Etiket: basın

  • ‘Hakikati savunan gazetecilerin yanında olmaya devam edeceğiz’

    ‘Hakikati savunan gazetecilerin yanında olmaya devam edeceğiz’

    PİRHA- DEM Parti, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü ve Mücadele Günü’ne ilişkin açıklama yaptı. Yazılı paylaşılan açıklamada “Emek veren, bedel ödeyen, hakikati savunan gazetecilerin yanında olmaya devam edeceğiz” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 24 Temmuz Basın Özgürlüğü ve Mücadele Günü’nde yayınladığı açıklamada Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığına dikkat çekti.

    “BASIN ÜZERİNDEKİ BASKILAR HİÇ BİTMEDİ”

    DEM Parti Basın Yayın ve Propaganda Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel imzası ile yayınlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “24 Temmuz 1908’de sansürün kaldırılışıyla ilan edilen “Basın Bayramı”nı bu yıl da yine bir bayram havasında değil, basın, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskı ve saldırılara karşı direniş ve mücadele günü olarak karşılıyoruz. Abdülhamit Döneminin baskılarına karşı gazetecilerin yürüttüğü mücadele ve elde edilen kazanımlar elbette önemlidir; ancak o tarihten bu yana Türkiye basınında sansür hiçbir zaman bütünüyle sona ermedi, basın üzerindeki baskılar hiç bitmedi. Basına yönelik saldırılar da basın özgürlüğü mücadelesi de hep var oldu. Sadece son 22 yıllık AKP iktidarında basına yönelik gerçekleşen saldırılar ile buna karşı mücadele bile bunun kanıtıdır.

    “MUHALİF BASIN HERGÜN BASKI VE SALDIRI ALTINDADIR”

    Bugün Türkiye medyası tek sesliliğe, iktidar borazanlığına ve parti bülteni olmaya zorlanmaktadır. Eleştiren gazeteciler iktidar ve ortakları tarafından fişlenmekte, listeleri tutulmakta, saldırıya uğramakta, gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. Muhalif basın her gün baskı ve saldırı altındadır. Medya çalışanlarının çoğu sendikasız ve toplu sözleşmesiz çalışmaktadır. 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’lerle onlarca basın kurumuna el konulmuş, 10 binden fazla gazeteci işsiz bırakılmıştır. Bugün itibariyle medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolündedir. Kürt basını ve sosyalist basın ise her dönemin ötekisi olarak saldırıların hedefinde yer almaya devam etmektedir. Dezenformasyon Yasası iktidar için tam bir dezenformasyon üretme ve sansür uygulama yasasına dönüştürülmüştür. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, üstlendiği Goebbels rolünü tam gaz sürdürmekte, denetimi altında olan medyada bile en ufak bir aykırı sese izin vermemektedir.

    Bu tabloya rağmen, basın özgürlüğünü savunan, mücadele eden, tehdit ve saldırılara karşın hakikati yazan gazetecilerin varlığı umut olmaya devam ediyor. Basın ve ifade özgürlüğünün en temel özgürlük alanı olduğunun bilinciyle, 24 Temmuz’u mücadele günü olarak nitelendiren basın kurumlarını ve emekçilerini selamlıyoruz. Emek veren, bedel ödeyen, hakikati savunan gazetecilerin yanında olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Avrupa Parlamentosu’nda ‘Basın Özgürlüğü’ yasası onaylandı

    Avrupa Parlamentosu’nda ‘Basın Özgürlüğü’ yasası onaylandı

    Avrupa Parlamentosu, AB ülkelerinde gazetecilerin ve medya organlarının siyasi ve ekonomik müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan “Basın Özgürlüğü Yasası”nı kabul etti.

    Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’de gazetecilerin ve medya organlarının siyasi ve ekonomik müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan yeni “Basın Özgürlüğü Yasası”nı oylayarak kabul etti.

    Eylül 2022’de AB Komisyonu tarafından sunulan ve 2023 yılı sonunda AB liderleri zirvesinde de kabul gören yasa, Strasbourg’da, AP Genel Kurulu’nda da ele alındı. Çarşamba günü yapılan oylamada, yeni medya özgürlüğü düzenlemesi 92’ye karşı 307 oyla kabul edildi. Oylamada 65 milletvekili çekimser oy kullandı.

    Yeni yasal düzenleme, gazetecileri korumayı, editoryal kararlara siyasi müdahaleye karşı mücadele etmeyi ve basın organlarının mülkiyeti konusunda şeffaflığı güçlendirmeyi, aynı zamanda Pegasus veya Predator gibi casus yazılımlar aracılığıyla gazetecilerin keyfi gözetlenmesini engellemeyi hedefliyor.

    Yasa gazetecilerin, kaynaklarının gizliliğinin korunması ve gazetecilere karşı casus yazılım kullanılmasının yasaklanmasını içeriyor.

    Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise AB üyesi 27 ülkenin ulusal meclisleri tarafından kabul edilmesi gerekiyor.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) AP’deki oylamayı memnuniyetle karşıladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu: Türkiye’de 18 dil yok olmak üzere-VİDEO

    Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu: Türkiye’de 18 dil yok olmak üzere-VİDEO

    PİRHA Uluslararası Anadili Günü dolayısıyla basın açıklaması düzenleyen Adıyaman Emek Demokrasi Platformu, dil üzerindeki engellerin kaldırılıp, çocuklara ana dillerinde eğitim verilmesini istedi. Emek ve Demokrasi Platformu, Türkiye’de 18 dilin yok olması tehlikesi altında olduğunu belirterek, “Farklı ana dil ve kültürlerin özgürce yaşaması ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi.

    21 Şubat Uluslararası Anadili Günü olması nedeniyle birçok ilde açıklamalar yapıldı. Adıyaman’da Demokrasi Parkı önünde toplanan Emek ve Demokrasi Platformu emekçileri, Uluslararası Anadili Günü’nde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

    Emek ve Demokrasi Platformu adına konuşma yapan Eğitim Sen Adıyaman Şubesi Eğitim Sekreteri Zeynal Çelik, Dünya üzerinde 7 binden fazla dilin varlığına dikkat çekti. Zeynal Çelik, ana dil konusunda şu açıklamayı yaptı:

    “Okul çağı öncesi yıllar, çocuğun psikolojik ve sosyal dünyasının merkezidir. Doğal olarak daha bu dönemde anadili dışında bir dille karşılaşması çocuğun iç dünyasını doğrudan etkileyen bir olgudur. Bu dönemde çocuk radyo, televizyon gibi kültürel iletişim araçlarından etkilenir ve bu etkilenme genelde olumsuz olur. Çocuğun iletişim araçlarında kullanılan dilin ana dilinden farklı olması, ne anlatılmak istendiğini algılayamaması kendi kişiliğinde oluşacak çatışmanın ilk belirtisi olarak ortaya çıkar.

    “TÜRKİYE’DE 18 DİL YOK OLMAK ÜZERE”

    Dünyada UNESCO tarafından yapılan verilere göre birçok dilin yok olmakla karşı karşıya olduğuna söyleyen Çelik, “UNESCO verilerine göre dünyada bini yerli dil olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. Ancak bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda ise o dil tehlike altında bir dili konuşacak hiç çocuk kalmamışsa o dili ölü dil olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlasına göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır” diye belirtti.

    PİRHA-ADIYAMAN

  • Torba yasasına tepki: Sağlık torbaya sığmaz!-VİDEO

    Torba yasasına tepki: Sağlık torbaya sığmaz!-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da sağlık emekçileri, TBMM’de görüşülmesi planlanan torba yasasına karşı bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Kanuna tepki gösteren sağlık emekçileri, kanun teklifinin kaldırılmasını istedi.

    video eklenecek…

    Adıyaman Tabip Odası, Adıyaman Aile Hekimleri Derneği ve Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi, Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya gelerek Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülen ‘Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair’ verilen torba yasasında yer alan sağlık çalışanları etkileyen kanun teklifine tepki göstererek geri çekilmesini istedi.

    “ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL EDİLMESİNE RAĞMEN, TEKRAR GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Açıklamayı okuyan Adıyaman Tabip Odası Genel Sekreteri Erdal Yavuz, istenen kanun teklifinin sağlık çalışanlarının baskı altına almak olduğunu dile getirerek şunları söyledi:

    “Kanun teklifinde hastanelerde dağıtılacak ek ödeme miktarının belirlenmesinde esas olan unsurlar; tahakkuk, verimlilik, hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmeti elde etme maliyeti gibi faktörler şeklinde sıralamıştır. Bu unsurları, sağlık hizmeti sunumunun niteliğini ölçmek için kullanan anlayış, Türkiye sağlık ortamını çöküşe sürükleyen anlayışın ta kendisidir.

    İkinci bir disiplin cezası olarak değerlendirdiğimiz, disiplin cezası sonucu hastanelerde çalışanlarda ek ödemelerde kesintilerin ve aile sağlığı merkezi çalışanlarında destek ödemelerindeki kesintilerin bu düzenlemeyle kanuna alındığı görülmektedir. Bu düzenlemeler mevcut haliyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine rağmen, yasal olmayan hususlarda düzenleme yapılmadan tekrardan kanun teklifine konulması; Anayasa’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni tanımama anlamına da gelmektedir.”

    YASA TEKLİFİNİ GERİ ÇEKİN

    Adıyaman SES Eş Şube Başkanı Halil İbrahim Aydın ise, teklif ile ilgili, “Bu yasa teklifini geri çekin, ilgili taraflarla konuşun ona göre bir tasarı oluşturup yeniden gündem getirilebilir. Bu yasa meclise geldiği günden itibaren biz sağlık ve sosyla hizmet emekçileri sendikası olarak kendi itirazlarımızı sunduk” şeklinde konuştu.

    Sağlık çalışanları,  Sağlık Bakanına seslenerek taleplerinin yerine getirilmesini istedi.

    PİRHA-ADIYAMAN

     

     

  • Hüseyin Aykol: Gazetecilik bayrağını asla yere düşürmedik- VİDEO

    Hüseyin Aykol: Gazetecilik bayrağını asla yere düşürmedik- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin düzenlediği “Özgür Basın Susturulamaz” etkinliğinde konuşan gazeteci Hüseyin Aykol, özgür basın emekçilerinin sırf haber yaptıkları için katledildiğine dikkat çekerek, “Ölen arkadaşlarımızın işlerini de devraldık ve yılmadık bayrağı asla yere düşürmedik” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nin, 10 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında düzenlediği etkinliklerin ilki “Özgür Basın Susturulamaz” başlığında Yenişehir Akademi Salonu’nda gerçekleştirildi.

    Etkinlikte gazeteci Diren Keser’in çekip yönettiği ‘Haberin Ardındakiler’ konulu belgesel gösterimi ve gazeteci Hüseyin Aykol’un konuşmacı olduğu söyleşi yapıldı.

    “GAZETECİLER ŞİDDET SARMALI İLE MÜCADELE EDİYOR”

    Belgesel gösteriminden sonra Atilla Güney, belgeselin amacına ilişkin konuşma yaptı. Belgesel sürecinde 10 ilde 50’nin üzerinde gazeteci ile görüştüklerini kaydeden Atilla Güney, insan hakları üzerinden habercilik yapan muhabirlerin maruz kaldığı baskıları görünür kılmak istediklerini belirtti. Politika, çevre, kadın ve göçmenlerle ilgili haberler yapan gazetecilerin yer aldığı belgeselde, basın mensuplarının her türlü şiddete maruz kaldıklarını söyleyen Güney, “Gazetecilere devlet kanadından şiddet her boyutuyla yönelmiş durumda. Ancak biz bu belgeseli yaparken fark ettik ki, gazeteciler salt bir siyasal otoriterleşmeyle değil, toplumsal bir otoriterleşmeyle de mücadele ediyorlar. Devletten gördükleri şiddetten daha vahimi toplumsal yaşamda birlikte çalıştıkları meslektaşlarından tutun da haber kaynaklarına kadar her taraftan bir şiddet sarmalı içerisindeler” diye konuştu.

    AYKOL: BASKILARA KARŞI YILMADIK

    Gazeteci Hüseyin Aykol, gazetecilerin zor şartlara habercilik yaptığını ifade ederek, özgür basın emekçilerinin sırf haber yaptığı, gazete dağıttığı için katledildiğine dikkat çekti. Baskılara ilişkin konuşan Aykol, “Ama yılmadık ve ölen arkadaşlarımızın işlerini devraldık ve bayrağı asla yere düşürmedik. Her kapatıldığımızda yeni bir kurum açarak ilerledik. Onlar kapattılar biz açtık. Durmadık, ajanslarımız oldu, televizyonlarımız var şu anda. Türkiye’deki en önemli 2-3 medya grubundan biri biziz. 50’ye yakın şehidimiz var ve bunların yarısı dağıtım yapan gençler. Biz buraya böyle geldik. Küçücük bürolarda başladık biz. Biz kendimizi korumaya çalıştıkça bu devlet de bizi tekrar ve tekrar yeni yöntemler buluyor” dedi. Aykol, yıllardır yürütülen saldırılara karşı mücadelenin de yürütüldüğüne dikkat çekti.

    “MESLEĞİN ONURUNU KORUMAK ÖNEMLİ”

    Son olarak konuşan Diren Keser de şunları dile getirdi:

    “Bir avuç kalmak mesleğin onurunu korumak anlamında çok önemli. Belgeseli çektikten sonra arkadaşların bazıları tutuklandı. Hakikatin peşinden giden bir avuç gazeteci varsa susmamak için elimizden geleni yapacağız.”

    Söyleşi, İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci’nin Aykol’a İHD Mersin Şubesi adına plaket vermesi ile sonlandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

     

  • Darp edilip tek kişilik hücrede tutulan gazeteci serbest bırakıldı

    Darp edilip tek kişilik hücrede tutulan gazeteci serbest bırakıldı

    PİRHA- Jandarma tarafından darp edilerek gözaltına alınan ve tek kişilik hücrede geceyi geçiren gazeteci Mehmet Yalman serbest bırakıldı.

    Gazeteci Mehmet Yalman, Malatya’da meydana gelen tren kazasını görüntülemek isterken jandarma tarafından darp edilerek gözaltına alınmıştı. Tek kişilik hücrede tutulan gazeteci, bugün serbest bırakıldı.

    Yalman, yaşadıklarına ilişkin şunları söyledi:

    “Haklıyken haksız duruma düşürüldüm. Güya ben jandarmayı darp etmişim. Böyle bir şey kesinlikle yaşanmadı. Zaten 15 kişiye saldırmam hiç gerçekçi değil, onlara karşı koymam da fiziken mümkün değil. Gözaltında tek kişilik hücreye konulmam da kasti bir davranıştı. Türkiye’de basına yapılan bu engellemeleri kınıyorum”

    PİRHA/ MALATYA

  • 12 gazetecinin yargılandığı davanın ilk duruşması sürüyor

    12 gazetecinin yargılandığı davanın ilk duruşması sürüyor

    PİRHA-JINNEWS ve MA muhabirlerinin aralarında olduğu 10’u tutuklu 12 gazeteci hakkında açılan davanın ilk duruşması başladı. Elleri kelepçeli duruşma salonuna getirilen gazeteciler, yaptıkları iş olan gazeteciliğin suç olmadığını belirtiyorlar.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 20 Ekim 2022 tarihinde başlattığı soruşturma dahilinde 29 Ekim’de tutuklanan Mezopotamya Haber Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA Ankara Haber Şefi Deniz Nazlım, MA muhabirleri Berivan Altan, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli, JinNews muhabirleri Habibe Eren, Öznur Değer ve adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakılan MA muhabiri Zemo Ağgöz ile eski MA stajyeri Mehmet Günhan’ın “örgüt üyeliği” ile yargılandıkları davanın ilk duruşması başladı.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.00’da başlayan duruşmayı birçok yurttaş da takip ediyor.

    Tutuklu gazeteciler hakkında oluşturulan 210 sayfalık iddianamede, gazetecilerin çalıştıkları haber ajansları, yazılan haberlerin dili, yasaklı olduğu iddia edilen kitap ve dergiler, haber kaynakları ile yaptıkları telefon görüşmeleri delil olarak gösterildi.

    İddianamede “örgüt üyesi olmak” ile suçlanan 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında değerlendirme yapıldı. İlgili savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi olarak kabul edilmelerinin gerektiğini” öne sürmüştü.

    GAZETECİLER KELEPÇELİ GETİRİLDİ

    Tutuklu gazeteciler, yoğun jandarma ve polis eşliğinde kelepçeli şekilde salona getirildi. Yoklama yapılmasının ardından ifade işlemlerine başlandı.

    HAKİMDEN GAZETECİLERE ‘OKUMA-YAZMAN VAR MI?’ SORUSU

    Duruşmada ilk olarak gazetecilerin kimlik bilgileri soruldu. Mahkeme başkanının, Gazeteci Diren Yurtsever’e “Ne iş yaparsın?” sorusuna Yurtsever “Gazeteciyim” diye cevap verdi. Mahkeme başkanının sonraki sorusu “Üniversite mezunu musun?” şeklinde oldu. Yurtsever, soruyu “Halen okuyorum” diye cevapladı. Mahkeme başkanı “Yani henüz mezun olmadın mı?” diye sorunca, Yurtsever “3. üniversiteyi okuyorum” dedi.

    Duruşmada ilk olarak Gazeteci Öznur Değer ifade verdi. Kürtçe ifade veren Değer, şunları söyledi:

    “Ben bir kadınım, Kürtüm ve gazeteciyim. Bu üç kimlikten dolayı buradayım. 3 yıldır gazetecilik yapıyorum. Bu süreç içerisinde yüzlerce haber oluşturdum. Özellikle kadın, çocuk haberleri yaptım. Ape Musa Anter Basın Şehitleri Ödülü’nü de aldım. Gazetecilik bir sorgulama işidir. Yaşamın tamamını sorgulamaktır gazetecilik. Gazetecilik yazdıkça bir tarih oluşturuluyor. Özellikle son 11 ayda 33 Kürt gazeteci tutuklandı.
    Peki neden gazeteciliğe başladım? Özellikle 2016’dan bugüne kadar yapılan baskıları hissetmekteyiz. Ekonomik, sağlık, askeri açıdan baskılar var. Özellikle 2016’dan bugüne kadar demokrasiyi özledik. İnanıyorum ki sizler de demokrasiyi özlemişsinizdir. 2016’dan bu yana binlerce kadın öldürüldü, binlerce çocuk istismar edildi, insanların yaşam hakkı kaybedildi. Ben size soruyorum, bu tablo karşısında insan kendisini nasıl mutlu hisseder? Ben de bu sorgu sonucu gazeteciliği seçtim. Kimse o insanların sesini duymuyor. Ezilenlerin sesini bütün dünyaya duyurmak için baş koydum. Bu sebepledir ki bir Kürt gazeteci olarak burada karşınızdayım.”

    “TEM’İN BİZE YAPTIĞI ZULÜM KAYITLARA GEÇSİN”

    Öznur Değer’in savunmasının iddianameden uzak olduğunu belirterek araya giren mahkeme başkanı, “Asıl konuya gelin” dedi. Öznur Değer ise yaptığının gazetecilik olduğunu ve neden JinNews’te çalıştığını şu sözlerle anlattı:

    “İpek Er, asker Musa Orhan tarafından tecavüz edildi ve ardından intihar etti. İpek bir Kürt kadındı ve karşısında asker bir erkek vardı. İpek, bütün kadınlara bir miras bıraktı. Bu miras, İpek’in haykırışıydı. Peki İpek’in haykırışını kim dünyaya duyurdu? JinNews. Bu sebeple JinNews’te yazıyorum. Türkiye ve Orta Doğu’da kadınlara yönelik zulmü duyuran JinNews’tir. İyi ki JinNews var. Peki neden JinNews neden terörize ediliyor?
    Yüzlerce yıldır kadın haberlerini erkekler yazıyor. JinNews çalışanlarının bütünü kadındır ve yeni bir yaşamı benimsiyor. Bu sebeple JinNews’te yazıyorum.
    Ayrıca Ankara TEM’in bize uyguladığı işkencelerden bahsetmek istiyorum. Ankara TEM’in bize yaptığı zulmün kayıtlara geçmesini istiyorum. Özellikle gözaltına alınmamızdan itibaren bir mizansen uygulanıyor. Başlarımızı eğmek istediler, kelepçeli şekilde bayrak önünde fotoğraf çekmeye çalıştılar, bu fotolar ile Kürt gazetecileri terörize etmeye çalıştılar. TEM işkenceleri ile 3 gün hücrede kaldım. Ellerim kelepçeli şekilde polise saldırdığım iddia edildi. Sormak isterim, kelepçeli halde saldırıp, darp edebilir miyim? Bana işkence yapılan yerde kameralar da vardı.”

    Öznur Değer’in savunmasını bölen mahkeme başkanı “Bunları anlatmanızın anlamı yok. JinNews’in PKK terör örgütü ile bağı ne? Buna gelin” dedi.
    Sonrasında Öznur Değer şöyle devam etti:

    “İşkence raporlarını yok etmek için çalışıyorlar. İddianame hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. İnanıyorum ki iddianame TEM’in fezlekesi ile yazılmış. Mesela banka hesabımın çalışmadığı yazılmış. Ancak bu bilgi yanlış. Mesela Mezopotamya Ajansı çalışanı olduğum yönünde maddi hata var. Diyorlar ki ‘Öznur Değer yazılan adreste yaşamıyor.’ Ancak ben o yazılan adreste gözaltına alındım. Evimde birçok yasaklı kitap bulunduğu iddia edildi. Ancak sadece telefonuma el koyulduğu kayıtlarda var. Bu da maddi bir hatadır. Özellikle gizli tanık hakkında konuşmak istiyorum. Söylediklerinin tümünü reddediyorum. Üzerime yapılan suçlamalar kadın kimliğime karşıdır. Bunlara karşı savunma yapmayı gerek duymuyorum.”

    “BİZ KİMSEDEN TALİMAT ALMAYIZ”

    Duruşmaya 5 dakika ara verilmesinin ardından duruşmaya Gazeteci Emrullah Acar‘ın ifadesi ile devam edildi.

    “Kürtçe kendimi daha iyi ifade edebildiğim için Kürtçe savunma yapacağım” dedi. Gazeteci Acar, iddianamede yer alan suçlamalara karşı şu savunmayı yaptı:

    “Özgür basın üzerindeki saldırıları kınıyorum. Mezopotamya Ajansı doğrular üzerinden habercilik yapar. O nedenle burayı tercih ettim. Onlarca kez bu adliyede haber takibi de yaptım. Polisler tarafınca ajanlık teklif edildi, çalışmalarımız engellendi. Ancak bizler gazeteciyiz. Fezlekelere baktığımızda bizden intikam almaya çalışıyorlar. Gözaltında kaldığım sürede MİT’ten gelip ajanlık dayattılar. Kabul etmediğimde ‘seninle görüşeceğiz’ denildi.
    Şimdi ise gizli bir tanığın suçlamaları iddianamede yer alıyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’ne (DFG) üye olmakla suçlanıyoruz. E-devlet üzerinden DFG’ye üye oldum. Burada yargılanan Mezopotamya Ajansı’dır. Biz haberlerimizi 5N 1K kuralının yanında vicdanı da ekliyoruz. Bu nedenle bugün yargılanıyoruz. MA, toplumun sesidir. Biz bugün hakikati savunuyoruz. Bazı haberleri rt yapmam suç olarak görülmüş. Kendi evimde gözaltına alındığımda kimi kitaplar yasak görülüp el konuldu. Ancak o kitapları satın aldığımda yasak oluşmuyor. Biz kimseden talimat almayız.”

    Hakimin, “Örgütsel talimatla mı Mezopotamya Ajansı’na girdin?” sorusuna ise Acar, “Kimseden talimat almadım. Gazetecilik bölümünü bitirdikten sonra kendi başvurumla işe başladım. Değer ailesi olduğum için işe başladıktan sonra bana para aktarıldığı söyleniyor. Madem öyle neden işsiz olduğum sürede bu para bana verilmedi?” diye belirtti.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Duruşmaya MA Yazı İşleri Müdürü Gazeteci Diren Yurtsever‘in savunması ile devam edildi. 8 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Yurtsever, mahkemenin duruşma süresini 17:30 ile sınırlamasını eleştirerek şunları söyledi:

    “Resmi, meşru bir ajans kriminalize ediliyor. Peki neden suçlanıyoruz? En kritik süreçlerde biz bunu hep yaşıyoruz. Seçimlere giderken, ekonomi dibe vurmuşken gazeteciler üzerinde hiç olmayan bir baskı iklimi oluştu. İnsanlar ‘Bu ülkeye adalet lazım’ dediklerinde gözaltına alınıyorlar. Gazeteciliğin kendisi vicdandır. Bizler iktidarın belirlediği sınırlarda kalmadığımız için buradayız. Bizler özgür Kürt basını mensubuyuz. Bizler hak haberciliğini esas alırız. Toplumu ayrıştıran dili benimsemiyoruz. Bizim yaptığımız iş hakikat haberciliğidir. Gazetecilik suç değildir. İktidarın, görünmesini istemediği, Kürt sorununu işleyen haberlerimiz var. Kürt halkının yaşadığı ihlallerin görünmesi istenmiyor.”

    Diren Yurtsever’e, “PKK-HDP aleyhine hiç haber yaptın mı? Diyarbakır anneleri ile ilgili haber yaptın mı?” sorularının yöneltilmesi üzerine avukatlar, “Böyle sorularla savunmayı bölmeyin” diyerek itiraz etti.
    Diren Yurtsever, savunmasının devamında “Ben tarafsız bir gazeteciyim. Sürekli üzerimizden bir algı yaratılıyor. Gazetecilik itibarsızlaştırılıyor. Artık herkes yargının baskısı altında. Peki yargı kimin baskısı altında?
    Evimde hasta tutsakların yazılı olduğu listeye el konuldu. Bu İHD’nin raporlarından alınmadır. Mesleğim gereği açık yaşıyorum, gizli bir şeyim yok. Mesleğimden ötürü onur duyuyorum.”

    “TALİMAT ALAN HİÇ KİMSE GAZETECİ OLAMAZ”

    MA muhabiri Deniz Nazlım ise savunmasında, “Mezopotamya Ajansı, alternatif bir haber ajansıdır. Reuters Haber Ajansı, AFP gibi mecralara dahi haber satan bir ajanstır MA” dedi. Gazeteci Nazlım, “Kimse bana talimat vermedi. Talimat alan hiç kimse de gazeteci olamaz” diyerek şunları söyledi:

    “İddianamede ‘sözde gazeteci’ ifadesi var. Ben bunu kabul edemem. 7 yıldır vergi veren, insanları çalıştıran bir ajans nasıl yasa dışı görülür? Ben gizli bir iş yaparsam neden denetlenebilir bir hesap kullanayım? Usulsüz bir iş olsa elden verilmez miydi? Ben de diğerleri de emeğimizin karşılığını alarak haber yapmışız.
    Bana örgüt kuryesi gibi bir suçlama da yöneltilmiş. Ayrıca haber notları da iddianameye eklenmiş. Ancak o notların bazıları bana ait değil.
    Nagihan Akarsel’in cenazesine katıldığım yazılıyor. Haber takibi için orada olduğum belli. Elimde fotoğraf makinası mevcut. Örgütsel bir yapılaşma içerisinde bulunmadım, bu mesleğime aykırıdır.”

    “BU ÜLKEDEN BENİ KOVSANIZ DA GİTMEM”

    Gazeteci Berivan Altan da savunmasında, yaptığı haberler nedeniyle yargılandığını vurguladı. Yazılan haberlerin illegal gösterildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Nagihan Akarsel’in cenaze töreninin olduğu gün haber takibine gittik ancak engellendik. Gizli tanığın suçlamalarını kabul etmiyorum. Beni kriminalize etmeye çalışmış. Örneğin Konya’da Dedeoğlu ailesinin tehdit edildiğini haberleştirdiğim için suçlanıyorum. Ancak o aileden 7 kişi, haberlerim sonrasında vahşice katledildi.
    İşkenceyle, mizansenle gözaltına alınıp tutuklandım. Kürtlere karşı davaların yanı sıra sizin de başkanlığını yaptığınız 10 Ekim Gar Katliamı Davası’nı da MA kimliğimle takip ettim. Benim için ‘kuvvetli suç unsuru var, kaçabilir.’ deniliyor. Bu ülkeden beni kovsanız da gitmem. Ben hakikat gazeteciliğini tercih ettim.”

    “BARIŞ UMUDU DA YARGILANIYOR”

    Gazeteci Ceylan Şahin ise, “Gazetecilik illegal bir meslek gösterilerek” yargılanıyor diyerek şu savunmayı yaptı:

    “Gazeteciler insanlığın dil, din, sınıf ayrımı yapmadan, tüm bireylerin sorunlarıyla ilgilenir. Bu yargılamalar sadece gazetecilerin değil, barış umudunun da yargılanması anlamına gelir. Haberlerimde hiçbir ayrıştırmaya gitmedim.”

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM SUÇ OLARAK GÖRÜLMÜŞ”

    Gazeteci Selman Güzelyüz de yaptığı savunmada, “Disk Basın İş ve Uluslararası Gazetecilik Federasyonu üyesiyim ancak ‘sözde gazeteci’ diye suç isnat ediliyor. İddianamede gizli tanık ‘HDP haberlerini yapanların başında geliyor’ demiş. Ancak ben ağırlıklı olarak ekonomi muhabirliği yaptım.
    Öğrenciyken aldığım bursları ödeyemediğim için hesaplarıma haciz kararı vardı. O nedenle yakınlarımın hesap kartlarını kullandım. Bundan dolayı farklı ifadeler var. Ayrıca sosyal medya paylaşımları da suç görülmüş. Bana isnat edilen suçları kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

    JinNews çalışanı Gazeteci Habibe Eren, yaptığı haberlerin suça delil olarak sunulduğunu belirterek savunmasında şunları söyledi:

    “Kadın gazeteci olarak yıllardır çoğunlukla cezasızlık haberleri yazdım. Yığınla suçlu insan dışarıda serbest dolaşırken biz gazetecilik faaliyetimiz nedeniyle buradayız. Toplumun ötekilerine mikrofon uzattığımız için aslında bugün yargılanıyoruz.
    JinNews, ‘erkekler ne der?’ demeden yayına başladı. Eril dili reddeden medyanın kadın gözüdür. Peki neden böyle bir medyaya ihtiyaç var? Sistematik olarak kadın katliamları, çocuk istismarı sistematik işlenmekte. Karadenizde Yeşil Yol Projesi’ne karşı ‘devlet benim’ diyen ya da Diyarbakır’da çocuğunun bedenini buzdolabında tutmaya çalışan annenin sesi oldu JinNews. Bugün kamu gazeteciliği yürüttüğümüz için yargılanıyoruz. Demokrasi bekçiliği görevi yürütüyoruz. Kürt kadın gazeteci olduğum için yargılanıyorum. Çin’den sonra en fazla gazeteci tutuklayan ülke Türkiye. Bizim şahsımızda toplum yargılanıyor. Yargılanmamızı gerelen somut birşey yok. Talimatla haber yapıldığı söyleniyor. Bu mümkün müdür? Dokuz yıldır habercilik yapıyorum. Binlerce haberim var. Yani benim ömrüm talimat beklemekle mi geçti?”

    “AA’YA HELAL OLAN BİZE NEDEN HARAM OLUYOR?”

    Gazeteci Hakan Yalçın ise tutuklanmadan önce Van’da çalıştığını belirterek, “Adliye muhabirliği yapmaktaydım. Her gün onlarca kişi düşünce suçlusu olarak tutuklanıyordu. Fikren muhalifseniz malesef bu tür baskılar da oluyor. Van’dan gözaltına alınıp Ankaraya getirildim. Havaalanında polis, kafama silah dayayıp tehditlerde bulunup ağır sözler kullandı. Gizli tanık ifadelerini kabul etmiyorum. Yaptığım binlerce haber içerisinden 3 tane Kürt sorununa ilişkin haber delil olarak önümüze getiriliyor. Geçen hafta Millet İttifakı lideri Van’da Kürt sorununa ilişkin konuştu. Anadolu Ajansı bunu haberleştirdi. AA’ya helal olan bize neden haram oluyor?” sözleriyle tahliyesini talep etti.

    Yeniyaşam Gazetesi dağıtımcısı Hamdullah Ayhan ise Musa Anter’in katledilmesi sonrası gazeteciliğe ilgi duyduğunu belirtti. Daha önceki yıllarda benzer yargılamalara maruz kaldığını ifade eden Ayhan, “Farklı illerdeki çalışmalarım sorgulanmakta. Seyahat özgürlüğüm yok mu? Ayrıca gittiğim illerde çalışıyor görünüyorum. Gazete dağıtımcılığı kapsamında iyi bir maaş alıyorum. Parayı da örgüte gönderiyormuşum. Bunu kabul etmiyorum” dedi.

    “GÖRÜNMEYENİ GÖRÜNÜR KILDIKLARI İÇİN MEZOPOTAMYA AJANSI’NDA ÇALIŞTIM”

    Duruşmada son dinlenen isim ise Mehmet Günhan oldu. Günhan, yaptığı kısa savunmada, “Görünmeyeni görünür kıldıkları için Mezopotamya Ajansı’nda çalıştım. Arkadaşlarımla birlikte kısa da olsa çalışma yürütmekten ötürü onur duyuyorum. Adli kontrol şartımın kaldırılmasını talep esiyorum. Eğer o imza atma zorunluluğum olmasaydı deprem bölgesine yardıma gidecektim” dedi.

    Avukat savunmalarına geçildi.

    “MÜVEKKİLLERİN TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Zamanın kısıtlı olması nedeniyle tüm avukatlar adına Avukat Resul Tamur konuştu. Tamur, “İddia makamı, kollukla birlikte sürekli “sözde gazeteci” ibaresini kullanıyor. Bu hukuki değil. Yok saymaya, itibarsızlaştırmaya yöneliktir. Anayasaya göre ‘basın hürdür ve sansür edilemez’ denilmekte. Van’da helikopterden atılan 2 Kürt vatandaşın haberini yaptıkları için gazetecilerin ‘örgütsel bağları var’ suçlaması söz konusuydu. O dosyada yargılanan gazeteci Cemil Uğur hakkında mahkeme, tutuklanamaz kararı verdi ve yargılanan gazeteciler beraat etti. Devlet reklamcılığı yapmadıkları için, suçlama konusu oluyor. Devlet yanlısı haber yapan fazlaca kurum var. Bir de karşıdan bakmak gerekiyor. Kürt basını, devlet reklamcılığından sıyrıldığı için özgür basın alanını yaratmış bulunuyor. Mezopotamya Ajansı, tutuklananlar hariç 80 çalışanı ile yayına devam ediyor. Dosya, savcılık ve kolluğun kendi ifadeleriyle oluşturulmuştur. El konulan kitaplar da iddianamede söz konusu. Suç delili olarak değerlendirilemez. Gizli tanık beyanı çıplak şekilde ortada duruyor. Müvekkillerin tahliyesini talep ediyoruz” dedi.

    Duruşmaya 20 dakika ara verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sancar, sanat ve yayıncılarla buluştu: Basın ve sanatçıları hedef almaları şaşırtıcı değil-VİDEO

    Sancar, sanat ve yayıncılarla buluştu: Basın ve sanatçıları hedef almaları şaşırtıcı değil-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kültür-sanat ve yayın dünyasından isimlerle bir araya geldi. Sancar, konuşmada “Yaptıkları, bir tek kültürü egemen kılma projesidir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili Adayı Emirali Türkmen, kültür-sanat ve yayın camiasından isimlerle bir araya geldi.
    Mülkililer Birliği’nde yapılan toplantıya ilgi, bir hayli yoğun oldu.

    Toplantının açılışında ANKA Dil Kültür Sanat Derneği, Mithat Sancar için çizilen resim çalışmasını takdim etti.

    “BASINI VE SANATI HEDEF ALMALARI ŞAŞIRTICI DEĞİL”

    Buluşmanın önemine ilişkin konuşma yapan Mithat Sancar, “Sanatın varolabilmesi için özgürlüklere ihtiyaç var. Otoriter yönetimlerin hedefi, sanata baskı yönündedir. Tabi baskılar arttıkça direniş de yükseliyor. Demokrasi için sanat üretenler de bu dönemde geri durmadılar, biz de kendileriyle hep yan yana durduk. Bu bütünlüğü sağlamadan demokrasiye ulaşmak mümkün değildir. Nefes borularından en önemli olan kültür sanat alanı üzerinde baskı kurmak istiyorlar. Bu iktidarın tekçi anlayışı, toplumun çeşitli kaynaklarını da kurutmayı önüne hedef koymuştur. Yaptıkları bir tek kültürü egemen kılma projesidir. Yaşam tarzlarına kadar varan tekçi anlayış, bu iktidarın temel politikası olmuştur. Son zamanlarda bu tekçi anlayış, farklı sesleri bastırma arayışını iyice yoğunlaştırdı. Çeşitli operasyonlar ile basın ile birlikte sanatçıları da gözaltına aldılar. Özgür basını ve sanatçıları hedef almaları bizim için şaşırtıcı değil. Sanatı olmayan bir toplum ile hedeflerine ulaşmış olacaklardır.”

    “SOYGUNCU REJİMİ DEĞİŞTİRMWK İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE”

    Ekonomik krizin yayıncılık alanına büyük darbe indirdiğini biliyoruz. Demokrasinin yokluğu, tek adam rejimi, savaş politikaları, toplumu yoksullaştırıyor. Ülkenin önemli kaynakları savaş politijalarına aktarılıyor ve toplumu yoksullaştırıp özgürlüklerden mahrum bırakıyor. Biz Yeşil Sol Parti olarak politikalarımızı masabaşında değil, yerinde, diyalog ve istişare ile alıyoruz. Bu buluşmanın da temel amacı kültür-sanat ve yayıncılık alanında birlikte neler yapabileceğimizi konuşmaktır. Önümüzdeki seçim, hiçbir seçime benzemiyor. En geniş demokratik birlikteliği oluşturma sorumluluğumuz var. Sanat, yayın ve kültür dünyasından dostlarımızın bu konuda katkıları olacaktır. Bu soyguncu, talancı rejimi değiştirmek için birlikte mücadele etmeliyiz. Cumhuriyetin yeni yüzyılı, demokratik cumhuriyet yolunda olmalıdır. Bugün esas amacımız sizleri dinlemek ve eleştirilerinizi almaktır. Sadece seçimler değil, seçim sonrasında da hepimize görevler düşüyor.”

    Toplantının geri kalan bölümü basına kapalı olarak yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • 26. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi

    26. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi

    PİRHA-Bu yıl 26’ıncısı düzenlenen Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi.

    Gözaltına alındıktan sonra katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe ile görevi başında yitirilen gazetecilerin anılarını yaşatmak, genç gazetecileri gerçekleri esas alan bir habercilik konusunda özendirmek amacıyla ilki 1998 yılında verilen Metin Göktepe Gazetecilik Ödüllerinin 26’ıncısı düzenlendi.

    Ödüller, Göktepe’nin doğum günü vesilesiyle Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi.

    Dersim Gazetesinde yayımlanan “Herkesin sesini duyan var, onların yok: Abdallar depremde de ayrımcılığa uğruyor” başlıklı haberiyle Yerel Gazetecilik Ödülüne layık görülen Murat Güneş ödülünü Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in elinden aldı.

    “Ferhat Encü’ye tokat, gazetecilere engelleme” başlıklı haberiyle Görüntülü Haber Ödülüne layık görülen Artı TV’den Mehmet Zeki Kaya ödülünü gazeteci Elif Ilgaz’ın elinden aldı.

    İŞTE ÖDÜL KAZANAN İSİMLER 

    Bu yıl Yazılı Haber Ödülü’nü Timur Soykan, BirGün’de ‘Karanlık dünya bir çocuğu yuttu’ başlığıyla yayımlanan haberiyle kazandı. Görüntülü Haber Ödülü’nü, Artı TV’de yayımlanan “Ferhat Encü’ye tokat, gazetecilere engelleme” başlıklı haberiyle Mehmet Zeki Kaya aldı.

    Görüntülü Haber dalında, Muhabir Tunca Öğreten, Kameramanlar Murat Baykara ve Ömer Çakan, Voys Media Youtube kanalında yayımlanan ‘Med Çıkmazı’ başlıklı haberle Jüri Özel Ödülü’nü almaya hak kazandı.

    Bu yılki yarışmada Fotoğraf Ödülü’nü, 19 Şubat 2023 tarihini taşıyan, BirGün’de yayımlanan “Biz de öldük ama gömülmedik” isimli fotoğrafıyla Uğur Şahin kazandı.

    Yerel Gazetecilik Ödülü’nü de Murat Güreş, Dersim gazetesinde 26 Şubat 2023 tarihinde “Herkesin sesini duyan var, onların yok: Abdallar depremde de ayrımcılığa uğruyor” başlığıyla yayımlanan haberiyle kazandı.

    Jüri, son dönemde toplu tutuklamalara maruz kalan Mezopotamya Ajansı ve Jin News muhabirleri ile depremde yaralanan gazetecilerden İskenderun Ses Muhabiri Akın Bodur’a Jüri Özel Ödülü verilmesini kararlaştırdı.

    Ödülleri Banu Tuna, Celal Başlangıç, Meltem Akyol, Hüseyin Aykol, Mustafa Kemal Erdemol, Nazım Alpman, Pelin Ünker, Semra Kardeşoğlu, Yücel Göktürk’ten oluşan jüri belirledi.

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Mart ayında 8 gazeteci saldırıya uğradı, 1’i tutuklandı

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Mart ayında 8 gazeteci saldırıya uğradı, 1’i tutuklandı

    PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin Mart ayı raporuna göre, 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı, 1’i tutuklandı, 330 habere ve bin 84 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mart ayı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayımladı. 14 Mayıs seçimlerine dikkat çekilen raporda, “Bu kadar önem atfedilen seçimlere giderken seçim güvenliği de tartışılan konuların başında yer alıyor. Seçim güvenliğinin ana unsurlarından olan basın özgürlüğü ise abluka altında. Seçim yaklaştıkça basına yönelik baskılar da bu süreçte gün geçtikçe artıyor. İktidar yanlısı haber yapmayan her gazeteci, her haber sitesi, ajans, radyo ve televizyon kanalı hedef alınıyor, cezalar yağdırılıyor” ifadeleri kullanıldı.

    Raporda, gazetecilere yönelik gözaltı işlemlerinde “Sansür Yasası” maddelerinin gerekçe olarak kullanıldığı vurgulanırken, “Seçimler yaklaştıkça iktidarın politikalarına karşı sesini yükselten, rahatsızlıklarını dile getiren yurttaşlara mikrofon uzatan gazeteciler, bu yasa kapsamında gözaltına alınmaya, haklarında dava açılmaya devam ediliyor. Bu kapsamda yasa tasarısının ilk meclise sunulduğu günden itibaren diğer meslek örgütleriyle birlikte yaşanabileceklere işaret edip, basın ve ifade özgürlüğünün önünde engel olabileceğini belirtmiştik. Bu nedenle bir kez daha verdiğimiz mücadeleyi yasa geri çekilinceye kadar sürdüreceğimizi vurguluyoruz” denildi.

    8 GAZETECİ SALDIRIYA UĞRADI

    Toplumsal eylemlere müdahale sırasında polislerin gazetecileri hedef aldığı belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:

    “Ay içerisinde 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı ve 1’i de tutuklandı. Gazetecilere yönelik yargı kıskacı da Mart ayında devam etti. 4 gazeteci hakkında soruşturma, 5’i hakkında ise dava açıldı. 41 ayrı yargılamanın devam ettiği geçtiğimiz ayda gazetecilere 2 yıl hapis ile 48 bin 746 TL para cezası verildi. 2 meslektaşımız ise işten çıkartıldı. Çağımızın iletişim araçlarından olan internet yayıncılığına yönelik iktidarın ve yargının baskıcı tutumu değişmedi. 8 internet sitesi kapatılırken 330 habere bin 84 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    Özellikle seçimler yaklaşırken RTÜK’ün iktidar propagandası yapmayan kanalları daha fazla hedef almaya başladı. Bu durumun dozajı öyle bir arttı ki RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, gazetecileri hedef alan, hakaret içerek açıklamalarını sanal medya üzerinden yapmaya başladı. TV yayınında tutuklu bir siyasetçi olan Selahattin Demirtaş’ın kitabından söz eden programcıyı ‘provokatörlük yapma’ diye hedef aldı ve kanalı da ceza vermekle tehdit etti. Nitekim bu açıklamanın ardından kanallara ceza yağdı. Halk adına yayıncılığı denetlemesi gereken RTÜK’ü iktidar denetçisi olmaktan çıkmaya çağırıyoruz.”

    8 Haziran’da Diyarbakır’da gözaltına alınıp 16 Haziran’da tutuklanan 16 gazetecinin durumuna da değinilen raporun değerlendirme kısmında şu ifadelere yer verildi:

    “10 ayın ardından tamamlandı. Savcılık tarafından Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianameye dair henüz bir karar çıkmadı. 28 Mart’tan bu yana iddianameyi inceleyen mahkemenin en kısa sürede duruşma tarihi vererek tutuklu meslektaşlarımızın özgürlüğü noktasında bir karar vermesini bekliyoruz, bu sağlanıncaya kadar da mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz.”

    Rapora yansıyan hak ihlalleri ise şöyle sıralandı:

    GAZETECİNİN YAŞAM HAKKI VE GÜVENLİĞİNE YÖNELİK İHLALLER

    *Saldırıya uğrayan gazeteciler: 8
    *Evine baskın düzenlenen gazeteciler: 1
    *Gözaltına alınan gazeteciler:16
    *Tutuklanan gazeteciler:1
    *Kötü muameleye maruz kalan gazeteciler:4
    *Tehdit edilen gazeteciler:1
    *Haber takibi engellenen gazeteciler: 12

    GAZETECİYE YÖNELİK DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALLERİ

    *Hakkında Soruşturma Açılan Gazeteciler: 4
    *Hakkında Dava Açılan Gazeteciler: 5
    *Cezalandırılan Gazeteciler Kişi Sayısı: 3
    * Hapis Cezası: 2 yıl
    * Para Cezası: 48.746 TL

    YARGILAMASI DEVAM EDEN GAZETECİLER

    * Dosya Sayısı: 41
    * Kişi Sayısı: 77
    * Tutuklu Gazeteci Sayısı (01 Nisan 2023 itibariyle): 87
    * Gazetecinin Ekonomik/Sosyal Haklarına Yönelik İhlaller
    * İşine Son Verilen Gazeteciler: 2

    BASIN –MEDYA KURULUŞLARINA YÖNELİK ENGELLEME VE SANSÜR

    * RTÜK Cezaları Program Durdurma: 13
    * Ceza Sayısı: 10
    * Yayın Yasağı Kararı: 1

    İNTERNET- DİJİTAL MEDYA MECRALARINA YÖNELİK ERİŞİM ENGELİ

    * Kapatılan İnternet Sitesi:8
    * Erişim Engeli Getirilen Haberler: 330
    * Erişim Engeli Getirilen Sosyal Medya İçeriği: 1084

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Gazeteci Sezgin Kartal’ın duruşmasına çağrı: 4 Nisan’da Çağlayan’dayız!

    Gazeteci Sezgin Kartal’ın duruşmasına çağrı: 4 Nisan’da Çağlayan’dayız!

    PİRHA-Gazeteci Sezgin Kartal’ın 4 Nisan Salı günü görülecek olan ilk duruşmasına yönelik yapılan çağrıda, ” Bizler biliyoruz ki Sezgin Kartal tüm diğer özgür basın çalışanları gibi emekçilerin, halkların, öğrencilerin, Alevi hak mücadelesini ve kadınların sesini duyuran bir gazetecidir” denildi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınan daha sonra tutuklanarak Marmara Kapalı Cezaevi’ne gönderilen gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan Salı günü Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda görülecek.

    22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14.00’te başlayacak olan duruşma öncesi saat 13.00’te adliye önünde basın açıklaması yapılacak. Kartal’ın arkadaşları duruşmaya çağrı yaparken, şu ifadelere yer verildi:

    “ALEVİ HAK MÜCADELESİNİN SESİNİ DUYURAN BİR GAZETECİDİR”

    “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazeteci Sezgin Kartal ev operasyonu ile gözaltına alındı. Ve 13 Ocak’tan beri tutuklu. Düzmece iddialarla tutuklanan Sezgin Kartal’ın özgürlüğüne kavuşması için 4 Nisan Salı günü Çağlayan Adliyesi’nde olacağız.

    Bütün demokrasi için mücadele edenleri ilk duruşmasına bekliyoruz. Bizler biliyoruz ki Sezgin Kartal tüm diğer özgür basın çalışanları gibi emekçilerin, halkların, öğrencilerin, Alevi hak mücadelesini ve kadınların sesini duyuran bir gazetecidir.

    Emekten, haktan, özgürlükten yana olan gazetecileri gözaltına alarak yıldıramazsınız. Bu ülkede gazeteciler gerçekleri yazdığı için tutuklanıyor. Binlerce gazeteci hapishanede. Gazetecilere dönük bütün bu saldırılar; gazeteciler şahsında bütün topluma, demokrasiye ve özgürlüğe saldırıdır.

    Bizler buradan bir kez daha sesleniyoruz özgür basın üzerindeki baskılar kaldırılsın, cezaevlerinde olan gazeteciler serbest bırakılsın.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı
    >Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu: Sezgin Kartal yalnız değildir!
    >Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!
    >Gazeteci Kartal hakkında iddianame hazırlandı: Saç, alın, burun, yanak benzerliği ‘suç’

  • Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan’da görülecek

    Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan’da görülecek

    PİRHA-Tutuklu bulunan Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan 2023 günü Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda görülecek.

    13 Ocak 2023 tarihinde tutuklanan Karşı Mahalle muhabiri Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan 2023 günü Çağlayan’daki İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14.00’te görülecek. Kartal için saat 13.00’te ise adliye önünde basın açıklaması yapılacak.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı
    >Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu: Sezgin Kartal yalnız değildir!
    >Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!
    >Gazeteci Kartal hakkında iddianame hazırlandı: Saç, alın, burun, yanak benzerliği ‘suç’

  • Kadınlara biber gazı sıkan polisten CAN TV ve PİRHA çalışanlarına da müdahale-VİDEO

    Kadınlara biber gazı sıkan polisten CAN TV ve PİRHA çalışanlarına da müdahale-VİDEO

    PİRHA- Taksimde yapılması planlanan 21. Feminist Gece Yürüyüşü, kaymakamlık yasağı sebebiyle Cihangir’de gerçekleşti. Polis, kadınlara biber gazı sıkarken, çekim yapan CAN TV ve PİRHA çalışanlarına da fiziksel müdahalede bulundu.

    8 Mart nedeniyle Taksimde yapılması planlanan 21. Feminist Gece Yürüyüşü kaymakamlık yasağı sebebiyle Cihangir’de gerçekleşti. Kadınlar, “Hükümet İstifa” sloganları atarken,  depremzede kadınları unutmayarak, isyanlarını, “Enkaz Altında Ölmek de Kadın Cinayetleri de Kaderimiz Değil”, “Direnişimiz Kumdan Değil Evleriniz Gibi Yıkılmaz” “Erkek Devlet Şiddet İçin Burada, Kurtarma İçin Nerede?” “Afet Değil Katliam” yazılı dövizler ile dile getirdi.

    Polis kadınlara biber gazıyla müdahale ederken, bu sırada çok sayıda kadın gözaltına alındı. Basın mensupları da polisin sert müdahalesine maruz kaldı, görüntü almaları engellenmek istendi. Saldırıyı görüntülemek isteyen CAN TV ve PİRHA çalışanları Yusuf Eren Göktepe ve Dilan Şimşek de polis müdahalesine maruz kaldı. Yaşanan arbede de polisin “Eğlenceniz bitti dağılın” sözlerine tepki gösteren PİRHA muhabiri Dilan Şimşek, “Biz görevimizi yapıyoruz” dedi.

    Dilan ŞİMŞEK /İSTANBUL

  • DFG’den “Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporu

    DFG’den “Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporu

    PİRHA-“Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” başlıklı bir rapor yayımlayan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), deprem bölgelerinde zor şartlar altında çalışan gazetecilerin uğradığı hak ihlallerini paylaştı.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) “2023 Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu” yayımladı. Raporda, merkez üssü Maraş olan depremlerde 26 gazetecinin enkaz altında hayatını kaybettiği belirtilirken, bölgede çalışan gazetecilerin uğradığı hak ihlalleri paylaşıldı.

    “YAŞANANLARI GÖRÜNTÜLEYEN GAZETECİLER ENGELLENDİ”

    Raporda şu ifadelere yer verildi:

    Biliyoruz ki meslektaşlarımızın büyük bir bölümü de arama ve kurtarma çalışmalarının geç başlaması sonucu can verdi. Adıyaman, Malatya ve Hatay başta olmak üzere bu kentlerde yerel gazetecilik yapan meslektaşlarımızın geride kalan çalışma arkadaşları da bürolarının yıkılması nedeniyle ya çadırlarda çalışmaya başladı ya da çalışamaz hale geldi. Yıkımlarla birlikte bürolarını, teknik malzemelerini kaybeden gazetecilerin arşivleri de yok oldu.

    Böylesi büyük bir yıkıma gecikmeli ve eksik müdahale eden iktidar Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etmekte gecikmedi. OHAL ile birlikte de ilk iş olarak sahada, enkaz başlarında yaşananları görüntüleyen gazeteciler engellendi. Yapılan başvurular üzerine ise gazetecilerin ya iktidar yandaşları dışında kimseye verilemeyen “turkuaz kart” taşımaları istendi ya da valiliklerden izin almaları istedi. Gözaltına alınan gazeteciler “sahtecilikle” ya da haber kaynaklarının kullandığı ve henüz yayınlanmayan ifadeleri nedeniyle “yanlış bilgi yaymak” iddiasıyla suçlandı. DFG olarak diğer meslek örgütleriyle birlikte karşı çıktığımız “Sansür Yasası” da bu süreçte devreye konuldu.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Sahada engellemelerin yanı sıra sansür ve erişim engelleri de getirildi. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aralarında internet siteleri ve Youtube kanallarının da olduğu 340 URL’ye erişim engeli getirildi. Türkiye’de baskılı yayın yapan tek Kürtçe gazete olan Xwebûn gazetesi ile Ortadoğu merkezli kadın yayıncılığı yapan NuJİNHA’nın Twitter adresleri de kapatıldı.

    Tüm bu engelleme, baskı ve sansüre rağmen gazeteciler sahada olmaya devam etti. Deprem, yıkım, savaş ne olursa olsun hakikat arayışçısı olan sahadan ayrılmayacağız, kalemimizi, fotoğraf makinemizi bırakmayacağız. DFG olarak da zor şartlarda çalışan meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Bir kez daha vurguluyoruz: Gazetecilik suç değildir. Gazetecilik engellenemez.”

    SALDIRIYA UĞRADILAR, GÖZALTINA ALINDILAR

    Rapora göre 14 gazeteci saldırıya uğradı, 4 gazeteci gözaltına alındı. 5 gazeteci kötü muameleye maruz bırakılırken, 6 gazeteci tehdit edildi. 19 gazetecinin de haber takip etmesi engellendi. 6 gazeteci hakkında soruşturma açıldı. 3 gazetecinin işine son verildi. RTÜK tarafından yayın yasağı, para cezası ve ekran karartma cezası verildi. 2 internet sitesi kapatıldı. 2 habere erişim engeli getirildi. 345 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    HAYATINI KAYBEDEN GAZETECİLER

    Raporda, hayatını kaybeden gazetecilerin isimleri de yer aldı. Buna göre Adıyaman’da Burak Alkuş (Adıyaman Ses), Hidayet Özdemir (Gazeteci -Yazar), İskender Korkut (Mercan TV), Kemal Öner (Adıyaman Telgraf), Muhammed Akan (Adıyaman Haber), Ruhi Akan (Jet Haber), Yunus Emre Doğan (Mercan TV), Zübeyir Pektaş (Halkın Sesi), İsmail Hakkı Koçak (Mercan TV), Fatih Bayın (Radyo Tek) ile Barış Can Tabakçı yaşamını yitirdi.

    Hatay’da Ayşe Figen Arlı (İskenderun Ses), Burak Milli (AA), Gökhan Aklan (İHA), İzzet Nazlı (DHA), Neşet Alkan (Haber Ekspres), Erhan Yılmaz (23 Temmuz Gazetesi), Mehmet Tekin (Emekli Gazeteci), Hasan Seid Okay (Emekli Gazeteci) ve Berkay Akay hayatını kaybetti.

    Maraş’ta Mustafa Yüzbaşıoğlu (Bugün), Aziz Çevlik (Manşet), Fatih Nalbantbaşı (Maraş Medya Merkezi), Adana’da Meltem Özgen (CRT/TV sunucusu) Antep’te de Fatma Erdoğan yaşamını yitirdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • MA’da yayımlanan 149 haberden gazetecilere iddianame hazırlandı

    MA’da yayımlanan 149 haberden gazetecilere iddianame hazırlandı

    PİRHA-9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında üç ay sonra iddianame hazırlayan savcılık, Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan 149 haberi iddianamede sıraladı. Irkçı saldırılara dair haberler de dahil birçok haber suçlama konusu yapıldı.

    Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında üç buçuk ay sonra iddianame hazırlandı. Mezopotamya Ajansı tüzel kişiliği olmasına rağmen iddianamede sanık olarak gösterilirken, ajansta yer alan 149 haber iddianamede sıralandı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy’un haberine göre tutuklu Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznür Değer, tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zemo Ağgöz ile bir süre MA’nın Ankara bürosunda stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.

    IRKÇI SALDIRILARIN HABERLERİ DE SIRALANDI

    Üç buçuk ay sonra tamamlanan 210 sayfalık iddianamenin büyük bölümünde Mezopotamya Ajansı’nda yer alan 149 habere yer verildi. Haberlerin yanı sıra gazetecilerin ifadeleri, el konulan dijital materyallerin inceleme sonuçları ile HTS kayıtları delil olarak gösterildi.

    Konya’nın Meram ilçesinde ırkçı saldırı sonucu katledilen Dedeoğulları ailesiyle ilgili haberler de suçlama konusu yapıldı. İddianamede, katledilen ailenin yakınlarının katliam sonrası olaya dair tanıklıklarının yer aldığı haberlerin yer alması dikkat çekti. Öte yandan Dedeoğulları ailesinin katledilmesine dönük protesto eylemleri ve açıklamalarla ilgili haberler, gazetecilere suçlama olarak yöneltildi.

    GAZETECİNİN HALAY ÇEKMESİ SUÇLAMA KONUSU YAPILDI

    Gazetecilerin legal/illegal eylemlere katıldığını iddia eden savcılık, söz konusu eylemlere ilişkin herhangi bir delil sunmadı. İddianamede gazetecilerin haber yapmak için katıldıkları cenaze törenleri de suçlama konusu yapıldı. Gazetecilerin ailelerinden bireyler hakkında açılan dava ya da var olan arama kararlarının yanı sıra hala iletişim halinde olmaları da suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Zemo Ağgöz’un hakkında bir dosyadan dolayı yakalama kararı bulunan ve Fransa’da iltica eden ablasıyla irtibatlı olması da iddianameye konu edildi.

    Gazetecilerin halay çekip şarkı söylemesi de suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Selman Güzelyüz’ün katıldığı bir piknik etkinliğinde şarkı söyleyip halay çekmesi de suç olarak gösterildi. Ancak söz konusu suçlamaya dair herhangi bir belge ve görüntü sunulmadı.

    11 GAZETECİYE TOPLAM 165 YIL HAPİS TALEBİ

    İddianamede, gazeteciler hakkında 17 Şubat 2021 ile 8 Eylül 2021 tarihleri arasında iletişim dinlenmesinin yapıldığı ortaya çıktı. İddianamede, PKK/KCK tarihine üç kez, gizli ve açık tanıkların gazetecilerle ilgili olmayan beyanlarına 2 kez yer veren savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi” olduğunu iddia etti. Savcı, 11 gazeteci hakkında ayrı ayrı 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti. İddianame, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal için sosyal medya kampanyası düzenlenecek

    Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal için sosyal medya kampanyası düzenlenecek

    PİRHA-13 Ocak gününden beri tutuklu bulunan Gazeteci Sezgin Kartal için bu akşam saat 21.00’de “Sezgin Kartal’a Özgürlük” talebiyle sosyal medya kampanyası düzenlenecek.

    İstanbul’da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde evi polis tarafından basılarak gözaltına alınan, daha sonra tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal‘ın serbest bırakılması ve daha fazla hak ihlaline uğramaması için bu akşam saat 21.00’de #SezginKartalaÖzgürlük etiketiyle sosyal medya kampanyası düzenlenecek.

    Kartal, avukatı aracılığıyla gönderdiği mesajında 6 gün boyunca tek kişilik hücrede tutulduğunu, kendisine 3 gün boyunca da içme suyu verilmediğini söylemişti.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Sezgin Kartal için tutuklama talebi: ‘Alevi dünyasının sesi, soluğuydu’-VİDEO
    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı
    >Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!

  • ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan Gazeteci Ender İmrek beraat etti

    ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan Gazeteci Ender İmrek beraat etti

    PİRHA-Evrensel Gazetesi Yazarı Ender İmrek, kaleme aldığı ‘Türkiye yanıyor, saray izliyor’ başlıklı yazısı nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davada beraat etti.

    Evrensel Gazetesi Yazarı Ender İmrek’in 30 Temmuz 2021 tarihinde kaleme aldığı “Türkiye yanıyor, saray izliyor” başlıklı yazısı nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması Bakırköy 44. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.

    Bir önceki duruşmada İmrek’in gazeteci olup olmadığının Türkiye Gazeteciler Sendikası’na (TGS) sorulmasına karar verilmişti. Bugünkü duruşmada TGS’ye yazılan müzekkereye cevap verildiği görüldü.

    SAVCI BERAAT İSTEDİ

    Mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, yangınlar nedeniyle yazılan yazının tümü itibarıyla yangınların söndürülmesindeki olayları eleştiri niteliği bulunduğundan cumhurbaşkanına yönelik herhangi bir hakaret olmadığı nedeniyle İmrek hakkında beraat talep etti.

    Mütalaaya karşı söz alan gazeteci İmrek ise “Arkadaşlarımın 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum. Basına yönelik iktidarın bir tutumu var. On binlerce gazeteci işsiz kaldı, binlerce gazeteci cezaevine girip çıktı. Hala cezaevinde gazeteciler var. İktidarı eleştirdikleri için ceza aldılar. Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında bir yazı yazdım. Beraatime karar verilsin” dedi.

    Avukat Yıldız İmrek ise “Yazı, basılı bir basın organında yazılmıştır. Basın kanunu kapsamında yazılmış bir yazı söz konusu. Düşünce ve ifade özgürlüğü niteliğindedir. Beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Kararını açıklayan mahkeme İmrek hakkında beraat kararı verdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Türkiye’de gazeteci olmak kabus gibi bir durum; Bu olumsuz tabloyu birlikte aşabiliriz’

    ‘Türkiye’de gazeteci olmak kabus gibi bir durum; Bu olumsuz tabloyu birlikte aşabiliriz’

    PİRHA- DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin günümüz koşullarında gazetecilerin yaşadıklarını değerlendirerek, “Gazetecilerin birçok özlük hakkı vesaire budanmış durumda. Seçime giderken baskıların daha da artacağını düşünüyoruz. Bütün bu tabloyu birlikte mücadele ederek aşabileceğimiz fikrinin gazeteciler içinde de yayıldığı bir dönemdeyiz. İşte bu yüzden umutluyuz” dedi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961’den bu yana kutlanan Türkiye’ye özgü bir gün. 4 Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvenceler sağlayan ‘212 sayılı kanun’ düzenlemesinin Resmî gazetede yayınlanmasıyla 10 Ocak günü kutlama günü oldu.

    1961-1971 yılları arasında ‘Çalışan Gazeteciler Bayramı’ adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri darbeden sonra gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ olarak değiştirildi.

    Türkiye’de ve dünyada gazeteciler hiçbir zaman tam anlamıyla özgür olmadı. Bu yılda gazeteciler 10 Ocak gününü baskılarla, tehditlerle, tutuklamalarla ve sansürle karşılıyor.

    DÜNYADA 533 GAZETECİ TUTUKLANDI, 57’Sİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, bu yıla ilişkin bilançosunda, dünyada 533 gazetecinin kamuoyunu bilgilendirme çabası içerisindeyken tutuklandığını, 57’sinin de öldürüldüğünü bildirdi. Tutuklama ve cinayetlerdeki rekor artışa dikkat çeken RSF, 65 medya temsilcisinin rehin, 49’unun da kayıp durumda olduğunu açıkladı.

    Gazetecilik haklarında 2022 yılında ciddi gerileme yaşandığının da belirtildiği açıklamada, 1 Aralık itibarıyla 533 tutuklu gazetecinin tespit edildiğini, bunun bir önceki yıla oranla yüzde 13,4’lük bir rekor artışa işaret ettiğini duyurdu.

    Açıklamada, tutuklu dağılımına göz atıldığında, 432’sinin profesyonel gazeteci, 83’ünün profesyonel olmayan, 18’inin medya çalışanı olduğu kaydedildi. Açıklamada, toplam mahpus gazetecilerden sadece yüzde 36,4’ünün mahkum edildiği, kalan yüzde 63,6’sının yargılanmadığı da tespit edildi.

    SON BİR YILDA TÜRKİYE’DE 128 DAVADA 273 GAZETECİ YARGILANDI

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından hazırlanan 2021-2022 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre ise Türkiye’de sadece son bir yılda:

    31 gazeteci toplamda 52 gün gözaltında kaldı.

    60 gazeteci hakkında soruşturma açıldı.

    128 davada 273 gazeteci yargılandı.

    Gazeteciler toplam 75 yıl 5 ay 26 gün hapis cezasına mahkûm edildi.

    TGS 10 cezaevinde 18 gazeteciyle görüşerek hak ihlâllerini kayıt altına aldı.

    57 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı; 32 gazeteci sözlü olarak tehdit edildi.

    54 haber sitesine ve 1355 haber içeriğine erişimin engellenmesine, 19 haberin içerikten çıkarılmasına karar verildi.

    RTÜK marifetiyle toplam 61 ayrı karar ile toplam 10.427.902 TL idari para cezası verildi.

    2021’de 559 basın kartı iptal edildi. TGS’nin İletişim Başkanlığı’ndan edindiği bilgiye göre 16.429 kişide Cumhurbaşkanlığı basın kartı var.

    Basın İlân Kurumu gazetelere toplam 25 gün ilân kesme cezası verdi.

    Gazeteci meslek örgütlerinin temsilcileri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin günümüz koşullarında gazetecilerin yaşadıklarını değerlendirdi.

    “TÜRKİYE’DE GAZETECİ OLMAK ŞU ANDA KABUS GİBİ BİR DURUM”

    DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün bir anlamının kalmadığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “212 sayılı yasanın kabulünün yıl dönümü nedeniyle kutlanan bir gündü. O yasa fiilen bugün uygulanmıyor. Gazetecilerin birçok özlük hakkı budanmış durumda. Türkiye’de gazeteci olmak şu anda kabus gibi bir durum. Çok sayıda meslektaşımız hapishanelerde. Neden tutuldukları belli değil. Aylardır iddianameleri bile hazırlanmadı. Diyarbakır’da, Ankara’da gazetecilere yönelik toplu operasyonlar yapıldı. Birlikte çalıştığımız birçok gazeteci arkadaşımız tutuklandı. Tüm bu yaşadıklarımızdan dolayı 10 Ocak Gazeteciler Günü’nü kutlamak söz konusu değil. Ama bugün vesilesiyle sorunlarımızı, dertlerimizi bir kez daha dile getireceğiz. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü büyük bir baskı altında. Bu baskının dozu giderek de artıyor. Geçtiğimiz yıl şunu çıplak gözle gördük ki, gazetecilik davalarında hızla ve çok sert cezalar veriliyor. Deneyimlerimiz bize şunu söylüyor; Seçime giderken bu baskıların daha da artacağını düşünüyoruz. Bu baskılara hep birlikte karşı koymaya çalışacağız.

    “SANSÜR YASASININ SONUÇLARINI SEÇİM SÜRECİNDE DAHA NET GÖRECEĞİZ”

    Geçen yılın en vahim olaylarından biri de sansür yasasının çıkması oldu. İnternet sitelerini denetim altına almak istiyorlar. Bu yasanın sonuçlarını seçim sürecinde daha net görmüş olacağız. Şu anda o yasaya uygun başvurular yapılıyor. 13 Ocak’ta başvurular bitecek. Seçim sürecinde internet sitelerine daha da yüklenileceğini düşünüyoruz. Gazetelerde olduğu gibi Basın İlan Kurumu’nun denetimine alınmak isteniyor internet siteleri. Bu da bizim açımızdan olumsuz bir durum. Geçtiğimiz yıl RTÜK aracılığıyla anlaşılması güç gerekçelerle para cezaları yağdırıldı. Medya bu tür yöntemlerle susturulmak isteniyor. Böyle bir karamsar tablo ile karşı karşıyayız. Ama çok da ümitsiz değiliz. Önümüzde bir seçim süreci var. Bu karanlık tablonun dağılacağını umuyoruz. Meslektaşlarımızın da bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.”

    “2022, BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOK EDECEK KANUNİ DÜZENLEMELERİN YAPILDIĞI BİR YIL OLDU”

    2022 yılının geçmiş yıllarda olduğu gibi basın özgürlüğünün yok edilmesi için yoğun bir iktidar saldırısı ile geçtiğini belirterek sözlerine başlayan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise, şunları aktardı:

    “Hem hukuk dışı engellemeler hem de basın ve ifade özgürlüğünü yok edecek kanuni düzenlemelerin yapıldığı bir yıl oldu. Onlarca meslektaşımız tutuklandı ve hala 2022 yılında tutuklanan 25 meslektaşımız özgürlüklerinden mahrum durumdalar. Tutukluluk süreleri 6 ayı geçmiş olmasına rağmen hala iddianameleri dahi hazırlanmadı.

    Basın İlan Kurumu muhalif gazetelere onlarca gün ilan kesme cezası verdi. Evrensel Gazetesinin ilan hakkını iptal etti. RTÜK muhalif gördüğü televizyon kanallarına milyonlarca lira para cezası ve yayın karartma cezaları verdi. Bütün bunları alt alta sıralayınca çok zor bir yıl geçirdiğimizi görüyoruz.

    “BU OLUMSUZ TABLOYU BİRLİKTE MÜCADELEYLE AŞABİLİRİZ”

    Yılın son günlerinde asgari ücret başta olmak üzere tüm yayıncılık faaliyetlerine gelen zamlarla yoğun bir güvencesiz ve işsizlik de gazetecileri işlerini yapamaz hale getirdi. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü de işte böyle bir ortamda karşılıyoruz. Tutuklandığımız, işsiz kaldığımız ve çalışanlarından güvencesiz ve düşük ücretle çalıştıkları bir dönemdeyiz. Bütün bu tabloyu birlikte mücadele ederek aşabileceğimiz fikrinin gazeteciler içinde de yayıldığı bir dönemdeyiz. İşte bu yüzden umutluyuz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

     

  • MKGP ile DFG: 16 gazeteci arkadaşımız derhal serbest bırakılmalı-VİDEO

    MKGP ile DFG: 16 gazeteci arkadaşımız derhal serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-16 gazetecinin tutukluluklarının üzerinden 6 ay geçti. Konuya ilişkin açıklama yapan Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ile Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) meslektaşlarının serbest bırakılmasını istedi. 

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ile Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) tutuklu bulunan 16 gazeteci için Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklama yaptı. Gazeteci Dicle Müftüoğlu tarafından yapılan açıklamada, “Özgür basın susturulamaz” sloganı atıldı.

    Tutukluluklarının üzerinden 6 ay geçtiğinibelirten Dicle Müftüoğlu,  “Musa Anter’lerden, Gurbetelli Ersöz’lerden devraldığımız bu gelenek sürecek. Gazetecileri, basın özgürlüğünü hedef almaktan vazgeçin. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki yargılama durdurulmalı” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR BASIN GELENEĞİNİ HEDEF ALMAK HİÇ DEĞİŞMEDİ”

    Dicle Müftüoğlu, açıklamanın devamında, şunları ifade etti:

    “İktidar yargı ortaklığıyla tüm muhaliflere dönük saldırıların hız kesmeden devam ettiği Türkiye koşullarında, bu saldırıları gören, yazan özgür basın, aynı ortaklık tarafından hedef alınıyor. İktidara gelerek sadece isimleri değişen partiler için değişmeyen tek şey ise özgür basın geleneğini hedef almak.

    Hukuki olmayan gözaltı sürecinin ardından, yine kendi hukukunu dahi çiğner şekilde 16 Haziran günü 16 arkadaşımızın tutuklanmasına tanıklık ettik. Yarattığı korku ikliminde yine de cesurca gerçekleri yazdığı için “örgüt üyeliği” iddiasıyla arkadaşlarımızı tutuklayan yargı, gazeteciliğimizde “talimat” aradı. Ancak talimatla, desturla haber yapanlar aranıyorsa, gündemleri sarayda belirlenen yandaş medyaya bakmak yeterli olacaktır. Böylelikle özgür basının talimatla haber yaptığı için değil, iktidarın talimatlarına uymadığı için, itiraz ettiği için hedef alındığı görülecektir.

    “ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALI”

    İktidar yargısı, 16 Haziran’da olduğu gibi 25 Ekim’de bir kez daha özgür basına gözaltı ve tutuklama saldırısı gerçekleştirdi. Bu kez de talimat Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verildi. 9’u Ankara soruşturması kapsamında olmak üzere 10 gazeteci arkadaşımız bir kez daha tutuklandı. Gazetecilik faaliyetleri gerekçe yapılarak, adeta sonucu başından belirlenmiş bir operasyonla gazetecilere yönelim, biz özgür basın emekçilerine geri adım attırmak bir yana, daha fazla hakikat mücadelesini büyütmemizin gerekliliğini bizlere yeniden hatırlattı.

    Daha önce belirttik, bir kez daha belirtiyoruz. Özgür basın katletmelerle, tutuklamalarla, gözaltılarla, sansürle bitirilecek bir gelenek değil. Özgür basın kökleriyle hakikate bağlı, hakikatten beslenen ve susmayacak-bitmeyecek bir gelenek.”

    Gazetecilerin hedef alındığı bir haftada, 16 arkadaşlarının tutukluluğunun üzerinden 6 ay geçtiğini vurgulayan Dicle Müftüoğlu, “Arkadaşlarımız 6 aydır tutsak ve 6 aydır hala kendilerine ilişkin bir iddianame hazırlanmış değil. Çünkü ortada, arkadaşlarımıza yöneltilebilecek bir suç-suçlama yok! Çünkü biliyoruz ki gazetecilik suç değildir! Ancak yargının arkadaşlarımızı bir gerekçesi olmadan mesleklerinden uzak tutması suçtur. Gazeteciliği hedef almak suçtur. Düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne saldırı suçtur.

    Bizler, buradan yeniden belirtiyoruz. Musa Anter’lerden, Gurbetelli Ersöz’lerden devraldığımız bu gelenek sürecek. Gazetecileri, basın özgürlüğünü hedef almaktan vazgeçin. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki yargılama durdurulmalı. Gazetecilere özgürlük” diye konuştu.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Meslektaşlarından, 6 aydır iddianamesiz şekilde tutuklu bulunan 16 gazeteci için çağrı-VİDEO

    Meslektaşlarından, 6 aydır iddianamesiz şekilde tutuklu bulunan 16 gazeteci için çağrı-VİDEO

    PİRHA-28 gazeteci, 16 Haziran’dan beri iddianamesiz bir şekilde tutuklu bulunan 16 meslektaşı için video ile mesaj gönderdi. DİSK Basın-İş tarafından yayımlanan mesajda “Basın özgürlüğü fıkrasının tam ortasındayız. Arkadaşlarımız haber yaptıkları için suçlanıyorlar. Serbest bırakılana kadar herkesi ses çıkarmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi. 

    Meslektaşları, 16 Haziran 2022 tarihinden beri tutuklu bulunan ama henüz iddianamelerinin dahi ortada olmadığı 16 gazeteci için seslendi: Meslektaşlarımızı serbest bırakın.

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ FIKRASININ TAM ORTASINDAYIZ”

    28 gazetecinin gönderdiği mesajda, tutukluluğun fiili cezaya dönüştüğü belirtildi. Videoda şu ifadelere yer verildi:

    “16 Haziran’dan 16 Aralık’a tam 6 ay yapıyor. Diyarbakır’da tutuklanan 16 meslektaşımız 6 aydır iddianamesiz tutuklu. Sabah evleri basıldı, günlerce gözaltında tutuldular. Üstelik sadece haber yazdıkları, insanlara bilgi verdikleri için suçlanıyorlar. Sırf gazetecilik yaptıkları için tutuklandılar. Neden tutuklandıkları belli değil? Gazeteciler üzerinden esasında topluma sopa gösteriyorlar. Türkiye hala dünyada en çok gazeteci tutuklayan beş ülkeden biri. Türkiye her geçen gün gazetecilerin cezaevlerinde uzun süre kaldığı bir ülke haline geliyor. Basın özgürlüğü fıkrasının tam ortasındayız. Herhangi bir baskı yöntemiyle gazetecileri ve gazeteciliği engelleme şansınız yoktur. Cezaevlerinde olma sebeplerinin habercilik yapmaktan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Bu haksız ve hukuksuz tutukluğa bir an önce son verilmeli ve serbest bırakılmalılar. 6 aylık iddianamesiz tutuklama zaten ağır bir cezalandırma yöntemiydi. Hakikatin peşinden koşan gazetecileri serbest bırakın. Herkesi ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL