Etiket: bucak aşireti

  • Cumartesi Anneleri, Bucak Aşiretinin eylemlerini hatırlattı: ‘Bedirhan Tüysüz nerede?’ -VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Bucak Aşiretinin eylemlerini hatırlattı: ‘Bedirhan Tüysüz nerede?’ -VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması talebiyle birkez daha Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Yapılan açıklamada, 46 yıl önce Bucak Aşireti tarafından kaçırılıp kaybedilen Bedirhan Tüysüz’ün akıbeti soruldu.

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1036. hafta eylemi sebebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Mahkeme kararına rağmen, eylemin yapılacağı alan bir kez daha polis ablukasına alındı.

    Cumartesi Anneleri, ellerinde karanfiller ve yakınlarına ait fotoğraflar ile polis bariyerleri önünde basın açıklaması yaptı.

    BUCAK AŞİRETİNİN AYDINLATILMAYAN EYLEMİ!

    Cumartesi Anneleri adına 1036. hafta basın açıklamasını Ümit Efe okudu. “Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diyen Efe, şöyle devam etti:

    “46 yıllık inkar ve cezasızlık son bulsun; Bedirhan Tüysüz için adalet istiyoruz.

    1036 haftadır ısrarla altını çiziyoruz; gözaltında kaybetme suçu yalnızca kaybedilen kişiye karşı işlenmez. Kaybetmeler, kaybedilenin arkasında bıraktığı insanlara karşı da işlenmiş bir suçtur. Kayıp yakınlarına yaşatılan belirsizlik, bekleyiş, hakikate ve adalete ulaşamamanın yarattığı çaresizlik duygusu işkencedir, zalimane ve insanlık dışı muameledir.

    1036. haftamızda 46 yıldır bu işkenceye maruz kalan Tüysüz Ailesi’nin Galatasaray’daki sesiyiz. 46 yıl önce Hilvan’da kaybedilen Bedirhan Tüysüz için adalet istiyoruz.

    70’lerin sonlarında Hilvan’da saldırıların, ölümlerin yaşandığı ağır bir şiddet ortamı vardı. 6 Mayıs 1979’da yenilenen Hilvan seçiminde bağımsız belediye başkan adayı olarak giren Nadir Temel seçimi kazandı. Böylece  Hilvan, Kürt siyasetinin kazandığı ilk belediye oldu. Seçimler sonrasında Hilvan’daki şiddet ortamı daha da ağırlaştı.

    Dönemin Adalet Partisi milletvekili Mehmet Celal Bucak, aynı zamanda yüzlerce silahlı adamı olan Bucak Aşireti’nin devlet ile işbirliği yapan kanadının ağasıydı. Kontrgerilla ve özel harekat ile yakın ilişki içinde olduğuna dair ciddi iddalar bulunmaktaydı.Kendisi ile işbirliği yapmayan Urfa’daki aşiretler, Bucak’ın hedefindeydi. Siverek ve Hilvan’da yerleşmiş bulunan Tüysüzler de bu aşiretlerden biriydi.

    AİLENİN HİÇBİR İDDİASI ARAŞTIRILMADI!

    10 çocuk babası Bedirhan Tüysüz, Urfa Hilvan Kılıcın Köyü’ünde yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. Çevresinde sevilen, sayılan birisiydi. 1979 yılının Kasım ayında, Bucak Aşiretine mensup Hakkı Bucak’ın yüzlerce silahlı adamı köye baskın yaptı. Bedirhan Tüysüz’ün 13 yaşındaki oğlu ve eşini rehin aldılar.

    Bedirhan Tüysüz’e, ‘ailen elimizde, gel konuşalım’ diye haber gönderdiler. Bunun üzerine Bedirhan Tüysüz olay yerine geldi, ancak onu zorla araca bindirip kaçırdılar. Hemen jandarma ve kaymakamlığa başvuran aile, kaçırılan oğullarının bulunmasını talep etti.

    Bedirhan Tüysüz’ün, Bucak’lara ait Söyütlü Köyünde zorla alıkonulduğu başta olmak üzere, ailenin hiç bir iddiası araştırılmadı; savcılıklara yaptıkları suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı.

    Soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan cumhuriyet savcılarına sesleniyoruz: Bedirhan Tüysüz’ün akıbetini açığa çıkartacak etkinlikte bir soruşturma başlatın. Tüysüz Ailesi’nin ‘en azından bir mezarımız olsun’ talebini karşılamak için harekete geçin.

    Kaç yıl geçerse geçsin Bedirhan Tüysüz için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YILMADIK, ÖDÜN VERMEDİK!”

    1036’ncı hafta eylemi için Bedirhan Tüysüz’ün oğlu Mehmet Emin Tüysüz de yazılı açıklama gönderdi. Babasının, devlet yanlısı çeteler tarafından katledildiğini belirten M. Emin Tüysüz, şu ifadeleri kaleme aldı:

    “Babam Bedirxan Tüysüz ve onun gibi binlerce kaybedilen insanımızın anısına. 1979 yılında Hilvan – Siverek çatışmalı döneminde kaybettik. Suçu neydi diye sorulursa halkına, insanına karşı ihaneti kabullenmeyip boyun eğmeyişiydi. Bu yüzden devlet yanlısı çetelerin hedefinde idi… Bir gün büyük bir çete grubunun baskınıyla evinden alınarak götürüp kayıplara eklendi.

    O günden bu güne hak, hukuk, adalet arayışımız bir sonuç vermedi ama yılmadık umudumuzu koruduk çizgimizden, duruşumuzdan ödün vermeden mücadele ettik ve insan hakları mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımıza, halkımıza sözümüzdür bu ülkeye, bu topraklara hak, hukuk ve adalet sağlanıncaya kadar mücadelemiz devam edecektir bu yolda mücadele eden ve direnenlere selam olsun…”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kayıp Hüseyin Taşkaya dosyasında polis ve Bucak Aşiretine işaret edildi!-VİDEO

    Kayıp Hüseyin Taşkaya dosyasında polis ve Bucak Aşiretine işaret edildi!-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak için bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda buluştu. 1028. hafta eyleminde, 31 yıldır akıbetine ulaşılamayan Hüseyin Taşkaya dosyası gündeme getirildi. Yargı makamlarına seslenen yurttaşlar, yaptıkları basın açıklamasında “Gerçeği ortaya çıkarmak, suçtan sorumlu kişi ve kuruluşları tespit etmek ve cezalandırmak sizlerin görevidir” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1028. hafta eylemi için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Annelerinin eylem adresi olan Galatasaray Meydanı bu hafta da polis bariyerleriyle kapatıldı.

    POLİS VE BUCAK AŞİRETİ İŞBİRLİĞİ!

    10 kişiyle sınırlı tutulan eylemde, basın açıklamasını Taşkaya ailesi adına Ayşe Taşkaya okudu. Doksanlı yıllarda devlet ve paramiliter örgütlerin yakınlığına vurgu yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “31 yıldır soruyoruz: Hüseyin Taşkaya nerede?

    Devletler, insan haklarını koruma, bu haklara saygı duyulmasını sağlama ve hakların hayata geçirildiği bir ortamı temin etmekle yükümlüdür. Ancak Türkiye’de devlet, yurttaşa karşı hukuki ve siyasi yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmektedir. İktidarlar, hesap verebilen, hukukun üstünlüğünü esas alan yönetimler yerine kendi otoritelerini güçlendiren bir anlayışı benimsemektedir. Bunun sonucunda ise hak ihlaline uğrayanlar, inkar ve cezasızlık politikalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

    1028. Haftamızda, bu politikaların bir sonucu olarak 31 yıldır akıbeti karanlıkta bırakılan ve failleri cezasızlıkla korunan Hüseyin Taşkaya dosyasını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya, Siverek’te yaşıyor ve müteahhitlik yapıyordu. 90’lı yıllarda, tamamen Bucak Aşireti’nin hakimiyetinde olan Siverek’te ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan 13.08.1997 tarihli Susurluk Raporu’nda, güvenlik güçlerinin bölgedeki operasyonları tamamen Bucak Aşireti’ne devretme eğiliminde olduğu ve aşiretin silahlı mensuplarının ‘devlet içinde devlet’ görünümünde oldukları belirtilmişti.

    Yaşanan ihlalleri eleştiren Hüseyin Taşkaya, hem güvenlik güçlerinin hem de Bucak Aşireti’nin hedefi haline geldi. Baskı ve tehditlerin yoğunlaşması üzerine ailesini İstanbul’a taşıdı. Kendisi de işlerini toparlamak amacıyla amcasının evinde kalmaya başladı. 6 Aralık 1993 tarihinde, amcasının Siverek / Bağlar Mahallesi’ndeki evine 30 araçlık bir konvoyla gelen askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular, Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına aldı. Onu askeri araca bindirerek götürdü.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI KAYITLARA GEÇİRİLMEDİ”

    Ailesi, Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa ve valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer gözaltından kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polise teslim edildiğini iddia etti. Emniyet ise ‘Bizde yok, Sedat Bucak’a sorun’ diyerek sorumluluktan kaçındı. Dönemin DYP milletvekili, aşiret reisi ve korucubaşı Sedat Bucak, ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.’ dedi. Ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın soruşturulması ve suçluların cezalandırılması yönündeki görevini yerine getirmedi. Hüseyin Taşkaya’nın akrabalarının ve bütün mahallelinin tanıklığında gözaltına alınmasını ‘ailenin soyut iddiası’ olarak değerlendirdi ve dosya, takipsizlik kararı verilerek kapatıldı.

    Gözaltında kaybedilişinin 31. yılında bir kez daha hatırlatıyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltına alındığı kayıtlara geçirilmedi. Bugüne kadar akıbeti ve nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmedi. Taşkaya’yı kaybedenlere suçlarını gizleme, izlerini örtme ve sorumluluktan kaçma imkanı tanındı.

    1028. Haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarmak, suçtan sorumlu kişi ve kuruluşları tespit etmek ve cezalandırmak sizlerin görevidir. Bu görevinizi yerine getirin.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Hüseyin Taşkaya ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, polis barikatının kaldırılmasını isteyerek, “Devletin arşivlerini bir an önce açmasını istiyoruz” dedi.

    Yurttaşlar, okunan basın metni ardından ellerindeki karanfilleri, polis bariyerlerinin ardına bıraktı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1993’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 1993’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 923. Hafta eyleminde 6 Aralık 1993’te gözaltına alınan ve bir daha akıbetine ulaşılamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın adalet arayışı sürüyor. 923. Haftada Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı için alınan yasak kararı sebebiyle eylemlerini online yaptı.

    Bu haftaki eylemde 6 Aralık 1993’te Siverek’te gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan 42 yaşındaki Hüseyin Taşkaya’nın akıbetine dikkat çekildi.

    Hüseyin Taşkaya’nın gelini Ayşe Taşkaya’nın okuduğu basın açıklamasında yargı mekanizmasının işletilmediğine vurgu yapıldı.

    “ADALET SİSTEMİNİN TERAZİSİ BOZUK”

    Ayşe Taşkaya, Adalet Bakanına seslenerek “Tanıklara, delillere, mahkeme kayıtlarına, AİHM kararlarına, Meclis raporlarına rağmen failleri cezasız bırakılan kayıp dosyaları adalet terazinizin neresinde?” diye sordu. Taşkaya, “923 haftadır söyledik, söylemeye devam edeceğiz” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Adalet, hukukun doğru şekilde uygulanmasını gerektiriyor ise, adalet, haklının hakkını alabilmesi ise, yaşadık biliyoruz; bizim için hukuk yok, adalet yok. Bize yaşatılan zulmü görmezden gelen, bizi bekleyişin belirsizliğine hapsetmek isteyen adalet sisteminin terazisi bozuk.”

    “MAHALLE HALKININ TANIKLIĞINDA GÖZALTINA ALINDI”

    Ayşe Takaya, Hüseyin Taşkaya’nın Siverek’te müteahhitlik yaptığını ve güvenlik güçleri ile Bucak Aşiretinin hedefi haline geldiğini de belirtti. Hüseyin Taşkaya’nın uğradığı hak ihlalleri nedeniyle ailesini İstanbul’a taşıdığı bilgisini veren Ayşe Taşkaya, Hüseyin Taşkaya’nın ise Siverek’te yaşamaya devam ettiğini belirtti.

    6 Aralık 1993’te Bağlar Mahallesi’ndeki evine 30 araçlık bir konvoyla gelen asker, polis ve Bucak aşiretine mensup korucuların, Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına aldığını belirten Ayşe Taşkaya, şöyle devam etti:

    “Askeri araca bindirerek götürdüler. Ailesi, Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa, valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer, gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet ise, ‘bizde yok Sedat Bucak’a sorun’ dedi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.’ dedi. Ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı kaçırmayı aydınlatmadı. Hüseyin Taşkaya’nın akrabalarının ve bütün mahallelinin tanıklığında gözaltına alınmasını ailenin soyut iddiası olarak değerlendirdi ve takibata yer olmadığı gerekçesiyle dosyada takipsizlik kararı verdi. Taşkaya’yı kaybedenlere suçlarının üstünü örtme ve sorumluluktan kaçma imkanı verildi. Geçtiğimiz Temmuz ayı ortalarında Urfa’nın Hilvan ilçesi Tutumlu Köyünde bulunan çok sayıda kafatası ve kemik parçaları Urfa’da kaybedilenlerin yakınlarını yeniden harekete geçirdi. Taşkaya Ailesi de İHD Urfa Şubesi ve Urfalı kayıp yakınlarıyla beraber 25 Temmuz 2022 tarihinde Hilvan Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. DNA incelemesi yapılarak bulunan kemiklerin kimlik tespitinin yapılmasını istedi.

    Taşkaya’nın kaybedilmesine dair gerçeğin ortaya çıkarılması savcı ve mahkemelerin görevidir. Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Taşkaya için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 224 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 731. haftada Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 731. haftada Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri adalet arayışlarının 731. haftasında haber için gittiği Siverek’ten bir daha dönmeyen Özgür Gündem Gazetesi muhabiri Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu. 

    Cumartesi Anneleri 731. hafta da yasaklara rağmen kayıplarını aramaktan vazgeçmedi. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmelerine izin verilmeyen Cumartesi Anneleri 731. hafta da da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin önünde eylemlerini gerçekleştirdi.

    Kayıplarının akıbetini sormak için bir araya gelen Cumartesi Anneleri, kaybedilen kayıpların fotoğraflarını ve kırmızı karanfiller taşıdı.

    Basın metnini gözaltına kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. 32 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkışlarının engellendiğini hatırlatan Ocak, Nazım Babaoğlu’nun 90’lı yıllarda hak ihlallerinin haberlerini yapan ve hedef haline getirilen gazetecilerden biri olduğunu kaydetti.

    “GAZETECİLER ÖLÜME TERK EDİLDİ”

    Urfa’da yaşayan Nazım Babaoğlu’nun hem üniversiteye hazırlanıp hem de Özgür Gündem Gazetesi’nin Urfa Bürosu’nda çalıştığını belirten Ocak, büronun ağır baskı altında olduğunu ve ölüm tehdidi alan gazetecilerin can güvenliklerinin sağlanması için Urfa Valisine ve emniyete başvurduklarını belirtti. Yetkililerin hiçbir önlem almadıklarını ve gazetecilerin ölüme terk edildiğini söyleyen Ocak, “1992 yılında Özgür Gündem’in Ceylanpınar muhabiri Hüseyin Deniz, 1993 yılında da Urfa Büro Şefi Kemal Kılıç uğradıkları silahlı saldırı sonucunda öldürüldü.” dedi.

    DYP Urfa Milletvekili Sedat Bucak’ın liderliğini yaptığı Bucak Aşireti’nin Urfa’da tecavüz, yargısız infaz ve gözaltında kaybetme gibi ağır insanlık suçları işlediklerini ifade eden Ocak, şunları belirtti:

    BUCAK AŞİRETİ BİRÇOK İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ

    “Bucak Aşireti’ne mensup korucuların tecavüz ettiği öğretmenlerle ilgili Urfa Büro’nun hazırladığı haber gazetenin manşetine taşınınca, çalışanlara yönelik tehditler daha da arttı. 12 Mart 1994 sabahı Anadolu Ajansı Muhabiri Murat Yoğunlu; Özgür Gündem Bürosu’nu telefonla arayarak ‘Çok önemli bir haber var, bir muhabiriniz mutlaka Siverek’e gelsin’ dedi. Bu telefon üzerine Siverek’e giden Nazım Babaoğlu orada gözaltına alınarak Korucubaşı Sedat Bucak’ın evine götürüldü ve kaybedildi. Murat Yoğunlu, Sedat Bucak’ın baskı ve tehdidi altında gazeteye telefon ettiğini söyledi. Nazım Babaoğlu’nun Bucak Aşireti korucularının arabaya bindirerek götürüldüğü ve Sedat Bucak’ın işkencehane olarak kullanılan evinde görüldüğü tanıklarca beyan edildi.”

    Ocak, 25 yıldır Nazım Babaoğlu dosyasında hukukun işletilmediğini ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini ekledi.

    “90’LARDAKİ KORKU ORTAMINI YAŞIYORUZ”

    Gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, babalarını Bucak Aşireti’nin kaçırdığını belirterek şunları dile getirdi:

    “Babamın akıbetini sormak için amcam Bucak Aşireti’ne gittiğinde Nazım Babaoğlu’nu işkence yapılmış bir halde görüyor. O dönem Kürt basınının susturulması, yok edilmesi, gözaltında kaybedilmesi yaygındır. Biz aile olarak da baskı gördük, savcılığa gittiğimizde dilekçe yazacak biri bile yoktu. Bugün yine 90’lardaki korku ortamını yaşıyoruz, bizim derdimizi anlatacak gazeteci, savcı, polis kalmadı. Burada insanlar kendini ifade edemiyor, 90’larda neyse İstanbul’da yine aynısı. İnsanları öldüre öldüre bir yere varılmaz. Bugün savcı ve hakimlere sesleniyoruz; susmanız sonuç getirmiyor, adalet istiyoruz, kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz.”

    “1994 EN ÇOK GAZETECİNİN KAÇIRILDIĞI, KATLEDİLDİĞİ YIL”

    Eyleme katılamayan Nazım Babaoğlu’nun ailesinin gönderdiği mektup okundu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Nazım 19 yaşında geleceğe dair umutları olan bir gençti. Gazetecilik için zor yıllardı. Egemenlerin iktidar hırsı genç gazetecilerin bu idealleri gerçekleştirmesine engeldi. Öyle ki 1994 yılı en çok gazetecinin kaçırıldığı, katledildiği yıl olarak tarihimizde karar bir leke olarak yer aldı. 1994 yılı en çok faili belli karanlık cinayetlerin işlendiği yıl oldu. Nazım böyle bir yılda kaçırıldı. Günlerce kaçıranların elinde bir rehin olarak kaldı. Sonra da akıbeti belli olmayacak şekilde katledildi. Yetkili herkes Nazım’ın akıbetinin ortaya çıkarılmaması için el birliği söz birliği etmişlerdi. Emir büyük yerdendi!

    Aradan 25 yıl geçti. Çeyrek asır! Çok iyi biliyoruz ki, her açığa çıkarılmayan bir faili belli cinayet yeni yeni siyasal cinayetlerin teşvik belgesi oldu. Nazım’ı kaçıranlar toplumu demokrasiden, hukuktan, adaletten uzaklaştırmak için, kendi yalanlarını tek elden ve tek ses olarak bağırmak için kaçırdılar ve katlettiler. Çeyrek yüzyıllık acı bize şunu öğretmiştir; demokrasi gelişmeden, tüm insanlar, toplumlar birey olmaktan ve toplum olmaktan doğan haklarını elde etmeden kayıpların akıbetinin de ortaya çıkarılmayacaktır. Her hafta bu gerçeği hatırlatmak, bu gerçeği insanlığın gündeminde tutmak bu mücadelenin de bir parçasıdır.

    Nazım 44 yaşında. Ama kaçırıldığı andaki gibi genç ve idealleri olan bir genç olarak yüreğimizde ve zihnimizde, halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesinde, sonsuza dek var olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL