Kürt basın kurumlarını hedef alan bu baskın, Avrupa’nın ifade ve basın özgürlüğü normlarının bizzat Avrupa ülkeleri tarafından ihlal edildiğini göstermektedir. Bu Türkiye’de halihazırda zor koşullarda yürütülen gazetecilik faaliyetine yeni bir darbedir.
“GAZETECİLİĞİN ENGELLENMESİ SUÇTUR”
Bizler DİSK Basın İş ve meslek örgütleri olarak bir kez daha ifade etmek isteriz ki gazetecilik değil, gazeteciliğin engellenmesi suçtur. Halkın haber alma hakkı, haber üretim süreci suç konusu yapılamaz. Anayasa, yasa ve Avrupa normları, gazetecilik faaliyetlerini değil, engellenmesini suç saymaktadır. Yine ifade etmek isteriz ki hiçbir güç halkın haber alma hakkını engelleyemez, Özgür Basın’ı zapturapt altına alamaz. Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”
PİRHA- DİSK Basın-İş, İsrail’in Filistin’e yönelik yaptığı saldırılarda gazetecilerin hedef alınmasını protesto ederek, “İsrail güçleri 7 Ekim’den bu yana 100’den fazla gazeteciyi katletti. Savaş suçu işleyen devletler, suçlarının duyulmaması için her yerde gazetecileri hedef alıyor, onları mesleklerini yapmaktan vazgeçirmeye, çalışıyor” dedi.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Filistin Gazeteciler Sendikası’nın (PJS) 26 Şubat’ı Filistinli Gazetecilerle Dayanışma Günü ilan etmesi üzerine dünyanın birçok yerinde basın örgütleri sokağa çıkarak İsrail’i protesto etti. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş) da İsrail’in Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı saldırılarda yaşamını yitiren gazeteciler için bir araya geldi. Almanya’nın İsrail’e desteği ve Filistin için yapılan eylemlere yoğun baskı yapması nedeniyle İstanbul’daki Almanya Konsolosluğu önünde eylem yapan Basın-İş üyeleri “Katil İsrail, işbirlikçi Almanya” sloganları attı.
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU
“İsrail, gazetecileri öldürmeye son ver” yazılı pankartın açıldığı eylemde basın açıklamasını Basın-İş üyesi Vecih Cuzdan okudu. Cuzdan, İsrail’in gazetecilere yönelik suçlarıyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını söyleyerek, “İsrail güçleri 7 Ekim’den bu yana 100’den fazla gazeteciyi katletti. Bunların neredeyse hepsi sahada, üzerlerinde ‘PRESS2 yazan yeleklerle çalışırken, hedef alınarak vuruldu. Savaş suçu işleyen devletler, suçlarının duyulmaması için her yerde gazetecileri hedef alıyor, onları mesleklerini yapmaktan vazgeçirmeye, yıldırmaya çalışıyor. Dünya Filistin’de olup bitenleri, ölümü ve sakat kalmayı göze alarak çalışan kahraman gazeteciler sayesinde takip ediyor” dedi.
“İSRAİL SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE GAZETECİLERİ HEDEF ALIYOR”
İsrail’in gazetecileri ilk defa hedef almadığına dikkat çeken Cuzdan, “Gazeteci olan Şirin Ebu Akile, 2022 Mayıs ayında, İsrail’in, Batı Şeria’daki Cenin şehrine yaptığı bir baskını haberleştirirken bir keskin nişancının kurşunuyla öldürüldü. 2018- 2019 yılları arasında her cuma günü, abluka altındaki Gazze halkının sınıra yürüdüğü Büyük Dönüş Yürüyüşü sırasında keskin nişancıların mermileriyle 2 gazeteci öldürülmüş, 357 gazeteci yaralanmıştı. Bunların arasında dizlerine ve gözlerine nişan alınmış olanlar ve İsrail yönetimi tedavilerini engellediği için sakat kalanlar vardı. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin raporuna göre 2023 yılında bütün dünyada öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Filistinli, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu ise Gazze’de çalışan her 10 gazeteciden birinin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğünü kaydetti” dedi.
Cuzdan, tüm bunların dışında gazetecilerin sistematik bir şekilde tutuklandığını, ev hapsi uygulamasıyla salındıklarında ise çalışamamaları için evlerinin interneti kesildiğini belirtti.
İSRAİL’E BOYKOT ÇAĞRISI
Birleşik Krallık, Kanada, Fransa, Avusturalya, ABD ve Almanya’nın İsrail’e silah sattığını, bu nedenle özellikle Almanya’da Filistin’e destek eylemlerine hükümet tarafından baskı uygulandığının altını çizen Cuzdan, “Türkiye’de ise AKP iktidarının sözcüleri kürsülerde Filistin’e sahip çıkarken bir yandan da İsrail’le ticari ilişkiler hız kesmeden devam ediyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre 2023 yılının son 3 ayında İsrail ile ihracat bedeli toplamı 1 milyar doları aştı. Türkiye’nin İsrail’e en çok ihraç ettiği ürünler ise silah sanayisinde en çok kullanılan çelik ve kimyevi maddeler” sözlerini kullandı.
Vecih Cuzdan, son olarak İsrail’in boykot edilmesine yönelik çağrıda bulundu.
PİRHA – Anayasa Mahkemesi, kamuoyunda “Sansür Yasası” olarak adlandırılan, Dezenformasyon Yasasını bugün görüşmeye alıyor. Gazeteciler, “Bu yasa 85 milyonun haber alma hakkını ihlal ediyor” diyerek AYM önünde nöbet eylemi yapıyor.
Anayasa Mahkemesi (AYM), “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için yapılan iptal başvurusunu bugün değerlendirmeye alacak.
Basın mensupları da “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için AYM önünde eyleme başladı. Sansüre ve keyfi tutuklamalara karşı nöbet tutan gazetecilere, siyasetçiler, meslek örgütü temsilcileri de destek verdi. “Gazetecilik yapıyoruz. Sansür yasasına hayır. Biz gazeteciyiz” dövizleri açan gazeteciler, basın özgürlüğü olmadan toplumda adaletin olamayacağına da dikkat çekti.
Sansüre karşı AYM önünde buluşan gazeteciler ve meslek örgütleri konuya dair de açıklama yaptı.
Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Kenan Şener, yaptığı konuşma esnasında Anayasa kitapçığını göstererek, “Burası kumpas davalarından bu yana adalet arayışını sürdüren herkesin adalet kürsüsü olmuştur. Bugün AYM’den tüm ülkeyi rahatlatacak karar bekliyoruz” dedi.
Türkiye Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise “AYM’den çıkacak karar adaletin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir. Bu yasanın iptali için buradan sessiz bir çığlık atıyoruz. Bu duvarın arkasındaki yüksek yargıçlar, bu çığlığı duyuyor mu?” diye sordu.
Avrupa Gazeteciler Derneği Türkiye Temsilcisi Doğan Tılıç da “Karar ne olursa olsun ne bizi susturabilecekler, ne bizim için iyi birşey yapabilecekler. Gazeteciler her zaman sözlerini söyleyecek yolu bulurlar. Ama mahkeme vereceği kararla bir utancı silmiş olacaklardır” şeklinde konuştu.
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise, yasanın hukuki karşılığı olmadığını belirterek “Hukuki öngörünürlükten uzak ve belirsizlikler içeren bir yasa. Bu yasa basına yönelik sansür yasasıdır ve gazetecilere gözdağı yasasıdır. Demokratik toplum için bu yasadan hemen uzaklaşılmalıdır” diye konuştu.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Kıvanç El, yaptığı konuşmada yasanın derhal iptal edilmesi gerektiğini belirterek “Bu yasa 85 milyonun hakkı için iptal edilmelidir” dedi.
Dezenformasyon yasası gerekçe gösterilerek tutuklanan ve hafta başında tahliye edilen gazeteci Tolga Şardan da eyleme katıldı. Şardan yaptığı açıklamada “Ben son olmayı umuyordum ancak bu sabah da bir gazeteci arkadaşımız gözaltına alınmış. AYM’nin eminim bugün alacağı karar Türkiye’nin istikametinin ne yönde olacağına dair de bir gösterge olacaktır. Gelecek kuşaklara, henüz daha akademik eğitim yapan gazeteci adaylarının da önlerinin açık olması için bir zemin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. AYM eğer bugün iptal kararı alırsa biz zaten meslek örgütleri ve gerçek gazeteciler olarak gazetecilik mesleğinin çok daha ileri gitmesini sağlayacağız. Toplumun doğru haber alma hakkı var. İçeriden aldığımız ilk bilgiler raportörün biraz daha iyimser olduğu yönünde. Ümit ediyorum mesleğimiz açısından iyi bir zemin olur” şeklinde ifade etti.
Gazeteciler saat 14:00’e kadar eyleme devam edecek.
PİRHA- Gazeteci Tolga Şardan’ın tutuklanmasına tepki gösteren basın meslek örgütleri, “Şardan’a apar topar soruşturma açılması, evinde ve belgelerinde arama yapılarak gözaltına alınması ve tutuklanması ülkemizdeki tüm gazetecilere ağır bir gözdağıdır. Bu gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” dedi.
T24 yazarı gazeteci Tolga Şardan’ın tutuklanmasına karşı Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası ortak açıklama yayımladı.
Tolga Şardan’ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulunulan açıklamada, “Bu gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” denildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“Sansür yasası uygulamalarıyla ülkemizde basın susturulmaya, korkutulmaya, hizaya getirilmeye çalışılmaktadır. Biz gazeteciyiz, gazeteciliğin suç olmadığını haykırmaya, baskı ve tehditlere rağmen yolsuzlukları dile getirmeye, bütün istibdat baskılarına rağmen gazetecilik yapmaya, halkın haber alma hakkı için çalışmaya devam edeceğiz.
Meslektaşımız Tolga Şardan, 31 Ekim’de T24 internet sitesinde yayınlanan “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu yargı raporunda neler var?” başlıklı yazısı nedeniyle başlatılan soruşturmada “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddia ve suçlamasıyla 1 Kasım akşamı tutuklanmıştır. Şardan söz konusu yazısında yargıda son günlerde ortaya saçılan usulsüzlük iddiaları üzerine devletin ilgili kurumlarının da inceleme yürüttüğü bilgisini paylaşmıştır. Ancak bu yazı bazı yetkililer tarafından tepkiyle karşılanmış ve sonuç olarak meslektaşımız tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Şardan’a apar topar soruşturma açılması, evinde ve belgelerinde arama yapılarak gözaltına alınması ve tutuklanması ülkemizdeki tüm gazetecilere ağır bir gözdağıdır.
“ŞARDAN’A VE GAZETECİLİĞİNE KEFİLİZ”
Adalet sistemindeki sorunları araştırıp kamuoyunun bilgisine sunmak gazetecinin görevidir. Hakimler Savcılar Kurulu’na yazılan dilekçelere ve MİT raporlarına kadar giren çarpıklıklar karşısında yargıçlar, bu sorunları gündeme getiren gazetecileri tutuklamak yerine adalet sisteminin iyi işlemesine odaklanmalıdırlar. Gazeteci Tolga Şardan’ın bu sorunları yazdığı için tutuklanması sorunları örtme çabasından başka bir anlama gelmez. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Tolga Şardan’a tutuklama kararı verilmesinden 10 dakika sonra Şardan’ın yazdığı gibi bir MİT raporu olmadığını, yazının dezenformasyon içerdiğini duyurmuştur. Yayınlanmasının üzerinden 43 saat geçmesine karşın ilgili kurumlar tarafından yalanlanmayan yazının, tutuklama kararıyla eş zamanlı olarak dezenformasyon merkezince yalanlanması manidardır. Biz gazeteciler bu tür haberlerde yanlış bir bilgi olduğunda ilgili kurumların jet hızıyla yalanlama yaptığını gayet iyi biliyoruz. Şardan’ın bir buçuk gün boyunca dezenformasyon olarak değerlendirilmeyen yazısının tutuklama kararıyla birlikte yalanlanmasını inandırıcı bulmuyoruz.
Yalan haber en başta gazetecilik suçudur. Şardan bu suçu hiç işlememiş, dürüst ve saygın bir meslektaşımızdır. Türkiye’de son 35 yıldır içişleri, emniyet, yargı bürokrasisi ve ilgili siyasetçilerle her zaman gazetecilik çerçevesinde ilişki kuran Şardan, işlediği konuları titizlikle kaleme alan, yazdığı haber ve kulis bilgileriyle kurumlardaki sorunlara büyüteç tutan kıdemli ve saygın bir gazetecidir. Meslektaşımız Şardan’a ve gazeteciliğine kefiliz.
Şardan’la aynı gün İstanbul’da meslektaşımız Dinçer Gökçe de aynı suçlamayla gözaltına alınmış, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştır. Halkı bilgilendirme faaliyeti gerçekleştiren, sadece gazetecilik yapanlara yönelik bu sistematik gözdağı asla kabul edilemez. Bu son örneklerle bir kez daha görünür olan gazetecilere yönelik hukuk dışı çabalar düşünce ve ifade özgürlüğüne indirilen birer darbe haline gelmiştir ve ülkemize büyük zarar vermektedir.
BİZ GAZETECİYİZ, GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Gazetecileri tutuklanması halkın haber alma hakkının önlenmesine ve basın aracılığıyla kamuoyu denetiminin sakatlanmasına yol açar. Gazeteciler, sansür yasası dediğimiz “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu ceza kanunumuza ekleyen yasaya da işte bu nedenle karşı çıkmıştır. Bu yasa Anayasa’ya aykırılıktan Anayasa Mahkemesi’ne taşınmıştır ve aylardır yüksek mahkemenin vereceği karar beklenmektedir. Bu karar çıkana kadar pek çok meslektaşımızın çerçevesi belli olmayan bu suçlama ile demir parmaklıklar arkasına gitmesi işten bile değildir. Anayasa Mahkemesi bir an önce sansür yasasıyla ilgili kararını vermelidir.
Bizler basın meslek örgütleri olarak Tolga Şardan’ın ve tüm tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Tolga Şardan arkadaşımızın tutuklandıktan sonra söylediği gibi: Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz.”
PİRHA – DİSK Basın İş, Gazeteci Hayri Demir’in 4 Ekim’de görülecek karar duruşması öncesinde açıklama yaparak dayanışma çağrısında bulundu. Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, yaptığı açıklamada “Tartışmalı bir şekilde elde edilen Hayri arkadaşımıza ait çalışmalar üzerinden akıl dışı suçlamalarla bir dava süreci yürütüldü” dedi.
Gazeteci Hayri Demir hakkında, Suriye’de yaptığı haberler gerekçe gösterilerek, ‘basın yoluyla örgüt propagandası’ ve ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla 32 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın karar duruşması 4 Ekim’de yapılacak. Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davaya ilişkin Ankara Disk Basın-İş Temsilciliği’nde açıklama yapıldı.
Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, Basın İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu ve Gazeteci Hayri Demir’in katıldığı basın açıklamasına çok sayıda gazeteci de destek verdi.
“AKIL DIŞI SUÇLAMALARLA BİR DAVA SÜRECİ YÜRÜTÜLDÜ”
Basın İş adına açıklama yapan Özge Yurttaş, siyasal iktidarın, gazetecilik mesleği üzerindeki baskılarına dikkat çekti. Yurttaş, “Biz her ne kadar ‘gazetecilik suç değildir’ desek de polisler, gözaltına alınan gazetecilerin kameralarını suç aleti olarak teşhir ediyorlar” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Savcılar ise yapılan haberleri suç sayıyor, mahkemeler yargılıyor ve mahkum ediyor. İktidar sadece kendi cenahında üzerine düşeni yapsınlar istiyor. Hayri Demir bir gazeteci olarak nerede haber varsa orada çalışıyor. Engellemelere, gözaltılara ve hakkında açılan davalara rağmen halkın haber alma hakkına erişebilmesi için haber vermeye uğraşıyor. Hepimizin de bildiği gibi son derece tartışmalı bir şekilde elde edilen Hayri arkadaşımıza ait çalışmalar üzerinden aslında akıl dışı suçlamalarla bir dava süreci yürütüldü. Meslektaşımız, Suriye’de yaptığı haberler nedeniyle ‘basın yoluyla örgüt propagandası’ ve’ örgüt üyeliği’ iddiasıyla 32 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.”
“DİLERİZ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YAŞATILDIĞI BİR KARAR ÇIKAR”
Özge Yurttaş, “Gazetecilik suç değildir. Her ne kadar suç gibi gösterilmeye çalışsalar da zaman bizi haklı çıkaracak” diyerek Hayri Demir ile dayanışmak için şunları söyledi:
“Bu ülkede gazeteciler çok bedel ödedi, ödemeye de devam ediyor. Biliyoruz ki tek başına gazetecilerin mücadelesiyle değil, haber alma hakkına sahip çıkan herkesin mücadelesi ile biz gazetecilere yönelik baskılara, halkın haber alma hakkına yönelik saldırılara ve basın özgürlüğünü sınırlandırmaya yönelik davranışlara son verebileceğiz. O yüzden hakikati öğrenme ihtiyacı duyan, bu ülkede olup bitenlerden haberdar olmak isteyen tüm yurttaşları da yargılanan gazetecilerle, başta Hayri arkadaşımız olmak üzere hapishanelerde olan meslektaşlarımızla, yargılanan gazetecilerle dayanışma içinde olmaya, dayanışmaya çağırıyoruz. Bugün buradan bir kez daha söyleyelim; biz gazetecilik mesleğini yürüttüğü için yargılanan, akıl dışı biçimde suçlamaların hedefi olan meslektaşımız Hayri’nin duruşma günü de yanında olmaya devam edeceğiz. Dileriz bu davadan basın özgürlüğünün yaşatıldığı bir karar çıkar.”
“BU BİR KUMPAS DAVASI”
Gazeteci Hayri Demir ise yaptığı konuşmada Türkiye’de gazeteci yargılamalarının olağan hale geldiğini ifade etti. Demir, evinden çalınan arşivler sonucunda bir iddianame oluşturulmaya çalışıldığını ifade ederek şunları söyledi:
“Her ne kadar biz gazeteciler haberin öznesi konusu olmasak da, ülke Türkiye olunca sık sık haberin konusu da olabiliyoruz. Aslında bu bir kumpas davası. Bu dosyaya teşkil eden deliller, evime hırsızlık maskesi ile girilip çalınan arşivimden oluşturuldu. Ki bu arşiv tamamen gazetecilik faaliyetleri kapsamında çekmiş olduğum fotoğraf ve haberlerdi. Evden çalınan ve bugüne kadar o hırsızlıkla ilgili başvurduğum suç duyurusu dahi sonuçlandırılmayan olay 6 ay sonrasında emniyette çıktı. Ve o arşivle birlikte 5 yıl öncesinde bir dava açıldı. Bu aşamaya kadar dosyaya herhangi yeni bir şey de girmedi sadece evden çalınan arşivdeki fotoğraf ve haberler gerekçe gösterilerek ceza verilmek isteniyor.
Burada sadece yargılanan ben değilim. Salt Eylül ayında 61 gazeteci arkadaşımız 280 yıldan 680 yıla kadar hapis istemi ile yargılandı. Sadece bu yıl içerisinde 8 gazeteci 27 yıl hapis cezası ile hakim karşısına çıktı. Tüm bunlar aslında gazeteciliğin Türkiye’de ne kadar baskı altında olduğunu iktidarın gazeteciliği ne kadar illegalize edip adliye koridorlarına sıkıştırdığının göstergesidir. Tabi bu baskılar bizi mesleğimizi yapmaktan geri tutmayacaktır.”
PİRHA-Diyarbakır’da tutuklanan 16 gazeteci için İstanbul Kadıköy’de açıklama yapılırken, Ankara’da polis açıklamaya ve toplu fotoğraf çekilmesine dahi izin vermedi. Kadıköy’deki eylemde Kürtçe ve Türkçe okunan açıklamada, tutuklu gazetecilerin, hakikati toplumla paylaştıkları için tutuklandığına dikkat çekilerek, serbest bırakılması istendi.
İSTANBUL
İstanbul Kadıköy’deki PTT Şubesi önünde bir araya gelen gazeteciler, Diyarbakır’da 8 Haziran günü gözaltına alınan ve 16 Haziran’da da tutuklanan 16 meslektaşı ile dayanışmak amacıyla kart, mektup ve kitap gönderdi.
Dayanışma eylemine Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ile Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) üyeleri ile DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren ve üyeleri katıldı.
Gazetecilerin PTT önünde yapmak istediği açıklamaya polis izin vermedi. İskele meydanında yapılan açıklamayı Kürtçe Durket Süren okurken, Türkçe Nişmiye Güler okudu.
Nişmiye Güler, 16 gazetecinin savcı ve hakimlik ifadeleri sırasında haberleri, sundukları programlar suç gibi gösterilirken, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ise fotoğraf makineleri, kamera ve gazete arşivlerini suç delili olarak sergilediğini hatırlatarak, “Bu nedenle de yaptıkları haber ve programlar nedeniyle özgürlüklerinden alıkonulan 16 meslektaşımız şahsında herkesi gazeteciliği savunmaya çağırıyoruz. Bir kez daha meslektaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu haykırmak ve herkesi bu mücadelede ortaklaşmaya çağırıyoruz” dedi.
ANKARA
Ankara’daki basın emekçileri de, 3 ay önce tutuklanan 16 meslektaşları için kitap ve mektup gönderdi.
Diyarbakır’da 3 ay önce tutuklanan 16 basın çalışanı için Ankara’da da gazeteciler eylem yaptı. Tutuklu meslektaşları için Yenişehir PTT önünde bir araya gelen basın çalışanları, çok sayıda kitap ve mektubu Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne postaladı.
Ankara’daki basın çalışanları, yaptıkları eylem sonrasında toplu fotoğraf vermek istedi ancak polis buna izin vermeyerek görüntü alınmasına da engel oldu.
Diyarbakır’da 3 aydır tutuklu bulunan 16 Kürt gazeteciye kitap ve mektup gönderileceğini aktaran meslektaşları, kampanyaya destek ve dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.
Diyarbakır’da 8 Haziran’da yapılan ev baskınlarında 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. 16 Haziran’da adliyeye sevk edilen JINNEWS Müdürü Safiye Alağaş, Xwebûn Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç ile gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Gazeteciler Gülşen Koçuk, Esmer Tunç, Mehmet Yalçın, Kadir Bayram ile Feynaz Koçuk ve İhsan Ergülen adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
5 KENTTE EYLEM
Gazetecilere yöneltilen iddiaya, yaptıkları haber ve sundukları televizyon programları gerekçe gösterildi. Gazetecilerin tutuklanmasının üzerinden 3 ay geçmesine rağmen henüz iddianame hazırlanmadı. Tutukluluğun 3’üncü ayında Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), DFG ve basın örgütleri öncülüğünde 5 kentte bir dizi eylem düzenlenecek. Diyarbakır, Van, Mersin, Ankara ve İstanbul’da gazetecilerle dayanışmak üzere kitap ve mektup gönderilecek.
PİRHA-Türkiye Basın Yayın ve Matbaa Çalışanları Sendikası, Haber Türk Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya’nın, basın emekçisi Ahmet Demir’e dönük fiziki saldırısını kınadı. Haber Türk binası önünde yapılan basın açıklamasında “O tokat gazetecileri geçim sıkıntısıyla, açlıkla terbiye etmeye çalışan anlayışın ete kemiğe bürünmüş halidir”denildi.
Haber Türk Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya’nın, yayın esnasında İHA çalışanı Ahmet Demir’e tokat atması kamuoyunda büyük tepki topladı. DİSK Basın İş üyeleri de yaşananları protesto etmek için Haber Türk Genel Merkezi önünde konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.
“EMEKÇİLERE ATILAN TOKAT AFFEDİLEMEZ!”
Muharrem Sarıkaya’nın üye olduğu tüm meslek örgütlerine de çağrı yapan DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren, şu açıklamada bulundu:
“O tokat aslında medyada yıllardır süren ücret uçurumuyla semirmiş, sırtını güce dayayarak kendisini dev aynasında görmeyi normal sanan anormal egoların hepimize yıllardır yaptığının görünür hale gelmesidir.
O tokat gazetecileri geçim sıkıntısıyla, açlıkla terbiye etmeye çalışan anlayışın ete kemiğe bürünmüş halidir.
O tokat gazetecileri hapisle, para cezalarıyla yıldırmaya çalışan iktidarların uygulamalarının devamıdır, tekrarıdır.
O tokat biz gazetecilerin, genelde tüm emekçilerin kırmamız gereken kolu da bize yeniden göstermiştir. Emekçilere atılan tokat affedilemez!
Olayın görüntülerinin çıkması ve sosyal medyada tepkilerin çığ gibi büyümesi üzerine şaşırtıcı olmayacak şekilde, birçok gazeteci Sarıkaya’nın kendilerine de kötü davrandığını, mobbing uyguladığını açıkladı. Muktedirlere ve yöneticilere sırtlarını dayayanlar çalışanlara, basın emekçilerine açıkça eziyet ediyor. Ve bu eziyetlere işi kaybetme kaygısı nedeniyle çoğunlukla sessiz kalınıyor.
Bunun bir nedeni iktidarın medya üzerindeki büyük denetimi, bir başka nedeni gazetecilerin örgütsüz olması. Bu durumu aşmak için gazeteciler mutlaka sendikalarda örgütlenmeli.
Gelen tepkiler üzerine Muharrem Sarıkaya Haber Türk’ün Ankara Temsilciliği’nden istifa ettiğini açıkladı. Ancak gazete ve televizyondaki görevlerine devam edip etmediği net değil. Pek çok basın emekçisinin kolektif çabasıyla sürdürülebilen bir yayın faaliyetinde iş arkadaşına şiddet uygulamak, hele de bunu sırtını dayadığı güce, konumuna, titrine güvenerek yapmak, asla kabul edilemez. Haber Türk yönetimine çağrımız Sarıkaya’nın bütün görevlerinin sona erdirilmesidir.
Sarıkaya’nın üye olduğu tüm meslek örgütlerine çağrımız bu lümpen tavrı hoş görmemeleri, tüm üyeliklerinin sonlandırılmasıdır.
Saldırı sonrası gördük ki, sesini duyuramayan meslektaşlarımız da var. Bundan sonra kimse sessiz kalmasın, birlikte ses çıkaralım. Örgütlü ses çıkaralım.
Türkiye yeni bir dönemi konuşuyor. Bunun etkisini medya üzerinde de görüyoruz. Unutmayalım yeni medya, eskinin alışkanlıklarıyla yürümemeli. Tüm medyada gazetecilerin, basın emekçilerinin örgütlü olması gerekiyor. Basın emekçileri, tüm emek güçleri ve demokrasi isteyen halk buna engel olmaya kalkanları da yıkıp geçecektir.”
PİRHA-Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş) Elektrik, Gaz, Su, Baraj Çalışanları Sendikası (Enerji-Sen), Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın-İş) İç Anadolu Bölge Temsilciliklerinin açılışı yapıldı.
Dev Sağlık-İş, Enerji-Sen ve Basın-İş İç Anadolu Bölge Temsilciliklerinin açılışı Ankara’da yapıldı. Açılış törenine DİSK’e bağlı çok sayıda yönetici ve üye katıldı.
Açılış töreninde konuşan Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, “10 Yıldan fazla bir süre önce İstanbul’da bir grup gazeteci bir araya geldik. Basına yönelik saldırıların artacağını düşünüyorduk. Ve mücadeleci bir gazeteci örgütü, sendikası kurmaya çalışıyorduk. Tam o sırada DİSK’ten bir çağrı geldi ve ‘Basın-İş sendikamızda gazeteciler de örgütlenebilir’ denildi. Ardından yola çıktık. Her gün görüyoruz ki mesleğimiz üzerinde büyük bir baskı var. Foto muhabiri Bülent Kılıç’ın söylediği gibi ‘Nefes alamıyoruz’ ve mesleğimiz boğulmak isteniyor. Ama buna karşı büyük bir direniş de var. Her zaman adımız görünmese de gazeteci direnişinin arkasında DİSK Basın-İş var. Ankara’da açılan bu merkezde mücadelemizi daha da güçlendireceğiz.”
Konuşmalar ardından Çankaya ilçesi Sıhhiye semtindeki temsilcilikler, kesilen kurdeleler ardından hizmete açıldı.
PİRHA-Basın meslek örgütleri, Ankara’da gazetecilerin yaşadıkları baskıları protesto etmek için Valilik önünde eylem yapmak istedi ancak yine polis engeliyle karşılaştı. Gazeteciler adına yapılan açıklamada “Gazeteciliği boğmanıza izin vermeyeceğiz” dedi.
Ankara’daki basın meslek örgütleri, maruz kaldıkları şiddet ve baskıları protesto etmek için Ankara Valiliği önünde bir araya geldi.
Yapılmak istenen basın açıklamasına polis izin vermedi. Abdi İpekçi Parkı’na yürüyen basın çalışanları, ‘Şiddete hayır’, ‘Nefes alamıyoruz’, ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganlarını atarken “Nefes alamıyoruz, gazetecilik boğulamaz” pankartı açıldı.
Gazetecilerin eylemine TMMOB Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ve HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da destek verdi.
“GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Basın meslek örgütleri adına ortak açıklamayı Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Ankara Şube Başkanı Esra Koçak Mayda okudu. “Gazeteciliği boğamayacaksınız!’” diyen Koçak Mayda, şu açıklamayı yaptı:
“Anayasa ile güvence altına alınan protesto hakkı fiilen yasaklanmış durumda. Geçim sıkıntısı yaşayan, haksızca işten atılan, mahallesine, ormanına, denizine sahip çıkmak isteyen, kimliklerine saldırılmasına karşı çıkan insanlar, polis ve jandarma şiddetine uğruyor, seslerini duyuramıyor. İşte hakkını aramak için sokağa çıkan bu yurttaşları haberleştirmek gazetecinin kamusal görevidir.
Ancak meslektaşlarımız toplum adına görevlerini yürütürken ağır şiddetle karşı karşıya kalıyor. İçişleri Bakanlığının gösteriler sırasında polislerin görüntülerinin alınamayacağına yönelik yasadışı genelgesinin ardından, bu şiddet çok daha tehlikeli bir hâl almış durumda.
“BÜLENT KILIÇ ÖLÜMDEN DÖNDÜ”
26 Haziran Cumartesi günü LGBTİ+ bireylerin ve onlara destek veren yurttaşların düzenlemek istediği onur yürüyüşüne müdahale eden güvenlik görevlileri, uygulanan şiddeti kayda almak isteyen AFP Fotomuhabiri Bülent Kılıç’ı yere yatırıp boynuna bastırarak nefessiz bırakmak istedi. Güçlükle ‘Nefes alamıyorum’ diyebilen Bülent Kılıç ölümden döndü.
Amerika’da bir polis tarafından aynı yöntemle öldürülen George Floyd’un görüntüleri tüm dünyada infial yaratmışken, ülkemizdeki güvenlik güçlerinin bunu örnek alırcasına şiddet uygulaması hepimizi derinden endişelendirmektedir.
Aynı gün başka meslektaşlarımızın da işlerini yapmaları engellendi. Darp edilen, taciz edilen, çektikleri görüntüleri silmek zorunda bırakılan meslektaşlarımız oldu.
“Kolluk güçleri bu kanun tanımaz uygulamaları ile halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemektedir. Nefessiz bıraktıkları yalnız meslektaşımız değil, halkın haber alma hakkıdır.
“UYARIYORUZ: CEZASIZLIK ZIRHINA GÜVENMEYİN!”
Bu şiddet dalgasının amacı medya çalışanlarını bezdirmek ve görevini yapmaktan uzak tutmak ise, bu amaca ulaşmanın mümkün olmadığını bir kez daha, gür bir sesle haykırıyoruz. Gazetecilik suç değildir ve bizler gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, asla kabul etmeyeceğiz!
Bu insanlık dışı yöntemlerde ısrar etmeyi düşünen memurları da uyarıyoruz: Cezasızlık zırhına güvenmeyin! Size bu kanunsuz emri verenlerle birlikte mutlaka yargılanırsınız!
Gazeteciliği boğmanıza izin vermeyeceğiz!”
Açıklamaya destek veren örgütler:
Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği
PİRHA- Basın meslek örgütleri, ülke genelinde gazetecilere dönük polis baskısına ‘dur’ demek için 29 Haziran’da İstanbul, Ankara ve İzmir Valilikleri önünde açıklama yapacak.
Basın meslek örgütleri, gazetecilere yönelik polis şiddetine karşı üç ilde sokağa çıkacak. “Basının nefesini kesemezsiniz!” başlığı ile duyuru yapan basın meslek örgütleri, “Gazeteciye şiddet uygulayan kamu görevlileri suç işliyor, bu gidişe hep birlikte dur demeliyiz. Tüm basın emekçilerine çağrımızdır!” diyerek İstanbul’da saat 14:00’te, Ankara’da 11:30’da İzmir’de ise 14:00’te valilik binaları önünde eylem yapacağını açıkladı.
“ELLERİNİZİ GAZETECİLERİN ÜZERİNDEN ÇEKİN”
14 Basın meslek örgütü imzası ile yapılan duyuruda şu açıklamaya yer verildi:
“Haklarını aramak için sokağa çıkan yurttaşları takip edip haberleştirmek gazetecinin kamusal görevidir. Meslektaşlarımız son günlerde tüm toplum adına bu görevlerini yürütürken ağır şiddetle karşı karşıya kalmaya başladı. Yaşananlar çok tehlikeli bir boyuta ulaştı. Taksim’de yapılmak istenen protesto eylemini izlemeye çalışan çok sayıda gazeteci darp edildi, gözaltına alınmak istendi, görüntü almaları engellendi, makinelerindeki görüntüler silinmek istendi. Ama artık gazeteciler görevlerini yaparken ölümle de yüz yüze kalıyor! Bunun son örneği Taksim’deki protestoları takip eden AFP Fotomuhabiri Bülent Kılıç’ın uğradığı şiddettir. Haksız ve hukuksuz şekilde Kılıç’ın görev yapmasını engelleyen polis, yere yatırdığı meslektaşımızın boynuna diziyle bastırarak ölümle sonuçlanabilecek bir şiddet sergiledi. Amerika’da bir polis tarafından aynı yöntemle boğazına çökülerek öldürülen George Floyd’un görüntüleri tüm dünyada infial uyandırmışken, ülkemizdeki güvenlik güçlerinin bunu örnek alırcasına şiddet uygulaması hepimizi derinden endişelendirmektedir. Emniyet güçleri bu hareketleri ile halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemektedir, nefessiz bıraktıkları yalnız meslektaşımız değil, halkın bu hakkıdır. Gösterileri izleyen gazetecilerin görüntü almasını engellemeye yönelik İçişleri Bakanlığı genelgesi hukuka ayrılıktan davalıktır. Tüm basın meslek örgütleri bu genelgeye tepkilerini gösterdi, Danıştay’da dava açıldı. Bu şiddet uygulamasının amacı basını bezdirmek ve görevini yapmaktan uzak tutmak ise, bu amaca ulaşmanın mümkün olmadığını bir kez daha gür bir sesle haykırıyoruz. Bu kabul edilemez anlayışı şiddetle kınıyoruz. Tepkimizi dile getirmek için tüm meslektaşlarımızı üç ilde Valilik önüne kameralarımızı, fotoğraf makinelerimizi, not defterlerimizi bırakarak, şiddeti barışçıl şekilde protesto etmeye çağırıyoruz. Gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, asla kabul etmeyeceğiz! Ellerinizi gazetecilerin üzerinden çekin! Bu ablukayı dayanışma ile kıracağız!”
PİRHA- Gazeteciler, Salı günü ilk duruşmaları görülecek olan tutuklu meslektaşları İsminaz Temel ve Havva Cuştan’ın serbest bırakılmasını istedi.
Etkin Haber Ajansı’nın (ETHA) tutuklu editörü İsminaz Temel ve muhabiri Havva Cuştan’ın 16 Temmuz Salı günü görülecek ilk duruşması öncesi meslektaşları, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde basın açıklaması düzenledi.
Tutuklu kadın gazetecilerin fotoğraflarını taşıyan gazeteciler, “İsminaz çıkacak, yine yazacak” ve “Susma haykır, haber yapmak haktır” sloganlarını attı. Açıklamaya, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Hüda Kaya da katıldı.
DİSK Basın İş Temsilcisi Aylin Kaplan, özellikle kadın gazetecilerin hedef alındığını belirterek, gazetecilerin serbest bırakılması gerektiğini söyledi. TGS Kadın ve LGBTİ Komisyonu’ndan Gülfem Karataş da, “Kadın ve LGBTİ Komisyonu olarak tutuklu gazeteciler için her zaman mücadele edeceğiz. Gazeteci arkadaşlarımız haber alma hakkını kullanıyor ve bunu kamuoyuyla paylaşıyorlar. Son gazeteci cezaevinden çıkana kadar mücadele edeceğiz. Havva ve İsminaz serbest bırakılsın” diye konuştu.
“HABERCİLİK DE SUÇ DEĞİLDİR”
Ortak basın metnini gazeteci Evrim Kepenek okudu. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin haber merkezi haline geldiğini belirten Kepenek, sadece Bakırköy’de 7 kadın gazetecinin tutuklu bulunduğunu dile getirdi. Kepenek, “Tutuklu meslektaşlarımızdan Havva ve İsminaz 16 Temmuz Pazartesi günü tutuklu oldukları dava kapsamında Çağlayan’daki İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşına çıkacak. Arkadaşlarımızın takip ettikleri haberler dosyalarına suç delili olarak konulmuş, boyunlarında fotoğraf makinesi olmasına rağmen fotoğrafları da kanıt olarak sunulmuş. Biz, biliyoruz ki dünyanın hiçbir yerinde habercilik suç değildir. Bugün, haberleri suç olarak görenler dahil herkesin habere ve haberciye ihtiyacı vardı. Ne haberler ne de habercilik suç değildir” ifadelerini kullandı.
Gazetecilerin bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunan Kepenek, onlar serbest bırakılıncaya kadar davaların takipçisi olacaklarını belirtti. Açıklamanın ardından gazeteciler için gökyüzüne balon uçurdu. (HABER MERKEZİ)