Etiket: börklüce mustafa

  • Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    PİRHA- Hamburg Hak Evi, Madımak ve Çorum katliamlarınında yaşamını yitirenleri anma etkinliği düzenledi. Yazar Ali Köylüce, “Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok anmalar meşgul ediyor” dedi. HDP’nin eski milletvekili Fatma Kurtulan da, “Bu katliamlar sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor. Aynı zamanda yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar” ifadelerini kullandı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu’na bağlı Hamburg Hak Evi, Sivas Madımak ve Çorum katliamlarında yaşamını yitiren Alevileri andı.

    Anmaya konuşmacı olarak Yazar Ali Köylüce ve HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan katıldı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN GÜNDEMİNİ EN ÇOK ANMALAR MEŞGUL EDİYOR”

    Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok meşgul eden şeyin anmalar olduğunu vurgulayarak konuşmasına başlayan Yazar Ali Köylüce, “Ben buna katliamlar silsilesinin birer örneği olarak değineceğim. 2 Temmuz Madımak ve 1980 Çorum. Selçuklu’dan bu yana devam eden katliamların sadece iki tanesi. Yani düşünebiliyor musunuz? 1239’da kayıt altına alınan Baba İshak, 1417’de Börklüce Mustafa, 1419’da Torlak Kemal, 1420’de Şeyh Bedrettin, 1511’de Şahkulu ve bu liste devam edip nereye kadar geliyor? 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’na kadar” dedi.

    “KENDİNİ BİLMEZ İKİ ÜÇ KAFADARIN SALDIRISIYLA 1000 YIL KATLİAM DEVAM EDER Mİ”

    Devamında İstanbul’da bir de Gazi ve Ümraniye’de yapılan katliamlar olduğunu belirten Köylüce, şunları ifade etti:

    “Şimdi soru şu. Bu kadar katliamın peş peşe olmasının münferit, kendini bilmez, yoldan çıkmış iki üç kafadarın saldırısıyla bu kadar beş yüz yıl, bin yıl katliam devam eder mi? Etmez. Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilen bir politikayı bütün Aleviler biliyor. Bu devreden politika neydi? Bu devreden politika İttihat ve Terakki’den Cumhuriyete gelen Türk İslam sistemine dayalı bir ulus devlet yaratmak. Ulus devleti yaratmak için o iki kritere uymayan her kim varsa hedefe kondu ve bu sadece katliam uygulayarak da değil, soykırım olarak yani dünyada Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948’de kayıt altına aldığı soykırım uygulaması olarak tarif edebileceğimiz standartlarda bir uygulama. Çünkü soykırım da ölçü ne? Bir gruba mensup olanların öldürülmesi deniyor.”

    “İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILARAK CANLI YAYINLARLA İZLETTİRİLDİ”

    Ardından söz alan ve Alevilerin tarihinde çok büyük acılar yaşandığını, bu acılardan ikisinin Çorum ve Madımak olduğunu söyleyen HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan ise “İnsanlar diri diri yakılarak canlı yayınlarla Türkiye’nin her yerine izlettirildi. Bir katliam yaşadık” dedi.

    Bu katliamların ilk olmadığı gibi sonrasının da olduğunu vurgulayan Kurtulan, “Cumhuriyet öncesi de katliamlara maruz kalan bir inancın sahibiyiz hepimiz. Aynı zamanda Cumhuriyetle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisini inşa ettiği süreçlerde büyük sancılarla haklarımızı alma, demokrasi adına taleplerimizi hayata geçirme adına verdiğimiz mücadelenin kanlarla bastırıldığını, terörize edildiğini hepimiz biliyoruz. Ne yazık ki bu devam etti. Sonradan hala günümüzde de değişik politikalarla üzerimizdeki baskı, asimilasyon ne yazık ki devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “BU KATLİAMLARLA AYNI ZAMANDA YAŞADIĞIMIZ YERİN DEMOGRAFİSİNİ DEĞİŞTİRİYORLAR”

    “Maraş katliamı failleri bulunsaydı, yargılansaydı, arkasındaki sorumlular da bulunup yargılansaydı Çorum olmayacaktı. Çorum’un bulunsaydı Sivas olmayacaktı” diyen Kurtulan şunları kaydetti:

    ” Şu an bizler de dünyanın dört tarafına savrulmuş, inancımızı sonradan kendi çabamızla, emeğimizle öğrenme, yaşatma çabasına girmezdik. Ne yazık ki bizler gerçekten bu katliamlarla birlikte şuna maruz kalıyoruz. Yani sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor bu katliamlar. Aynı zamanda bulunduğumuz toprağın, vatanımızın, yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar. Bizi dünyanın dört bir tarafına sürme ve inancımızı artık unutma, unutturma amacı da taşıyor bu katliamlar. Ben de bir katliam yaşanan Maraş’ta, çocuk yüreğimde sırasını bekleyen biriyim. Bunun hepimiz üzerinde büyük etkileri var. Bu sistem, bu zihniyet diyor ki, olur da ayağa kalkarsan, haklarını talep edersen, inancını özgürce yaşamak istersen Çorum’u unutma, Sivas’ı unutma, Dersim’i unutma. Yani Sivasları unutma diyor bize. Bu mesajı veriyor.”

    PİRHA/HAMBURG

  • ‘Hakikat’ filmi 8 Ekim’de vizyona girecek: Sinemada yeni bir yol yaratmamız gerekiyordu-VİDEO

    ‘Hakikat’ filmi 8 Ekim’de vizyona girecek: Sinemada yeni bir yol yaratmamız gerekiyordu-VİDEO

    PİRHA-8 Ekim’de Türkiye’de vizyona girecek olan ‘Hakikat’ filminin oyuncusu Bülent Emrah Parlak ile yapımcısı Özer Çalık PİRHA’ya konuştu. “Sinemada yeni bir yol yaratmamız gerektiğini düşünüyorduk” diyen Çalık, filmin kooperatif anlayışla yapıldığını ifade etti. 

    Şeyh Bedreddin ve onun öğretilerinden etkilenen Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal’in eşitlikçi isyanını konu alan ‘Hakikat’ filmi, 7 Ekim’de Avrupa’da, 8 Ekim’de de Türkiye’de vizyona girecek.

    Film’de Börklüce Mustafa’yı canlandıran oyuncu Bülent Emrah Parlak ile yapımcı Özer Çalık, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “BÖRKLÜCE MUSTAFA’YI CANLANDIRMAK BAMBAŞKA BİR HİS”

    Filmde, bir dönem ve o döneme ait sorunların anlatıldığını belirten Parlak; “Güncel bir film diyebiliriz. Her dönemde aynı sorunlar ve çözümleri var. Ama tabi ki bir dönemi ve o dönemin sorunlarını anlatıyoruz. Bu dönemde de karşılıklarını bulabilecektir seyirci” dedi.

    Parlak, filmde canlandırdığı Börklüce Mustafa ile ilgili olarak da, “Duygusal olarak bambaşka bir his. Çünkü tarihsel olarak hem tanıdığım, bildiğim ve  yakınlık duyduğum bir karakterdi. Oynamaktan çok büyük keyif ve mutluluk aldım” ifadelerini kullandı.

    Filme destek veren birçok kurum ve kişinin olduğunu kaydeden Parlak, “Destek verenler aynı zamanda filmin ortakları. Bu anlamda çok örnek teşkil edecek bir film. Aslında çok başarılamayan bir durum bu. Herkesin bir ucundan tutup bir şeyi ayağa kaldırması dönemimizde çok zor” diye konuştu.

    “SİNEMADA YENİ BİR YOL YARATMAMIZ GEREKİYORDU”

    “Sinemada yeni bir yol yaratmamız gerektiğini düşünüyorduk” diyen yapımcı Çalık, “Dünyada ve Türkiye’de genelde zengin bir yapımcının vermiş olduğu parayla film çekilir ya da büyük yapımcı şirketleri çeker. Ya da Kültür Bakanlığı’na başvurursun. Hepsinde bir otokontrol vardır. Sisteme dokunmama, oyuncuları seçerken, “O oyuncuyu seçmeyelim” denilerek, siyasi olarak baskı uygulanır. “Hikayemiz daha yumuşak olsun” gibi bin tane sorun vardı.

    Biz bunları nasıl aşacağımızı bir yıla kadar tartıştık. Yeni bir yol yaratmamız gerektiğini düşündük. Kooperatif anlayışıyla yaptık. Şirketin ismini de o yüzden ‘İmece’ koyduk. Aşure yaparmış gibi herkes bir şey getirecek, katacak dedik. Sonrasında da hep beraber paylaşacağız; o aşureyi hep beraber yiyeceğiz. Bu şekilde yola çıktık. Bizden sonra da insanlar doğru yaptığımız yanları örnek alsınlar” şeklinde konuştu.

    “BİR TEKSTİL İŞÇİSİNİN 5 METRE KUMAŞ GETİRMESİYLE BAŞLADI BU HİKAYE”

    Çalık, yapım sürecinin en büyük sıkıntısının inanç olduğunu söylerken; “Biz bu filmi kapı kapı dolaşarak yaptık. İnsanlar yapacağımıza değil de yapamayacağımıza çok inandılar. Biz yapamazsak; bizden sonra da bir umutsuzluk oluşacaktı. Biz bunu başaracağız, diyerek yola çıktık. Olmasaydı eğer geriye çok büyük bir umutsuzluk bırakacaktık. Belki de 10-20 yıl kimse böyle bir işe kalkışmayacaktı. İnancı tekrardan hareketlendirmemiz gerekiyordu.

    Sanat, ekonomik krizin çok büyük olduğu ve pandemi gibi sorunun olduğu bir dönemde geriye bırakıldı. Sanatın gücü unutuldu. Biz bunu tekrardan ayaklandırmak istedik. Asıl sorunu orada yaşadık. Osmanlı ordusu 20-25 binken Börklüce’nin ordusu 10 binlerdeydi. 10 bin olduğu için kaybetmedi. Diğer 10 bin gelmediği için kaybetti. Diğer 10 bin gelmiş olsaydı bambaşka bir tarih yazılacaktı. Şu an başka şeyler konuşuyor olacaktık. Bir tekstil işçisinin 5 metre kumaş getirmesiyle başladı bu hikaye. Bunu büyük bir gurur olarak gördük” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP-Berfin YILDIZ/İSTANBUL

  • ‘Hakikat: Şeyh Bedrettin’ filminin fragmanı yayınlandı

    ‘Hakikat: Şeyh Bedrettin’ filminin fragmanı yayınlandı

    PİRHA- Şeyh Bedrettin’in hayatından kesitler sunacak ‘Hakikat: Şeyh Bedrettin’ filminin fragmanı yayınlandı.

    Yaklaşık 600 yıl öncesinde yaşanan isyanları ele alan Hakikat: Şeyh Bedrettin filmini Ali Şahin ve Hakan Alak birlikte yazdı. Filmin yönetmenliğini de yine Hakan Alak üstlendi. Filmde Şeyh Bedrettin’i müzisyen Suavi canlandırırken başrol oyuncuları arasında Bülent Emrah Parlak ve Saygın Soysal da yer aldı.

    Dönemin önemli isimlerinden Börklüce Mustafa’yı Bülent Emrah Parlak canlandırırken Torlak Kemal’e ise Saygın Soysal hayat verdi.

    İmece Yapım’ın üstlendiği film, CJ Entertainment Turkey aracılığıyla vizyonda yer almaya hazırlanıyor.

    Filmde ayrıca Elif Nur Kerkük, Ali Barkın, Kerem Fırtına, Orhan Alkaya, Ezgi Esma Kürklü, Bülent Keser, Teoman Gelmez, Sinan Tuzcu, Sabriye Günüç, Serkan Genç, Rıza Akın, Rugeş Kırıcı gibi isimler de rol alıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Şeyh Bedreddin’in bugün idam edilişinin 601. yılı

    Şeyh Bedreddin’in bugün idam edilişinin 601. yılı

    PİRHA- Yaşamını, eşitlik ve adalete adayan, bunu yaşam biçimi haline getiren Şeyh Bedreddin’in bugün idam edilişinin 601. yıldönümü.

    Nazım Hikmet dizelerinde de ifade ettiği gibi “Hep bir ağızdan türkü söyleyip/ hep beraber sulardan çekmek ağı/demiri oya gibi işleyip hep beraber, /hep beraber sürebilmek toprağı, /ballı incirleri hep beraber yiyebilmek, /yârin yanağından gayrı her şeyde/her yerde/ hep beraber!”

    Şeyh Bedreddin, yaşamını, eşitlik ve adalete adadı.

    Şeyh Bedreddin 1359 yılında Edirne civarında eski bir kaza merkezi olan Simavna’da doğdu. İlk eğitimini aile içinde alan Şeyh Bedreddin gençlik yıllarında yaklaşık olarak 20 yıl boyunca Bursa, Konya, Kudüs, Kahire, Tebriz ve Kazvin’de eğitimini sürdürdü. Özellikle Kahire’de geçirdiği zaman Şeyh Bedreddin için dönüm noktası oldu. Dönemin ünlü alimi Şeyh Hüseyin Ahlati’nin rahle-i tedrisinde öğrenim gördü. Şeyh Bedreddin, eğitiminin sonunda döndüğü Rumeli’de Osmanlı’nın 1402 Ankara savaşında Timurlenk’in orduları karşısında yaşadığı bozgun sonrasında bir duraklama içine girdiği tarihe “Fetret Devri” olarak geçmiş olan bir iç savaşla karşılaşır.

    Şeyh Bedreddin haksızlıklara karşı durmak için büyük bir ayaklanma başlatır. Tarih sayfalarında üç ayrı isyan olarak geçse de, başta Ege’nin Karaburun’undan Börklüce Mustafa ile bugünün Manisa bölgesinden Torlak Kemal’in önderliğindeki isyanlarda Şeyh Bedreddin isyanın içindedir.

    “DÜNYADAKİ HER ŞEY ORTAK VE EŞİT PAYLAŞILMASI GEREK”

    Şeyh Bedreddin, Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa’yı yanına çektiği halk ile birlikte, dünyadaki her şeyin ortak olduğu ve eşit paylaşılması gerektiğini savunup 1400’lü yılların başında başlamak üzere Osmanlı’ya karşı başkaldırdı. Ege’den başlayıp Batı Trakya, Deliorman, Serez’e kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bedreddin 1413’te tahta geçen Çelebi Mehmet tarafından İznik’te zorunlu ikamete mahkûm edilmesiyle beraber, son ayaklanma hızla yayıldı. Ancak bir ihanet sonucu yakalanan Şeyh Bedreddin 601 yıl önce 18 Aralık 1418’de, Serez çarşısında idam edildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Kenanoğlu mecliste Şeyh Bedreddin ve yoldaşlarını andı- VİDEO

    HDP’li Kenanoğlu mecliste Şeyh Bedreddin ve yoldaşlarını andı- VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, idam edilişinin yıl dönümünde Şeyh Bedreddin ve yoldaşlarını mecliste andı.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu idam edilişinin 598’nci yıl dönümünde Şeyh Bedreddin ve yoldaşları olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’i andı.

    “ŞEYH BEDREDDİN VE YOLDAŞLARININ DÜŞÜ BİZİM MÜCADELEMİZDİR”

    Meclis konuşmasında söz alarak Şeyh Bedreddin ve yoldaşlarını anan Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Bundan 598 yıl önce 21 Aralık 1420’de Şey Bedreddin Serez’de idam edildi. Yarin yanağından gayrı her şeyde ve her yerde hep beraber diyerek yaşadığımız coğrafyada kardeşliği savunan ve İzmir Karaburun’da Alevilerin dünya tahallülü olan rıza şehrini kuran ve  kardeşliği tesis eden Şeyh Bedreddin ile Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’i saygıyla ve aşk ile anıyorum. Devirleri daim olsun. Onları düşü olan ortak yaşam ve halkların kardeşliği oluşturmakta bizim mücadelemizdir. Onlara selam olsun.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Yönetmen Hüseyin Aydın yeni filmini anlattı: Rıza Şehri bir söylence değil-VİDEO

    Yönetmen Hüseyin Aydın yeni filmini anlattı: Rıza Şehri bir söylence değil-VİDEO

    PİRHA-Aleviliğin temel taşlarından olan razılık ve rızalığa dayalı, kimilerinin Alevilerin ütopyası diye adlandırdıkları Rıza Şehri beyaz perdeye aktarılıyor. Tek derdi Alevi yol değerlerini insanlara unutturmamak olan Alevi yönetmen Hüseyin Aydın, yeni filmi olan Rıza Şehri’ni anlattı. 

    Hüseyin Aydın film yönetmeni. Derdi ise Aleviliğin unutulmaya yüz tutmuş yaşamını, felsefesini görsele dökerek satır başlarıyla insanlara hatırlatmak. İlk filmi Aşkın İkrarı Yol ile bunu yapmaya çalışan Aydın, şimdi ikinci filmi olan Rıza Şehri’ni çekmeye hazırlanıyor.

    “DERDE DERMAN ARAMA BAĞLAMINDA FİLMLER ÇEKİLMEDİ”

    Adından da anlaşılacağı üzere Rıza Şehri Alevilerin ütopyası diye adlandırılan tamamıyla razılık ve rızalığa dayalı bir yaşam biçimini konu ediniyor. Aydın ile Aleviliğin görsele aktarımı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Aleviliğe dair bir sürü film çekildiğini ifade eden Aydın, bu filmlerdeki sıkıntıyı şöyle anlatıyor:

    “Aleviliği kendi derdi olarak bilip o derde derman arama bağlamında mı filmler çekildi yoksa o derdi kullanıp orada gişe yapıp biraz para kazanmak anlamında mı yapıldı? Bunlar farklı farklı şeyler. Bu iki pencereden baktığımızda ciddi bağlamda Aleviliği dert edip bu derde derman arama bağlamında çekilmedi bu filmler. Ne yaptılar Aleviliğe ait belli görsel şeyler koydular ‘alın size’ dediler işte Alevilerin onu izlemesini sağlayıp oradan gelir elde etme anlamında yaptılar. Aslında bu çok kötü bir şey değil belki ama inançsal olarak doğru değil. Benim şöyle bir derdim var, hani Şah Hatayi diyor ya ‘Güzel pirim bir dert vermiş çekerim, bir derdim var bin dermana değişmem.’ Neydi o bir dert ki sen bin dermana değişmiyorsun. O bir dert insan olmaktır, o bir dert evrende var olan her şeyi sevmektir. O bir dert kendisinin dışındaki her şeyi dost, musahip, kardeş görmektir. O öyle bir dert ki mevkiyi makamı, parayı pulu, benliği hiçleştirmektir. Peki o bin derman neydi ki kabul etmiyordu? Mevkiydi. ‘Hadi lan’ dedi. Makamdı ‘Hadi lan’ dedi. Para, şan, şöhretti. ‘Hadi lan’ dedi. Namerdin sofrasına oturmaktı. ‘Hadi lan’ dedi. ‘Benim mazlumlar katarı diye bir derdim var’ dedi. ‘Ben oradan ayrılmam, ben zalimin önünde ilik iliklemem. Bunlar benim dermanlarım değil’ dedi. Şimdi yaşadığımız çağda ne yazık ki hayatın bir parçası oldu bu saydıklarımız.”

    “CANLI BİR PARA OLUYORSUN”

    “Şimdi hangimiz yeni çıkan telefonun markasında değiliz ki” diye serzenişte bulunan Aydın, eleştirilerini şöyle sürdürüyor: “Yani biz insan olmayı ve insanca yaşamayı değil sistemin bilinç altımızda kodlandırdığı şeyleri almak ve ona göre kendimize empoze etmek, şekillendirmek derdine düşmüşüz farkında olmadan. Böyle olunca ne oluyor insan olma yanın törpüleniyor ve bitiyor. Biyolojik olarak insansın, düşünce ve beyin olarak insanlıktan farkında olmadan uzaklaşmış oluyorsun ve sistemin parçası olmuş oluyorsun. Sistemin ana temeli metadır, paradır ve sen de canlı bir para oluyorsun. Bu kadar net.”

    “ALEVİLİĞİN TEMEL DÜSTURU RAZILIK VE RIZALIK”

    Aleviliğin temel düsturunun razılık ve rızalık olduğunu belirten Aydın, “Razılık ve rızalığın olmadığı hiçbir yaşam tarzı Aleviliğe tekabül etmiyor. O zaman ne yapmalıyız biz temel köşe taşını iyi döşemek zorundayız. Eskiden okuma vardı insanlar okuyordu. Artık okumuyorlar. Şimdi ne yapıyorlar izliyorlar. Radyo vardı dinliyorlardı. Radyodan sonra ne oldu televizyon çıktı. Radyo dinlemiyorlar artık. Adam gözüyle izliyor kulağıyla dinliyor. Gözden kulaktan beyine beyinden yüreğe getiriyor. Eğer ona ait bir şey varsa buraya mekan ettiriyor. Ama yoksa da ‘Hadi bana eyvallah’ diyor.” diye ifade ediyor. Görselliği kullanarak insanlara kendi gerçeklerini ulaştırmanın önemine değinen Aydın, konuşmasına şöyle devam ediyor:

    “İNSANI İNSANLAŞTIRAN KÜLTÜR VE SANATTIR”

    “Alevilerin en büyük eksiklerinden birisi kültür sanat. Canlıları diri tutan iki şey vardır; hava ve su. İnsanı insanlaştıran evrim sürecini tamamlayan kültür ve sanattır. En basit bir şey 7 ulu ozanı çıkar hadi Aleviliği yürüt bakayım. Ama neden çünkü o zaman görsellik yoktu sözeldi, söylemleydi. Ne yapıyordu bu 7 ulu ozan Aleviliğin yaşamına dair? Mesela Daimi ‘Hakk’ın varlık deryasıyım mademki ben bir insanım’ diyor. Burada yaradılışın gerçekliğini anlatmaya çalışıyor. Neyle kelamla. Niye kelam her insani kamil Hak’la Hak olmuşsa eğer onun ağzından yüreğinden çıkan her şey Hakk’ın kelamıdır. Neden telli Kuran diyoruz çünkü yazılı olmayan sözel Hak’ın söyleminin tezahürü olduğu için öyle diyoruz. Bunun için de sözeldi şimdi sözelden görsele döndü. Döndüyse eğer o zaman bunların arka planındaki görselliğini insanlara götürüp insanın kendi vicdan terazisinde tartmasını sağlamak ve kendisine dar olmasını, yar olmasını, bir olmasını sağlayacaksak eğer bu görsellikten geçer.”

    “GELECEĞE KAYNAK BIRAKMIŞ OLACAKSIN”

    Alevi yaşam ve yol dünyasına görselliği bırakmak için Rıza Şehri ile başlamak gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Rıza Şehri ile başladığında o benliği yok edip kendini ağırlığınca terazinin kefesine koyup gülle tartmak söz konusu olacaktır. Ondan sonra tutarsın dört kapı kırk makamı kapı kapı işletirsin, yaparsın. Böylelikle hem Aleviliği daha anlaşılır bir şekilde insanlara hisse edilmiş hikayeler içerisinde götürüp kendilerine orada bir ayna olarak tutarsın, kendilerini yargılamalarını görmelerini sağlarsın. Ama aynı şekilde de geleceğe bir kaynak bırakmış olacaksın. Binlerce kitap var ama ne yazık ki şimdi kitaplar ileriye belge olarak kalıyor eğitim görevi görmüyor” diyor.

    “ÖNEMLİ OLAN YOLU YÜRÜTMEKTİR”

    Yolun yürüyebilmesi için herkesin kendince bir şeyler yapması gerektiğini söyleyen Aydın, “Yola talip olmak yetmiyor, önemli olan yolu yürütmektir. Siz buradan yürümezseniz eve gidemezsiniz. ‘Eve gitmek istiyorum’ bu düşüncedir. Gitmen için yürümen lazım, hareket etmen lazım. Alevilik de böyle bir şey. Aleviyim demekle Alevi olamıyorsun, olmuyor, yetmiyor. Ne yapmak lazım; yürümek lazım. Yürümekse kim yetenekleri, gücü oranında ne kadar yürüyebiliyorsa yürümeli. Herkes yapabildiğini yapabilirse biz bir yere gelebiliriz, bir yere gidebiliriz, bir yerde başarılı olabiliriz” diyor.

    “RIZA ŞEHRİ BİR SÖYLENCE DEĞİLDİR”

    Rıza Şehri’nin kimine göre bir ütopya olduğunu ifade eden Aydın, kendince şöyle anlatıyor Rıza Şehri’ni: “Elbette ki bütün insanların ütopyası olmalı. İnsanı insanlaştıran ütopyadır. Ütopyan yoksa insan değilsin zaten. Ama Rıza Şehri ütopya değil. Rıza Şehri yaşanmış ve o yaşamın üzerinde kurgulanmış bir gerçektir. Yani bir söylence değildir. Günümüzde de var Rıza Şehri. En basit örnek cemlerde. ‘Büyüğümüz küçüğümüz yoktur’ diyoruz. Kadın erkek cinsiyet ayrımı yoktur, herkes eşittir. Lokmalar niyazlar eşit bir şekilde bölüşülmüyor mu? Hatta çıkıp da ‘Elimde yoktur terazi herkes payına oldu mu razı?’ diye de bir razılık ve rızalık alınmıyor mu? Ama bunu minyatür küçük bağlamda değil de yaşamsal, büyük toplumsal alanda Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal ortakları kurdular 1400’lerin başlarında. İlk gittikleri o köyde başladılar köyleri birleştirdiler. Sonra Anadolu’nun dört bir yanından pirler, civanlar akın akın oraya gelip o yaşama dahil oldular, o yaşamı gerçekleştirdiler.”

    “YENİDEN İNSAN VİCDANINA TAŞIMA GEREĞİ HİSSEDİYORUM”

    Alevilerin onlara öncülük eden ve Alevi düşünce ve felsefesini bugünlere getiren insanlara minnet borcu olması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Aydın, “Belki ben Börklüce ve Torlak’ın hikayesini o ortaklardaki savaşını çekmeyeceğim ama en azından onların anısına diye bir başlıkla onları yeniden insanın vicdanına taşımak gereğini hissediyorum. Çünkü tarihi arka planı unuttuğumuzda soyutlaşıyor her şey. Somutlaştırmak gerekiyor. Bizim hiçbir düşüncemiz soyut değil, iş olsun diye düşünüp, kurgulanıp söylenmemiştir. Her şey gerçektir, gerçekten tezahür etmiş kendini var etmiştir” diyor.

    “BÜTÜN DEĞERLERİ KENDİ PARÇASI GİBİ GÖRDÜĞÜNDE İNSAN ANLAM TAŞIYOR”

    Aleviliğin en çok çürümesinin nedenlerinden birinin doğdukları yerden kopartılarak adeta yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışılması olduğunu kaydeden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aleviliğin bugün en çok çürümesinin nedenlerinden bir tanesi de doğdukları yerden kopartılıp yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışmalarıdır ki köksüz oluyorlar. Buradan geliyor. Çünkü Aleviliğin temel iki desturu vardır biri komu’dur yani kabile ve aşiret ya da soy boy dediğimiz şey. Diğeri ise ziyaretleridir. Mesela biz ziyaretlerle büyüdük. Şimdi bir ağaca çaput bağlıyorsun. Oysa ki ağaca çaput bağlarken ağaçtan kutsiyet beklediğinden dolayı değil ağacın insan yaşamındaki değerinden yani o Hak, Muhammed, Ali dedikleri tanrı evren insan birlikteliğinin vazgeçilmezi nedir? Sen doğayı yok saydığında kendini bu yaşamda soyutlamış oluyorsun. Ama darda-sıcakta kaldığında bir gölge istiyorsun. İşte o ağaç sana gölge olduğunda sana ana oluyor. Şimdi biz ağacı analıktan çıkarıp sadece bir ağaç, bir dal parçası gördüğümüzden işte ağaca da çaput bağlanırmış mantığına gideceğiz. Şimdi ziyaretler tepelerdedir neden? Biz dağları, ovaları, ırmakları sıradanlaştırıp bir dağ parçası bir toprak parçası ya da taş parçası gördüğümüzden de inancın içini boşaltmış oluyoruz. O zaman ne oluyoruz doğadan kopuk soyut bir insan olmuş oluyoruz. Yani doğada münezzi, yaşamda münezzi, kopuk, soyut bir insan olmaz. İnsanı insanlaştıran yaşadığı bütün değerleri kendi parçası gibi gördüğünde insan bir anlam taşıyor. Alevilik onun için değerlidir onun için çok önemlidir. Çünkü Alevilik sadece bireyin kendisini ve belli bir şeyi önceleme değil. Evrende var olan her şeyi bir parçası sanıp onunla kendini bütünleştirdiğinde hatta Hakk’ı da buna katarak hani Veysel diyor ya ‘Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa. Eğlenecek yer bulamaz gönlümdeki köşk olmasa.’ Köşkün olmadığı hiçbir yer gönlün köşk olarak kullanılmadığı hiçbir alan da alan değildir. İşte onun için Aleviliği bunlardan soyutlarsak hiçbir şey olmaz.”

    Rıza Şehri filminin senaryosunun hemen hemen bittiğini ifade eden Aydın, film için alan araştırması yaptığını ve filmi Aydın bölgesinde çekmek istediğini ekledi.

    Suay ABAK/İsmet SEFER