Etiket: bedriye poyraz

  • Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi katliamın 87. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Anmada yüzleşme çağrısı yapılırken, Alevilerinde daha fazla örgütlenmesi gerektiği ifade edildi.

    1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’in düzenlediği anma programına Zini Gediği İnisiyatifi, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, DEM Parti milletvekilleri Ayten Kordu ile Celal Fırat, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.

    Anma, Derviş Cemal Ocağı Firaz Yalvaç ve Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok’un okuduğu gülbeng ile çerağların uyandırılmasının ardından yaşamını yitirenler için tutulan saygı duruşuyla başladı.

    “DERSİM KATLİAMI’NDA YAŞANANLARI İNSANLARA ANLATMAMIZ LAZIM”

    ‘Dünyada Toplumsal Travmalarla Yüzleşme Örnekleri ve Türkiye’ başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Bedriye Poyraz, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Acılar yarıştırılamaz, her acı tektir. Ama biliyorsunuz bize benzer çok benzer katliam ve soykırım yaşandı. Amerika kıtasında 90-120 milyon civarında insan katledildi. Ama bunlar dile getirilmiyor. Dünyanın her tarafında katliamlar yaşandı. Katliamlar daha çok ulus devletler tarafından yapılıyor. İspanya’da, Afrika’da, İngiltere’de ve Amerika kıtasında çok büyük soykırımlar yaşandı. Bizim ülkemizin dışındaki ülkelerde yapılan soykırımla yüzleşiliyor ama bizim ülkemizde yüzleşme gerçekleşmedi. En azından helalleşmenin gerçekleşmesi gerekiyor. Bütün mesele bizim dışımızdakilerin aynı acıları yaşamamasıdır. Eğer bir ülke geçmişiyle yüzleşemiyorsa o ülkede demokrasinin olmadığını söylemek mümkündür. Türkiye ve dünya kamuoyu zaten Dersim Katliamı’nı bilmiyor. Bizim yaşananların insanlara anlatmamız lazım.”

    “DEVLET, KOLLEKTİF TRAVMALARDAKİ SORUMLULUĞUNU AÇIKÇA ÜSTLENMELİDİR”

    Zini Gediği İnisiyatifi adına konuşan Kenan Düzgünkaya, şunları ifade etti:

    “Sorgusuz sualsiz, hiçbir yargıya tabi tutulmadan katledilen 97 mazlumu pak canı anmak; onların anısına çerağ uyandırmak, ağıtlar söylemek, yüzleşmek ve toplumu yüzleşmeye davet ederek iyileşmek için, bu kara günün 87. yıl dönümünde bir kez daha buradayız. Eğer o koca yürekler kırıma uğramasaydı, belki de toplumsal belleğimizde silinmeyecek güzelliklere imza atacak, umutlarını ve hayallerini gerçekleştireceklerdi. Ama tarih, susarak iyileşmez!

    Zini Kırımı’nı hatırlamak ve hatırlatmak; geçmişin acılarıyla yüzleşmek, adalet duygusunu diri tutmak ve katledilen atalarımızın anısını yaşatmak için buradayız. Taleplerimiz karşılanana dek de burada olacak, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    Kayıp yakınları olarak taleplerimiz şunlardır:

    – Dereye yuvarlatılan Ateş Çember’i derhal yerine konmalıdır.

    – Kılıçkaya Köyü’nde, Zini İnisiyatifi tarafından “Anıt Mekanı” olarak projelendirilen yer için bütçe temin edilmelidir.

    – Devlet, kollektif travmalardaki sorumluluğunu açıkça üstlenmelidir.

    – Devlet kollektif travmaları tanıdığını, tören, anıt, müze vb. projelerle somutlaştırmalıdır.

    – Zini Gediği ve diğer kayıplarla ilgili arşivler mutlaka açılmalı ve bu konu siyasi hesaplar için istismar edilmemelidir.

    – Mal ve can kaybı olanların, yerinden edilmişlerin maddi kayıpları , gerçek kayba orantılı bir şekilde tazmin edilmelidir.

    – Zini Gediği ve diğer kayıpların ve yakınlarının onurları, itibarları ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmalıdır.

    – 38 süreci ve sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili sorumlulukların kabülünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde, kamuoyundan özür dilenmelidir.

    – Meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımı, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimi ve çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmelidir.

    – En önemlisi ihlâllerin bir daha tekrar etmeyeceğine dair kamuoyuna garanti verilmelidir.”

    “ADALET SAĞLANANA KADAR MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, katliamların zaman aşımına uğratılmak istendiğine dikkat çekerek, “İnsanlık suçu olmasına rağmen bize yaşatılan katliamları zamanaşımıyla unutturmak istiyorlar. Bu ülkede barış ve demokrasi mücadelesi verenler olarak yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi için mücadelemizde vazgeçmedik. Hakikatle yüzleşmek bu tekçi ve inkârcı anlayıştan vazgeçilmesi gerekiyor. Adalet sağlanana kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.

    “BARIŞ GELECEKSE YAPILAN KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMELİ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise, “İnancımız ve kimliğimizden dolayı geçmişten bugüne katledildik. Bugün Suriye’de on binlerce Alevi katledildi. Bu zihniyetin sonucu olarak 1938 Katliamı’nda Gazi’de ve Gezi’de katledildik. Eğer bu ülkeye barış gelecekse yapılan katliamlarla yüzleşilmesi gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    “MÜCADELE ETMELİYİZ”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “87 yıl önce katliam yaşandı. Bugün de bu topraklardaki çok kültürlü yapıya bir saldırı var. Hepimizin üzerine büyük sorumluluklar düşüyor. Alevilerin yaşadığı topraklarda asimilasyon kırımına karşı sorumluluk almak gerekiyor. Bu topraklarda bir daha aynı katliamların yaşanmaması için mücadele etmeliyiz” ifadelerine yer verdi.

    “KATLİAM YAŞAYAN HERKESLE ORTAK HAREKET ETMELİYİZ”

    AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, katliamları Alevi, Bektaşi, Kızılbaş oldukları için yapıldığının altını çizerek, “Tarihsel bir sorunla karşı karşıyayız. Aleviler hep tehlike olarak görüldü. Çünkü Aleviler her alanda örgütlü. Aleviler kendi ilkelerinden asla vazgeçmemeli. Bu topraklarda sadece Alevilere katliam yapılmadı, o yüzden acılarımızı ortaklaştırmamız lazım. Katliam yaşayan herkesle ortak hareket etmemiz lazım. Aleviler olarak en çok barışı isteyenleriz. Barış sadece Diyarbakır’dan değil Dersim’den ve Zini’den geçer” diye belirtti.

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlar ve soykırımların sadece öldürmekle yaşanmadığını vurgulayarak, “Roboski’de, Sivas’ta, Suruç’ta insanlar katledildi ve katledilmeye devam ediyor. Bugün ülkemizdeki zihniyet Hizbullah ve Sivas katillerini affediyor ama çocuklarımızı hapse atıyor. Bir yandan barış ve demokratikleşmeyi anlatıyorlar bir yandan da bizleri hapislerde çürütüyorlar” dedi.

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, demokratik bir ülke sağlanacaksa geçmişle yüzleşilmeli diyerek, “1938 üzerinden kaç yıl geçmiş biz halen katledilen yakınları olarak anma yapıyoruz. Toprağa kefensiz düşenlerin huzurunda saygıyla eğiliyorum” diye konuştu.

    DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir de, 1937’de Dersim’in imha edilmesi için operasyon kararı alındığını hatırlatarak, “Bunların asıl amacı kendileri gibi yaşamayan Alevi ve Kürtleri katletmektir. Haksız ve hukuksuz yere katledilen atalarımızın hesabını vermek zorundalar” ifadelerini kullandı.

    Anma, Metin Sarı, Simge Şahin ve Mikail Aslan’ın okuduğu deyişlerin ardından lokmaların pay edilmesiyle sona erdi.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Alevi kadınlar Hacıbektaş’ta zorunlu din dersi ve ve Medeni Kanun’u konuştu-VİDEO

    Alevi kadınlar Hacıbektaş’ta zorunlu din dersi ve ve Medeni Kanun’u konuştu-VİDEO

    PİRHA-Alevi kadınlar, Hacıbektaş’ta “Zorunlu Din Dersleri ve Medeni Kanun’un Alevi Kadının Yaşamında Etkileri ve Önemi” başlıklı panel düzenledi.

    Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği programları dahilinde Alevi kadınlar, “Zorunlu Din Dersleri ve Medeni Kanun’un Alevi Kadının Yaşamında Etkileri ve Önemi” konulu panelde bir araya geldi.

    Nilgün-Sırrı Bektaş Kültür Merkezi’nde yapılan panelde konuşmacı olarak Prof. Dr. Bedriye Poyraz ve Av. Esin İzel Uysal katıldı.

    Panel, Naime Sayman Ana’nın verdiği gülbeng ve  Elif Keleşo’nun açılış konuşması ile başladı.

    “KADIN ERENLERİMİZİN MÜCADELESİNİ DE ÖNE ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR”

    Söz alan Ana Sevim Yalıncakoğlu konuşmasında, “Aleviler akın akın Hünkarı anmak için bu mekana gelir. Kadın erenler diyarlarındayız bir taraftan da. Kadıncık Anamızın  huzurundayız. Kadıncık Anamız karakazan sistemini getirmiştir. Kadıncık Anamız demek adil olmak demektir. Bu topraklarda erenler evliyalar çok var, erkek erenlerimizin isimlerini çok dile geliyoruz ama kadın erenlerimizin mücadelesinin de öne çıkarmamız gerekiyor” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Kadın Meclisi’nin düzenlediği panelde moderatörlük yapan Şehriban Metin, Nazım Hikmet’in Kadınlarımız şiirini okudu.

    “DİN DERSLERİNİN BÜTÜN MESELESİ KADINLARI TAHAKKÜM ALTINA ALMAKTIR”

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz zorunlu din derslerinin kadınlar üzerindeki etkilerine değinerek, “80’lerden sonra zorunlu din dersi, zorunlu olmaya başladı. Ben buna zorunlu Sünnilik dersi diyorum. 80 darbesi ile birlikte zorunlu olması tesadüf değil. Sünni İslamı destekleme projesinin tezahürlerinden biridir. Aleviler her şeye rağmen çok büyük bir çaba içerisinde ama buna rağmen istediğimiz kadar yol alamıyoruz. O zaman bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. AKP’nin derdi aslında biz değiliz, kendi Sünni toplumunu kontrol altında tutmak istiyor. Toplumun en muhafazakar kurumu ailedir. Ama Sünniler çocuklarını cemaat karanlığına emanet ettiler. Bu toplumdaki en güçlü bellek Sünni Alevi çatışması üzerinde şekillenen bir bellektir. Alevi örgütlerinin uzmanlaşması lazım. Din derslerinin bütün meselesi kadınları tahakküm altına almaktır. Bütün dinleri oluşturanların, yazanların hepsi erkek. Örneğin peygamberlerin hepsi erkek. AKP iktidarının en büyük amacı kadınları her anlamda kapatmaktır” dedi.

    “AKP YILLARDIR AİLE HUKUKUNU DÜZENLEMEYE ÇALIŞIYOR”

    Av. Esin İzel Uysal konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “Medeni Kanun toplumsal hayatı düzenleyen kanunudur. Toplumsal hayatı düzenlediğini konuşuyoruz o yüzden iktidarların ilk hedefleri Medeni Kanun oluyor. AKP yıllardır aile hukukunu, Medeni hukuku düzenlemeye çalışıyor. Nerede en gerici var AKP onun peşinde koşuyor. AKP iktidara geldiğinden beri kadınları hedef aldı. Açıktan kadın düşmanlığını artık bu kadar rahat yapamamalarının kadın mücadelesinin artışından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Biz bu ülkede önce elimizdekini muhafaza etmek zorundayız. AKP ailelerin içine girerek kadınları evlere kapatmak istiyorlar. Siz kadınları bir eve hapsettiğiniz de kadınların yaşama hakları ihlal ediliyor. 4 duvar kadınlara mezar olmuş durumda. Elimizde önemli bir anahtar olduğunu düşünüyorum, 6284 sayılı kanun bu anahtar. Bu kanun gerçek olarak uygulansa kadınlar korunabilir. Bütün adımlarımız bütünlüklü olmak zorunda.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Cemevi Başkanlığı’nı kuranlar ancak Aleviliği yok edebilir-VİDEO

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Cemevi Başkanlığı’nı kuranlar ancak Aleviliği yok edebilir-VİDEO

    PİRHA – Prof. Dr. Bedriye Poyraz, MHP destekli AKP hükümetinin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürüttüğü politikaları eleştirdi. Poyraz, “Devlet, Osmanlı’dan beri Alevilere yönelik hep aynı şeyi yapmaya çalıştı. Devletin, Alevilerle katliam ve asimilasyondan başka bir ilişki kurduğu neredeyse hiçbir dönem yok” dedi. Bedriye Poyraz, Alevi kurumlarının günümüz koşullarında nasıl örgütlenmesi gerektiği konusunda da görüşlerini dile getirdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde cemevi yıkım kararıyla Alevi toplumunun tepkisini çeken AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Alevilerin sorunlarının çözümü ve taleplerinin kabul edilmesi noktasında direniyor.

    Cemevleri için “Cümbüş evi” söylemiyle akıllarda yer edinen Erdoğan, 9 Kasım 2022’de kuruluşunu ilan ettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile asıl neyi amaçlamakta, bunu ve daha fazlasını Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz ile konuştuk.

    “BİR KERE BU OLUŞUMU SÜLEYMAN SOYLU KURDU!”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, alanında önde gelen kişiler tarafından yönetildiği iddia edilse de kamuoyunda, Diyanet kıskacında olduğu görüşü hakim. Öyle ki Ali Arif Özzeybek ile yola çıkan Cemevi Başkanlığı’nın, uyuşmazlık sebebiyle yollarını ayırdığı ve daha sağcı ve İslamcı bir isim olan Ali Rıza Özdemir ile devam ettiği görüldü.

    “Devlet hiçbir zaman Alevilere ilişkin iyi bir şey yapmadı” algısının ne boyuta geldiğini Akademisyen Bedriye Poyraz’a sorduk. Poyraz, AKP hükümetinin nasıl yol alacağının zaten belli olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “O kadar belliydi ki ne yapacakları, başkanlığın neden kurulduğu, nasıl, ne amaçla kurulduğu; yani üzerinde konuşmaya bile gerek yok. Bir kere bu oluşumu Süleyman Soylu kurdu. İçişleri Bakanlığı’nın bünyesinde bu olayın organize edilmesi zaten çok önemli bir gösterge. Onun da ötesinde Süleyman Soylu, düşünebiliyor musunuz, yani ancak bu insanlar Aleviliği yok edebilirler, yani başka kavramlar aklıma geliyor ama onları kullanmak bile istemiyorum. Dolayısıyla kurda kuzuyu teslim etmek gibi bir şey. O nedenle bunu öngörmemek mümkün değil. Azıcık Alevilikle ilgili bir hassasiyeti, duyarlılığı olan herkes çok rahatlıkla bunu öngörebilir. Ben de bu alanda emek veriyorum, sosyal bilimciyim ve bu ülkeyi, toplumu, iktidarı elbette artık tanıyorum. Amaç belliydi. Amaç, Alevileri asimile etmekti.

    “ALEVİ KURUMLARI DEVLETİ RAHATSIZ EDİYOR”

    Aslında geldiğimiz yerde gerçekten Alevi örgütlenmesinin çok sıkıntıları var. Ama bu bile devlete yetmiyor. Tamamen bu var olan örgütlenmeyi de yok etmeye çalışıyorlar. Çünkü örgütlenme gerçekten Alevileri temsilen hak talebinde bulunan tek yapılanma ve onlar ne kadar güçsüz olurlarsa olsunlar doğrudan Aleviliği ve Alevileri temsil ettiği için siyasi iktidarı, devleti, Sünni ideolojiyi çok rahatsız ediyor. Dolayısıyla bütün mesele bunları devre dışı bırakmak. Yani o cılız hiçbir bütçesi olmayan, elektrik faturasını bile ödeyemeyen Alevi örgütleri bile onlar için bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla onları bile devre dışı bırakmaktan vazgeçmiyorlar. Çünkü onlara rağmen Aleviliği tanımlama, kontrol etme meselesi hala devlet için hiç kolay bir şey değil. Dolayısıyla buradaki amaç, Alevi örgütlerini devre dışı bırakmak ve Alevileri tamamen kendi kontrolleri altına almak, istedikleri şekilde asimile etmek diyebilirim.

    YÖK ELİYLE ALEVİLİK ÇALIŞTAYI!

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından duyurusu yapılan çalıştay konusunda da görüşlerini açıkladı. YÖK tarafından kendisinin de davet edildiğini belirten Poyraz, şunları söyledi:

    “Önceden böyle bir çalışma düzenlenmiş olsaydı buna heyecanlanır, sevinirdim ama YÖK’ün organize ettiğini öğrenince inanamadım. Mesela ben Alevilikle ilgili üniversitede bir sürü organize, etkinlik yapmaya çalışıyorum, tez yazdırmak için çabalıyorum. Öğrencilerim Alevilik çalışmak istemiyorlar. Çünkü korkuyor, çekiniyorlar. ‘Sonrasında iş bulamayız’ diyorlar. Alevilikle ilgili çok güzel projelerim var ama önermeye bile gerek duymuyorum çünkü reddedileceğini biliyorum. Şimdi bu çalışta davetinin YÖK’ten geldiğini duyunca bir şüphelendim. Sonra bu işin Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı ile birlikte yapıldığını öğrenince katılmayacağımı ve bu çalıştaya katılacak öğrencimin de olmadığını, önereceğim hiç bir ismin de olmadığını söyledim.

    “BİZ YAPMAZSAK DEVLET GELİR YAPAR”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde hazırlığı yapılan Alevi-Bektaşi Ansiklopedisi çalışmasını da eleştirdi. “Önce çuvaldızı kendimize batıracağız” diyen Poyraz, “Mesela biz bir Alevilik Ansiklopedisi hazırlayamadık” diye de ekledi.

    Prof. Dr. Poyraz sözlerinin şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu yönde eksiklikte benim de payım var. Biz yapmazsak devlet gelir yapar. Tabii bizim elimizde maddi olanaklar, imkanlar yok. Onların elinde ise sonsuz olanaklar var. Kim bilir mesela o ansiklopedi için nasıl bir bütçe ayrıldı, çok merak ediyorum. Orada tabii ki Aleviliği devletin ihtiyaçlarına, isteklerine göre tanımlamaya çalışacaklar. Ama zaten bu yeni bir şey değil. Mesela Gazi Üniversitesi’nde bir Alevilik Enstitüsü var ve uzun zamandır çalışıyor. Oradaki çalışmalar daha çok Aleviliği, Türk İslam sentezi içine yedirmeye çalışan çalışmalar. Uzun zamandır onlar, zaten bunun altyapısını hazırlıyor. Uzun zamandır oraya çok büyük olanaklar sağlanıyor. Kendi amaç ve ihtiyaçları doğrultusunda Alevilikle ilgili çalışmalar yapılıyor. Mesela oradan bana hiçbir zaman teklif gelmedi. Ama burada devletin, YÖK’ün emriyle böyle bir şeye ben şimdilik ‘davet’ demek istiyorum, umarım bir emir değildir. Sonuçta devletin yapmaya çalıştığı çok açık. Bütün mesele Alevileri devlete göre ehlileştirmek ve kendilerine göre tanımlamak, istedikleri gibi araçsallaştırmak, istedikleri şekilde kullanmak. Ama aslında tarihsel olarak Sünni ideolojiye baktığımızda bütün mesele tamamen asimile edip Aleviliği yok etmek…

    “DEVLET, ÖZELLİKLE AKP İKTİDARI ALEVİLİĞE İLİŞKİN İYİ BİR ŞEY YAPMAZ, YAPMAYACAK”

    Bu Kültür Bakanlığı’ndaki oluşumu destekleyen Alevi örgütleri de oldu. Yapılanın bir kazanım olduğunu iddia ettiler. ‘Neden biz de devletten yararlanmayalım?’ gibi iddiaları vardı; çok üzgünüm, böyle bir şey söz konusu olamaz. Devlet ve özellikle de AKP iktidarı hiçbir zaman Aleviliğe ilişkin iyi bir şey yapmadı yapmayacak. Buradaki niyet çok açık.”

    “DEVLET, HEP KATLİAM VE ASİMİLASYON YAPTI”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine karşı Alevi örgütlerinin yapması gerekenlere de değindi. Alevi yurttaşlarının, cemevleri aracılığıyla birliktelik kurup, inancı ayakta tutabileceklerini ifade eden Poyraz, şunları söyledi:

    “Örgütler, Alevileri temsil etme iddiasındalar ve gerçekten de öyleler. Keşke mümkün olsa her köyde cemevi açsalar. Bu bir sorun değil elbette ve faturayı ödeyemeseler dahi cemevi açsınlar. Artık Alevi cenazelerinin camiden kaldırılmasını engellesinler. Aleviler, cemevinde toplansın, otursun, yani çay içmek için dahi cemevine gitsinler. Cemevleri olsun, bu kesinlikle çok önemli ve benim çok arzu ettiğim bir durum. Alevi halkı gerçekten hem işsiz hem yoksul. Devlet, Alevi örgütlerine beş kuruş bütçe ayırmıyor, dolayısıyla elektrik faturaları dahi ödenmiyor ama Alevi örgütlerinin başka türlü yapmaları gereken işler var.

    Her zaman söylediğim gibi devlet, Osmanlı’dan beri Alevilere yönelik hep aynı şeyi yapmaya çalıştı. Neydi onlar? Katliamlar ve asimilasyon. Devletin Alevilerle başka türlü ilişki kurduğu neredeyse hiçbir dönem yok. Cumhuriyet tarihine bakın katliamlarla dolu. Sadece 90’larda Sivas Katliamı’ndan sonra küçük bir ara cumhurbaşkanının, Hacıbektaş’a gitmesi vesaire orada söylenen laflar var o kadar. Küçük bir parantezin dışında devlet, Osmanlı’dan beri Alevilerle hep aynı niyet ve şekilde ilişki kurdu. Asimile etmek katletmek… Katledemediklerini de asimile etmek. Dolayısıyla buna şaşıracak bir durum yok. Dolayısıyla biz ne yapacağız? Mademki sivil toplum olarak örgütlendik, o zaman bununla nasıl daha etkin mücadele edebiliriz, yöntemlerini bulmak zorundayız. Alevi örgütleri ilk kurulduğu zaman gerçekten çok önemli işler yaptı. Haklarını kesinlikle teslim etmek zorundayız. İnsanlar, çocuklarının boğazından keserek Alevi örgütlerine yardım edip o binalar, cemevleri yapıldı. Bunlar çok kıymetli ama geldiğimiz noktada Alevi örgütleri yeterince mücadele edemeyip etkili olamıyor ne yazık ki.

    “ALEVİ KURUMLARI MEDYAYI KULLANMAYI BİLMİYOR”

    Alevi örgütleri önemli bir gelenek üzerine kurulu ama mücadele yöntemlerini, modern hayatı, tekniklerine göre yeniden yapılandırması gerekiyor. Devletin yapacağı belli. Biz, Alevi toplumu ve örgütler olarak devlete, AKP hükümetine karşı nasıl mücadele edeceğiz? Bu da ancak güçlü, saygın örgütlerle mümkün olabilir. Sadece Alevilerin saygı duyduğu örgütler değil, bütün demokratik toplumun saygı duyduğu örgütlerle mümkün olabilir. Ama ne yazık ki Alevi ve örgütlerinin yaptıkları mitinglere 3-5 Aleviden başka neredeyse artık kimse katılmıyor. Çünkü artık mücadele yöntemlerini değiştirmesi gerekiyor. Mesela Alevi medyası benim de emek verdiğim bir alan. Örgütler, medyayı kullanmayı bilmiyor, çok etkisiz. Sosyal medyayı, yeni ortamları kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Ana akım medyada nasıl yer alınabileceğini ilişkin farklı mücadele yöntemleri geliştirmesi gerekiyor.

    “ANA AKIM MEDYADA ALEVİLER YOK”

    Hep söylüyorum, mesela ana akım medyada hiç Aleviler yok. Biz de TRT’ye vergi ödüyoruz değil mi? Mesela TRT’nin önünde bin kişi ile ‘Hem paramızı alıyor hem de bizi aşağılıyorsunuz’ diye bu durumu protesto ettik mi? Hayır. Mesela herkes bayıla bayıla dizi seyrediyor, bir tane o dizilerde Alevi karakter var mı? Peki biz neden o dizi setlerini basıp ‘bakın burada bir tane güzel Alevi karakter olmazsa biz bu diziyi seyretmeyeceğiz’ demiyoruz. Yani mücadelenin farklı teknik ve yöntemlerini geliştirmek zorundayız.

    “HERKES ALEVİLİK HAKKINDA KONUŞUP, TARTIŞIYOR”

    Tabii en yaralayıcı kısmı Alevilerin kendi içerisinde sert kavgalarla bölünmesi. Ne yazık ki bu kavgaları kamusal alana yansıtmadan yapmayı beceremedik. Herkes konuşup, tartışıyor. Mesela teoloji profesörlerinin tartışması gereken konuları dahi herkes konuşuyor. Ve ne yazık ki Alevi örgütlerinin altı boşaldı. Alevi örgütlerinin şimdi Alevleri ne kadar temsil ettiğine dair kuşkularım var. Çok üzgünüm ama İçişleri Bakanlığı’nın oluşturduğu örgütlenme, Alevi örgütlerinden daha fazla. Bakanlık, çok daha fazla dernek ve cemevini temsil ediyor. Yani Alevi örgütlerinin meşruiyet zemini altından kaymış oluyor. Aleviler neden örgütlere gelmiyor, bunun araştırılması yapılmalı. Anketlerle bunu çok rahat ortaya çıkartabiliriz. Bunlara göre politikalar, stratejiler ve yeni mücadeleler belirlememiz gerekiyor.”

    “DEVLET, ALEVİLERİ KENDİ İÇİNDE BÖLEREK ASİMİLE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, asıl tehlikenin Alevilerin kendi iç tartışma ve bölünmeleri sebebiyle olduğunu söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevilerin birbiriyle kavga etmeleri, düşmanlaşmaları çok yeni bir şey. Tabii ki bunu kanıtlamak kolay bir şey değil ama bence devlet, Alevileri kendi içinde bölerek asimile etmeye çalışıyor. Çünkü bin yıldır başarılı olamadı. Ama şimdi ilk defa, gerçekten bazen sosyal medyadan dahi korkuyorum, o kırıcı tartışmaları gördükçe ‘Aleviler birbirini katledecek, öldürecek’ diye korkular yaşıyorum. Herkes kendi inandığını diğerine dayatmaya çalışıyor. Oysa biz bin yıllarca Sünnilerin bize dayattığından ızdırap ve acı çektik, ezildik, katledildik. Ama şimdi onların yaptığını biz birbirimize yapıyoruz. Belki de son zamanlarda Aleviler içinden Alevilik tanımlamalarının yapılması, ‘İslam içi, İslam dışı’ tartışması kesinlikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan daha çok zarar verdi. Tabii ki tartışmalar yapılacak ve herkes istediğine inanacak ama bu kırıcı sert kavgalar Aleviliğe çok zarar verdi. Bu durum en çok da örgütlere zarar verdi ve altını boşalttı.

    “BENİ EN ÇOK ÜZEN ALEVİLERİN BİR BİRİNE TAHAMMÜL EDEMEMESİ”

    Dolayısıyla Aleviler, bu ismin özellikle altını çiziyorum; Süleyman Soylu’nun, organize ettiği bir yapılanmaya destek veren Alevi örgütleri kurumları oldu. Biz şunu beceremedik; hepimiz farklı düşünebiliriz ama ortak paydamız aynı. Bir Alevi bulabilir misiniz ki Sivas Katliamı dendiğinde ağlamasın, acı çekmesin, yüreği kanamasın? Peki o zaman Aleviler neden bu kadar düşmanca davranıyorlar? Alevilik için bedel ödeyen bütün atalarımız, aynı acıları çekip aynı acılar için ağladı. Şimdi biz farklı yorum yapabiliriz ama belli bir ortak paydada buluşabiliriz. Birbirimize saygı duyacağız, birbirimizi sevmek zorunda değiliz. Beni en çok üzen konu Alevilerin birbirine tahammül edememesidir. Bence asıl büyük düşman, asıl zarar veren mesele burada. Zaten 3-5 tane talebimiz var. O talepler konusunda ortak payda oluşturup o doğrultuda mücadele edersek gerçekten çok daha güçlü etkili sağlam olunur, Alevileri de kucaklarız.

    “DİN DERSLERİ VE ÇEDES İLE ÇOCUKLARIMIZ İŞKENCE GÖRÜYOR”

    Aleviler, ilk zamanlarda olduğu gibi yalnızlar. Örgütler Alevilere sahip çıkacak güçte ve etkiye sahip değiller. Aleviler çok ayrımcılığa uğrayıp tehditler yaşıyor. Zorunlu din dersleri ve ÇEDES ile çocuklarımız işkence görüyor. Mesela bununla ilgili bir şey yapıyor muyuz? Bundan kimin şikayeti yok ki? Mesela bununla ilgili toplanıp okulların önünde oturma eylemi yapmayı çok arzu ediyorum. Dolayısıyla bunlarla ilgili mücadele etmemiz gerekiyor. Kendi içimizdeki ayrılıkları yok saymaktan bahsetmiyorum, bunun altını çiziyorum. Elbette herkes farklı okuyup, yorumlayabilir ama öyle bir hale geldi ki Alevi örgütleri farklı düşünen akademisyenleri ya da kanaat önderlerini konuşturmuyor, davet bile etmiyor. Medya da aynı şekilde yapıyor. Tam Sünnilerin, AKP’nin yaptığını şimdi Aleviler birbirine yapıyor. Bu konuda kalbim çok kırık.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

  • Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu: ‘Can’ eşitlik anlamında çok kıymetli- VİDEO

    Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu: ‘Can’ eşitlik anlamında çok kıymetli- VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında bugün ‘Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu’ paneli yapıldı. Panelde konuşan Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Aleviliğin özünde kadın erkek eşitliğine kapı açan öğretilerin olduğuna değindi. Alevilikte can kavramının eşitlik anlamında kıymetli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bedriye Poyraz da “Sünni iktidarın Alevilerden nefret etmesinin bir sebebinin de kadın erkek eşitliğini pratikte uygulaması olduğuna işaret etti. 

    60. Ulusal 34. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında ‘Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu’ paneli yapıldı.

    3 oturum olarak gerçekleştirilen panelin ilk oturumunda Prof. Dr. Bedriye Poyraz ve Doç. Dr. Ayfer Karakaya Stump,Kadıncık Ana’dan Günümüze Alevi Kadınının Tarihsel Yolculuğu’ konusunu anlattı.

    “ALEVİ KADIN KURULTAYINA GİTMEYİ AMAÇLIYORUZ”

    Panelin açılış konuşmalarını Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nden Nergiz Güzel ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleso yaptı.

    Elif Keleso, büyük bir kadın örgütlülüğü ile Alevi kadın kurultayına gitmeyi amaçladıklarını söyleyerek, “Dönemin kadısına karşı duran Fatma Bacı gibi biz de dönemin siyasal İslamın etkilerine karşı durmaya ve aslımıza dönmeye niyetlendik. Bu yolda bir adım atalım, bir Alevi kadın örgütlülüğü ile bir arada duralım birbirimizle tanış olalım, işi kolay kılalım istedik. Bu panel ilk cemal cemale geldik ama son olmayacak ve biz bu konuda kararlıyız. Amacımız güçlü bir kadın örgütlülüğü ile büyük bir Alevi kadın kurultayına gitmek. Fatma Ana’dan Zeynep Ana’dan Şehriban Ana’dan Kadıncık Ana’dan Güzide Ana’dan alıyoruz. İşte bu yüzden iddialıyız” dedi.

    Ardından Kadın Zakirler Yaprak Dengiz, Dilek Odabaş Bakır, Berivan Canbolat deyiş seslendirdiler.

    “ALEVİLİK, KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNE KAPI ARALIYOR”

    Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Alevi Bektaşi tarihine kadın ve toplumsal cinsiyet çalışmaları zaviyesinden bakmanın üzerinde durdu. Karakaya, kadın ve erkeğin birlikte ibadet etmesi üzerinden Aleviliğin iki cinsiyet arasındaki eşit olma haline vurgu yaptı. Bu sebepten dolayı Alevilik hakkında gerçek dışı sözlerle karalandığına işaret eden Karakaya şunları söyledi:

    Şeriat merkezli İslamın kadına ve kadın cinselliğine bakış açısından dolayı Alevilikteki kadın ve erkeklerin birlikte ibadet etmesini kaygı ile karşılıyor. Alevi Bektaşi geleneğinde kadın ve erkek, kamusal alanda bir arada bulunabiliyor, bunu da cinsellikten arındırarak hepsini can olarak görmek vasıtasıyla yapıyor. Yalnız bununla kadın erkek eşitlenmiyor. Aseksüelleştirerek ibadetlerde ve kamusal alanda bir arada olunmasını sağlıyor bu düşünce. Aleviliği diğer sufilik akımlardan ayıran şeriatın temellerinden addedilen harem selamlık anlayışının olmamasıdır.”

    Aleviliğin özünde eşitliğe kapı açan öğretilerinin olduğunu belirten Karakaya, günümüzde bu öğretilerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “ALEVİLİKTE CAN KAVRAMI EŞİTLİK ANLAMINDA OLDUKÇA KIYMETLİ” 

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz da, toplumsal cinsiyeti tek tanrılı dinler üzerinden ele alarak Alevilikte bunun nasıl yorumlandığına ilişkin konuştu.

    Poyraz, Sünni iktidarın Alevilerden nefret etmesinin bir sebebinin de kadın erkek eşitliğini pratikte uygulaması şeklinde yorumlayarak, can kavramının önemine dikkat çekti.

    Poyraz, “Can meselesini çok kıymetli buluyorum ve feminizme dost bir kavram olarak görüyorum. Çünkü tek tanrılı dinlerde kadınlar lanetlenip, şeytanlaştırılırken Alevilikte kadına ve erkeğe eşit sorumluluk yükleniyor. Bu çok kıymetli bir konu. Ama bu, Alevilikte kadın ve erkeğin eşit olduğu anlamına gelmiyor elbette. Çünkü Aleviler bu toplumda yaşıyorlar nihayetinde. Eşitliği tespit eden, söyleyen kriterleri uyguladığınızda eşitlikten söz edebiliriz” diye konuştu.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Karakaya ve Poyraz’dan AKP projelerine tepki: Siyasi otorite Alevileri asimile etmek istiyor-VİDEO

    Karakaya ve Poyraz’dan AKP projelerine tepki: Siyasi otorite Alevileri asimile etmek istiyor-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümeti tarafından organize edilen “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dede için Kerbela gezisine tepki gösteren Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump “Aleviliğin tarihine ve duruşuna aykırı bir durum. Devlet elini çekmelidir bu tip meselelerden” dedi. Prof. Dr. Bedriye Poyraz ise “Devletin varoluş nedenlerinden bir tanesi de Alevileri ve Aleviliği asimile etmek. Bu yüzden bu hiç şaşırtıcı bir şey değil” diye konuştu.

    İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 400 genç için Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde yapmayı planladığı “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Kerbela’ya götürülme programına yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Virginia William & Mary Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz da bakanlıkların programlarına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.  

    “PROGRAMIN DEVLET TARAFINDAN YAPILMASI ALEVİLİĞİN DURUŞUNA AYKIRI”

    Alevi kutsal mekanlarının gençler tarafından ziyaret edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump “Ama bu hiçbir şekilde devlet eliyle olmamalı tabii ki. Yani bu hem Aleviliğin tarihine, hem duruşuna aykırı bir durum. Alevilik özerk hareket etmeli diye düşünüyorum. Bu konuda da zaten tabii ki yani aynı şekilde Alevi örgütleri bu tür gezileri kendileri düzenlemeli. Kendi anlatılarıyla, kendi tavırlarını gençlere anlatarak yapmalı” diye konuştu.

    “DEVLET BU TİP MESELELERDEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Karakaya, planlanan programı doğru bulmadığını ifade ederken, “Zaten laik bir ülkede bakanlığın işi de değil bu. Olmaması da gerekiyor. Biz sadece “eşit yurttaşlık” derken, bize de  Sünni Müslümanlara yaptığı gibi belli bir Alevilik empoze etsin demiyoruz. Bizim istediğimiz bu değil. Devlet elini çekmelidir bu tip meselelerden. Çünkü devletin müdahale ettiği yerde her zaman tabii ki siyaset vardır. Belli siyasi gündemler vardır. Dolayısıyla yapılmasını çok sağlıklı ve doğru bulmuyorum” dedi.

    “DEVLETİN VAR OLUŞ NEDENLERİNDEN BİRİ ALEVİLERİ VE ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEK”

    Devletin var oluş nedenlerinden birinin de Alevileri ve Aleviliği asimile etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bedriye Poyraz ise şöyle konuştu:

    “Devletin yaptığı etkinlikler bunlar. Zaten devletin varoluş nedenlerinden bir tanesi de Alevileri ve Aleviliği asimile etmek. Bu yüzden bu hiç şaşırtıcı bir şey değil. Tabii ki Alevi dedeler giderse onları Kerbela’ya da götürürler. Gençler giderse onları kampa da götürürler. Başka yere de götürürler. Birçok imkanlar da sunarlar. Dolayısıyla burada şunun altını çok çizmek istiyorum. Burada muhatabımız aslında Alevi toplumunun kendisi. Alevi toplumunun da temsilcileri olarak Alevi örgütleri.
    Eğer Alevi toplumu, Alevi örgütleri kendi gençlerine yeterince, etkili ve anlamlı bir şekilde sahip çıkarsa gençler Diyanetin ya da bakanlığın kampına gitmezler. Ya da Aleviler kendi içinde bu kadar sert bölünmeler yaşamazlarsa ya da birbirlerine karşı bu kadar kırıcı olmazlarsa o zaman Alevi toplumu içinde en azından dışarıya karşı daha bütünlüklü bir görüntü sergilenebilir. Ya da en azından ortak paydalarımızda buluşabiliriz.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ ETKİLİ, DOĞRU POLİTİKALAR ÜRETEMİYOR”

    Poyraz, Alevi örgütlerinin etkili ve doğru politikaları üretemediğini kaydederken, “Fakat burada ben daha önce de söylediğim gibi bütün bunların sorumlusunun Alevi toplumu ve Alevi örgütleri olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada yeterince etkili, doğru politikalar üretemiyorlar ve yürütemiyorlar. Dolayısıyla toplum çok parçalandı. Böyle bir parçalanmışlık içinde sadece devlet değil, herkes Alevi toplumunu etkilemek istiyor. Herkes Alevi gençlerini manipüle etmek ister. Erdoğan sanki kendisinin hiçbir suçu yokmuş gibi her şey için “dış mihrak” diyor ya. Her şey çok şahane ama dış mihraklar geliyor, ülkeyi bölüyor. Şimdi bu da ona benziyor. Oysa bu bizim bilmediğimiz bir şey değil ki. Bin yıldır devlet, siyasi otorite, sürekli Alevileri asimile ediyor. Ama bizim buna karşı ancak bütünlüklü, sağlam bir duruşumuz olursa “dış mihraklar” hiçbir şey yapmazlar, yapamazlar” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP – Berfin YILDIZ /PİRHA

  • ‘Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin’-VİDEO

    ‘Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin’-VİDEO

    PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü gününde konuşan Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Alevi inancının muhafaza edilmesi için yapılması gerekenleri sıraladı. Karakaya, “Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin. “Biz Aleviyiz ve Aleviler cemevine gider” deyin. Kendi anladığınız şekilde Aleviliği çocuklarınıza anlatın. Çocuklar teferruatlı, teolojik sorular sormuyor. Basit açıklamalar onları tatmin ediyor” dedi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali üçüncü gününü geride bıraktı. Çocuk tiyatro gösterisi ile başlayan “Alevilikte kültür ve sanat” başlıklı üçüncü gün programında araştırmacı Rıza Oylum ile Prof. Dr. Bedriye Poyraz ilk olarak sunumunu gerçekleştirdi. Günün ikinci programında Doç. Dr. Ayfer Karakaya ise “Alevi Bektaşi kültürel mirasının korunması ve genç kuşaklara aktarılması: Engeller, imkânlar, öneriler” başlıklı konuşmasını yaptı.

    “UZUN SÜRE ALEVİLİĞİN MERKEZ OLDUĞU FİLM GÖRMÜYORUZ”

    Sinemada Aleviliğin ilk olarak karşımıza çıkışına değinen Rıza Oylum şunları söyledi:

    “Sinemada Aleviliğin ilk karşımıza çıkışı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Nur Baba” kitabının sinemaya uyarlanmasıyla olmuştur. Roman, Karaosmanoğlu’nun husumetli olduğu Bektaşi babasını anlatmaktadır. Türk sinemasının geliştiği süreçte Aleviliğin konu olarak kullanıldığını göremiyoruz. 1973 tarihli Pir Sultan Abdal filmi Alevi mitlerini içinde taşıyan orijinal bir çalışma.

    Aynı yıl çekilmiş Nesimi filmi de var. Azerbaycan’ın sosyalist yönetimi döneminde yapılmış film. Uzun süre Aleviliğin merkez olduğu film görmüyoruz. 1980’li yıllarda 12 Eylül filmlerini görüyorduk. 1990 yapımı Hasan Boğuldu filmi de Aleviliğe dair çok detay vermese de bu kategoride yer verebiliriz. “O Da Beni Seviyor” filmi de Alevi kültürünün yer aldığı bir film. Çok uzun süre sonra Alevi kültürünün karşımıza çıktığı film olarak karşımıza çıkıyor. “Başka Semtin Çocukları” da Alevilerin yaşadığı semti esas alan bir film. İstanbul Gazi Mahallesi’nde çekimleri yapılıyor. Diğer filmleri ise “Saklı Hayatlar”, “Bir Ses Böler Geceyi”, “Madımak: Carima’nın Günlüğü”, “Locman”, “Zer” şeklinde sıralayabiliriz.

    “MEDYADA TEMSİL ÇOK ÖNEMLİ, GEREKLİ MÜCADELEYİ GÖSTEREMEDİK”

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz ise Alevilerin sorunlarını anlatmada çaresiz olduğunu söyledi. Poyraz şöyle konuştu:

    “Aleviler için kültür ve sanat meselesi son derece ham. Alevilerin kendi sorunlarını anlatmada çok çaresiz kaldıklarını söyleyebiliriz. Alevi örgütleri 30 yıllık hayatında çok önemli şeyler yaptılar ama geldiğimiz yerde mesela laiklik meselesini kimse ağzına almıyor. Aleviler de yetersiz kalıyor. Kültür ve sanat alanını daha etkin kullanmak gerekiyor. Örgütlerin bu yöne eğilmeleri çok kıymetli. Çocuklara tiyatroyla inancımızı çok iyi anlatabiliriz.

    Alevi etkinliklerinin de format değiştirmesi gerekiyor. Batınilik aslında soyut sanata çok yatkın. Modern sanat soyutlamayı gerektiriyor. Alevilik inancı ve kültürü bunun için çok kıymetli felsefeye, kültüre sahip. Bunu çocuklara aktarmayı başarmalıyız. Aleviler kendi sorunları hem devlete hem de Alevi toplumuna anlatamıyorlar. TRT bizden vergi aldığı halde bizi hiç anlatmadı. Özel televizyonlara da baktığımızda Alevilik yok. Medya kamusal bir alandır. Medyada temsil çok önemli. Bunun farkında olmadığımız için bununla ilgili gerekli mücadeleyi yapmadık. Çeşitli lobiler yapabilirdik.

    Elektronik medyayı kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Alevi örgütleri; gençleri, çocukları ve kadınları aktif olarak kendilerie monte ederlerse çok başarılı olabilirler. Örgütlere bu anlamda çok görev düşüyor. Kültür ve sanat alanı Alevilerin çok boş bıraktığı, ilgilenmediği bir alan. Bununla beraber Alevilikle uzaklaşmış kişilere ulaşmış olabiliriz. İnsanlar dramalardan etkileniyorlar. Her şeyi bırakın bol miktarda dizi, film ve sosyal medyayı etkin kullanalım.”

    “ALEVİ İNANCI ORTALAMANIN ÜSTÜNDE AHLAKLI İNSANLAR YETİŞTİRİYOR”

    Doç. Dr. Ayfer Karakaya da Alevi inancının muhafaza edilmesi için dikkat edilmesi gereken hususlara değindi. Karakaya, “Dünyada farklı inançlar, gelenekler var. Bir geleneğin, inancın ürettiği insanlar ne kadar dürüst ve ahlaklıksa o inanç hak inançtır. Alevi inancı ortalamanın üstünde dürüst, ahlaklık insanlar yetiştiriyor. Nasıl muhafaza edebiliriz?

    Kurumsal düzeyde ve birey olarak yapabileceği şeyler var. Yazılı ve sözlü kaynakların bir an önce kayıt altına alınması gerekiyor. Derlenmesi gereken hala çok kıymetli bilgiler var. Daha sistemli yapılması gerekiyor. İnsanlar Aleviliğin sadece yazılı kaynaklara dayalı olduğunu düşünüyor ama bir sürü yazılı belge var. Bunların yanlış ellere düşme ihtimali çok yüksek. Genellikle devletin kurduğu farklı üniversite veya şahıslar tarafından bu belgeler toplanıyor. Kültürel mirasımız hiç ediliyor. Alevi kutsalları ve köylerinin haritalandırılması gerekiyor. Anadolu’da ciddi bir Alevisizleştirme yaşanıyor.

    Aileler olarak ne yapabiliriz? Her ailenin kendi aile hafızasının belleğini oluşturması gerekiyor. Bizden büyükleri hızlıca konuşturmalı ve kayıt etmeliyiz. Uzun anlamda ciddi bir kaynak haline gelecektir. Geldiğimiz köyü, aşireti, ocağımızı mutlaka öğrenmeliyiz. Her Alevi birey bu üç bilgiyi öğrenmeli ve çocuklarına aktarmalıdır. Eski fotoğraflarımızı mümkünse dijitalize edip, fotoğraftakilerin isimlerini yazmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “İNANCINIZA NE KADAR DEĞER VERİRSENİZ ÇOCUKLARINIZ DA O KADAR DEĞER VERİR”

    Alevi örgütlerinin de yapması gerekenleri sıralayan Karakaya, şöyle konuştu:

    “Alevi örgütleri enerjisini Alevi inancını gençlere aktarma konusuna harcamalıdır. Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin. “Biz Aleviyiz ve Aleviler cemevine gider” deyin. Kendi anladığınız şekilde Aleviliği çocuklarınıza anlatın. Çocuklar teferruatlı, teolojik sorular sormuyor. Basit açıklamalar onları tatmin ediyor. Alevilik aynı zamanda sizin soy ağacınız.

    Çocuklarınıza mutlaka bağlama ve semah öğretin. Çocuk bağlama çalmasını ve deyişleri öğrenirse farkında olmadan Aleviliği benimseyecektir. Çocukları cemevine götürün. Dergahları çocuklarınız ile ziyaret edin. O yapıları görmek çocuklarınıza güven ve köklülük duygusu verecektir. Başka bir şeyleri dikta etmeye gerek kalmadan küçük ritüeller ile kültürü aktarabiliyoruz.

    Çocukları azımsamayın. Muhabbetlerden çocukları dışlamayın. Muhabbet ortamında çocuklar bulunsun. Bazı konuları çocuklar ile paylaşın. Aleviliğin ezilmişliğine dair onları çok korkutmadan bilgilendirin. Aleviliği sadece katliamlara da indirgemeyin. Farklı dillerde kitapçıklar hazırlanmalı. Yarışmalar, geziler düzenlenebilir. Cemevlerinde küçük çocuklar için oyun odaları yapılmalıdır. Her şeyin ötesinde bir gerçek var. Siz kendi inancınıza ne kadar değer verirseniz çocuklarınız da o kadar değer verir. İş sizde bitiyor”

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER: 

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı
    >AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız
    >‘Aleviler yaşadıkları katliamlara örgütlenerek karşılık vermişlerdir’

  • PSAKD Kadın Meclisi, ‘Katledilen kadınlar isyanımızdır’ paneli düzenledi -VİDEO

    PSAKD Kadın Meclisi, ‘Katledilen kadınlar isyanımızdır’ paneli düzenledi -VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken PSAKD Mamak Şubesi Kadın Meclisi tarafından “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır” başlıklı panel düzenlendi. Panelde konuşan kadınlar, “Ataerkil bakış açısı her alanda kadınları baskı altına almaya çalışıyor. Bu ülkede kadınları aslında devlet öldürüyor. Çünkü yapması gerekenleri yapmıyor. Nitelikli bir eğitimle ve bu eğitimi her alana yayarak eşitsizlik ortadan kaldırılabilir” dedi. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşıken Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi Kadın Meclisi tarafından “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır” başlıklı panel düzenlendi. Panele Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) destek verdi.

    Panel kapsamında 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Avukat Şenal Sarıhan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyeni Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Uçan Süpürge Derneği Başkanı Selen Doğan ve PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz konuşmalar yaptı.

    Panelin sunuculuğunu yapan PSAKD Mamak Şube Gençlik ve Kadın Komisyon üyesi Ezgi Türkyılmaz, katledilen kadınlar nezdinde herkesi bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Saygı duruşunun ardından katledilen kadınların hayatlarını anlatan sinevizyon gösterimi izlendi.

    “KADININ ÖZ GÜCÜNE İNANIYORUM”

    Ardından PSAKD Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri Hasibe Akpınar söz alarak; “Kadınlar olarak haklarımız için mücadele etmemiz gerekiyor. Ben kadının öz gücüne inanıyorum. Erkek egemen sistem topyekün bir sistem sorunudur. İşte, okulda, her yerde karşımıza çıkıyor. Kadın özgürlük mücadelesi yükseldikçe gerek toplumsal gerekse de örgütsel olarak daha fazla ivme kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    Akpınar’ın konuşmasının ardından PSAKD Mamak Şubesi Kadın Meclisi üyesi Adalet Ayten’in moderatörlüğünde panel başlatıldı. Panelde, Av. Şenal Sarıhan ‘Hukukçu yönüyle kadın mücadelesi’, Prof. Dr. Bedriye Poyraz ‘Karar mekanizmalarında kadın’, Selen Doğan ‘Toplumsal cinsiyet eşitsizliği’, Fadime Türkyılmaz  ise ‘Kadın mücadele tarihi’ başlığıyla konuşmalarını gerçekleştirdi.

    “KADINLAR MÜCADELEDE VAR AMA YÖNETİMLERDE YOK”

    İlk sözü PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz aldı. Türkyılmaz, kadın mücadelesinin tarihini ve Alevilikte kadının rolünü anlatarak şunları dile getirdi:

    “Sadece bizim Alevi örgütlerimizde değil genel anlamda kurumlarda kadının sesi yok, kadının adı yok. Ne yazık ki mücadele veren kadınlar ama örgütlerde yönetimlerde kadınlar yok. Bunu kendi içimizde uzun uzun tartıştık. Elbette ki bazı şeyleri de mücadele ederek kazanacağız, kazanıyoruz. Yönetimlerin her aşamasında kadın arkadaşlarımız daha çok görev alacaklar, daha çok yönetimsel olarak hep birlikte olacağız mücadele edeceğiz. Dışarıdaki kadın arkadaşlarımızı örgütleyeceğiz. Yoksulluğa, yolsuzluğa, kendi inancımıza olan asimilasyona karşı, kadın cinayetlerine karşı hep birlikte mücadele edeceğiz. Vardık, varız, var olacağız.”

    “ÖĞRETİLMİŞ ROLLERE VE KALIPLARA TESLİM OLMAYALIM”

    Türkyılmaz’ın ardından söz alan Uçan Süpürge Derneği Başkanı Selen Doğan toplumsal cinsiyet rollerinden ve kadınlara çizilen kalıplardan bahsederek; “Toplumsal cinsiyet meselesine bir bakış açısı kazandırmalıyız. Her kesimden kadının haklarını kullanabilmeleri için mücadele edilmeli. Eşitlik en önemli noktadır. Her alanda eşitlik sağlanmalı. Dayanışma çok önemli bu noktada. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğin ortadan kaldırabilmek için belirli bir perspektif kazandırmalıyız. Cinsiyet rolleri bize öğretilmiştir. Özümüzde doğamızda kırılganlık zayıflık yoktu kadınların. 25 Kasım ve diğer günlerde her zaman kendimize sorular soralım. Bakış açımızı geliştirelim.

    Hakim olan ideolojiye teslim olmayalım. Öğretilmiş rollere ve kalıplara girmeyelim. Ataerkil bakış açısı her alanda kadınları baskı altına almaya çalışıyor. Şiddet konusunda ise bu bir kültür meselesi. Toplum kadınları ikinci plana atıyor. Bunu her bireye empoze ediyor. Bu zihniyeti değiştirmek gerekiyor. Yaşamın içerisinde çocuklarımıza toplumsal cinsiyet rollerini öğretmeliyiz. Ev içinde çocuklarımızı eğitmeliyiz. Kadın ve erkekler her işi yapar düşüncesini verelim. Kadın ve erkeklerin yapacakları işler diye ayırmayalım. Tüm kadınlar bir araya gelerek ancak haklarını kazanabilir. Kadınlar kurulursa erkeklerde özgürleşecek aslında. Ezberleri alışkanlıkları bozalım” dedi.

    “YASALAR SOKAKTA YAZILIR”

    Ardından Av. Şenal Sarıhan söz aldı. Sarıhan, kadın mücadelesinin hukuki yönünü ele alarak şunları kaydetti:

    “Ben iyi eğitimli bir ailede büyüdüm. Ben hep kendimi eşit görürdüm. ÇHD’nin genel başkanıyken kadın komisyonu kurmak istedik. Ancak yönetimdeki erkek arkadaşlar karşı çıktılar. Devrimden sonra yaparız dediler. Ama biz komisyonumuzu kurduk. Ve kadın haklarının mücadelesi konusunda çok iyi mücadeleler verdik. Kazanımlar elde ettik. Kadınların hakları konusunda hukuksal anlamda kazanımlar 90’lı yıllardan sonra oldu. Yasal anlamda kadınlar eşit görülmedi tarihte hala da tam anlamıyla eşitlik yoktur. Medeni yasanın değişmesi gerekiyor. Yasalar sokakta yazılırlar. Sokakta mücadele vererek haklarımızın yasal güvence altına alınmasını sağlayabiliriz. Bugün İstanbul Sözleşmesi yok sayılmış durumda. Bunun tekrar gelmesi için de yine mücadele vermek gerekecek.”

    “BU ÜLKEDE KADINLARI DEVLET ÖLDÜRÜYOR”

    Panelde son olarak Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyeni Prof. Dr. Bedriye Poyraz konuştu. Poyraz, kadın hakları konusunda eğitimin çok önemli olduğunu vurgulayarak ataerkil sistem devam ettiği sürece kadınların eşit olamayacağını belirtti. Poyraz konuşmasına şu sözlerle devam etti:

    “Devletler can güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Ancak kadınlar her gün ölüyor. Özellikle Türkiye de kadınlar hiç korunmuyor. Göstermelik polisiye önlemlerle kadınlar korunuyormuş gibi gösteriliyor. Ama asıl mesele eğitimdir. Eşitliğin her alanda sağlanması gerekiyor. Eğitim ailede başlar. Aileler çocuklarını toplumsal cinsiyet rollerine göre büyütmemeli. Kültürün değişmesi lazım. Kadına şiddet doğal bir şey olarak görülüyor. Her alanda kadın ve erkek eşitliği sağlanmalı. Bu devletlerin görevidir. Devlet bir vatandaşını koruyamıyorsa o devlet o ölümden sorumludur. Bu ülkede kadınları aslında devlet öldürüyor. Çünkü yapması gerekenleri yapmıyor. Nitelikli bir eğitimle bu eğitimi her alana yayarak eşitsizliği ortadan kaldırılabilir. Ama bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir. Farkındalık yaratmalıyız bu konuda. Kadınlar daha fazla yönetimlerde söz sahibi olmalıdır. Ama bu engelleniyor
    Çünkü kadınlar her alanda susturuluyor ve engelleniyor. Alevi örgütlerine sesleniyorum. Kadın erkek eşitliğini her alanda eşitleyin.”

    Panel, Nurgül Ateş ile Tersname’nin müzik dinletisi ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Prof. Poyraz: Alevi örgütlerinde yer alan kadınlara erkeklerle eşit koşullar sunulmuyor(2) -VİDEO

    Prof. Poyraz: Alevi örgütlerinde yer alan kadınlara erkeklerle eşit koşullar sunulmuyor(2) -VİDEO

    PİRHA-PSAKD Kadın Meclisi’nin 5-6-7 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlediği çalıştayda “Eşikten Bu Yana Kadınlar” başlıklı seminer veren Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Sünni ideoloji Alevilere nasıl davranıyorsa Alevi örgütleri, Alevi erkekleri de Alevi kadınlara öyle kötü davranıyorlar. Kadın mücadelesinde erkeklerle birlikte mücadele verilmelidir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi’nin 5-6-7 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlediği çalıştayda “Eşikten Bu Yana Kadınlar” başlıklı seminer veren Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Alevi kadınlar olarak mücadele etmenin ne olduğunu öğrenmemiz gerekiri diyerek, Alevi örgütlerinin kadınlara eşit koşullar sağlamadığını ve kadınları yeterince desteklemediğini söyledi. Kadın mücadelesinin erkeklerle birlikte verilmesi gerektiğini de vurgulayan Poyraz, bu konuda Alevi erkeklere, kurumlara büyük rol düştüğünü de aktardı.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ ALEVİ KADINLARA KÖTÜ DAVRANIYOR”

    Şu anda dünyanın bütün üniversitelerinde kadın çalışmaları bölümleri olduğunu ve bu bölümlerde kadın mücadelesinin tarihinin farklı farklı yönleriyle tartışıldığını ifade eden Poyraz şunları dile getirdi:

    “Biz Alevi toplumu olarak, kadınların Alevilik hareketi içinde nasıl yer alması gerektiğini konuşuyoruz bugün. Bu toplantı, Alevilikte kadının yerinin tartışılması ve doğru bir zemine oturtulması açısından çok önemli. Örgütlerle ilgili karamsarım maalesef. Alevi örgütleri gerçekten bu konuda sıkıntılı. Alevi örgütleri diyor ki, kadınlara biz şu hakları verdik, bu toplantıyı düzenledik. Sanki lütfediyorlar. Şu benzetmeyi hep yapıyorum, Sünni ideoloji Alevilere nasıl davranıyorsa Alevi örgütleri, Alevi erkekleri de Alevi kadınlara böyle kötü davranıyorlar. Ama bunu ısrarla görmüyoruz. Kadın mücadelesinde erkeklerle birlikte mücadele verilmelidir. Birlikte mücadele etmeliyiz. Bu sorunun üstesinden birlikte gelebiliriz. Tek kadınlar olarak başa çıkamayız. Eğer Alevi örgütleri kadın hareketlerinin önünü kapatırsa, onların kendilerini ifade etmelerine engel olursa eğer o zaman kadınlar farklı örgütlerde, farklı yerlerde örgütlensinler. Bu aynı zamanda da tırnak içerisinde bir tehdit olabilir. Alevi örgütlerinin kendi dengelerini sağlayacak bir yaklaşım olması lazım.”

    “BÜTÜN ALANLARDA KADINLARA EŞİT KOŞULLAR SAĞLANMALI”

    Alevi örgütleri içerisinde yer alan veya almak isteyen kadınlara erkeklerle eşit koşullar sunulmadığını söyleyen Poyraz; “Alevi örgütlerinde seçimlere bakıyoruz hep aynı kişiler o koltuklarda oturuyor. Neden değişmiyor başkanlar? Şu ana kadar kaç seçim olduysa, kaç erkek başkan geldiyse sayısına bakılmalı ve artık erkekler seçime girmemeli, beklemeli. Aynı sayıda kadın başkan görev yapmalı. Sayı eşitlenince, eşit koşullar sağlanarak kadın-erkek seçime tekrar girmelidir. Kadınlar erkeklerle aynı imkanlara sahip olmalıdır. Eşit koşullardan kastımız budur. Eşit yarış bu demektir. Şimdi bir kadınla eşit koşullarda yarışırım diyorsanız şu örnek aklıma geliyor. Bir ayağı olmayan insanı dünya atletizm şampiyonu Hüseyin Bob’la yarıştırmak gibi bir şey. Bugünkü koşullarda eşitlik diye bir şey söz konusu olamaz. Dolayısıyla önce eşit koşulların yaratılması, oluşturulması gerekiyor. Kadınların kendisine özgü kadın yaklaşımıyla, feminist yaklaşımla ancak fark edilecek soruları, problemleri, sıkıntıları var. Bunların fark edilip tartışılması ve bunların üstesinden gelmemiz lazım” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK MÜCADELE ETMENİN NE DEMEK OLDUĞUNU ÖĞRENMELİYİZ”

    Alevi kadınların bir kadın olarak nasıl mücadele edeceğini bilmediğini vurgulayan Poyraz, kadınların haklarını alma mücadelesinin Alevilik için verdikleri mücadeleden bağımsız olmadığını kaydetti.

    Alevi kadınların sistem içerisinde iki kat sömürüye maruz kaldığını da aktaran Poyraz şöyle devam etti:

    “Biz Alevi bir kadın olarak mücadelenin ne demek olduğunu bilmiyoruz, en önemli eksikliğimiz bu. O nedenle Alevi kadın meselesinin kavram olarak da üzerine daha çok düşünmemiz gerekiyor. Biliyorum bir çoğunuzun gönlü yüreği mücadelesi ruhu hep Alevilikte merak etmeyin Alevilik orada. Siz yine Alevisiniz. Bundan vazgeçmeyin elbette ama mutlaka öncelikle kadın olarak nasıl mücadele edebileceğimizi öğrenmek zorundayız. Başka türlü bir erkek egemen dünyayla, erkek ideoloji ile başa çıkmamız mümkün değil. Yeter ki birlikte dayanışma içinde, birbirimize köstek olmadan yol yürüyelim. ‘Kadın kadının kurdudur’ lafı kesinlikle erkek egemen ideolojinin kadınları bölüp, parçalayıp, yönetmek için kullandığı bir kavram. Her şeyden önce kadın hareketi içinde, kadın mücadelesi içinde her şeye cevabımız var, çözümümüz var, sözümüz var, yöntemimiz var hiç merak etmeyin. Kadın örgütleri ile dayanışma içinde olacağız. Kadın çalışmaları yapan akademisyenler ile dayanışma içerisinde olacağız. Ama yine de Alevilik çatısı altında inanç içerisinde mücadele edeceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor

    PİRHA-Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor” diyerek Avrupa’da Aleviliğin okullarda ders olarak okutulup resmiyet kazandığına işaret etti. Poyraz Aleviliğin Almanya’da bir inanç olarak tescillendiğini, bunun da Alevi örgütlenmesinin başarısı olduğunu kaydetti. 

    Akademisyen Bedriye Poyraz, gazeteduvar.com’da “Alevilik yeni topraklarda filizleniyor” başlıklı yazısı ile Almanya’nın Kuzey Ren- Vestfalya Eyaleti’nde, Aleviliğin bir inanç olarak tescillendiğine işaret etti.

    “Artık Alevi toplumu ile istediğiniz gibi ilişki kurma(ma) dönemi bitiyor” diyen Poyraz,  Avrupa’da kamu okullarında Aleviliğin ders olarak okutulmaya başlandığını ve üniversitelerde Alevilik kürsüleri açıldığını hatırlattı.

    “ALMANYA’DA ALEVİLİK BİR İNANÇ OLARAK TESCİLLENDİ, BU ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN BAŞARISIDIR”

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor, hem de sadece Anadolu’da değil hiç bilmediği yeni topraklarda da” diyerek şu yazıyı kaleme aldı:

    “Yeni bir coğrafyada yeni bir ülkede, Almanya’nın Kuzey Ren- Vestfalya Eyaleti’nde, farklı bir kültürde Alevilik bir inanç olarak tescillendi. Bu başarı hiç kuşkusuz Alevi örgütlenmesinin başarısıdır. Bunun arkasında yüzlerce hatta binlerce Yol hizmetkarının emeği var. Bu emekleri, yapılan fedakarlıkları tek tek saymakla bitmez. Avrupa’ya özellikle de Almanya’ya 1960’lar ve 70’lerde giden Alevilerin destansı göç hikayeleri ne yazık ki henüz yazılmadı. Trajediler, kayıplar yok oluşlarla dolu bu göç serüveninde, Aleviler, Aleviliğin köklendiği topraklardan uzakta bir ilki gerçekleştirmek zorunda kaldılar. Alevi inancını dilini, dinini hukukunu, kültürünü bilmedikleri yeni bir ülkede yeni bir toprakta ve yeni zamanlarda, son derece sınırlı olanaklarla nasıl pratik edeceklerine ilişkin çaba içine girdiler. Bu aslında sanıldığından daha zordu. Bir kere Aleviliğin özgün ve köklü kurumlarını, ocak sistemini bu yeni topraklara nasıl taşıyacaklarına ilişkin önlerinde hiçbir deneyim, bilgi, örnek yoktu. Hatta bu insanlara yol yordam gösterecek doğru düzgün okumuş ve dil bilen kimseleri de yoktu. Ama inandıkları inançları onlara kılavuzluk yaptı ve bu yabancı topraklarda eşsiz tekil öykülerle kendilerine bir alan açmayı başardılar.

    “ÇOCUKLARININ BOĞAZINDAN KESEREK İBADET EDECEKELRİ MEKANLARI KİRALADILAR”

    Bilindiği üzere Almanya’ya ve diğer Avrupa ülkelerine özellikle ilk yıllarda gidenler orada çok ağır işlerde çalıştılar. Çoğunlukla gece uykularından fedakarlık yapıp çift vardiya yaptılar. Küçük yaşta çocuklarını evde yalnız bırakıp işe gitmek zorunda kaldılar. Kısacası ekmek parasını zor kazandılar. Kazandıkları bu ekmek parasından yani çocuklarının boğazından keserek ibadet edebilecekleri mekanları öncelikle kiralayarak daha sonra, satın alarak yavaş yavaş bugünkü koşullara geldiler. Mekanları satın alırken büyük borçların altına girdiler ve çoğu zaman evlerini ipotek ederek krediler alabildiler. Dernek üyeleri, mülk edinme sürecinde derneklerin inşaatından tutun da günlük temizliğine kadar bütün işlerini kendileri yaptılar. Bu mekanlarda hiç kuşkusuz Yol’u sürdürebilmek için çeşitli etkinlikler yaptılar, konuklar davet edip, onları çocuklarının odasında misafir ettiler. Avrupa’daki Alevi çocukları misafir gelince kendi odalarının onlara verileceğini bilir ve kendisine yatacak yer arar. Derneklerde toplandıkları zaman herkes evlerinde lokmasını hazırlayıp götürür ama herkes kendi götürdüğünü satın alarak yer ki derneğe gelir olsun. En güzel olan da bütün bu işleri yaparken aralarından en ufak bir hiyerarşinin gözetilmemesidir. Mesela bir dönem başkanlık yapan birisi, sonraki dönem sekreterlik, şoförlük ya da aklınıza gelen herhangi sıradan bir görevi üstlenebilir. Tam da inanca yakışır bir şekilde.

    “ALMANYA’DA YAPILAN AABF’NİN KAMU YARARI GÜDEN BİR KURUM OLARAK TANINMASIDIR”

    Demokratik bir ülke olarak Almanya’da inanç özgürlüğü temel insan hakkı olarak belirlenmiş ve Anayasa’nın dördüncü maddesi tarafından ayrıntılı olarak güvence altına alınmıştır. Almanya’da yapılan şey şimdiye kadar bir tür sivil toplum örgütü gibi çalışan ABF’nin, kamu yararı güden bir kurum olarak tanınmasıdır. Tamamen hukuki olan bu kararın, Aleviliğin tanımlanmasına yönelik değil kurumları yani ABF’yi tanımlayan, niteleyen bir hak olduğunu vurgulamak gerekir. Bir diğer ifadeyle devletin ve siyasi iktidarın müdahalelerinden tamamen bağımsızdır. Herhangi bir sivil toplum örgütünün kamu yararı taşıyan bir kurum olmasının nasıl Türkiye’de belli koşulları varsa, çok daha ağır koşulları Almanya’da da geçerlidir. Bu hakkın alınması uzun bir sürecin ve çok ciddi emeğin sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu süreçte geriye doğru on yıllık bütün faaliyetler, harcamalar, bütçe, didik didik incelenip raporlar yazılmış ve kamu tüzel kişiliği bu raporların sonucuna göre verilmiştir. Alevi toplumu, Alevi inancı ve Alevi örgütlenmesi bunu fazlasıyla hak etmişlerdir.

    “BAHÇELİ VE PERİNÇEK BU FURUMDAN RAHATSIZ OLDULAR”

    Türkiye’de iktidarın sahipleri özellikle de ortakları, Bahçeli ve Perinçek bu durumdan çok rahatsız oldular. Bu demektir ki Aleviler her zaman olduğu gibi yine doğru yoldalar. Devletin sahibi olduklarını düşünenler elbette mesele Aleviler ve Alevilik olunca oyunun kurallarını istedikleri gibi belirlemeye, istedikleri anda bozmaya, istedikleri zaman değiştirmeye o kadar alıştılar ki, bu konforlu alandan vazgeçmek kuşkusuz çok zor. Ama bu yöntemin yani bu yolun sonu geldi.

    “ASİMİLASYON HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR”

    Devlet, Alevilerle sadece katliamlarla ve asimilasyonla ilişki kurdu. Başka bir ilişki biçimini bilmiyor hatta bilmeye tenezzül bile etmiyor. Üstelik devletin Alevilerle kurduğu ilişkinin yöntemi hiçbir zaman değişmedi. Sık sık Alevilerin evleri işaretlenerek sizi istediğimiz zaman yine katlederiz yine yakarız tehdidi hep taze tutulmuştur. Asimilasyon deseniz hiç hız kesmeden devam ediyor. Dersim’de FETÖ’nün yerini onlarca tarikat doldurmak için yarışa girdi bile. Alevi çocuklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen, zorunlu Sünnilik derslerinde bitimsiz bir işkenceye tabi tutuluyorlar. Üstelik bu çocuklar lise ve üniversite giriş sınavlarında matematik kadar Sünnilik sorularını da yanıtlamak zorundalar, yoksa sınavda başarılı olmaları mümkün değil. Mesela ne kadar zeki ve çalışkan olurlarsa olsunlar mühendis ya da doktor olamazlar. Neden? Çünkü inanmadıkları, kendilerine ait olmayan Sünni inancını bilmedikleri için. Düşünseniz öylesine bir rahatlık ki bugünkü iktidar, adına Alevi açılımı dediği sözde açılama Maraş Katliamı’nın en önemli sorumlularından birisi olan Ökkeş Kenger (Şendiller)’i çağırma aymazlığını yapabiliyor.

    Ama artık Alevi toplumu ile istediğiniz gibi ilişki kurma(ma) dönemi bitiyor. Avrupa’da kamu okullarında Alevilik çoktan ders olarak okutulmaya başlandı. Üniversiteler Alevilik kürsüleri açmaya başladı. Dünyanın en iyi üniversitelerinde Alevilik doktora tezleri yazılıyor ve birer birer en iyi uluslararası yayınevleri tarafından basılıyor. Kısacası Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor, hem de sadece Anadolu’da değil hiç bilmediği yeni topraklarda da.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Dr. Poyraz, İBB İnanç Masası’nı yazdı: Bir ileri demokrasi uygulaması

    Prof. Dr. Poyraz, İBB İnanç Masası’nı yazdı: Bir ileri demokrasi uygulaması

    PİRHA – Prof. Dr. Bedriye Poyraz, ‘Bir İleri Demokrasi Uygulaması Olarak İBB İnanç Masası’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Poyraz yazısında, “İBB ve diğer muhalif yerel yönetimler, nefes aldırmayan siyasi otoritenin baskısına rağmen, her zaman örnek verdiğimiz kuzey Avrupa ülkeleri standartlarında hizmet vermeyi sürdürüyorlar” dedi. Poyraz, İBB’deki İnanç Masası’nda Alevi dedelerinin yer almasının Alevi örgütlerinin başarısı olduğunu kaydetti. 

    Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz PİRHA için ‘Bir İleri Demokrasi Uygulaması Olarak İBB İnanç Masası’ başlıklı yazı kaleme aldı.

    Geçen günlerde 90 yaşındaki babasının Hakk’a yürümesinin ardından yaşadıklarını anlatan Poyraz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki İnanç Masası’nın önemine dikkat çekti. Korona salgını nedeniyle uzakta olduklarını belirten Poyraz, babasının camiden kaldırılmasını istemediklerini ilgili mezarlığı arayıp belirttiklerinde kendisine, görevli Alevi dedeleri olduğunun söylendiğini, bunu ömründe hiç duymadığını anlattı.

    İBB’deki tüm inançların görevlendirilmiş temsilcilerinin olmasının çok demokratik olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Poyraz, “Alevi gençlerin şehitliğinin bile geçersiz sayıldığı şu günlerde burası İsveç olmalıydı diye düşündüm, rahatladım ve hafifledim. Yani babamın cenazesi İBB tarafından istihdam edilen Alevi inanç önderi tarafından kaldırılacak” dedi.

    “İstanbul’da bütün inançlara eşit hizmet sunulması ruhumuza iyi geldi” diyen Poyraz, “Alevi toplumunun özellikle cenaze işlerini inanca uygun bir şekilde yapılabilmesi için 40 Alevi dedesi/piri istihdam edildi. İstihdam edilecek kişiler de yine farklı yaklaşıma sahip Alevi örgütlerin önerileri doğrultusunda gerçekleştirilmiş. Bu yöntemin özellikle vurgulanması gerekiyor. Yani merkezi siyasi otoritenin uygun gördüğü kişiler değil tersine her bir inancın temsilcileri tarafından uygun görülen kişiler atanmış. Kuşkusuz bunu aynı zamanda Alevi örgütlenmesinin bir kazanımı olarak da görmek mümkün” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnanç Masası’nın uygulamalarına değinen Poyraz’ın yazısının tamamı şöyle:

    “HİÇBİR RESMİ KURUMDAN ALEVİ DEDELERİ SÖZÜNÜ DUYMAMIŞTIM”

    “Bütün Dünyayı evlerine kapatan bu koronalı günleri daha da kötüleştiren, insanı kimsesiz çaresiz kılan, böylesi bir zamanda babasını kaybetmesi olsa gerek. Babam doksanını geçmişti, bu kayıp sıralıydı. Ancak, Dersim toprağının havası, suyu, kültürü inancı ve tarihi ile mayalanmış, demlenmiş, yoğrulmuş yetmiş yaşına kadar orada yaşamış birisinin doğduğu topraktan uzak bir yerde defin edilmesi en büyük acımız, ama ondan daha da acı olan camiden kaldırılma ihtimali oldu. Babam gibi bütün ömrünü bu yolculuğa hazırlık olarak yaşamış, her günün her anın inanca uygun olup olmadığının hesabını yaparak, bilmeden boğazından haram bir lokma ya da bir bardak çayın geçme ihtimalinin korkusu ve hassasiyetiyle yaşamış birisi için ve geride kalan bizler için onulmaz yara olurdu. Babam Alevi/Kızılbaş inancını yaşayarak öğrenmiş içselleştirmiş, bugünden bakıldığında kavranması zor olan Batıniliği yaşam biçimi olarak pratik eden son kuşaktan birisiydi. Tam bu korkuyla İstanbul’daki ilgili mezarlığı aradım ve aman babamı camiye sokmayın diye derdimi anlatırken, oradaki görevli korkmayın burada dedeler var onlar ilgilenir demesine rağmen ben dede sözünü anlamadım bile. Öyle ya hiçbir resmi kurumdan burada görevli Alevi dedeleri sözünü ömrümde hiç duymamıştım.

    “MEZARLIKLARDA BÜTÜN İNANÇLARIN GÖREVLENDİRİLMİŞ TEMSİLCİLERİ VAR”

    Sonra işte tam da böyle bir çaresizlik içinde İBB inanç masasında çalışan arkadaşımı arayınca gerçeği öğrendim. Meğer artık mezarlıklarda bütün inançların görevlendirilmiş temsilcileri var, gelen cenazenin aidiyetine göre ilgili kişiler uygun şekilde tören yapıp defnediyor. Alevi gençlerin şehitliğinin bile geçersiz sayıldığı şu günlerde burası İsveç olmalıydı diye düşündüm, rahatladım ve hafifledim. Yani babamın cenazesi İBB tarafından istihdam edilen Alevi inanç önderi tarafından kaldırılacak. Üstelik bu inanç önderi Alevi toplumunun temsilcisi olan Alevi örgütlerinin teminatı ve referansı ile atanmıştı. Bir diğer ifade ile yıllardır Diyanet Başkanlığı tarafından gri pasaportla kaktırmaya çalıştığı dedeliği tartışmalı bir dede değildi.

    “SEÇİM SONUÇLARI BİRÇOK ANLAMDA MUCİZE GİBİ GELDİ”

    Büyük bir sevinçle tanıklık ettiğimiz son yerel seçimlere atıf yapılmadan, değinilmeden Türkiye demokrasi tarihi konuşulamayacak, tartışılamayacak diye düşünüyorum. Aslında yerel seçimlerin sonuçları birçok anlamda mucize gibi geldi. Bizler gibi zorunlu sürgüne hazırlanan birçok insan için, bu topraklar yeniden geleceğe dair umutlanabilir, yaşanabilir bir vatana dönüştü. Birçok kişinin bu toprakların demokrasiye uygun olmadığına ilişkin karamsarlık önermesi yerle bir olmuştu. Bu da paha biçilemez bir konfor.

    “İSTANBUL’DAKİ BÜTÜN İNANÇLARA EŞİT HİZMET SUNULMASI RUMUZA İYİ GELDİ”

    Siyasi iktidarın uzun yıllardan sonra ilk defa kaybettiği ve adına demokrasi koalisyonu diyebileceğimiz koalisyonun kazandığı belediyeler yaptıkları her şeyle, attıkları her adımla her gün giderek otoritelerse tek adam yönetimine tehdit olma konusunda el yükseltiyorlar. Ankara’da yaşayan birisi olarak, korona tehlikesi başlar başlamaz Mansur Yavaş’ın kâğıt toplayıcılarını hemen tespit edip onlara kâğıt toplamadan hayatlarını sürdürebilecek maddi olanaklar sağlaması ruhuma merhem gibi geldi. Bu onlarca güzel şeyden sadece birisi.

    Ama ruhumuza iyi gelen bir diğer hizmet İBB çatısı altında ve Türkiye tarihinde ilk defa inanç masası adıyla, bir masanın kurulması ve İstanbul’daki bütün inançlara eşit bir şekilde hizmet sunması.  Alevi toplumunun uğruna yıllardır mücadele ettiği, katliamlara uğradığı laik-demokratik kriterlere çok uygun bir yapılanma olduğunu vurgulamak gerekir. Beş kişilik ekipten oluşan bu masa, gelişmiş demokratik ülkelerin kamu hizmeti anlayışı ve aynı zamanda laik-demokratik kriterlere uygun standartlarda hizmet sunuyor. Doğrudan Başkan İmamoğlu’na bağlı olarak çalışan İnanç Masası Sünni, Hristiyan, Yahudi, Ermeni herkesin kolaylıkla ulaşabildiği derdini sorununu anlatabildiği olanaklar ölçüsünde çözümlerin üretildiği bir birim. Hem Alevilik hak talepleri açısından hem de kamu hizmeti kavramı açısından bakıldığında bu sessiz sedasız oluşan yapı nerden baksanız muhteşem bir uygulama ve hatta rüya gibi bir şey.

    “BUNU, ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KAZANIMI OLARAK GÖRMEK MÜMKÜN”

    Bu masada görevli olan Vedat Kara, Alevi toplumunun ve örgütlerinin çok iyi bildiği, tanıdığı, bütün ömrünü topluma ve Yol’a gönüllü hizmet etmek olan aynı zamanda bütün farklılıkların haklarına ve hassasiyetlerine karşı da duyarlı, ilgili ve bilgili bir kişi. Bununla birlikte, arkadaşım bu masada Alevilerin temsilcisi olarak değil Alevi toplumunun temsilcisi olan Alevi örgütleriyle Büyük Şehir Belediyesi karar mekanizmaları arasında sadece aracılık yapan alanının doğru bir uzman diyebiliriz. Diğer inançlar için de benzer uygulama var. Böylece Alevi toplumuna ya da Alevilikle ilgili herhangi bir ihtiyaç söz konusu olduğunda, farklı yaklaşımlara sahip Alevi örgütlerinin bir tür uzlaşısıyla hizmet gerçekleştiriliyor. Mesela Alevi toplumunun özellikle cenaze işlerini inanca uygun bir şekilde yapılabilmesi için 40 Alevi dedesi/piri istihdam edildi. İstihdam edilecek kişiler de yine farklı yaklaşıma sahip Alevi örgütlerin önerileri doğrultusunda gerçekleştirilmiş.  Bu yöntemin özellikle vurgulanması gerekiyor. Yani merkezi siyasi otoritenin uygun gördüğü kişiler değil tersine her bir inancın temsilcileri tarafından uygun görülen kişiler atanmış. Kuşkusuz bunu aynı zamanda Alevi örgütlenmesinin bir kazanımı olarak da görmek mümkün.

    “DEVLET, ALEVİLERE YÖNELİK OYALAMA TAKTİĞİNİ BENİMSEDİ”

    Alevi Örgütlerinin özverili hak talebi mücadelelerine karşın, Devlet Alevilere yönelik sadece oyalama taktiğini benimsedi. Öyle ki AB adaylık müzakere sürecinde Kürt Meselesi, Ermeni meselesi, Kıbrıs sorunu gibi tabu denebilecek konuların çözümüne ilişkin ciddi adımlar (sonuçlandırılmasa da) atılmasına rağmen Alevilik ile ilgili hemen hiçbir değişiklik yapılmadı. Bu dönemin politikasını Erdoğan’ın “Alevilik Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim” şeklinde dile getirdiği ve aslında Alevilikle hiçbir ilgisi olmayan klişe devletin Alevi politikasının temel düsturuydu. Bu düsturun bir tezahürü olan Alevi Açılımının da baştan sona fiyasko demek yanlış olmaz. Başlarken Maraş Katliamı’nın en önemli sorumlusu ve organizatörlerinden birisi olan Ökkeş Kenger (Şendiller)’in davet edilmesinden tutun da sonuç raporunda da açıkça yer alan Alevileri nasıl asimile edeceğiz, Sünni imamlarla mı yoksa Alevilerden devşirdiğimiz dedeler aracılığı ile mi yapacağız sorusuna yanıt aramaktan başka bir şey olmadığını açıkça görüldü. Tam da bu nedenle Alevi örgütleri masayı terk etti.

    “BROŞÜR, DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE REFERANS OLACAK NİTELİKTE”

    Tekrar İBB’nin hizmetlerine dönecek olursak 23 Nisan vesilesiyle çocuklara gönderilen broşür Türkiye Demokrasi mücadele tarihinde yerini alacağı gibi, çocuklara Cumhuriyet ve Demokrasinin ne demek olduğunu AB standartlarında hatta en gelişmiş demokratik ülkelerin kriterlerine uygun biçimde, insan hakları, eşit yurttaşlık kavramının ne demek olduğunu, kadın erkek eşitliğini üzerine kurulu adeta ortaöğretimde okutulmasını hayal ettiğim bir giriş kitabı niteliğinde. İnanıyorum ki bu broşür çok konuşulacak tartışılacaktır. Demokrasi mücadelesinin ve kavramının nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin referans kaynağı olacak nitelikte. Emeği geçen herkesi kutluyorum.

    “BASKIYA RAĞMEN ÖRNEK HİZMET VERMEYİ SÜRDÜRÜYORLAR”

    Bu broşürde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması gerektiği, inanç ve ifade özgürlüğü, farklı inançların eşit biçimde ibadet etme hakkı ve anlayışı üzerine kurulu tek kelime ile muhteşem bir görsel ve dil kullanılmış. Görselde, bir Sünni, bir Hristiyan, bir Alevi ve bir Yahudi inanç önderi inanılmaz bir sevimlilikle resmedilmiş. Bu görseli gören herhangi bir çocuğun bırakın kendinden farklı olana karşı bir ayrımcılık duygusuna kapılması tersine kendi inanç önderi ile diğerleri arasında bir fark olduğunu bile düşünmeyecektir. Doğrusu AKP’li trollerin varoluşuna ciddi bir tehdit olduğu kesin. Böyle bir anlayışın bizatihi onların varlığına meydan okuyacağı çok açık. Gelişmiş demokratik ülkelerde ilkokuldan başlanarak, çocuklara, farklılıklarla birlikte yaşama anlayışı uygun yöntemlerle anlatıldığı için demokrasi kültürleri gelişiyor, güçleniyor ve herkes en kıymetli mücevher gibi pamuklara sarıp sarmalayarak, koruyup kolluyor. İşte İBB ve diğer muhalif yerel yönetimler nefes aldırmayan siyasi otoritenin baskısına rağmen, her zaman örnek verdiğimiz kuzey Avrupa ülkeleri standartlarında hizmet vermeyi sürdürüyorlar. Zaten broşürü incelediğinizde burası İsveç mi yoksa rüya mı diye bile düşünebilirsiniz. Herkesin, hepimizin sahip çıkması destek vermesi boynumuzun borcu.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • ‘Alevi kurumlarındaki yapı kadınları çok dışlıyor’-VİDEO

    ‘Alevi kurumlarındaki yapı kadınları çok dışlıyor’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı Prof. Dr. Bedriye Poyraz yanıtladı. Poyraz, Alevi inancında kadın ve erkeğin inanç olarak eşit ancak bu eşitliğin topluma yansımadığını söyledi. 

    Haberin videosu

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınlar neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.

    Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz yanıtladı.

    “ALEVİ İNANCINDAKİ KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ TOPLUMA YANSIMIYOR”

    PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi?

    BEDRİYE POYRAZ: Kadınların ezildiğini, haksızlıklara maruz kaldıklarını söyleyebiliriz ama Alevilik inancı nedeniyle bir tür yanılsama var sanki. Alevi toplumunda kadın erkek eşitmiş gibi bir yanılsama bu. Aslında öyle bir şeyin hiçbir zaman olmadığını söyleyebiliriz. Alevi toplumunda da kadın-erkek hiçbir zaman eşit olmadı. Çünkü Aleviler de bu toplumda yaşıyorlar. Başka bir yerde değil. Uzayda ya da herhangi izole bir adada yaşamıyorlar. Dolayısıyla bütün dünyada tarihsel olarak önemli ölçüde kadın erkek hiçbir zaman eşit değil. Sadece gelişmiş demokratik ülkelerde bununla ilgili mücadele verildiği, çeşitli politikalar uygulandığı için kararlar alındı. Kadının durumunun daha düzeldiğini söyleyebiliriz ama geleneksel olarak kadın erkek hiçbir zaman eşit değil. Alevi inancında kadın erkek elbette inanç olarak eşit. İnançta eşit olması önemli ve anlamlı bir şey. İnançtaki eşitliğin toplumla çok ilişkili olduğunu, topluma yansıdığını ya da toplumda var olduğunu söylemek doğru olmaz elbette. Alevi toplumu, kadın erkek eşitliği konusunda kendilerini Sünni toplumla karşılaştırıyorlar ve diyorlar ki ‘bizde kadın erkek eşit’. Klişeleşmiş bir laf bu. Hiç sorgulanıp tartışılmıyor. Bunun bir takım temeli de var aslında. Mesela Aleviler kız çocuklarını eğer olanak ve imkanları varsa okutuyorlar. Ama imkanlar sınırlıysa geleneksel olarak özellikle köylerde erkekleri eğitime gönderiyorlar. Ama şunun altını çizmek istiyorum; geleneksel olarak Alevi toplumu kadın-erkek eşitliğini iddia etmiyor. Böyle bir şeye ihtiyaç da duymuyordu. Yani bilirsiniz ki annelerimiz, babaannelerimiz zamanında kırsal kesimlerde kimse ‘kadın erkek eşittir’ diye bir şeyi sorgulamazdı. Ne zaman ki Aleviler kentlere gelip yerleşti işte o zaman Sünni toplumla farklı bir şekilde yüzleşti. O zaman Aleviler hem ayakta kalmaya, hayata tutunmaya çalıştı hem de kadının kadın olarak mücadele etmesinin önünü kesti, engelledi. Dolayısı ile kadınlar, ‘Biz zaten eşitiz’ deyip mücadele etmediler. Aslında buna benzer durum Cumhuriyet tarihi için de söylenebilir. ‘Atatürk kadın haklarını verdi’ denir. Doğrudur. Tabii ki verdi ama bu durum Türkiye’de kadın hareketinin geç mücadele etmesine de neden oldu. Aynı zamanda Alevi toplumunda da kadın hareketi gerçekten hala yeterince güçlü değil.

    “ALEVİ KADINLARIN EŞİTLİK MÜCADELESİ VERMESİ GEREKİYOR”

    Alevilik hakikaten feminizm, eşitlik ile çok barışık ve birlikte yürüyebilecek bir anlayış. Kadının cinsiyetten öte ‘can’ olarak değerlendirilmesi feminizm için de çok uygun bir yaklaşımdır. Ama bunun için politik bir mücadele şart. Alevi toplumundaki kadınların kadın olarak eşitlik mücadelesi vermesi gerekiyor. Ve birtakım haklara da sahip olması gerekiyor. Alevi toplumunun özellikle karar mekanizmalarında; yani Alevi örgütlerini kastediyorum… Bunun farkına varmaları gerekir. Bunu söylüyorlar ama klişe laflarla. Fakat bunun gereğinin henüz çok yerine getirildiğini söyleyemeyiz.”

    “BİR KAÇ ANANIN OLMASI KADINLA ERKEĞİN EŞİT OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ”

    Ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi? Geçmişte örneğin analar da görünürdü. Alevilerin her konuşmasında “Bizde kadın erkek eşittir” denir. Geçekten eşit midir?

    BEDRİYE POYRAZ: Böyle bir şey yok. Zaten hiçbir zaman da sahnede değillerdi. Birkaç ana olabilir ama bu toplumda kadının ve erkeğin eşit olduğu anlamına gelmiyor. Hani ‘bir zamanlar tanrıçalar vardı’ deniliyor, tek tek tanrıçalar olmakla birlikte ama toplumda kuralları düzenleyenler iktidar sahibi olanlar, yani erkekler. Dolayısıyla tek tek birkaç tane ananın olması Alevi toplumunda kadın ve erkeğin eşit olduğu anlamına gelmiyor. Ya da şöyle bir şey söyleyebilirim; geçmişte Dersim’de kadınlar analık yapıyordur ama yine de kadın olarak birçok manada eziliyordur. Bu çok mümkün. Bunu farazi olarak söylüyorum. Dolayısıyla böyle bir şey yok. Geleneksel hiçbir toplumda da böyle bir şey yok. Toplumsal cinsiyet eşitliği modern bir kavram. Yani daha önce var olan bir şey yok ki. Avrupa’ya baktığınızda birçok yerde kadınlar ‘cadı’ denilerek yakılıyordu. Dolayısıyla orada yok da Alevi toplumunda neden olsun ki? Alevi toplumu uzaydan gelmiyor ki. Kadın erkek eşitliği bir yanılsama. Biz aslında daha önceden eşittik ama şimdi eşit değiliz. Analığımız elimizden alındı. Statümüz elimizden alındığı gibi ‘eski haklarımızı istiyoruz’ gibi bir varsayımdan hareket ediliyor. Bu doğru bir şey değil. Önceden kadın erkeğin eşit olmaması şimdi eşit olmayacağı anlamına gelmez. Hayat, koşullar değişti ve başka türlü kavramlar ile türlü türlü gelişmeler oldu. Şimdi artık kadın erkek eşitliği mücadelesi farklı boyut ve anlamlarla veriliyor. Dolayısıyla şimdi bir eşitlik mücadelesi verip bunu kavramamız gerekiyor. Mesela siyahiler uzun yıllar boyunca köle olarak birçok ülkede baskı altında kaldı. Biz bugün o kölelik durumlarının sürdürülmesini mi iddia edeceğiz? Bu mümkün değil. Dolayısıyla eşitlik meselesini bir kökenle açıklamak doğru değil. Ama şu anda dünyanın, insan haklarının, eşitlik anlayışının geldiği yer bu.

    “KADINLAR KURUMLARDA HEM VAR HEM YOK”

    Peki Alevi kurum ve örgütlerinde kadının yer alması neden önemli?

    BEDRİYE POYRAZ: Alevi örgütleri hem Türkiye’de hem de Avrupa’da çok önemli işler yaptılar. Saygı duyuyorum ve çok önemsiyorum. Ama geldiğimiz yerde Alevi örgütlerinin gerçekten birçok anlamda birçok yanlışları var. Çok eleştirilmesi gereken yönleri var. Bu haliyle kadınların Alevi örgütlerinde yer alıp alamayacağından çok emin değilim. Çünkü yapı gerçekten kadınları çok dışlıyor. Birçok anlamda Alevi örgütlerinin kendilerini yeniden yapılandırması ve daha eşitlikçi bir yapı oluşturması gerekiyor. Bir kere Alevi örgütleri ve karar mekanizmasındakiler özellikle kadınlarla ilgili çok klişe laflar kullanıyor. En sık kullanılan klişe laf ‘İlimden gidilmeyen yol karanlıktır’ denir. Ama akademi ile hiç ilişkileri yoktur. Kadın-erkek eşitliğini akademi anlatıyor ama onu hiç ciddiye almıyorlar. Alevi örgütleri ne yazık ki Alevi toplumunun sahip olduğu birikimi kendisine çekmeyi beceremedi. Yani Alevi örgütleri ne yazık ki Alevi toplumunun sahip olduğu entellektüel akademik birikimden yararlanamıyor. Dolayısıyla örgütler, kendilerini günün koşullarına göre yeniden yapılandıramıyor. İhtiyaçlara yanıt veremiyor. Kadınlar örgütlerde hem var, hem de yok. Sorsanız kadınlar var ama işte mutfakta çay yapıyorlar. Mesela aşure fotoğrafları sosyal medyada çokça döndü. Aşure yapanların hepsi kadın. Haksızlık etmeyelim, önemli bir şey olduğu için aslında aşureyi erkekler de yaparlar. Örneğin benim babam aşure yapardı ama temel olarak işin hamallığını, mutfak kısmını yapanlar kadınlardır. Yapabilirler, bu konuda çok katı değilim ama karar mekanizmasında da kadınlar yer almalılar. Örgüt yönetiminde mutlaka yer almaları gerekir. Mutlaka daha farklı bir sistem oluşturmak gerekiyor.

    “BİR GRUP ERKEK ÖRGÜTLERİ ELE GEÇİRMİŞ DURUMDA”

    Gerçekten ‘içim yanıyor’ desem haksızlık olur mu bilmem ama biz sürekli siyasi iktidarı eleştiriyoruz. Neden? Tekçi bir yapı olduğu için. Ama üç aşağı beş yukarı Alevi örgütlerinde de hep aynı adamlar var. Kendimi bildiğimden beri Alevi örgütlerine yeni bir isim gelmedi. Hepsi tekrar tekrar hep karar mekanizmasında olmak istiyor. Kimse o konumdan vazgeçmek istemiyor. O konuma gelmek için gerekli her türlü politikayı yapıp durumlarını sürdürüyorlar. Çünkü bir grup erkek o örgütleri ele geçirmiş durumda. Konumlarından neden vazgeçmediklerini de tartışmak gerekir. Alevi örgütlerinde herhangi bir ekonomik durum da söz konusu değil. Siyasi iktidar da Alevi toplumunu çok yoksullaştırdı ama yine de bundan vazgeçmiyorlar. Yani birtakım yönetmeliğin değiştirilmesi gerekiyor.”

    “EŞ BAŞKANLIK YERİNE DÖNEM BAŞKANLIĞI OLABİLİR”

    Alevi kadınların özgün bir örgütlenme modelini yaratarak mücadele etmesi gerektiğine ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz? Kurum ve örgütlerde eş başkanlık tartışmaları var bu konularda neler söyleyeceksiniz?

    BEDRİYE POYRAZ: Kesinlikle eş başkanlık meselesini önermiyorum. Altını çiziyorum; eş başkanlık sistemi Alevi toplumlarında asla ve asla tutmaz. İddia ediyorum ki mümkün değil. Eş başkanlık olacağına hiç olmasın daha iyi. Çünkü yine götürürler eş başkan dedikleri kadını sekreter olarak devam ettirirler. Onun yerine ‘fermuar sistemi’ olabilir. Yani bir dönem kadın başkan olur bir dönem erkek olur. Ancak o şekilde çözüm olabilir. Bunu yapmak zorundalar. Mesela Avrupa Alevi Federasyonu ya da Almanya Alevi Federasyonu ile görüşüyorum. ‘Artık gelecek başkan bir kadın olsun’ diye arzu ediyorum. Ama kimse kendi konumundan vazgeçmiyor. Kadınlar da bu sert mücadele içerisine girmek istemiyor. Başkanlık yapabilecek donanıma sahip tek tek kadınlar biliyorum.

    “ÖRGÜTLERDE ÇOK ÇALIŞAN EMEKTAR KADINLAR VAR”

    Elbette kadınlar örgütlü değiller ama çok emek veren kadınlar var. Kadınların örgütlü olmadığı doğru bir şey değil. Bu aslında bir mazeret. Yine sorumluluğu ve suçu kadına yüklemeye çabalıyorlar. Bu toplumda genel olarak var olan durum. Mesela Avrupa’da Berlin’de bir ana ile tanıştım. Oradaki binayı almak için kendi evini ipotek etmiş. O kadını bir karar mekanizmasına getiriyorlar mı? Hayır getirmiyorlar. Birçok yerde çokça çalışan emektar kadınlar var. Her şeyi çok güzel yapıyorlar ama erkeklerin politika yapma biçimi çok sert ve kadınların bunlarla mücadele etmeleri gerçekten mümkün değil. Dolayısıyla kadınları onlarla yarışmak zorunda bırakmamak gerekiyor. Bir örgütte yapılması gereken ne varsa kadınlara verin. Bakın nasıl güzel yapıyorlar. Çok daha iyi yapacaklardır iddia ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO

  • 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor-VİDEO

    1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. İlk oturumda söz alan Demokratik Alevi Dernekleri DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş, Alevi yolunun ışığının kadınlar olduğunu ve bu yolun ışığının sönmeyeceğini vurguladı. Akademisyen Bedriye Poyraz ise Alevi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğuna ancak toplumsal yaşamda bunun karşılık bulmadığına dikkat çekti. 

    Çerağ uyandırma ve “Kadının Türküsü” adlı belgesel gösterimiyle başlayan 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. Panelin birinci oturumunda, “Alevi Ontolojisi ve kadın”, “Tarihsel süreçte Alevi kadınının konumu” başlıklı sunular yapıldı.

    Moderatörlüğünü Mersin Cemevi Üyesi Şilan Sürmeli yaptığı oturumda Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz panelist olarak katıldı.

    MÜRŞİDİ KAMİL OLMA YOLCULUĞU

    İlk sözü alan DAD Eş Başkanı Selda Güneş, canlardan rızalık alarak konuşmasına başladı. Kentlere göçlerle birlikte Alevilerin de birçok yere göç verdiklerini ve kendi coğrafyaları dışında Aleviliklerini yaşamalarının zorlaştığını ifade eden Güneş, kentte öğrendikleri ile Aleviliği yaşamaya çalıştıklarını belirtti. Kentlerde öğrenilen birçok şeyin Alevi inancı için gerekli olmadığını vurgulayan Güneş, “Çünkü bu yol tüm sıfatlardan tüm öğrendiklerimizden sıyrılarak var olabileceğimiz yerin adıdır. Bu mürşidi kamil olma yolculuğunun adıdır.” dedi. 4 kapı 40 makam ile yola girildiğine işaret eden Güneş, ilk kapı olan şeriat kapısında en temel hak yasalarının yer aldığını, bu kapının insanın kendini bilme hali olduğunu kaydetti.

    “UNUTULMAMASI GEREKEN ŞEY RIZALIKSIZ LOKMA YEMEMEK”

    İkinci kapı olan tarikat kapısında ikrar verilerek musahip olunduğunu belirten Güneş, musahipliğin yani yolda kardeş olmanın iki farklı rahimde döl almış insanın insan olma yolculuğunda birbirine bir nazarda sağlanması için gerçekleşen bir hal olduğunu vurguladı. İnsanın verdiği ikrarla birlikte yolun parçası olduğunu buna da musahiplik cemi dendiğini dile getiren Güneş, “Yarin yanağından gayri her şeyini paylaşmakla mükellef olduğu bir canı vardır onun. Herhangi kötü bir şey yapacağı zaman sadece kendisinin mesul olmayacağını bilir. Çünkü musahibi de suçlu bulunur.” dedi. Tarikat kapısında öğrenilecek temel şeyler olduğunu belirten Güneş, her bir kapıda unutulmaması gereken şeyin rızalıksız lokma yememek olduğunu kaydetti.

    BU YOLDA ÖTEKİ YOK

    “İnsan sadece madde değildir. Her maddenin sesi vardır. Dolayısıyla hakkın da sesi vardır ve telli Kuran hakkın sesidir.” diyen Güneş,  kadınların Alevi yolunun ışığı olduğunu ve bu yolda ötekisi olmadığını, yolun hiçbir ırkın sentezi olmadığını hak ile hak olmaya aday cümle canın rızalığı ile gireceği bir yol olduğunu ifade etti.

    Hakikat kapısının yaratılıştan getirilen haklara saygı gösterme, çarkı pervazda çark olma, bir olma hali olduğunu belirten Güneş, hakkın yarattığı varlık deryasında hiçbir damlanın diğerinden daha üstün, daha yetkin olmadığını söyledi.

    “ALEVİ KURUMLARI ALEVİLERİ TEMSİL ETMİYOR”

    Güneş’in arkasından söz alan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Bedriye Poyraz toplumsal süreçte Alevi kadının konumu konusunda konuşma yaptı. Alevi örgütlerinin şu anda Alevileri temsil etmediğini vurgulayan Poyraz, “Alevi örgütleri dökülüyor. Kurumlar milletvekili olabilme basamağı olarak kullanılıyor. En iyi olması gereken dönemde bile çok kötüler. O nedenle Alevi kadın örgütlenmesi çok kıymetli. Çok ihtiyaç duyulacağı bir zaman” dedi.

    “BİZDE KADIN ERKEK EŞİTTİR SÖYLEMİ KENTLERE GÖÇLE BAŞLADI”

    Alevi toplumunda “Bizde kadın erkek eşittir” söyleminin kentlere göçle birlikte başladığına dikkat çeken Poyraz, toplumsal hayatta hiçbir zaman kadınla erkeğin eşit olmadığını, kadınların mücadele ederek haklarını elde etmeye çalıştıklarını belirtti. Alevi kadın hareketinin hareket olabilmesi için öncelikle eşit olmadıklarını öğrenmeleri gerektiğini kaydetti.

    “ERKEK EGEMEN İDEOLOJİ KADININ YAPTIĞI İŞLERİ DEĞERSİZLEŞTİRİYOR”

    Erkek egemen ideolojinin kapitalist ideolojiyle kardeş ideolojiler olduğuna vurgu yapan Poyraz, şunları ifade etti: “Kapitalist ideoloji ezilen yaratarak egemenliği devam ettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla kadınlar ve erkekler olarak birlikte mücadele ederek bunun üstesinden gelmemiz lazım. Erkek egemen ideoloji kadının yaptığı işleri değersizleştiriyor, erkeğin yaptığı işleri de değerli kılıyor. Örneğin bir tabak mantı kadının saatlerini alıyor, ama bir musluk tamiri o mantıyı yapma süresinin kat be kat altında. Ama musluk tamirine verilen para bir tabak mantıya verilen paradan kat kat fazla. Neden kadının yaptığı işi değersizleştiriyorlar çünkü.”

    “KENDİLERİNİ UNUTTURMAK İÇİN ÖNCE ALEVİLİKLERİNİ UNUTTULAR”

    Alevilerin kentlere göç ettikten sonra bir sürü zorlukla karşılaştığını, inancından dolayı aşağılandığını ve bu nedenlerle kendini unutturmak için önce Aleviliğini unutmaya çalışmakla işe başladığını söyleyen Poyraz, “Biz unutursak onlar da unuturlar gibi düşündüler. Ama baktılar ki onlar unutmuyor tekrar Alevi olmayı öğrenmeye çalıştılar” dedi.

    Alevi inancında kadınla erkeğin eşit olduğunu ancak toplumsal yaşamda bunun böyle olmadığını kaydeden Poyraz, inançtaki kadın erkek eşitliğinin toplumda da varmış gibi gösterilmesinden dolayı Alevi kadınların mücadele etme ihtiyacı bile hissetmediğini vurguladı.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Alevi toplumunda kadın erkekle gerçekten eşit midir?’

    ‘Alevi toplumunda kadın erkekle gerçekten eşit midir?’

    Berlin Alevi Toplumu-Cemevi, “Alevilerde Kadının Yeri” konulu panel düzenledi. Panelde konuşan Prof. Bedriye Poyraz “Belki Sünni devlet anlayışının aşağılamalarına karşı bir zorunluluk olarak ‘Alevilerde kadın erkek eşittir’ denildi. Kadın gerçekten eşit midir?” sorularını sorarak “Ekonomik alandaki eşitsizlik Alevi toplumundaki en belirgin eşitsizliktir. Miras ve eğitimde kadının durumu ortadadır” dedi.

    Moderatörlüğünü Berlin Alevi Toplumu-Cemevi Genel Sekreteri Devrim Deniz Taner’in yaptığı panele; Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Bedriye Poyraz ve Barış Akademisyeni Yrd. Doç. Dr. Nil Mutluer konuşmacı olarak katıldı.

    Kitlesel bir katılımın olduğu panelde ilk sunumu Prof. Bedriye Poyraz yaptı. Kadın konusunda Aleviliğe biraz içeriden, görmediklerimizi görerek başlamak gerektiğini belirten Poyraz; Alevilerde “kadın, erkek eşittir” denildiğini fakat stratejisinin geliştirilmediğini ifade etti. Poyraz sunumunda devamla şunları söyledi: “Alevilik inancıyla toplumsal hayatı biribirinden ayırmak lazım. Sünnilikle karşılaştırıyoruz ve bu ciddi sorgulamamızı engelliyor. Belki Sünni devlet anlayışının aşağılamalarına karşı bir zorunluluk olarak ‘Alevilerde kadın erkek eşittir’ denildi. Alevilerin kendileri biliyor ya da bilmesi gerekir. Kadın gerçekten eşit midir? Ekonomik alandaki eşitsizlik Alevi toplumundaki en belirgin eşitsizliktir. Miras ve eğitimde kadının durumu ortadadır.”

    KARAR MEKANİZMASINA DAHİL OLMALI

    Alevi toplumunda şiddetin olmadığını iddia etmenin de doğru olmadığını ifade eden Poyraz; Alevi örgütlerinin bunun farkına varmalarının işin önemli kısmı olduğunu belirtti. Poyraz şöyle dedi: “Alevilerde kadın ve erkeğin birlikte ibadet etmeleri, Can olmaları önemli bir pratiktir. Oradaki gerçekliği toplumsal alanda da yaşama geçirmek gerekiyor. İnanç bunu destekliyorsa toplumsal yaşamda karar mekanizmalarına kadını dahil ederek işe başlamak gerekiyor.”

    EŞİTSİZLİK SİSTEM SORUNUDUR

    Kapitalist sistemin feminizmi erkek düşmanlığına indirgediğini, bunun bir tuzak olduğuna dikkat çeken Prof. Bedriye Poyraz konuşmasını şöyle tamamladı: “Kadın eşitsizliği ideolojiktir ve sistem sorunudur. Kadın konusunda en büyük ilerlemeyi Kürt hareketi yaşadı. 2000’li yıllarda kadın hareketi daha hissedilir düzeye geldi. Kadınlar toplumsal, siyasal alanda yer almada ısrarcı olmalıdır. Aleviliğe yakışır bir şekilde birleşerek ve dayanışmayı yükselterek kadının eşitlik mücadelesine katılmak önemlidir.”

    CİNSİYET KOTASI VE EŞ BAŞKANLIK ŞART

    Nil Mutluer ise sunumunda sadece Atatürk döneminde değil; Osmanlı’da da ciddi kadın hareketleri olduğunu ifade etti. Mutluer, “Tek parti Atatürk’ten kalan bir dönemdi. Kadınların kurduğu parti Atatürk tarafından kapatıldı. Cumhuriyet Alevilere hiçbir şey vermedi, hep kandırdı. Tek tip ulus devlet, doğası gereği tüm toplumsal katmanların, kadınların üzerinde baskı aracıdır. Alevilerde okuma yazma oranının fazla olması, eğitimde eşitlik anlayışından ziyade asimilasyon kaynaklıdır.”

    İlgiyle izlenen panel, yoğun geçen soru-cevap bölümüyle devam etti. Söz alan katılımcılar; Alevi örgütlerinin yüzde 50 kadın kotası ve eşbaşkanlık için tüzük değişikliği yapmasını istedi.


    50

  • Delil Eğitim Akademisi’nin açılışı yapıldı-VİDEO

    Delil Eğitim Akademisi’nin açılışı yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Delil Eğitim Akademisi’nin açılış etkinliğinde konuşan Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Öz eleştirilerden en önemlisi de kadın erkek eşitliği. Öncelikle Alevi toplumunun inancı ve toplumsal hayatının birbirinden ayrılması gerekiyor. Bu ayrımı yaptıktan sonra Alevi toplumunda arzu ettiğimiz gibi kadın ve erkeğin eşit olmadığını görebiliriz” dedi. 

    Almanya Aleviler Birliği Federasyonu (AABF) tarafından bir süredir hazırlıkları sürdürülen Delil Eğitim Akademisi’nin açılışı Diesburg-Essen Üniversitesi’nde yapılan bir etkinlikle gerçekleşti.

    Açılışa aralarında AABF İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan, Şenay Malkoç Ana, KRV Eyalet Başbakanı Armin Laschet, KRV Eyalet Eğitim Bakanlığı, Susanne Blasberg-Bense , Duisburg-Essen Üniversitesi Protestan Teolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aaron Schart , Ankara Üniversitesiİletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz , AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat’ın da bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.

    Sunumu Ayla Genç tarafından yapılan açılış etkinliği  Cafer Kaplan ve Şenay Malkoç Ana’nın delil uyandırmasıyla başladı. Ardından KRV Eyalet Başbakanı Armin Laschet, KRV Eyalet Eğitim Bakanlığı, Susanne Blasberg-Bense, AABF Genel Başkan Yardımcısı Aziz Aslandemir birer açılış konuşması gerçekleştirdi.

    Malik Çakırr ise bir deyiş seslendirdi.

    Deyişin ardından panel bölümüne geçildi.

    “ALEVİLER KENDİLERİNE ELEŞTİRİSEL OLARAK BAKABİLMELİLER”

    Panel bölümünde Duisburg-Essen Üniversitesi Protestan Teolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aaron Schart Alevilik ve İslam arasındaki farklara değindi. Sachart bu konuyla ilgili tezlerini aktardı.

    Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz Alevilikte kadının yerini anlattı. “Aleviler tarihlerleri boyunca ezilip ayrımcılığa uğradığı için sürekli kendisinin aslında aşağılandığı gibi kötü insanlar olmadığı, Alevilerin kötü olmadığını anlatmaya çalışan bir söylem geliştirdiler“ diyen Poyraz, Alevilerin kendilerine eleştirisel olarak bakabilmelerinin de zamanının geldiğini söyledi.

    “ALEVİLİKTE KADIN ERKEK EŞİT SÖYLEMİ NE YAZIKKİ BİR MİT”

    Poyraz Alevi inancında ve toplumunda kadın erkek eşitliğini şöyle açıkladı:

    “Öz eleştirilerden en önemlisi de kadın erkek eşitliği. Öncelikle Alevi toplumunun inancı ve toplumsal hayatının birbirinden ayrılması gerekiyor. Bu ayrımı yaptıktan sonra Alevi toplumunda arzu ettiğimiz gibi kadın ve erkeğin eşit olmadığını görebiliriz. “Alevilikte kadın erkek eşittir“ ne yazıkki bir mitten ibaret. İnanç gerçekten çok eşitlikçi bir inanç.

    Eşitlik meselesi Alevi Kadın Hareketi’nin maalesefki önünü kapatmıştır. Çünkü herhangi bir eleştiri olduğu zaman bizde kadın erkek eşit dendiği için bu eşitsizlik durumu sorgulanmamıştır.

    “KÜRT HAREKETİ KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNDE ÖNEMLİ BİR YOL KATETTİ”

    Görebildiğim kadarı ile Kürt Hareketi’nde böyle bir durum yok. Burada samimi bir mücadele ile kadın erkek eşitliğinde önemli bir yol katetti Kürt hareketi. Türkiye’de kadın mücadelesi maalesef batıya nazaran geç gelişti. Atatürk tarafından tepeden getirilen kadın hakları kadın mücalesini geriletti.“

    Feminizm ve Alevilik ilişkisini de aktaran Poyraz, “Kapitalist ideoloji feminizmi erkek düşmanlığına indirgenmiş. Feminizm sadece kadın erkek eşitliğini savunuyor. Bunun 200 yıllık bir geçmişi var. Feminizmi düşünürken Kızılbaşlığa yüklenen negatif anlamlar gelsin aklınıza. Böylece bu alana haksızlık etmemiş oluruz“ diye konuştu.

    “BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA EKSİK KALDIK”

    Poyraz’ın ardından AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat  Aleviliğin Akademik ve Kamusal Alandaki Önemine değindi.

    Mat, “AABK bilim dünyasında atılması gereken adımların eksikliğini hep yaşadı. Oysa AABK kurulduğundan bu yana tüzüğünde hep vardı. Fakat kurumların eksikliği bir türlü giderilemedi. İşte bugün kısıtlı şartlara rağmen bu eksikliği gidermenin mutluğunu yaşıyoruz. Özellikle Alevilerde hak ettiği yeri alması, bilim dünyasında varlığını sürdürebilmesi önemlidir. Çünkü Aleviler tarihleri boyunca haksızlıklara uğradılar” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından panelistler katılımcıların sorularını yanıtladı.

    Elif SONZAMANCI/ESSEN

     

     

  • ‘Alevilik sembollerin sırlarını çözmektir’-VİDEO

    ‘Alevilik sembollerin sırlarını çözmektir’-VİDEO

    PİRHA – 8. Hızırşah etkinlikleri kapsamında ‘Alevilikte semboller, söylemler ve simgeler’ konulu panel düzenlendi. Etkinlikte Alevilikte yer alan simge ve sembollerin yöreden yöreye değiştiği, Aleviliğin sembollerin sırlarını çözmek olduğu, dolayısıyla Aleviliğin sır olduğu, günümüzde kentlerde yaşayıp da Aleviliğin içinde doğmayanların Aleviliği sonradan öğrenmesinin çok zor olduğu vurgulandı.

    Haberin Videosu

    Muğla’nın Datça ilçesinde yapılan Hızırşah etkinliklerinin bu yıl 8’incisi düzenlendi. Etkinlik kapsamında Datça’nın ilk ve tek cemevi olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi Cemevi’nin açılışı geçtiğimiz gün gerçekleştirilmişti. Cemevi açılışının ardından ‘Alevilikte semboller, söylemler ve simgeler’ konulu panel düzenlendi.

    “ALEVİLER YETİM BİR TOPLULUK”

    Moderatörlüğünü HBVAKV Çekmeköy Şube Başkanı Muzaffer Akkol’un yaptığı panelde ilk olarak Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Yaman söz aldı.

    Ali Yaman Alevilerin devletten eşit muamele görme noktasında ‘yetim bir topluluk’ olarak kaldığını söyledi. Koşulların çok zor olduğu eskilerde bile insanların yolu yürüttüklerini belirten Yaman, şimdinin koşullarının eskiye nazaran daha iyi olduğunu, ancak yolun yürütülemediğini vurguladı. Her bir inancın kendi kurum, kural, simge, sembol gibi detayları olduğunu ifade eden Yaman, “Bütün inançlarda bunlar o inancı belirleyen farklardır. Aleviler ‘Allah Allah’ diyor, sünni anlamıyor, Hıristiyan anlamıyor. Bir de Türkçedeki allah allah var. ‘Ya öyle mi falan.’ Ama bizim Allah Allah o allah allah değil. Bunu anlamak çok zor. Dolayısıyla bu tür toplulukların iç anlamlarını çözmek, onları anlamak, ne yaptıklarını kavramak onun sembollerine, simgelerine hakim olmaktan geçer. Biz Aleviler olarak bile bazen bunları anlamayabiliyoruz” dedi.

    “SÖYLEMLER VE SİMGELER YÖREDEN YÖREYE FARKLILIK GÖSTERİYOR”

    Söylem ve simgelerin yöreden yöreye bile anlam olarak farklılık gösterdiğini belirten Yaman, simgelerin ve söylemlerin detaylı olarak incelenmesi gerektiğinin altını çizdi. Semahtan örnek veren Yaman şunları söyledi:

    “Semah on iki hizmetin, ibadetin içinde bir parçadır. Eskiden semahın zamanı geldiğinde miraçlama söylenirken hemen insanlar kalkıyordu semaha duruyordu. Fakat şimdi insanlara eğitim veriyorlar. Şu, şu demek, bu, bu demek gibi bir takım anlamlar geliştiriyorlar ve onu öğretiyorlar.”

    Alevilerin geldikleri yeri küçümsememeleri gerektiğini söyleyen Yaman, Alevi toplumun teknolojik düzeyi, yapısı itibariyle 40, 50 yılda aldığı mesafeden daha hızlı mesafe kat edemeyeceğini belirtti. Herkesin kendi yöresine göre Aleviliği anlamaya çalıştığını ifade eden Yaman, “Halbuki Alevilik çok büyük bir coğrafyayı etkilemiş, Ali odaklı anlayış oralara da gitmiş.” dedi.

    “ALEVİLİK SEMBOLLERİN SIRLARINI ÇÖZMEKTİR”

    Ali Yaman’ın ardından söz alan Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz da, Alevilikte sembol meselesinin çok önemli olduğunu “Alevilik nedir? diye bir soru sorulduğu zaman ‘Alevilik sembollerdir, Alevilik sembollerin sırlarını çözmektir’ diyebiliriz. Alevilik sırdır, Alevilik sırra ermektir. Bu sırrı ancak sembollerle anlayabiliriz, anlama çabası içine girebiliriz” sözleriyle anlatmaya çalıştı.

    “ALEVİLİĞİN SEMBOLLERİ VE SIRLARI GİBİ KÜRSÜLER OLUŞTURULMALI”

    Alevilikte semboller konusuyla ilgili aslında akademide konferanslar düzenlenmesi gerektiğini söyleyen Poyraz, Alevilikle ilgili çalışmalar olursa Aleviliğin sembolleri ve sırları gibi kürsülerin oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

    “ALEVİLİĞİ İÇİNDE ÖĞRENİYORDUK”

    Aleviler önceden Aleviliğin içinde doğup büyüdükleri için Aleviliği ana dilleri gibi bildiklerini, sonradan Aleviliği öğrenmek gibi bir çaba içerisine girmeye gerek kalmadığını belirten Poyraz, “Biz bir çocuk olarak ‘Teberik ne demektir?’ diye sormazdık. Ama şimdi bir cana söylesem ‘O ne?’ diye şaşırır. Dolayısıyla biz Aleviliği içinde öğreniyorduk” dedi.

    “KENTLERDE HERKES ALEVİLİĞİNİ BİR KENARDA BIRAKMAK ZORUNDA KALDI”

    Kentlere göç ettikten sonra Alevi yolunun sürdürülmesinde sıkıntılar olduğunu dile getiren Poyraz şunları ifade etti:

    “Kentlerde ayakta kalma mücadelesi, hayata tutunma mücadelesi verdik. O mücadele esnasında herkes Aleviliğini unutmak zorunda kaldı. Daha doğrusu herkes Aleviliğini bir kenarda bırakmak zorunda kaldı. Çünkü büyük bir baskı vardı, çok korkuyorduk, katliamlardan geçmişiz ve ancak kendimizi saklayarak ve de Aleviliğimizi unutarak ancak ayakta durabilirdik. Ama bir süre sonra baktık ki biz unutsak ta onlar unutmuyorlar, katletmeye devam ediyorlar. Sivas Katliamı bununla ilgili bir şeydi. Dolayısıyla sonra tekrar yetişkin olarak Aleviliği öğrenmeye çalıştık. Artık kentlerde doğan, büyüyen insanlar olarak Alevliği öğrenmeye çalıştık ve ne yazık ki bu çok zor.”

    ALEVİLİĞİ SONRADAN ÖĞRENMEK ÇOK ZOR

    Aleviliği sonradan öğrenmek için çok fazla semboller, gösterge bilim, anlamlar, okumalar olduğunu vurgulayan Poyraz, okumaya, anlamaya çalıştıkça okuma yazma bilmeyen insanların bunu nasıl kavradığına, anladığına şaşırdığını ve bunu test etmek için de babasına sürekli sorular sorduğunu ve her sorduğunda da şahane cevaplar aldığını kaydetti. Babasının okuma yazması olmamasına rağmen Aleviliği çok iyi bildiğini belirten Poyraz “Nesini biliyor? Sembolleri ve sırları biliyor. Daha doğrusu Aleviliğin bir sır olduğunu ve o sırra ulaşmanın da çok okunup yazılan ya da çok kısa yoldan bir günlük, iki günlük eğitimle öğrenilecek bir şey olmadığını biliyor. Onun için sebat etmek gerektiğini, çile çekmek gerektiğini, sabırlı olmak gerektiğini, iyi olmak gerektiğini biliyor” şeklinde ifade etti.

    “EŞİK BEŞİK BİRDİR”

    Mimar Sevilay Miser ise, Alevilik için her şeyden önce insanın geldiğini, ibadethanedeki en önemli yerin  Dar-ı Mansur’un bulunduğu yer olduğunu, her şeyin Enel hak (Hak bende) diyen insanda olduğunu ve ölçünün insan olduğunu vurguladı. Alevilikte kadın, erkek olmadığını belirten Miser “Eşik beşik birdir. Eşik beşik derken eşikteki ile beşikteki ve ayrıca döşekteki pir olan hepsi o mekanda yatay hiyerarşi içerisinde yer alırlar. Ama kimse yukarıda değildir. O mekanda biriz, bütünüz, iriyiz, diriyiz. Bizden istenen de budur” diye konuştu.

    “İNANCIMIZ ‘BENİ YAŞA’ DİYE DUYURU YAPIYOR”

    Birlik olma fikrinin kentte çok kaybedildiğini söyleyen Miser, “Zihinlerimiz çok kirli, davranışlarımız çok kirli. Kutsallarımız öteki. Çocuklarımız bunları hiçbir yerde öğrenemiyor. Aileler artık söylese de duymuyorlar. Herkes bir telefon esiri, başka bir dünyayı yaşıyoruz. Ama inancımız bize ‘Beni yaşa’ diye bir duyuru yapıyor. Çünkü insanlığın evrensel bilgisi inancımızda var.

    “ALEVİLİK KENDİNİ TEVİL YOLUYLA HİSSETTİRİYOR”

    Alevi inancının kendini tevil yoluyla insanlara hissettirdiğini vurgulayan Miser, müzik, nefes ve inancın icrası olduğunu ancak diğer taraftan sünnilik, Hristiyanlık gibi inançlarda inanılmaz enlerin olduğunu, devasa mabetleri olduğunu, bu devasa mabetlerin insandan çok çok aşkın olduğunu, insanı ezdiğini, onun üzerinde gücünü hissettirdiğini ve buralarda ibadet eden insanların tanrının ne kadar yukarıda, ne kadar olaya hakim olduğunu düşündürdüğünü ama Alevinin tanrısının Hakkın Allah olarak Enel hakta buluşmasının insanın olduğu her yerde olduğunu vurguladı.

    “ADI BÜYÜK EVDİR, ÖNÜNDE KÜÇÜK EV VARDIR”

    Alevilerin kutsalının, olmadığı söylenen bir mekanla başladığını belirten Miser, Alevilerin ibadethanesinin resmi olarak olmadığının altını çizdi. Ayrıca Miser şunları dile getirdi:

    “Dedelerin evlerinin bütününün bir kesiminde bizim ibadethanelerimiz vardı. Eğer o evde büyürseniz ya da o evde doğarsanız bilirsiniz. Adı büyük evdir. Önünde küçük ev vardır. Sizi bir koridor toplar dışarıdan içeri götürür uzun bir koridor. Sonra sizi bir sağa çevirir, muhakkak sağa dönmek zorundasınız. Bir anda kapının karşısında bir ocak, üstünde yedi iklim çar köşesiyle bir mekan gelir. Bu mekan üstünden muhakkak ışık alır. Yedi kat semayı anlatan bu yapı aslında hiç dışarıdan anlaşılmayan sıradan bir köy evinin üzerinde ardıçlarla ya da çamlarla bölgedeki bulunan malzemeye göre seçilen yapı elemanlarıyla düzenlenir. Pir Sultan der ki ‘Dünya dört direk üstünde duruyor. Bunu çocukluğumda ilk duyduğumda çok acayip gelmişti. Bu dört direk üstünde durmak ne demek? Meğerse dünya bir kare şeklinde anlatılırmış geçmişten bugüne. O kare öyle bir kare ki dört kapınızı da anlatıyor sizin şeriat, tarikat, marifet, hakikat diye; dört unsurunuzu da anlatıyor: Anasırı ervayı hava, su, toprak ve ateş. Şimdi bunların hepsi bizim cemlerimizde yaşanır. Anasırı ervadaki her şey vardır. Ocak ateşi, nefesimizi okuduğumuz deyişler havayı, secdeye geldiğimizi yer zemin toprağı, müzikse havayı anlatır.”

    Panelin ardından etkinlik Datça Amfi Tiyatrosu’nda ücretsiz halk müziği konserleriyle devam etti. Etkinlikte sanatçılar Ekrem Ataer, Leyla Ünver, Udi Yervant sahneye çıktı.

    Suay ABAK