PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde olayların ardı arkası kesilmiyor. Ünversite kampsüne Adliye’nin taşınmasından tacize kadar bir çok olayın merkezinde olan Munzur Üniversitesi’nde Alevi akademisyen ve çalışanların da ayrımcılığa uğradığı iddia ediliyor. Rektörün bilim dışı uygulamaları da tepkileri yükseltiyor.
Munzur Üniversitesi’nde “Elazığlılar Grubu”nun etkili olduğu iddia edilirken, bir çok akademisyen ve çalışanın uygulanan mobbing nedeniyle psikolojik sorun yaşadığı, çeşitli hastanelerde tedavi gördüğü, ağır ilaçlar kullandığı, bundan kaynaklı da rapor aldığı belirtiliyor.
Munzur Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışan kadın akademisyen tacize maruz kaldı. Rektörün odasına defalarca çağırdığı ve tacize varan hareketlerde bulunduğu, buna karşın pols çağrıldığı ancak polisin gelmediği iddia edildi. Aynı zamanda rektörün üniversite personelinin kulak memelerini tutarak kişilik analizi yaptığı iddia edilirken, bu tutumu tepkiyle karşılanıyor.
Yaşanan son olayda; üniversitenin tek kadın daire başkanı olan Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı G.U.B. üniversitede çalışan C.F.’nin hakaret ve tehditlerine maruz kaldığı, G.U.B.’nin şahıs hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.
Dersimli ve Alevi akademisyenlerin hakaret ve tacize maruz kaldığına dair iddialar da gündemdeki yerini koruyor. Üniversite çevresinde sıkça dile getirilen olaylarda Alevi, kadın ve Dersimli olmak hakaret konusu haline getirildiği iddia ediliyor.
Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre; akademisyenler ve çalışanların durumu tepki gösterdiği, çeşitli mercilere şikayet ettiği ancak bu durumun görmezden gelindiği ifade edildi.
Munzur Üniversitesi, bilimsel çalışmalardan çok taciz, tehdit, ihaleye fesat karıştırma, ayrımcılık, yurt sorunları gibi başlıklarla gündeme gelmesi yurttaşların, öğrencilerin, çalışanların ve akademisyenlerin huzursuz olmasına yol açıyor.
PİRHA-Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı’nın kuruluş yıl dönümlerinde geleneksel olarak verdiği “Genç Bilim İnsanı Ödülü”ne bu yıl Nazlı Uğur Köylüoğlu layık görüldü.
Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı’nın kuruluş yıl dönümlerinde geleneksel olarak verdiği “Genç Bilim İnsanı Ödülü”ne 2022 yılında Nazlı Uğur Köylüoğlu layık görüldü. 1999 doğumlu olan Nazlı Uğur Köylüoğlu, dünyanın sayılı üniversitelerinden biri olarak kabul edilen Standford Üniversitesi’ni üstün başarı ve onur derecesiyle bitirdi. Üniversiteden Fizik Ana Dal ve Bilgisayar Bilimi, Matematik ve Tarih yan dallarından dereceyle mezun olurken, üç ayrı ödüle de layık görüldü. Doktora çalışmaları için Harvard Üniversitesi “Quantum Science and Engineering” (Kuantum Bilimi ve Mühendisliği) Doktora Programı’na kabul edildi.
Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, 2019 yılından bu yana verilmekte olan “Genç Bilim İnsanı Ödülü’nün” başarılı eğitim ve öğrenim yaşamı, gösterdiği gayret, azim ve uluslararası alanda kabul gören çalışmaları sebebiyle bu yıl Nazlı Uğur Köylüoğlu’na verilmesinin kararlaştırıldığı açıklandı.
1999 doğumlu olan Nazlı Uğur Köylüoğlu, Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Okulları’ndan birincilikle mezun olduktan sonra Robert Koleji’ni de birincilikle bitirdi. Robert Kolej’de münazara topluluğu üyesi olan ve lise eğitimi sırasında Sabancı ve Kadir Has Üniversiteleri’nde Profesör Ahmet Nihat Berker’in ‘artırılmış mekanik’ dersinin asistanlığını yaptı. Bilim haricinde felsefe, politika, ekonomi ve hitabet konusuna da ilgi duyan Nazlı Köylüoğlu, Robert Kolej Münazara Topluluğu’nun üyesi olarak, Türkiye Münazara Şampiyonası Şampiyonluğu ve English Speaking Union Türkiye Münazara Şampiyonası En İyi Konuşmacısı olmak üzere 15’ten fazla ulusal ve uluslararası turnuvada ödül kazandı. Model Birleşmiş Milletler Kulübü kapsamında pek çok uluslararası konferansın ve bu kulüplerce organize edilen Avrasya Okulları Münazara Şampiyonası, Robert Kolej Uluslararası Model Birleşmiş Milletler Konferansı’nın liderlik takımlarında yer aldı. Robert Kolej tarih dergisinde yazıları yayınlandı.
“DOKTORA ÇALIŞMALARINA BAŞLADI”
Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı tarafından kendisine 2022 yılı “Genç Bilim İnsanı Ödülü” verilen Nazlı Uğur Köylüoğlu, geçtiğimiz haftalarda Harvard Üniversitesi’nde “Kuantum Bilimi ve Mühendisliği” alanında doktora çalışmalarına başladı. Vakıf yönetimi ödül tarihinin yakında açıklanacağını ve önümüzdeki aylarda kuantum fiziği konusunda vakıfça organize edilecek bir seminer için Nazlı Uğur Köylüoğlu’nun davet edileceğini de duyurdu.
PİRHA-Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) 1. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim Ödülü ve 1. Uluslararası AVF Yunus Emre Şiir Ödülü’nde dereceye girenler ödüllerini Cemal Reşit Rey Salonu’nda düzenlenen program ile aldı.
Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) 1. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim Ödülü ve 1. Uluslararası AVF Yunus Emre Şiir Ödülü Töreni İstanbul Harbiye’de bulunan Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirildi. Makale, şiir, yüksek lisans ve doktora alanlarında ilk üçe girenler ödüllerini aldı.
Program, Kartal Cemevi dedesi Celal Özer’in gülbengiyle başladı. Ödül törenine AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol ile İstanbul’daki birçok cemevinin başkanı da katıldı.
“ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK ALANINDA ÇALIŞMA YAPAN GENÇLERİ AKADEMİSYENLER İLE BİR ARAYA GETİRDİK”
Törende konuşan AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan‘ın konuşmasından öne çıkan satır başları ise şöyle:
“Federasyon olarak düzenlediğimiz bu etkinlik ile Alevi dünyasında eksikliğini her zaman hissettiğimiz fakat bir türlü hayata geçiremediğimiz önemli bir eşiği geçmiş bulunuyoruz. İlk amacımız uluslararası akademik alanda Alevilik ve Bektaşilik konusunda çalışmalar yapacak gençlerimizi dünyanın dört bir yanına yayılmış Alevi akademisyenlerle bir araya getirmek ve gençlerimize vizyon kazandırmaktı. Bu amaçla bu etkinliğimizi ödül töreni olmasının yanı sıra bu alanda uluslararası Alevi Akademi network oluşturmanın ilk adımı olarak görmeliyiz. Bilginin, eğitim ve akademik çalışma yoluyla Alevi toplumuna sunulması zorunlu ve artık kaçınılmaz tarihi bir sorumluluktur. Bu tarihsel görev ve sorumluluk Alevilerin akademik alanda kurumsallaşmasıyla mümkündür.
Biz Aleviler için Yunus Emre’nin, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen hünkârımız Hacı Bektaş Veli’nin, tüm öğretilerini uymak boynumuzun borcudur. Hünkârımızın bir sözünü dahi yerine getirmek bizler için onur ve gurur kaynağıdır. Aynı zamanda, bu girişim sayesinde günümüz Türkiye akademik rejiminde Alevilik çalışmalarıyla ilgili bir kaç hususu da özenle not etmek isteriz.
Biliyoruz ki bugün üniversitelerimizde eğer ilahiyat kökenli ya da ilahiyatçı değilseniz, ortodoks inançların gözlükleriyle Aleviliğe ve Alevilere yaklaşmıyorsanız, Alevilik üzerine çalışmayı göze almak adeta akademik intiharı, akademik sivil ölümü göze almak demektir. Alevi toplulukları Sünni ortodoks topluluklar gibi, kendi dünyalarının sınırlarına hapsedenler ve Alevileri oldukları gibi değil, olmasını istedikleri gibi görenler, Aleviliğe misyoner gözlükleriyle yaklaşanlar ne yazık ki bu alanda üniversite rejimi içinde etkin bir konumdadırlar. Eğer bu hakimiyet rejimini kabul etmiyorsanız, tez konunuz Alevilik ise baştan reddedilecektir. Yine de inat edip eğer çalışmayı başarıyla bitirirseniz, tez konunuz yüzünden akademi içinde mobbinge uğramanız, atama ve yükseltilmenizin engellenmesi, akademik kimliğinizin ve çalışmalarınızın deklare edilmesi, burs ve yurt dışı çalışma izin haklarının gaspı, üniversitede istihdam edilmenin önünün kesilmesi sıradan olaylar olarak yaşanacak demektir. Ancak sorun bunlarla sınırlı değildir.
“LAİK DEVLETİN DİNİ OLMAZ”
Alevi toplulukların güvenini kötüye kullanarak Alevilerin yazılı kaynaklarını yağmalayanlar, bu kaynakları nasıl kullandıklarının hesabını ilgili topluluklara verme sorumluluğunu duymayanlar, ne yazık ki yine, toplumun bütün hastalıklarıyla muzdarip akademisyenlerdir. Akademisyen, aydın ve entelektüel dostlarımızla el ele vererek hareket etmeliyiz. Toplumsal eğitim, Alevi inanç ve öğretisinin evrensel bir değeridir. Çünkü eğitim sadece bir “eğitim” değildir, üretimdir, hizmettir ve Alevi toplumsallaşmasını sağlayan bilinçli bir harekettir. Akademik ve eğitim alanında taleplerimizin başında ise her alanda olduğu gibi akademik alanda da sözde ve yazıda değil özde eşit yurttaşlık istiyoruz. Ülkemizin aydınlanması, çağdaşlaşması ve gelişmesinden taraf olarak sürekli akıl ve mantığın ön plana alınmasını istiyoruz, laik bir eğitim sistemi istiyoruz. Laik devletin dini olmaz! Laik devlet, her inanca aynı (eşit) mesafede durarak, hiçbir dini kimliksel olarak sahiplenmez. Laik Devlet, yurttaşlarına eşit uzaklıkta (mesafede) yaklaşır ve adil davranır.”
1.Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim ödülü kazananları:
DOKTORA
1. lik ödülü Hayal Hanoğlu (University of Kent- Remaking Alevism in Diaspora:The Socio-Spatial Dynamics of Migrant Alevism in The UK)
2.lik ödülü Bülent Keleş (Cumhuriyet Üniversitesi- Almanya’da Alevilerin kurumsallaşma süreci)
3.lük ödülü Emrah Tuncer (Yeditepe Üniversitesi- Social solidarity, religious beliefs and holy places: 7 Villages around The ohi river)
YÜKSEK LİSANS
1. lik ödülü Gaye Polat (İstanbul Üniversitesi-Kentli Alevilerde toplumsal cinsiyet algısı )
2. lik ödülü Sercan Karlıdağ ( Bursa Uludağ Üniversitesi- Motivasyonel ilkelerden paylaşılan temsillerde benlik sınıflandırması olgusu:”İnsanlık kategorisi” kullanımının Aleviler örneğinde incelenmesi)
3. lük ödülü Deniz Ali Gür (Central European University- -Ahmet Rıfkı (1884-1935): A Francophone Bektashi in The late ottoman empire)
MAKALE
1.lik ödülü Mehmet Emin Yılmaz ( Budapeşte’deki Gül baba türbesinin onarımları)
2. lik ödülü Emrah Tuncer ( Ritüel, Liminal ve Dayanışma: Çori Bori Ziyaret evi örneği)
3. lük ödülü Hakan Aykurt (Tahtacı Türkmenlerinde Semah: Müzikal Yapıya Dair Bir inceleme)
1 Uluslararası AVF Yunus Emre Şiir ödülü kazananlar:
ŞİİR
1. lik ödülü Celalletin Kurt
2. lik ödülü Yüksel Kılıç
3. lük ödülü Ozan Sinemi
PİRHA-Alevi Vakıfları Federasyonu’nun Alevi-Bektaşi inanç ve kültürüne yönelik bilimsel çalışma yapan yüksek lisans ve doktora düzeyindeki akademisyen adaylarına vereceğini duyurduğu burs başvuruları 1 Mart 2022 tarihinde sona erecek.
Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) tarafından yüksek lisans ve doktora düzeyinde Alevi-Bektaşi inanç ve kültürüne yönelik bilimsel çalışma yapan akademisyen adaylarını desteklemek ve gençleri bilime özendirmek amacıyla yılda 8 ay verileceğini duyurduğu burs başvuruları 1 Mart 2022 tarihine kadar devam ediyor.
Konuya ilişkin bir paylaşım yapan AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, “Alanında çok önemli bir boşluğu doldurduğunu düşündüğümüz bursumuzu duyurmaktan gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.
Burs başvuru formu ile gerekli bilgilere AVF’nin internet sitesinden erişmek mümkün. Mart 2022’den itibaren de burs almaya hak kazananlara ödemeler başlayacak.
PİRHA-‘Alevi Akademisi’ 8 Ocak günü Garip Dede Cemevinde başlayacak. Prof. Dr. Şükrü Aslan, akademiye dair yazdığı yazıda, “Normal koşullarda Alevi geleneği, akademi için hem bir anlama hem de öğrenme alanıdır. Bu özgün girişimin Türkiye’de akademinin Aleviliğe dair dönüşüme bir ölçüde katkıda bulunacağını umuyorum” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Şükrü Aslan 8 Ocak Cumartesi günü İstanbul’da Garip Dede Cemevinde ilk dersi halka açık olarak başlayacak olan ‘Alevi Akademisi’ ile ilgili bir yazı kaleme aldı. “Alevilik ve akademi ya da ‘Alevi Akademisi’” başlığıyla BirGün gazetesinde yayımlanan yazıda Aslan, girişimin Türkiye’de akademinin Aleviliğe dair dönüşüme bir ölçüde katkıda bulunacağını ifade etti.
Aslan‘ın yazısı şöyle:
“‘Alevilik’ ve ‘akademi’ arasında pek çok özgün ilişkilenme biçiminden bahsedilebilir. Bunların başında ise bir inanç kimliği olarak Aleviliğin felsefi dünyasının akademiye, bilhassa sosyal bilimlere geleneksel alandan temas etmesi gelir. Dogmalarla kuşatılmamış olması, farklı kimlik ve geleneklere bir nazardan bakması ve yargılamaktan kaçınan tutumu, bu kimliğin akademiye yakınlık ve yatkınlığını büyük ölçüde etkilemiştir.
“ALEVİLİĞİN TARİHSEL BİRİKİMİNDE MUAZZAM BİR EĞİTİM DENEYİMİ VAR”
Bunun dışında Kızılbaş/Bektaşi/Alevi toplumsal coğrafyasının tarihsel birikimine doğru bir iz sürdüğümüzde muazzam bir “eğitim” deneyimi ile karşılaşırız. Hem bu deneyimin kendisi hem de ona eşlik eden ocak/dergâh geleneği bu sosyalitenin yüzyıllar boyu tutunabilmesine imkân vermiştir. Bu ocaklarda/dergâhlarda bir “düşman”ın değil de bir süreğin konuşulması kendi başına özgün ve kıymetlidir. Başka dini ve/veya politik odaklarda “düşman” olarak kodlanmış Alevilerin, kendi içindeki muhabbetlerde herhangi bir “düşman” gruptan bahsetmemesi ancak bu geleneğiyle anlaşılabilir.
Başka bir deyişle bunca kitlesel kırımlara maruz kalmış bir topluluğun, başka bir kimliksel grubu kitlesel kırımdan geçirmek gibi bir girişiminin olmaması bu inançsal düşünüş haliyle ilgilidir. Oysa Yavuz’un Kızılbaş kırımı, II. Mahmut’un Bektaşi tekkelerini yıktırması veya Nakşibendi dergâhlarına dönüştürmesi ve Cumhuriyet dönemine nakleden dedeliğin, seyitliğin, çelebiliğin yasaklanması gibi pratikler, üzerinden yıllar/yüzyıllar geçse de her zaman Aleviler için sıcak yaralar olarak kalmıştır.
Bir anlama imkân ve aracı olarak akademi ile Aleviliğin yolları metodolojik olarak birçok yerde kesişebilir. Akademisyenin de “düşman”ı yoktur, velev ki araştırmasını “düşman” bir sahada yapacak olsa bile. Araştırmacı bir “düşman” imgesinden arınmamışsa zaten akademisyen de olamamış demektir. Bu imgeden arındığında araştırma sahasındakilerle konuşma ve anlama imkânı artar. Fakat bilhassa araştırılan sahadaki topluluğun bir “düşman” imgesinden azade olması, bir araştırmacı için muazzam bir imkândır. Alevi toplulukları içinde saha çalışması yapan akademisyenlerin olumlu cümlelerle konuşmaya başlamasının nedeni de budur.
“ALEVİ GELENEĞİ, AKADEMİ İÇİN ANLAMA VE ÖĞRENME ALANIDIR”
Normal koşullarda Alevi geleneği, akademi için hem bir anlama hem de öğrenme alanıdır. Ya da böyle olması beklenir. Fakat akademinin Alevilikle kurduğu bağ çok büyük ölçüde siyasi otoritelerin politikalarından etkilendiği için Aleviler ve akademi ilişkisi, en iyi zamanlarında bile aslında dışarıdan okuma çabasının getirdiği gerilimlerle yüklü olmuştur.
Bugün bir inanç kimliği olarak Aleviliği çalışan çok sayıda akademisyen bulunuyor. Son derece kıymetli tezler, makaleler, kitaplara erişmek de mümkün. Türkiye akademisi aslında zayıf da olsa Alevilikle ilişkili görünüyor. Ama Alevilik bir inanç kimliği olarak tanınmış olmadığı için akademik ortamda Alevilikle ilgili köklü kurumsallaşmalar gerçekleşemiyor.
Akademinin Alevilikle zayıf ilişkisine karşın Alevi kurumların akademiyle ilgisi daha güçlü görünüyor. Mesela cemevlerinde genellikle bir konferans salonu bulunuyor. Mutlaka oraya akademi içinden veya dışından bilim insanları davet ediliyor, konferans ve seminerler veriliyor. Öte yandan cemevlerinin büyük bir bölümünün kütüphaneleri bulunuyor. Sürekli artan kitap sayısı ile gelen misafirlere okuma-araştırma hizmeti sunuluyor.
Bütün bu deneyimler akademi ile Alevi inanç kurumları arasında doğrudan bir bağı gerekli kılıyor ve kuşkusuz bu öncelikle akademinin görevidir. Ne var ki akademi buna da mesafeli olduğu için bu tür akademik organizasyonlar da Alevi kurumlara kalmış görünüyor.
Şu günlerde bu eğilimin görece büyük ve sistemli bir örneği İstanbul Küçükçekmece’de Garip Dede Cemevi bünyesinde kuruluyor. Alevi Akademisi adıyla gerçekleşen bu kurumsallaşma ilk bilimsel etkinlik olarak Sosyal Bilimler Perspektifinden Aleviler ve Alevilik başlıklı, 120 saate denk gelen 40 dersten oluşan bir eğitim programı planlamış bulunuyor. 8 Ocak 2022 Cumartesi günü kamuya açık ilk ders ile açılışı yapılacak bu girişim Alevilikle geleneksel, kültürel, kimliksel olarak ilgili herkese sosyal bilimler perspektifinden nasıl/niçin bakıldığını anlatmayı hedefliyor. Bu özgün girişimin Türkiye’de akademinin Aleviliğe dair dönüşüme bir ölçüde katkıda bulunacağını umuyorum.”