Etiket: bismil

  • Bismil’de 78 yaşındaki kadın intihar etti

    Bismil’de 78 yaşındaki kadın intihar etti

    PİRHA- Bismil’de intihara sürüklenen 78 yaşındaki Ayşe Halef yaşamını yitirdi.

    Diyarbakır’ın Bismil ilçesi merkez Akpınar Mahallesi’nde yaşayan Ayşe Halef (78) isimli kadın bir inşaatın ikinci katına çıkarak intihar etti.

    Görgü tanıklarının ikaz ve uyarılarına rağmen ikinci kattan atlayan kadın ağır yaralandı. Olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından Halef, Bismil Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Halef, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. İntiharla ilgili soruşturma başlatıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Bedensel engelliler: Mağduriyetimiz en kısa zamanda çözülsün, mağduruz-VİDEO

    Bedensel engelliler: Mağduriyetimiz en kısa zamanda çözülsün, mağduruz-VİDEO

    PİRHA-Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde yaşayan engellilerin yaşadıkları mağduriyetler devam ediyor. Engellilerin mağduriyetinin en kısa zamanda çözülmesini istediklerini belirten Bismil Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Emrah Kara, “Bizim isteğimiz engellilerin rapor üzerinde değil, hayatın mücadelesi üzerinden idame edilmesini, raporları düşürerek değil, engellilerin hayatta olan mücadele zorluklarının düşürülmesiyle ilgilenmelerini istiyoruz” dedi.

    Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde yaşayan engelliler, ‘Engelli Raporları’nı yenilenmesi sonrasında ödeneklerinin kesilmesiyle karşı karşıya kaldı. Bismil Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Emrah Kara ve dernek üyesi engelliler, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattılar.

    “HAKLARIMIZ ELLERİMİZDEN ALINDI”

    Doğuştan felçli olduğunu ve tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak hayatını sürdürebildiğini ifade eden Bismil Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Emrah Kara, yaşadıklarına dair şunları ifade etti:

    “Ben yaklaşık 2 ay önce Bismil Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından aranarak var olan 2007’de aldığım raporumun yenilenmesini istediler. Ben de doğal olarak Diyarbakır Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesi’ne başvuruda bulunarak raporumu yenilemek istedim. Raporumu bana yüzde 85 ‘Kısmi Bağımlı’ verdiler. Ben de yüzde 85 ‘Kısmi Bağımlı’ raporumu kabul etmeyerek Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü’ne itirazda bulundum. Bu itiraz sonucunda beni Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk ettiler. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bana yüzde 80 ‘Kısmi Bağımlı’ rapor verdiler. Bu ‘Kısmi Bağımlı’ raporumu aldım. Var olan eski haklarımın hepsi gitti. Nasıl gitti? 2019 yılı öncesinde ‘‘Ağır Engelli’’ birçok arkadaşlarımız. 2019 yılında çıkan ÇÖZGER raporuyla ‘Ağır’ olan engelliler kendi ‘Kısmi Bağımlı’ olarak literatüre geçiyor. O yüzden bu ÇÖZGER Raporu olayı çözülmediği sürece burada var olan sorunlar Türkiye geneline de yayılacak. Bu sorunlar çözülmediği sürece birçok engelli arkadaşlarımız mağdur olacak ki bu mağduriyeti şu anda bizler yaşıyoruz. Birçok arkadaşımız bundan geçimini sağlıyor. Biz engelli arkadaşların birçoğu bez kullanıyor. Birçoğu medikal malzemeleri kullanıyor ve bu malzemeleri bu aldığımız maaşlarla gideriyorduk. Biz, maaşlarımız kesilince engelliğimiz dışında şimdi de maddiyat kısmını düşünmeye başladık, ‘Bunu nasıl kazanacağız?’ derdine düştük. Bu raporlar öncesi ‘Engelli ve ‘‘Ağır Engelli’’ olmak üzere 2 kısımdan oluşmaktadır. Fakat 2019 yılından sonra çıkan ÇÖZGER yasasıyla ‘Bağımsız’, ‘Kısmi Bağımlı’ ve ‘Tam Bağımlı’ olmak üzere 3’e ayrıldı. Bizim mağduriyetimiz biz yüzde 70 ve üzeri ‘‘Ağır Engelli’’ olan kişiler bu ÇÖZGER yasasında bizleri hastaneye gönderdikleri zaman ‘Ağır Engelli’ kişilere şu anda ‘Kısmi Bağımlı’ olarak veriyorlar. ‘Ağır Engelli’ olabilmen için resmen sadece nefes alabilmen ve hiçbir organın çalışmaması lazım. Bu böyle olunca biz ‘Ağır Engelli’ olan aldığımız haklarımız ellerimizden alındı.”

    “SORUNLARIN GİDERİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Yaşadıkları mağduriyeti gündem yaratmak için Bismil’deki yerel basına verdiğini ifade eden Kara, “Sorunların giderilmesini, engellilerin mağduriyetinin en kısa zamanda çözülmesini istiyoruz. Çünkü bugün engellinin engeli dışında bu maddiyat sorunuyla da mücadele etmesi çok çok zor. Bizim isteğimiz engellilerin rapor üzerinde değil, hayatın mücadelesi üzerinden idame edilmesini, raporları düşürerek değil, engellilerin hayatta olan mücadele zorluklarının düşürülmesiyle ilgilenmelerini istiyoruz” dedi.

    “SESİMİZİ BİRİLERİ DUYSUN”

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği Üyesi Fatma Çiçek ise, şunları dile getirdi:

    “25 yıldır Bismil’de ikamet ediyorum. 5 yaşından beri bu hastalıkla cebelleşiyorum. 2007’de sürekli ‘Tam Bağımlı’ raporu aldım ve bu sürekli ‘Tam Bağımlı’ raporumu 2024’te Bismil Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından aranarak bu sürekli olan raporumu yenilememi istediler. Biz de bunu mecburen gittik, hastanelerde yenilemeye çalıştık. İlk raporunu yüzde 77 aldım, ‘Kısmi Bağımlı’. İkincisini Diyarbakır Silvan Dr. Yusuf Azizoğlu Devlet Hastanesi’nden almaya çalıştım. O da yüzde 90 ‘Kısmi Bağımlı’ verildi. Bir insan yüzde 50 bağımlıysa bir kişiye ihtiyacı var mı yok mu sizce? Yüzde 50 vücudu yoksa… Oysa ben yüzde 90 almama rağmen ‘Kısmi Bağımlı’ diye vermişler bana. Evliyim bir kız çocuğum var ve kirada ikamet ediyorum. Geçimimi bununla sağlıyorum. Şu an mağdurum. Devletimizin bizden neden böyle bir talepte bulunduklarını anlamıyoruz.

    Mağduriyetimizi, büyüklerimizi aktarmak istiyoruz burada. Şu anda 400 kişi mağdur. Bu 400 kişinin içinden bazılarını aramamışlar neden hepsini aramamışlar? Neden seçme yapmışlar bunun içinde? Şimdi biz ne yapacağız? Devlet bize bakmak zorunda. Evliyim, eşim benim bakıcım. Eşim çalışsa ben evde ne yaparım çocuğumla? Ayırmak mı istiyorsunuz? Bu kiramızı karşılayın, bakıcı maaşımıza siz bir çözüm bulana kadar. Biz de geçinelim. Yoksa burada bir ay kiramızı versek 2. ay vermesek ev sahipleri de bizi evden çıkartırlar.

    Bu ekonominin sıkıntıların olduğu bu dönemde bize bunlar yaşatılır mı? Hem de sürekli raporlar. Sürekli raporlar istenilir mi? Korkuttular ‘Eğer gidip yeniletmeseniz bütün haklarınız elinizden alınacak!’ İki üç defa aradım, ‘Bu sürekli rapordur’ dedim. Neden istiyorsunuz? Sürekli rapor yenilenmez. Umarım sesimizi birileri duyar ve ‘saldım çayıra mevlam kayıra’ bu yasaya bir çözüm bulsunlar.”

    “MAĞDURUM”

    Vücudunun sağ tarafını kullanamadığını dile getiren Bismil Bedensel Engelliler Derneği Üyesi Namık Fidan da, yüzde 51 ‘Ağır Engelli’ olduğunu aktararak, “Vakıf beni aradı, dedi: Hastaneye gideceksin. Hastaneye gittim, oradan rapor almak için. Raporumu yüzde 35’e düşürdüler, mağdurum. Önceden ‘Ağır engelli’ iken şimdi ‘Bağımsız engelli’ olarak değiştirildi” dedi.

    “AYNI MAĞDURİYETİ YAŞAMAKTAN KORKUYORUM”

    Engellilerin yaşadıkları mağduriyeti gördüğünden dolayı raporunu yeniletmeyen Bismil Bedensel Engelliler Derneği Üyesi Resul Şimşek, “Aynı mağduriyeti yaşayacağıma dair tedirginlik içerisindeyim. Ortopedik engelliyim. Kas hastasıyım, benim hastalığımın tedavisi şu an yok. Ben ‘Ağır Engelli’yim, bakıma muhtaç birisiyim. Benim raporumu doktorlar da vermese de kime verecekler? Arkadaşlarımın mağduriyetlerini görünce çok üzüldüm. Şimdi ben de korkuyorum, bana da rapor vermeseler ben de mağdur olacağım. Bana bakan kimse olmazsa ben çok perişan olurum. Devletimizden rica ediyorum, bu duruma bir el atmasını istiyorum” diye konuştu.

    Ferhat GÜRGEN / DİYARBAKIR

  • Bismil’de Yeşil Sol’un oyları MHP’ye yazıldı

    Bismil’de Yeşil Sol’un oyları MHP’ye yazıldı

    PİRHA- Yeşil Sol Parti’nin Bismil Twitter hesabında yer alan ve teyit ettiğimiz bilgilere göre, ıslak imzalı tutanaklarda Yeşil Sol Parti’ye verilen 233 oyun MHP’nin hanesine yazıldığı ortaya çıktı. Yeşil Sol Parti itiraz etti.

    14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili seçimlerinde Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde Yeşiller ve  Sol Gelecek Partisi ( Yeşil Sol Parti ) adına kullanılan oyların Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) sandık seçim sonuç sisteminde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) hanesinde görülmesi üzerine yurttaşlar sosyal medya hesaplarından tepki gösterdi.

    Bismil Esma Ocak İlkokul’u 1234 nolu sandıkta Yeşil Sol Parti’ye verilen 233 oy MHP’ye gitti. Aynı ilkokuldaki bir diğer sandık olan 1235 No’lu sandıkta ise Yeşil Sol Parti’nin 261 MHP’nin ise 0 oy alması dikkat çekti. Yeşil Sol Parti’nin Bismil Twitter hesabında sonuca itiraz edildiği belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİERG: Anneleriyle birlikte gözaltına alınan her iki çocuğa psikolojik destek sağlanmalı

    DİERG: Anneleriyle birlikte gözaltına alınan her iki çocuğa psikolojik destek sağlanmalı

    PİRHA-Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde yapılan Newroz’da geleneksel Kürt kıyafeti ile taşıdıkları renkler gerekçe gösterilerek anneleriyle birlikte gözaltına alınan 4 buçuk yaşındaki iki kardeşe ilişkin bir açıklama yayımlayan DİERG, “Her iki çocuktaki psikolojik zorlanım belirtilerinin tespiti ve giderilmesi için profesyonel destek sağlanmalıdır”dedi. 

    Diyarbakır Eğitimi İzleme ve Reform Girişimi (DİERG) yazılı bir açıklama yaparak, Bismil ilçesinde 19 Mart 2022 günü yapılan Newroz etkinliğine katılan 4 buçuk yaşındaki ikiz kız kardeşin giydikleri geleneksel Kürt kıyafeti ve taşıdıkları renkler nedeniyle anneleri ile birlikte gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    DİERG açıklamasında “Resmi inceleme sonucu beklenmeden Newroz’dan beridir devam eden tartışmalardan etkilenmesi olası her iki çocuktaki psikolojik zorlanım belirtilerinin tespiti ve giderilmesi için profesyonel destek sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Yapılan açıklama şu şekilde:

    “Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 19 Mart 2022 günü yapılan Newroz etkinliğine katılan 4.5 yaşında ikiz kız kardeş giydikleri geleneksel Kürd kıyafeti ve taşıdıkları renkler yüzünden anneleri ile birlikte gözaltına alınmıştır.

    Diyarbakır Eğitimi İzleme ve Reform Girişimi’nin (DİERG), erken çocukluk dönemindeki ikiz kız çocuğunun ebeveyni ile 27 Mart 2022 Pazar günü Bismil’de yaptığı görüşme esnasında aile;

    • Newroz alanında geleneksel Kürd kıyafetlerinin ve bazı renkleri taşımanın yasaklandığı duyurusuna ve uyarısına basında rastlamadıklarını,
    • Kız çocuklarının Newroz alanı girişinde halka açık bir yerde emniyet güçleri tarafından kıyafetlerinin çıkarıldığını,
    • Kız çocuklarının polis arabasına polisler tarafından bindirildiğini,
    • İki çocuk hakkında işlem yapılarak suç dosyaları oluşturulduğunu,
    • Anneleri ile birlikte emniyete götürülen iki çocuğa belden aşağısı çıplak halde otur kalk uygulaması yapıldığını,
    • Okuma yazma bilmeyen ve öz bakımlarını kendileri sağlayamayacak kadar küçük iki çocuğun sorguları sırasında hukuki destekten yoksun bırakıldıklarını,
    • İki çocuğa parmak bastırılarak ifadelerinin onaylatıldığını,
    • Okuma yazma bilmediğini belirten annelerine kendisinin ve çocuklarının ifadelerinin görevli polisler tarafından okunarak imzalatıldığını,
    • İfade sürecinde görevlilerce çocukların Türkçe bilmediğinin öne sürüldüğü ancak anadilleri Kürdçenin yanısıra Türkçeyi de iyi bildiklerinin anlaşılmasının ardından çocuğuna Kürdce öğretmenin siyasi bir amaca hizmet ettiği yaklaşımının sergilendiğini,
    • Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin “12 yaşından küçük olan çocukların suç nedeniyle yakalanmayacağı ve suç tespitinde kullanılamayacağı” kapsamındaki 19. maddenin ihlal edildiğini,
    • Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 16. maddesinin -c (Suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe nedeniyle yakalanan çocuğa kanuni haklarını anlatmak ve ayrıca çocuğun istediği yakınına bildirmek, çocuğun ailesi tarafından müdafi tayin edilmemesi halinde baroya haber vermek ve müdafi tayin edilmesini sağlamak,), f (Çocukla yapılacak ilk görüşmenin sosyal çalışmacı tarafından gerçekleştirilmesini sağlamak) bendlerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

    ÇOCUKLARA PSİKOLOJİK DESTEK SAĞLANMALI

    Bu iddiaların ilgili resmi kurumlarca başlatılacak inceleme sonucu açığa kavuşturulmasını önermekteyiz. İddialar doğru olsun ya da olmasın, resmi inceleme sonucu beklenmeden Newroz’dan beridir devam eden tartışmalardan etkilenmesi olası her iki çocuktaki psikolojik zorlanım belirtilerinin tespiti ve giderilmesi için profesyonel destek sağlanmalıdır.

    DİERG, bu iddiaların toplumda yayılma riski nedeniyle erken çocukluk dönemindeki tüm çocukların kısa ve uzun vadede olumsuz etkilenmemesi için önlem alınması yaklaşımındadır. Bu tür olaylarda resmi prosedüre göre hareket edildiğinin kanıtlanması görevlilerin ve toplumun ortak talebi ve hassasiyeti olmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Bizi anlamak istiyorsanız gözlerinizi bir günlüğüne kapatın’-VİDEO

    ‘Bizi anlamak istiyorsanız gözlerinizi bir günlüğüne kapatın’-VİDEO

    PİRHA- Bismil Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Emrah Kara, “Yaşayan her insan engelli olmaya adaydır” diyerek engelli yurttaşların durumuna dikkat çekti.

    Birleşmiş Milletler, 1992 yılında aldığı karar ile engellilerin haklarına dikkat çekip yaşadıkları sorunlara çözüm üretmek adına 3 Aralık’ı “Dünya Engelliler Günü” ilan etti.

    Dünya Sağlık Örgütü verileri de engelli sayısının hızla arttığına dikkat çekiyor. Buna göre; 7 milyarı geçen dünya nüfusu içerisinde en az 1 milyar insanın çeşitli engel durumu yaşadığı belirtiliyor.

    Uluslararası Engelliler Günü sebebiyle sorunlara dikkat çeken bir isim de Bismil Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Emrah Kara oldu. Resmi rakamlara göre Diyarbakır’da 120 bin engelli bireyin olduğunu söyleyen Kara, Bismil ilçesinde ise yaklaşık 4 bin engelli yurttaşın varlığına dikkat çekti.

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği olarak faaliyetlerini aktaran Kara, “Yaptığımız çalışmalarda özellikle eğitim ve mesleki kurslar, tekerlekli sandalye ile medikal yardımlarda bulunuyoruz. Bütün engelli sorunlarını derneğimizce değerlendirip çözümler bulmaya dönük çalışmalarımız devam etmekte” dedi.

    “ENGELLİ EVİ BÜYÜK İHTİYAÇ”

    Emrah Kara, derneklerinin herhangi bir maddi imkana sahip olmadığına da işaret etti. Bismil ilçesinin bir engelli evine ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kaya şu taleplerde bulundu:

    “Engellerimize ve derneğimize daha başarılı bir şekilde sağlıklı çalışmalar yapılabilmesi için engelli evi büyük bir ihtiyaçtır. Buradan çağrı yapmak istiyorum. Ülkemizin değerli iş insanları ve bütün yetkililerin, bu çağrımıza olumlu cevap vermelerini, bir engelli evi için destek olmalarını bütün kalbimizle istiyoruz. Engelli vatandaşlarımızın daha rahat kurs görmesi, daha sağlıklı çalışmalar yapması için engelli evi büyük bir ihtiyaçtır.”

    “HER İNSAN ENGELLİ ADAYIDIR”

    Kaya, “Her insan, maalesef bir engelli adayıdır” diyerek toplumda, engellilere yönelik yeterli bilincin oluşmadığını ifade etti. Kaya şunları dile getirdi:

    “Bize her zaman ‘Sizi anlıyoruz’ deniliyor. Hayır, bizi anlayamazsınız. Bizi anlamak mı istiyorsunuz? O halde bir günlüğüne tekerlekli sandalyeye oturun ve sandalye ile işinize, evinize gidin, günlük hayatınızı geçirin. Bir günlüğüne gözlerinizi kapatıp gezin, günlük işlerinizi yapın. Bunu yaparsanız bir günlüğüne dahi olsa bizi anlamaya çalışmış olacaksınız.

    3 Aralık Dünya Engelliler Günü biz engellilerden daha çok dünya için önemi büyük olmalıdır. Bu yüzden her insan engellilere karşı bırakmış olacağı engel, aslında yarın kendisi için bırakmış olacağı bir engeldir. Çünkü kendisi de bu duruma adaydır. Anlayış, hoşgörü birer kazanımdır. Toplumlar anlayış ve hoşgörü ile gelişir, yaşanır hale gelir. O halde anlayış ve hoşgörü bir vatandaşın görevi olmalıdır. Bugün bu hoşgörü ve anlayışa en çok ihtiyaç duyanlar engelli vatandaşlardır. Engelli bir vatandaşa anlayış ve hoşgörüyü çok görmemek lazım. Sevginin, saygının, anlayış ve hoşgörünün hakim olduğu bir Türkiye ve bir dünya dileğiyle engelsiz yarınlar diliyoruz. Engelli vatandaşlara vereceğim en son mesajım ise hiçbir şey engel değildir. 3 Aralık Dünya Engelliler Günümüz kutlu olsun.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Bismil Bedensel Engelliler Derneği: Koronavirüs testi engellilere evde yapılsın

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği: Koronavirüs testi engellilere evde yapılsın

    PİRHA- Bismil Bedensel Engelliler Derneği, tüm engelliler için koronavirüs testinin evde yapılmasını isteyerek, tüm engellilere maske, eldiven ve dezenfekten malzemesi verilerek evlerinde dezenfekte edilmesi adına bir kampanya başlatacaklarını duyurdu. 

    Koronavirüs salgınına karşı önlemler alınırken süreçten en çok etkilenenler arasında engelliler de bulunuyor.

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği, Türkiye genelinde tüm engelliler için koronavirüs testinin evde yapılmasını talep etti.

    Dernek tarafından yapılan açıklamada, “Tüm engelli arkadaşlarımıza maske, eldiven ve dezenfekten malzemesi verilerek evlerinde dezenfekte edilmesi adına bir kampanya başlatıyoruz. Tüm engelli dernek, federasyon ve konfederasyonların da bizlerin sesine ses olmasını bekliyoruz” dedi.

    PİRHA/BİSMİL

  • Bismil Bedensel Engelliler Derneği’nden kayyıma tepki: Bizi eve hapsetmeyin-VİDEO

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği’nden kayyıma tepki: Bizi eve hapsetmeyin-VİDEO

    PİRHA- Bismil Belediyesi’ne atanan kayyım sonrası Engelliler Yaşam Merkezi, Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne devredildi. Bu karara tepki gösteren Bismil Bedensel Engelliler Derneği yöneticileri ve üyeleri, “Tam bitme aşamasına gelirken Bismil’deki engelli arkadaşların elinden alıp başka bir kuruma devredilmesini kabul etmiyoruz. Orası engellilerindir, engellilerin olacaktır. Biz bunun arkasını bırakmayacağız” dediler. 

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği ile Bismil Belediyesi’nin ortak geliştirdiği Engelliler Yaşam Merkezi projesi bitmek üzereyken, Bismil Belediyesi’ne kayyım atanması sonrası, Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne devredildi.

    Konuya dair PİRHA’ya konuşan Dernek Başkanı Atilla Yenisoy, 2004 yılında derneği kurduklarını ve büyük çabalar sarf ettiklerini belirterek şunları ifade etti:

    “Derneğin yeri uygun olmadığı için bu durumu defalarca gerekli mercilere bildirdik ancak uzun bir süre sonuç alamadık. 2019 seçimlerinde Bismil Belediye Başkan adayları Orhan Ayaz ve Gülşen Özer, derneğimize geldiler ve seçilirsek sizinle birlikte çalışma yapacağız dediler. Belediye başkanı seçildikten 1,5 ay sonra biz ziyaret ettik. Ardında da Engelliler Yaşam Merkezi projesi ortaya çıktı ve kısa zamanda yapımına başlandı. Birlikte yürüttüğümüz çalışma bitme aşamasındayken, Bismil Belediyesi’ne kayyım atandı. Tabii Orhan Ayaz’ın yaptığı bütün projeler durduruldu. Bizim Engelliler Yaşam Merkezi’nin projesi de durduruldu. 2 ayın sonunda da yerimiz Engelliler Yaşam Merkezi’nden çıkarılıp Park ve Bahçe Müdürlüğü’ne devredildi.”

    “ENGELLİLERİ EVE HAPSETMEYİN”

    Bismil’de 4 bine yakın engelli olduğunu ve yapmak istedikleri projelerinde yerin uygun olmamasından dolayı kabul edilmediğini belirten Yenisoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “Engelliler Yaşam Merkezi projesi tam bitme aşamasına gelmişken Bismil’deki engelli arkadaşların elinden alıp başka bir kuruma devredilmesini kabul etmiyoruz. Orası engellilerindir, engellilerin olacaktır. Biz bunun peşini bırakmayacağız. Arkadaşlarımızın eğitim alanı da kısıtlanıyor. Biz öyle bir proje yaptığımızda hem arkadaşlarımız eğitim alanında hem eğitim alacaklar hem de maddi bakımdan para da alacaklar, bir gelir de elde edecekler. Bizim çağrımız orası engellilerin olsun. Belediye bünyesinde Engelliler Yaşam Merkezi adı altında yer açılsın, engellilere verilsin. Bismil’deki engellileri eve hapsetmeyin. Zaten durumları farklı. Yetkililere çağrımızdır; orası engellilerindir, engellilerin olsun. Çünkü biz burada engelli derneğiyiz, sivil toplum örgütüyüz. Amaç Bismil’deki engelli arkadaşlarımızı güzel bir şekilde temsil etmek ve haklarını savunmaktır. Yetkililere sesleniyoruz; orası engellilerindir, günahlarına girmeyin, engellilerin yeri olsun.”

    “O ENGELLİ EVİNE İHTİYACIMIZ VAR”

    Bismil Bedensel Engelliler Derneği yöneticisi Emrah Kara ise, “Bismil’de yaşayan engellileri, topluma kazandırabilmek için mücadele veriyoruz ve bunları topluma kazandırabilmek için o engelli evine ihtiyacımız var. Yöneticilere sesleniyorum; lütfen engellilere engel olmayınız” dedi.

    Mehmet Özbek ve Deniz Yılmaz adlı engelli yurttaşlar da “Tamamlanmış olan Engelliler Yaşam Merkezi’mizin bizlere iade edilmesi gerekir. Biz kendimiz artık orada etkinlik düzenleyip sanat öğrenmek istiyoruz. Bizler de hayatın içinde varız. Yetkililere sesleniyorum; lütfen Engelliler Yaşam Merkezi’mizi engellilere verin” diye konuştu.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Bismil’de 9 yaşındaki çocuğa cinsel istismar

    Bismil’de 9 yaşındaki çocuğa cinsel istismar

    Bismil’de 18 yaşındaki bir esnaf, markette alışveriş yapan E.A isimli 9 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulundu.

    Diyarbakır Bismil’de Akpınar Mahallesi’nin Akpınar Caddesi üzerinde bulunan bir esnaf, markette 9 yaşındaki E.A isimli çocuğa cinsel istismarda bulundu. Markette alışveriş yaparken, market sahibi ismi öğrenilemeyen 18 yaşındaki erkek tarafından cinsel istismara uğrayan E.A’nın ailesi, durumu öğrenmesinin ardından marketi bastı. Mahallelilerin ve esnafların da tepki göstermesi üzerine linç edilmek istenen erkek ve babası gözaltına alındı.

    Ayrıca cinsel istismara uğrayan E.A’nın iki amcasının da istismarcı erkeğe saldırdığı gerekçesiyle gözaltına alındığı öğrenildi.   (HABER MERKEZİ)

  • ’Ezidi olduğumuz için yemeğimizi yemezlerdi; selamımız bile günahtı’

    ’Ezidi olduğumuz için yemeğimizi yemezlerdi; selamımız bile günahtı’

    PİRHA- “Ezidi olduğumuz için Sünni komşularımız yemeğimizi yemezdi. Kurbanlarımızı Müslüman komşularımıza kestirirdik ki yesinler diye. Ancak o zaman kurban dağıtabiliyorduk onlara. Verdiğimiz selam bile günahtı.” Bu sözler Diyarbakır Bismil’in Yasince köyünden Avrupa’ya ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan İsmet Çoban’a ait. Çoban Ezidi olarak yaşadıkları baskıları PİRHA’ya anlattı. 

    Ezidiler, kendi topraklarında huzur bulamayan ve anlamsız bir şekilde sürekli dini baskı gören barışçıl bir toplum.

    Kendi topraklarında dahi huzurla oturmalarına izin verilmeyen, komşularının ellerinden yemek dahi yemediği, farklı bir kimlikte olduklarını düşündüklerinden kız alıp verme ihtimalinin ortadan kaldırıldığı bir kimlik Ezidilik. Okulda, evde, işte sürekli baskıya maruz kalan bir kimlik hem de.

    İsmet Çoban da ailesiyle birlikte bu baskılardan nasibini almış. Mesela kendi topraklarını terk etmek zorunda bırakılmışlar. Her ne kadar direnseler ve köyde kalan son üç-dört aileden biri de olsa İsmet Çoban ve ailesi, mecburen göçe zorlanmış ve topraklarından bir nevi sürülmüşler. Ucunun ölüme kadar gittiği kavgalar yaşayan Ezidiler, kendi vatanlarını istemeye istemeye terk etmiş. Uzlaşmanın ve barışın simgesi olmayı kendilerine idol edinmiş Ezidiler, komşularıyla birlikte güzel yaşayabilmek için kurbanlarını dahi komşularına kestirmiş. Ancak buna rağmen kendi memleketlerinde, kendi topraklarında baskı ve zulümden kurtulamamış.

    İşte İsmet Çoban‘ın yaşadıklarına dair PİRHA‘nın sorularına verdiği yanıtlar:

    Bize biraz ailenizden bahseder misiniz?

    Benim baba tarafından dedem Diyarbakır Bismillidir. Babam Bismil’de doğmuş. Annem ve babam Bismil’in Yasince köyünden. Ailem bir süre Bismil’de yaşadıktan sonra, Almanya’ya göç etmiş.

    80’lerde Ezidiler üzerinde uygulanan baskılardan dolayı mı Almanya yolunu tuttunuz?

    Evet, söylediğiniz gibi, bizim Almanya’ya gelmemiz Ezidiler olarak çevremizden gördüğümüz baskıdan kaynaklıydı. Bizim köy komple boşaldı yani.

    Peki, ne tür baskılar gördünüz, kimlerden baskı gördünüz? O süreci senden dinlemek isterim, biraz anlatır mısın? O dönem çocuktun sonuçta, ama sen de etkilendin herhalde?

    Köyde en son kalan üç-dört aile vardı, biri de bizdik. En sona da biz kalmıştık zaten. Köyde çoğunluk Müslüman olduğu için, ister istemez din baskısı vardı, çoğunluk baskısı vardı daha doğrusu. Yani ne bileyim, istediğin şeyi söyleyemiyordun, yapamıyordun. Birisi karşı geldiği zaman kendini savunamıyordun. Sonuçta çoğunluk olan bir gruba karşı tek başına kendini savunamazsın. Azınlıkta kalacağın, tek kalacağın belliydi baştan. Mesele oydu. Yani öyle direkt bir baskı görmek değil; ama genel anlamda kendimizi dışlanmış hissediyorduk, öyle görüyorduk.

    Bu baskıların sebebi Ezidi kimliğine sahip olmanızdan dolayıydı değil mi?

    Evet, aynen öyle. Dini baskı yaşıyorduk.

    Peki, bulunduğunuz köy Sünni köyü müydü, yoksa Ezidi köyü müydü?

    Eski dönemlerde Ezidi köyüydü. Daha sonra Sünnileşti.

    Neden köyünüz Sünnileşti?

    Bunun bir çok nedeni var. En büyük nedenlerin başında çevre köyler tamamen Sünni köylerden oluşuyordu. Üzerimizdeki dini baskılar her gecen gün daha da artıyordu. Bardağı taşıran son olay ise bizim bir akrabamız öldü. Ondan sonra zaten baskılar başladı. Tabii ki mecbur kaldılar. Çünkü anlatıyorlar, o zaman başlarında kimse kalmayınca çevre köylerde de yavaş yavaş topraklarımızı zorla, baskılarla almışlar, her sene biraz biraz alıyorlarmış topraklarımızı. Onlar da topraklarını satıp gittiler. Böyle olunca da millet yavaş yavaş kaçmaya başladı köyden, kaçıp gitti çoğu; bazıları Batman tarafına gitti, bazıları Urfa tarafına falan gitti.

    Yani bir akrabanız öldürüldükten sonra tamamen bir dağılma süreci mi başladı?

    Tabii, tabii, o zaman başladı, yani orada kimse kalmadı. Ondan sonra o köyü satmak zorunda kaldılar. Bir nevi mecbur bırakıldılar. Hangi insanoğlu kendi atalarının topraklarını başka bir aşirete satar ki? Ancak Ezidiler mecbur kaldıklarından dolayı topraklarını Sünnilere sattılar.

    Peki, baban veya dedenler, Türkiye döneminde Ezidilere yapılan baskıları size anlatıyorlar mıydı?

    Tabii ki, bayağı anlatıyorlardı, eskileri anlatıyorlardı hep. Şehre bir şey götürüp satmak için bayağı uğraşıyorlarmış, bayağı yol gidiyorlarmış, bilmesinler diye… Yani çok çok eziyet çekiyorlarmış. Hatta babamın anlattığı bir anıyı anlatayım. Bunlar, yolda giderken, katırla gidiyorlar, Diyarbakır’a bir şeyler götürüp satacaklar, karşılarına üç tane adam çıkıyor. Bizimkiler selam veriyor. Ama adamlar biliyorlar ki bunlar Ezidi köylerinden geliyor… Belli zaten, bu taraftan gelen yol Ezidi köylerine gidiyor çünkü. O çevre köyler hepsi biliyor zaten bu Ezidi köyüdür diye. Babam anlatıyor: Biz selamünaleyküm dedik, onlar da aleykümselam dedi. Sonra adamlar geri geldiler, bizi durdurdular, ‘Siz Ezidi misiniz?’ diye sordular, biz de ‘He, biz Ezidiyiz’ dedik. Dediler, ‘O zaman, selamınızı geri alacaksınız.

    Yani Ezidilerin verdiği selamı bile almıyorlar, günah diye almıyorlar öyle mi?

    Evet. Zaten Ezidilerin pişirdiği yemeği bir Müslüman hiç yemiyor, haramdır diye. Ezidilerin yemeğini yemek, Alevilerin yemeğini yemek haramdır diyorlar. Kurbanlarımızı dağıtıyorduk, ama o da şöyle: Çoğunlukla onlar kestiği için, onlara kestiriyorduk biz de kurbanı, onlara kestirdiğimiz için dağıtabiliyorduk… Ayıp olmasın, yesinler diye onlara kestiriyorduk hatta çoğu zaman, bir Müslüman’a kestiriyorduk.

    Yani siz ibadetlerinizi yaparken, kurbanlarınızı keserken, bir Sünni’ye kestiriyordunuz ve bunun da amacı onların yiyebilmesi için öyle mi?

    Aynen öyle, aynen öyle. Genelde böyleydi. Onlar kestikleri zaman oluyordu. Ama bir Ezidi’nin kestiği kurban etini yemeyi haram kabul ediyorlardı. Çoğu yemiyordu.

    Peki, ne hissediyordunuz o anda? 

    O zaman çocuktuk, biz anlamıyorduk ki niye yemiyorlar. Yani o kadar üstünde durmuyorduk, dert etmiyorduk bunlar niye yemiyorlar diye. Biz Ezidi olduğumuz için, onlar da Müslüman olduğu için bizim yemeğimizi yemiyorlar, bizim tabaktan yemek yemiyorlar. Daha doğrusu, bizim kadınlar da, bizim Ezidiler de o düşünceyle bir Müslüman’ın tabağından yemek yemek istemiyorlardı.

    Ama karşı taraf öyle yapınca…

    Evet. Karşı taraf öyle yaptığı için, bizimkiler de ona tepki olarak öyle yapıyorlardı. Hatırlıyorum, anlatıyorlardı, bizimkilerden biri hocanın evinde bir gün yemek yemiş, hocanın hanımının pişirdiği yemeği, sonrasında o tabağı götürüp, çeşmede beş-altı sefer yıkıyorlarmış, bunu bir Ezidi yemiş diye. Yani bir Ezdi ile aynı tabağı paylaşmak, yemek yemek çok büyük günahtı onlar için.

    TAŞIN TAŞ ÜSTÜNDE KALMADIĞI BİR MEMLEKET HAYAL EDİN…!

    Terkedilmek zorunda olan vatan toprağı var ortada. Tam 19 senelik bir kayıp var. Yaşanan zulümlerden, çilelerden baskı ve hatta ölümlerden sonra kendi vatanından gitmek zorunda bırakılan onlarca, yüzlerce, binlerce yaşam var. Birçoğu gerçekten kendi toprağına ayak dahi basmadı, kaç tane yaşı ilerlemiş insan doğup büyüdüğü toprağa gömülmedi. Büyük eziyetler çekti Ezidiler. Bunların arasında tabi ki kimliği yüzünden İsmet Çoban da oldukça zor anlar yaşadı. Köyünde yaşanılan zulme dur diyemeyen, göçe mecbur bırakılan Çoban, tam 19 sene sonra dönüp geldiği topraklarında kendi evinin yerini dahi bulamıyor. Harabeye, viraneye dönmüş köyünde neredeyse taş üstünde taş kalmamış. Köyünden göç ettiğine mi, yıllar sonra dönüp geldiğine mi, geldikten sonra gördüklerine mi üzülsün bilemeyen Çoban, 19 yıl aradan sonra vatan toprağına dönüp, ardından yine ayrılırken büyük acılar yaşayabilecek kadar özlemiş topraklarını. Çoban bizlere hem toprak hasretini hem de topraklarından tekrar ayrıldığı anlardaki yaşadıklarını anlattı…

    Giderken ne hissettin? 19 yıl aradan sonra kendi topraklarına adım atıyorsun; ne hissettin köyünde?

    Vallahi inanır mısın, gözlerimden yaş geldi. Kendimi zor tuttum ağlamamak için, boğazım düğümlendi. Orada tek bir ev kalmış, bir de okul kalmış. Okul da zaten o eski taşlardan yapıldığı için harabe olmuş, ama yine de duruyor, duvarları duruyor. İnsanın böyle… Ne bileyim, böyle çok kötü oldum, kendimi çok kötü hissettim. Yani yerleri bile durmuyordu. Bizim için o yollar o zamanlar dağ gibiydi; şimdi baktım, dümdüz, hiçbir şey yok, hiçbir şey kalmamış, yer bile değişmiş yani, toprak bile değişmiş. Biz o derelerden çıkamıyorduk, taşlardan dolayı çıkamıyorduk; gidip baktık, hepsi ufacık… Yani ben öyle hatırlıyorum… O taşlar dağlar gibi taşlardı bizim gözümüzde; ama gittiğimizde, baktım taşlar da yoktu. Gözüme bambaşka göründü her şey; o taşlar, yerler… Bilmiyorum yani, çok şaştım. Hatta dere bile kurumuş. Bizim oradan bir dere geçiyor, o dere bile kurumuş, kupkuru. Sanki burada hiç su yokmuş, biz orada yüzmemişiz gibi. Yani kendimi çok kötü hissettim, sanki başka bir dünyada hissettim.

    Hani gelirken anılar tazelenmiştir tekrar… 

    Tabii ki, tabii ki.

    O anda ilk aklına gelen anı hangisiydi? 19 yıl sonra tekrar köyüne geldiğinde, zihninde canlanan ilk anı hangisiydi, hatırlıyor musun?

    Önce yeri tespit etmek istedim; yani burası neresiydi, burası şurasıydı diye her şeyi tespit etmek istedim o an. İlk düşündüğüm buydu.

    Kendi evinizin yeri de belli değil miydi?

    Değildi, evimizin yeri bile belli değildi. İki ağaçtan dolayı yerini tahmin ettik, kesin olarak da tam bilemedik yani. O iki ağaç olmasaydı yerini ben bilemezdim. Birisi benim gözümü kapatıp oraya götürseydi, “Bak, sen çocukken burada kalmıştın” deseydi, hayatta inanmazdım, “Ben burada kalmadım hiç” derdim. O ağaçlar olmasaydı, okul olmasaydı, o duvarlar hiç tanıyamazdım.

    Peki, neden bu kadar darmadağın oldu köyünüz, böyle viraneye döndü, kimler sebep oldu?

    Nedeni göç işte, göç yüzünden. Orada kimse kalmayınca, çoğunluk Sünni olduğu için, kendilerini bir boşlukta hissettiler; yanlarında kimse yok, bunları koruyacak kimse yok, yani kendilerini savunacak bir şekilleri kalmadığı için herkes göç etti. Ondan sonra Almanya yolları açıldı, Avrupa yolları açıldı diye bir kaçış yolu aradı herkes.

    YİNE ZULÜM VE BASKININ SEBEBİYLE ÖLÜLER BAŞKA TOPRAKLARDA KALIYOR!

    Ezidilerin acı çektiklerini, zulüm gördüklerini, yaşadıkları sıkıntıları örneklerle anlattı İsmet Çoban. Topraklarından nasıl vazgeçtiklerini, komşuları tarafından gördükleri hor görülme, toprağın nasıl insanın içerisinde hasret yarası açtığını öğrendik Çoban’dan. Ancak işe bir de yaşam değil ölüm üzerinden bakmak gerekiyor. Doğduğun topraklarda yaşayamadığın, bir tane dahi akrabanın kalmadığı, zulme ve baskıya maruz kaldığın topraklarda gömülmeyi düşünmek nasıl bir toprak sevgisinin göstergesidir. Üstüne üstlük yine işin diğer tarafından bakıp, evlatlarının mezarına su dökemeyeceğini hesaplayıp, toprak hasretini de kendisiyle toprağa götüren bir baba düşünün. İsmet Çoban’ın babası bir çok Ezidi yaşlının istediği kendi toprağına gömülme arzusundan kendi isteğiyle vazgeçmiş. Kendi memleketine yaşarken huzurlu şekilde gidemeyen baba, ölüsünün de evlatlarından uzakta kalacağını hesaplayarak yaşadığı yere gömülmek istediğini söylemiş. Topraksa burası da toprak, size de eziyet olmasın diyor ve vasiyet ediyor. Vasiyette tabi ki yerine getiriliyor. Kim bilir nasıl baskılar yaşamış baba, nasıl özlemiş toprağını, çocukluğunu ancak görün bakın ki öldüğünde dahi kendi toprağına dönemiyor…

    Peki İsmet, sizin toprakla olan bağınız çok farklı. Ben bunu Ezidilerde daha çok görüyorum. Mesela yaşlıların öldükten sonraki vasiyetleri kendi topraklarında gömülmek. Bu konuda neler diyebilirsin?

    Tabii. Bizim yaşlılar genelde “Kendi baba toprağımıza bizi gömsünler” diye vasiyet ediyorlar. “Dedelerimiz orada, babalarımız orada, bizi de oraya gömsünler” diye istiyorlar. Yani şu anda çoğu, belki yüzde 80’i Türkiye’de gömülüyorlar, kendi köylerinde gömülüyorlar.

    Bu, kendi vasiyetleri gereği oluyor değil mi? 

    Evet, kendi vasiyetleridir. Yani kesinlikle onların vasiyetleri öyle olduğu için oraya götürülüp gömülüyorlar. Benim babam 2.5 sene önce rahmetli oldu, kendisi de önce öyle istiyordu aslında; ama son dönemde diyordu ki, “Yahu oğlum, köyde artık kimse yok; burası da toprak, orası da toprak; burası da Allah’ın toprağı, orası da Allah’ın toprağı, ben niye çocuklarıma eziyet çektireyim, her sene benim için gitsinler oraya, gerek yok, beni buraya gömün.”

    Babanız bu yüzden mi istedi; çocuklara daha yakın olmak için, mezarını ziyaret etmeniz için mi?

    Tabii, tabii. O da var. Ama bazıları öyle yapmıyor, bazıları öyle düşünmüyor; diyor ki, “Benim dedem orada, babam orada, beni de onların yanına gömün” ya da “Benim kardeşlerim orada, beni kardeşlerimin yanına gömün.” Çoğu öyle yapıyor. Yani şu anda yüzde 80’i öyle yapıyor; “Beni kendi topraklarımıza, dedelerimizin yanına gömün” diyor.

    PİRHA/İSTANBUL