PİRHA-MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “AKP iktidarı ihtiyaç duyduğu insan tipine göre eğitim programı oluşturdu. Önümüzdeki süreçte eğer bu duruma müdahale edilmezse Türkiye’de onurlu ve özgür yaşamı kucaklayan insanların yerine biat eden gönüllü köle kitlesiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağını bir hafta boyunca kamuoyunun görüşüne açtı. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimeleri kullanılıyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP’nin yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi.
“AKP İKTİDARI, İHTİYAÇ DUYDUĞU İNSAN TİPİNE GÖRE EĞİTİM PROGRAMI OLUŞTURDU”
AKP iktidarının ihtiyaç duyduğu insan tipine göre eğitim programı oluşturduğunu belirten Kadriye Doğan, “Türkiye’de sistemin devamlılığını sürdürecek insan tipi yaratmayı hedefleniyor. Matematik, fizik, biyoloji gibi derslerin saatlerinin azaltılıp, Kur’an-ı Kerim eğitimi, Hz. Muhammed’in yaşamı, din ve ahlak bilgisi gibi derslerinin sayısının son derece fazla olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki süreçte eğer bu duruma müdahale edilmezse Türkiye’de onurlu ve özgür yaşamı kucaklayan insanların yerine biat eden gönüllü köle kitlesiyle karşı karşıya kalacağız. Bundan sonraki süreçte özgür bir gelecek arayışında olan tüm toplumsal kesimlerin biraz daha hassasiyet gösterip iktidarın oluşturmak istediği eğitim sistemine karşı çıkması gerekiyor. Aksi halde gerçekten eğitim aracılığıyla on yıl sonra çok daha farklı insan tipleriyle karşılayacağız” dedi.
“AKP İKTİDARI ŞERİATIN TAŞLARINI DÖŞEYECEK”
Türkiye’de biat kültürünü esas alan bir eğitim anlayışıyla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Doğan, şunları ifade etti:
“Bütün toplumsal kesimlerin örgütlülüğünü sağlaması ve buna çok ciddi karşı koyması gerekiyor. İnsanların özgürlük, demokrasi arayışı Türkiye’deki iktidarlar tarafından hep bir terör olarak görülüyor. Kendilerince tarif edip toplum nezdinde küçük düşürüp imha edilmesi, yok edilmesi gereken düşünce ve yaşam biçimi olarak tanımlayıp yok etmeyle karşı karşıya bırakıyor. 12 Eylül’ün, demokrasi arayışında olanların üzerinden buldozer gibi geçişi AKP iktidarının zeminini hazırladı. Eğer önlem alınmazsa AKP iktidarı da şeriatın taşlarını döşeyecek. O yüzden AKP iktidarının dinci eğitim modeline karşı ciddi bir şekilde örgütlenerek bu gidişata dur demenin elzem olduğu günlerden geçiyoruz.”
PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, AKP’nin eğitim politikalarını değerlendirdi. Dinci eğitim yolunda ÇEDES uygulamasının son halka olmayacağını belirten Irmak, “Aslında amaçları o yoksul halk çocuklarını gerçekten dindar yapmak değil. Çünkü bunlar dindar da değil. Asıl amaçlanan, gençleri eleştirel dünyadan uzak tutup, biatçı bir toplum yaratıp, kendilerinin o şatafatlı hayatlarını da örtme çabasıdır” dedi.
Eğitim alanındaki dinci yükseliş hızla sürüyor. Okullardaki zorunlu din dersinin yanı sıra zorunlu seçmeli din dersleri ve ÇEDES projesi, seküler kesimin itirazındaki son evre oldu. Karma eğitimin sık sık gündeme gelmesi ve dinci örgütler ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokoller, toplumdaki tedirginliği ve tepkiyi daha da büyütüyor.
“ÜSTTEKİLERE HAN HAMAM, ALTTAKİLERE DİN İMAN”
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) 12. Dönem Genel Başkanı Kemal Irmak ile AKP’nin eğitim politikalarını konuştuk. Eğitim Sen’deki görevine başlamadan önce Erzincan’da sınıf öğretmenliği yapan Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, göreve gelmesinin ardından üst üste “ataklar” yaptığını belirtti. Kemal Irmak, siyasal iktidarın biatçı bir toplum yaratmak istediğini söyleyerek şöyle devam etti:
“ÇEDES uygulaması aslında eğitimi dinselleştirme politikalarının en son halkası gibi görünüyor ama bizim öngörümüz, bu uygulama son halkası da olmayacak. Recep Tayyip Erdoğan, sanıyorum 2 yıl önce ‘iktidar olmak başka bir şey, muktedir olmak başka bir şey. Biz iktidardık ama muktedir olamadık, hedeflerimize ulaşamadık’ demişti. Bunlardan birisi eğitim, diğeri ise kültür alanıydı. Kültür alanında da murat ettikleri şey, tüm sanat alanlarını kapatmak. Çünkü sanata karşı da bir düşmanlıkları var. Her iktidar kendi politikasını eğitim politikaları üzerinden pekiştirir. Eğitim alanında dinselleştirme politikaları hep vardı, fakat bunu adım adım yaptılar. Cumhurbaşkanının o açıklamalarını geniş kesimler, ‘bu başarısız olduklarının itirafıdır’ şeklinde yorumladı. Aslında gerçek öyle değildi; tam başaramadıkları, yapmak istedikleri hedefe tam ulaşamadıklarının bir ifadesiydi bu.
“AKP, İNSANLARIN İNANÇLARINI KENDİ SİYASET VE TİCARİ HAYATLARINA ARAÇ HALİNE GETİRDİ”
Bunlar, daha çok insanların inançlarını kendi siyaset ve ticari hayatlarına araç haline getirdiler. Kapitalist küresel dünyanın gereği doğrultusunda bunu yapıyorlar. Bunu yaparken aslında o yoksul halk çocuklarını gerçekten dindar yapmak değil, onların biraz daha eleştirel dünyadan uzak, daha biatçı bir toplum yaratıp kendilerinin o şatafatlı hayatlarını da biraz örtme çabası bu. Tabiri caizse ‘üsttekilere han hamam, alttakilere din iman’ ile bu işi götürme meselesiydi. Şimdi eksik bıraktıkları yeri son bakan Yusuf Tekin ile beraber tamamlamaya çalışıyorlar. Yusuf Tekin, geldiğinden beri üst üste ataklar yapıyor. Hepimiz tanık olduk, bütçe görüşmelerindeki konuşmalarında tarikat ve cemaatleri ‘sivil toplum kuruluşu’ olarak ifade etti.”
“ÜLKEDE HER ŞEY TEPE TAKLAK”
Kemal Irmak, AKP’nin projelerini tamamlama peşinde olduğunu belirterek “Tabii ki bu durum Türkiye’deki seküler kesimi, Alevileri, farklı inanç kesimlerini rahatsız ediyor. Buna karşı tepki de var ancak sorun, bu tepkileri ortaklaştıramamakta. Hakikaten ülkede her şey tepe taklak ama eğitimle ilgili her gün yapmak istedikleri projeler biraz daha tepe taklak hale getiriyor. Bir iktidar normalde ne yapar? Sorun gördüğü alanlarda tamir yapar. Yani her yeni yıl bir önceki yılın yaşanan problemlerini aşmaya dönüktür ama kendi iktidarlarını perçinlemenin bir yolu da bu geniş yoksul halk kitlelerine din üzerinden, onları iktidarlarının uzayacak bir yolu yöntemi olarak görüyorlar. Ne zaman ki buna karşı ciddi bir mücadele oluşturulur ki bunun özneleri daha çok velilerdir, çünkü onların çocuklarına bir anlamda bu kötülük yapılıyor. Sadece Seküler yaşamdan, Alevi olanların sorunu değil bu aslında” diye konuştu.
“BUNLARIN GERÇEKTEN CUMHURİYETLE SORUNLARI VAR”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, iktidarın eğitim alanına yönelik dinci politikalarına karşı “Ne yapmalı?” sorusuna da yanıt verdi.
“Sorunun karşılığını her şeyi kaybettiğimiz yerde aramalı” diyen Irmak, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Bunlar iktidara gelirken bir takım liberal açılımlar yaptılar ve toplumun geniş kesimlerini aslında kandırdılar. Solun ve sol liberallerin de desteğine aldılar. Türkiye’de geçmişte var olan statükoya karşı daha demokrat, askeri vesayetlere karşı daha özgürlükçü olduğu sanısını uyandırdılar. İnsanlar bir süre buna kandı. 2010 yılından sonra dozlarını arttırdılar. Gezi direnişinin öncesinde toplumda bir umutsuzluk oluşmuştu ama hiç kimse bu yaşam tarzının değiştirilmesine göz yummak istemiyordu. Sonrasında bir tık geri adım atıldı ama tekrar iktidar, projelerini uygulamaya devam etti. Bütün toplum kesimleri olarak oralarda bazı şeyleri kaçırdık. Bunların gerçekten cumhuriyetle sorunları var. Dinlerini yaşamadıklarını ve İslam’a saldırı olarak bunu sağa sola yayıyorlar. O yüzden bu ülkede cumhuriyetçi, seküler, sol, sosyal demokrat, laik yaşam tarzını önemseyen bütün kesimlerin buna karşı ortak bir cephede mücadele geliştirilmesi gerekiyor. Laiklik ile ilgili geçmişte belki hatalar yapıldı, onun üzerinden toplumu bir anlamda kendi düşüncelerine doğru biraz motive ediyorlar. Gerçek anlamda laiklik; her inanç kesiminin, inanç özgürlüğünü yaşayabilmesidir. Ama bugün Türkiye’de var olmak istenen şey bir kesimin inancını, diğer kesimlerin üzerine gölge olarak düşürmek ve onları yok etmek şeklinde. Özellikle de bu inançları yok sayılan, inanç merkezleri kabul görmeyenler gibi birçok halkada insanlar, toplum kesimleri var. Bu kesimlerin itirazlarını yan yana ve çok sesli hale getirmeleri gerekiyor. Başka da bir yol yok.”
LAİK VE ANADİLDE EĞİTİM MÜCADELESİ!
Kemal Irmak, Eğitim Sen olarak yeni dönem mücadele alanlarına da değindi. “Kamu alanlarını çok ciddi anlamda kaybettik. Her şeyi alınıp satılır hale getirdiler” diyen Irmak, şunları söyledi:
“Her şeyi kapitalist küresel dünyanın ekonomik yapılanmasına göre domine ediyorlar. Bu yüzden çocukların eğitim, barınma haklarını erteliyorlar. Çocukların eğitim, barınma haklarını erteleyip bu işleri gene kendilerinin desteklediği farklı kesimlere devrediyorlar. Özellikle cemaat ve tarikatlara ait yurtların varoluşu, orada yoksul halk çocuklarının daha ucuz barınabilme yol ve yönteminin açılmış olması gibi sebeplerden dolayı buralara yöneliyorlar. Eğitim kamusal bir haktır. Yani okul çağındaki her çocuğun okula gitme, barınma, açlık sorunu varsa beslenme gibi ihtiyaçların doğrudan devletin karşılaması gerekiyor. Eğitim, hiçbir pedagojik formasyonu, eğitimle alakası olmayan kesimlere asla devredilemez. O yüzden kamusal bir eğitim mücadelesi bizim bu dönem önemli mücadele başlıklarımızdan birisi. Diğer bir başlık, laikliği yeniden kazanmak… Bu ülkedeki tüm insanların laik, demokratik, seküler, bir arada yaşama projesi doğrultusunda bir mücadele başlığımızın olduğunu ifade edebilirim. Diğer taraftan bu ülkede farklı halklar var. Bunların hepsi belli merkezi, tekçi bir eğitim anlayışına tabi tutuluyor. O yüzden anadilde eğitim hakkı konusunda bir mücadele başlığımız var. Her şeyden önce aslında eğitimde çok ciddi bir nitelik kaybı var. En son Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı sonuçlarında Türkçe’yi mükemmel derecede anlayıp yorumlayabilen öğrenci sayısı %0 olarak gösteriliyor. Bu aslında her şeyi açıklayan bir durum. O yüzden bizim nitelikli, ulaşılabilir, parasız eğitim mücadelesi gene önemli mücadele başlıklarımızdan bir tanesi. Bu başlıkları belli bir takvim dahilinde farklı toplum kesimleri ile sürdürebilirsek bizi bir yere vardıracaktır diye düşünüyoruz.”
PİRHA- AKP hükümetinin okullara imam atanmasına dair değerlendirmede bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu önceki genel başkanlarından Turan Eser, cemaat ve tarikat üyelerinin okullarda öğretmen haline geldiğini vurgulayarak, “Buna karşı evrensel dili kullanıp, farklı ama bir arada yaşama kültürünü, devletin, siyasetin ve eğitimin dinsizleştirilmesi gerektiğine dair politikaları savunmak, tutum almak ve bu tutumu da toplumsallaştırmak lazım” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle, dini eğitimin ağırlığı katlanarak arttı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.
Alevi kurumlarında inanç üzerine eğitmenlik yapan, Alevi Bektaşi Federasyonu önceki genel başkanlarından Turan Eser, okullara imam atanmasına dair PİRHA‘ya konuştu.
İktidarın eğitimde iş birliği protokolleri adı altında bir sürü cemaat ve tarikat üyesini okullarda ders veren hocalar haline getirdiğini aktaran Turan Eser, “Bu imamlar okullarda aklın, eleştirel düşüncenin, özgür aklın fikirlerini değil, vahiy temelli bir eğitim veriyorlar. Bu dogmalarla beslenmiş çocuklardan bir şey yapmak istiyorlar. Yani bir toplumsal cehaleti inşa etmek istiyorlar. Aynı zamanda kendi siyasi ardıllarını yetiştiriyorlar. Bu siyasetin kalıcı olması için Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, laik, seküler bütün kesimlerin vergileriyle eğitimin dinselleştirilmesine kaynak aktarıyorlar” dedi.
“BİAT KÜLTÜRÜNÜ OKULLARDA AŞILAMAK İSTİYORLAR”
Eser, iktidarın ÇEDES gibi projelerle toplumsal cehaleti, biatı, şükür pedagojisi üzerinden inşa edip hak temelli mücadelelerin önünü kesmeye çalıştığını ifade ederek, “Toplumsal pasifikasyonu biat ekseninde eğitim kurumlarıyla yürütmek istiyorlar. Buna karşı da inadına farklı ama bir arada yaşama kültürünü, devletin, siyasetin ve eğitimin dinsizleştirilmesi gerektiğine dair politikaları savunmak, böyle bir tutum almak ve bu tutumu da toplumsallaştırmak lazım” şeklinde konuştu.
“İNANÇ ÖZEL ALANDA KALMALI”
Siyasetin evrensel diline işaret eden Turan Eser, “Evrensel dil laiklik, demokrasi, çoğulculuk, eşitlik, barış, toplumsal cinsiyet dilidir. Başta eğitimde, siyasette ve kamu hizmetlerinden uzak durmak lazım. İnanç, özel alanda kalmalı. Herkes kendi inancını özgürce yaşamalı. İnanmayan da özgürce yaşamalı. Farklı ama bir arada, herkes bir arada yaşayacak. Kimse kimseyi Sünni, Arap, Türk, Kürt, Ezidi, Süryani, Hristiyan, Musevi, Müslüman, Alevi diye ayırmıyacak, eşit koşullarda, eşit yurttaşlık hakkıyla beraber bir arada yaşayacak. Bu birçok dünya ülkesinde başarılmış, burada niye başarılmıyor? Çünkü burada din bir ‘huzur’ için değil, siyaseten bir ideolojik araç olarak toplumsal çatışmayı kutuplaştırmanın aracı haline getiriyor. Tıpkı etnik kimliklerdeki çatışmalar gibi” diye ifade etti.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri adına Eş Genel Başkan Dursun Demirtaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticilerinin tutuklanmasına tepki göstererek, Gelinen aşamada muktedir hukuk Alevileri en aza kanaat getirmek ve inançsal olarak kendine yedeklemek biat ettirmek istemektedir. Bilinmelidir ki, Alevilerde biat kültürü yoktur. Bizde rızalık ve ikrarlık esastır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri adına Eş Genel Başkan Dursun Demirtaş yazılı bir açıklama yaparak, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticilerinin bir gizli tanığın ifade vermesi üzerine tutuklanmasına tepki gösterdi.
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin tutuklu yöneticileri yalnız değildir” diyen Demirtaş,
“Ali’ye yar, mazlum’a berdar, zalime zülfikar olma günüdür. Gerçeğe hü diyen canların yaktığı çerağlar gönlümüze düşe, gönlümüzü aydınlata, Hızır aşkı ile yola düşüle. Yaşadığımız demi devran bir tarihin zuhurunu içinde barındırmaktadır. Evren dönerken bizler nahak anlayışa, Nemrudi zihniyetlere karşı çark ı pervaz halindeyiz” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Hak aşkı xizır gayreti ile yola revan olan canların direnci, gayreti ,umudu bizleri yeni bir yaşamın eşiğine getirecektir. Kerbela’nın, Pir Sultan’ın, Seyit Rıza’nın direnci; havarları gök kubbeye ulaşan anaların gayretleri özgür bir yaşama kapı aralayacaktır.
Zülmün bu kadar katmerleşdigi, kutsal mekanlarınıza, ziyaretlerimize, mezarlarımıza dergahlarımıza, kainatı bedenlerinde taşıyan kadınlarımıza zülmün reva görüldüğü anlardayız.
Kendi nefsinden başka hiçbir şey düşünmeyen nahak zihniyetler, iktidar sarhoşları, an yok ki karanlık yüzünü göstermesin. Bizler biliyoruz ki bugünler de geçecek. Zulmat deryasında kurtuluşun, yeniden doğuşun, enerjinin dinamizmin sembolü olan Newroz ayındayız. Newroz günlerinde her can yeniden doğuşunu yaşar. Tıpkı evren gibi kendini yeniler. Hınzır paşalara karşı Pir Sultan donunda devriye olmak kendimizi yenilemek zorundayız.
Gelinen aşamada muktedir hukuk Alevileri en aza kanaat getirmek ve inançsal olarak kendine yedeklemek biat ettirmek istemektedir. Bilinmelidir ki, Alevilerde biat kültürü yoktur. Bizde rızalık ve ikrarlık esastır.”
Müsahip kurumumuz olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerine karşı yapılan baskılar, sindirmeler, gözaltılar ve tutuklamalar gözönüne alındığında; baskıların gittikçe artacağının sinyallerini vermektedir” denilen açıklamada, “Kırklarda ki gibi eşitlik, müsahiplikdeki gibi kardeşlik, Rıza şehrindeki gibi özgürlük ve rızalığa dayalı bir Alevi yaşamını savunanlar, zulme uğrayanlar yalnız değildir” ifadeleri yer aldı.
“HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA BİR OLALIM”
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter ve Erzincan şube üyelerinin de içinde olduğu toplam 16 canımız; asılsız temelsiz suçlamalarla dün sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklandılar.
Gün inancımıza kurumlarımıza yola ikrar veren canlara sahip çıkma günüdür. Bilinmelidir ki muktedir hukukuyla toplumsallık inşa edilemez, barış, kardeşlik, hakikat inşa edilemez. İnancımızın hukuku vicdandır. Canlarımızın tutuklanmaları vicdanımıza, Yolumuzun erkanına uymamaktadır
Demokratik Alevi Dernekleri olarak tutuklu canlarımızın yanında olacağız. Her zamankinden daha fazla “bir olalım, iri olalım, diri olalım” düsturuna ihtiyacımız vardır. Gelin canlar bir olalım.”