Etiket: berat

  • Yazar Fikret Başkaya beraat etti

    Yazar Fikret Başkaya beraat etti

    Yazar Fikret Başkaya hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davada mahkeme beraat kararı verdi. 

    Yazar Fikret Başkaya hakkında kurucusu olduğu Özgür Üniversite’nin internet sitesinde 2016 yılında yayımlanan “Asıl Terör Devlet Terörüdür” başlıklı yazısı nedeniyle açılan davanın karar duruşması Ankara 21’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Terör Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla  yargılanan Başkaya hakkında mahkeme heyeti beraat kararı verdi.

    Tutuksuz yargılanan yazar Başkaya, duruşma salonunda avukatlığını üstlenen İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Levent Kanat ve Yusuf Alataş ile birlikte hazır bulundu. Duruşmaya CHP Milletvekili Abdullatif Şener, HDP Milletvekilleri Mensur Işık, Filiz Kerestecioğlu, Kemal Bülbül ve Ömer Faruk Gergerlioğlu, yazar Temel Demirer, şair Ahmet Telli, yazar İsmail Beşikçi, akademisyen Baskın Oran, gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, HDP Ankara İl Eş Başkanı Hüseyin Gever takip etti.

    SAVCI MÜTAALASINI YENİDEN OKUDU

    Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada savcılık mütalaasını yeniden okudu. Bir önceki celse verilen savcılık mütalaası şöyle: “Toplanan delil ve yapılan yargılama neticesinde sanık Fikret Başkaya’nın özgürüniversite.org uzantılı sitede de yayımlanan yazısında devletimizin başta ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesi olmak üzere son 40 yıldır PKK terör örgütüne karşı verdiği mücadeleyi devlet terör olarak nitelendirerek ve yine PKK tarafından yapılan öncü eylemleri teşvik ederek, terör örgütünün cebir şiddeti övdüğü sanığın üzerine atılı bulunan propaganda suçunu işlediği sabit olduğu, sanığın eylemine uyan 3713 sayılı TMK 7/2 ikinci cümle ve TCK 10’ununcu maddeleri gereğince cezalandırılmasına, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti, devletin kurum ve kuruluşlarını aşağılayıcı imalardan bulunmasından kaynaklı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulması mütalaa olunur”

    BAŞKAYA SAVUNMASINDA NE SÖYLEDİ?       

    Ardından Başkaya, karar öncesi savunmasını yaptı. Başkaya savunmasında “Sınıflı toplumlarda her zaman gerçeği söyleminin bir bedeli vardır, her zaman o bedeli ödemeye hazır olanlar vardır ki, onlara da entelektüel deniyor” dedi.

    Başkaya’nın savunmasından öne çıkanlar şöyle:

    “Neo-liberal küreselleşme çağında, terör, terörist, terör örgütü, terörle mücadele retoriği, bir kötülüğü defetmekten çok, emperyalist hegemonyayı dayatmanın, oligarşik çıkarları güvence altına almanın, gerici-halk düşmanı iktidarların ömrünü uzatmanın, devletleri çökertmenin, toplumların dokusu parçalamanın, sınırlı hakları ve özgürlükleri de yok etmenin, muhalefeti etkisizleştirmenin bir aracı haline getirilmiş bulunuyor…

    Paradoksal olan bir şey de, terör örgütü denileni asıl peydahlayıp, araçlaştıranların, bir de terörle mücadele şampiyonu sayılmalarıdır. Mesela, Taliban, bir ABD-Suudi Arabistan-Pakistan ortak yapımıydı. Afganistan’daki ilerici-laik rejimi çökertmek, Sovyetler Birliğini püskürtmek amacıyla peydahlandı, eğitildi-donatıldı, finanse edildi ve kullanıldı… Amaç hasıl olunca da ‘terör örgütü’ sayılıp lânetlendi… Başlarda ABD, Taliban’ı, genel olarak da cihatçı grupları ‘özgürlük savaşçısı’ sayıyordu. Özgürlük savaşçıları ‘neden ve nasıl terörist’ oldular.

    Terörün bir tanımı var. Az çok ne olduğu belli. Fakat ‘terörist’ ve ‘terör örgütü’ için aynı şey söz konusu değil. Durum bu iki kelimeyi kullananların, araçlaştıranların niyetine göre değişiyor… Şimdilerde terörist ve terör örgütü kelimeleri, rejimin muteber saymadığı siyasi muhalifleri şeytanlaştırmanın, cezalandırmanın, etkisizleştirmenin bir aracına dönüştürülmüş durumda.

    Türkiye’de ‘gerçek muhalif, rejim muhalifi olmak, -düzen içi muhalif değil- terörist sayılmanın yeterli koşulu.

    Birinin terör örgütü saydığını başkası özgürlük savaşçısı sayıyor. Ondan fazla Cihatçı gruptan oluşan, Türkiye tarafından eğitilen, donatılan, finanse edilen ve kullanılan, şimdilerde “Suriye Milli Ordusu” denilen Özgür Suriye Ordusu, Türkiye yönetimi için de, Suriye yönetimi için de aynı anlama mı geliyor… Bunlar ‘milli kurtuluşcu mu özgürlük savaşçıları mı, yoksa teröristi mi? Ya da başka bir şey mi?

    Bu dava, söz konusu yazıda ‘terör örgütü propagandası’ yapıldığı için açılmamıştır. Tam tersine, dava açmak için bahane yapılmıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesinde tarif edilen suçun oluşması için gereken eylemler; “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermek, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini övmek, bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapmak” olarak tanımlanmıştır… Benim yazımın hiç bir yerinde söz konusu unsurların zerresi bile bulunmamaktadır… Yazıyı okuyan ortalama biri asla öyle bir amacın mevcut olmadığını rahatlıkla teslim edecektir. Acaba sayın savcı, yazının neresinde bir örgütün eylemlerini meşru gösteren, öven veya o yöntemlere başvurmayı teşvik eden bir şeyler bulmuştur?

    “DEVLET İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ NEDEN VE KİMİN İÇİN YASAKLIYOR”   

    Bu devlet ifade özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü neden ve kimin için yasaklıyor? İşte, ‘devlet çıkarı’ deniyor. Aslında devlet çıkarı denilen, son tahlilde ‘mülk sahibi sınıfların’ çıkarından başka bir şey değildir.

    Eğer bu ülkede, bağnaz-köşeli resmi ideoloji, toplumun kendisi hakkında düşünme yeteneğini dumura uğratmasaydı, ifade özgürlüğü olsaydı, Türkiye bu günkü durumda olmaz, derin bir yolsuzluk [corruption] sarmalına hapsolmaz, ülkenin varı- yoğu bir avuç soyguncu çetesi tarafından yağmalanmaz, talan edilmez, Suriye’de bataklığa saplanmazdı… Tabii “Yüz yıllık bir Kürt sorunu” da olmazdı.

    Eski dilde, özgür tartışmanın önemini anlatmak için, “Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar”, hakikatin ışığı, fikirlerin çarpışmasından meydana gelir” denmiştir. Şeylerin gerçeğine nüfûz etmenin yolu, tartışmadan, eleştiriden, sorgulamadan geçer. Şeyleri adıyla çağırmamak bir yalan söyleme yöntemidir…

    Asıl terör devlet terörüdür’ demek, ‘ateş yakar, şeker tatlıdır’ demek gibi bir ‘totolojidir’, malumu ilan etmektir. Devlet, şiddet kullanma tekeline sahip yegane aygıttır… Terör uygulamak için çok geniş imkânlara sahiptir. Zira, devlet, bidayette, zora, şiddete, baskıya dayanarak tesis edilmiştir ve zora, şiddete, tedhişe dayanarak da varlığını sürdürmüştür…

    Entelektüelin misyonu ve varlık nedeni şeyleri açık etmek, şeylerin gerçeğine nüfuz etmektir. Ben bir yazarım, akademisyenim, Özgür Üniversite’nin de başkanıyım. Benim adımın terör, terörist, terör örgütü propagandası…gibi kelimelerle birlikte anılması size mantıklı ve inandırıcı geliyor mu?

    Derin bir sosyal eşitsizlik ve skandal düzeyde adaletsizlikle malûl bu dünyada, bu sınıflı toplumlarda, her zaman gerçeği söylemenin bir bedeli vardır… Ve her zaman o bedeli ödemeye hazır olanlar da vardır ki, onlara da entelektüel deniyor.”

    Başkaya’nın savunmasının ardından kararını açıklayan mahkeme, Başkaya’nın beraat etmesine hükmetti. (Ankara/MA)

  • Mehmet Ayvalıtaş davasında beraat kararı üst mahkemeye taşındı

    Mehmet Ayvalıtaş davasında beraat kararı üst mahkemeye taşındı

    Gezi eylemleri sırasında Mehmet Ayvalıtaş’ı öldüren iki kişi hakkında verilen beraat kararına karşı bir üst mahkemeye itiraz başvurusunda bulunuldu.

    Gezi eylemleri sırasında Mehmet Ayvalıtaş’ı öldüren iki kişi hakkında verilen beraat kararına karşı bir üst mahkemeye itiraz başvurusunda bulunuldu. Baba Ali Ayvalıtaş, “Türkiye’de adalet yok” diye tepki gösterdi.

    İstanbul’da 2 Haziran 2013 gecesi Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde Gezi eylemlerine destek amacıyla gerçekleştirilen eyleme katılan 19 yaşındaki Mehmet Ayvalıtaş, kalabalığın arasına hızla dalan özel bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Ayvalıtaş’ın ölümüne sebep olan Mehmet Görkem Demirbaş ile Cengiz Aktaş hakkında, “taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma” suçlamasıyla Kartal Anadolu Adliyesi 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Yaklaşık 6 buçuk yıl süren davanın karar duruşması 21 Ekim’de görüldü. Kararını açıklayan mahkeme, her iki sanık hakkında beraat kararı verdi. Ayvalıtaş ailesinin avukatları, karara karşı bir üst mahkemeye itiraz başvurusunda bulundu.

    “HERKES BİRLEŞTİ”

    MA’dan Mehmet Halit Çetinbaş’a kararı değerlendiren baba Ali Ayvalıtaş, Türkiye’de adaletin olmadığını ve ülkede yaşananlarla birlikte toplumun adaleti sorgulamaya başladığını belirtti. Gezi eylemleri sırasında Türkiye’nin 71 kentinde eylem düzenlendiğini söyleyen Ayvalıtaş, “Eylemlerin başladığı Haziran ayında Türkiye’nin birçok yerinde haksız ve hukuksuzluğa maruz kalan kesimler vardı. Bugünkü kayyum atamaların benzeri uygulamalar vardı. Toplumun gençlikten umudu olmayan bir zaman dilimiydi. Fakat Gezi eylemleriyle bunun böyle olmadığını gördük. Solcusu, sağcısı, Kürdü, Türkü, Alevisi hepsi birleşti” dedi.

    “DEMOKRATİK MÜCADELE VARDI”

    Büyük oğlunun eylemler boyunca sürekli Taksim’de bulunduğunu dile getiren Ayvalıtaş, “Gezi’de halklar vardı. Sağı solu kırma, yağmalama gibi bir amaç yoktu. Demokratik mücadele ile hak talebi vardı” diye konuştu.

    Oğlunun öldürülmesiyle ilgili tüm delillerin ortada olmasına rağmen sorumluların aklandığını söyleyen Ayvalıtaş, “Türkiye’de adalet yok. Belki Türkiye’nin batısı bilmiyordur ama son dönemlerde iyice öğrenmiş oldular. İnsan ancak adaleti aradığı zaman olup olmadığını anlayabiliyor” ifadelerini kullandı.

    “İÇİMİZİ YAKAN BERAAT KARARI”

    Sorumlular hakkında verilen beraat kararına tepki gösteren Ayvalıtaş, “Hakime, ‘Siz faşistsiniz, tek adama hizmet ediyorsunuz’ dedim. Sonuç açıklanacağı zaman bizim mahkemeden içeri girip çıkmalarımız bir oluyordu. En sonunda içimizi yaka yaka beraat kararı verdiler. Berbat bir süreç geçirdik” diye konuştu.

    PARA TEKLİFİ!

    Sorumluların, kimi CHP’li milletvekilleri aracılığıyla kendilerine davadan vazgeçmeleri için “Kan parası” adı altında tekliflerde bulunduklarını ileri süren Ayvalıtaş, “Suçsuz biri para teklif edebilir mi?” diye sordu.

    Beraat kararına karşı bir üst mahkemeye itiraz başvurusunda bulunduklarını kaydeden Ayvalıtaş, davanın takipçisi olacaklarını vurguladı.

    NE OLMUŞTU?

    2 Haziran 2013 gecesi Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde yürüyen grubun üzerine doğru hızla giden aracın çarptığı Ayvalıtaş’ın ölümü kayıtlara trafik kazası olarak geçti. Aracın sürücüsü ifadesinin alınmasının ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

    Ayvalıtaş’a aracıyla çarpıp ölümüne sebep olan sanıklar Mehmet Görkem Demirbaş ile Cengiz Aktaş, Türk Ceza Kanunu’nun 85/2. maddesi uyarınca “taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma” suçlamasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle tutuksuz yargılanıyordu.

    Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesindeki davaya sunulan bilirkişi raporunda, “Ayvalıtaş’ın kendi ölümünde asli ve tam kusurlu olduğu” ifadesi yer almış, iki sanığın olayda kusurlu olmadığı sonucuna varılmıştı.

    21 Ekim’de görülen duruşmada kararını açıklayan mahkeme sanıklar Mehmet Görkem Demirbaş ve Cengiz Aktaş hakkında beraat kararı vermişti.