Etiket: bildirge

  • Büyük Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Kültür Bakanlığı’na da torba yasaya da sığmayız!-VİDEO

    Büyük Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Kültür Bakanlığı’na da torba yasaya da sığmayız!-VİDEO

    PİRHA -Yedi Alevi çatı örgütünün imzası ile Büyük Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi kamuoyuna duyuruldu. Verilen ortak mesajda “Eşit yurttaşlık” vurgusu yapılırken “Asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız” denildi. Bildirgede talepler sıralandı. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) “Laik ve demokratik Türkiye için“şiarıyla düzenledikleri ‘Büyük Alevi Kurultayı’ İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde yapıldı.

    AKP-MHP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı binlerce Alevi yurttaş, İstanbul Yenikapı’da bir kez daha itirazlarını dile getirdi.

    Büyük Alevi Kurultayı’ndaki konuşmacıların ortak mesajı “Aleviliğin, siyasal iktidarlar tarafınca yönlendirilemeyeceği ve inancın resmi olarak tanınması” yönünde oldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Derneği imzası ile okunan sonuç bildirgesinde “Eşit Yurttaşlık” vurgusu yer aldı.

    “BİZ ALEVİLER, HALKLARI EŞİT VE KARDEŞ GÖRÜRÜZ”

    Dilek Odabaş tarafından okunan sonuç bildirgesinde, “Biz Aleviler bu tarihsel süreçte, karşı karşıya kaldığımız bütün kıyım ve saldırılara rağmen aydınlıktan yana durmaktan asla geri durmadık” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Yaşadığımız çağda çok büyük sosyal, teknolojik, ekonomik ve siyasal gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak bu gelişmelerin her zaman iyi yönde olduğunu söylemek mümkün değildir. Haksızlıklar, sömürü, açlık, sefalet, savaş ve doğanın tahribatı her gün daha da artmaktadır. Farklı kültürel ve toplumsal cinsiyet kimlikleri, farklı etno-dinsel ve yaşam tarzları devamlı baskı altında tutulmaya devam edilmektedir.

    Ülkemizde de bu sorunların fazlasıyla yaşandığına tanık olmaktayız. Türkiye’de tekçi, Türk-İslam sentezci uygulamalar hayatın her alanında kendini hissettirmekte ve iktidarın kurduğu sosyal ve politik baskı mekanizmalarıyla daha da kurumsallaştırılmaktadır. Zorunlu din derslerini kaldırmak bir yana eğitim daha da dinselleştirilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı hayatımızın her alanına müdahale eden ‘fetva’larına devam etmektedir. Cemaat ve tarikatların önü açılarak yoksul halk yığınları kimliksizleştirilmekte ve her türlü istismara açık bırakılarak kullanılmaktadır. Kız çocukları ‘evlilik’ adı altında sistemli cinsel istismara maruz bırakılmakta ve sorumlular cezasız kalmaktadır. Toplumsal yaşam, başta kadınlar olmak üzere her türlü şiddete ve cinayete açık hale getirilmektedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ile toplumun büyük bir kesimi her gün daha da yoksullaştırılmaktadır. Başta Kürt sorunu olmak üzere red, inkâr ve çatışmalar yüzünden insanlarımız hayatını kaybetmeye devam etmektedir. Baskı ve asimilasyon politikaları sonucunda halklar, inançlar ve kültürler mozaiği olan bu topraklar gittikçe çoraklaşmaktadır. Temel insan hakları yok sayılmakta, yeni yasaklamalar ve keyfi uygulamalarla ülkemiz bir hapishaneye dönüştürülmüştür.

    Laiklik, demokrasi, temel insan hakları, ifade özgürlüğü ve eşit yurttaşlık konularında ülkemiz her gün biraz daha kötüye gitmekte, mevcut anayasa bile uygulanamaz hale getirilmektedir.

    Rızalık toplumuna inanan bizler için, bu ülkede yaşayan, ayrımsız herkesin temel insan haklarından yararlanmasını ve eşit yurttaşlık temelinde bütün kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri laik ve demokratik bir anayasa, bizim açımızdan kaçınılmaz bir zaruriyettir.

    Yetmiş iki millete bir nazarla bakan biz Aleviler, halkları eşit ve kardeş görürüz. Her Alevi bilir ki Kürt de Ermeni de Laz da Rum da Arap da ve devletin inkâr ettiği her kimlik bizim açımızdan tartışmaya açılamayacak bir hakikattir. Bizim gözümüz halklar arasına sınır çizen devletin gözü değil, ermişin, dervişin, abdalın, seyidin, pirin, mürşidin, talibin ve cümle canların gözüdür.

    Geçmişe baktığımızda, herkes gibi biz de kıyımlardan geçmiş, asimilasyona uğramış ve inancını gizlice yaşamak zorunda kalmış bir topluluğuz. Bu gerçekliğin farkında olarak, toplumsal yüzleşme kaçınılmaz bir gerekliliktir.

    Ocaklarımızın bin yılı aşkın süredir, bin bir emekle bu günlere taşıdığı Alevilik, kentleş-meyle birlikte vakıf, dernek ve Cemevlerimizin kurulmasıyla yeni bir boyut kazanmış, daha görünür olmuş ve hak temelli mücadelesini geliştirmiştir. Bütün bunlar emekle ve tırnakla kazınarak elde edilmiştir. Devlet Alevilerin bu gelişme sürecine kayıtsız kalamamıştır. Bu sebeple, çalıştaylar düzenleyerek ve farklı biçimlerde ilişkiler kurarak sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar yaratarak toplumu yanıltma yolunu seçmiştir.”

    “GERÇEK SORUNLARININ ÜSTÜ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILMAKTA, ASİMİLASYON POLİTİKASI SÜRÜYOR”

    Alevilerin içinde kendi Alevisini yaratma çabalarını sürdürmüş, tarihsel belleğinde olumsuz yer bulan tarihsel kişilikler öne çıkarılmıştır. Başta okullar olmak üzere kamu kurumları ve hayatın her alanında iktidar eliyle ayrımcılık hız kesmeden devam etmiş, ayrımcı uygulamalar ve nefret söylemleri bizzat iktidarın en yetkilileri tarafından ifade edilmiştir.

    İktidar, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer kamu kurumlarının eliyle asimilasyon politikalarına hız kesmeden devam etmektedir.

    Son dönemde Alevilere yönelik çalışmalar hızlandırılarak birçok yeni uygulama hayata geçirilmiştir. İçişleri Bakanlığı eliyle Alevi toplumunun içinde çalışmalar yapılmakta ve Alevilerin sorunları maddi sorunlara indirgenerek Alevilerin gerçek sorunlarının üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Alevilerin gerçek sorunları, doğrudan negatif ayrımcı esaslara ve siyasal rejimin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış ve kronik hale gelen sorunlardır.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yine her zaman yaptığı gibi Alevilerin kendi öz örgütlerini yok sayarak, çevresinde toplayabildiği kimi göstermelik, muhataplarıyla, sanki tüm Alevi toplumu ve örgütleri kendi arkasındaymış gibi, bir fotoğrafın önünde Alevilere sözüm ona müjde adı altında sözde demokratik bir reform paketini açıklamıştır.

    “KARARNAMELERİN ALEVİ TOPLUMUNDA KARŞILIĞI YOKTUR”

    Mecliste geçirilen torba yasa ve resmi gazetede ilan edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ne demokratiktir, ne de müjdedir. Aksine bunlar Aleviliğin şimdiye kadar devlet gücüyle soluksuz bırakılmasının yeni bir aşamasıdır. Ancak, Alevi, toplumunda bunun bir karşılığı yoktur, beyhude bir çabadır.

    Bir inanç olarak, Aleviliği tüm yönleriyle kabul etmek yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ kurarak bizi hem inkâr etmekte hem de bir kültürel bir öğeye indirgeme çabası içine girmektedirler.

    Aynı zamanda Alevilerin sorunlarını, 17/18 Eylül 2022 ‘deki Hacı Bektaş deklarasyonunda ifade ettiğimiz üzere, Cemevlerinin elektrik, su sorunu, imar sorunu, dedelerimize ulufe diye dağıtılacak maaş sorununa indirgemektedirler.

    Bir taraftan da bizzat Cumhurbaşkanı ve devlet yetkilileri Aleviliği kendilerine göre tanım-lama çabalarına devam etmekte, Alevileri kendi içinde, İslam içi İslam dışı, Ali’li Ali’siz diyerek, hedef tahtasına koyma, kutuplaştırma ve bölme girişimleri yürütmektedirler.”

    “NE İSTEDİĞİMİZ DAHA İYİ BİLİNSİN DİYE…”

    “Anayasada Türkiye’nin laik, demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. Ancak bütün uygulamalar laikliğin olmadığını göstermektedir. Biz Alevilerin, haklarını talep ederken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın karşısında bir Alevi Diyaneti talep etmiyoruz. İstediğimiz laikliktir. Devletin tüm inançlardan elini çekmesi, laikliğe aykırı olan kurumların kapatılarak gerekli yasal ve anayasal düzenlemelerin yeniden yapılması ve toplumsal ilişkilerin dinsel temalardan arındırılması gerekmektedir.

    İnsanlığın büyük ilerlemeler kaydederek geldiği bu çağda, yaşadığımız ülkede geriye dönüp baktığımızda, yok sayılmayı ve büyük acılarla karşı karşıya bırakılmayı görüyoruz. Ancak biz Aleviler, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi geçmişimizden aldığımız mirasla, tüm farklı toplumsal kesimlerle birlikte eşit, özgür, laik, demokratik ve hakça bölüşümün olduğu bir ülkede yaşama isteğidir.

    Bugüne kadar, Alevi toplumunun meşru kurumları, farklı zamanlarda ve değişik zeminlerde, kendi içinde, akademik çevrelerle, devletin ve iktidarın yetkili organlarıyla, siyasi partilerle, sivil demokratik çevreler ve kurumlarıyla defalarca, kongreler, sempozyumlar, çalıştaylar, toplantılar, görüşmeler gibi çok sayıda çalışmalar yaparak ne istediklerini çok açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Ne istediğimiz daha iyi bilinsin diye, defalarca açıklamalar, mitingler, yürüyüşler ve benzeri etkinlikler gerçekleştirdik. Bu çalışmalarımızın büyük bir bölümünü tüm kurumlar ya birlikte gerçekleştirdik ya da her birimiz farklı platformlarda ama aynı şeyleri ortaya koyarak gerçekleştirdik. İşte, bu sonuç bildirgesiyle ortaya koyduğumuz talepler, bütün bu çalışmaların birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Zaten, herkesçe bilindiğini düşündüğümüz haklarımızı ve taleplerimizi bir kez daha açıkça ifade etmiş oluyoruz.”

    TALEPLER

    “Alevi toplumumuzun meşru kurumlarının, ocaklarının, süreklerinin ve cümle canlarımızın bu kurultayda ortaya koydukları temel talepleri bir kez daha kamuoyuna ilan ediyoruz:

    1) Cemevlerinin ibadethane statüsünün kabul edilerek, bu statünün gerektirdiği tüm hakların tanınması, el konulmuş dergahlarımızın ve mekanlarımızın geri iade edilmesi ve aleyhimize düzenlenmiş olan yasal düzenlemelerin geri çekilmesi,

    2) Toplumun tüm kesimlerine bir deli gömleği gibi giydirilen, zorunlu din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, toplumun tümüyle çağın gerisine savrulmasına neden olan eğitimin dinselleştirilmesinden vazgeçilmesi,

    3) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, toplumun tümünü domine etmeye yönelik girişimlerden bir an önce elini çekerek, temel siyasal sorunlarımız konusunda bir referans mercii olmaktan uzaklaştırılması ve nihayet tasfiyesine dönük adımların atılmaya başlanması,

    4) Gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, başta Aleviler olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimler aleyhine sürdürülen negatif ayrımcılığa derhal son verilmesi,

    5) Madımak’ın utanç müzesi yapılması,

    6) Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması,

    7) Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi,

    8) Kutsal mekanlarımıza ve coğrafyamıza yönelik yağma, talan ve el koyma girişimlerine son verilmesi,

    9) Alevi yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesinden vazgeçilmesi ve değiştirilen yerlerin isimlerinin iade edilmesi,

    10) Alevi inancında özel yeri olan günlerin resmi tatil edilmesi,

    11) Kamusal yayıncılığın ayrımcılıktan arındırılması,

    Ve uzun sözün özü, EŞİT YURTTAŞLIĞI da içeren yeni bir anayasanın yapılması, taleplerini bir kez daha buradan ilan ediyoruz.

    Kurultayımız, eşitsizliklerin derinleştiği, demokrasinin ve temel insan haklarının rafa kaldırıldığı, laiklikten giderek uzaklaşıldığı, ayrımcılık ve şiddetin arttığı, politik gerilimlerin yükseldiği ve Alevilerin daha da ağır sorunlar yaşadığı bir dönemde yapıldığından daha da önem kazanmaktadır. Biz Aleviler geçmişte olduğu gibi bugün de birlikte yaşamanın sorumluluğunu bilerek yeniden yaşanabilecek bir ülke özlemini gerçekleştirmek için üzerimize düşen sorumluluğu son bir evimiz kalsa dahi yerine getirmekte kararlıyız. Ülkemizin geleceğinin konuşulduğu bugünlerde biz Aleviler, herkesin kendisini temsil ettiği demokratik parlamenter sistemden yana olduğumuzu bu kurultayda beyan ediyoruz.

    Bu kurultayda bir araya gelen bizler, laik, eşit ve özgür bir yaşamın sadece Alevilerin ihtiyacı değil, bu ülkede yaşayan herkesin ihtiyacı olduğunun bilincindeyiz. O yüzden ne isti-yorsak, herkes için istiyoruz. Ne yapacaksak hep birlikte yapacağız.

    Tekrar söylüyoruz, asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız.

    Aleviler Vardır, Alevilik Haktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Akademisyenlerin bildirisi: Alevilerin kazanımları Sünnilerin kaybı değil-VİDEO

    Akademisyenlerin bildirisi: Alevilerin kazanımları Sünnilerin kaybı değil-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin Hacıbektaş’ta düzenlediği ‘Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı konuşmalar ile sürüyor. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, çalıştayda, 3 Eylül’de İstanbul’da yapılan toplantı sonrasında akademisyenlerin bildirgesini paylaştı. Bildirgede, “Alevilerin kazanımları Sünnilerin kaybı değil” denilerek, Erdoğan ile bir görüşme yapıldığında Alevilerin taleplerinin sunulması gerektiği belirtildi.  

    Alevi çatı örgütleri Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor” çalıştayı konuşmalarla devam ediyor.

    Kemal Kılıçdaroğlu Kültür Merkezinde süren çalıştayda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe Konuştu. Erçe “Dosta güven, düşmana korku salan bir toplantı olduğuna inanıyorum” diyerek 3 Eylül 2022’de Kadıköy’de akademisyenler ile yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini okudu.

    AKADEMİSYENLERİN BİLDİRGESİ

    Doç. Mehmet Ertan, Yazar Erdoğan Aydın, Prof. Bedriye Poyraz, Doç. Cemal Salman, Prof. Şükrü Aslan, Prof. Bülent Bilmez, Prof. İbrahim Kaboğlu, Doç. Didem Yılmaz’ın imzasının yer aldığı sonuç bildirgesinin tamamı şöyle:

    “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önce Muharrem ayında Hüseyin Gazi Cemevini ardından da Hacıbektaş-ı Veli Dergahını ziyaret etmesi kamuoyunda yeni bir Alevi açılımının başlayabileceğine dair beklentilerin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir danışman nezdinde yürütüldüğü belirtilen çalışmaların sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bir Alevilik dairesinin oluşturulması ve cemevleri ile dergahların masraflarının bu dairenin bütçesinden karşılanması, yine bu dairenin bütçesinden dedelere maaş bağlanması gündeme gelen bazı konu başlıkları oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, cemevi ve Hacıbektaş Dergahını ziyaretinin ardından, Ekim ayı içinde Şahkulu Sultan Dergahında bir açılışa katılması ve bu açılışta Alevi dernekleriyle görüşmesi beklenmektedir. Bu toplantıda da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi dernekleriyle olası görüşmesinde nelerin nasıl tartışılmasının uygun olabileceğine dair fikir alışverişinde bulunulmuştur.”

    “ALEVİLERİN KAZANIMLARI SÜNNİLERİN KAYBI DEĞİL”

    Alevi Hareketinin atılacak olası adımlara karşı tavrı ne olabilir?

    Geçmişte gerçekleşen Alevi Çalıştayları süreci ve hazırlanan nihai rapor, Türkiye’de Alevi sorununun varlığına dair hükümetin ve Alevi hareketinin çok farklı perspektiflere sahip olduğunu göstermekteydi. Hükümet açısından Alevilik teolojik bir sorundu ve nihai raporun tabiriyle çözüm kendi içinde anlam bütünlüğünü yitiren çok sesli Alevilerin, Aleviliği İslam dairesi içinde tanımlamasıyla çözülebilirdi. Alevi hareketi ise Alevilik sorununu, Alevilerin uğradığı ayrımcılık noktalarından hareketle siyasi bir sorun olarak ele almakta ve bu sorunun çözümü olarak öne sürdüğü eşit yurttaşlık anlayışının içini dolduran taleplerinin müzakere edilmesini istemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Eylül günü yaptığı açıklamalarda Aleviliğe ilişkin kullandığı ibareler bu ayrıksılığın hala devam ettiğini göstermektedir.

    Çalıştay sürecinde nihai raporda vücut bulun bir diğer eğilim de Alevilerle Sünniler arasında kurulmak istenilen karşıtlıktır. Alevilerin zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik talepleri Sünnilerin ilköğretim müfredatında mevcut din dersleri sayısını az bularak attırılmasını istedikleri gerekçesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebi Sünnilerin bu kurumdan duyduğu memnuniyetle, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması talebi İslam’da ibadethanelerin sadece cami olduğu gerekçesiyle, Madımak Otelinin bir utanç müze haline getirilmesi talebiyse Sivas’ta yaşayan Sünnileri rahatsız edeceği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bütün bu gerekçeler Alevilerin talepleri karşısına Sünnilerin hassasiyet ve memnuniyetlerinin konduğu bir sıfır toplam denklem inşa edilmek istendiğini göstermektedir. Bu sıfır toplam denklemde Alevilerin taleplerin karşılanması için Sünnilerin memnuniyet ve kazanımlarının elinden alınması gerektiği izlenimi uyandırılmak istenmektedir. Halbuki Aleviler ve Sünniler birinin yükselmesi için diğerini inmesi gereken bir tahterevallide oturmamaktadır. Alevilerin kazanımlarının Sünnilerin kaybı değil bütün Türkiye’nin kazanımı olacağı vurgusu öne sürülecek bütün taleplerde müzakere edilecek taraflara hissettirilmelidir.

    “BÖLÜNMEYE MAHAL VERMEYECEK BÜTÜNLÜKLÜ BİR TAVIR”

    Öncelikle Alevi hareketi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası görüşme isteği ve reform önerileri karşısında bütünlüklü bir tavır sergilemelidir. Daha önce yürütülen açılım süreci, Alevilerin tanımsal ve örgütsel bir bütünlüğe sahip olmamasını bir veri almakta ve bunu sorunsallaştırmaktaydı. Alevi hareketinin bu tavra karşı verebileceği en kuvvetli yanıt örgütsel düzeyde hem kendi çoğulluğunu koruması hem de bölünmeye mahal vermeyecek bütünlüklü bir tavır sergileyebilmesidir. Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketinin bütün bileşenlerinin bu birlik tavrını sergileyebilmesinin yolu taleplerde ortaklaşmaktan geçmektedir.

    Bu birliği sağlayabilmek için taleplerde maksimalist davranmaktan kaçınarak hareketin bütün bileşenlerinin sahiplenebileceği müzakere edilebilir konu başlıklarının seçilmesi gerekmektedir. Alevi hareketinin temel talebi eşit yurttaşlıktır. Aleviler bu ülkenin yurttaşları olarak Alevi olmayanlarla eşit düzlemde kamusal hayata katılmak istemekte, ayrımcılığa maruz kalmayı istememektedir. Eşit yurttaşlık anlayışının içeriğini doldurmak için belirlenecek talepler az ve öz olmalıdır. Taleplerin az ve öz olması hem Alevi hareketinin ortaklaşma zeminini güçlendirecek hem de devletle müzakere sürecinin makul bir düzlemde yürümesine olanak tanıyacaktır.

    Bu bağlamda Alevi hareketi taleplerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını dayanak alarak başlayabilir. AİHM daha önce Alevilik temelli yaşanan insan hakları ihlallerine dair aldığı kararlar Alevi hareketinin iki temel konu başlığıyla yakından alakalı gözükmektedir: Cemevlerine ibadethane statüsünün tanınması ve zorunlu din dersleri uygulaması. AİHM daha önce aldığı kararlarında cemevlerine doğrudan ibadethane dememiş olsa da diğer ibadethaneler gibi elektrik ve su faturalarından muaf tutulması gerektiğini belirtmişti.  Zorunlu din dersleriyle ilgili açılan davalardaysa ilgili ders müfredatının objektif kriterlerden uzak ve taraflı olduğuna hükmederek öğrencilere dinî veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan zorunlu din eğitiminden muaf olması için uygun seçenekler sunulması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla AİHM kararlarının tanınması ve hakkıyla uygulanması bile Alevilerin cemevleri ve zorunlu din derslerine dair öne sürdüğü taleplerin karşılanması konusunda önemli bir adımdır. Bir diğer ifadeyle bu konu başlıklarında devlete AİHM kararlarını uygulayın demek aslında “karşılanması zor bir talep” öne sürmek değil, Türkiye’nin anayasal düzeyde uyma taahhüdünde bulunduğu mahkeme kararlarına uyması gerektiğinin karar alıcılara hatırlatılmasıdır.

    “DEDELERİNE MAAŞ BAĞLANMASI KABUL EDİLMEMELİDİR”

    Bu bağlamda cemevlerine ibadethane statüsünün tanınması önemli konu başlıklarından biridir, çünkü bu dolaylı olarak Alevi kimliğinin tanınması anlamına da gelecektir. Tartışma düzleminin cemevlerinin elektrik ve su faturalarının ödenmesi, ruhsat sorunlarının halledilmesi gibi maddi düzlemde yürütülmesine izin vermeden cemevlerinin hukuki statüsü üzerinden yürütülmesi gerekmektedir. Yasal düzleme dayanmadan sunulacak maddi yardımların bir hak değil hayırseverlik nosyonuyla gerçekleştirileceği ve dolayısıyla hiç bir yasal uygulama olmaksızın keyfi bir şekilde maddi yardımlara son verilebileceği akılda tutulmalıdır. İbadethane statüsü kazanılmış bir haktır ve bahsi geçen maddi unsurlar zaten bu statünün gereği olarak yerine getirilecektir. Üstelik Alevi dedelerine devlet tarafından maaş bağlanması, Aleviliğin kendi sosyal ilişki ağlarına doğrudan yapılan bir müdahale olduğu için kesinlikle kabul edilmemelidir.

    Zorunlu din dersi uygulamalarının insan hakkı ihlali olduğu, din ve vicdan hürriyetinin ihlali anlamına geldiği AİHM Kararları ile tescillenmiştir. Anayasanın 24/4. Maddesi Din Derslerinin zorunlu olma halini düzenlemektedir. Bu madde de ‘din ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır’ ibaresi bulunmaktadır. Bu ibarenin kaldırılması en sağlıklı çözüm yolu olmakla beraber, burada yasa yorumunda bir esneklik de AİHM kararlarıyla beraber okunduğunda mevcut anayasal düzen içinde din dersi sorunun çözümünü beraberinde getirebilir. Anayasa, dersin müfredatta bulunmasını zorunlu kılmakta ama herkes din dersini zorunlu olarak alır dememektedir. Mevcut anayasal çerçeve içinde AİHM kararları da dayanak alınarak dileyen velilerin isteği doğrultusunda onların çocuklarının din dersi alabileceği bir uygulama da Aleviler açısından zorunlu din dersi uygulamasına bir çözüm olarak sunulabilir. Bu örneğin bu derece detaylandırılması ortaya konulabilecek yasal/anayasal engellerin mevcut sınırlar içinde yorum farklılıklarıyla aşılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

    Alevilerin kamu personeli alımlarında uğradığı ayrımcılık da somut örnekler ve istatistikler üzerinden ortaya konulabilir. Türkiye’de vali, kaymakam, genel müdür, daire başkanı gibi üst düzey bürokrat nezdinde Alevilerin temsil oranını ortaya koymak Alevilerin kamu personeli alımında uğradığı haksızlığı bütün çıplaklığıyla ortaya koyacaktır. Bu ayrımcılığı gidermek nezdinde alınması gereken tedbirler de yine masada yürütülecek müzakere sahalarından biri olabilir.”

    “DİYANET’İN YETKİ, KADRO VE BÜTÇESİ YENİDEN YAPILANDIRILMALI”

    “Talep başlıklarının az ve öz olması gerekliliğinden bahsedilmişti. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebi de Alevi hareketinin mevcut taleplerinden biridir. Hem Diyanetin günümüz Türkiye’sinde oynadığı rol ve sahip olduğu devasa ekonomik ve örgütsel büyüklük düşünüldüğünde hem de AİHM kararları nezdinde Diyanet İşleri Başkanlığının statüsüne dair alınmış hukuki bir karar ve dayanak bulunmadığı düşünüldüğünde Diyanet’in kaldırılması talebinin, haklılığından bağımsız olarak, olası bir görüşmede çözülmesi mümkün gözükmemektedir. Görüşmede çözülmesi mümkün olmayan bir konunun masaya getirilmesi, çözülmesi muhtemel olabilecek konu başlıklarının tartışılmasını da olumsuz anlamda etkileyebilir. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebinin bu nedenle kısa vadede müzakere masasında bulunmaması Alevi hareketinin müzakerelerin sağlıklı işlemesine yönelik olumlu tavrına bir kanıt olarak da sunulabilir. Ancak anayasal statüsünün dışında 1965 tarihli 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Diyanet’in İslam dini alanında tekel oluşturan vasıfları, toplumu din ve ahlak konusunda aydınlatma misyonu ve ibadethanelerin yöneticisi olma gibi yetki alanlarını genişleten ifadeler ve bütçesi tartışmaya açılmalıdır. Bir mezhep doğrultusunda yapılan harcama ve kadrolaşmanın büyüklüğünün, devletin yurttaşlarına karşı eşitlik ilkesini ortadan kaldırdığı, sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal sorumluluklarını layıkıyla yerine getirmesini zorlaştırdığı vurgulanmalıdır. Dolayısıyla Diyanet’in konum, yetki, kadro ve bütçesi mutlaka  yeniden yapılandırılmalıdır.

    Taleplere ek olarak vurgulanması gereken bir nokta da muhataplıktır. Alevi dernekleri, bu süreç içinde çözümün adresi olarak İçişleri Bakanlığı ya da Kültür Bakanlığının gösterilmesini kesinlikle kabul etmemelidir. Alevilik bir güvenlik sorunu değildir, Aleviler de bu ülkeye kültürel zenginlik katan folklorik öğeler değildir. Aleviler bu ülkenin yurttaşlarıdır ve yurttaşlık haklarını eşit ve özgür bir şekilde kullanabilmek için siyasi otoriteden talepleri bulunmaktadır. Eşit yurttaşlık için Alevilerin olası görüşmede Cumhurbaşkanına sunması önerilen taleplerini kısaca hatırlatarak bu metne son vermek istiyoruz:

    -Cemevlerine ibadethane statüsü tanınması

    -İlk ve Ortaöğretimde zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmesi.

    -Kamu personeli alımında Alevilerin uğradığı ayrımcılığın sona erdirilmesi

    -Diyanet İşleri Başkanlığının yetki, görev ve bütçesinin anayasada öngörülen laiklik ilkesi doğrultusunda yeniden düzenlenmesi

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • 10 ilahiyatçıdan ortak açıklama: Aleviliği ve Alevileri ötekileştirmeyi reddediyoruz

    10 ilahiyatçıdan ortak açıklama: Aleviliği ve Alevileri ötekileştirmeyi reddediyoruz

    10 ilahiyatçı imzaladığı “Ayrımcılığa hayır’ başlıklı ortak bildirgede, “Alevisi, Sünnisi, Caferisi, Hristiyanı, Musevisi, inananı ve inanmayanı ile milletimizin bütün bireyleri değerlidir. Alevilik ve Alevilere karşı olası ötekileştirme ve ayrıştırmaları kesin bir dille reddettiğimizi tüm kararlılığımızla açıklıyoruz” dedi. 

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasıyla ilgili tartışmalar İYİ Partili İbrahim Halil Oral’ın “Alevi kimliği sünniler için endişe” sözleri üzerine yeniden gündeme geldi. Oral, Kılıçdaroğlu’nu ziyaret edip yüz yüze özür diledi.

    Konuyla ilgili bir açıklama da ilahiyatçılardan geldi. İlahiyatçı yazarlar Cemil Kılıç, Prof. Dr. İsrafil Balcı, İhsan Eliaçık, Nazif Ay, Fatma Yavuz, Lütfullah Kaleli, Gülay Akbulut ve Mehmet Göl ile imam hatip mezunları Yaşar Koçer ve Tengiz Korkmaz’ın imzalarını taşıyan “Ayrımcılığa hayır’ başlıklı açıklamada “Alevisi, Sünnisi, Caferisi, Hristiyanı, Musevisi, inananı ve inanmayanı ile milletimizin bütün bireyleri değerlidir” denildi.

    Alevilik ve Alevilerin, tıpkı diğer inançsal ve kültürel kimlikler gibi tarihimizin yadsınamaz bir gerçeği ve ülkemizin en nadide değerlerinden olduğunu belirten ilahiyatçılar, “Alevilik ve Alevilere karşı olası ötekileştirme ve ayrıştırmaları kesin bir dille reddettiğimizi tüm kararlılığımızla açıklıyoruz” ifadelerini kullandı.

    toplumsal.com.tr’de Serdar Yüce’nin haberine göre açıklamada “Son dönemde Alevi – Sünni farklılaşması temelinde yürütülmek istenen mezhepçi ayrımcılığa karşı Türkiyemizin birlik ve bütünlüğünü savunmak için işbu bildirgeyi kamuoyumuza açıklamayı gerekli gördük” denildi.

    İlahiyatçıların “Ayrımcılığa Hayır!” başlıklı bildirgesi şu şekilde:

    “Bizler; Sünni gelenekten gelen ilahiyatçılar ve İmam Hatip Lisesi mezunları olarak; son dönemde Alevi – Sünni farklılaşması temelinde yürütülmek istenen mezhepçi ayrımcılığa karşı Türkiye’mizin birlik ve bütünlüğünü savunmak için işbu bildirgeyi kamuoyumuza açıklamayı gerekli gördük.

    Tarihimizin ve kültürümüzün bir parçası olan dinsel yorum farklılıkları ve kültürel çeşitlilik, ülkemizin zenginliğidir. Bu nedenle İslam’ın doğuşundan günümüze değin yaşanan inançsal ve sosyopolitik deneyimlerle teşekkül etmiş olan mezhepsel ve meşrepsel kimlikler kesinlikle bir ayrışma ve ötekileştirme sebebi olarak görülmemeli ve kullanılmamalıdır. Zira aziz dinimiz İslam tefrika dini değil vahdet dinidir. İslam kesrette vahdeti, başka bir deyimle çokluk içinde birliği esas alan ilahî bir barış ve esenlik projesidir.

    Öte yandan tarihte yaşanan kimi acıları kaşımak ve kanatmak bugünümüze ve geleceğimize ilişkin herhangi bir faydayı haiz değildir. Aksine bu türden yaklaşımlar herkes ve her kesim için telafisi zor zararlara sebebiyet verecektir. Bu nedenle mefsedeti değil maslahatı gözeterek daima birlik ve bütünlüğü savunmak, kardeşlik ve sevgiyi öğütlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmek hepimiz için imanî ve İslamî bir sorumluluktur.

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed; Medine’de Mekkeli muhacirlerle Medineli ensarı kardeş ilan ederek İslam’ın kardeşlik ve esenlik düşüncesini hayata geçirmiş ve tarihin belleğine nakşetmiştir. Ayrıca Veda Hutbesi’ndeki konuşmasıyla da bu kardeşliği ve barışık yaşama projesini daha da perçinlemiştir.

    İslam ayırmak ve bölmek için değil birleştirmek ve bütünleştirmek için vahyedilmiş ilahi bir nizam olarak yolumuzu aydınlatan sönmez bir ışıktır.

    Nitekim yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Âl-i İmran Suresi 103. Ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

    “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın ayrılığa düşmeyin…”

    Bu ilahi uyarıya sadakat ve itaat, her müminin kutsal görevidir. Ayrılığa düşmemek ve ayrımcılığı reddetmek, hem bireysel hem de toplumsal anlamda Müslümanların temel düsturlarındandır.

    Gerçek şu ki; İslam, toplumsal ve siyasal yaşamda eşitlik ve adaleti esas almayı buyurur. Her türlü düzenleme ve uygulamanın adil ve eşitlikçi bir anlayışla ihdas edilmesi İslamî bir zorunluluktur. Bu nedenle herhangi bir makama getirilecek yahut seçilecek kişinin ırkına, inancına, mezhebine, kabilesine bakılmaz. Zira sevgili peygamberimiz; “emanetleri ehline veriniz” diye buyurarak aranacak şartın ehliyet olduğunu ortaya koymuştur. Ehliyet; adaleti, liyakati, maslahatı ve meşvereti içerir.

    İslam’ın meşveret ilkesinin bir tezahürü olduğuna inandığımız Türkiye Cumhuriyeti, farklı inançlara ve çeşitli kültürel kimliklere sahip yurttaşları bulunan 84 milyon nüfusa sahip aziz milletimizin bir arada ve barış içinde yaşama iradesini temsil etmektedir. Bu iradeyi zaafa uğratacak görüş ve yaklaşımlar kesinlikle kabul edilemez. Bireylerin ırkı, dili, dini ve mezhebi üzerinden yürütülecek ayrıştırıcı olası propagandalar, varlık ve dirliğimize kasteden meşum faaliyetlerdir. Bu faaliyetlere karşı büyük Anadolu bilgesi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin; “bir olalım, iri olalım, diri olalım!” sözleri rehber edilmelidir. Böylece başta Batı yayılmacılığı olmak üzere her türlü iç ve dış yıkıcı saldırılara karşı toplumsal yapımız daha da güçlü hale getirilmelidir.

    “ALEVİSİ, SÜNNİSİ, CAFERİSİ, HRİSTİYANI, MUSEVİSİ, İNANMAYANI, TÜM BİREYLER DEĞERLİDİR”

    Alevisi, Sünnisi, Caferisi, Hristiyanı, Musevisi, inananı ve inanmayanı ile milletimizin bütün bireyleri değerlidir. Geçmişi binlerce yıla dayanan aziz milletimizin birlik ve bütünlüğünü korumak, her türlü siyasi ve toplumsal faaliyette gözetilmesi gereken en temel ilkemizdir. Bu ilke sağduyumuzun ve politik görüşlerimizin esasını teşkil etmelidir. Bu bağlamda Alevilik ve Aleviler, tıpkı diğer inançsal ve kültürel kimlikler gibi tarihimizin yadsınamaz bir gerçeği ve ülkemizin en nadide değerlerindendir. Alevilik ve Alevilere karşı olası ötekileştirme ve ayrıştırmaları kesin bir dille reddettiğimizi tüm kararlılığımızla açıklıyoruz.

    Bizler bu görüş ve ilkeler çerçevesinde, siyaset özneleri başta olmak üzere halkımızın her bir ferdini azami duyarlılığa ve yüksek bir sorumluluk duygusuyla hareket etmeye çağırıyoruz.

    Yaşasın kardeşliğimiz. Yaşasın birlik ve bütünlüğümüz.”

    İMZACILAR ŞÖYLE:

    • Cemil KILIÇ (İlahiyatçı Yazar)
    • Prof. Dr. İsrafil BALCI (İlahiyatçı – akademisyen)
    • Nazif AY (İlahiyat ve Kelam Uzmanı- Yazar)
    • İhsan ELİAÇIK (İlahiyatçı – Yazar)
    • Fatma YAVUZ (İlahiyatçı – Yazar)
    • Yaşar KOÇER (İmam Hatip mezunu- Psikolojik Danışman)
    • Tengiz KORKMAZ (İmam Hatip mezunu- Avukat)
    • Lütfullah KALELİ (İlahiyatçı- Yazar)
    • Gülay AKBULUT (İlahiyatçı Yazar)
    • Mehmet GÖL (İlahiyatçı- Yazar)

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz

    1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapılan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Aleviliğin diğer inançlar gibi kendine özgü, farklı bir inanç, başlıbaşına bir Yol olduğu vurgulanan bildirgede, Alevi kurumlarının her platformda inancın bu özgün karakterini vurgulaması gerektiği belirtildi. Hakka uğurlama erkanlarının cem erkanı gibi yürütülmesi gerektiğine işaret edilen bildirgede “Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz” denildi. 

    1. Avrupa Alevi Kurultayı Avusturya’nın başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapıldı. 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)’nun ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) ortak organizasyonuyla Avusturya Sendikalar Birliği’nin (ÖGB) “Veranstaltungssaal Catamaran” salonunda gerçekleşti.

    İki gün süren kurultaya Avrupa’dan ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi anası, dedesi, babası katıldı.

    1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi üç çalıştay grubu şeklinde yayınlandı.

    1. İnanç Yol Erkan Kurulu Çalıştayı Sonuç Bildirgesi
    2. Alevi Akademisyenleri Çalıştayı Sonuç Bildirgesi
    3. Alevi Kurum Yöneticileri Sonuç Bildirgesi

    “Kurultayımızda İnanç Yol Erkan, Alevi akademisyenleri ve Alevi kurum yöneticilerinden oluşan çalışma gruplarının hazırladıkları sonuç bildirgesini tüm Alevi dünyasına sunuyoruz” diye başlanan bildirgede, “Aleviliğin tarihinin yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünlerle yok edilme tarihidir” ifadesi kullanıldı. Bu felaketlerin nedeninin ise Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve bu hakkı insanın kendisinde görmesi olarak kaydedildi.

    İşte 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi:

    “Kadim zamanlardan Kerbela’da Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.

    Alevilik, Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş, diğer Alevi inanç önderleri ve ocaklar üzerinden yeniden örgütlemeye yönelmiştir.

    Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyona uğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Cumhuriyet de, ne yazık ki kuruluşundan sonra tek dil, tek millet ve tek din eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı.

    “ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ FARKLI BİR İNANÇTIR, BAŞLIBAŞINA BİR YOL’DUR”

    Kurultayımızın her üç komisyonunda da saptandığı ve temel değer ve ritüellerinde de açıklıkla görüleceği gibi Alevilik, mevcut diğer tüm din ve inançlar gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Hakkı kendinde bulması, Varoluş olgusunu Vahdeti Vucut, Vahdeti Mevcut’la bütünleyen ve Devriye anlayışı ile yetmiş iki millete/inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek ayrımcılığını reddetmesi, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi, vb. özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta Cem olmak üzere, Rızalık ve İkrarlık ilkesi ile oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, Bağlaması, Semahı ile Alevilik, herhangi bir dinin veya inancın mezhebi değil, ancak kendi değerleri içinde doğru anlaşılır bir inanç, başlıbaşına bir YOL’dur.

    “ALEVİ KURUMLARI, ALEVİ İNANCININ BU ÖZGÜN KARAKTAERİNİ BÜTÜN PLATFORMLARDA DİLLENDİRMELİ”

    Dolayısıyla Alevi kurumları, hem inançsal hakikatlerinin gereği, hem de eşit yurttaşlık hakkını elde etmeyi sağlayacak hukuksal kazanımları elde edebilmek açısından Alevi inancının bu özgün karakterini bütün platformlarda cesaretle dillendirilmelidirler.

    Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmek de o kadar vazgeçilmezimiz olmalı. İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.

    “CEM ERKANLARIMIZ NASIL YÜRÜTÜLÜYORSA HAKKA UĞURLAMA ERKANIMIZ DA ÖYLE YÜRÜTÜLMELİ”

    Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaşi-Kızılbaş inancında Cem’lerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı‘da Cem‘lerin içeriğine uygun yürütülmesi gerekliği açıktır. Ancak bu konuda da halen ciddi sorunlar yaşadığımız bilinmektedir. Alevice yaşayıp, Alevice olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşık-ı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir.

    “BİZ NE O’YUZ NE BU’YUZ; BİZ ALEVİYİZ”

    Bizler Avrupa ve Türkiye’deki yüzlerce Alevi Kültür Merkezi ve cemevlerinin başkan ve yöneticileri olarak, “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.

    Bizim YOLumuza ikrarımız var.
    Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz!
    Biz ALEVİYİZ.
    YOLumuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, ozanlarımızın, pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın, Hızır yardımcımız olsun. Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”

    Çalıştay gruplarının sonuç bildirgeleri de ayrıntılarıyla şöyle:

    1. Çalıştay Grubu: Alevi İnanç Yol Erkan Bölümü – Sonuç Bildirgesi:

    ENEL HAKK DÜŞÜNCESİ

    Alevi-Bektaşi- Kızılbaş inancının bugüne kadar gelmesinde Hakk aşıklarının kelamları, bizlere en önemli yol gösterici belgelerdir.

    Beni hor görme gardaşım
    Sen altınsın ben tunç muyum
    Aynı vardan var olmuşuz
    Sen gümüşsün ben saç mıyım, diyen Veysel’den;

    Cihan var olmadan ketm-i ademde
    Hakk ile birlikte yektaş idim ben, demektedir Şiri Bektaş Çelebi.

    Daha Allah ile cihan yoğ iken
    Biz anı var edip ilan eyledik
    Hakka layık hiç bir mekan yoğ iken
    Aldık hanemize mihman eyledik, diyen Harabi ́den.

    Bir ben vardır benden, benden içeri, diyen Yunus’a ve diğer aşıklara baktığımız tüm aşığı sadıklar, bu yolda var oluşu bu şekilde ifade etmektedirler.

    Seyyid Nesimi de;

    Mende sığar iki cihan
    Men bu cihana sığmazam Gevherüla mekan menem Kevnü mekana sığmazam,

    derken ve yine Daimi;

    Tüm vadiler gibi sahralar gibi
    Sıra dağlar gibi yaylalar gibi
    Akan sular gibi deryalar gibi Cümle alem bir can imiş bilmedim,

    ve yine Edip Harabi de

    Vahdet sarayına girenler için Hakk’ı Hakkel yakın görenler için Harabi bu sırrı bilenler için
    Birlik meydanında cevlaneyledik, diyerek Vahdet-i vücud, Vahdeti mevcud anlayışı ile Enel Hakk düşüncesini ayan beyan ortaya koymaktadır.

    DEVRİ DAİMİ EN GÜZEL İFADE EDEN HAK AŞIKLARI

    Aşığı Sadıkların bu kelamlarından yola çıkarak Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ölümsüzlüğü ifade eden,

    Güruh-u naciye özümü kattım
    İnsan sıfatından çok geldim gittim
    Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
    Bir zamanlar gül için zara düş oldum, diyen Sıtkı Baba’dan

    Gahi nebi gahi veli göründüm
    Gahi uslu gahi deli göründüm
    Gahi Ahmed gahi Ali göründüm
    Kimse bilmez sırrımı Kallaşidim ben, diyen Şi‘ri Bektaş Çelebi‘nin devriyesini

    Bulut olup ağdığımı bilirim
    Baran ile yağdığımı bilirim
    Altı anadan doğduğumu bilirim
    Kaç ebeden,kaç soruldum kim bilir, diyen Güfrani‘ye

    Ger aslım sorarsan ben bir niyazım, Sabır ilmiderler yerden gelirim, Katre idim şimdi ummanlar oldum, Arştaki kandilden nurdan gelirim,
    Nesimi’yim ikrarımdan belliyem, gerçek erenlerin kemter kuluyam, Ali bağçesinin gonca gülüyem, Münkir münafıka Har’dan gelirem” diyen Hakk aşıklarının Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancındaki devriyeleri, dünden bugüne, Dilkalemi ile gönüllere yazıp, Hakk’tan gelip, Hakka gidişi, yani Devri daimi, en güzel şekilde ifade etmektedirler.

    “HAKKA UĞURLAMA ERKANLARI CEMLERİN İÇERİĞİNE UYGUN YÜRÜTÜLMELİ”

    Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme, erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaş-Kızılbaş inancında cemlerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı da cemlerin içeriğine uygun yürütülmelidir.
    Ancak, günümüzde bu uygulamaların ne yazıkki ikilemli yürütüldüğü gerçeği ilede karşı karşıyayız.

    Alevice yaşayıp, Alevi olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşıkı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun, erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir. İşte bu aşıklardan yola çıkarak,

    Önüme bir çığır geldi, Bir ucu var şar içinde, Aktarlar dükkanın açmış Ne ararsan var içinde,
    Gir dükkana pazar eyle Hersinindir hezar eyle, Aya güne nazar eyle,
    Ay Muhammed nur içinde,
    Ay Ali-dir gün Muhammet, Okunan doksan bin ayet, Balıklar deryaya hasret, Çarka döner göl içinde.

    Pir Sultan Abdal‘ın söylediği bu kelamda bizlere ilim deryası içinde olmamıza rağmen, ilmi başka yerlerde aradığımızı hatırlatmakta ve eksikliğimizi yüzümüze vurmaktadır.

    Baştan beri dile getirilen yol ve erkanlarımızın işleyişine baktığımızda, Alevi -Bektaşi-Kızılbaş inancımız Batın-î anlamda Hakk-Muhammet-Ali birliğini özünde barındıran her hangi bir inancın ve dinin içerisine haps edilmemesi gereken ikrarlı kendine özgü olduğu şüphe götürmeyen bir gerçektir.

    Bu duygularımızla Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun gerçekleştirdiği 1. Avrupa Alevi Kurultayının gelecekte Alevi Bektaşi Kızılbaş anlayışımıza katacağı ışık ve aydınlanmanın devamı hepimizi mutlandıracaktır.”

    2. Çalıştay Grubu: Alevi Akademisyenleri – Sonuç Bildirgesi:

    Aleviliğin tarihi, yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünle yok edilme tarihidir.

    Bu felaketlerin nedeni, Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve egemenlik hakkını insanın kendisinde görmesidir.

    Kadim zamanlardan Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.

    “ALEVİLİK, BATINİ DAMAR VE ONUN SEMBOLÜ ALİ’DEN AYRILAMAZ AMA ONDAN AYRI KAYNAKLARDAN DA BESLENMİŞTİR”

    16. yüzyıldan itibaren tüm Alevi inanç önderlerinin deyişlerinde gördüğümüz gibi Alevilik, Batıni damar ve onun sembolü Ali’den ayrılamaz olmakla birlikte ondan ayrı ve öncel kaynaklardan beslenerek geldiği de olgularla sabittir.

    Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyonauğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Alevilik Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş ve diğer Alevi inanç önderleri Aleviliği yeniden örgütlemeye yönelmiştir.

    15 ve 16. Yüzyıllar Aleviliğin en sorunlu dönemi olacaktır. Çünkü Aleviler, yaşam ve inanç koşullarının dayanılmaz hal almasına bağlı olarak hem peş peşe ayaklanacak hem de haklarında çıkarılan fetvalarla kitlesel katliam ve sürgünlerle yok edilmeye çalışılacaktır.

    1826’da II. Mahmut’un, yüzyıllar boyu Osmanlının vurucu gücü olmuş Yeniçeri ordusuna yönelik kanlı tasfiyesi, Osmanlı’yla işbirlikçi konumuna sokulmuş bazı Bektaşi Dergahlarının da tasfiyesiyle sonuçlanacaktır.

    “CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE ALEVİLİĞE OSMANLI GİBİ BAKILMAYA BAŞLANDI”

    Kendileri için kötülüğün sembolü durumundaki Osmanlının yıkılışı ve Milli Mücadele, (kurtuluş sonrası için hak güvencesi talep eden Koçgiri Alevileri dışında) Alevi toplumunda desteklenecektir. Ancak bu beklenti, kısa bir zaman içinde boşa çıkacaktır.

    Bu dönemde Cumhuriyet tek millet ve tek din/mezhep eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı. Bu yönelimin resmi aracı ise, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti yerine 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktı.

    Bu tektipleştirme kapsamında Devlet, Eğitim Birliği Yasası ve Diyanet aracılığıyla, “dili de dini de bir” millet yaratma amaçlı “terbiye” programı uygulayacak, direnç gösterenleri de ezecekti.

    Bu yaklaşım içinde Cumhuriyet, tıpkı Kürtler gibi Alevilerin de kimlik haklarını ezmeye yöneldi. Özellikle 1930’lardan itibaren Osmanlı geçmişiyle barıştığı oranda Aleviliğe Osmanlı gibi bakılmaya başlandı.

    “TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU ALEVİ KİMLİĞİNİN TASVİYESİ AMAÇLI KULLANILDI”

    Öyle ki 1925 Kasımında çıkan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun, Cumhuriyet’i büyük bir coşku ve umutla karşılayan Alevi kimliğinin tasfiyesi amaçlı kullanıldı. Nitekim söz konusu kanunla birlikte Hacıbektaş ilçesindeki Bektaşilerin Merkezi Dergâh’ı başta olmak üzere, 1826 sonrasında yeniden toparlanan tüm Alevi Tekke ve Zaviyeleri, II. Mahmut’un yaptığı gibi tekrar kapatıldı.

    Yine 1924 de çıkarılan Köy Kanununda cami yapımı esasına göre Sünnileştirici bir çerçeve dayatılacaktı. Keza 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu ile mezhep ve tarikatlara dayalı dernekleşmeler yasaklanırken, Alevilerin kendi varlıklarını sürdürme olanakları engellenecekti.

    “CUMHURİYET DİYANET’İ DAYATTI”

    Bu bağlamda Cumhuriyet, Türkiye Alevilerini, cenazelerini kendi inançlarına göre değil, Diyanetin imamlarının yönlendirmesine göre kaldırmaya zorlayacak, tek meşru ibadet mekânı camiyi, tek dinsel önderlik kurumu olarak da Diyanet’i dayatacaktı.

    1924’teki Mübadele çerçevesinde Balkanlardan getirilen ve çoğu Bektaşi olan mübadiller de, yerleştirildikleri yeni mekânlarda kiliselerin camilere çevrilmesi ve imam atama uygulamasıyla karşılaşacaktı. Aynı şekilde 1938 Hatay ilhakı sonrasında, Arap Alevilerinin de inançlarını sürdürebilme olanakları yok edilecek ve diğerleri gibi Diyanet’in ağır asimilasyoncu iradesi ile karşı karşıya bırakılacaklardı.

    Kısacası Türk-İslam kimlikle şekillenen yeni kamusal alanda Türklük ve Sünnilik dışındaki diğer azınlık ve ezilen kesimlere de yer olmayacaktı.Bu politikanın en çarpıcı hedeflerinden biri kuşkusuz Dersim olacak, Aleviliğin buradaki yaşam damarları kurutulmaya çalışılacaktı.

    “ALEVİLERİN TEMEL KAYNAKLARI İNANÇ ÖNDERLERİNİN DEYİŞLERİ”

    İttihak ve Terakki zihniyeti üzerinden kurulan sistem, Dersim, Ortaca, Elbistan, Kırıkhan, Malatya, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de bir dizi katliam üretecekti. AKP iktidarının kurumlaşmasıyla Alevilerin yaşam koşulları ve umutları daha da büyüyen bir cendere altına alınmış bulunacaktı.

    Bu cendereden çıkış yolu olarak Alevi örgütlerinin politikalarını oluştururken akademik çalışmalardan ve yaklaşımlardan destek alması önerilir. Bunun dışında Alevilerin temel kaynaklarının inanç önderlerinin deyişleri olduğu bilinmelidir. Bunların dışındaki bütün kaynakla eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmeli ve ondan sonra kaynak olarak kullanılmalıdır.

    “ALEVİLİK BATINİ BİR İNANÇ”

    Alevilik temel değerleri ve ritüellerinde de görüleceği gibi mevcut diğer tüm inanç ve dinler gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Başta Hakkı kendinde bulması, yetmiş iki inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek eşitliği, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta cem olmak üzere, oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, bağlaması, semahı ile ancak kendi değerleri içinde anlaşılır bir inançtır.

    3. Çalıştay Grubu: Alevi Kurumsal yapı – Sonuç Bildirgesi:

    Konu başlıkları

    1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi
    2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi
    3) Alevi ÖrgütlenmesininDüşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?

    1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi

    • –  Avrupa’nın 300’e yakın şehrinde Alevilerin bir evi, kurumu var.
    • –  300’e yakın AKM ve Cemevlerimizin çoğunun mülkiyeti Alevilere ait.
    • –  Aleviler ve kurumları Avrupa ülkeleri genelinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Belediye Baskanı düzeyinde kabul görüyor ve muhatap alınıyor.
    • –  Çocuklarımız Alevilik dersleri alabiliyor.
    • –  Cenaze kollektiflerimiz aracılığıyla, cenazelerimiz Yol-Erkâna uygun kaldırılıyor.
    • –  Avrupa Parlamentosunda « Alevi Dostluk Grubu » kuruldu.
    • –  YOL TV, Alevilerin Sesi Dergisi gibi medya kurumlarımız oluştu.
    • –  Eyaletler Düzeyinde “Hak Eşitliǧi Anlaşmaları” imzalandı.
    • –  Üniversitelerde Alevilik Kürsüsü kuruldu.
    • –  Aleviliğin tanınması için birçok ciddi kazanımlar elde edildi.
    • –  Ve Avrupa’da, inancımızı doya doya yaşayabiliyoruz.

    o Alevi öğretisi bilimi, doğayı, yaşamı ve değişimi esas alırken,
    o Alevi öğretisi İnsan-ı Kâmil olma yolunu anlatırken,
    o Bu yolda süreçlerden geçilirken,
    o Geçilen bu süreçlerde YOLa ikrar vermiş Talipler, Dedeler ve Analar bu yolu sürerken,

    o YOL’a yarenlik yapacak olan Iinanç önderlerinin «Bilge İnsanlar» olması gerekir.

    o Kendini «SOY» endeksli gerekçelerle, tabî/doğal bir otoriteyle ifade etmesi yeterli değildir.

    o Daima mualif bir tarafta olan Alevi toplumları ve onların öğretisi neden bugün ısrarla İslam kalıbının içinde eritilmeye çalışılıyor?

    o Alevileri İslam kalıbının içinde eritme girişimlerine karşı gelmek, Alevi öğretisinin esas değerlerini korumak demektir.
    o Alevi Canların olduğu heryerde siyaset, tarih, inanç ve insana ve yaşama dair her şey vardır.
    o Alevi öğretisi yaşayan ve dünyevi bir öğretidir.
    o Mevcut kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan fakat oralara sığmayan Alevilik özgün bir konumda ve yapıdadır.
    o Alevileri birbirine karşı kutuplaştırma çabalarından Aleviler kazançlı çıkmaz.

    – Kurum içi iletişim
    o İletişim kurumsal olmalı

    o Bilgi aktarımı yazılı ve Genel Sekreter tarafından yapılmalı
    o İletişim dili Alevice olmalı.
    o Tek kaynaktan bilgilerin akmasına (Genel Sekreter üzerinden) özen gösterilmeli.
    o Bilgilerin ilgili kişilere aynı anda ulaşmasına özen gösterilmeli.
    o Kurum içi yazışmaların gizlilik ilkesi, her bireye özellikle hatırlatılmalı ve buna uymayanın disiplin suçu işleyeceğinden, kişinin en ağır cezayı alacağını bilmesi gerekir.

    2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi

    • –  Tüzük Kurumların Anayasasıdır.
    • –  Kurumlar (Örgütler) yaşayan bir organizmadır.
    • –  Yenilenmeye, güncellenmeye, yeni söylemler geliştirmeye ihtiyacı vardır.
    • –  Ortak iradeyi temsil edeceği için, kollektif olarak hazırlanmalıdır.
    • –  Tabanda tartışılıp, pişirilip ardından AKM, Bölge ve Federasyonlara taşınmalıdır.
    • –  Tüzük ve çalışma programı evrensel, kucaklayıcı ve bağlayıcı olmalıdır.
    • –  Aleviler ve Aleviliğin inançsal, felsefi, kültürel ve tarihsel kimliğini devlet

      ve mahalle baskısına maruz kalmasına izin vermeyecek şekilde olmalıdır.

    • –  Etkili ve sonuç alımcı mücadele ve örgütlenme anlayışını güçlü kılmalıdır.
    • –  Alevilerin ayrımcılığa ve baskılara maruz kalmadan özgürce yaşama hakkını savunan ve geliştiren bir dille yazılmış olmalıdır.
    • –  Çalışma yöntemleri

    o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.

    o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.

    o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.

    o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.

    o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.

    o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.

    o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.

    o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.

    o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.

    o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.

    o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.

    o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.

    o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.
    o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.
    o Alevi kurumlarının hiç kimsenin, hiçbir siyasi kurum ve kuruluşun arka bahçesi olmadığının bilinciyle faliyetler yürütmeliyiz. AABK ve Federasyonlarımızın bağımsız örgütlenme ilkesi bizim taviz veremeyeceğimiz en temel ilkemizdir.
    o Toplumsal buluşmalarda, her işimizde kullanılan dilin “Alevice” olmasına özen göstermeliyiz.
    o Gerek Avrupa’da gerekse Türkiye ́de yaşanan süreçte, kendisiyle birlikte yol yürüyebilecek demokratik toplum kuruluşlarıyla ortak deǧer ve amaçlar doğrultusunda “Eylem Birliği” içerisinde olmalıyız.
    o Alevilerin istem ve taleplerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda, faşist, ırkçı ve dinci olmayan, demokrat, laik, sosyal ve hukukun üstünlüğünden yana olan siyasi kurumlar ile eylem birliği içerisinde olmalıyız.
    o Tüm mazlumların, zalime karşı birlikte dayanışma içerisinde olması için çalışmalıyız. o Kadrolarımızı güçlendirmek için gerekli tüm eğitim çalışmalarını yaparak, özellikle AKM’lerimizin güçlenmesi için çalışmalıyız.
    o Üç yıllık kısa, orta ve uzun vadeli kurumsal hedeflerini saptayıp ve hayata geçirmek için çalışmalıyız.
    o Yöneticilerin, alınan kararları örgütsel disiplinin gereği olarak sahiplenilmesi ve hayata geçirilmesini sağlamalıyız.
    o İnancımızın gereği farklılıkları zenginlik olarak görüp ve toplumda bunun gereǧinin yerine getirilmesi için çaba göstermeliyiz.
    o Alevilerin yaşadıkları coğrafi konumlarından dolayı Alevi meselesinin uluslararası bir boyut kazanmasının bilinciyle, diplomasi çalışmalarına önem vermeliyiz.
    o Alevilerin Avrupa’daki konumları, uluslararası ilişkileri nedeniyle demokrasiyi

    içselleştirmelerinin sonucu, demokrasinin evrensel gereklerini yerine getirmeye devam etmeliyiz.
    o İnsanı ve doğayı kabesine koyan öğretinin temsilcileri olarak, Doğa Anaya saygılı olmaya özen gösterip ve bu bilinci kurumlarımızda her daim öne çıkarmalıyız.
    o “İlle de Barış” şiarımızın, ülkemizde, Orta Doğu’da ve tüm dünyada hayat bulması için çalışmalıyız.
    o Aleviliğin köklerine dair çok sayıda sanatsal ve akademik girişim başlatılması için çalışmalıyız.
    o Aleviler olarak, kendimiz için talep ettiğimiz bu doğal hakların Kürtler, Ermeniler, değişik inançlar, Süryaniler, Romanlar ve diğer tüm insanlarımız için de bir hak olduğunu, “Başka – Öteki” olanların haklarının gasp edildiği bir toplumda bizlerin de özgür olmayacağını bilmeliyiz.

    o Özellikle kadın, gençlik, çocuk, üye ve yönetici eğitimleriyle, yetki, sorumluluk, görev tanımları ve toplumsal dava yöneticilik bilincini ve kültürünü artırmaya devam etmeliyiz.

    o Kurumsal düşünüp ve kurumsal çalışmalıyız.
    o Bireysel değil, toplumsal düşünmeliyiz.
    o Ben merkezci değil, biz olmalıyız.
    o Ezberi bozan, yenilikçi perspektifle olaylara yaklaşmalıyız.
    o Yeni olmak, yenilenerek, güncellenerek ve yeni söylemler geliştirmeliyiz. o Asla şikayet eden, dedikodu yapan olmamalıyız.

    o Sorunun değil, çözümün parçası olmalıyız.
    o Çözümsüz görünen problemleri bakış açımızı değiştirerek, karşımızdakinin yerine kendimizi koyarak çözmek için çalışmalıyız.
    o Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirerek Hak yememeye çalışmalıyız.

    o Demagoji, laf kalabalığı yapmamalıyız.
    o Kendini ağıra satmak, övmek, kendini vazgeçilmez göstermek gibi ben merkezci egolardan uzak durmalıyız.
    o Alevilerin iradesine hakim ve saygılı bireyler olarak, hep uyumlu olmalıyız.
    o Konuşmalarımızda, hitabetimizde hep yol dilini kullanmalıyız.
    o Kararsız ve korkak olmak yerine, umudun ve cesaretin temsilcileri olmayı seçmeliyiz.

    o Nitelikli kadrolarla YOL yürümeliyiz.
    o Aldığımız görevi severek ve Aşk ile yapmalıyız.
    o Pirlerimizden, Yol emekçilerinden ustalığı öğrenmeliyiz.
    o Kendimizi hep güncellemeliyiz.
    o Hayata ve her şeye yeni, özgün, orijinal, farklı bakış açısıyla yaklaşmalıyız.
    o Felaket tellalı olmamalıyız.
    o Tebessüm, gülümseme cemalimizden eksik olmamalı.
    o Sevgi ve bilgiye ulaşmanın peşi sıra koşmalıyız.
    o Nefes alabilmek, nefes verebilmek bizler için ne kadar vazgeçilmezse, Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmekte o kadar vazgeçilmezimiz olmalı.
    o İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.

    3) Alevi Örgütlenmesinin Düşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?

    • –  Kurumlarımıza gözümüz, namusumuz gibi sahip çıkacağız.
    • –  Çağıracağımız Ana, Dede, Araştırmacı, yazarları çatı kurumlarından teyit ettireceğiz.
    • –  Kurum başkanlarımıza, yöneticilerimize ve üyelerimize yönelik itibarsızlaştırma girişimlerine karşı, onların koruyucusu olacağız.
    • –  Çatı kurumların bu tür saldırılara karşı yaptığı uyarıları dikkate alacağız.
    • –  Özellikle gençleri ve çocuklarımızı bu tür yapılara karşı koruyacağız.
    • –  Ahbap çavuş ilişkisiyle kurumlarımıza gelip cem, panel, muhabbet yapmak isteyenler konusunda çatı kurumlardan yardım alacağız.
    • –  Kendi Ana, Dede, Baba, Zakirlerimizi yetiştirip, onlarla YOL hizmetlerini yürüteceğiz.
    • –  Bizler güç alıyoruz geçmişimizden, birikimimizden ve geleceğe bu birikimle bakıyoruz.
    • –  “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
    • –  YOLumuzun gereğini, her ne pahasına olursa olsun yerine getiriyoruz.
    • –  Bizim kendimize, çocuklarımıza, geleceğimize, insanımıza sözümüz var.
    • –  Bizim YOL’umuza ikrarımız var.
    • –  Avrupa’nın 14 ülkesinde Federasyonu, 300 şehrinde Alevi Kültür Merkezi, Cemevlerinin Başkan ve yöneticileri olarak; “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen, Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
    • –  Düşlerimizi insanlık ve doğa üzerine kurmuşuz.
    • –  Dilimiz sevgidir.
    • –  Ama birileri düşlerimizi yıkmak, dünyayı bize dar etmek istiyor.
    • –  Biz ise ; Pirimiz Pir Sultan gibi direnmeyi seçtik.
    • –  Direnirken kılıçtan geçirildik, darağaçlarına gönderildik, yakıldık, kısmen asimilasyona tabii tutulduk.
    • –  Bilinsin ki; ne asimile olacağız, ne de tükeneceğiz.
    • –  Yaşadığımız coğrafya neresi olursa olsun direneceğiz.
    • –  Çevremizdeki tüm insanlar bu davadan vaz geçse de, Biz, kendimize duyduğumuz güvenle YOLa

      hizmete devam edeceğiz.

    • –  YOLumuzun gereğini, her ne pahasına olursa olsun yerine getireceğiz.
    • –  Alanlarda ve caddelerde olacağız, mücadele edeceğiz, asla teslim olmayacağız!
    • –  Eğer çevrenizdekilerden birileri, birliğimize zeval getiren söylem ve eylemde bulunuyorsa
    • –  Ve siz o kişiye: “Alevilerin bir olmaktan başka seçeneği yok” diyorsanız, siz bizden birisiniz

      demektir.

    • –  Diğerlerinden değil, bizden biri olduğunuz için gurur duyun. Çünkü onlar hizipçi, bölücü, biz ise birleştiriciyiz.
    • –  Yürümeye değer bir YOL varsa, işte o YOL bu yoldur.
    • –  Bu yol Pir Sultanların, Nesimilerin, HaceBektaşı Veli’nin, Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun, Sakinelerin, Berkin Elvan’ın, Ali İsmail Korkmaz’ın, Etem Sarısülük’ün yoludur.
    • –  Kendimize, çocuklarımıza, geleceğimize, insanımıza sözümüz var.
    • –  Bizim YOL’umuza ikrarımız var.

      Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz! Biz ALEVİYİZ.

      YOL’umuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, Ozanlarımızın, Pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın,

      Hızır yardımcımız olsun.
      Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”

      (HABER MERKEZİ)