Etiket: bereket kar

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Bereket Kar Samandağ’da toprağa sırlandı

    Bereket Kar Samandağ’da toprağa sırlandı

    PİRHA- Akciğer enfeksiyonu nedeniyle yaşamını yitiren yazar Bereket Kar, Samandağ’da toprağa sırlandı. Törende konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “O bir Kürt, Filistinli, Arap, Alevi, Suni idi, o bir enternasyonalist devrimciydi. Kıt olanaklar ile yürüttü bu mücadeleyi ama hiçbir zaman bu imkanlardan şikayetçi olmadı. Hiç bıkmadan tekrar tekrar başarmak için mücadele verdi ve biz bu mücadeleyi hayranlık ile izledik” dedi.
    Akciğer enfeksiyonu nedeniyle yaşamını yitiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi (PM) üyesi ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (SYKP) kurucularından olan ve Ankara’da 6 Ocak’ta kaldırıldığı hastanede Hakk’a yürüyen yazar Bereket Kar, toprağa sırlandı.
    Hakk’a Uğurlama Erkanı’na Kar’ın ailesi, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, SYKP Eş Genel Başkanları demokratik kitle örgütleri, sol ve sosyalist örgütlerin üye ve yöneticiler katıldı. Kar’ın cenazesi köy girişinden alınarak, evine götürüldü. Ardından mezarlık yakınında yapılan cenaze töreninde Kar’ın sevdiği ezgiler çalındı.
    Törende konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu, sosyalist mücadelenin en kıymetini değerlerini kaybettiğini, Kar’ın yaşamı ve mücadelesinin kendilerine yol olacağını ifade etti. TODAV adına Cevat Uygur da Kar’ın enternasyonal mücadelesine dikkat çekerek, mücadelesinin yürütücüleri olacaklarını belirtti.

    “O BİR KÜRT, FİLİSTİNLİ, ARAP, ALEVİ, SUNİ İDİ, O BİR ENTERNASYONALİST DEVRİMCİYDİ”

    Törende konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Bereket Kar’ın Ortadoğu halkları ile sadece mesaj düzeyinde değil, onlar ile bir arada olarak her türlü mücadeleyi yürüttüğünü vurgulayarak, “Ortadoğu, Afrika’da bulunan bütün kesimler ile bağlarımızı kendisi sağladı. Bu açıdan bizim için çok büyük bir kayıp. Bereket Kar, devrimci mücadeleyi yürütürken mütevaziydi. Kıt olanaklar ile yürüttü bu mücadeleyi ama hiçbir zaman bu imkanlardan şikayetçi olmadı. Hiç bıkmadan tekrar tekrar başarmak için mücadele verdi ve biz bu mücadeleyi hayranlık ile izledik. O bir enternasyonalist, devrimci, sosyalist ve gerçek bir dosttu. DEM Parti’nin kuruluş felsefesine en çok sahip çıkan yoldaşlarımızdan biri oldu. HDP’nin kurulduğu zaman HDP’nin felsefesine yürekten inanan ve devam etmesi için olanaklarını zorlayarak çaba sarf eden bir yoldaşımızdı” dedi.

    “O bir Kürt, Filistinli, Arap, Alevi, Suni idi, o bir enternasyonalist devrimciydi” diyen Hatimoğulları, “Onu asla unutmayacağız. Bize düşen görev onun başlattığı ve büyüttüğü mücadeleyi başarıya ulaştırmak olacak. Kürt halkı özgürlüğüne kavuşana kadar, Filistin halkı bu topraklarda özgür olana dek mücadelemiz devam edecek. Emekçiler, kadınlar ve gençler için bu coğrafyada ortak, eşit bir yaşam tesis edene kadar ortak mücadele sözümüzü buradan veriyoruz. Kaybımız büyük. Bereket ağabey, Asi Nehri gibi akan ve suyunu bölgeden bölgeye taşıyan biriydi. Tıpkı Asi Nehri gibi hırçındı, ama yoldaşları ile ilişkilerinde bir o kadar yumuşaktı. Onu asla unutmayacağız” diye konuştu.
    Konuşmalar ardından Bereket Kar toprağa sırlandı.
    PİRHA/SAMANDAĞ
  • Sosyalist siyasetçi Bereket Kar memleketi Antakya’ya uğurlandı

    Sosyalist siyasetçi Bereket Kar memleketi Antakya’ya uğurlandı

    PİRHA- Sosyalist siyasetçi-yazar, SYKP kurucularından ve DEM Parti PM üyesi Bereket Kar, akciğer enfeksiyonu nedeniyle yaşamını yitirdi. Bereket, cenaze töreninin ardından memleketi Antakya’ya uğurlandı.

    Bereket Kar, yakalandığı akciğer enfeksiyonu nedeniyle Ankara’da 6 Ocak’ta kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. DEM Parti ve SYKP, Kar için İnşaat Mühendisleri Odası Konferans Salonu’nda tören düzenledi.

    Törende konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bugün burada hangi sosyalist örgüt Ortadoğu’da çalışmak istemişse o kapıyı aralamış olan yoldaşımızı, Ortadoğu’ya açılan kapımızın yüzü suyu hürmetine buradayız. Filistinli ve Lübnanlı savaşçıların, Suriyeli ilericilerin, Arap Alevilerinin ellerinde ve Mahmut Derviş’in dizelerinde bereket yoldaşın sürdüğü yaşam sonsuza dek yaşamaya devam edecek” dedi.

    “YÜREĞİMİZDEN BİR PARÇA KOPTU”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları da, Bereket Kar ile ilgili şunları belirtti:

    “Hatay’da SYKP’den çok uzun yıllar önce tanıştık. Ortadoğu’ya ilgi duymama katkı sağladı. Benim bu alana ilgimi bilirdi ve sürekli Lübnan’da, Ürdün’de davetler var diye beni çağırırdı. Filistin Halk Kurtuluş Örgütü (FHKÖ) davetlerine birlikte giderdik. Bereket, Türkiye’de devrimci mücadele yürüten herkesin değdiği bir isimdir. Kim Filistin ve Ortadoğu’ya ilişkin bir çalışma yapacaksa Bereket abiye danışırdı. Türkiye’nin Suriye’de sıfır politika uyguladığı dönemde edebiyatçılardan ve sosyalistlerden her kesim oralara gitti. Hepsinin organizasyonunda Bereket abi vardı. Fırsat buldukça ben de yanlarında oldum. İşte bizim Bereket abi ile hikayemiz böyle bir şey. Çok kıymetliydi yüreğimizden bir parça koptu.

    “FEDAKARLIĞINI ASLA UNUTMAYACAĞIZ”

    Hiçbir zaman halkların özgürlüğünden ve kardeşliğinden asla geri adım atmadı. HDP Ortadoğu Masası’nda 5 yıl birlikte çalıştık. Zaman zaman moralimiz bozulurdu ama kendisi hiç bıkamadan, iyi gitmeyen işleri yeniden ve ısrarla yapmaktan geri durmadı. O emekçi yanını asla unutmayacağız. Hepimize nasip olur inşallah bu kadar fedakarlık, kıt imkanlarla çalışma yürütme çabası. O bir komünist, sosyalist ve emektardı. ‘Kürdistan, Kürt sorunu, Filistin sorunu Ortadoğu’nun en önemli iki sorunu’ derdi. ‘Kanayan iki sorun çözülmeden hiçbir sorun çözülmez’ derdi. Bugün de bu düşünceleri güncelliğini koruyor. Son yıllarda Ortadoğu’ya gitmenin tam zamanıydı ama ne yazık ki son dönemlerini hastanede geçirdi. Onu, emeğini, fedakarlığını asla unutmayacağız. Hepimizin başı sağ olsun ruhu şad olsun onu mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz. En büyük hayali olan HDP’de zuhur bulan demokratik cumhuriyet, birlikte yaşam çabalarını hiçbir zaman unutmayacağız.”

    Konuşmaların ardından Kar’ın cenazesi, memleketi Hatay’ın Antakya ilçesine uğurlandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kar: Uluslararası Barış Gücü önerisi Filistin’in özgürlüğü önünde ciddi bir engeldir

    Kar: Uluslararası Barış Gücü önerisi Filistin’in özgürlüğü önünde ciddi bir engeldir

    PİRHA-Gazeteci Bereket Kar, Türkiye’nin, İsrail’i resmi olarak tanıyan ülkelerin başında geldiğini hatırlatarak, “Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasının ardından AKP, ‘Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir’ şeklinde bütün İslam liderleri ile bildiri çıkardı. O bildirinin ötesinde herhangi bir adım da atılmadı. Bugün Türkiye’nin önerdikleri de Filistin’in özgürlüğünün önünde ciddi bir engeldir” dedi.

    İsrail’in Gazze’ye dönük saldırıları devam ederken, iki taraf arasında 20 Mayıs’ta ateşkes yapılacağı iddiaları öne sürülmüştü. Söylentilerin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Mayıs’ta Gazze’ye yönelik hava saldırıları hakkında açıklama yaptı.
    Netanyahu, “Gazze ile olan düşmanlıkların sona ermesi için bir zaman çizelgesi belirlenmedi” diyerek hava saldırılarını durdurmaktan yana olmadıklarına işaret etti.

    Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) haber ajansında uzun yıllar gazetecilik yapan Bereket Kar ile İsrail’in son Doğu Kudüs saldırısını konuştuk.
    İsrail saldırısının ardında yatan temel gerçeklerin 73 yıl öncesine, yani İsrail devletinin kuruluşuna kadar uzandığını söyleyen Bereket Kar, “O dönemden günümüze kadar Kudüs’ü istedikleri şekilde, Doğu-Batı Kudüs değil de Yahudilerden oluşmuş tek bir Kudüs olarak, İsrail’in başkenti ilan edilmesini ve bütün dünyaya kabul ettirmesi amacını taşıyor” yorumunu yaptı.

    “FİLİSTİN HALKININ KUDÜS’TEN VAZGEÇMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR”

    Bereket Kar, Kudüs’te 350 bin kadar Filistinlinin yaşadığını belirterek, kimi kesimlerin Kudüs için sadece “Müslümanların bir inanç Merkezi” tanımlaması yaptığının da altını çizdi. Bereket Kar, Kudüs’ün sosyal, tarihsel, siyasal özelliklerine de işaret ederek, coğrafik bir bölge olması itibariyle bölge halkının buradan vazgeçmesinin mümkün olmadığını da söyledi. Gazeteci Kar, Filistinlilerin, Netanyahu’nun hamlesine karşı gerekli cevap verdiğini de söyleyerek “Ciddi bir ayaklanma ile Kudüs’ün sahiplenmesi ve Gazze, Batı Şeria ile dayanışma içerisinde gerçekleşen bu direniş son derece önem taşıyor. İsrail’in bu hamlesi boşa çıkartılmış durumdadır” yorumunu yaptı.

    “FİLİSTİN HALKI, TARİHİNİN EN MORALLİ SÜRECİNİ YAŞIYOR”

    Gazeteci Bereket Kar, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu saldırı ile siyasi pozisyonunu ne derece güçlendireceğine de yanıt verdi. Netanyahu’nun 2 ay öncesinde gerçekleşmiş seçimlerde hala bir hükümet kuramadığına işaret eden Bereket Kar, şunları aktardı:

    “Netanyahu bugün yolsuzlukla itham edilmiş ve milletvekilliği düşmesi durumunda yargının karşısına çıkarılıp hesap sorulacak bir şahsiyet olarak görülüyor. Gerek kendisinin gerekse de partisinin karşı karşıya kaldığı son derece ciddi bir sorun var. Netanyahu, ne yapıp yapıp içerde, dışarıda bu durumdan kurtulacak ve yeniden iktidara kendini dayatacak bir gelişmeyi bekliyor. Kudüs’e yönelik hamlesiyle aslında İsrail’i bir savaşa sokma ve en azından gerek Filistinlilerin ve dışarıdaki güçlerin saldırısıyla bunu tamamlamaya çalışmaktaydı. Ama Netanyahu bu pozisyonunu güçlendirmek yerine bana göre zayıflattı ve hiç beklemediği bir şok ile karşı karşıya kaldı. Filistin’in dört büyük parçasına yayılan ve bir nevi 3. İntifadının (ayaklanma) ayak sesleri olarak ifade edilebilecek bir direniş, bir halk iradesi ve buna refakat eden özellikle Gazze’den olan silahlı saldırı İsrail’i çok ciddi bir köşeye sıkıştırmış durumda. Filistin halkı tarihinin en moralli sürecini yaşıyor. Gerek içeride, gerekse de dışarıda…”

    “ARAP ÜLKELERİNİN SESSİZLİĞİNİ ANLAMAK MÜMKÜN”

    Gazeteci Bereket Kar, Ortadoğu ülkelerinin, İsrail’e karşı sessiz oluşunun sebeplerini de sıraladı. Trump’ın, “Yüzyıl projesi” çerçevesinde Arap ülkelerini İsrail’le normalleşmeye zorladığına işaret eden Kar “Ama bu hiçbir zaman Arap halklarının, İsrail’le barışması anlamına gelmedi” dedi. Gazeteci Kar, Filistin’in tarihte çok az rastlanır bir dayanışma ile karşı karşıya olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Evet Arap ülke yönetimleri sessiz. Çünkü İsrail’le Filistinlilere rağmen normalleşme ilişkilerine girdiler ve birtakım barış antlaşmaları imzaladılar. Halbuki halklar tamamiyle bunun karşısında olduğunu belirtti. Belki de ilk defa bu kadar, Tunus ve Mısır’ı bir tarafa bırakacak olursak, Arap baharını aşan bir halk dayanışması gerçekleşti. Özellikle de Filistin’i çevreleyen Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde halkın çok ciddi bir dayanışması söz konusu. Buna kendi ülke yönetimlerinin sessiz kalması aslında tesadüfi değildir. Zira iki arada bir derede kaldılar. Bir tarafta imzaladıkları barış antlaşmaları, diğer taraftan kendi halklarının bugün Filistin halkı ile olan dayanışması söz konusu. Dolayısıyla yönetimleri anlamak mümkün. Çünkü ABD ile olan çok ciddi ilişkileri var. Hem içeriden, bir de dışarıdan İsrail ve ABD’nin tepkilerini alacak olurlarsa bu iktidarların, ulus devletlerinin giderek gerilemesi hatta yıkılması anlamına gelebilir. Dolayısıyla bu sessizliklerini koruyacaklarını ve hatta bir an evvel bu süren savaşın durdurulmasını talep etmekteler.”

    “FİLİSTİN DAVASI ARTIK FARKLI BİR KULVARDA SEYREDECEK”

    Bereket Kar, İsrail’in saldırısının ardından AKP’nin tutumunu “Sürpriz olmadı” sözleriyle değerlendirerek, Türkiye’nin, İsrail devletini ilk tanıyan ülkelerin başında geldiğini vurguladı.

    Gazeteci Kar, işgalin durması için AKP’nin önerdiği uluslararası bir barış gücünün Filistin’in özgürlüğüne zarar vereceğini işaret ederek şunları söyledi:

    “1948’den bu yana bütün işgallere, bütün demografik değişikliklere yerleşim birimlerinin işgaline ve her türlü katliamlarda Türkiye, devlet olarak ya da hükümet olarak kimi tepkiler göstermiş olsa bile bunun bir karşılığı hiçbir şekilde pratiğe dönüşmemiştir. Türkiye ile İsrail arasında bütün dönemlerde aslında ekonomik, ticari, hatta askeri ve özellikle de Turizm ilişkileri son derece gelişkin kalmaya devam etti. Bugün açısından da durum farklı değildir. Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve elçiliğini 2017’de Kudüs’e tanıdığını açıklaması üzerine hatırlanacağı gibi AKP hükümeti bir çağrı yaparak İslam Teşkilatı İşbirliği Konferansı’nı İstanbul’da kabul etti ve o zaman ‘Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir’ şeklinde bütün Arap ve İslam liderleri ile poz vererek bir bildiri çıkardı. O bildirinin ötesinde herhangi bir adım atılmadı.

    “TÜRKİYE TARAFINDAN BARIŞ GÜCÜNÜN GÖNDERİLMESİ FİLİSTİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ÖNÜNDE ENGELDİR”

    Bugün açısından önermeye çalışılan Türkiye tarafından Uluslararası bir barış gücünün gönderilmesi aslında tamamı ile Filistin kurtuluşunun, özgürlüğünün önünde ciddi bir engeldir. Filistinli güçler, hiçbir şekilde öyle bir gücün orada konumlanmasını istemezler. Zira o konumlanma İsrail’in yaptığı tüm işgallerini kabul etmek ve var olan statüyü resmileştirmek anlamına gelir ki bunu İsrail kabul etse bile Filistin örgütlerinin kabul edeceğini tahmin etmiyorum.
    Aynı zamanda Mavi Marmara gemisinin sonuçları, o baskında hayatını kaybeden 10 kişiye dönük politikalar, o zamanki kükremeler ve tehditlerin nasıl sonuçlandığını herkes bilmekte. O olayda da Türkiye bunların karşılığında verilen 20 Milyon Doları alarak yakınlarını kaybeden ailelerin, İsrail hakkında dava açmaları engellendi, bunun sözü İsrail’e verilerek ilişkiler devam ettirildi.
    Dolayısıyla bugün açısından bütün tehditlere ve yöneltilen suçlamalara rağmen bunun karşılığında ciddi bir hayata dönüşen bir yaptırımın olacağı kanaatinde değilim. Bugünler de geçmişte olduğu gibi geçecek ve İsrail politikalarına devam edecek ama bunun hiçbir zaman, özellikle Filistin halkı açısından eskisinin tekrarı olmayacağının bir kanıtı var. Bu kanıt da bütün demokratik, barışçıl mücadelenin bütün Filistin’i kapsaması ve buna özellikle Gazze’den refakat eden silahlı mücadelenin tekbir Hamas’a indirgenemeyeceği, bütün güçleri kapsadığı ve Filistin halkının rızasını aldığının altını çizmek lazım. Bu son derece önemli bir gelişme. Bundan böyle Filistin davası, geçmişten daha farklı bir kulvarda seyredeceği kanaatindeyim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    Foto: gazeteDuvar