Etiket: bitlis

  • Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    PİRHA-Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, yerelde çalışan gazetecilerin sorunlarını anlattı. Aygül, iktidarlar tarafından bölgede gazetecilere yönelik ciddi baskıların olduğunu belirterek, “1990’lı yıllardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok” dedi. Aygül ekledi: Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı!

    AKP-MHP iktidarının gazetecilere yönelik yoğun baskı ve saldırıları, adeta doksanlı yılların devamı niteliğini taşıyor. İfade ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılar, gözaltı ve tutuklamaların yanı sıra gazetecilere yönelik şiddetle devam ediyor.

    Basın çalışanlarına yönelik saldırılar adeta “komplo mantığı” ile sürdürülürken gazeteciler, gizli tanık beyanları ile “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor.

    Tüm bunların yanı sıra siyasi aktörler tarafından da gazeteciler açık şekilde hedef haline getiriliyor. Tüm muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ yakıştırmasıyla kriminalize edildiği ülkede, basın mesleğinin bugününü Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül ile konuştuk.

    “ÖLÜMDEN BETER BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    PİRHA-Gazetecilik mesleği hiç olmadığı kadarıyla itibarsızlaştırıldı. Daha doğrusu bu iktidar süresince birçok meslek, hak etmediği yaklaşımı gördü. Ülkenin doğusundan baktığınızda basın tablosu nasıl görünüyor?

    SİNAN AYGÜL: İktidarların, gazetecilik mesleğine yönelimi her zaman şu eksende olmuştur: Gazetecilik, kamuoyu adına iktidarların yetkilerini nasıl kullandıklarını denetleme görevidir. Gazeteci, kamuoyu adına otoriteleri denetler. Denetimden kaçanlar, yolsuzluk, hırsızlık yapanlar, baskı kuranlar, hak ihlali yapanların ilk susturmaya çalıştığı yer gazeteciliktir. Ne yaptıklarının bilinmesini istemezler. Bu da şundan kaynaklanır; iktidarlar yaptıkları yanlışların bilinmesini istemezler. Son 25 yılda evet bu ülkede çok ciddi sorunlar yaşandı. Basın özgürlüğü gerçek anlamda hiçbir zaman bu ülkede mevzu bahis olmadı ama son 20 yılda çok pervasız, pespaye bir şekilde oldu ne yazık ki. Tutuklu gazeteci sayısı ile dünya ortalamasının üstüne çıktık. Her zaman ilk beşlerdeyiz. Öldürülen gazeteci sayısı belki 90’lı yıllara göre fazla değil ama ölümden beter bir durum söz konusu.

    Bu kadar ciddi baskı, ülke tarihinde görülmüş bir şey değil. Ne yazık ki bu sıkıntılı dönemin temel sebebi de iktidarların, halkla ilgili yaptığı işlerde haber verme görevini yerine getirmemesi, saklanması. Bu durum ülkenin batısında merkez medyada biraz daha belki görünür kılındığı için ön planda ama ülkenin doğusunda, taşrada bu sıkıntı çok daha fazla hissediliyor. Sadece devlet otoritesi değil, devlet dışı otoritelerin de çok ciddi baskıları var. Sonuçta kriminal düzeyi yüksek bir ülkedeyiz. Yolsuzluğun, hak ihlallerinin had safhada olduğu, hatta sıradanlaştığı bir ülkedeyiz. Hak ihlalleri ve yolsuzluk haberleri bu ülkede her zaman gazetecileri hedef haline getiriyor. Yoksa çiçek-böcek haberciliği hiçbir zaman bu ülkede sorun olmamıştır. Bu baskı zaman zaman yargı eliyle basının susturulması şeklinde olabilirken zaman zaman da canımıza kasteden, sokak ortasında öldürülmemize sebep olan yönelimlere kadar da gidebiliyor ama her halükarda çok ciddi bir baskı altındayız ne yazık ki!

    “90’LARDAN DAHA KÖTÜ BİR DURUMDAYIZ”

    -Doksanlı yıllarda Güneydoğuda gazeteci olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Hakikat ısrarı sürdükçe baskılar, gazeteci cinayetleri de arttı. Son 2 yılda özellikle Federe Kurdistan Bölgesi’nde gazeteci cinayetlerine şahit olduk. Bitlis ve civarında gazetecilere yönelik ne gibi saldırılar söz konusu?

    Şiddet, dönemsel olarak şekil değiştiriyor. Belki koşullar olursa 90’lı yıllardan çok daha kötü bir hale de gelebilir. Çünkü otoriteler nezdinde insan hayatının bir önemi yok. Çünkü hesap soran bir otorite yok. Yaptıkları her şey yanlarına kar kalıyor. Sokak ortasında ya da işkencede bir gazeteci öldürseler ne yazık ki hesabı sorulamıyor. Örneğin Federe Kurdistan Bölgesi’nde geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımız şehit edildi. Ne yazık ki bu ülkede ‘Basın Şehitleri’ geleneği var. Bir yıl önce ben de sokak ortasında saldırıya uğradım ve ölümden döndüm. 90’larda işkencehanelerde gizli kapaklı olurdu ancak benim başıma gelen olay sokak ortasında, polis nezaretinde bir işkenceydi. Ölümle sonuçlanmamış olması 90’lara dönmediğimiz anlamına gelmiyor. Hatta 90’lardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok.

    “SON 6 YILDA TAKİP EDEBİLECEĞİMİZ BİR TOPLUMSAL OLAY DAHİ YOK”

    -Batıda, toplumsal olaylarda emniyet güçleri açık şekilde şekilde basın mensuplarına zor kullanabiliyor. Basın mensuplarının yaptığı iş, kolluk tarafından gazetecilik olarak görülmüyor. Burada durum nasıl?

    Ülkenin batısındaki toplumsal olaylarda gazeteci sayısının çok olması, oradaki atmosfer çok daha farklı kılıyor. Çünkü batıda bir toplumsal olayda gazetecinin bir şiddete maruz kalması buradaki şiddete göre çok sıradan bir durum aslında. Buralarda bir toplumsal olayın olabilmesi ihtimali zaten çok az. Son yıllarda bu tür eylemler zaten yasaklanıyor. Bir basın açıklaması, bir toplumsal olaya zaten müsaade edilmiyor. Evet bu yönde eylemler olduğunda arkadaşlarımız şiddete de maruz kalabiliyor, ekipmanları da kırılabiliyor ve basit gerekçelerle haklarında dava açılabiliyor. Ama ilginç olan şu; son 6 yılda burada takip edebileceğimiz bir toplumsal olay yok, çünkü yasaklanıyor. Basın açıklamalarının toplumsal eylemlerin tamamı kanunsuz bir şekilde yasaklanıyor.

    “ARACINIZA KEYFİ OLARAK TRAFİK CEZASI DAHİ YAZILABİLİYOR”

    -Yerelde gazetecilik faaliyetlerinin zorlukları var mı?

    Merkezden uzak bir bölgede gazetecilik yapmak evet zordur. Yaşadığınız yer muhtemelen küçük bir yerdir ve haberinizin bütün aktörleri ile gün içerisinde yüz yüze gelme ihtimaliniz çok yüksektir. Polisi, askeri, iş adamı, mafyası, suç grupları, uyuşturucu satıcısı, tefecisi ile yani haber yaptınız konunun bütün öğeleri ile yüz yüzesiniz. Bu durum haliyle psikolojik bir baskı oluşturuyor. Uzun vadede ise otosansüre yol açıyor. Bir noktadan sonra yaşam alanınız daralıyor.

    Bu sıkıntıyı özellikle ben ciddi anlamda yaşıyorum. Yolsuzluk haberini yaptığınız bir kurumun yöneticisi ya da iş adamı ile sokakta karşılaşabiliyorsunuz. Devlet otoritesinin hedefine girdiğiniz zaman zaten her şey çok sıkıntılı ve zor. Sokakta aracınıza keyfi olarak trafik cezası dahi yazılabiliyor. Buna maruz kalan arkadaşlarımız da var. Örneğin ben, gazeteciliğe İstanbul’da başladım ve uzun yıllar oralarda da çalıştım. Merkez medyada ya da taşrada olmak arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Küçük bir yerde gazetecilik yapmak çok daha zor diyebiliriz.

    “GENELDE BİR YAFTAYA MARUZ KALIYORUZ”

    -Politik tartışmaların hiç eksilmediği bir ortamdasınız. Burası aynı zamanda kimlik mücadelesinin daima sürdüğü bir coğrafya. Örneğin yerel yönetimlerle ilgili olumsuz bir haber yazmanız durumunda size yansıması nasıl oluyor?

    Eğer bir de politik görüşünüz varsa haliyle bir noktadan sonra taraf gibi görülmeye başlanıyorsunuz. Muhalifseniz iktidar tarafından zaten ‘terörist’ diye yaftalamıyorsunuz. Eğer muhalif değilseniz muhalefet tarafından bu sefer ‘yandaş’ diye yaftalanıyorsunuz. Bu durum hem muhalefetin hem iktidarın kullandığı bir yafta aslında. Bir gazetecinin de siyasi fikirleri olabilir ama genelde bir yaftaya maruz kalıyoruz. Örneğin yereldeki muhalif bir siyasi partinin iktidarı olsa bile eleştirdiğiniz zaman normalde merkez iktidar nasıl tepki gösteriyorsa aynı tepkiyi, hatta bazen daha da şiddetli tepkiye maruz kalıyorsunuz.

    Muhalefet partileri iktidar olduğu zaman şöyle bir gerçekle yüzleşiyoruz; küçük iktidar alanlarında yanlışını eleştirdiğiniz anda o iktidarın bütün özelliklerini bir anda gösterebilip, ceberrutlaşıp, tehdit edebiliyorlar. Hangi siyasi parti olduğu çok da fark etmiyor aslında.

    “REKLAM ALAN HİÇBİR KURULUŞ, GAZETECİLİK YAPAMIYOR”

    -Bölgedeki mesleki örgütlülük bilinci ne durumda? Özellikle kadın gazeteciler ne oranda iş edinebiliyor?

    Bu yönlü bilinç yok ne yazık ki. Bunun birkaç sebebi var. Gazeteciler arasında bir araya gelip örgütlenmek zor oluyor. Resmi reklam alan gazeteler ve alamayanlar söz konusu. Bu ayrım zaten ilk günden bu yana sorunlu. Örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden birisi bu. Örneğin Basın İlan Kurumu’ndan reklam alan hiçbir kuruluş, gerçek anlamda gazetecilik yapamıyor. Çünkü Demokles’in kılıcı başlarında sallandırılıyor. Gazetecilik yapamadıkları gibi örgütlenme noktasında da problemler yaşıyorlar. Yayınları, ilanları kesilir kaygısı nedeniyle gerçek anlamda sivil toplum örgütü gibi hareket eden örgütlerin içerisinde yer almaktan çekiniyorlar. Ne yazık ki gazeteciler buralarda güvencesiz çalıştırılıyor, basın sigortası yatırılmadığı için birçok gazeteci, sendika üyesi de olamıyor. Ne yazık ki diğer iş kollarına kıyasla çok daha örgütsüz bir yapı söz konusu.

    Kadın gazetecilerin ise ülkenin her yerinde çalışma koşulları ne yazık ki dezavantajlı. Buralarda kadınların gazetecilik yapması çok daha zor. Cemiyet olarak kadın gazeteci arkadaşlarımıza yönelik mesleki adaptasyon noktasında özel programlarımız mevcut. Ayrıca iş bulma noktasında özel olarak ilgilendiğimiz kadın arkadaşlarımız oluyor. Ama ne yazık ki kadınlar bölgede yine dezavantajlılar.

    “KÜRT DİLİNE KARŞI BİR ALERJİ VAR”

    -Bu bölge hep çatışmalarla anıldı. Bir gazeteci gözüyle, günümüz ortamını nasıl yorumluyorsun? Bir yumuşama hali söz konusu mu?

    1980’li yıllardan bu yana devam eden bir çatışma ortamı var. Evet bazı dönemlerde sokakta bombaların patladığı bir atmosfer vardı. Zaman zaman artan, azalan bir çatışma durumu var. Evet bu aralar ortam sakin. Devlet erkinin kendini çok da geri çektiğini söyleyemeyiz ancak eskisi gibi çatışma hali yok.

    Tabii sistemin asimilasyon politikası hiçbir zaman bitmez. Farklı argümanlarla bu devam ediyor. Mevcut durumu da iyi analiz etmek gerek. Evet şu an dilimiz yasak. Son dönemde Kürtçe şarkı söylenen düğünler dahi basılıyor. Belediyeler tarafından yerlere Kürtçe yazılan uyarılar dahi silindi. Yani Kürt diline karşı bir alerji var.

    Üniversitede Kürdoloji bölümü var ve ben de bu bölümde yüksek lisans yapıyorum ama birçok noktada dilimiz yasak. Bir taraftan devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor, diğer taraftan küçücük bir Kürtçe kelimeye dahi alerji gösteriliyor. Özetle şunu söyleyebilirim; devletin bu asimilasyon politikası da ne yazık ki laçkalaşmış artık. Evet bu durum bize ne yazık ki kaybettiriyor. Çocuğumu kendi ana dilimde yetiştirmek, okulda o dilde eğitim almasını istiyorum ama bunu ne yazık ki başaramıyoruz. Bu sorunumuz 100 yıldır devam ediyor ve bir yüzyıl daha böyle laçka bir şekilde gidecekmiş gibi görünüyor.

    “RUH SAĞLIĞIMIZ YERİNDE DEĞİL”

    -Bölgede büyük bir yoksulluk, moralsizlik hali mevcut. Bölgedeki gazeteciler olarak, pozitif haberler yapamama durumu sizde nasıl bir duyguya sebep oluyor?

    Bizler açısından zaten herhangi bir olumlu psikolojiden bahsetmek mümkün değil. Ne yazık ki yaşadığımız olaylardan dolayı ruh sağlığımız zaten yerinde değil. Ülkenin koşulları çok kötü. Geçinemeyen insan sayısı çok fazla. Bunlardan dolayı travma yaşayan, intihar eden insanların haberlerini yapmak zorunda kalıyoruz. Bu durumlar bizim psikolojimizi zaten olumsuz etkiliyor. Ülkede çok büyük bir yoksulluk sorunu var. Bu yoksulluk belki bugün çok fazla hissedilmiyor ama gün geçtikçe de kötüye giden bir durum söz konusu. Tabii bu atmosferde her şey güllük gülistanlık gibi bir habercilik de yapılamaz. Bunu yapan meslek işgalcisi arkadaşlarımız elbette ki var ama bu da çok ciddi bir şekilde sırıtıyor. Küçük bir kitle, kaynakların tamamına yakınını sömürüyor, geriye kalan büyük bir kitle ise açlıkla boğuşuyor. Bizim yaptığımız, işte bu uçurumu azaltmaya, israfın, yolsuzluğun önüne geçmeye çalışmak. Küçük ya da büyük iktidarların da bu nedenlerle ne yazık ki hedefi oluyoruz.

    “KELEBEK KOVALAMAK BANA NASİP OLMADI”

    -Tümüyle demokratik bir ortam olsaydı ve ekonomik kriz bu denli yaşamın merkezinde yer almasaydı ne türde bir habercilik yapmak isterdin?

    18 yıllık gazetecilik kariyerim var, ne yazık ki 18 yılın tamamı insan ve hayvan hakkı ihlalleri ile yolsuzluk haberleriyle geçti. İşkence, infaz haberlerimin yanı sıra hayvanlara dair de özel bir hassasiyetim var. Birden fazla alanda akademik eğitim aldım. Sağlık eğitimi de aldım. Örneğin çok iyi sağlık haberciliği yapabilirim. Bunun yanı sıra güvenlik bölümünü okudum, çok iyi bir güvenlik analisti olabilirdim. Bunların yanı sıra ekonomi okudum, iyi bir ekonomi habercisi olabilirdim. Uzun bir süre tiyatro da yaptım. Ancak bu atmosferde ne sanattan ne spordan ne de başka bir alandan ne yazık ki bahsedemiyorsunuz. Akademik eğitim aldığım alanlarda da habercilik yapmak isterdim ama olmuyor. Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı. Keşke farklı bir dünyada yaşıyor olabilseydik ve devlet aktörleri ile muhalefetle sürekli bir çatışma ortamında olmasaydım. Keşke sürekli gözaltına alınma ya da sokak ortasında öldürülme riskiyle karşı karşıya kalmasaydım. Ama maalesef güzel olacağına dair bir umudum da yok.

    Eren GÜVEN/BİTLİS

  • Bitlis’te seçim usulsüzlüklerine karşı itiraz dilekçesine polis engeli-VİDEO

    Bitlis’te seçim usulsüzlüklerine karşı itiraz dilekçesine polis engeli-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, bir video paylaşarak il seçim kuruluna dilekçe vermelerinin polis tarafından engellendiğini duyurdu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Bitlis’te il seçim kuruluna gidip seçim usulsüzlüklerine karşı itiraz dilekçesi vermek istedi. Polis barikat kurarak itiraz dilekçesi verilmesini engelledi. DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, konuya ilişkin bir video paylaştı.

    Olan, yaptığı paylaşımda “Bitlis’te il seçim kuruluna gidip seçim usulsüzlüklerine karşı vereceğimiz itiraz dilekçemiz güvenlik güçlerince hukuksuz bir şekilde engelleniyoruz” derken polisin kitleye saldırdığı, gaz bombaları atılarak gözaltıların yapıldığı öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bitlis’te, ÇEDES projesi kapsamında öğrencilere “şeytan taşlama dersi”

    Bitlis’te, ÇEDES projesi kapsamında öğrencilere “şeytan taşlama dersi”

    PİRHA-Bitlis’in Hizan ilçesinde bir ortaokulda öğrencilere ÇEDES projesi kapsamında, “hac ibadetini” öğretmek gerekçesiyle sınıfa Kâbe maketi kuruldu ve şeytan taşlama provası yaptırıldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’yla ortak yürüttüğü “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi protokolü giderek yaygınlaşıyor.

    ÇEDES kapsamında tartışmalı projelere tepkiler artarken Bitlis’in Hizan ilçesinde Nurs Ortaokulu’nda bu tartışmaları başka bir boyuta taşıyacak bir uygulama gündeme geldi. Okulun 7’nci sınıf öğrencilerine “hac ibadetini öğretmek” amacıyla sınıfa Kâbe’yi temsilen bir maket kondu. Bu maket etrafında tavaf eden öğrenciler daha sonra sınıfta şeytan taşlama provası da yaptı. Öğrenciler şeytan taşlama provası kapsamında sınıf duvarlarına taş fırlattı.

    “HEP BİRLİKTE HUZURA”

    ÇEDES projesi kapsamında eleştirilen uygulamalar yalnızca bununla da sınırlı kalmadı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde öğrenciler camiye götürülmeye devam ediyor. Sivas Şarkışla’da Çağdaş Yaşam Kenan Tunakan Anaokulu’nda eğitim gören beş yaş grubu öğrenciler camiye götürüldü. İstanbul Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ise “Hep birlikte huzura” başlığıyla öğrencileri sabah namazına çağırdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Mehmet Şah Oruç hakkında tahliye kararı

    Gazeteci Mehmet Şah Oruç hakkında tahliye kararı

    PİRHA- Gazeteci Mehmet Şah Oruç, tutuklu yargılandığı davada adli kontrol şartıyla tahliye oldu.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da gözaltına alınarak “örgüt üyeliği” iddiasıyla  tutuklanan ve 6 aydır cezaevinde olan gazeteci Mehmet Şah Oruç, Bitlis 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Milletvekili Hüseyin Olan, köylülere yapılan işkenceyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

    Milletvekili Hüseyin Olan, köylülere yapılan işkenceyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

    PİRHA – Milletvekili Hüseyin Olan, Bitlis’te çıkan çatışma sonrası köylülere yapılan işkenceye dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı?” sorusunu yöneltti.

    Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Peyindas köyü kırsalında 10 Ağustos’ta çıkan çatışma ve sonrasında köylülere yapılan işkence Meclis gündemine taşındı.

    Yeşil Sol Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, yaşananlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sundu.

    KÖYLÜLERE İŞKENCE YAPILDI!

    Milletvekili Olan, çıkan çatışmanın ardından Serkan İpek, Kerem Arvas, Heybet Çelik, Veli Çelik, Mustafa Tedbirli, Necip Tedbirli, Garip İpek ve Hikmet Tedbirli isimli köylülerin gözaltına alındığını belirtti. Olan, avukatların gözaltındaki köylüler ile yaptığı görüşme sonucu işkenceye maruz kaldıklarını belirtirken, Kerem Arvas isimli yurttaşın ise gözaltına alınırken köylülerin önünde gördüğü işkence sonucu iki kaburgasında çatlak meydana geldiği, sırtında morluklar olduğu ve vücudunda kaba dayak izlerinin bulunduğu aktardı.

    “İNCELEME YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?”

    Milletvekili Hüseyin Olan, köydeki ablukanın halen devam ettiğini de belirterek İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Konuyla ilgili kaç kişi gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınma gerekçeleri nedir?

    Gözaltına alınan köylülerin işkence gördüğü iddialarını soruşturdunuz mu? Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı? Soruşturmanın sonucu nedir? Soruşturulmadıysa nedeni nedir?

    Gözaltına alınma esnasında işkence sonucu iki kaburgasında çatlak, sırtında morluklar ve vücudunda kaba dayak izleri meydana gelen Kerem Arvas’ın sağlık durumu nasıldır? Konu ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?

    Çatışma bölgesinde köylülerin temel yaşam kaynaklarına erişimini sağlamak ve normal yaşamlarını sürdürebilmelerini desteklemek için Bakanlığınız gerekli tedbirleri almış mıdır?

    Köylülerin meralarına ve tarlalarına gitmelerinin engellenmesinin gerekçesi nedir? Bu engellemeler sonucu köylülerin yaşadığı mağduriyet ve zararlar Bakanlığınızca telafi edilecek mi? Zararların giderilmesi ile ilgili köylüler bilgilendirildi mi?

    İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü temelinde, Peyindas (Söğütlü) köyündeki duruma ilişkin geniş çaplı bir inceleme yapmayı düşünüyor musunuz? Bu incelemenin sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Olan, çatışmaların yaşandığı bölgeye gitti: Ekrem ile Fethullah Arvas’ın akıbetine ulaşılmadı!

    Milletvekili Olan, çatışmaların yaşandığı bölgeye gitti: Ekrem ile Fethullah Arvas’ın akıbetine ulaşılmadı!

    PİRHA – Tatvan’ın Söyütlü (Peyindas) köyü yakınlarında çıkan çatışma sonucu 10 yurttaş gözaltına alındı. Milletvekili Hüseyin Olan, gözaltı sürecinde köylülere işkence yapıldığını belirtirken, 2 kişinin ise akıbetine halen ulaşamadıklarını söyledi.

    Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Söğütlü (Peyindas) köyü civarında yaşanan çatışmalar nedeniyle 2 köylünün akıbetine ulaşılamıyor.

    10 Ağustos sabahı çıkan çatışmanın ardından köye geniş kapsamlı operasyon düzenleyen askerler, 8 yurttaşı gözaltına aldı. Çatışmaların ardından Kerem Arvas, Mustafa Tedbirli, Necip Tedbirli, Heybet Çelik, Serkan İpek, Garip İpek, Ekrem Arvas, Ahmet Çelik isimli köylüler gözaltına alınıp karakola götürüldü.

    EKREM VE FETHULLAH ARVAS’A ULAŞILAMIYOR!

    Yeşil Sol Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, çatışmaların sürdüğü köye giderek incelemelerde bulundu. PİRHA’ya konuşan Olan, “Operasyon dün sabah başlamış. Bizler de akşamüstü o bölgeye gittik. Vardığımızda saat akşam 5 civarıydı. ‘7 gibi Operasyon bitecek, sonrasında sizi köye bırakacağız’ denildi ancak uzunca beklememize rağmen ‘Köyün içerisine giremezsiniz, operasyon sürüyor’ denildi. Olaylar yaşanırken 8 kişi gözaltına alınarak karakola götürüldü. İki kişi ise halen kayıp. Nerede oldukları bilinmiyor. Gözaltında olan isimlerle Avukat arkadaşlar görüşebildiler” dedi.

    Kayıp iki kişinin kimliği hakkında bilgi de paylaşan Hüseyin Olan, köylülerden Ekrem Arvas ile Fethullah Arvas’ın henüz akıbetine ulaşılmadığını belirtti.

    ÇATIŞMA BÖLGESİNE İŞ MAKİNALARI YÖNLENDİRİLDİ!

    Hüseyin Olan, yaşanan çatışmalar nedeniyle PKK mensubu 2 kişinin yaşamını yitirdiğini bir kişinin ise yaralı ele geçtiğini de aktardı. Bölgede operasyonların halen sürdüğünü belirten Olan, ağır iş makinelerinin de bölgeye götürüldüğünü, köye giriş çıkışın ise hiçbir şekilde yapılamadığı bilgisini verdi. Olan, “Açıkçası köyde ne olup bittiğine dair bizim de pek bir bilgimiz yok. Köyde ortalama 15 evin olduğu belirtiliyor. Yurttaşlar, köyün içerisinde dolaşabiliyor ancak hayvanlarını sulamaya götüremiyor. Çatışma tam olarak köyün içerisinde değil, üst kısımlarda yaşanıyor” diye konuştu.

    KÖYLÜLERE İŞKENCE YAPILDI!

    Hüseyin Olan, operasyonlar sonrasında gözaltına alınan Kerem Arvas’ın darp edildiğini de belirterek “Avukatlar, Kerem Arvas ile görüştü. Darp izleri olduğu bilgisi aktarıldı. Avukatlarla birlikte karakola gittik. Israrlar sonucunda Kerem Arvas, tekrar hastaneye götürüldü. Şu anda hastanede MR, röntgenler çekiliyor. Vücutta şişkinlik, morartı mevcut. Gözde, kafada darp izleri olduğu söylendi. Kişinin darbeler nedeniyle travma yaşadığı da belirtiliyor” bilgisini paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gazeteci Sinan Aygül’e saldıranlar tutuklandı

    Gazeteci Sinan Aygül’e saldıranlar tutuklandı

    Gazeteci Sinan Aygül’e saldıran AKP’li belediye başkanının koruması ve polis memuru tutuklandı.

    Bitlis’in Tatvan ilçesinde AKP’li belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını haberleştiren gazeteci Sinan Aygül, dün belediye başkanının koruması Yücel Baysal ve polis memuru Engin Kaplan’ın saldırısına uğramıştı.

    Haklarında açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Baysal ve Kaplan sevk edildikleri mahkemece “silahla kasten yaralama” suçlamasıyla tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kerestecioğlu, yolsuzlukları haberleştiren gazeteciye baskıyı Fuat Oktay’a sordu

    Kerestecioğlu, yolsuzlukları haberleştiren gazeteciye baskıyı Fuat Oktay’a sordu

    PİRHA – Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, baskılara maruz kalan Gazeteci Sinan Aygün’ün durumuna dikkat çekti. Aygün hakkındaki soruşturmaları gündeme getiren Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’a “Yolsuzlukları haberleştirdiği için Aygül hakkında 6 aydan bir yıla kadar ceza isteniyor olması gazetecileri korkutma amaçlı güç kullanımının bir örneği değil midir?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, yaptığı haberler nedeniyle sık sık gözaltına alınan ve artık hayati tehlike hissettiğini belirten Gazeteci Sinan Aygül hakkında Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladı.

    AKP’Lİ İSİMLERİN YOLSUZLUKLARINI GÜNDEME GETİRMİŞTİ!

    Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Aygül hakkında hazırlanan iddianamede, 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendiğini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül’ün, 2020’de Bitlis News’te yazdığı “Devlet Bahçeli’yi Uyarıyorum!” başlıklı köşe yazısında, Kızılay’ın yoksullara dağıtılmak üzere hazırladığı etlerin Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar ve abisi AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’a ait otelde kullanıldığına dair görüntüler paylaşmıştır. Ülke gündeminde tartışılan görüntülerin ardından Kızılay tarafından başlatılan soruşturmada Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar görevden alınmıştır. Battal ve Cemal Taşar yapılan bu haber ve iddialara karşı herhangi bir kamuoyu bilgilendirmesi yapmamışken; gazeteci Aygül hakkında ‘iş yerlerine izinsiz girdiği’ için suç duyurusunda bulunmuşlardır. Ağustos 2020 tarihli şikayet dilekçesi üzerine başlatılan soruşturma 3 yıl sonra sonuçlanmış ve Aygül hakkında ‘İşyeri dokunulmazlığını ihlal’ suçlamasıyla 12 Ocak 2023’de iddianame hazırlanmıştır.

    Sinan Aygül, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in sahiplerinden olduğu Kiler Holding’in 2015 yılında borçları karşılığında Halk Bankası’na 100 milyon dolara sattığı Sapphire Alışveriş Merkezi’ni, 3 yıl sonra, 48 milyon dolara yeniden almasını ve İstanbul Küçükçekmece Halkalı’da bulunan ve Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirilen hazine arazisinin yine Kiler Holding’e satılmasını haberleştirmiş ve kamuoyunun bilgisine sunmuştur. Yaptığı bu haberlerden sonra 19 Ocak 2023’te, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in şikâyeti üzerine gözaltına alınan Aygül, 20 Ocak saat 3 civarında Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, AKP milletvekiline hakaret etmekle suçlandığını, bütün gözaltı prosedürlerinin uygulandıktan sonra nezaret kapısında kararın değiştirilip serbest bırakıldığını belirtmiştir.”

    “AKP MİLLETVEKİLİ HAKKINDA HANGİ SORUŞTURMALAR YÜRÜTÜLMÜŞ?”

    HDP’li Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “*Halk arasında ‘Sansür Yasası’ olarak da bilinen yasanın Ekim 2022’de yürürlüğe girmesinden itibaren kaç gazeteci gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır?

    *Kızılay’ın yoksullara dağıtılmak üzere hazırladığı etlerin Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar ve abisi AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’a ait otelde kullanıldığına dair görüntülerin ortaya çıkmasından sonra Battal Taşar’ın bu konu yüzünden görevden alındığı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu yolsuzlukla alakalı olduğu bilinen AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar hakkında şimdiye kadar hangi soruşturmalar yürütülmüş ve bu soruşturmalar dolayısıyla hangi yaptırımlar uygulanmıştır?

    *Kızılay’ın Aygül’ün yaptığı haberdeki söz konusu iddia nedeniyle Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar’ı görevden aldığı tüm kamuoyu tarafından bilinmesine rağmen; bu yolsuzluğu haberleştirdiği için Aygül’ün ‘İşyeri dokunulmazlığını ihlal’ suçlamasıyla hakkında 6 aydan bir yıla kadar ceza isteniyor olması gazetecileri korkutma amaçlı güç kullanımının bir örneği değil midir?

    *Sinan Aygül’e uygulanan gözaltına alma sürecinin bir ‘göz korkutma’ aracı olarak kullanıldığını düşünüyor musunuz?

    *Sinan Aygül’ün cinsel istismar ve yolsuzluk iddialarını haberleştirmesi dolayısıyla sık sık gözaltına alınması ve hatta tutuklanması sizce kamunun haber alma hakkını ihlal edecek bir tutum değil midir?

    *Yaptığı haberler dolayısıyla yaşam ve güvenlik hakkının her an ihlal edilebileceğinden endişe duyduğunu belirten Sinan Aygül’ün bu endişesini gidermek ve korunmasını sağlamak adına şimdiye kadar hangi önlemler alınmıştır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Tacizi haberleştiren Gazeteci Sinan Aygül tutuklandı

    Tacizi haberleştiren Gazeteci Sinan Aygül tutuklandı

    Tatvan’da yaşanan tacize dair yaptığı haber gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül tutuklandı. 
    Bitlis’in Tatvan ilçesinde yaşanan bir taciz olayına dair paylaşımları nedeniyle sabah saatlerinde gözaltına alınan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, çıkarıldığı mahkemece “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklandı.
    Aygül, gözaltına alınmadan önce Twitter hesabı üzerinden, “3 saat önce yaptığım taciz haberinden dolayı halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla gözaltına alındım. Polisler tarafından şu an evde arama yapılıyor. Gözaltına alınıp karakola götürüleceğim. Ben bir gazeteciyim #gazeteciliksucdeğildir” paylaşımı yaptı.
    Paylaşımından kısa bir süre sonra gözaltına alınan Aygül, emniyetteki işlemlerinin ardından savcılık tarafından ifadesi alındı. Aygül, tutuklama talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)
  • Gazeteci Sinan Aygül serbest bırakıldı

    Gazeteci Sinan Aygül serbest bırakıldı

    PİRHA – Yazdığı bir köşe yazısında AKP’li milletvekiline “kurt siyasetçi” dediği için ceza alıp tutuklanan gazeteci Sinan Aygül, Covid izinleri kapsamında tahliye edildi.

    2014 yılında yazdığı köşe yazısında AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler için kullandığı “kurt siyasetçi” ifadesinden dolayı 1500 lira adli para cezası alan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül “Cezayı basın ve ifade özgürlüğüne yönelik bir darbe olarak görüyorum, ödemiyorum beni cezaevine atın” diyerek kararı protesto etmişti.

    Adli para cezası hapis cezasına çevrilen Aygül hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Dün başka bir duruşması için Bitlis Adliyesi’ne giden Aygül tutuklanarak Bitlis Açık Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi.

    Gazeteci Aygül, açık cezaevlerinde 30 Eylül’e kadar devam edecek olan salgın hastalık (Covid-19) izinleri kapsamında bugün tahliye edildi.

    “GAZETECİLİK MESLEĞİNİN İÇLER ACISI DURUMU”

    Sinan Aygül, cezaevi çıkışı açıklama yaparak, ilkesel bir karar aldığını ve aldığı kararın arkasında olduğunu ifade etti. Aygül konuşmasında şunları söyledi:

    “Aldığım ceza gazetecilik mesleğinin içler acısı durumunu açık bir şekilde gösteren bir örnek. Ben gazeteci olarak kamuoyu adına siyasetin ve bürokrasinin, yeri gelir yargının kamu hilafına her fiilini takip etmek, eleştirmek, sorgulamak, teşhir etmekle mükellefim. Mesleğimin evrensel tanımı bu. Bu ülkede belki unutulan bir kaide bu ama bu iş böyledir, böyle yapılmalıdır. 8 yıl önce yazdığım bir yazıda 460 milyon dolar gibi korkunç bir rakamın telaffuz edildiği işte usulsüzlük, yolsuzluk yapılmaması yönünde dönemin iktidar partisi milletvekili Vahit Kiler ve yine AKP’li İl Genel Meclisi Başkanı Adnan Süphanoğlu’na çağrıda bulunmuştum. Hepsi bu kadardı. Aradan 8 yıl geçmiş ve ben bugün bunun için cezaevine giriyorum. Haklı mıyım, haksız mıyım bunu tarih gösterecek demiştim. Tarih gösterdi. Memleketin haline, ülkenin ekonomisine ve çok uzağa gitmeden çağrıda bulunduğum iki şahsın bugünkü mal varlıklarına bakın yeter. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yolsuzluk, hırsızlık, inkar, asimilasyon vb. bütün kötülükler devam edecekse gazeteciliğimiz de kaldığı yerden, dilimiz döndüğünce, gücümüzün yettiği yere kadar devam edecek.”

    ‘HASTALIK İZNİ’ KAPSAMINDA TAHLİYE OLDU!

    Aygül’ün avukatı Burhan Aksoy tahliyenin geçici bir durum olduğunun Aygül’ün halen hükümlü durumunda olduğunu söyleyerek “Müvekkilim açık ceza infaz kurumundan ‘salgın jastalık (Covid-19) İzni’ kapsamında tahliye oldu. İzinler 30 Eylül’de bitecek. Uzatılırsa şayet 75 günlük cezanın infazı dışarda tamamlanmış olacak. Ancak 30 Eylül’de izinler uzatılmaz ve müvekkilim kararında ısrar ederse tekrar cezaevine girecek.” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Paylan’dan Bakan Ersoy’a: Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    Paylan’dan Bakan Ersoy’a: Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    PİRHA – HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verdiği soru önergesi ile Van, Bitlis ve Muş illerindeki yüzlerce Ermeni kilisesi ve manastırlarının yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlık nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu gündeme getirdi.

     HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Ermeni kiliselerine dönük tahribatları bir kez daha gündeme getirdi. Paylan konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz günlerde; Van, Bitlis ve Muş illerinde yürüttüğüm programda, bu illerdeki tarihi ve kültürel önemi çok yüksek yüzlerce Ermeni kilise ve manastırın büyük çoğunluğunun yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlıktan ve definecilerin vandalizmi nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu tespit ettim” dedi.

    “NEDEN HAREKETE GEÇMİYORSUNUZ?”

    Kilise ve manastırlara yönelik Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u sorumluluk almaya davet eden Paylan, TBMM Başkanlığı’na bir de önerge sundu. Milletvekili Paylan’ın Bakan Ersoy tarafından cevaplandırılmasını istediği sorular şöyle:

    “*Van, Bitlis ve Muş illerindeki Ermeni kilise ve manastırlarını kurtarmak için neden harekete geçmiyorsunuz?

    *Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    *Ermeni kilise ve manastırlarındaki definecilik faaliyetlerini durdurmak için neden bir şey yapmıyorsunuz?

    *Bu illerdeki Kültürel Varlıkları Koruma Kurulları Ermeni kilise ve manastırlarını neden korumaya almıyor? Bu illerdeki Koruma Kurullarının şimdiye kadar koruma altına aldığı taşınmaz kültürel varlıklar hangileridir?

    *Ermeni kilise ve manastırlarını yok olmaya terk eden -bu illerdeki- Koruma Kurulları hakkında soruşturma açacak mısınız?

    *Bu illerdeki Ermeni kilise ve manastırlarından; kaçı çökmüş, kaçı ağır hasar görmüş, kaçı riskli durumdadır? İzi dahi kalmayan kaç Ermeni kilise ve manastırı bulunmaktadır?

    *Van, Bitlis ve Muş illerinde, Ermenilere ait izleri bilinçli olarak yok ettiren devlet politikasını değiştirmek için bir girişiminiz olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Paylan, tarihi manastırın ahır olarak kullanılmasına isyan etti!-VİDEO

    HDP’li Paylan, tarihi manastırın ahır olarak kullanılmasına isyan etti!-VİDEO

    PİRHA – HDP Milletvekili Garo Paylan, Muş ve Bitlis’teki tarihi manastır ve kiliseleri inceledi. Tarihi inanç mekanlarının günümüzde ahır olarak kullanıldığını gören Paylan, “Her türlü inanca böyle mi saygılısınız?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Muş ve Bitlis’teki tarihi Ermeni manastır ve kiliselerinde inceleme yaptı. Muş’taki Surp Marine Kilisesi, Surp Arakelots Manastırı, Surp Garabed Manastırı ve Surp Hovannes Manastırı’nda incelemelerde bulunan Paylan, Bitlis’e bağlı köylerdeki kiliselerin de durumunu inceledi.

    “VİCDANI SORGULAMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCU”

    Bin yılı aşkın süredir ayakta kalan ve bölgenin en önemli inanç merkezleri arasında sayılan Muş Surp Garabed Manastırı’nı ziyaret eden Paylan, karşılaştığı manzaranın son derece utanç verici olduğunu söyledi. Paylan, manastırın ayakta kalan son bölümünün ise ahır olarak kullanıldığını gördü.

    “Dünyanın neresinde bir inanç mabedi böylesi bir kadere terk edilmiştir? diye soran Paylan, “Hristiyanlara ait tarihi mabetlerinin ahır olarak kullanılmasında beis görmeyen vicdanı sorgulamak hepimizin boynunun borcu” dedi.

    “BÖYLE Mİ SAYGILISINIZ?”

    Garo Paylan, Muş Surp Garabed Manastırı’ndan iktidara seslenerek şunları söyledi:

    “Muş’un kültürel varlıklarının en önemlilerinden biri olan Surp Garabed Manastırı’nın bin yılı aşkın hikayesi var. Ancak bugün Surp Garabed Manastırı’nın mabedi ahır olarak kullanılıyor. ‘Her türlü inanca saygılıyız’ diyen AKP iktidarına buradan sesleniyorum: Her türlü inanca böyle mi saygılısınız? Hristiyanların mabetlerini ahır olarak kullandırarak mı inançlara saygılısınız?”

    Bu konuda derhal adım atılması için girişimde bulunacağını belirten Paylan, “Hükümete buradan çağrı yapıyorum. Derhal bu tarihi tapınağı korumak için gerekli tedbirleri alın. Bu konuda birlikte çalışalım.”

    MANASTIRIN TAŞLARINI SATMAYA ÇALIŞTILAR!

    Surp Garabed Manastırı üzerine kurulan köyde yaşayanlar, bölgede incelemelerde bulunan Paylan’a manastırın taşlarını satmaya çalıştı. Köylüler, manastıra ait büyükçe bir taşı Paylan’a göstererek, “Bunu satalım size” dedi. Paylan, “Siz bunlara para gözüyle mi bakıyorsunuz? Asıl hazine bu manastırın ayağa kaldırılması, bunu unutmayın” dedi.

    PAYLAN’DAN KORUMA ÇAĞRISI

    Garo Paylan, hükümeti tarihi kilise ve manastırların korunması konusunda harekete geçmek için uyararak tespitlerini TBMM gündemine taşıyacağını aktardı. Paylan, incelemelerde bulunduğu tüm kilise ve manastırlarda ibadet edip yaşamını yitirenlerin anısı için mum yaktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Koçyiğit: Kız çocukların okullulaşma oranı düşüyor!

    Koçyiğit: Kız çocukların okullulaşma oranı düşüyor!

    PİRHA – Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, okullarda eğitim gören kız çocuklarının oranlarındaki düşüş hakkında Meclise Araştırma Önergesi sundu.

    Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; kız çocuklarının okullulaşma oranlarındaki düşüş hakkında Araştırma Önergesi sunarak mecliste komisyon kurulmasını talep etti.

    Okullardaki kız çocuklarının oranlarında yaşanan düşüşün sebeplerinin araştırılmasını isteyen Koçyiğit, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılması amacıyla Meclis Araştırması açılması için talepte bulundu. Milletvekili Koçyiğit, UNICEF tarafından açıklanan verileri de paylaşarak, dünyada yaklaşık 130 milyon kız çocuğunun okula gitmediğini aktardı.

    ERKEN VE ZORLA EVLİLİKLER!

    Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis Araştırmasının gerekçesinde, eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Eğitim Sen’in verilerine göre, 2012-2013 eğitim öğretim yılında yüzde 98,9 olan kız çocuklarının okullulaşma oranı, 2020-2021 eğitim öğretim yılında yüzde 93,1’e kadar gerilemiştir. Kız çocuklarının okullulaşma oranlarının bölge illerinde daha düşük olduğu belirtilmekte, bunun sebebinin ise bölge illerinde eğitim olanaklarının yetersizliği ile kız çocuklarının mevsimlik tarım işçisi olmaları, ev işlerinde daha fazla çalışmalarıyla ilişkili olduğu ifade edilmektedir. Okullardan ayrı kalan çocukların, ev içi işler, mevsimlik işler veya evlendirmelerle okuldan alıkonuldukları gerçeği ise yapılan araştırmalarla da açığa çıkmıştır.

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı çatısı altında çalışmalarını yürüten Suna’nın Kızları oluşumu, Eğitim Reformu Girişimi ile birlikte ‘Türkiye’de Kız Çocukların Eğitimi’ adında bir rapor çalışması yapmış; yoksulluğun ve ırkçılık gibi yapısal şiddet mekanizmalarının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderek daha da derinleştirdiğini, dolayısıyla en büyük sıkıntıyı kız çocukların çektiğini, kız çocukların yapabilirliklerini artıracak sistemsel düzenlemelerin tüm çocukları özgürleştireceğini belirtmişlerdir. Mayıs 2022 tarihli rapor çalışmasında, Kız Çocukların Eğitime Erişimiyle İlgili Bulgular Türkiye geneli ilköğretim ve ortaöğretim seviyeleri okullulaşma oranları kız ile oğlan çocuklar için neredeyse aynı olsa bile ortaöğretim seviyesinde, bölgelere ve illere göre farklılaşmaların devam ettiği belirtilmiştir. Ortadoğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kız çocukların net okullulaşma oranı 2020-21 eğitim-öğretim yılında sırasıyla %78 ve %74 iken oğlan çocukların net okullulaşma oranı sırasıyla %79 ve %77’ olduğu yazılmıştır. Örneğin bu oran Muş’ta kız çocuklar için %59, oğlan çocuklar için %65; Şanlıurfa’da kız çocuklar için %62, oğlan çocuklar için %72; Bitlis’te kız çocuklar için %65, oğlan çocuklar için %76 olduğu açıklanmıştır.

    Bu kapsamda TÜİK tarafından açıklandığı üzere resmi evlilikler içindeki 16-17 yaşındaki kız çocukların oranı %2,7 olduğu hatırlatılmış devamında kız çocukların okullulaşma oranının en düşük olduğu (%59) illerden biri olan Muş’ta, bu oranın %11 olduğu vurgulanmış ve bununda bölge kentlerinde çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin kız çocukların eğitime katılımının önündeki ilk engellerden biri olduğu çıkarımı yapılmıştır.

    Kadın ve erkeklerin eğitim hakkından eşit bir biçimde yararlanmasını sağlamak devletin anayasal bir yükümlülüğüdür. Bu sebeple, kız çocuklarının okullulaşma oranlarındaki düşüşlerin sebepleri araştırılmalı, yoksulluk, çocuk yaşta, erken ve zorla evlilikler sebebiyle eğitime devam etmeyen kız çocukları için gerekli tüm olanakların sağlanması bakımından meclis araştırma komisyonu kurulması gereklidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • AKP’li Tatvan Belediyesi, kanalizasyon suyuna müdahale etmiyor; yurttaşlar tepkili-VİDEO

    AKP’li Tatvan Belediyesi, kanalizasyon suyuna müdahale etmiyor; yurttaşlar tepkili-VİDEO

    PİRHA- Bitlis Tatvan’da yerleşim birimlerinin yakınından akan kanalizasyon suyu, hem çevreyi hem de insan sağlığını tehlikeye atıyor. Yurttaşlar, belediyenin duyarsızlığından yakınarak acil çözüm beklediklerini kaydettiler.  

    Bitlis’in Tatvan ilçesinde süren hızlı yapılaşma, beraberinde çevre kirliliğini de arttırıyor. AKP’li Tatvan Belediyesi, Kale Mahallesi’ne altyapı hizmeti götürmeden yapılaşmanın önünü açtı. Mahalle sakinleri, kanalizasyon suyunun iki yıldır açıktan akması nedeniyle hem sağlıklarının tehlikede olduğunu söyledi hem de çevrenin büyük bir tahribata uğradığına vurgu yaptı.

    BELEDİYENİN HİZMET ANLAYIŞI ÇUKUR KAZMAK OLDU

    Kale Mahallesi 2134 Sokak’tan açık bir şekilde akan kanalizasyon için belediyenin çözümü sadece çukur kazmak oldu. Açılan çukurun da dolması sonucu civar adeta gölete dönüştü.

    Yurttaşlar, konuyu belediyeye iletmelerine rağmen henüz bir müdahalenin olmadığını aktardı. Bölge sakinleri, civarda çocukların da gezindiğine işaret ederek, büyük bir tehlike içerisinde olduklarına vurgu yaptı. Yurttaşlar ayrıca, pis suların Van gölünü de kirlettiğini ifade ederek “Bir an önce bu kirliliğin önüne geçilsin” dedi.

    PİRHA/TATVAN

  • Bitlis’te orman yangını sürüyor, havadan müdahale şart-VİDEO

    Bitlis’te orman yangını sürüyor, havadan müdahale şart-VİDEO

    PİRHA-Bitlis’te Ava Weqfê (Buzlupınar Dinlenme Tesisleri) bölgesinde sabah saatlerinde çıkan orman yangını devam ederken, HDP Bitlis İl Eş Başkanı Rumet Dursun, karadan müdahalenin yetersiz olduğunu belirterek, havadan müdahale çağrısında bulundu.

    Dersim’deki orman yangınları devam ederken, Bitlis’te gece saatlerinde orman yangını başladı.

    Bitlis’te Ava Weqfê (Buzlupınar Dinlenme Tesisleri) bölgesinde sabah saatlerinde çıkan orman yangınını halk kendi çabalarıyla söndürmeye çalışıyor.

    Yangının olduğu alanda seslenen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bitlis İl Eş Başkanı Rumet Dursun, karadan müdahalenin yetersiz olduğunu belirterek, havadan müdahale çağrısında bulundu.

    Ayrıca, yangın nedeniyle yüksek gerilim hattında patlama yaşanırken, orman yangını bölgesinde bulunan askeri üs tahliye edilmeye başlandığı bildirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pınar Gültekin’in cenazesi Hizan’da toprağa verildi

    Pınar Gültekin’in cenazesi Hizan’da toprağa verildi

    Muğla Ula’da katledilen Pınar Gültekin’in cenazesi doğduğu Bitlis’in Hizan ilçesinde toprağa verildi.

    Muğla’nın Ula ilçesinde kendisinden 5 gün haber alınamayan ve Cemal Metin Avcı adlı erkek tarafından katledildikten sonra ilçeye bağlı Akyaka Mahallesi yakınlarındaki Yerkesik mevkiinde cansız bedeni bulunan Pınar Gültekin’in cenazesi, Hizan’a ulaştı.

    Muğla Adli Tıp Kurumu (ATK) morgundan dün gece saatlerinde cenazeyi teslim alan aile, Bitlis’in Hizan ilçesine doğru yola çıktı. Sabahın erken saatlerinde ilçeye ulaşan aile, ilçedeki evlerine götürdü.

    Çok sayıda kadının ve siyasi parti temsilcisinin de hazır bulunduğu taziye evinde alınan helallik sonrası Gültekin’in cenazesi, kadınların omuzlarında taşınarak Gayda Mezarlığı’nda binlerce kişinin katılımıyla toprağa verildi. (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Salıcı: Bitlis’te Koyunlu Köyü 10 gündür karantinada; Vali, Kaymakam nerede?

    CHP’li Salıcı: Bitlis’te Koyunlu Köyü 10 gündür karantinada; Vali, Kaymakam nerede?

    PİRHA- Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Koyunlu Köyü’nün 10 gündür koronavirüs salgını nedeniyle karantinada olduğu bildirildi. CHP’li Oğuz Kaan Salıcı, 200 haneli köye, karantinaya alındığından bu yana hiçbir yardım yapılmadığını belirterek, kaymakamlığı ve valiliği göreve çağırdı. 

    27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili, Parti Örgütü ve Örgüt Yönetiminden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Koyunlu Köyü’nün 10 gündür koronavirüs salgını nedeniyle karantinada olduğunu bildirdi.

    Salıcı Twitter hesabından yaptığı duyuruda, “Köy 200 haneli, büyük bir köy. Karantinaya alındığından bu yana hiçbir yardım yapılmamış durumda. Kızılay, Kaymakamlık, Valilik ne yapıyor? Vatandaş ne yiyip ne içiyor?” diye sorarak tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Tatvan Belediyesi Kürtçe tabelayı indirdi

    Tatvan Belediyesi Kürtçe tabelayı indirdi

    Bitlis’ten sonra AKP’li Tatvan Belediyesi de Kürtçe tabelayı indirdi. “Tatvan Belediyesi, Şaredariya Tetwan” tabelası yerine, “Tatvan Belediyesi Zabıta Müdürlüğü” asıldı. Belediye başkanı savundu, HDP tepki gösterdi.

    Bitlis Belediyesi’nin kaldırdığı Kürtçe tabela ve levhaların yankıları sürerken, Bitlis’in Tatvan ilçesinde de AKP’li belediye Kürtçe tabelayı indirdi. Daha önce HDP’li 9 meclis üyesinin açığa alınmasıyla gündeme gelen Tatvan Belediyesi, bu kez “Tatvan Belediyesi, Şaredariya Tetwan” yazılı tabelayı kaldırarak, yerine “Tatvan Belediyesi Zabıta Müdürlüğü” tabelası astı.

     BELEDİYE BAŞKANI SAVUNDU

    Konuya dair görüştüğümüz Tatvan Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani, tabelanın sökülmesinin binanın hizmet binası değil, zabıta müdürlüğü binası olduğu için yapıldığını savundu. Ancak bina 2015 yılından bu yana “ek hizmet binası” olarak kullanılıyor.

     HDP’DEN TEPKİ

    Tabelanın indirilmesine tepki gösteren uzaklaştırılan HDP’li meclis üyesi Diyar Orak, Bitlis Belediyesi tarafından başlatılıp Tatvan Belediyesi’ne yayılan Kürtçe tabelaların kaldırılmasının talimatla yapıldığını belirtti. Orak, “Kürtçeye, diğer dillere ve renklere bu tür tahammülsüzlükleri kabul etmiyoruz. Burada yaşayan halkın çoğunun anadili Kürtçe, bu halkımıza yapılan bir saygısızlıktır. 9 arkadaşımla birlikte uzaklaştırıldık, fakat belediyenin tüm çalışmalarını takip edeceğiz. Görevine devam eden 5 arkadaşımız bu durumun takipçisi olacak ve toplantılarda dile getirecektir. Kabul edilecek bir durum değildir” dedi.

     BDP ASMIŞTI

    2009 yerel seçimlerinden sonra Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) yönetimi döneminde Kürtçe tabelanın asıldığı bina, Tatvan Belediyesi yeni hizmet binasına taşındığından beri ek bina olarak aktif şekilde kullanılıyor ve binada bir başkanlık makamının yanı sıra zabıta, numarataj, anons memurluğu ve vezne gibi birimler de yer alıyor.

     HDP’Lİ 9 MECLİS ÜYESİ GÖREVDEN ALINMIŞTI

    Seçim sonuçları da çok tartışılan Tatvan Belediyesi’ni AKP 276 oy farkla almıştı. HDP’nin “800’ü aşkın usulsüz seçmen” tespitiyle ilçe, il ve yüksek seçim kurullarına yaptığı tüm itirazlar reddedilmişti. Yine belediye meclisinde çoğunluğu bulunan HDP’nin 9 meclis üyesi haklarında devam eden soruşturmalar gerekçe gösterilerek görevlerinden uzaklaştırmış, meclis çoğunluğu AKP lehine değişmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hakkari, Bitlis ve Siirt’te sokağa çıkma yasakları

    Hakkari, Bitlis ve Siirt’te sokağa çıkma yasakları

    Hakkari, Bitlis ve Siirt’te toplam 17 köy ve mahallede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    Son olarak Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 4 köyde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    Valilik tarafından yapılan açıklamada Çatalca, Güvenlik, Erdemli, Soğuksu mülki sınırları içerisinde operasyon gerekçesiyle 24 saat süreyle yasak ilan edildiği duyuruldu. Yasağın yarın (17 Ekim) saat 05.00’a kadar 24 saat süreyle geçerli olacağı, 4 köye (okula giden öğrenciler ve servis hariç olmak üzere) giriş-çıkışların da yasaklandığı belirtildi.

    BİTLİS VE SİİRT’TE DE YASAK

    Ayrıca daha önce merkez ve Güroymak ilçelerinde yasak ilan edilen Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı 3 köy ile bir mahallesinde de yasak ilan edildiği açıklandı.

    Bitlis Valiliği, Mutki ilçesine bağlı 3 köy ve bir mahallede düzenlenecek askeri operasyon öncesi bugün saat 17.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini duyurdu. Valilikten yapılan açıklamada, ilçenin Yazıcık, Yuvalıdam ve Kayran köyleri ile Aksu mahallesi bölgelerinde, ikinci bir emre kadar sokağa çıkma  yasağı ilan edildiği belirtildi. Siirt’in de Baykan ilçesine bağlı 9 köy ve mezrada da askeri operasyon gerekçesiyle sokağa çıkma yasağı ilan edildiği duyuruldu.

    Siirt Valiliği, Baykan ilçesine bağlı 9 köy ve mezra kırsalında düzenlenecek askeri operasyon öncesi saat 17.00 itibariyle sokağa çıkma yasağı ve bazı bölgelerin özel güvenlik bölgesi ilan edildiğini duyurdu.

    Valilik tarafından yasak ilan edilen köy ve mezra isimleri şöyle: Meşelik, Ardıçdalı, Ormanpınar ve Çamtaşı köyleri ile Boyluca, Aydınlar, Korucu, Bahçeli ve Doğruyol.

  • Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın merkezindeki Sur ilçesinde ilk yasak, 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Yasak defalarca birer gün süreyle uzatıldı. 11 Aralık 2015’te surların çevresindeki mahallelerde yeniden ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre; son 2 yıllık süreçte 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve nüfus sayımına göre; en az 1 milyon 809 bin kişi bu yasaklardan etkilendi. Diyarbakır Sur’da ilk yasak 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Surların çevresinde yasak bu tarihten bu yana devam ediyor.

    TEMEL SEBEP ÇÖZÜMSÜZLÜK

    TİHV, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollardan çözümüne ilişkin bütünlüklü bir program uygulamayan Türkiye’nin yeniden çatışmalı bir ortama girdiği 2015 Ağustos’undan günümüze kadar geçen 2 yıllık süreçte neler olup bittiğini gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapora göre; süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağının ilk ilan ediliş tarihi olan 16 Ağustos 2015’ten günümüze devam eden 2 yıllık süreçte toplam 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    EN AZ 1 MİLYON 809 BİN KİŞİ ETKİLENDİ

    Rapora göre; 2014 nüfus sayımı verilerin esas alındığında en az 1 milyon 809 bin kişi; özgürlük, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din özgürlüğü, bilgi alma ve verme özgürlüğü, mülkiyetin korunması hakkı, eğitim hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı olmak üzere en temel hakları ihlal edilerek yasaklardan etkilendi.

    Süresiz veya gün boyu olmak üzere Diyarbakır’da 136, Mardin’de 42, Hakkâri’de 21, Şırnak’ta 13, Bitlis’te 12, Bingöl’de 7, Muş’ta 7, Tunceli’de 6, Batman’da 5, Elazığ’da 2, Siirt’te 1 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    YASAK BİTMİŞ DEĞİL

    Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde de dün gece itibarıyla 22.00 ile 05.00 arasında 5 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesi, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi ve Muş Merkez ile Varto ilçesinde ise operasyonların sona ermesiyle yasak fiilen sonlandırıldı ancak yasağın kalktığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

    RAPORA GÖRE DÜNYA REKORU SUR’DA

    Diyarbakır’un Sur ilçesinin 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı tam 1 yıl 8 ay 23 gündür sürüyor. Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” hâlâ devam ediyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde vurulmasıyla başlayan yasak, dünya tarihinin en uzun süren sokağa çıkma yasağı özelliği taşıyor. Yasak ilanından sonra ilçe, 98 gün süren çatışmalı bir dönem geçirmişti. Resmi Gazete’de yayımlanan “acele kamulaştırma” kararına göre Sur’un 6 bin 300 parseli kamulaştırılmış ve kentte yıkım başlamıştı. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapora göre, yaklaşık 40 bin insanın Sur’dan göç ettiği belirtilmişti.

    HABER MERKEZİ