Etiket: behzat firik

  • Behzat Firik Çocuk Korosu Munzur Festivali’ni renklendirdi-VİDEO

    Behzat Firik Çocuk Korosu Munzur Festivali’ni renklendirdi-VİDEO

    PİRHA- 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Sanat Sokağı’nda Behzat Firik Kültür Merkezi Çocuk Korosu konseri düzenlendi. Kültür merkezi bünyesinde 3 yıldır çocuk korosu çalıştırılıyor ve aynı zamanda bağlama ve müzik eğitimi de veriliyor.

    22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin birinci günü kapsamında Dersim Sanat Sokağı’nda Behzat Firik Kültür Merkezi Çocuk Korosu konseri düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu konserde, çocuklar Kırmancki ve Türkçe kilamlar seslendirdi. Çocukların sergilediği performans, ilgiyle izlendi.

    Ovacık’ta faaliyet yürüten ve geçtiğimiz haftalarda kapatılan Behzat Firik Kültür merkezi, kurulduğu günden beri özellikle çocuklara yönelik kurs ve eğitimlere ağırlık veriyor. Kültür merkezi bünyesinde 3 yıldır çocuk korosu çalıştırılıyor ve aynı zamanda çocuklara bağlama ve müzik eğitimi de veriliyor.

    Behzat Firik Kültür Merkezi, ismini, 12 Eylül döneminde abisinin gözleri önünde ağaca bağlanarak yakılan Firik Dede’nin oğlu Behzat Firik’ten almaktadır.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede: Acısı, gözyaşları hiç dinmemişti

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede: Acısı, gözyaşları hiç dinmemişti

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacık’lı Fırik Dede, 106 yaşında, 12 yıl önce kendi yıkık evinde hayata gözlerini yumdu. 1980 askeri darbesi günlerinde; Ovacık’ta işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve “ocak” kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başında dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu yol önderlerinin yakalanıp gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, cemlerin yasaklandığı dönemlerde de cem düzenlediler. Defalarca gözaltına alındılar. Ama asla kararlılıklarından, Yol’dan ödün vermediler.

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda on beş kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve yirmi kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Fırik Dede’yi yakalatır.

    FIRİK DEDE’DEN SEYİT RIZA’YA MEKTUP

    Yapılan üst aramasında Fırik Dede’nin cebinden Seyit Rıza’ya ait bir mektup çıkar. Seyid Rıza cezaevindedir. Bu mektupta yazılı olan bazı deyimleri çözemezler ve ne anlama geldiğini söylemesi için de Firik Dede’ye günlerce işkence yaparlar. En çok da kime yazıldığını merak ederler, ama o inkar eder ve kendisinin de bilmediğini söyler.

    Fırik Dede’nin gözaltı haberi Ovacık’a ulaşır. Bunun üzerine babası, Hozat’a gelir ve oğlunu kurtarmak ister. Derken, Baba Firik askeriyeyle ilişkileri iyi olan bazı insanları devreye koyar. Bu arada bir gelişme olur. Hozat’ta zalimliğiyle nam salmış Tacim Yüzbaşı gitmiş, yerine daha ılımlı olduğu söylenen “Şevki Yüzbaşı” gelmiştir. Şevki Yüzbaşı da bu hatırlı dostlarını kırmaz, bir süre sonra Fırik Dede’yi sürgün kafilesine dahil edilmek üzere serbest bırakır. Herkes onları Balıkesir Dursunbey’de zannederken, baba oğul kaçarak Ovacık’a dönerler ve ölüme meydan okuyarak dervişane dolaşmaya devam ederler. Mahmut Ağa bakar ki bunlar durmuyor, hem sürgünde görünmek hem burada olmak zaten ölüm kararı anlamına geliyor, bu iki bilgenin ölümüne gönlü razı olmaz. Sonra eski Pulur Köprüsü’ne epey bir uzaklıkta Munzur suyunun kenarında bunlara yer altında gizli bir mahzen yapar ve ikisini de oraya gizler. Bu mahzenin yerini de ailesi dahil kimseye söylemez. Otuz sekiz biter, ama onlar 1941 yılına kadar gizli yaşamaya devam ederler. İhanetin kol gezdiği bir ortamda kimseye görünmezler. Sonra kaçak yaşayanlarla ilgili bir emir gelir; Bu durumda olanların haklarında her hangi bir yasal işlem yapılmayacaktır diye. Onlar da bu vesile ile meydana çıkmış olurlar.

    OĞLU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Fırik’in acısıyla yas tutan Fırik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazım etmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Fırik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü 38, yaralarına yeni yaralar eklenmişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından hakka yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-ı Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Fırik dedeyi anlatırken “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hak’ka uğurlanan Fırik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.(HABER MERKEZİ)

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 11. yılı

  • Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 11. yılı

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 11. yılı

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacık’lı Fırik Dede, 106 yaşında, 11 yıl önce kendi yıkık evinde hayata gözlerini yumdu. 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve “ocak” kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başında dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu yol önderlerinin yakalanıp gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, Cem törenlerinin yasaklandığı dönemlerde de Cem düzenlediler. Defalarca gözaltına alınırlar. Ama asla kararlılıklarından, yol’dan ödün vermezler.

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda on beş kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve yirmi kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Firik Dede’yi yakalatır.

    FIRİK DEDE’DEN SEYİT RIZA’YA MEKTUP

    Yapılan üst aramasında Firik Dede’nin cebinden Seyit Rıza’ya ait bir mektup çıkar. Seyid Rıza cezaevindedir. Bu mektupta yazılı olan bazı deyimleri çözemezler ve ne anlama geldiğini söylemesi için de Firik Dede’ye günlerce işkence yaparlar. En çok da kime yazıldığını merak ederler, ama o inkar eder ve kendisinin de bilmediğini söyler.

    Firik Dede’nin gözaltı haberi Ovacık’a ulaşır. Bunun üzerine babası, Hozat’a gelir ve oğlunu kurtarmak ister. Derken, Baba Firik askeriyeyle ilişkileri iyi olan bazı insanları devreye koyar. Bu arada bir gelişme olur. Hozat’ta zalimliğiyle nam salmış Tacim Yüzbaşı gitmiş, yerine daha ılımlı olduğu söylenen “Şevki Yüzbaşı” gelmiştir. Şevki Yüzbaşı da bu hatırlı dostlarını kırmaz, bir süre sonra Fırik Dede’yi sürgün kafilesine dahil edilmek üzere serbest bırakır. Herkes onları Balıkesir Dursunbey’de zannederken, baba oğul kaçarak Ovacık’a dönerler ve ölüme meydan okuyarak dervişane dolaşmaya devam ederler. Mahmut Ağa bakar ki bunlar durmuyor, hem sürgünde görünmek hem burada olmak zaten ölüm kararı anlamına geliyor, bu iki bilgenin ölümüne gönlü razı olmaz. Sonra eski Pulur Köprüsü’ne epey bir uzaklıkta Munzur suyunun kenarında bunlara yer altında gizli bir mahzen yapar ve ikisini de oraya gizler. Bu mahzenin yerini de ailesi dahil kimseye söylemez. Otuz sekiz biter, ama onlar 1941 yılına kadar gizli yaşamaya devam ederler. İhanetin kol gezdiği bir ortamda kimseye görünmezler. Sonra kaçak yaşayanlarla ilgili bir emir gelir; Bu durumda olanların haklarında her hangi bir yasal işlem yapılmayacaktır diye. Onlar da bu vesile ile meydana çıkmış olurlar. 

    OĞLU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Fırik’in acısıyla yas tutan Fırik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazım etmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Fırik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü otuz sekiz, yaralarına yeni yaralar eklenmişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından hakka yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-i Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Firik dedeyi anlatırken “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hak’ka uğurlanan Fırik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.(HABER MERKEZİ)

  • ‘Yaşanan katliamları ve haksızlıkları resimle anlatmaya çalıştım’-VİDEO

    ‘Yaşanan katliamları ve haksızlıkları resimle anlatmaya çalıştım’-VİDEO

    PİRHA- Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi Dersimli Ersin Dargın ile yaptığı resimlere yönelik kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Üniversitedeki eğitimini inşaatlarda çalışarak sürdüren Dargın, malzemeleri pahalı olduğu için çöpten topladığı kartonlarla resim yapıyor. Yaptığı resimlerde daha çok toplumsal sorunlara ve kaybolan kültürel değerlere yer veren Dargın, “Yaşanan haksızlıklara, hukuksuzluklara ve adaletsizliklere vicdanım el vermediği için bunu resim yaparak yansıtmak istedim” dedi.   

    HABERİN VİDEOSU

    Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi Ersin Dargın, resim malzemeleri bir öğrenci bütçesine göre çok pahalı olduğu için, resmi çizdiği kartonları çöpten topluyor.

    Dargın şöyle konuşuyor:

    “Çöpten topladığım kartonlar benim işimi görüyor ve ucuza mal oluyor. Kağıt toplayıcılar ile rekabet halinde gibiyim. Elimde olan malzeme bittikçe özellikle market önlerindeki çöplerde buzdolabı, televizyon kartonlarını topluyorum ve işimi görüyor. Evde bunları belirli ölçülerde kesip resimde kullanıyorum. Ancak ben akrilik boya ağırlıklı olarak kullandığım için karton boyayı çekiyor ve resim yapmak zor oluyor. Bu da resmin o görsel parlak yönünü kaybettiriyor.”

    Bu çalışmaların tamamı ise kolektif bir çalışmanın ürünü. Dargın, “Bir resmin düşüncesi ve çizimi bana aittir. Resmin boyalarını, fırçalarını arkadaşlarım alıyor ve aynı zamanda kendi mahallelerinden karton toplayıp getiriyorlar” diyor.

    TOPLUMSAL OLAYLARI İŞLEMİŞ

    Dargın, “Tarz olarak daha çok sürrealist ve kübik çalışıyorum ve bu tarzda kendimi daha iyi ifade ettiğimi söyleyebilirim. Resimlerimde ağırlıklı olarak daha çok toplumsal olayları işliyorum. Çünkü yaşanan bu haksızlıklara hukuksuzluklara karşı bir vicdan rahatsızlığı hissediyorum.  Türkiye’nin vicdanını yaralamış bu olayları kimisi şiirle, kimisi kitapla ve kimisi türkü ile anlatmaya çalışırken ben de resim yaparak bu haksızlıkları anlatmaya çalışıyorum” diyor.

    UĞUR KAYMAZ, BEHZAT FİRİK…

    Bunlardan biri toplumun vicdanı ve karanlığında kaybolmuş Uğur Kaymaz ile Dersim’de 1981 yılında devlet tarafından yakılarak katledilen Behzat Firik kendisini en çok etkileyen olaylar olmuş. Tuvale ayrıca inşaatta çalıştığı dönemde yaşanan iş cinayetlerini, sıkıntılarını, maden işçilerinin çalışma koşulları ile unutulmaya yüz tutmuş köyleri yansıtmış.

    MEŞK, SEPİ, ÇERÇİ…

    Köylerde artık neredeyse çok az rastlanan yaylacılık ve çerçi kültürünü yansıttığı bir resmi ise şöyle anlatıyor:

    “Resimde yer alan ve keçi dersinde yapılan ayran yayma aracına Dersim’de biz ‘Meşk’ deriz. Ve ayranı yaymak için üç ağaçtan yapılan mekanizmaya da ‘Sepi’ deriz.  Daha sonra o yaylada kullanılan yün çadırlar vardı, orada kullanılan yine desenli halılar olurdu onu bugüne taşımak istedim. Yine sadece resimlerde bakıp anımsadığımız ‘Çerçi’ resmini yaptım. Çok eskiden köylerde bakkal, dükkan yoktu. Köydeki insanlar ya şehirlere gidip alışveriş yapardı ya da Çerçi dediğimiz kişiler at ile gelir ve herkes onlardan alışveriş yapardı. Özellikle biz çocuklar balon ve sakız için onları hep bekler ve geldiklerinde çok mutlu olurduk.”

    “TÜRKİYE’DE SANATIN YAPILACAĞI ORTAM KALMADI”

    Türkiye’de sanatın yapılacağı bir ortamın bile kalmadığını vurgulayan Ersin Dargın söyle konuşuyor:

    “Toplumun ileri gelenleri, aydınlık yüzleri, yazarları, gazetecileri, akademisyenleri bunların hepsi gözaltına alınıyor ve hapse atılıyor. Ve birçoğu mesleğinden ediliyor. Böyle bir süreçte sanatla uğraşmak ayrı bir çaba gerektiriyor. Ancak bugünkü siyasi ortam aslında bizim sanat yapmamıza çok olanak sunar. Yeter ki buna biraz çaba gösterelim ve bu sorunları biraz yansıtmaya çalışalım. Tabi ben kendimi bir sanatçı olarak görmüyorum sadece bu işe gönül vermiş biriyim.”

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    KOCAELİ