Etiket: bedia caka

  • Suriye’deki Aleviler için acil çağrı: Katliamları durdurun- VİDEO

    Suriye’deki Aleviler için acil çağrı: Katliamları durdurun- VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi bölgelerine yönelik saldırıların yeniden tırmanması üzerine Mersin’deki hak örgütleri ve inanç temsilcileri tepkilerini yükseltti. HTŞ’nin kontrol ettiği bölgelerde Alevi, Ermeni ve Dürzi halklara yönelik yeni katliam hazırlıklarına dikkat çeken kurumlar, uluslararası topluma “Bu insanlık suçunu durdurun” çağrısı yaptı.

    Suriye’de Alevi bölgelerine yönelik saldırılar ve son günlerde artan katliam haberleri, Türkiye’deki hak örgütleri ve inanç temsilcilerinin tepkisine yol açtı. Özellikle HTŞ’nin kontrolündeki bölgelerde Alevilere, Ermenilere ve Dürzilere yönelik yeni saldırılar yaşandığına dair haberler üzerine PİRHA‘ya konuşan kurum temsilcileri, “Bu bir insanlık suçudur ve derhal durdurulmalıdır” çağrısında bulundu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM TEHLİKESİ BÜYÜYOR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube yöneticisi Bedia Çaka, Suriye’de farklı inanç ve kimlik gruplarına yönelik saldırıların uzun süredir devam ettiğini hatırlatarak, “Herkesin bildiği üzere Suriye’de HTŞ terör örgütü başta Aleviler olmak üzere Ermenilere ve Dürzülere yönelik çok ciddi katliamlar yaptı. Son günlerde Alevilere yönelik yeni katliam hazırlıklarına dair duyumlar alıyoruz. Bütün halkların hak ve özgürlüklerine kavuşması hayati önemdedir. Ulusal ve uluslararası bütün güçlerin Suriye’deki Alevi katliamlarını durdurmak için harekete geçmesini bekliyoruz. Çok büyük bir katliam tehlikesi var” diye konuştu.

    “DEVLETLER DESTEKLEMEZSE BU KATLİAMLAR GERÇEKLEŞEMEZ”

    Suriye’de yaşananlarda devletlerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz, “Bir katilin, kırmızı bültenle aranan bir kişinin oraya getirilip sorumlu yapılması Türkiye’nin ayıbıdır. Devletler destek vermezse bu katliamlar olmaz. Orada sadece Aleviler değil, Hristiyanlar, çocuklar, kadınlar öldürülüyor. Bütün inanç kurumlarının, demokratik kitle örgütlerinin buna büyük bir ses çıkarması lazım. Emperyalist ülkelerin hepsinin bu işte eli var. Büyük devletler destek vermezse bu katliamı yapan kişi de bunu gerçekleştiremez. Suriye halkının yanındayız ve bu katliamı kimden gelirse gelsin kınıyoruz” dedi.

    “SURİYE’DE YAŞANANLAR IRKÇI BİR SOYKIRIMDIR”

    Mersin Barosu eski başkanı Bilgin Yeşilboğaz, Suriye’de etnik ve inanç gruplarına yönelik baskının derinleştiğini belirtti ve şöyle konuştu:

    “Suriye’deki savaşın başlamasından sonra ülkeyi oluşturan etnik yapılara büyük bir baskı olduğunu gördük. El Şara’nın oraya getirilmesi farklı bir rejim inşa etme çabasıdır. Arap Alevilere, Ezidilere, Dürzülere, hiçbir demokratik unsura yaşam hakkı tanımıyorlar. Bu nedenle uluslararası toplumun IŞİD artığı gruplara karşı net bir tavır alması gerekiyor. Türkiye’nin tarihsel bağları nedeniyle çok daha güçlü bir duruş sergilemesi şarttır. Oradaki barış buradaki barışın devamıdır. Suriye’de yaşanan Alevi katliamı ırkçı bir soykırımdır.”

    “BU İNSANLIK SUÇU DERHAL DURDURULMALI”

    Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık ise Suriye’de yaşanan saldırıların tüm dünya tarafından durdurulması gerektiğini ifade ederek, “Alevilere yönelik saldırılar ya da diğer halklara yönelik katliamlar fark etmeksizin bu bir soykırımdır. Bunu şiddetle kınıyoruz. Dünya ülkelerinin buna karşı faaliyete geçmesi, tepki göstermesi gerekiyor. Suriye’de barışın bir an önce sağlanması şarttır. Bu katliam ve soykırım hemen durdurulmalıdır. İnsan hakları kuruluşlarının da acil harekete geçmesini istiyoruz” sözlerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • ‘Suriye’deki Alevi kadınlar için mücadeleyi büyüteceğiz’- VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi kadınlar için mücadeleyi büyüteceğiz’- VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara yönelik artan şiddet ve cinsel saldırılara karşı 8 Temmuz’da TBMM’de, 12-13 Temmuz’da ise Antakya Defne’de ulusal ve uluslararası katılımlı etkinlikler düzenlenecek. İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Bedia Çaka, katliamlara karşı dayanışma çağrısı yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Bedia Çaka, son dönemde Suriye’de Alevi kadınlara yönelik artan saldırılara dikkat çekti. Çaka, Alevi kadınların sistematik olarak istismara, kaçırılmalara, cinsel şiddete ve katliamlara maruz kaldığını belirterek, bu vahşete karşı sessiz kalmayacaklarını söyledi.

    “ALEVİ KADINLAR HEDEF ALINIYOR”

    Son iki aydır bölgede yaşananlara ilişkin çok sayıda istismar ve şiddet vakasının görüntüleriyle birlikte kamuoyuna yansıdığına dikkat çeken Çaka, yaşananların artık bir “mezhep kırımı” boyutuna ulaştığını ifade etti. Çaka, “Bu saldırıların özellikle Alevi kadınları hedef alan cinsel şiddetin, kaçırmaların, öldürmelerin günden güne arttığını görüyoruz. Bu bir tesadüf değil, kadınların özgürlük alanlarına yönelen kasıtlı bir saldırıdır” dedi.

    ANTAKYA’DA KADIN YÜRÜYÜŞÜ, MECLİS’TE AÇIKLAMA

    Çaka, Antakya’daki kadın örgütleriyle yaklaşık 1,5 aydır bu konuda bir eylem ve etkinlik planı içerisinde olduklarını belirtti. Bu kapsamda, önceki yıllarda düzenlenen Dünya Kadın Yürüyüşü’nün bu yıl Antakya’da gerçekleştirileceğini duyurdu. Etkinliklerin bir ayağı ise Ankara’da olacak.

    8 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak basın açıklamasında Alevi kadınlara yönelik katliamlar başta olmak üzere, savaş bölgelerinde kadınlara uygulanan şiddet ve zulüm gündeme taşınacak. Mersin İHD Şubesi’nin de kadın platformlarıyla birlikte bu açıklamaya katılım sağlayacağını belirten Çaka, tüm kadınlara bu eyleme destek verme çağrısında bulundu.

    ULUSLARARASI KATILIM

    Bedia Çaka, 12-13 Temmuz tarihlerinde Hatay’ın Defne ilçesinde “Ortadoğu’dan Barışa: Kadınlarla Yeni Bir Yaşam Kurmak” başlıklı bir panel ve forum düzenleneceğini duyurdu. Etkinliğe Ortadoğu ülkelerinden ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinden kadın örgütlerinin temsilcilerinin katılacağını söyleyen Çaka, “Bu forumda Suriye’deki Alevi kadın katliamlarının durdurulması ve tüm dünyadaki savaşların kadınlara etkisi tartışılacak. Kadınlardan oluşan uluslararası bir insan zinciriyle sesimizi yükselteceğiz” diye konuştu.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTME ÇAĞRISI

    Çaka konuşmasının sonunda şu çağrıyı yaptı:

    “8 Temmuz’da Meclis önünde yapılacak basın açıklamasına ve 12-13 Temmuz’da Defne’de düzenlenecek panele tüm kadın arkadaşlarımızı davet ediyoruz. Bu mücadele sadece Alevi kadınların değil, tüm kadınların özgürlük mücadelesidir. Birlikte güçleneceğiz, birlikte mücadele alanlarını genişleteceğiz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İHD Mersin: Suriye’de Alevi soykırımı yapılıyor, katliamlar durdurulmalı- VİDEO

    İHD Mersin: Suriye’de Alevi soykırımı yapılıyor, katliamlar durdurulmalı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, HTŞ’nin Suriye’de Alevilere dönük yaptığı katliamda soykırım suçu işlendiğine vurgu yaparak, tüm ulusal ve uluslararası güçlere katliamı durdurmaları yönünde çağrıda bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Suriye’de HTŞ’li grupların Alevilere dönük yaptığı katliama ilişkin dernek binasında basın açıklaması yaptı. Basın metnini okuyan İHD Mersin Yönetim Kurulu Üyesi Bedia Çaka, HTŞ yönetiminin Alevilere yönelik soykırım ve katliamları tüm dünyanın gözü önünde yaptığını belirtti.

    HTŞ’nin ktidarı ele geçirdiği ilk günlerden bu yana Alevi inanç merkezlerini, Alevi inancına mensup halkları hedef aldığını dile getiren Çaka, son günlerde artan işkence ve şiddet olaylarının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    KATLİAMLARIN DURDURULMASI İÇİN ÇAĞRI

    Alevilere ve diğer etnik kimliklere yönelik artan katliamla soykırım suçunun işlendiğini söyleyen Bedia Çaka, şu ifadeleri kullandı:

    “Sivillerin yaşam hakkı ciddi şekilde tehdit edilmekte, masum insanlar öldürülmekte, zorla yerinden edilmekte ve büyük bir insani kriz yaşanmaktadır. Alevi inancına mensup sivil insanlara her türlü aşağılayıcı muamelenin pervasızca uygulandığını ortaya koyan görüntüler ve haberler insan onurunun korunması konusunda herkesi sorumlu davranmaya çağırmaktadır. Yaşananlara sessiz kalınması barbarlığı daha fazla cesaretlendirmekte ve tüm insanlığın vicdanını yaralayan olayların yaşanmasını kolaylaştırmaktadır.

    İnsan Hakları Derneği olarak, uluslararası barışı ve insan haklarını korumakla görevli olan mekanizmaları ve uluslararası insan hakları örgütleri ile demokratik kamuoyunu HTŞ yönetiminin Alevi inancı mensuplarına yönelik bu insanlık dışı saldırılarını durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz. HTŞ yönetiminin insanlığa karşı işlediği suçların yerinde araştırılması ve katliamların yaşandığı bölgelerde incelemeler yapmak üzere bağımsız heyetlerin oluşturularak acilen bölgeye gönderilmesini öneriyoruz.

    Alevi İnancına mensup Suriyelilerin korunması ve insani yardımların bölgeye ulaşması için uluslararası insan hakları mekanizmalarının kontrolünde insani koridor açılması gerektiğini belirtiyor; insan onurunu korumak için herkesi harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Çocuklar, İHD Mersin’in eleştirel okuma atölyesinde bir araya geldi- VİDEO

    Çocuklar, İHD Mersin’in eleştirel okuma atölyesinde bir araya geldi- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, ‘Çocuklarla Eleştirel Okuma’ atölyesi yaptı. Atölye yürütücüsü İHD yönetim kurulu üyesi öğretmen Bedia Çaka, bu atölye ile dezavantajlı çocuklara ulaşıp birlikte üretebilmeyi amaçladıklarını belirtti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında çocuklara yönelik etkinlik gerçekleştirdi. İHD yönetim kurulu üyesi öğretmen Bedia Çaka’nın yürütücülüğünde yapılan ‘Çocuklarla Eleştirel Okuma’ atölyesinde ‘Aylaklar Kumsalı’ kitabı çocuklarla buluştu.

    “AMAÇ DEZAVANTAJLI ÇOCUKLARLA ÜRETMEK”

    Atölye yürütücüsü Bedia Çaka, bu tür atölyelere ulaşamayan dezavantajlı çocuklarla birlikte bir şeyler üretebilmeyi amaçladıklarını ifade etti. Atölye için Aylaklar Kumsalı kitabını seçmesini nedenini anlatan Çaka, “Bu kitap üzerinden aslında çocuklar üzerinden hem yetişkinlere bakış açısını hem de yetişkinlerin çocuklara bakış açısını sorgulamalarını istedim. Herşeyden önemlisi çocukları kitaplarla buluşturmak ve bir nebzede olsa çocukların kitaplara bakış açısını değiştirmekti. Çocukların, kitapların içeriğine dair doğru bir buluşturma sağladığımızda belki bu fikir de değişir ve daha sıcak bakarlar diye bir hedefim vardı. İnsan hakları haftasında çok farklı çocuklarla bir araya gelerek bu atölyeyi gerçekleştirmek hepimize iyi geldi diye düşünüyorum” dedi.

    Bu etkinliğin çocuklara, İHD’nin ne olduğunu ve neler yaptığını göstermek adına faydalı olduğunu belirten Çaka, bundan sonraki atölyelerde çalışmaları çocukların önerileri doğrultusunda yapacaklarını dile getirdi.

    Sabri Meral

  • Dünyaya çocuk gözüyle bakan şiir kitabı: Gülüşkop- VİDEO

    Dünyaya çocuk gözüyle bakan şiir kitabı: Gülüşkop- VİDEO

    PİRHA- Dünyaya ve evrene çocukların gözüyle bakan şiir kitabı Gülüşkop’un yazarı Bedia Çaka, çocuklardan beslenerek yazdığı şiirlerle çocuklar için rengarenk bir ürün ortaya koydu. Çaka, öte yandan da yetişkinlere çocuk dünyasının öz, renkli ve eğlenceli kısmını da gösteriyor.

    Gülüşkop kitabının kapağındaki teleskopla evrene bakan kız çocuğu bizlere hem çocuk gözüyle dünyanın nasıl göründüğüne hem de bilimle ilgilenmenin sadece erkek işi olmadığı konusunda güçlü bir mesaj veriyor. Çizimlerini Oğuz Gürel’in yaptığı ve 31 şiirin yer aldığı kitapta çocukların gündelik yaşamından, emeğin değerine, hayvan sevgisine, savaşın yıkıcılığına, barışın gerekliliğine kadar geniş yelpazeli konulara değiniliyor.

    Aynı zamanda eğitimci olan Bedia Çaka Gülüşkop’un var oluş sürecini, çocuk şiiri yazma yolculuğunu ve çocukların dünyasını PİRHA’ya anlattı.

    PİRHA- Gülüşkop nasıl çıktı ortaya?

    BEDİA ÇAKA: Öğretmenliğim süresince şiirin çocuklara en yakın edebi tür olduğunu gözlemledim. Çünkü çocuklar ses taklitlerine bayılıyorlar ve kendilerini az, öz ifade eden durumlara daha yakın buluyorlar. Bu sebeple birkaç tane şiirle başladım. İlk başta çocuklar için şiir yazmak korkutucuydu benim için. Çok sevdiğim, kıymetli yazar arkadaşlarım Melek Özlem Sezer ve Cahit Öktem ile paylaştım ilk şiirlerimi. Onlardan da olumlu dönüşler alınca daha da motive oldum ve 2 yıl boyunca yazdım. Böyle bir sürecin sonucunda doğdu Gülüşkop.

    -Şiirlerinizi nasıl seçtiniz?

    Özellikle çocuk edebiyatında akıl veren, dikte eden hiçbir şeyi sevmiyorum. Böyle bir şiir tarzı istemedim. Daha özgün olan şiirleri seçmeyi tercih ettim. Çocukları herhangi bir konuda yönlendiren şiirleri koymadım.

    -Kitabın içerisinde birbirinden farklı tonlarda renkler ve çizimlerde özellikle kız çocukları göze çarpıyor. Bunları özellikle mi seçtiniz?

    Çocuk kitaplarında genellikle birkaç renk üzerinden gidildiğini gözlemledim. Çocukların dünyasında o kadar çok renk ve tonları var ki. Hatta bu renklerin ötesinde hayal güçleriyle ortaya koydukları renkler de var. Biz neden onları belli bir sınır içinde bırakalım diye düşündüm. Dizeler konusunda özgür bırakıp neyi anlamak istiyorlarsa onu anlasınlar diyorsak renkler konusunda da bunu yapmaya çalıştık. Kız çocuklarının çizimlerde fazlaca yer almasını önemsedim. Maalesef bizim gibi toplumlarda bilim, sanat, politika yapmak erkeğin işi. Ben bunu kırmak istedim. Kapakta da yer aldığı gibi teleskoptan, yani Gülüşkop’tan bakan bir kız çocuğu var. Dünyayı, uzayı, evreni bir kadın eğer teleskopla bakarsa oradaki her çirkinliği de düzeltebilir. Çünkü fark eder, fark ettirir. Ben de kitabımda cinsiyetçi bakış açısını kırmak için elimden geleni yaptım. Çizerim Oğuz Gürel de bu konuda bana çok destek oldu.

    -Çocuk edebiyatına yönelmenizin özgün bir sebebi var mı?

    Çocuk edebiyatı Türkiye’ye çok geç geldi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında dünya klasiklerinden, çocuk klasiklerinden çeviriler görüyoruz ama orada bugün belirlediğimiz nitelik kriterlerini görmek pek mümkün değil. Süreç içerisinde tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de çocuk edebiyatı çok güçlenmiştir. Hatta öyle bir noktaya gelmiştir ki kendim üzerinden örnek verecek olursam uzun süredir çocuk edebiyatı dışında bir şey okuyamıyorum. Çocuk edebiyatı ürünleri bugün yetişkin edebiyatında ele alınan bütün problemleri, olayları yine çocuğun diliyle tekrar çocuğa sunan, gösteren, sezmesini sağlayan nitelikli bir hale geldi. Günümüzde çocuk edebiyatı ürünleri çok güçlü. Ben de kendimi burada görüyorum. Kişilik özelliklerim ve mesleğim çocuğa çok yakın. Hayatımın geri kalan kısmında bu alanda hem besleneceğim hem de bir şeyler üretmeye devam edeceğim.

    -Şiir yazma aşamasında nelerden besleniyorsunuz?

    Çocuklardan besleniyorum. Bu anlamda şanslıyım, günün sekiz saati çocuklarla iç içeyim. Onların dünyasını gözlemleme şansım oluyor. Onların hayatını yaşama deneyimine sahip oluyorum. Doğal olarak yazarken de buradan besleniyorum. Sivil toplum örgütlerinden veya kadın alanlarından beslenme konusunda biz aslında buralarda olmakla çok farklı hayatları gözlemleme veya toplumun farklı kesimlerindeki insanların problemlerini çözme konusunda birlikte bir güç olma oldukça önemli. Zaten bir yazarın bulunması gereken yerler sivil toplum örgütleridir. Toplumun içerisinde olmak ve bu problemleri tekrar toplumla paylaşmak bir aydının sorumluluğudur. Dolayısıyla en başta bir insan olarak buralarda olma sorumluluğumu zorunlu kılıyor. Buralardan da beslendiğimi söylemeliyim. Sivil toplum örgütleri ve çocukların dünyası yazma konusunda beni besleyen güçlü kaynaklar.

    -Çocuk şiiri yazmakla yetişkin şiiri yazmak elbette ki çok farklı. Bu sebeple çocuk şiiri yazarken özellikle o dili kurarken zorlandığınız anlar oldu mu?

    Kesinlikle zorlanıyorsunuz. Bu kitabın yazma süreci 2 yıl sürdü. Gerçekten çocuğa göre ve çocuk için ürün ortaya koyacaksanız çocuğun dilini yakalamak, çocuğu doğru yere konumlandırmak, onun dünyasına zarar vermemek çok önemli. Bir şeyleri ifade ederken bu çocuğa zarar vermemeli. Her bir sözcüğün, noktalama işaretlerinin dahi çocukların dünyasında bir karşılığı olmalı. Çocuk edebiyatının tüm dünyada kabul gören nitelikleri var. İyi bir ürünün özellikleri neler olmalı diye çok sayıda kitap okudum. Çok zorlandığım zamanlar oldu. Yazdım, sildim, olmadı. Her ne kadar çocuğa göre yazmak istesem de ben bir yetişkinim ve farkında olmadan kendi duygumu ortaya koyup dayattığım kısımları sildiğim oldu. Çocuğu çok doğru bir yerde konumlandırmak ve konumlandırdığınız yerden gerçekten akıl vermeden, sizi doğru anlaması için her bir sözcüğü matematik problemi çözer gibi dönüp tekrar tekrar yazıp, siliyorsunuz, tekrar yazıyorsunuz. 2 yıl boyunca bu kitapta bunu yaptım.

    -Çocuğun dünyasını imgelerle buluşturma noktasında nasıl bir yol izlediniz?

    Bu çağın çocuklarına emeğin çok kıymetli olduğunu, bütün canlıların emek üzerinden var olduğunu ve emeğe saygı duyulması gerektiğini nasıl anlatırım noktasında kaygılandım ilk başlarda. Bazı şiirlerde buna dair imgeler üzerinde çalıştım. Bu imgelerin çocuklar tarafından anlaşılır bulunduğunu gördüğümde çok sevindim. Çocuklar aslında bizim sandığımızdan daha büyükler, bunu da fark etmiş oldum.

    Hem edebiyat dünyasından hem de okuyuculardan nasıl dönüşler aldınız?

    Ben bir şeyleri paylaşmak istedim çocuklarla. Onların dünyasından aldıklarımı mayalayarak tekrar onlara sunmak istedim. Bu sunduklarımın lezzeti var mı yok mu diye gözlemlediğimde şu ana kadar hem çocuklardan hem de fikrine önem verdiğim şair ve yazarlar çokça olumlu dönüşler aldım. Hatta ikinci kitabın çıkması yönünde beni motive ettiler. İnternet satışları da gayet iyi gidiyor. Gülüşkop ismi olur mu olmaz mı diye düşünürken ufak bir veri olsun diye birkaç çocuğa sordum. İstisnasız hepsi Gülüşkop dediğinde çocukların bir bildiği vardır diye düşündüm. Kitap fuarlarında da özellikle isminden dolayı merak edilip alınıyormuş.

    -Mülteci çocukların duygu dünyasını ele aldığınız ‘Kuş Dili’ adlı şiirle savaşın yıkıcılığını çocuk gözüyle anlattığınızı görüyoruz. Bu şiir nasıl çıktı ortaya?

    Mersin’de savaştan gelmiş çok sayıda mülteci çocuklar var ve iç içe yaşıyoruz. Onların yaşadığı acıları, durumları gözlemledim ve oradan yola çıkarak Kuş Dili şiirini yazdım.

    Düşlerinde şarkı söyler mülteci çocuklar

    Kapı eşiğine bırakıp kaçtıkları ana dilleriyle

    Kuşlar bunu görür sadece, savaşın acı gölgesinde

    Dilleriyle çocukların düşlerini takas ederler her gece

    Ne zaman korksa çocuklar kuş dili konuşurlar.

    Hüzünlü ama savaşın en çok çocukları ve kadınları vurduğunu anlatan bir şiir. Dünyanın her yerinde savaş içerisinde var olan çocuklar başka ülkelere gittiklerinde sessizleşiyorlar, dilsizleşiyorlar, konuşmuyorlar. Çünkü gerçekten kuşlarla seslerini değiştiriyorlar. Umarım yaşadığımız şu dünyada çocuklar seslerini kuşlarla değiştirmek zorunda kalmazlar.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • ‘Antakya’da devlet yoktu; yaşananlar özellikle çocuklar için çok yıkıcı’-VİDEO

    ‘Antakya’da devlet yoktu; yaşananlar özellikle çocuklar için çok yıkıcı’-VİDEO

    PİRHA- Depremin ardından Antakya’ya yardıma giden Öğretmen Bedia Çaka, “Antakya’da gerçekten devlet yoktu. Halk kendi gücüyle hareket ediyordu. İnsanlar enkazları tırnaklarıyla kazıdılar. Mersin’de Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi’mizin yerini depremzedeler için yaşanabilir hale getirdik” dedi. İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir de, “Uzun vadeli çalışmalar yürütülmeli” diye konuştu. 

    Maraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından hem bireysel hem de kurumsal yapılar kendi imkanlarıyla bölgeye giderek yaraları sarmaya çalışıyor.

    Mersin’de yaşayan Öğretmen Bedia Çaka ve İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir, yaşadıklarını ve depremzedeler için yaptıkları çalışmaları anlattılar.

    “ÖZELLİKLE ÇOCUKLAR İÇİN BU DURUM ÇOK YIKICI, OKULLAR KAPATILMAMALI”

    Mersin’de yaşayan Öğretmen Bedia Çaka, depremin ikinci günü İHD ile birlikte Antakya’ya yardıma gittiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Orayı gözlerimizle görmek için ve nasıl yardım edebiliriz diye gittik. Gördüklerimiz yansıtılanlardan çok daha kötü. Henüz kimse yoktu biz gittiğimizde. Gönüllü insanlar birbirine yardım ediyordu sadece. Araçlarımızla oraya gıda, su ne bulduysak yükleyip gittik. Orada gerçekten devlet yoktu. Halk kendi gücüyle hareket ediyordu. İnsanlar enkazları tırnaklarıyla kazıdılar. İki gün sonra Mersin’e döndük ve burada Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi’mizin yeri vardı. Orayı depremzedeler için yaşanabilir hale getirdik. Buradaki yurttaşlar da çok destek verdi. İnsanlara yer temini de yapıyoruz. İmkanlarımız doğrultusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Özellikle çocuklar için bu durum çok yıkıcı. Okullar kapatılmamalı. Depremzede çocuklar okula gitmeli. Okullar sadece eğitim veren yerler değil. Çocuklara ilaç olacaktır.”

    “BÖLGEDE UZUN VADELİ ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİ”

    İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir ise şunları dile getirdi:

    “Depremin ardından Antakya’ya hem acil ihtiyaçları götürdük hem de orada yaşananları görmek istediğimiz için gittik. En ufak bir hak arama, düşünce açıklama eyleminde sokakları saran devlet orada yoktu. Bir arkadaşımız orada enkaz altındaydı. Bilgileri geldi bize. Oraya AFAD’ı yönlendiremedik. Uzman ekibin müdahale etmesi gerekiyordu. Şimdi o binada enkaz kaldırmaya başladılar. Her yerde durum böyle. Uzun vadeli çalışmalar yürütülmeli. Bölge hemen ayağa kalkamaz. İnsanlar devlete bugünler için vergi veriyor. Ama devleti yanında göremiyor. Orada yağmacı diyerek bazı sivil ve resmi kişiler şiddet uyguluyor. Bununla ilgili de bir çalışma yapıyoruz. Yakında paylaşacağız.”

    Diren KESER/MERSİN

  • AKD’li Kadınlar: Eş başkanlık sistemi uygulansın istiyoruz-VİDEO

    AKD’li Kadınlar: Eş başkanlık sistemi uygulansın istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Dün gerçekleştirilen Alevi Kültür Dernekleri 13. Olağan Genel Kurulunda söz alan kadınlar, kurum yönetimlerinde kendilerine yeterince söz hakkı verilmediğini belirterek; “Politika yapmak isteyen erkekler, kadınları kurumlarımızdan dışlıyorlar. 21. yüzyılın başındayız ve biz eş başkanlık uygulamasını istiyoruz. Alevi toplumu bu uygulamaya hazır. Buna hazır olmayan Alevi erkek yöneticilerdir” dedi.

    Dün yapılan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) 13. Olağan Genel Kurulu’nda söz alan gençler ve kadınlar, kurum yönetimlerinde kendilerine yeterince söz hakkı verilmediğine ve kurumlarda yönetimlere gelmek istediklerinde önlerinin açılmadığına ilişkin eleştirilerde bulundu.

    Kadınların kurumlarda temsiliyetinin artırılması için önerge de veren kadınlar, eş başkanlık uygulamasının getirilmesini, kadın ve gençlik meclisleri oluşturulmasını, tüzük kurultayı düzenlenerek kadınlar açısından gerekli düzenlemelerin yapılmasını istediler.

    Kurultaya sundukları önerge sonrası PİRHA’ya konuşan AKD delegesi Yüksel Mutlu, Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Bedia Çaka ve Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Kaya, Alevi kadınlar olarak kurumlarda yaşadıkları sorunları aktararak her zaman ikinci plana itildiklerini ve yönetimlerde kadınlar olmadığı için kurumların nitelikli bir işleyişe sahip olmadığını söylediler.

    “ALEVİ TOPLUMU EŞ BAŞKANLIK UYGULAMASINA HAZIR, BUNA HAZIR OLMAYAN ALEVİ ERKEK YÖNETİCİLER”

    Salonun genel durumuna bakıldığında neredeyse tamamına yakınının erkek olduğunu aktaran AKD delegesi Yüksel Mutlu; “Kadının ve gencin olmadığı bir kongredeyiz. Biz Aleviler olarak kadın erkek eşitliğini sıkı sıkıya savunduğumuzu dile getiririz ancak gerçekliğimiz böyle değil. Sadece Alevi Kültür Dernekleri için geçerli değil bu, tüm Alevi örgütlenmeleri için geçerli. Ben buranın üyesi ve delegesiyim ancak delege olmayan kadınlara burada söz hakkı verilmeli ve bu anlamda pozitif ayrımcılık uygulanmalıydı. Politika ve siyaset yapmak isteyen erkekler, kadınları kurumlarımızdan dışlıyorlar. 21. yüzyılın başındayız ve biz eş başkanlık uygulamasını istiyoruz. Alevi toplumu bu uygulamaya hazır. Buna hazır olmayan Alevi erkek yöneticilerdir. Alevi toplumu eş başkanlık uygulamasını doğru buluyor, onaylıyor ancak erkekler kendilerine yer açılamayacağı düşüncesi ile kadınlara bu kapıları kapatıyorlar” şeklinde konuştu.

    “BU SALONUN YARISI KADIN OLSAYDI DAHA NİTELİKLİ TARTIŞMALAR YÜRÜTÜLÜRDÜ”

    Alevi kadınlar olarak genel kurula 3 maddelik bir önerge verdiklerini kaydeden Mutlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Önergemizde bir tüzük kurultayının yapılmasını ve eş başkanlık sisteminin getirilmesini istedik. Kadın meclisleri ve gençlik meclislerinin kurulmasını istedik. Alevi Kültür Derneklerinin tüm kurumlarında kadın erkek eşitliği gerçek anlamda sağlanmalıdır aksi halde bir sonraki kongrede burada 3 kadın bile göremeyeceğiz. Erkek egemen sistem kendi üzerine düşeni her zamanında yapıyor. Bakın İstanbul Sözleşmesi bir gecede kaldırıldı. Kadınlar bugün hala her alanda yok sayılıyor. Burada kadınların yaşadıkları sorunları duymuyoruz, konuşmuyoruz. Ancak bu kongre salonu yarı yarıya kadın olsaydı bu tartışmaları daha nitelikli ve geleceğe dair vizyonu olan daha güçlü tartışmalar yürütebilirdik. İnsanlık ailesinin yarısı kadınlardır. Siz kadınları görmezseniz, onlara yer vermezseniz bu demokrasi değildir. Bu ancak göreceli bir erkek demokrasisi olur. Biz kadınlar olarak gerçek bir demokrasi istiyoruz.”

    “KADINLAR HEP İKİNCİ PLANDA, BİZ BUNA İTİRAZ EDİYORUZ”

    Alevi kurumlarına bakıldığında siyasi partilerin kapılarına kümelenmiş, adaylık için bekleyen erkeklerle dolu olduğunu ifade eden Mutlu; “Biz bunu kabul etmiyoruz. Kadınlara yönetimlerde eşit şekilde yer verilmelidir. Eğer kadın yönetici bulamıyorlarsa o sandalye boş kalmalıdır. Demokratik Alevi erkeği şunu yapabilmelidir, ‘Ben demokratik bir Alevi erkeğim o yüzden bir kadına sandalyeyi bırakıyorum. Bu sandalyeye bir Alevi kadın oturmalıdır’ diye bilmelidir. Pirler postlara oturmuş Analar kenarda bekliyor. Onların seçim çalışmalarını yürüten, onların yemeklerini yapan, cemevlerinin temizliğini yapan, işini gücünü yapan kadınlar olarak kalmışlar. Biz buna itiraz ediyoruz. Bu itirazımızın da bu salonlardan başlayarak toplumun geneline yayılması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE KADIN DAHA GÖRÜNÜR HALE GELMEKTEDİR”

    Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Bedia Çaka ise, kadınların kurumlarda, örgütlerde daha görünür olabilmesi için kadın meclislerinin olmazsa olmazları olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Yine acil bir şekilde tüzük kurultayı yapılmalıdır. Çünkü değişmeyen tek şey değişimdir ve artık Alevi kurumlarının bir kadın bakış açısıyla yeniden yapılandırılması gerekiyor. Eş başkanlık sisteminin getirilmesini istiyoruz çünkü eş başkanlık sistemi ile kadın daha görünür hale gelmektedir. Kadınlar Alevi kurumlarında eş başkan olduğu zaman inancı da daha ileri noktaya taşıyacaktır. Biz kadınlar olarak bu yüzyılda gerçekten eşitlenmek için mücadele etmek istemiyoruz. Günümüzde hala bir Alevi kurumunda kadınlar daha fazla nasıl görünür olsun diye tartışıyoruz. Bu tartışmalar bugün Alevilerin hangi noktada olduklarını da net bir şekilde gösteriyor. Umuyoruz ki önergelerimiz dikkate alınır ve inancımızı daha ileriye taşıyabiliriz. Biz kadınlarda tüm yönetim katlarında erkek canlarımız gibi eşit bir şekilde var olabiliriz.”

    “DELEGE KADINLARIN BİR ŞEKİLDE ÖNÜ KESİLMİŞ DURUMDA”

    Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Kaya da kadınlara yönetimlerde yeterince yer verilmediği gibi önlerinin kesildiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Bugün 10 delegenin imzaladığı 3 önerge verdik. Birincisi eşit temsiliyet, ikincisi eş başkanlık, üçüncüsü ise kadın ve gençlik meclislerinin oluşturulmasıydı. Bu kurultayda yapılacak çalışmalar çok önemli. Biz Mersin’den buraya gelirken, oradaki kadın arkadaşlarımızla sohbetler yaptık ve diğer şubelerdeki kadın delegelerle de görüşerek geldik. 13. Genel Kurulunda bir düğün salonunda yapılması bizi üzdü. Çünkü anlatmak istediklerimizi tam olarak anlatamıyoruz. Hem süre kısıtlaması var hem de erkeklerin doldurduğu bir salon var. Konuşmamıza bile tahammül edemiyorlar. Alevi Kültür Derneklerinin 100’ün üzerinde şubesi var, 60 binin üzerinde üyesi var ve şu an salonda bine yakın delege var. Bu delegelere baktığımızda 50 tane kadın delege sayısı görünüyor. Delege kadınların bir şekilde önü kesilmiş durumda.”

    “TEMMUZ AYINDA BİZ BÜYÜK BİR KADIN BULUŞMASI DÜŞÜNÜYORUZ”

    Alevi inancının demokrasiden, adaletten, eşitlikten yana olduğunu kaydeden Kaya; “Biz Alevi kadınlar olarak mücadele etmeye, kendimizi anlatmaya devam edeceğiz. Tüm Alevi kurumlarının içerisinde yer alan kadınlarla birlikte bağımsız bir Alevi kadın örgütlenmesi yaratmak istiyoruz. Kadıncık Ana üzerinden yurt dışında ki Alevi kadınların yürüttüğü bir çalışma var ve AKD’nin de bu çalışmayı sahiplenmesi gerekir. Bu yıl Temmuz ayında biz büyük bir kadın buluşması düşünüyoruz. Alevi kurumlarına çağrı yaparak, kadınlara çağrı yaparak kadın sempozyumları, çalıştayları düzenlemek istiyoruz. Alevi kadınların sorunlarını daha geniş bir zamanda daha farklı platformlarda dile getirmek istiyoruz” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/Eren GÜVEN -ANKARA

  • Hayat Ağacı Kooperatifi Başkanı Caka: Kadın ürettikçe güçlenir-VİDEO

    Hayat Ağacı Kooperatifi Başkanı Caka: Kadın ürettikçe güçlenir-VİDEO

    PİRHA- Hayat Ağacı Kooperatifi Başkanı, eğitimci Bedia Caka, kurdukları kooperatiflerin kadınların kendi üretimlerini göstermesi bakımından yaygınlaşması gerektiğine dikkat çekerek, “Çünkü kadınlarda rekabet değil, dayanışma kültürü vardır” dedi.

    Haberin videosu

    Türkiye’de ekonomik sorunların gittikçe arttığı bir zamanda kadınlar yan yana gelerek, üreterek, hem ekonomik sorunlarını gideriyorlar, hem de yaşamda yalnız olmadıklarının bilincini geliştiriyorlar. Bunun güzel örneklerinden biri de Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi.

    2015 yılında bir grup kadın tarafından kurulan kooperatif, şimdilerde bir çok projeye imza atıyor.

    “KADIN KOOPERATİFLERİNE HER YERDE İHTİYAÇ VAR”

    Kooperatife dair PİRHA’ya konuşan Kooperatif Başkanı ve aynı zamanda eğitimci olan Bedia Caka, kadın kooperatiflerine neden ihtiyaç olduğunu anlattı.

    Türkiye’de dünyada kadın üretebildikleri alanlara ihtiyaç olduğunu belirten Caka, kooperatifi nasıl kurduklarına dair şunları söyledi:

    “Aslında sadece Mersin’de değil, bütün ülkede, belki de bütün dünyada kadınların var olduğu, kendini yarata bildikleri, üretebildikleri, ürettiklerini pazarlayabilecekleri alanlara ihtiyaç var. Evde üreten arkadaşlarımızın bu ürettiklerini öncelikle ev toplantılarında nasıl değerlendirebiliriz? sorusuyla tartışma süreci başladı ve biz bunun için kooperatifi aktif hale getirip kadın arkadaşlarımızla projelerde yer alıp daha fazla kadına nasıl ulaşabiliriz bunun etüdünü yaptık. Daha sonra Mersin’de bir çalıştay düzenlendi. Biz de bu çalıştayın parçası olduk. Çalıştayda da fark ettik ki Mersin yerelinde özellikle kadın kooperatiflerine inanılmaz ihtiyaç var. Çalıştay sürecinden sonra Yenişehir, Büyükşehir, Mezitli Belediyesi’nden arkadaşların da Kadın Kooperatifi kurma aşamalarına başladıklarını ve bu süreci götürdüğünü gördük, mutlu olduk. Biz de hep birlikte diğer kooperatiflerle bir arada daha fazla ne yapabilirizin derdindeyiz. Arkadaşlarla birlikte alanlarda ürettiğimiz ürünleri çeşitlendirme, daha fazla pazar alanları yaratma konusunda da araştırmalar yapıyoruz. Yerel yönetimler, başta Büyükşehir, Yenişehir ve Mezitli Belediyesi bu anlamda çok ciddi çaba içerisindeler. Biz bunu gözlemliyoruz ve takdir ediyoruz, katkıları içinde teşekkür ediyoruz.”

    “REKABETİ DEĞİL, DAYANIŞMA KÜLTÜRÜNÜ ÖNEMSİYORUZ”

    Kadın alanının her zaman dünyada çok öznel ve çok gerekli bir alan olduğuna dikkat çeken Bedia Caka, “Özellikle ülkemizde kadına yönelik şiddetten, kadına yönelik olumsuz durumlardan bağımsız bir oluşum olamayız, buna duyarsız kalamayız. Çünkü tam da biz bunun bir öznesi olduğumuzu düşünüyoruz” diyerek şunları belirtti:

    “Bu alanlarda da kadın arkadaşlarımıza kadın bilinci oluşturma, kadınlarla birlikte kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair projelerde yer alma gibi aktivitelerde de bulunuyoruz. İnanıyoruz ki Mersin yerelinde çok güçlü bir birikimi, geçmişi, bilinci var. Bunun daha da yaygınlaşarak, büyüyerek, güçlenerek çok büyük noktalara geleceğine inanıyoruz.

    Kadın alanı zaten o kadar güzel bir alan ki biz her anlamda rekabeti değil, dayanışma kültürünü önemsiyoruz ve kadın arkadaşlar da bunu çok önemsiyor. Birbirimizden haberdarız. Yani yapılan etkinliklerde mutlaka birbirimize haber veriyoruz. Daha iyi ne yapabiliriz? Bunu konuşabiliyoruz. Diğer kooperatifin kurucuları ve yürütücüleri de bizim arkadaşlarımız, o anlamda kendinizi daha güçlü hissediyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN