Etiket: belediyeler

  • DAD: Tutuklamalar ve gözaltılar barışı darbeliyor; toplumsal barışın yolu açılmalı!

    DAD: Tutuklamalar ve gözaltılar barışı darbeliyor; toplumsal barışın yolu açılmalı!

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının halk iradesine yönelik bir darbe olarak niteleyerek, “Bu tutuklamalar ve dava gerekçeleri, toplumsal iradenin çiğnenmesi anlamına gelen kayyum atamaları, toplum vicdanında hukuki değil, siyasal dava ve tutuklamalar biçiminde yankı bulmaktadır” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçi, sanatçı ve gazetecinin gözaltına alınmasına dair yazılı açıklama yaptı.

    Halk iradesiyle seçilmişlerin gözaltına alınarak tutuklanmasına ve kayyım atanmalarına değinilen açıklamada toplumsal iradenin çiğnendiğine vurgu yapılarak, bunların toplum vicdanında hukuki değil, siyasal dava ve tutuklamalar biçiminde yankı bulduğu ifade edildi.

    DAD açıklamasında, “Kayyum atanan tüm belediyeler iade edilmeli, tutuklanan belediye başkanları ve diğer seçilmişler serbest bırakılmalı, her türlü hukuksuzluğa son verilerek demokratikleşme ve toplumsal barışın yolu açılmalıdır” diye belirtildi.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “AKP DÖNEMİNDE HAK ARAYIŞINA YÖNELİK BASKILAR TIRMANDIRILDI”

    “Bilindiği gibi demokrasi, toplumsal iradenin tecellisiyle kolektif ve bireysel hakların anayasal güvence altında olduğu, bu hakların kişisel ya da siyasal iradeler tarafından çiğnenemediği bir yönetim biçimini ifade etmektedir. Demokrasi; toplumsal barış ve adaletin, hak ve özgürlüklerin tecelli etmesi ve sürdürülebilmesi için temel bir zorunluluktur.

    Türkiye’de bir dönem her on yılda bir tertiplenen darbeler silsilesi ile 12 Eylül cuntası ve anayasasıyla demokratik hak kırıntıları da gasp edilmiş, muktedirlerin çıkarları doğrultusunda örgütsüz ve edilgen bir toplum yaratılmak istenmiştir. Hak arayışları sistematik biçimde baskılanmış, toplum zaptı rap altına alınmış, daha baskıcı rejimlerin yolu da böylece açılmıştır.

    2002 yılında iktidar olan AKP hükümeti ve devam eden cumhur ittifakı döneminde ise bu baskılar daha da tırmandırılmış, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ise zirveleşmiş, demokratik siyaset ve muhalefete izin verilmemiş, pek çok siyasetçi, gazeteci, aydın, yazar ve sanatçı tutuklanmıştır.

    “İMAMOĞLU GÖZALTISI İNFİAL VE ENDİŞE YARATMIŞTIR”

    Bu durumun son örneği ise İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve aralarında Beylikdüzü ve Şişli belediye başkanlarının da bulunduğu yüzden fazla kişinin gözaltına alınmasıyla yaşanmıştır. HDP-DEM Parti belediyelerine kayyumların atanması, toplumsal akıl ve vicdanlarda karşılık bulmayan gerekçelerle belediye başkanlarının tutuklanması gibi hukuksuzluklar batı illerine de taşınmıştır.

    Bu tutuklamalar ve dava gerekçeleri, toplumsal iradenin çiğnenmesi anlamına gelen kayyum atamaları, toplum vicdanında hukuki değil, siyasal dava ve tutuklamalar biçiminde yankı bulmaktadır. Ana muhalefet partisinin İBB başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan önemli bir siyasetçinin önce diplomasının iptali, hemen sonrasında suç örgütü lideri ilan edilerek gözaltına alınması infial ve endişe yaratmıştır.

    “DEMOKRATİKLEŞME VE TOPLUMSAL BARIŞIN YOLU AÇILMALIDIR”

    Demokratikleşme ve barış umutlarının yeşerdiği ve yüksek düzeyde toplumsal karşılık bulduğu bir süreçte DEM parti belediyelerinden başlayarak İstanbul-Esenyurt’a, ardından İstanbul Büyükşehir’e ve anılan ilçelere taşınan kayyum atamaları ve tutuklamalar adaletsiz, hukuksuz ve toplumsal barışı darbeleyen uygulamalardır.

    Kayyum atanan tüm belediyeler iade edilmeli, tutuklanan belediye başkanları ve diğer seçilmişler serbest bırakılmalı, her türlü hukuksuzluğa son verilerek demokratikleşme ve toplumsal barışın yolu açılmalıdır.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri Alpergin: Kayyum anlayışını kabul etmeyeceğiz!-VİDEO

    TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri Alpergin: Kayyum anlayışını kabul etmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA-TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, iktidarın kayyım politikasına ilişkin konuştu. Alpergin, “Kayyum bizim açımızdan halkın iradesine, demokrasiye bir darbedir, barışa bir darbedir “dedi. Alpergin belediyelerde örgütlü bir sendika olduklarının altını çizerek, üyelerinin kayyım atanan belediyelerde yaşadıkları sorunları da dile getirdi.

    Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkari Belediyelerinin ardından Dersim ve Ovacık ve Bahçesaray Belediyelerine de kayyım atandı. Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, ardı ardına atanan kayyımlara dair PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKİYE’DE KAYYIM ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    TÜMBELSEN olarak bütçe mitinginde ‘halkın iradesini yok sayan kayyumlara karşı sesimizi yükseltiyoruz’ şiarıyla yürüdüklerini hatırlatan İzzettin Alpergin, “Başta şunu söylemek lazım kayyımın hiçbir savunulacak tarafı yok. Halkın irade gaspıdır. Dünyada gelişmiş ülkelerde yerel yönetimlerin güçlü olduğu, demokratik olduğu, halka en yakın olduğu kurumlar olarak tanımlarız. Bir yerel yönetimin ne kadar gelişirse, ne kadar yetkileri arttırılırsa, mali ve idari açısından genişletilirse o ülkenin demokrasisi de o ölçüde gelişir. Maalesef Türkiye’de kayyım bir alışkanlık haline getirilmeye çalışılıyor. Kayyım bizim açımızdan halkın iradesine, demokrasiye bir darbedir, barışa bir darbedir” dedi.

    “KAYYUM GELDİĞİ GÜNDEN İTİBAREN İŞ GÜVENCESİNİ ORTADAN KALDIRIYOR”

    Kayyım atanan belediyelerde örgütlü bir sendika olduklarını belirten Alpergin, “Burada çalışanların hemen hemen çoğu bizim üyelerimiz, arkadaşlarımız, bizim yöneticilerimiz, sendika şube başkanlarımız, şube yöneticilerimiz, genel merkez yöneticilerimiz. Türkiye’de bütün belediyelerde, örgütlü olduğumuz belediyelerde yaptığımız toplu sözleşmelerimiz var, bu toplu sözleşmelerdeki kazanımlarımız hem ekonomik, hem demokratik, hem sosyal kazanımlarımız, hem de kadın kazanımlarımız var. Kadın arkadaşlarımızın ayda bir gün izin, 8 Mart’larda izinli ve kadına yönelik pozitif bazı kazanımlarımız oldu. Emekçilerin bazı ekonomik hakları, toplu sözleşmelerindeki mali hakları var. Kayyum geldiği gün ilk başvurduğu şey toplu sözleşmelerimizi kesmesi, emekçilerin kazanımlarına el uzatması. Bir başka şey kayyyımın geldiği günden itibaren çalışanların iş güvencesini ortadan kaldırıyor” diye konuştu.

    “YEREL YÖNETİMLER, BELEDİYELER HALKA EN YAKIN OLMASI GEREKEN KURUMLARDIR”

    Mardin’de kayyum atandıktan bir hafta sonra yaklaşık 22 tane yönetici üyelerinin açığa alındığını belirten Alpergin, şunları söyledi:

    “Önümüzdeki günlerde hukuksal ve gerekli mücadeleyi yapacağız. Aslında halkın belediyeleri tanımlaması şöyle; kişinin doğduğu gün gittiği kurum ve öldüğü gün başvurduğu yerdir, yani doğumundan ölümüne kadar başvurduğu kurum. Bundan şunu çıkarıyoruz; yerel yönetimler, belediyeler halka en yakın kurumlar, halkın en rahat ulaşabildiği, sorunlarını çözdüğü kurumlar olarak tanımlıyoruz. Maalesef bu kayyımcı anlayış, bu antidemokratik, gaspçı anlayış belediyeleri bir beton bariyerlerle çeviriyor. Halka en yakın kurumlar olması gerekirken beton bariyerlerle halktan uzaklaştırıldığını görürsün. Kayyım atanması aslında mevcut anlayışın rantsal olarak belediyelerdeki kaynaklarını kendine doğru akıtmasıdır. Esenyurt’ta da bakış açısı öyledir, Mardin’e de bakış açısıdır. Mardin kayyımlarının neler yaptığını bütün kamuoyu biliyor. Hediyeler adı altında kasaları nasıl boşalttığını gördük.

    Biz kayyım anlayışını halkın bütçesine el atma olarak da tanımlıyoruz. Dolayısıyla bugünlerde biz genel merkezi bütçeye karşı kamu emekçileri olarak sesimizi yükseltiyoruz ama bugünlerde belediyelerde kasım-aralık aylarında, ilçeler kasım, büyükşehirler aralık ayında o belediyelerin bütçelerini yapıyorlar. Bir yıllık o halka yapacakları hizmetleri, bütçenin kalemlerini meclislerle değerlendiriyorlar.”

    “KAYYIM DEMEK DEMOKRASİNİN OLMADIĞI BİR ÜLKE DEMEK”

    “Kayyımın olduğu bir ülkeyi demokrasinin kırıntılarının da ortadan kaldırıldığı bir ülke olarak tanımlamak lazım” diyen  Alpergin, şunları ekledi:

    “Batman Belediyesi 46 arkadaşımıza soruşturma açtı son 10 gün içerisinde, Batman yüzde 65’le seçilmiş bir belediye ve bir kadın eş başkan. Her üç kişiden ikisinin oyunu alan bir kadın bakış açısı da burada ortada aslında, bu yaklaşım kadını kabullenmeme, kadınların yönettiği bir anlayışa karşı durma, eş başkanlığa karşı durma, demokrasiye karşı durma anlayışı olarak da tanımlayabiliriz. Dolayısıyla bir bütün olarak aslında kayyumun olduğu bir ülkeyi demokrasinin kırıntılarının da ortadan kaldırıldığı bir ülke olarak tanımlamak lazım. Kayyum demek otoriter yönetim demek, kayyım demek demokrasinin olmadığı bir ülke demek, kayyım demek geri ülkeler sıralamasında olmak demek. Bizim artık bu ülkede kayyumların olmaması için sendika olarak da, konfederasyon olarak da Trakya’sından İzmir’ine, Edirne’den Kars’a kadar bütün üyelerimizle kayyımı kabul etmeyeceğimize dair bir mücadele anlayışımız var. Buna karşı duracağız.”

    “KAYYIM ANLAYIŞI BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİ İÇİNDE BARINDIRIYOR”

    Kayyım anlayışının kendi yasalarına dahi uymadığını belirten Alpergin, “Onların kazanılmış haklarına el atması başta olmak üzere başka yerlere sürgün, ilgisi olmayan işlere gönderme, örneğin bizim Batman’da şube başkanımızı şehrin bilmem kaç kilometre dışına gönderebiliyor. Ya da şube yöneticimizi hiç kendisiyle alakası olmayan başka bir işte görevlendirebiliyor, sürgüne gönderiliyor. Bunların 657’de de yerleri yok. Hem kendi çıkarmış oldukları yasalara da uymuyorlar. Kayyım ve kayyım anlayışı aslında bütün kötülükleri kendi içinde barındırıyor” dedi.

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • İBB Başkanı İmamoğlu: İktidar kontrolü kaybetti!

    İBB Başkanı İmamoğlu: İktidar kontrolü kaybetti!

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kayyım atamalarına tepki göstererek, “İktidar kontrolü kaybetti, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşıyor ” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atanmasına bir tepki de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan geldi.

    “TÜRKİYE BELEDİYELER BİRLİĞİ ENCÜMENİ OLAĞANÜSTÜ TOPLANACAK” 

    İmamoğlu, iktidarın kontrolü kaybettiğini, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşadığını söyleyerek, sanal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

    “Daha bir hafta önce Cumhurbaşkanı Yardımcısıyla aileleri barıştıran Ahmet Türk bu hafta terörist oldu. Demokrasilerde seçmen iradesinin sürekliliği esastır. Seçilmiş görevden uzaklaştırılıyorsa yerine yine seçilmiş yani Meclis üyelerinden biri gelir. Seçme yetkisi sadece seçmene aittir ve devredilemez. BM Habitat toplantısı için geldiğim Kahire’den bu akşam dönüyoruz ve yarın Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni’ni olağanüstü topluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti’den kayyım tepkisi: Halkın çözüm beklentilerine tuzak kurulmuştur!

    DEM Parti’den kayyım tepkisi: Halkın çözüm beklentilerine tuzak kurulmuştur!

    PİRHA-DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Biz sorunların diyalog ve müzakereyle çözülmesini beklerken, halkın çözüm beklentilerine tuzak kurulmuştur. Asla boyun eğmeyeceğiz, asla mücadeleden geri durmayacağız” denildi.

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atadı. DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, yazılı açıklama yaparak belediyelere kayyım atanmasına tepki gösterdi.

    “KÜRT HALKININ SEÇME VE SEÇİLME HAKKINA SALDIRIDIR”

    AKP-MHP iktidarının Hakkari ve Esenyurt’tan sonra Mardin, Batman ve Halfeti Belediyesi’ni de gasp ettiği belirtilen açıklamada, “Bu darbenin, 4 Kasım 2016’da Kürt halkının iradesine yönelik gerçekleştirilen meclis darbesinin yıldönümünde gerçekleşmiş olması manidardır. Kürt halkını demokratik siyasette tasfiye etme saldırılarının 1994’ten beri devam eden iflas etmiş 30 yıllık tekrarıdır. Bir kez daha ifade edelim ki bu saldırı halk iradesine yönelik gerçekleştirilmiş açık bir darbedir. Daha önce gerçekleştirilen kayyım darbeleri halk tarafından reddedilmiş, kayyım pratiği seçimlerde büyük bir yenilgiye uğramış ve halk kendi iradesini partimizden yana kullanmıştır. Her seçimde yenilgiye uğrayan kayyım darbesinde ısrar etmek, siyasi tükenmişliğin göstergesidir. AKP-MHP iktidarı, seçimle kazanamadığını yargı ve kolluk marifetiyle ele geçirme alışkanlığını ve kayyım darbesini bir rejime dönüşmüştür. Bu saldırı, aynı zamanda Kürt halkının seçme ve seçilme hakkına büyük bir saldırıdır. Halkın doğrudan katılımının olduğu yerel yönetimlerin, belediyelerin ablukaya alınması ve adeta karakola çevrilmesi, mevcut siyasi rejimin demokratik meşruiyetinin bittiğinin açık ilanıdır” denildi.

    “ASLA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Darbelerle mücadele ettiğini söyleyenlerin darbeciye dönüşmüş olmasının ibretlik bir durum olduğu vurgulanan açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    Bu topraklarda zorbalık ve zulümle hiçbir iktidar abat olmamıştır, olmayacaktır da. Türkiye halkları bu zorbalığa asla boyun eğmeyecektir. Son yerel seçimlerde, iktidar bu pratikleri nedeniyle büyük kaybetmiştir ve bu yöntemde ısrar ettikçe de daha büyük kaybedecektir. Kayyım darbesi 85 milyon için demokrasi ve özgürlük sorunudur ve önü alınmazsa ne sadece Kürt illeriyle ne de şimdiye kadar gasp edilen belediyelerle sınırlı kalacaktır. Hangi partiden ve düşünceden olursa olsun, bu darbe artık bütün Türkiye halklarının seçme ve seçilme hakkına, siyasi iradesine yönelmiş açık bir tehdittir. Bu vesileyle bütün demokratik kamuoyuna çağrımızdır: Bu gayrimeşru darbeci anlayışa karşı herkes en yüksek düzeyde sesini ve itirazını yükseltmelidir.

    Her koşulda halkın iradesini savunmak ve halkın yerel yönetimlerine sahip çıkmak partimizin varlık gerekçesidir. Bu yöntem ve saldırılar, her türlü çözüm arayışını ve yaklaşımını zehirlediği gibi, iktidarın samimiyeti konusunda da daha büyük şüpheler doğurmuştur. Biz çözüm ve barış için el uzatılmasını beklerken, halkın iradesine el uzatılmıştır. Biz sorunların diyalog ve müzakereyle çözülmesini beklerken, halkın çözüm beklentilerine tuzak kurulmuştur. Asla boyun eğmeyeceğiz, asla mücadeleden geri durmayacağız. Eğer iktidar iflas etmiş bu yöntemlerle başarılı olacağını düşünüyorsa çok büyük yanılacaktır. Halkımız da her şart ve koşulda kendi iradesine sahip çıkacaktır.

    PİRHA/ANKARA

  • Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı

    Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı

    PİRHA-Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne kayyım atandı.

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atadı. Polisler, sabah saatlerinde belediye binası önünü ablukaya aldı. Kayyım kararı, Eş başkan Ahmet Türk’e bildirildi.

    Öte yandan Batman Belediyesi’ne de kayyım atandığı ve belediye binasının ablukaya alındığı öğrenildi.

    Urfa’ya bağlı Halfeti ilçe belediyesine de kayyım atandı. Sabah erken saatlerde belediye binası ablukaya alındı. Belediye Eş başkanı Mehmet Karayılan da gözaltına alındı. Ablukaya alınan belediye binasına halk yaklaştırılmıyor.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, BELEDİYE EŞ BAŞKANLARI HAKKINDAKİ DAVALARI GEREKÇE GÖSTERDİ

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne kayyım atandığını açıkladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, yerlerine kayyım atanan belediye eş başkanları haklarındaki davalar sıralandı.

    VALİLİKTEN EYLEM YASAĞI!

    Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesine kayyım atanması kararlarının ardından Mardin Valiliği 10 günlük eylem yasağı ilan etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özdemir: Belediyeler sadece hizmet etmeli, cemevi üzerinde tahakküm kurmamalı-VİDEO

    Özdemir: Belediyeler sadece hizmet etmeli, cemevi üzerinde tahakküm kurmamalı-VİDEO

    PİRHA – Eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın müdahaleleriyle gündeme gelen Maltepe Cemevi’nde birçok eksiğe rağmen hizmet yürütülüyor. Toplumun hem inançsal hem de kültürel taleplerine cevap verdiklerini belirten Maltepe Cemevi Başkanı Aydın Özdemir, “Bir Alevi belediye başkanı, bize akla hayale gelmedik, yapılmaması gereken birçok şey yaptı. Söylemek iddialı olur ama burası artık adı konmamış bir dergaha doğru gidiyor” diye konuştu.

    2010 yılında kurulan Maltepe Cemevi Derneği, 2016 yılında Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın yönetim kararlarına müdahalesi sebebiyle tartışmalı bir sürecin içerisinde yer aldı. Derneğin hizmet yürüttüğü bina yıkılarak yerine çok fonksiyonlu bir bina vaadi gündeme geldi.

    Dönemin Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, kimi vaatlerde bulunarak derneğin iç işleyişine müdahale etme çabası Alevi toplumuyla yerel yönetimi karşı karşıya getirdi. Büyük mücadele sonrası bölge halkı, cemevi yönetimini geri aldı.

    “HER ŞEY BU CEMEVİNDE DİZAYN EDİLMİŞ VAZİYETTE”

    Yaşananların ardından gelinen süreci Maltepe Cemevi Başkanı Aydın Özdemir ile konuştuk.

    Yeni belediye yönetimi ile protokol imzalamaya hazırlandıklarını söyleyen Özdemir, eksiklerin sürdüğünü ancak cemevi işleyişinin nitelikli bir yapıya evrildiğini aktardı. Mevcut binanın tam anlamıyla kullanılamadığını söyleyen Özdemir, “Geçmişten bugüne kadar Alevi toplumunun köy hayatından kent hayatına geçişinde yaşadığı zorluklar biraz öne alınarak bu cemevi dizayn edilmiş diyebiliriz. Burada İstanbul’a gelen kız öğrencilerimizin daha düzgün barınabilmesi için dizayn edilmiş bir öğrenci yurdumuz var. Bu yurdu aktifleştirmeye çalışıyoruz. Haricinde bir konferans salonumuz da mevcut. Aslında Alevilerin bir toplanma merkezinde olması gereken her şey burada dizayn edilmiş vaziyette. Yapısal özgünlük ve kültürel anlamda da her işleyişimizi yapabileceğimiz bir alanımız var. Ancak bina tam anlamıyla bitmediği için aktif bir şekilde kullanamıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AMACIMIZ, İNANCIMIZIN GEREĞİ RİTÜELLERİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ”

    Aydın Özdemir, cemevi yönetimi olarak siyaseten bağımsız kalma konusunda hassasiyet gösterdiklerinin de altını çizdi. İnanç ritüellerini olabildiğince yerine getirme çabalarının olduğunu söyleyen Özdemir, “Biz, biraz daha bağımsız davrandığımız için meselenin siyasi boyutuna evrilmeden Alevilikle ilgili ne yapabilirsin konusunun peşinde koştuğumuz için biraz özgün görünüyor olabiliriz. Bu bina içerisinde yapmaya çalıştığımız şey tabii ki inancımızın gereği ritüellerin gerçekleştirilmesidir” diye konuştu.

    “ALİ KILIÇ, BİZE ALEVİCE SÖZ VERMİŞTİ!”

    Aydın Özdemir, Maltepe Cemevi’nin eksiklerini de anlattı. Cemevi binasında yer alan yurt ve konferans salonu bölümlerinin neden kullanılamadığını ise Özdemir şu sözlerle açıkladı:

    “Yurt ve konferans salonu için geçmişten gelen bir sorunumuz var. Daha önceki siyasi erkin yarattığı bir sorun bu. Kısacası bir protokol sorunumuz mevcut. Cemevi arsası belediyeye ait ancak yapı Aleviler tarafından yapıldı. Daha önceki belediye başkanının yarattığı sorundan dolayı sıkıntılı bir süreç yaşadık. Yeni seçilen belediye başkanımızla kısa zamanda bir protokol yapmayı umuyoruz. Bu protokolü yaptıktan sonra öğrenci yurdumuzun akıbeti de belli olacak. Konferans salonu da tamamlandıktan sonra burası aslında bütün Alevi camiasının bir çekim merkezi haline gelecek. Kabul ederseniz ki herhangi bir cemevinin böyle bir konferans salonu yok. Burada 600 kişilik kapasiteli bir salonumuz mevcut. Konser ya da önemli günlerde yapılacak etkinliklerimizi burada gerçekleştirebileceğiz. İşte o zaman asıl özgünlük sağlanacaktır diye düşünüyorum.

    Bu zamana kadar bizlere hep sorun yaratıldı. Burada zaten önceden bir işleyiş vardı. Dönemin belediye başkanı, burada farklı bir tasarrufta bulunmak istedi. 2016 yılında buradaki iç yapı ile ilgili eksiklikleri tamamlamak adına Ali Kılıç, bize bir söz verdi. Bu sözü de Alevice verdi. ‘Ben sizin Ali’nizim, Allah, Muhammed aşkına bırakın Cemevi içerisini ben yapayım’ diyerek rızalık istedi. Biz de bu rızalığı gösterdik. Ancak geçtiğimiz 8 yıl içerisinde ne binanın tamamlanması ne de bize tekrar teslim edilmesi gerçekleşti. 2016 yılından bugüne kadar hiçbir şekilde protokol yapılmadı. Bu sorundan dolayı işleyiş anlamında eksik kaldık.”

    “BELEDİYELERİN TAHAKKÜMÜNE RAZI GELMİYORUM”

    Alevi kurumları ile yerel yönetimler arasındaki ilişkilere de değinen Aydın Özdemir, şunları söyledi:

    “Belediyeler ile olan ilişki sadece hizmet anlamında olmalı. Hangi partiden olursa olsun bizler belediyelerden hizmet alabilmeliyiz. Bu kamusal, eşit yurttaşlık hakkımızdır. Ben, onların tahakkümüne razı gelmiyorum. Yani hiçbir belediye, hiçbir siyasi kurum, hiçbir devlet erki, ‘Bu cemevinin şu köşesini de ben yöneteyim’ ya da ‘yönetiminde benim de söz hakkım olsun’ deme hakkına sahip değildir. İnançlar üzerinde hiçbir erk ‘Şunu şu şekilde, bunu bu şekilde yapacaksın’ diyememelidir. Oy verdiğimiz parti de olabilir, onlar da böyle bir hakka sahip değildir diye düşünüyorum.

    Önceki belediye başkanı ‘Kendi Alevi vakıf ve derneğimi yaratacağım’ yönünde hareket etti. 2019 yılında ete kemiğe bürünmüş bir vakıf kurdu. Dolayısıyla biz de bu vakıfa karşı durduk ve çeşitli sıkıntılar yaşadık. Zabıtalar aracılığıyla buradaki kimi katlar zapt edildi. 2022 yılında göreve geldiğim süreçten sonra özellikle eğitim çalışmalarını sıklaştırarak dersliklerimizi kullanmaya başladık. Bizim olanı tekrar peyderpey geri almaya başladık. Yani bir Alevi belediye başkanı, bize akla hayale gelmedik yapılmaması gereken birçok şey yaptı.”

    CAMİLERE AYRICALIK TANIDI!

    Aydın Özdemir, eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, diğer inanç merkezlerine yönelik ayrıcalıklı davrandığını da sözlerine ekledi. Özdemir, “Maltepe Belediyesi’nin önceki yönetimi, hiçbir inanç merkezine böyle yaklaşmadı. Aksine, özellikle camilere hizmet aşkıyla yaklaştı, isteklerini yerine getirmek için çaba sarf etti, daha da ileriye giderek camilerin çay ocaklarında boy boy fotoğraflar çekilerek, sabah namazlarına da katılıp poz vermekle geçirdi” dedi.

    ÖNCELİK GENÇLERE!

    Aydın Özdemir, cemevi yönetiminin şu anda bütün işleyişi ele aldığının altını çizdi. Özellikle gençlere yönelik çalışmalar yürüttüklerini anlatan Özdemir, şunları kaydetti:

    “Önemli olan gençlerin eğitilmesidir. Gelecek nesillere doğru şeyler bırakmak istiyorsak bilime dayalı bir anlayışla buraları bir eğitim yuvası haline getirmek zorundayız. Bunlara dair fen bilgisi, matematik ve İngilizce dersleri vermekteyiz. Ayrıca bağlama, gitar, vurmalı çalgılar; müzik namına talep nereden geliyorsa bunların kurslarını açmaya çalışıyoruz. 5 kişi de olsa eğitim vermeye çalışıyoruz. Geçen sene 18 branşta eğitim başlattık. Semah ve bağlama kurslarımız ise hiç bitmedi, hatta katlanarak gidiyor. 2022 yılından bu yana çok mesafe katettik. İlk olarak insanların buraya gelmesine çaba gösterdik. Açıkçası insanlar ne talep ediyorsa burada vermeye çalışıyoruz.”

    “ADI KONMAMIŞ BİR DERGAH”

    Aydın Özdemir, Maltepe Cemevi olarak sosyal yardımlaşma yürüttüklerini de söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Burası kent yoksulu olan insanların yoğunlukta olduğu bir bölge. İster istemez onlara da bu şekilde yardım etmek gerektiğini görüyoruz. İnsanlar, belediyelerden yardım talebinde bulunup bir karşılık bulamıyorlar. Samimiyetimize inanıp doğrudan istekler bize iletiliyor. Gücümüzün yetmediği bir şey varsa belediyelerden almaya çalışıyoruz. Örneğin evinden halısını, perdesini, eşyasını buraya getirenler oluyor. Buna ihtiyacı olanlar da mevcut. Burası aslında o kişilerin buluşma noktası haline geliyor. Burası bir gecekondu kenti, ister istemez insanların yoksulluktan dolayı eksiklikleri var, bunları tamamlıyoruz. Tenceresi, tüpü dahi eksik olan insanlar vardı. Geçtiğimiz 2 yıl boyunca bu yönlü ihtiyaçları da tamamlamaya çalıştık. Söylemek iddialı olur ama burası adı konmamış bir dergaha doğru gidiyor.

    “ZATEN SAKAT BİR YAPI OLUŞTURULMUŞ VAZİYETTE”

    Aydın Özdemir, AKP hükümetinin Alevi politikasını da değerlendirdi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin görüşlerini aktaran Özdemir, şu ifadeleri kullandı:

    “Böyle bir yapının oluşması ile ilgili bir beis görmüyorum ancak kuruluş şekli, işleyişi ve içeriği sıkıntılı. Kültür Bakanlığı adı altında değil de Cumhurbaşkanlığı altında kurulabilirdi. ‘Yönetim kurulundaki kişiler, ilahiyat fakültelerinin ilgili birimlerinden gelir’ diye bir madde konulmuş ve senin önünü zaten kesmiş. Aleviliğe dair bir kurum kuruyorsun ama Alevilerden almıyorsun! Oralara giden insanların profillerine baktığımda hiç de Aleviymiş gibi bir izlenim göremiyoruz. Kaldı ki başkanına baktığında bu profil, Alevilik’te ülkücülük olur mu bu başka bir tartışma, netice itibariyle Aleviliğin bir Türkmen Kızılbaş kolu da var ama götürüp de ırkçı bir partiye, ideolojiye kanalize olmuş bir kişinin başımızda olmuş olması zaten temel prensiplerimize aykırı. Bu kabul edilemez bir şey. Dolayısıyla zaten sakat bir yapı oluşturulmuş vaziyette. Günden güne kartopu gibi büyümeye çalışan bir yapı. En son 2 Temmuz’da gördük, madem Alevilikle ilgili bir kurumdunuz, 2 Temmuz’da neden yoktunuz?
    Asrın Tok diye bir şahıs tweet attı, ‘Madem Alevi Bektaşi Başkanlığısınız, bizim haklarımız için varsınız, bu konuya dair ne yapacaksınız? Sizi takip edeceğim’ diye mesaj yazdım. Ama bakıyoruz ki hiçbir şey yok. Biz bu başkanlık ile ilişki kurmak derdinde değiliz ama doğru yapıya kavuşmasını da isteriz. Alevilerin yönettiği bir başkanlık haline gelene kadar da mücadelemiz devam eder.

    Toplum cemevlerinin, dedelerin ne söylediklerine bakıyor. Ancak cemevleri şu anda topluma bir şey demiyor. Devlet bizleri çalıştay adı altında toplayıp toplayıp duruyor. Devlet ‘önce siz kendinizi bir tanımlayın’ diyor. Gerçekten de önce bizler kendimizi bir tanımlayalım. Eksik olsun ama biz kendimizi tanımlayalım. Çünkü insanlar bir girdabın içerisinde. Yanlış inanışlar peşine o kadar girmiş vaziyetteki toplum, doğrusu nedir biz bile henüz karar vermemişken topluma şu an mesaj vermek kolaycılık olur.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kaplan: Belediyelerden, bünyelerindeki cemevlerini Alevi örgütlerine devretmelerini istedik-VİDEO

    Kaplan: Belediyelerden, bünyelerindeki cemevlerini Alevi örgütlerine devretmelerini istedik-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, belediyelerin cemevi açıp hizmet yürütmesine karşı olduklarını ifade ederek, “Belediyeler bu sebeple cemevi kadrosu oluşturup kişilere maaş bağlıyor. Belediyelerden, bünyelerindeki cemevlerini Alevi örgütlerine devretmesi için talepte bulunduk. Eğer olumsuz karşılanırsa örgütlerimizin, cemevlerine girip bir daha çıkmama eğilimi var” dedi.

    Belediyelerin cemevi açması ya da cemevlerine maddi destekte bulunmasından kaynaklı tartışmalar sürüyor. Toplumun bir kesimi, cemevi giderlerinin belediyeler tarafından karşılanmasını talep ederken, bir diğer kesim ise cemevi hizmetlerinin kamu eliyle olmaması gerektiğini ifade ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, örgüt olarak belediyelerin cemevi açıp hizmet yürütmesine karşı olduklarını ifade etti. Kaplan, Alevi sorunları ile ilgili siyasi iktidarın, bir çözüm üretmeyip, tüm yükü yerel iktidarlara bıraktığını belirtti.

    “TAMAMEN ALEVİ YOL ERKANINA AYKIRI”

    Gani Kaplan, yerel yönetimlerin bünyesinde olan tüm cemevlerinin Alevi çatı örgütlerine devredilmesi gerektiğini söyleyerek konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Belediyeler, arsa tahsisi ya da inşaatlarını yapıyor fakat sıkıntılı bir durum var. Belediyeler ya kendileri bir dernek veya vakıf kurdurup yaptıkları cemevini kontrollü olarak bu örgütlere devrediyor ya da tamamen belediyeler, kendisi cemevlerini işletiyor. Tapusu ile birlikte tümünü devreden birçok belediyemiz de var. Öncelikle İzmir Antalya Ankara ve İstanbul’da cemevi işleten belediyeler çok fazla. Örneğin camilerle ya da kiliseler ile ilgili yönetmelikler, yasalar bellidir. Mesela camilerin hepsi Diyanet İşleri Başkanlığına bağlıdır.
    Cemevlerinin verilmesi gereken yer ise 40 yıldır bu alanda mücadele yürüten Alevi örgütleridir. İlla ‘Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne tahsis yapılsın’ diye bir talebimiz yok.
    Örneğin bir cenaze kaldıracaksın, belediyeye dilekçe veriyorsun. Personel tamamen belediyeden. Hatta oradaki cenaze erkanını, cem hizmetlerini yürüten belediyenin personeli. Bu da tamamen Alevi yol erkanına aykırı. Şiacı, İslamcı bir dille erkan yürütüyorlar ve buna hiçbir şekilde müdahale edemiyorsun.”

    “PEKİ CEMEVİNDEKİ BELEDİYE PERSONELİ NE OLACAK?”

    Gani Kaplan, belediye bünyesinde olan cemevlerinin tahsisi için girişimlerde bulunduklarına işaret ederek konu ile ilgili İzmir’de tüm Alevi örgütleriyle birlikte bir çalışma yaptıklarını da anlattı. Kaplan ayrıca Ankara Çankaya Pir Sultan Abdal Cemevinin devri için de uğraş verdiklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Tunç Soyer başkanın tutum ve davranışından bağımsız, İzmir’de belirli sorunları aşamadık. Mevcut belediye başkanı henüz seçilmeden, oradaki yetkililer, cemevlerine kendi yakınlarını yerleştirip, dernekler kurdurmuş. Yaptığımız toplantıda belediyenin müdürü ve personeli de oradaydı. Bizlere ‘Peki bu cemevindeki personel ne olacak?’ sorusu yöneltildi.
    Ankara’da ise Oran semtinde Çankaya Belediyesi Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi ve Cemevi var. Burası ile ilgili dernek başkanlarımız zamanında diğer Alevi kurumları ile birlikte girişimde bulunmuş ancak başarısız olunmuş. Bir vakıfa devredilmek üzere temeli atılmış ancak sonra sıkıntı çıkınca devri de yapılmamış. Bir mahkeme sürecinin olduğu da söyleniyor ve bu sürecin bittiği bilgisini alınca bizler, tahsisi için belediyeye dilekçe gönderdik. Dilekçenin üzerinden 3 aya yakın bir zaman geçti. Normalde yasalar iki ay içerisinde dilekçeye yanıt verilmesi gerektiğini söyler ancak şimdiye kadar bir yanıt gelmedi.”

    “ŞİACI YAPILAR, BAĞIMSIZ KURUMLARI ELE GEÇİRMEK ÜZERE PROGRAMLANMIŞ”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, belediler bünyesindeki cemevlerinde yürütülen hizmetlerin de inanca aykırı olduğunun altını çizdi. Söz konusu cemevlerinde Şiacı-asimilasyoncu anlayışın hakim olduğunu söyleyen Kaplan şöyle devam etti:

    “Belediye cemevlerinde yürütülen hizmete, inanca dair sıkıntılarla da karşı karşıyayız. Ankara’daki cemevi isminin ‘Pir Sultan Abdal’ olması sebebiyle bizleri çok arıyorlar. Hatta pandemi döneminde orada cenazeler kabul edilmedi. Onunla ilgili de belediyeye dilekçe verip ‘Bu hizmetleri siz yapmıyorsanız biz yapalım. Halk mağdur olmasın’ dedik. Çünkü cenazeler kabul olmayınca alternatif olarak Karşıyaka mezarlığındaki camiye gidiyor. Neden Alevileri belediyeler aracılığıyla camiye gönderelim? Ancak belediyeden hiçbiri yanıt alamadık.
    Yakın zamanda İzmir’e gidip oradaki cemevleri ile ilgili tekrar görüşmeler yapacağız. Cemevleri herhangi bir genel merkezi olan Alevi kurumuna verilsin. Bu konuda ısrar ediyoruz çünkü bugün devlet ve Şiacı yapılar, bağımsız olan kurumları ele geçirmek üzere programlanmış ve tamamen onlar üzerinden Aleviliği asimile etmek istiyorlar. Genel merkezi olan kurumların hiçbirinin henüz içine sızmış değiller. Bugün belki Aleviliği yorumlama açısından büyük sıkıntı çektiğimiz Cem Vakfı’nın dahi bu konuda bir direncini görüyoruz.

    Bir diğer sıkıntı da şu; illerde çok fazla cemevi olmaya başladı. Bugün mesela Antalya’da 6-7 tane cemevi var. 8’ncisine artık gerek yok. Dolayısıyla bizler örgüt olarak buralara alternatif projeler de hazırladık. Çok amaçlı salon; kreşi, tiyatrosu olan, düğününe yemeğine kadar yapılabilen, üstünde yönetim odaları, derslikleri ve misafirhanesi olan bir kültür merkezi olarak proje düşünüyoruz. Çünkü çok fazla cemevi yapmanın Alevilere de bir faydası olmayacak. İçini dolduramadığın binaların hiç kimseye faydası yok. Boş bıraktığın anda da zaten birileri gelip oraları dolduruyor. Oralarda sadece cenaze erkanları ve 40 yemeklerinin haricinde hiçbir şey yapılmıyor.

    “İTİRAZIMIZ CENAZE ERKANLARININ BİÇİMİ”

    Çankaya Belediyesi’nin şu anda kendi bünyesinde bağlama sanatçıları var. Onlar, cemevinde kurslar veriyor ancak ne kadar başarılılar bunun verileri bizde yok. Ancak bizim itirazımız cenaze erkanlarının biçimi, oradaki personelin tamamen belediyeden olması yönünde. Önümüzdeki dönemde cemevlerinin artık farklı bir misyonda işlevini yerine getirmesi lazım. Eskiden olduğu gibi dergah sistemine dönmesi ve cemevlerini eğitim yuvaları yapmamız gerekiyor.”

    “ÇANKAYA CEMEVİNİ MUTLAKA ALEVİ TOPLUMUNA KAZANDIRACAĞIZ”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, cemevlerinin devri konusunda sunulan dilekçelere cevap verilmemesi durumunda alacakları tutuma ilişkin de bilgi verdi. Konu ile ilgili diğer Alevi çatı örgütleri ile değerlendirmeler yaptıklarına vurgu yapan Kaplan, “Bizler, PSAKD genel kurulundan sonra bir tek Ankara için değil tüm Türkiye’deki cemevlerine gireceğiz. Cemevlerimizin birçok arsası işgal, tahsis yoluyla alındı. Örgütümüzde artık binalara girip bir daha çıkmama gibi bir eğilim var. Genel kurulda da bu konuyu dile getirip yetki alacağız. Ben ya da bir başka arkadaşım olur ama Ankara Çankaya Cemevi’ni mutlaka Alevi toplumuna, Alevilerin örgütlerine kazandırmak için elimizden geleni yapacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Devletin Alevisi olmayacağız derken; belediyenin çimentosu, demirine boyun büker hale geldik-VİDEO

    ‘Devletin Alevisi olmayacağız derken; belediyenin çimentosu, demirine boyun büker hale geldik-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Güngören Şubesi Cemevi’nin “Gelin Canlar Bir Olalım” etkinliğinde konuşan PSAKD Genel Başkanı, yerel yönetimlerin cemevlerine müdahalesini eleştirerek, “Biz devletin Alevisi olmayacağız derken belediyenin kapısına gidip çimento, demire boyun büker hale geldik.  Belediyeler cemevlerini yapıyorlar ama anahtarını ellerinde tutuyorlar. Cami işleten belediye gördünüz mü? Cemevi işleten belediyeler var” diye konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Güngören Şubesi Cemevinin, ‘Gelin Canlar Bir Olalım’ etkinliği İBB Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Etkinliğe PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve CHP Milletvekili Özgür Karabat’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Buluşmada, salona Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamları ile yüzleşilmesini içeren pankartlar asıldı.

    “ALEVİ AÇILIMLARININ SONU HEP İNKAR”

    Etkinlikte konuşan CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat , “Örgütlü bir cahillikle karşı karşıyayız. Bizi katlederek sonuç alabileceklerini düşünenler mağlup olmuştur. Aleviler, kardeşlik ve barıştan yanadır. Umudu yitirmemek gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi birçok bakanlıktan kat kat fazla. Açılımlar döneminin sonunda gördük ki hepsi inkar var. Cemevleri yasal statüye kavuşturulmalı; zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır” ifadelerini kullandı

    “ALEVİ SORUNU GÖRÜLMEK, TARTIŞILMAK İSTENMİYOR”

    Alevi sorununun görülmek istenmediğini vurgulayan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Yolsuzluk ve her türlü pisliğe saçının teline kadar batmış ve bundan ar etmeyen sistem var.  Ne yaparsak yapalım bu kirli basın Alevi sorununu görmüyor, tartıştırmak istemiyor. Çünkü çok ağır bir sorun. Bu sistem Yezit soyludur. Bunlar masumların, mazlumların katilidir. Alanlara çıkmamız lazım. Ses çıkarmalıyız. Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık. Süleyman Soylu’dan mı korkacağız?” dedi.

    “BELEDİYELERİN ÇİMENTOSUNA BOYUN BÜKER HALE GELDİK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ise, Alevilerin devletin Alevisi olmama yolundaki direncinin yerel yönetimler eli ile kırılmaya çalışıldığını belirterek, “Alevi toplumu olarak örgütlerimize sahip çıkmıyoruz. Biz korkmuyoruz. Biz devletin Alevisi olmayacağız derken; belediyenin kapısına gidip çimento, demire boyun büküyoruz. Belediyeler cemevlerini yapıyorlar ama anahtarını ellerinde tutuyorlar. Cami işleten belediye gördünüz mü? Cemevi işleten belediyeler var” şeklinde konuştu.

    “DİYANET KALKMADIĞI SÜRECE ALEVİLERİN HİÇ BİR TALEBİ YERİNE GELMEZ”

    Ülkede halklar ve inançlar arasındaki inkar politikasının baş sorumlusunun Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu sözlerine ekleyen Kaplan, Devlet kapılarında iki torba çimento, bir ton demire gidip arz eyliyoruz. En büyük sıkıntılarımızdan birisi budur. Isparta’da, Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu sürece bu ülkede laiklikten, eşit yurttaşlıktan bahsedilemeyeceğini söyledik. Önceden bir Genelkurmay Başkanlığı vardı; o her şeye bir reçete yazıyordu. Şimdi ise bunun yerini Diyanet İşleri Başkanlığı almış durumda. Bu ülkede halklar ve inançlar arasında bir inkar politikası varsa bunun baş sorumlusu Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Diyanet kalkmadığı sürece Alevilerin hiçbir talebi yerine gelemez. Sesimizi daha gür çıkarmamız lazım” diye vurguladı.

    Deyişler eşliğinde dönülen semahlar ve şiir dinletilerinin ardından sanatçılar Kader Aslan ve Muzaffer Özdemir deyişler seslendirdiği nefesler sonrası etkinlik sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO

    ‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO

    PİRHA- Cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtlayan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, belediyeler tarafından yapılan cemevlerinde büyük sıkıntı yaşadığına dikkat çekerek, “Alevi toplumunun devlete olan her türlü hizmetinin karşılığının iki torba çimento, bir ton demirle eş tutulması; Aleviler açısından sıkıntılı ve zulümdür. Bunun da bir an önce aşılması gerekiyor” dedi.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    GANİ KAPLAN: Bilindiği üzere Aleviler şehirleştikten sonra yani şehir yaşamına geçtikten sonra biz daha önce PSAKD olarak şehir koşullarında Alevilik diye bir tartışma yürütmüştük. 1998’li yıllarda 90‘lı yılların sonuna doğru cemevlerinin ihtiyaç olduğu o dönemde örgüt tarafından dile getirildi. Tabi buna muhalif olan arkadaşlarımız da vardı o dönemde. Fakat cemevleri, yasal statüde olmaması nedeniyle kültür merkezleri adıyla faaliyetlerini göstermeye başladı o zamanlarda.

    Cemevlerinin yasal statüde olmaması, imar planına işlememesi, yer ayrılmaması, sıkıntılar çekmesi ve merkezi hükümetin de bu sorunları yerel yönetimlere devretmesi sonucu cemevlerinin yapımı büyük ölçüde Alevi vatandaşlar tarafından karşılanıyor. Ancak bunun bir bölümü de, arsa tahsisi ve yapımı büyükşehir belediyeleri, ilçe belediyeleri, il belediyeleri tarafından yürütülmekte. Fakat bu son zamanlarda sıkıntı yaratmaya başladı. Özellikle inançsal anlamda yasal statüye kavuşmaması açısından büyük bir sorun olmaya başladı. Cemevleri şu andaki konum itibari ile her ne kadar yasal statüye kavuşmamış olsa da halkın vicdanında cemevi olduğu gerçeği her kesim tarafından bilinmekte. Merkezi hükümet tarafından da, yerel yönetimler tarafından da bilinmekte. Alevi halkı ve diğer inanç topluluklarına bakıldığında cemevlerinin Alevilerin ibadet yeri olduğu gerçeği ortadadır.

    Aleviler zaten ibadetlerini cemevi olmadan da büyük ölçüde gerçekleştiriyordu. Büyükşehirlerde otel salonlarında, büyük düğün salonlarında; cemevleri yapılmadan önce köylerimizde büyük evlerde gerçekleştiriliyordu.

    Alevi inancında, dininde cemevi olgusu geçmişlerinde yoktu. Şehir koşullarında bu adlandırıldı. Şu anda inançsal anlamda hiçbir sıkıntı yok. Cemlerimizi yapıyoruz, cenazelerimizi kaldırıyoruz. İhtiyaç halinde hayır yemekleri veriliyor. Onun dışında bazı cemevlerinde misafirhane olarak kullanılıyor bazı cemevlerimizde büyük salonlarımız mevcut. Burada çeşitli etkinlikler vs. yapılıyor.

    “CEMEVLERİ SORUNUNUN AŞILMASI YASAL STATÜYE KAVUŞMASIYLA MÜMKÜN”

    -Cemevleri içinde inanca, inancın üzerindeki asimilasyoncu politikalara karşı faaliyetler yeterince yürütülüyor mu? Artan cemevi sayısıyla inancın yaşanması aynı orantıda mı?

    Cemevleri Alevi yurttaşların lokmalarıyla yapılıyor. Ancak yine de yerel yönetim de büyük katkı sağlıyor cemevlerimize. Belediye tarafından yapılan cemevlerinde büyük sıkıntı yaşadığımız bir gerçektir. Fakat daha önce PSAKD’ye ait birçok cemevimiz vatandaşların katkılarıyla yapılmış durumda. Yine diğer bir yandan, bizim birçok cemevimizin tapusu halen yoktur. Cemevlerimiz hazineye ait arsalara inşa edilmiş durumda. Tabi ki bu sorunun biran önce de çözülmesi gerekiyor.

    Belediyeler cemevlerimizi yapıyorlar tabi bunlara teşekkür ediyoruz. Tabi ki sorun merkezi bir sorundur. Merkezi hükümet cemevlerinin yapımından, cemevlerine arsa tahsisinden cemevlerinin ibadethane sayılması sorununu yerel yönetimlere havale etmiş durumda. Bu aşamada da ‘cemevi arsası verdi, cemevi inşaatı yaptı’ diye hiçbir belediye başkanına da soruşturma gelmiş değil. Bizim bildiğimiz bir soruşturma yok.

    Zamanın Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e bir fezleke hazırlanmıştı. Oradaki cemevi ile belediye arasında yapılan protokol laikliğe aykırı bulundu. Her türlü anlaşmazlık halinde ‘dar kurulur, cemde dede huzurunda sorun çözülür’ ibaresi vardı. O da laikliğe aykırı bulunduğundan dolayı bir soruşturma geldi. Onun dışında herhangi bir soruşturma yok belediyeler hakkında.

    Buradaki sıkıntı siyasi parti gözetmeksizin belediye başkanlarının yaptıkları cemevlerini kendi malları gibi saymaya başlamalarıyla oldu.

    Bunun en büyük örneği Isparta’da gün yüzüne çıktı. Diyanetle ilgili konuşma yaparken belediye başkanı kürsüye yürüyerek “Buranın betonunu ben döktüm. Camını penceresini ben yaptım. Burası bizim, benimdir, belediyenindir” gibi ifadeler kullandı. Buna baktığınızda belediye başkanının oradaki ifadesi tüm belediye başkanlarının ifadesinin dışa vurumu olarak yorumluyoruz.
    Niye böyle bir yoruma gerek duydunuz derseniz, belediye başkanları cemevimize verdikleri desteği istiyorlar ki kendilerinin olsun oradaki Alevi toplumu kendisine biat etsin noktasında bir görüşleri olduğunu düşünüyoruz.

    Diğer yandan da Ankara’da, İstanbul’da ve birçok büyükşehir, il ve ilçelerde cemevlerinin anahtarları belediyelerin elinde. Personeli belediyede, birçok hizmeti de belediye tarafından yürütülüyor. Baktığınızda bu belediyeler açısından da sıkıntılı bir durum aynı zamanda. Alevi toplumuna da yapılan bir haksızlık.

    CEMEVLERİNİ YAPIYORLAR, İŞLETMESİNİ UKDESİNDE TUTUYORLAR

    Belediyeler nasıl ki başka bir inanca ait ibadet yerlerini işletmiyorsa; yani çok basit bir anlamıyla bir belediye cami işletmiyorsa, sinagog, kilise işletmiyorsa, cemevi de işletmemeli. Cemevi işletmelerinin sıkıntılı olduğunu her zaman dile getirdik. O açıdan büyük sıkıntı yaşıyoruz İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da. Antalya büyük bir ölçüde çözüldü. Diğer bir şekilde belediyelerde sorun yaşıyoruz. Cemevlerini yapıyorlar, işletmesini ukdesinde tutuyorlar.

    Bu konuda Maltepe’de hala bir kriz var ve çözülmemiş durumda. Bu da bizim için sıkıntılı. Biz parti farkı gözetmeksizin diyoruz, tüm belediyelerin bir an önce cemevlerini Alevi toplumuna teslim etmeleri gerekmektedir.

    Alevi toplumunun şehirleşme anlamında 50 yıllık bir geçmişi var. Dolaysıyla ekonomik olarak çok zayıf noktadalar. Geçmişte kendi lokmalarıyla yaptıkları binaları bu dönemde artık yapamıyorlar. Bunun mümkün olmadığı gözüküyor. Girdi fiyatları çok artmış. İnşaat maliyetinin artması nedeniyle bu cemevlerinin mutlaka dışardan bir desteğe ihtiyacı var. Bu desteğin de en yakın olarak yerel yönetimler tarafından yapılması gözüküyor ve yerel yönetimler de yaptıkları bu desteği maalesef her noktada Alevi toplumunun başına kakıyorlar.

    Alevi toplumunun devlete olan her türlü hizmetinin karşılığı iki torba çimento, bir ton demirle belediyeler tarafından eş tutulması; Aleviler açısından sıkıntılıdır ve zulümdür. Bunun da bir an önce aşılması gerekiyor.

    Biz cemevlerinin sorunun aşılması ve cemevlerinin yasal statüye kavuşmasından geçtiğini biliyoruz. Fakat yasal statüye de kavuşturacak henüz bir iktidar bu ülkeye gelmedi bundan sonra da geleceğini düşünmüyoruz.

    “SİYASİLER KENDİ ALEVİ’SİNİ YARATMA ÇABASINDAN VAZGEÇMELİ”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Bunun en büyük örneği Isparta’da görüldü. Bizim Diyanet’e yönelik eleştirilerimizde belediye başkanının yerinden kalkarak “Buraları ben yaptırdım. Buralar bizim” ifadesinin kullanılması bunun en somut örneklerinden birisidir.

    Son zamanlarda da siyasal iktidar cemevlerine yönelmiş durumda. Danışmanlar göndererek cemevlerine yönelik operasyonlar çekmeye çalışıyor. Diğer siyasi partili belediyeler de şu anda gözünü Alevi toplumuna dikmiş durumda. Bunun nedeni de blok oy olarak şu anda sadece Aleviler kalmış durumda.

    Zaten blok oy kullanan 2 kesim kalmıştı. Bunların birisi zaten siyasi parti tercihlerini yapmış durumda. Şu anda Aleviler açısından baktığın zaman geçmişten bugüne kadar sol, sosyalist, sosyal demokrat düşünceyi destekleyen %80, %85’e yakın bir kesim var Alevi toplumunda. Tabi ki siyasi partiler, devlet, belediyeler herkes kendi Alevi’sini yaratma çabasında. Beş ton demir, çimentoyla, yaptıkları binalar sayesinde Alevileri teslim alacakları düşüncesine kapılmış olabilirler.

    “BU DURUM ISPARTA’DAN SONRA DÜZELMEK ZORUNDA”

    Bu açıdan baktığımızda da yine bizim için sıkıntılı bir durum. Aleviler tarih boyunca hiç kimseye minnet etmemiştir. Aleviler hakkı olanı şimdiye kadar devletten, yerel yönetimlerden istiyorlar. Hiçbir belediye başkanı cebinden yardım yaparak, “Sizi çok seviyorum, işte cebimden 10 bin, 5 bin TL para vereyim” dediği de görülmemiştir şimdiye kadar. Böyle bir yardımı kayıtlarımızda, örgütümüzde rastlamadık. Devletin parasını bizim cemevlerimize harcıyorlar. İşin garibi kendilerini oranın sahibi sanıyorlar. Ama bu durum Isparta’dan sonra düzelecek, düzelmek zorundadır.

    “ISPARTA, CEMEVLERİ AÇISINDAN BİR MİLAT”

    Isparta, hem Alevi örgütlenmesi hem Türkiye, hem Avrupa örgütlenmesi açısından bir milat, hem de cemevleri açısından belediyelerle ilişkisi açısından bir milat olduğunu düşünüyorum. Bu konuda en yakın zamanda Alevi örgütleri gereken adımı atacaktır. Siyasilerin de kendi Alevi’sini yaratma çabasından bir an önce vazgeçmeleri lazım. Çünkü Türkiye’deki hiçbir partiyi ayırmaksızın söylüyorum; her parti kendine yakın Alevi örgütü yaratma çabası içerisinde.

    Bugün iktidara yakın olanlara baktığın zaman demokratik Alevi örgütlenmesinden daha fazla iktidarın kurmuş olduğu vakıf ve derneklerin olduğunu görüyoruz. Yanlarına bir tane vatandaş alıyorlar ve kandırdıkları vatandaşlara dernek vakıf kurduruyorlar. Bunlar vasıtası ile Alevleri domino etmeye çalıştıklarını sanıyorlar. Belediyeler de bunu cemevleri üzerinden yürütmeye çalışıyor. Önümüzdeki süre içerisinde bunun aşılacağını düşünüyorum.

    “VALİLER VE BELEDİYE BAŞKANLARI SUÇ İŞLİYORLAR”

    – Isparta Cemevinde görüldüğü üzere Alevilik Aleviler eliyle belediyeler üzerinden yola getirilmek isteniyor. Son dönemde yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sizce Alevi kurumları, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumdadır ve nasıl olmalıdır? 

    Isparta bir milattır. Isparta cemevinde yaşanan yereldeki arkadaşların cemevine yapılan hizmetten dolayı belediye başkanına minnet duymaları sıkıntılıdır. Aynı zamanda da belediyelerle olan Alevi örgütlerinin ilişkisi aslında kurumsal bir ilişkidir. Bireysel hiçbir ilişkisi yoktur. Fakat son zamanlarda özellikle uzun bir süredir Alevilerin oy verdikleri partilerin iktidara gelmemesi, iktidarda olmayışı ve kamu yönetiminde özellikle eşit yurttaşlık temelinde ele alındığında Alevi yurttaşların az sayıda kamuda işe alınması ve bu noktada Alevilerin yönünü belediyelere çevirmesi, belediyelerin Alevilerin iş konusundaki temel taleplerini karşılayamaması sorunu Alevi örgütleriyle belediye arasında büyük bir sıkıntı yaratmaya başladı. Son zamanlarda sorunun en büyük kaynağı budur.

    Diğer bir kaynağı da yaptıkları cemevlerini kendi bünyelerinde tutmaları. Örneğin belediyenin elindeki cemevlerine gittiğimizde “orada bir cem yapacağız dediğimizde” elli yere dilekçe veriyorsunuz. O, ona gönderiyor, o ona gönderiyor. Hacı Bektaş Veli Dergâhı şu anda müze statüsündedir. Bir cem yapacağınız zaman bir sürü yazışmalar yapıyoruz. Yok Anıtlar Müdürlüğü’ne, yok Müze Müdürlüğü’ne, Kültür Bakanlığı’na bir sürü dilekçe veriyoruz.

    Aynı şey belediyelerin yönetimindeki cemevlerinde de yaşanıyor. Yaşanan bu sorun çözülmez ise ileride belediyelerle Aleviler arasında derinleşen bir sorun haline gelecek diye düşünüyorum. Umut ediyorum Isparta’dan sonra belediye başkanları oradaki haberleri izlemişlerdir ve oradan bir ders çıkarırlar diye umuyorum.

    Bu sorun derinleşmeden mutlaka çözülmesi gerekiyor. Ancak yasal olmayan bir ibadethane yasal olabilirse binanın ruhsatını verebilirsin. Ruhsatını nasıl verirsin? Kültür merkezi adına ruhsat verebilirsin. Ama belediye önünde cemevi yazıyorsa oraya destek veren hem valiler hem belediye başkanları suç işliyorlar. Yasal olmayan bir ibadethaneye destek vermekten dolayı da suç işliyorlar. Bundan dolayı da suç işlemelerini önlemek için merkezi iktidar mutlaka buraların cemevlerinin yasal statülerini çözmeleri gerekir diye düşünüyorum.

    “YAKINDA BİR GENELGE YAYINLAYACAĞIZ”

    -Cemevleri Alevilerin inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Karşılamıyorsa neler yapılmalı, nasıl yol izlenmeli?

    Tabii ki bu bizim 10-15 gün önce yaptığımız danışma kurulunda bir gündem maddesiydi. Alevi örgütlenmesini cemevlerinin yeri konulu başlığını biz örgütümüzle tartıştık. Biz dernek yönetmek üzere yani dernekçilik yapmak, Alevilerin haklarını sormak üzere kurulmuş dernekleriz. Cemevleri sorunu önümüze gelince hem bu Alevi örgütlerini bocalattı hem de örgütsel anlamda krizler çıkmaya başladı.

    Tabi bazen Alevi örgütlerinin yayınladığı genelgeler cemevlerinin iç işleyişinde olmayabiliyor. Tabi ki bu büyük bir sorun. Bu sadece PSAKD sorunu değildir. Cemevi dernek ilişkileri cemevlerinin içerisinde dernek yönetimlerinin olması bir sorun teşkil ediyor. Bu bir gerçek. Bu sorunu tek başımıza çözme şansımız yok.

    Bununla ilgili bir öneride bulunduk. Tüm Türkiye’de bulunan Alevi örgütlenmelerini, dedelerimizi, analarımızı bu örgütlerde şimdiye kadar görev yapan genel başkanlarını, yönetim kurulu üyeleri, şube yöneticileri oturup iç genelgenin hazırlanması gerekiyor.

    Şube yönetimleri cemevini yönetirken hangi esaslar, hangi ilkeler çerçevesinde yönetiyor? Cemevleri yönetilmesi  noktasında ve halkla yönetim arasında bir sıkıntı çekiyoruz. Bizim örgütümüzde daha önce biz bir genelge yayınladık. Uyulması gereken kurallarla ilgili. Bu en çokta cenaze işlerinde karşımıza çıkıyor.

    En son Batıkent Ergazi’de olan cemevinde bir sıkıntı çektik. Cenazede adam kendi cenaze hizmetlerini yürüten birisini getirmiş. “Biz burada işte kuran okuyacağız. Biz burada şunu yapacağız. Kendi cenazemizi kendimiz kaldıracağız” gibi bir ifade de bulunmuşlar. Bunun doğru olmadığını bizim arkadaşlar ifade etmiş.

    Yakında genelge güncelleyeceğiz, tekrar göndereceğiz. Çünkü herhangi bir camiye, kiliseye gittiğinde “Ben kendi hocamı getirdim, burada cenazemi kaldıracağız” diyemiyorlar. Hiçbiri cemevinde de böyle bir hakları olmadığını, kurallara mutlaka uyulması gerektiğini ve cemevlerinde bizim yol ve erkan yürütürken, cenaze erkanı yürütürken mutlaka kendi ritüellerimize uygun, kendi inancımıza uygun yürütmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Yoksa asimilasyon aracı olarak biz kendi kendimizi kullanmış oluruz. Örgüt olarak biz buna izin vermeyiz. Yakında bir genelge tekrar güncelleyip göndereceğiz.

    Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Yapılan cemevlerinin şu andaki Türkiye genelinde tek tip uygulanan bir mimari yapısı yok. Bazısı çok katlı apartman şeklinde en üstleri cemevi, bazılarının mevcut binanın yanına üstünde bir şey olmaması için yanına yapılmış, bazıları orta katlarda, bir mimari yapısı yok şu anda.

    En büyük sıkıntı bizim devasa binalara ihtiyacımız yok. Yörenin ihtiyacı var ise sadece perşembe günleri yapılan bir ibadet için devasa binalar yapmaya gerek yoktur. Ancak bizim cemevlerimiz eski belde statüsünde olmalı orada öğrenciler yetişmeli, yani dini eğitimden, matematikten fen bilimlerinden edebiyata kadar tüm eğitimin verildiği bir alana çevirmek gerekir ki o zaman cemevi, cemevi statüsünü kazansın.

    Burada bizim önümüze koyacağımız, Ortaca’da Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından bizim kendi arsamız üzerine yapılan cemevidir. Tek katlı ve u şeklinde binanın mimarisini çok beğeniyorum. Küçük yerlere bu mimariyi özellikle öneriyoruz. Çünkü tamamen ihtiyacı karşılıyor. O binanın üzerinde bir kat daha olabilir üst katta derslikler yönetim veya misafirhane olarak yapılabilir iki katlı olarak da yapılabilir.

    Artık çok katlı binalara gerek yoktur. Yani biz hiçbir dini ibadethane ile yarışmıyoruz. Bununla ilgili de yerel mimarilere uygun mimarinin geliştirmesi gerekiyor. Ancak bizimkiler müteahhit anlayışıyla devasa binalar yapıyor apartman şeklinde buna gerek yoktur. Açıkçası şimdiye kadar geçmişte bir mimari olmadığı için örnek alabileceğimiz bir mimari yok.

    Sadece geçmişte Alevi köylerinde, büyük evlerde kullanılan kırlangıç çatılar vardır. Şu anda birçok cemevinin tavanında o kırlangıç çatıyı örnek alarak ibadet yapılan kısmını ona benzetmeye, onu örnek almaya çalışıyoruz. Onun dışında binanın ana görünümünde her cemevinin farklı farklı bir mimarisi var ama bu da sıkıntı mı? Aslında bir sıkıntı yaratmıyor da büyük binalara gerek yok. Yine örgütümüz cemevleri ve kültür merkezleriyle ilgili sistem değişikliğine gitmenin elzem olduğu kararına vardı. Birçok yerde Alevi örgütlerine ait cemevleri var. Buralara örgütümüzün başka bir cemevi yapmasına gerek olmadığını düşündük.

    Alt katı, giriş katı çok salonlar. Bu salonda düğünden nişana, konserine kadar bölünebilir. Gerekirse toplantını yapabilirsin, gerekirse bin kişilik bir düğün, konser de, toplantı da yapabileceğin bölünebilir salonlar olabilir.

    Yine arkası çocuklara yönelik kreşler, üstü yönetim odaları, derslik ve misafirhanelerden oluşan iki katlı bir proje çizdirip cemevine ihtiyaç olmayan yerlerde bunları uygulamaya çalışacağız. Ama örnek alabileceğimiz bir cemevi projesi de Türkiye’de yok.

    Melis CİDDİOĞLU-CEBRAİL ARSLAN/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’

  • Pir Zeynel Kete: Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir

    Pir Zeynel Kete: Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir

    PİRHA- Şıx Çoban Ocağına mensup Pir Zeynel Kete, Yeni Yaşam gazetesinde “Belediyeler ve aşure töreni” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, Aşure lokmasının protokol haline getirilmesini eleştirdi. Kete, “Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir. Aleviliğin kültürel direniş hattını yok ederek “değiştirme/ dönüştürme”, Aleviliğe müdahale etme, kaybettirme tasarımıdır” dedi. 

    Şıx Çoban Ocağına mensup Pir Zeynel Kete, Yeni Yaşam gazetesinde “Belediyeler ve aşure töreni” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, belediyelerin ‘Aşure töreni!’ yapmalarını yeni bir Alevilik tasarımı olarak düşünmek gerektiğini ifade etti.

    Kete, “Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir. Aleviliğin kültürel direniş hattını yok ederek “değiştirme/ dönüştürme”, Aleviliğe müdahale etme, kaybettirme tasarımıdır” dedi.

    Pir Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “Yaşadığımız çağda kapitalist modernist anlayış bütün olguların, kavramların gerçek manalarının üstünü örtmek için  var olan tarihsel değerleri metalaştırarak  toplumsal mühendislik projeleri üretiyor.

    Devletçi zihniyetler görünürde halkların kültürüne, inancına değer verdiğini söyleyerek aslında değersizleştirme siyasetini ortaya koyuyorlar. Bu zihniyet toplumu sadece ekonomik olarak yıkıma sürüklemiyor; kültürel olarak da toplumun binlerce yıllık demokratik değerlerini anlamsızlaştırarak, zaman ve mekanından uzaklaştırarak kendi denetimine almaktadır. Böylelikle devletçi zihniyetler ve onların uzantıları tarafından rıza toplumuna ait bütün komünal değerler hakikatinden uzaklaştırılmıştır. Kavramlar değerler, kendinden menkul şeyler değildir, binlerce yıllık tarihsel ve toplumsal koşulların ürünüdürler.

    “BELEDİYELERİN AŞURE TÖRENİ YAPMASI YENİ BİR ALEVİLİK TASARIMIDIR”

    Özellikle Muharrem Ayı’nın bittiği şu günlerde belediyelerin “Aşure töreni!” yapmalarını yeni bir Alevilik tasarımı olarak düşünmek gerekir. Binlerce yıllık kültürel direniş hattı ve bu hatta karşılık bulan ritüeller, kavramlar, topluma dair demokratik değerler, bu değerlerin tarihsel anlamları belediyeler tarafından kutlanacak belirli gün ve haftalar listesine eklenmiştir. Elbette ki bu sürece gelinmesinin asıl müsebbibi bu inanç üzerinden ikbal devşirenlerdir.

    BELEDİYE BAŞKANLARI VE PROTOKOLLE AŞURE LOKMASI PAY EDİLMESİ NE KADAR KUTSALDIR?

    Rıza toplumuna ait bütün değerler kutsallığını toplumsallığından almıştır. Toplumsal yararlılık ilkesi kendisini gösterince kutsanma da kendisini göstermiştir. Aşure her şeyden önce doğal toplum özelliğini taşır. Doğal toplumda inancın toplumsal yaşamla bire bir ilişkisi vardır. Toprakla ilişkilenme, emek süreçleri, üretim aşamaları kutsallıkla iç içedir. Bu kutsallıkta esas olan Ana Kadın’ın bilgeliği, bilinci, tecrübesi, kemaleti ve duygusudur. Ana Kadın’ın duygusundan uzak, yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen, cemevlerinin resmi “dede”leri tarafından “duası” verilen, belediye başkanları ve protokolle eril bir zihniyetle resmi tören şeklinde açılışı yapılan bir Aşure lokmasının pay edilmesi ne kadar toplumsaldır, kutsaldır. Yaşamla bağı koparılan tüm ritüellerin iktidara hizmet ettiğini tarih göstermiştir.

    “AŞURE KUTSAL ŞÜKRAN AŞIDIR”

    Alevi inancında Aşure ile Tufan arasında bir ilişki kurulur. Dünya çapında etki yaratan Tufan efsanesi yeni bir başlangıç olarak kabul edilir. Nuh kelimesi başta Kürtçe olmak üzere bir çok dilde “yeni” anlamına gelmektedir. Anlatılana göre Tufan ile beraber sadece insanlık kaos yaşamamış, toplum ve doğa, yaratılan maddi kültürel değerler yok olmuştur. Tufan’dan kurtulanların atalarını anma, doğaya şükran duymak için elde kalan azıklarla yaptıkları “kutsal şükran aşı”dır, yeni bir yaşamın başlangıcıdır.

    “AŞURE FARKLILIKLARIN RIZALIKLA BİR ARADA YAŞAMALARI GEREKTİĞİNİN İFADESİDİR”

    Duygu ve düşüncenin yaşamla ikrarlaştığı, kaos ve kriz anında ikrarlaşarak hayatta kalınabileceği, yeniden bir yaşamın inşası için farklılıkların rızalıkla bir arada yaşamaları gerektiğinin ifadesidir Aşure. Farklılıkların birbirine tahakküm kurmayacakları, zalimin zulmüne karşı ortaklaşan yaşamın kültürleştiği, güzelleştiği ,sistemleştiği; bütün renklerin rızalıkla ortak bir mekanda yaşanabileceğinin karşılığıdır Aşure.

    Zulme karşı dayanışmanın, ruhsal ve bedensel olarak ikrarlaşmanın, duygu ve düşüncede ortaklaşmanın ahlaken de karşılık bulmaktadır.

    “AŞUREYİ ALEVİLER ELİYLE RESMİ TÖREN HALİNE GETİRMEK BİR PROJEDİR”

    Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir. Aleviliğin kültürel direniş hattını yok ederek “değiştirme/ dönüştürme”, Aleviliğe müdahale etme, kaybettirme tasarımıdır. Bu ihale son birkaç yıldır yerel yönetimlere verilmiştir. Alevilik Aleviler eliyle belediyeler üzerinden “yola getiriliyor.” Osmanlı lahiyalarında “tashih-i itikat” olarak tanımlanır.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • CHP’li büyükşehir belediye başkanları: Vefat sayıları açıklanandan 2-3 kat fazla

    CHP’li büyükşehir belediye başkanları: Vefat sayıları açıklanandan 2-3 kat fazla

    On büyükşehir belediye başkanı, bir kez daha çevrimiçi toplantıda bir araya geldi. Başkanlar, kendi ellerindeki bulaşıcı hastalık kaynaklı ölüm sayılarının açıklanan verilerden 2-3 kat daha fazla olduğunu söyledi. Pandemiye karşı sosyal devlet refleksiyle topyekûn mücadele çağrısı yaptı. 

    CHP’li 10 büyükşehir belediye başkanı, sanal toplantıda bir araya geldi. Yaklaşık 2 aydır Covid-19 tedavisi gören Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek toplantıda yer alamadı. Ülkenin toplam nüfusunun yüzde 49’unun yaşadığı kentleri yöneten büyükşehir belediye başkanları, kentlerinde yaşanan bulaşıcı hastalık kaynaklı vefat sayılarıyla ilgili bilgiler paylaştı.

    Merkezi hükümetin yayınladığı rakamlarla, kendilerine ulaşan sayılar arasında 2-3 kat fark olduğunu aktaran başkanlar, şehirlerindeki hastanelerin artık talepleri karşılayamayacak doluluklara ulaştığını aktardı.

    Altında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfi Savaş’ın imzası olan açıklama şöyle:

    “Türkiye nüfusunun yüzde 49’unun yaşadığı 11 Büyükşehir Belediyesi’nin Başkanları olarak, Kovid-19’la verilen topyekûn mücadelede, devletin tüm kurumlarıyla birlikte çalışmaya hazır olduğumuzu her fırsatta dile getirdik. Son dönemde vaka, hasta ve vefat sayılarında yaşanan artış ile bu rakamlar üzerinde oluşan ‘bilgi kirliliğini’ üzüntüyle, endişeyle takip etmekteyiz.

    Kurumlarımıza yansıyan günlük vefat rakamlarıyla, merkezi yönetimin her akşam yayınladığı sayılar arasında 2-3 kata varan farkları tespit etmek zorunda kalmanın huzursuzluğunu yaşıyoruz.

    HER EVDEN CENAZE KALKMAYA BAŞLADI

    Artık neredeyse her eve giren bu virüsle ve sonuçlarıyla ilgili gerçekleri, tüm çıplaklığıyla kamuoyuyla paylaşmak, her kamu görevlisinin sorumluluğundadır. Bu sorumluluk duygusundan uzak durmanın ne kamusal anlamda ne de vicdani olarak anlaşılır bir yanı yoktur. Her evden bir cenazenin kalkmaya başladığı böylesi bir süreçte, kamu idarecilerini, gerçekleri tüm çıplaklığıyla paylaşmaları konusunda kararlılığa davet ediyoruz.

    Aynı kararlılığın; toplumun pandemiden olumsuz etkilenen tüm kesimlerine yapılması zorunlu olan maddi yardım, destek ve teşvikler gibi konularda da gösterilmesi zorunludur. Merkezi yönetimi, sosyal devlet olmanın bütün gereklerini yerine getirmeye ve tüm kurumlarını bu konuda seferberlik duygusuyla sürecin içine katmaya davet ediyoruz. Toplum sağlığının korunması açısından, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda, 2 ya da 3 haftalık bir kapanmanın elzem olduğu noktasında görüş birliği içinde olduğumuzu tüm kamuoyuna duyurmayı bir borç biliyoruz.

    Saygılarımızla.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ADFE Başkanı Fırat’tan CHP’li belediyelere: Cemevlerinden ve inancımızdan elinizi çekin!

    ADFE Başkanı Fırat’tan CHP’li belediyelere: Cemevlerinden ve inancımızdan elinizi çekin!

    PİRHA Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, CHP’li belediyelerin cemevi yaptırdığını ancak cemevlerinin yönetimlerine kendilerine yakın kişileri atadıklarını belirterek, bu uygulamaya son verilmesini istedi. PİRHA’ya konuşan Fırat, “Cemevi yapıyorlar sonrasında kendi istediği insanları yönetim kademelerine atıyorlar. Bu durum Alevi olarak, talip dedesi olarak, yol önderi olarak beni rahatsız ediyor. Bu doğru bir yaklaşım değil” dedi.

    Çoğunlukla CHP’li belediyeler bir çok yerde ya bağımsız ya da Alevi dernekleriyle ortaklaşa cemevleri yapıyorlar. Ancak cemevlerinin yönetimine partili bir yönetici atayarak idareyi dernek yönetimine vermiyorlar. Belediyelerin bu tutumu Aleviler tarafından tepkiyle karşılanıyor.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı ve Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, CHP’li belediyelerin cemevi yaptırdığını ancak cemevlerinin yönetimlerine kendilerine yakın kişileri atadıklarını belirterek, bu uygulamaya son verilmesi için belediyelere çağrıda bulundu.

    “BELEDİYE BÜNYESİNDE BİR CAMİ VAR MI?”

    Pir Celal Fırat, Facebook hesabından cemevi yaptıran ve yönetimini derneklere vermeyen belediyelere şu tepkiyi gösterdi:

    “Beylikdüzü Belediye Başkanı (o dönemin) Sayın Ekrem İmamoğlu “Beylikdüzü Cemevi ve Kültür Evi” mimari proje yarışması olarak düzenlenmişti. O bölgede yaşayan canlarımız cemevinin bittiğini ama belediye kendi bünyesinde vakıf ve dernek kurdurarak, tabir yerindeyse adeta kendine bir arka bahçe konumunda cemevi yarattıklarını söylüyorlar. İstanbul’da buna benzer çok vakalar olduğunu ben çok iyi biliyorum, CHP ve Sayın İmamoğlu bu olaya ve benzeri durumlara kesinlikle müdahale etmelidir. Şu soruyu bu konumda olan belediye başkanlarına sormak istiyorum. Belediye bünyesinde bir cami var mı? Elinizi cemevlerimizden ve inancımızdan çekin!”

    PİRHA‘ya konuşan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat, “Belediyelerin bu tutumunun CHP Genel Merkezi’nin bir politikasının olduğunu düşünmüyorum. Yereldeki belediyelerin Alevilerin üzerinde egemenliğini koyması, özellikle bu seçim arifelerinde ilçelerdeki Aleviler üzerinde bir egemenlik oluşturulduğunu düşünüyorum ben. Genel merkezin böyle bir politikası olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Büyükşehir gibi yerlerde böyle bir sorun var. İzmir’de çok problemler yaşandı. Ankara’da buna benzer sıkıntılar yaşandı. İstanbul’da devam ediyor. Bu doğru bir şey değil” diye konuştu.

    “BİR CEMEVİNİN ANAHTARININ BİR BELEDİYE BAŞKANININ CEBİNDE OLMASI BENİ RAHATSIZ EDİYOR”

    “Belediyenin cemevi yapması anlamlıdır, değerlidir. Çünkü milletin vergileriyle yapıyor. Ancak bu çerçevede yapacaklarsa hiç yapmasınlar” diyen Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cemevi yapıyorlar. Sonra kendi istediği insanları yönetim kademelerine atıyorlar. Bir Alevi olarak, talip dedesi olarak, yol önderi olarak beni rahatsız ediyor. Bu doğru bir yaklaşım değil. Hiçbir zaman bireysel, kurumsal anlamda biz herhangi bir belediye ile ilişki içerisine girmedik. En ufak bir talebimiz olmadı, onu net söyleyeyim. Devlet yıllarca itikadımızı, inancımızı, gelenek göreneklerimizi, bizi yok sayıyor. AKP’nin bir politikası var, bize karşı, Alevilere karşı. Siz müslümansanız buyurun camiye gelin diyor. Biz yıllarca Alevi örgütleri, Aleviler olarak bu söylemlere tepki gösteriyoruz. Bir cemevinin anahtarının bir belediye başkanının ya da belediye meclis üyesinin cebinde olması beni rahatsız ediyor.”

    “CAMİYE AYNI MUAMELEYİ YAPMAYA CESARET EDEMEZLER”

    Camiye aynı muamelenin yapılmadığını söyleyen Pir Celal Fırat, “Bir belediye başkanı ‘caminin yönetimi bende’ diyemez. Buna cesaret edemezler. Bu cesareti veren de Alevi vatandaşlar. Alevilerin bu konuyla ilgili daha örgütlü bir şekilde bir tepki dillendirmesi lazım. Cemevlerinde görevlendirilen insanlar da Alevi, fakat Alevilikte bir alakaları yok. Sadece Alevi kimliğini siyaset tarzı olarak kullanıyorlar, meclis üyesi olmak gibi veya kendi şahsi işlerini görmek mahiyetiyle bir araç olarak kullanıyorlar” dedi.

    “KILIÇDAROĞLU, DOĞRU BULMADI”

    2014 yılında bir heyet oluşturarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini ifade eden Fırat, “O dönem bir komisyon kuruldu bu meselelere çözüm üretilsin diye. O zaman biz tepkimizi dillendirmiştik. Kılıçdaroğlu ‘kesinlikle bu doğru bir yaklaşım değildir’ dedi. Fakat ufak bir adım atılmadı. 6 sene geçmiş 2020 yılında aynı problemleri yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    “BEYLİKDÜZÜ’NDE YAPILAN CEMEVİNE KENDİ ADAMLARINI ATAYACAKLAR”

    İstanbul Beylikdüzü’nde yapılan cemevini örnek gösteren Celal Fırat, burada yönetimin cemevine verilmediğini ifade ederek şunları kaydetti:

    “Beylikdüzü’nde Ekrem Başkan cemevi yaptırdı. Onunla ilgili daha sonra cemevlerini davet etti, incelemelerde bulundu. Gidip görmedim nasıl bir mimari de yapıldığını. Fakat şu an bu yaptıkları cemevine, bir vakıf bir dernek oluşturarak yine kendi adamlarını atayacaklar. Bu bizim kabul edeceğimiz bir şey değil. Ekrem Başkan İstanbul’da cemevleri yapacağını söylemişti. Bu şekilde yapacaksa yapmasınlar. Eğer toplum gerçekten bir yerde ihtiyaç duyuyorsa cemevini yapar. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi Garip Dede. Halkın kendi olanaklarıyla sahiplenmesi ile kısa bir süre içerisinde cemevi yapıldı. Toplum sahiplendiğinde cemevleri yapılıyor. Biz yapmasın demiyoruz ama yaptıklarında da buranın anahtarı bizde olur. İstediğimiz zaman gelin, istediğimiz zaman çıkın deme hakkını kendinde görmemelidir. Bunlara her canımız tepki göstermeli.”

    “BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYESİ RAMAZANDA CEMEVİNİN İÇİNDE İFTAR YEMEĞİ VERDİ”

    Geçen Ramazan ayında Büyükçekmece Belediyesi’nin cemevinin içerisinde iftar yemeğini verdiğini hatırlatan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, “Böyle bir şey olabilir mi? Cemevinin bir kuralı, ritüeli var. Bir cemevinin içerisinde iftar yemeği nasıl verilebilir ama veriyorlar. Doğru bir yaklaşım değil. Aynı çerçevede Maltepe Belediyesi’nde sıkıntılar yaşandığını da biliyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARI, FEDERASYONLAR VAR”

    Belediyelerin “Cemevlerini hangi kuruma verelim” diye bahanelere sığındıklarını söyleyen Fırat, “Bu da mantıklı değil. Alevi kurumları, federasyonları var, üst kurumlarımız var. Bunların hepsi çağırılır. Gelin ortak bir perspektifte buluşun denilebilir” dedi.

    “ALEVİLERİN BİRARAYA GELMESİNİ İSTEMEYEN BİR MANTIK VAR”

    Alevilerin bir araya gelmesini istemeyen bir mantığın olduğunu dile getiren ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, “Alevilerin beraber hareket etmesini istemeyen insanlar var. Dağıtmaya gayret gösteriyorlar. Devlet hep şunu söyledi: Hangi Alevileri muhatap alalım? Şimdi aynı söylemi bu arkadaşlar da dinlendirmeye başladılar. Bizim böyle bir sıkıntımız yok, sorunumuz yok. Bizi bahane etmesinler” diyerek belediyelere tepki gösterdi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Danıştay, CHP’li belediyelerin bağış kampanyası hakkında kararını verdi

    Danıştay, CHP’li belediyelerin bağış kampanyası hakkında kararını verdi

    Belediyelerin bağış toplamasını engelleyen İçişleri Bakanlığı’nın genelgesine ilişkin Danıştay’da açılan davada yürütmeyi durdurma talebi reddedildi.

    Yeni tip koronavirüs (Covid-19) sürecinde belediyelerin bağış toplamasını ‘yetkili makamdan izin alma zorunluluğu’ nedeniyle engelleyen İçişleri Bakanlığı’nın genelgesine ilişkin Danıştay’da açılan davada yürütmeyi durdurma talebi reddedildi.

    Böylece belediyelerin bağış toplaması bir süre daha yasak olacak.

    Danıştay, genelgenin iptal istemini ise daha sonra karara bağlayacak.

    CHP’li büyükşehir belediyeleri koronavirüs sürecinde yurttaşlara yardımcı olmak amacıyla bağış kampanyası başlatmıştı. Bunun üzerine AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Devlet içinde devlet olmaz” demişti.

    İçişleri Bakanlığı ise yayınladığı genelge ile belediyelerin yardım toplamasını engellerken, Yardım Toplama Kanunu’na göre, bağış ve yardım toplamak isteyen kurumların ‘yetkili makamdan izin alma zorunluluğu’ olduğu ve belediyelerin bu kanundan muaf olmadıkları belirtmişti. (HABER MERKEZİ)

  • Diyanet yine taraf tuttu; belediyelerin halka yardım kampanyasını kötüledi

    Diyanet yine taraf tuttu; belediyelerin halka yardım kampanyasını kötüledi

    PİRHA – Din İşleri Yüksek Kurulu, Covid-19 salgını sebebiyle ilan edilen dayanışma kampanyalarına zekât ile katkıda bulunma konusunda vatandaşlardan gelen sorular üzerine açıklama yaptı.

    Diyanet, “Zekatlarınızı ulusal düzeydeki kampanyalara vermeniz caizdir” diyerek, belediyelerin yardım kampanyalarını kötüledi.

    Diyanet’ten yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi:

    “Bütün dünya ile birlikte ülkemizi de etkisi altına alan Covid-19 salgını sebebiyle mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza destek olmak üzere ilan edilen dayanışma kampanyalarına zekât ile katkıda bulunabilme hususunda çok sayıda soru yöneltilmesi üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur:

    Zekât, İslam dininin en önemli sosyal dayanışma ve yardımlaşma kurumlarından biridir. Bu kurum, özellikle zor zamanlarda daha bir önem kazanmaktadır. İçinden geçtiğimiz küresel salgından dolayı evde kalma zarureti sebebiyle pek çok kişi işini sürdürme imkânı bulamamakta ve zekât alabilecek konuma gelebilmektedir.

    Zekât, şartlarını taşıyan Müslümanların yılda bir defa yerine getirmekle yükümlü oldukları mali bir ibadet olup geçerli olması bir takım şartlara bağlanmıştır. Verilen zekâtın geçerli olması için zekât niyetiyle Kur’an-ı Kerim’de belirtilen yoksullar, düşkünler, borçlular gibi ihtiyaç sahiplerine aynı veya nakdî olarak verilmesi gerekir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yaşam hakkımızı engelleyenlere boyun eğmeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Yaşam hakkımızı engelleyenlere boyun eğmeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA – HDP Dersim İl Eş Başkanı Hıdır Çiçek, HDP’li belediyelere kayyım atanmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Çiçek, “Bu artık onur mücadelesidir. Bize gözdağı verenlere, yaşam hakkımızı engelleyenlere, hayatımıza müdahale ederek, cezaevi ve ölümle tehdit edenlere boyun eğmeyeceğiz” dedi. 

    Haberin videosu

    HDP’li Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına tepkiler sürüyor.

    Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Eş Başkanı Hıdır Çiçek, kayyım atamalarına, Dersim’de ve tüm bölgede yaşanan gözaltılara tepki gösterdi.

    “KAYYIM ATANAN BELEDİYELERDE USULSÜZLÜKLER VAR”

    Çiçek, “Her şey çok açık ortada. Ortadoğu ülkelerinde bile böyle bir uygulama yok. Şu anda muhalifimsin, sana belediye başkanlığı yaptırmayacağım mantığı işliyor. Kayyım atanan bütün belediyelerde inanılmaz derecede yolsuzluk vardı. Usulsüzlük ve yolsuzluk batağına batmıştır. Türkiye’de artık bütün insanların, AKP’ye oy veren insanların dahi gelecekleri açısından bu usulsüzlüğe, zorbalığa, haksızlığa karşı durmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Yaşananların memleket düşmanlığı olduğunu dile getiren Çiçek, “Bütün insanlarımızın bu konuda duyarlı olmaları gerekir. Yapılanlar sadece HDP’ye yapılan bir saldırı değildir. Muhalif HDP olduğu için, usulsüzlükleri HDP ortaya çıkardığı için HDP’ye saldırılıyor” diyerek halkları ortak mücadeleye çağırdı.

    “KILIÇDAROĞLU NE YAPMAMIZI BEKLİYOR?”

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ‘Bu tür olaylar yaşanınca sokağa çıkmak, protesto etmek gibi durumları doğru bulmuyoruz’ sözlerine tepki gösteren Çiçek, “Soruyorum Kılıçdaroğlu’na ne yapmamızı istiyor? Belediye başkanlarımız hakkında ufak bir soruşturma veya kovuşturma yokken belediyeye el koyuluyor, çalışanlar gözaltına alınıyor, milletvekilleri ve halk şiddete uğruyor, gözaltına alınıyor. Bize ne yapmalarını bekliyorlar” diye konuştu.

    “ONUR MÜCADELEMİZİ BÜYÜTECEĞİZ”

    Yaşananlara karşı ses çıkartılması gerektiğini savunan Çiçek, şunları kaydetti:

    “Bu artık onur mücadelesidir. Hak mücadelesinden çok öteye geçti, onur ve şeref mücadelesidir. Tamamıyla Ortaçağ, feodal tarzda yapılan haksızlığa karşı mücadelemizi daha da büyüteceğiz. Geri adım atmayacağız. Bize gözdağı verenlere, yaşam hakkımızı engelleyenlere, hayatımıza müdahale edenlere, cezaevi ve ölümle tehdit edenlere boyun eğmeyeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Yazar Saltık: Seçenler ve seçilenler sessiz kalmamalı-VİDEO

    Yazar Saltık: Seçenler ve seçilenler sessiz kalmamalı-VİDEO

    PİRHA – Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Yazar Turabi Saltık, “Kayyım, yasal olarak hiçbir meşruiyeti, dayanağı olmayan, keyfiyetten kaynaklı bir durumdur. Halkın iradesine siyasi olarak bir darbedir” ifadelerini kullandı. 

    Haberin videosu

    Yazar Turabi Saltık, Diyarbakır, Van ve Mardin Belediye Başkanlarının görevlerinden alınıp kayyım atanmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Saltık, “Kayyım, yasal olarak hiçbir meşruiyeti, dayanağı olmayan, keyfiyetten kaynaklı bir durumdur. Halkın iradesine siyasi olarak bir darbedir. Halkın iradesini, seçilenlerin, seçenlerin iradesini tanımamaktır. Halka saldırıdır  her şeyden önce. Bu çağda bir kişinin iki dudağının arasından çıkan bir uygulamadır. Bu uygulama geçmiş dönemde halk tarafından teşhir edildi. Diyarbakır, Van, Mardin illerinde seçilmiş iradeye anti demokratik bir saldırı olmuştur” ifadelerini kullandı.

    “KAYYIMLA HALKIN İRADESİ TANINMAMIŞTIR”

    “Kayyımın savunulacak yasal bir dayanağı da yoktur. Suç ispat edilmemiştir, anayasal olarak suç tespit edilmemiştir. Hukukla sonuçlanır suç sabit görülürse kayyım uygulamasına gidilir, ortada bir suç yok, ispat edilen bir durum yok. Atılan birtakım savlarla kayyımla halkın iradesi tanınmamıştır” diye konuşan Saltık, şunları kaydetti:

    “Ben de bu anti demokratik uygulamayı kınıyorum, doğru bulmuyorum. Daha 4 aylık seçimin arkasından hemen kayyım geldi. Bu böyle kalmayacak. Bunun genişletilebilir düşüncesi hakim. Kötü olan da odur, yarın başka illere de sıçrar. İlin meclislerini, belediye meclislerini dahi görevden alıyorlar. Geçmişte de yaptılar bunu. Bırakılan miraslar da açığa çıktı; bütün belediyeler borç batağına batmış, yönetilemez durumdadır. Kayyım yoluyla yapılan bu uygulamalar Türkiye’de demokrasinin kırıntısıyla bile uyuşmuyor.”

    “SEÇENLERİN, SEÇİLENLERİN SESSİZ KALMASI DOĞRU DEĞİLDİR”

    Kayyımların bununla sınırla kalmayacağını belirten Saltık, “Buna karşı seçenlerin, seçilenlerin sessiz kalması doğru değildir. Halk tepkisini ortaya koyuyor. Sokağa çıkmalar var, aynı anda İstanbul, İzmir, Amed, Mardin, Van’da pek çok yerde bu saldırılara karşı halk sessiz kalmıyor. Ama bu sessizlik de sindirilemiyor. Demokratik biçimde, oyumla birini seçtiysem sen kayyım atıyorsan ben demokratik tepkimi gösteriyorum. Sadece demokratik yoldan, halk olarak sokağa, basın açıklamalarıyla, oturma eylemiyle tepkilerini gösteriyor. Bu demokratik tepkilere de karşı duruyorlar” diye konuştu.

    “SOKAĞA ÇIKIP TEPKİSİNİ GÖSTEREN CHP; SOKAĞA ÇIKMAYI DOĞRU BULMUYOR”

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Sokağa çıkmayız’ söylemine de değinen Saltık, şöyle devam etti:

    “Siyasi partilerin de ciddi bir tavrı olmalı. Ülkemizde ana muhalefet konumunda olan siyasi partilerin tavırsızlığı var. Chp, Saadet Partisi gibi partiler tepkisini gösterseler de sokağa çıkıp kendi tepkilerini gösteren CHP bile doğru bulmuyor sokağa çıkmayı, bu anlayışlar ortaya atıldı.”

    “KAYYIM UYGULAMASININ GENİŞLEMESİNDEN ENDİŞE DUYUYORUM”

    Saltık, kayyımın hedef kitlesinin HDP ve bileşenleri, demokrasi güçleri olduğunu belirterek, “Demokrasi güçlerine yapılan kayyım uygulaması Avrupa’ya da kabul ettirilemez. Burada da halk tarafından kabul görmüyor. Kayyımın savunulacak bir tarafı yoktur. Belediye başkanları suçluysa neden içeri alınmadı, sadece savlar üzerine seçilmişler görevden alındı. Kayyımın genişlemesinden endişe duyuyorum. Kayyım atamalarını kınıyorum. Anti demokratik bir uygulama olarak görüyorum” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Turan Eser: Cemevleri ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalı

    Turan Eser: Cemevleri ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalı

    PİRHA-Yazar Turan Eser, “Cemevleri gerçeği belediyeler ile Alevi kurumları arasındaki ‘protokol’ ve ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalıdır” dedi. 

    Yazar Turan Eser, belediyelerin cemevleri üzerinde oluşturduğu baskıyı anlatan bir yazı kaleme aldı.

    Yazısında cemevlerinin Alevi toplumundaki yerine değinen Eser, “Cemevleri ve Alevi inancı üzerinde; söz, yetki ve kullanım hakkı siyasi erklerin değildir. Laiklik ile inanç özgürlüğü, insana dilediği inancı seçme ve yaşama hakkı tanır. Aleviler bu hakkı kullanarak, hiçbir kamu kurumundan icazet almadan, kendi rızalıklarıyla, cemevlerinde cem olurlar. Cem birliktir: Aklın, yolun ve gönüllerin rızalıkla birlendiği, İnsan-i Kamil olma yolundaki muhabbetlerin ve ritüellerin meydanıdır. Aleviler burada cemleriyle, nefesleriyle, gülbanglarıyla, deyişleriyle, bağlamalarıyla, semahlarıyla; toplumsal cinsiyet ayrımı gözetmeden, varlıklı-varlıksız, unvanlı unvansız, genç yaşlı ayrımı yapmaksızın, herkesi “can” bilerek hak ile hakikatin yolunu öğrenir, yaşarlar. Cemevi; Alevilerin akıl, insan ve doğa merkezli hakikat yolu okuludur.” dedi.

    Alevilerin kendileri için özel ayrıcalık değil sadece laiklik, insan hakları ve inanç özgürlüğünün evrensel değerleri ilkelerine uyulmasını istediklerini vurgulayan Eser, yazısının devamında şunlara yer veri:

    “CEMEVLERİ KAMU KURUMU OLAMAZ”

    “Aleviler kendileri için özel ayrıcalık istemiyor: İstedikleri sadece laikliğin, insan haklarının ve inanç özgürlüğünün evrensel değerleri ile ilkelerine uyulmasıdır. Bu nedenle de devletin/yerel yönetimlerin Alevilerin ayrımcılık ve eşit yurttaşlık eksenli sorunlarını görmezden gelmesinden; bu sorunları asimilasyon, istismar ve popülist politikalarla ele almasından rahatsızlar! İnançları tümüyle yok sayılan Alevi toplumunun istismar edilen, görmezden gelinen tüm haklı ve meşru talepleri; hukuksal, demokratik ve siyasi zeminde laikliğin evrensel tanımı doğrultusunda çözülmelidir.

    Alevi kitlesini ‘siyasi ıslah’ etmek için, inanç hizmetinin izne tabii tutularak tekelleştirilmesi, 21. yüzyıl dünyasında Türkiye’deki belediyecilik anlayışının ayıbı ve utancıdır. Cemevleri ‘kamu kurumu’ olamaz. Cemevlerini belediye mülkiyetinde olması sorunu daha da büyütür, devletin ve siyasi iktidarın asimilasyon politikasına hizmet etmiş olur. Belediyeler ile TBMM; laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu uygulamanın ortadan kaldırmakla sorumludur. Cemevleri yönetimine el koymak yerine; halkçı, katılımcı, demokratik ve sosyal belediyeciliğin olmazsa olmazı olan, kentin tüm toplumsal dinamiklerinin temsil edildiği ‘kent konseyleri’ aktif ve işlevsel hale getirilmelidir. İnanç gruplarının, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, kadınların, gençlerin, meslek odalarının ve halkın tüm kesimlerinin, yerel yönetimlere aktif yurttaşlık hakkı üzerinden demokratik katılım kanallarını ve zeminlerini açmak ve temsiliyetini önemsemek en doğru tutumdur.

    “CEMEVLERİ PAZARLIK KONUSU OLMAKTAN ÇIKARILMALI”

    Belediyelerin inançlar üzerindeki mülkiyetçi yaklaşımı ile belediyelerde inanç kurulları kurmak, yanlış bir politikadır. Alevilerin meşru ve haklı talepleri için belediyeler ile TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partiler, laiklik ilkesi ve inanç özgürlüğü kapsamında çözüm bulmak için çaba göstermek zorundadır.

    Türkiye’de hiçbir camiinin, kilisenin, sinagogun mülkiyeti ile anahtarı ve yönetimi belediyelerde değil. Ancak birçok cemevindeki mülkiyetçi ve ideolojik yaklaşım, ayrımcılık ile eşitlik ilkesinin ihlalidir.

    Bu anlayışla cemevlerinin mülkiyetini ve yönetimi elinde bulunduran belediyeler, zaman kaybetmeden; cemevlerinin mülkiyetini, anahtarını, yönetim ve karar haklarını Alevi kurumlarına devretmelidir.

    Cemevleri gerçeği belediyeler ile Alevi kurumları arasındaki ‘protokol’ ve ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalıdır.

    Cemevleri, Alevilerin gerçeğidir; Alevilerin inanç, kültür, eğitim ve sosyal hizmet mekanlarıdır. Bu hak olduğu gibi kabullenmelidir.

    Cemevlerine yönelik hukuksal, siyasal ve dinsel ayrımcılık son bulunmalıdır. AİHM’nin cemevleri hakkında verdiği karar uygulanmalıdır.

    Doğru olan siyasal, hukuksal, vicdani ve ahlaki tutum budur.” (HABER MERKEZİ)

  • DAD’dan kayyum ve gözaltı tepkisi: Yok edilen irademizdir

    DAD’dan kayyum ve gözaltı tepkisi: Yok edilen irademizdir

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, yaptığı yazılı açıklama ile gözaltına alınan yöneticilerinin serbest bırakılmasını istedi. Öte yandan atanan kayyumlara da tepki gösteren DAD, kayyumları kabul etmediklerini belirterek ortak mücadele çağrısında bulundu. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, bu sabah Dersim’de önceki dönem DAD eş başkanı Dursun Demirtaş, İnanç sekreteri Pir Ali Doğan ve birçok yurttaşın gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Yaptığı yazılı açıklamada, zor zamanlardan geçildiği, inancı yaşatmak adına yaptıkları çalışmaların engellendiği ve baskı altına alındığına dikkat çekildi.

    “Hüseyni duruşumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Hak ve hakikat mücadelemizden bir adım geri atmayacağız” denilen açıklamada, gözaltına alınan canların serbest bırakılması istendi.

    “ATANAN KAYYUMLARI KABUL ETMİYORUZ”

    Öte yandan HDP’li Diyabakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine yönelik kayyum atanmasına da tepki gösteren DAD, kayyumların halk iradesine ve demokratik hukuk devleti gelecek umuduna yapılan bir darbe olduğunu, kaos ve savaş politikaları ile beslenen iktidarın halkın seçim iradesini de ortadan kaldırdığını kaydetti.

    Yazılı olarak yapılan açıklamada atanan kayyumlarla amaçlananın İstanbul, Diyarbakır, Mardin, Van, Kaz Dağlarında ve Cerattepe’de toprağına, vatanına, doğasına, komşusuna, demokrasiye sahip çıkan halkı sindirmek olduğu ifade edilerek bu yaklaşım ile halkın yok sayılarak geleceğinin de karartıldığına dikkat çekildi.

    Gücünü zordan ve hukuksuzluktan alan bu nemrutluğa karşı ortak mücadele çağrısında bulunulan açıklamada, yok edilen halkın iradesi ve belediyelere atanan kayyumların kabul edilmediği kaydedildi. (HABER MERKEZİ)