Etiket: buğday

  • Pertek’te bir ekolojik tarım hikayesi: Sürdürebilir miyiz bilmiyoruz-VİDEO

    Pertek’te bir ekolojik tarım hikayesi: Sürdürebilir miyiz bilmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de son yıllarda köye dönüşlerle ilgi odağı olan ekolojik tarım, yüksek maliyetler ve düşük verim nedeniyle, deneyenlerin çoğu için hüsranla sonuçlanıyor. PİRHA’ya konuşan Pertekli çiftçi, “yerli tohumlarla zararlı gübre kullanmadan üretim yapıyoruz ama destek yok, nereye kadar dayanabiliriz, bilmiyorum” diyor.

    Dersim’de son yıllarda doğal-ekolojik tarıma ilgi giderek artıyor. Memlekete geri dönenlerin de en gözde ilgi alanını oluşturuyor. Fakat gelip deneyenlerin çoğu ya yarıda bırakıyor ya da hobi temelinde küçük uğraşlarla sınırlıyor bu alanı. Çünkü ekolojik tarımın maliyetleri yüksek ve verimi düşük. Bu nedenle bireysel düzeyde başlayıp sürdürenlerin sayısı çok az. Ancak belediyelerin, kooperatiflerin ve sivil girişimlerin çabaları daha uzun soluklu olabiliyor.

    YERLİ TOHUMLAR YOK OLUYOR

    Ekolojik tarım alanındaki en ciddi sorun yerli atalık tohumların temininde yaşanıyor. Dersim’de 93-94 sürecindeki zorunlu göçlerle neredeyse biten tarımsal faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli tohumlar yok olmaya yüz tuttu. Son yıllarda tekrar canlanan tarımsal faaliyetler ise sağdan soldan temin edilen kaynağı ve toprakla uyumu belirsiz hibrit tohumlara dayanıyor. Az sayıdaki üreticide kalan yerli tohumlar da günden güne yok oluyor çünkü verimi düşük olduğu, desteklenmediği ve fiyat rekabeti yapamadığı için üreticiler daha fazla gelir elde edebilmek için hem verimi daha yüksek olan hem de daha hızlı yetişen modern hibrit tohumları tercih ediyorlar.

    Bir örnek vermek gerekirse, Ovacık’ın yerli çalı fasulyesi tohumu yetişmek için en az 4 aya ve 11-12 kere sulanmaya ihtiyaç duyup bire 8-10 ürün verirken, Konya’dan getirtilen modern çalı fasulyesi tohumu hem 3 ayda yetişiyor hem yaklaşık 7 defa sulanıyor hem de çok daha fazla ürün veriyor. Oysa yerli çalı fasulyesi protein ve besin değerleri açısından daha zengin, yemeği daha sağlıklı ve daha lezzetli ama kooperatifler ve pazar her iki ürünü aynı fiyata satın aldığı için yerli ekolojik üretim yapan çiftçi zarara uğruyor. Ovacık’ta yerli çalı tohumu ile üretim yapan çiftçilerin çoğu, tüm bu sebeplerden dolayı pazar ile rekabet edemedikleri için Konya tohumuna geçtiler ve yerli tohum neredeyse yok oldu.

    EKOLOJİK TARIM AZ SAYIDA ÜRETİCİNİN ISRARINA DAYANIYOR

    Sadece az sayıdaki üretici ve girişim yerli tohumları çoğaltmakta ve bununla üretim yapmakta ısrar ediyor. Bunlardan biri de ekolojik tarım alanında 7 yıldır faaliyet yürüten Anka Dersim girişimi. Girişim, geleneksel üretim kültürünü modern tarıma entegre ederek özellikle yerli atalık buğday tohumlarını çoğaltıp çiftçilere dağıtarak, fenni gübre kullanılmamış tarlalarda ekolojik üretim yapılmasını teşvik ediyor. Pertek Dere nahiyesi Çem (Çay) köyünde, restore edilmiş asırlık bir de su değirmeni var girişimin.

    Biz de PİRHA olarak Anka Dersim üreticilerinden çiftçi Bilal Üzgün’ü buğday hasadı sonrası ziyaret ettik, yaşadığı sorunları dinledik.

    “BİÇERDÖVER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ”

    Daha önce İl sağlık müdürlüğünden memur olarak çalışan ve şu anda Pertek’in Beydamı (Balişer) köyünde yaşayan Üzgün, “Birkaç yıldan beri doğal, ekolojik tarımla uğraşıyorum. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için zor şartlarda üretim yapabiliyoruz. Buğday ektiğim zaman, yıllarca kullanılmayan, kimyasal gübrenin, ilacın girmediği tarlaları kullanıyorum. Dere nahiyesinin köylerinde, rakım olarak da yüksek Kayabağ (Ağzunik) köyü var. Orada otuz kırk yıldan beri sürülmeyen tarlaları sürdük, taşını ayıkladık. Burayla ikisi arasındaki mesafe 15-16 kilometre. Mesafe uzak olunca gidiş gelişte, ekipman götürmekte zorlanıyoruz” diyor.

    Biçerdöverin gelip geçmediğini, ekili alan az olduğu zaman kendisini kurtarmıyor diye biçmeye gelmediğini ama fazla ektikleri zaman da bunun maddi yükünün altından kalkamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Israrlarımıza rağmen biçerdöver yine de gelmeyince sonunda iki kat maliyetine biçtirebildik. Burada biçerdöver dönümünü iki yüz elli liraya biçti, orada dört yüz liraya biçti. Aradaki bu uçurumla bir şey kazanamazsın. Özellikle de biçerdöver konusunda çok sıkıntı çektik. Bu yıl mesela Pertek ve Dersim belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü’nden bu konuda yardımcı olmalarını istedik ama pek karşılık bulamadık. En azından onlar kurumdur. Kurum olarak yoldan geçen bir biçerdöverciyi yönlendirebilirlerdi ama yapmadılar. Geçen sene ve önceki sene tarla sürdüğüm zaman çevre köydekiler ‘haberimiz olsa biz de ekerdik’ Yani sen biçerdöver getireceksin. Biz de ondan faydalanırız. Yani makina gitmeyince insanlar da ekmiyor” dedi.

    “İNSANLAR KÖYÜNE DÖNSÜN, EKSİN, BİÇSİN”

    Kendilerinin yeterli arazileri olmadığını, başkalarının tarlalarını ektiğini ama bunlara kira ücreti ödemediğini, insanların sırf tarlalarının yerleri belli olsun diye arazilerini kendisine bedelsiz verdiğini söyleyen Üzgün, “Yarın öbür gün ‘sen çok para kazandın’ deyip tarlaları geri alabilirler. Araziler bana ait olmadığı için herhangi bir destekleme de almıyorum. Yeterli teşvik yok. Oysa üreticilerin bizzat desteklenmesi lazım. Mesela mazot desteği verebilirlerdi. Sonuçta burada da üretimin devam edebilmesi ve insanların ekmeleri için önayak olabilirlerdi. İnsanlar köyüne dönsün, eksin, biçsin. Beraber hareket etsin” dedi.

    “YERLİ ATALIK BUĞDAY TOHUMLARINI BULUP ÇOĞALTIYORUZ”

    Bu işe karar verdikleri zaman ilk önce yerli atalık tohumlar ile başladıklarını belirten Üzgün, atalık tohumlarla ilgili şu bilgileri verdi.

    “Bizim burada ekilen aşure dediğimiz bir buğday türü vardı. Diğer buğday türlerine göre az ürün veriyor ama kalite olarak çok güzel. Bir de ‘bare’ dediğimiz baharda ekilen yazlık yerli tohumlar vardı. Bu tohumları 30-40 yıl ambarında saklayan insanlar vardı. Bunları buldum, aldım, selektöre verdim. Birinci yıl ektim, sırf tohum tazelensin diye. Biçme zamanı gittiğimde biçerdöverci ‘Abi bunu niye biçiyorsun, zaten bunda bir şey yok’ dedi. Ben sadece tohumu yenilensin, tazelensin diye biçiyorum. Yoksa verdiğim emeği, yaptığım masrafı karşıladığından değil. Bu şekilde tohumları bulup, çoğaltıp üretim yapıyoruz ama pazarını bulamayınca bunu sürdürebilme şansımız yok.

    Bu yıl iki yüz dönüm civarında aşure ve bare buğdayı ektim. 85 dönümden 5 ton ürün çıktı. Dönümüne 25 kilo atmıştım. Gübre ya da herhangi bir ilaç kullanmadık. Ne ektikse ve tanrı bize ne verdiyse onu kabul ediyoruz”

    “BU İŞİ BUNDAN SONRA YÜRÜTEBİLİR MİYİM BİLMİYORUM”

    Eskiden buğdayın yanısıra nohut da ektiklerini ama yüksek rakımlı yerlerde domuzdan dolayı şu an nohut ekmediklerini, çünkü tarlayı domuzdan koruyamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Biçimi biraz geciktiği zaman domuzlar zarar veriyor. Tarlanın içine giriyor, yatırıyor, yiyor, kırıyor, dağıtıyor. Birkaç tarlayı bu şekilde tahrip ettiler. Onlarla da ayrı bir mücadele etmek gerekiyor, onu da yapamayız. Mesafe uzun olduğu için her gün gidip gelmekte zorlanırız” diyor.

    Yaptıkları ekolojik üretimi sürdürme konusunda ise Üzgün, şunları not düştü.

    “Bu işi bundan sonra yürütebilir miyim bilemiyorum. Bu yıl ki ürünümü satarsam seneye tekrar ekmeyi düşünürüm, yoksa yapamam. Pazarlarken zorlanıyoruz. Maliyetler yüksek olduğu için ucuza satamıyoruz ama insanların da alım gücü yok. Bu tür zorluklarımız var.

    Bu işler uzaktan bakıldığı kadar kolay bir şey değil. Bunları üretirken etraftakiler her türlü şeyi de söylediler. Senin kafan çalışmıyor. Sen aptalsın. Niye gübre atmıyorsun. Niye ilaç atmıyorsun. Gübre atarsan şu kadar kazanırsın, gibi. Biz ise inatla sürdürmeye çalışıyoruz ama bilmiyorum ne kadarını başarabiliriz. Sizlerden beklediğimiz de pazarlama konusunda yardımcı olmanız”

    “DEVLET HİÇ YARDIMCI OLMUYOR”

    Buğdayları ekip biçmek için oğlunun çok çaba harcadığını, organik üretim yaptığını ve kendilerinin de ilerlemiş yaşlarına rağmen yardımcı olmaya çalıştıklarını belirten Bilal Üzgün’ün 83 yaşındaki annesi Kumru Üzgün, “Yaşımıza göre çabamızı gösteriyoruz. Torbaları dolduruyoruz yağmura kalmasın diye. Tozunu elekten geçiriyorum temiz olsun, satışa temiz çıksın diye. Oğlum buğdaya gübre atmıyor. Yörede gübresiz tarla olmuyor ama o yine de gübre atmıyor. Organik satarım diye, devlet de hiç yardımcı olmuyor. Köylüler de ta buradan gidip Elâzığ’da saman alıyorlar. Burada, kapının önünde doldurup almıyorlar. Ben de oğlana üzülüyorum. Çok emek veriyor” dedi.

    Tarımla uğraşmanın iyi bir şey olduğunu ama herkesin bunu yapamayacağını ifade eden anne Üzgün, “Oğlumun yaptıklarını da tarımcılar hiçe sayıyor. Mesela biçerciler geldi mi ilçe tarımın da ilgilenmesi lazım. Birinin ilgilemesi lazım ki yörede temiz biçsinler. Halk bu kadar emeği boşa vermesin. Çünkü bu işe çok emek veriliyor, çok masraf yapılıyor. Biliyorsunuz zam almış başını gidiyor” dedi.

    “GÜCÜMÜZÜN YETTİĞİ KADAR”

    Baba Turabi Üzgün ise şunları söyledi.

    “Burası bizim köyümüz, bahçemiz, ağaçlarımız. Evimiz burada, karınca gibi kımıldayıp duruyoruz. Gölgeleri kovalıyoruz. Hafif iş olunca yapıyoruz. Bu buğday hiç gübre yememiş. 30-40 senedir ekilmeyen tarlaları ekiyoruz organik olarak. Vatandaşa, isteyene veriyoruz. Bunun ismi aşuredir. Ekmeklik buğday. Kırda bayırda yetişen buğdaydır. Buğday geldi buraya döküldü. Yağmur yağacak diye korkumuzdan hanımla beraber bu torbaları doldurmaya başladık gücümüzün yettiği kadar. Hepsini bir günde bitirecek halimiz yok. Yavaş yavaş çalışıyoruz. Çocuklara yardımcı oluyoruz”

    Eyüp HANOĞLU-Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim ve Elazığlı hayvan üreticileri: Tükendik; yem, arpa fiyatlarını derhal indirin!-VİDEO

    Dersim ve Elazığlı hayvan üreticileri: Tükendik; yem, arpa fiyatlarını derhal indirin!-VİDEO

    PİRHA – Dersim ve Elazığlı hayvan üreticileri, Elazığ Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) önünde açıklama yaparak yaşadıkları sorunları dile getirdi. Hayvan üreticileri “Tükenme noktasına geldik” diyerek taleplerini sıraladı.

    Ekonomik kriz sebebiyle zor günler geçiren kesimlerin başında hayvan üreticileri de geliyor. Dersim ve Elazığ’daki hayvan üreticileri de artan maliyetler sebebiyle “Tükenme noktasına geldik” diyerek Elazığ TMO önünde basın açıklaması yaptı.

    Geçen seneye kıyasla ofis arpa satış fiyatının yaklaşık olarak % 130 ile % 140 aralığında arttığına dikkat çeken üreticiler, nakliye ve birçok kalemin fiyatlarında da yüksek artışların yaşandığını belirtti.

    “ARTAN YEM, ARPA FİYATLARINA ARTIK DUR DENİLMELİDİR”

    Üreticiler adına basın açıklamasını okuyan Şavak Derneği Başkanı Naim Doğan şunları kaydetti:

    “Bilindiği üzere 17.10.2022 tarihinde genel TMO tarafından 2022-2023 arpa satış fiyatı 5.250,00 TL olarak açıklanmış, küçükbaş hayvan başına aylık 18 kilo olmak üzere dağıtımların yapılacağı belirtilmiştir. Açıklanan arpa satış fiyatına nakliye giderlerini de eklediğimizde önümüze ton başına 6.000,00 TL’yi geçecek olan bir tablo çıkmaktadır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki açıklanan arpa satış fiyatı üreticinin beklentilerini karşılamanın çok uzağında olup, üreticinin somut durumunu, hayvancılık sektörünün yaşadığı krizi ve üreticilerin alım gücünde meydana gelen azalmayı dikkate almadan belirlenmiştir. Geçen seneye göre ofis arpa satış fiyatı, yaklaşık olarak % 130 ile % 140 aralığında artmış, buna rağmen küçükbaş hayvan satım fiyatları ise geçen seneye göre değişkenlik göstermemiş, peynir vb. hayvansal ürünlerin fiyatında ise artan maliyetler karşısında makul bir fiyat artışı yapılmamış, hayvancılık sektörü bitme noktasına gelmiştir.

    Üreticiler olarak yem, arpa, saman fiyatlarındaki fahiş artıştan dolayı birçoğumuz hayvanımızı satmak zorunda kalmakta olup bazı üreticiler ise hayvan sayısını azaltma yoluna gitmektedirler.

    En sık karşılaştığımız sorun ise artan yem, saman ve özellikle de arpa fiyatlarıdır. Üretici olarak bizler TMO tarafından yapılacak arpa dağıtımından dolayı yaz aylarında yerli üreticiden de arpa temini yoluna gidemedik. Zira hepimizin beklentisi arpa satış fiyatının makul seviyede olacağı yönündeydi. Ancak denetimsiz, kontrolsüz serbest piyasa fiyatlarının referans alınarak 5.250,00 TL fiyatının belirlenmesi hakkaniyete aykırı olduğu gibi üreticinin yaşadığı halihazırdaki ekonomik sıkıntıları daha da derinleştirecektir. Zira sadece arpa, saman yem fiyatları değil, ilaç, nakliye ve yayla kira parası da ciddi oranda artmıştır.

    Unutulmamalıdır ki hayvancılık sektöründe yaşanan sıkıntılı süreç sadece biz üreticileri etkilememekte, tarım, gıda sektörünü de etkilemektedir. Bu durumdan kaynaklı artan yem, arpa fiyatlarına artık dur denilmelidir. Zaten 2 yıldır yöremizde yaşanan kuraklıktan dolayı ciddi sıkıntı yaşadık, yaşıyoruz. Ekim ayının sonlarına gelmemize rağmen hayvanımızı yayladan kışlaklara getiremiyoruz. Bu durumdan kaynaklı hem hayvanlarımız telef olmakta hem de soğuk havadan dolayı hayvanlarımız, çobanlarımız ve bizler mağdur olmaktayız.”

    “İLGİLİ TÜM KURUMLARA BURADAN SESLENİYORUZ”

    Hayvan üreticileri, yaşadıkları zorluklar nedeniyle şu talepleri de sıraladı:

    “*17.10.2022 tarihinde müdürlüğünüz tarafından açıklanan arpa satış fiyatının makul seviyeye çekilmesini,

    *Arpa Satış Fiyatının tespit sürecine üreticinin de katılmasını sağlayıcı mekanizmaların oluşturulmasını,

    *Kontrolsüz bir şekilde değişen ve artan yem, arpa, saman fiyatları ile ilgili denetimlerin sıklıkla yapılmasını,

    *2 ayda bir değil, her ay düzenli olarak arpa satışının yapılmasını, arpa dağıtımının hayvan sayısı gözetilerek ve hayvanın sağlıklı beslenmesini gözetecek miktarda yapılmasını,

    *Arpa Satış Fiyatları ile işletilecek takvimi hususunda üreticinin bilgilendirilmesini ve her sene eylül ayı başına kadar sürecin tamamlanarak fiyatların açıklanmasını talep ediyoruz.

    Son olarak Gıda ve Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına, TMO Genel Müdürlüğüne ve ilgili tüm kurumlara buradan sesleniyoruz; üreticinin sesini duyun, üreticiler olarak bizler tükenme noktasına geldik. Yem, arpa fiyatlarını derhal indirin ve üreticiye destek olun.”

    PİRHA/DERSİM

  • ZMO Başkanı Necmi Birim: Betona değil tarıma kaynak ayırmalı-VİDEO

    ZMO Başkanı Necmi Birim: Betona değil tarıma kaynak ayırmalı-VİDEO

    PİRHA-Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şube Başkanı Necmi Birim, tarım krizinin kapıda olduğunu belirtip, “Betona değil tarıma kaynak ayır” dedi. Birim, dışa bağımlılıktan acilen kurtulmak gerektiğini de kaydetti. 

    Dünyada ve Türkiye’de gıda krizi derinleşiyor. Artan maliyetler nedeniyle çiftçi ekemez duruma gelirken, yurttaşın da mutfağında her geçen gün yangın artıyor. Yaşanan ekonomik kriz ve yüzde 150’lere dayanan gıda enflasyon karşısında yurttaşlar sağlıklı gıdaya erişmekte zorlanırken, ekmek kuyrukları uzadıkça uzuyor. Çiftçi ise tarım krizine karşı feryat ederken, her yıl ekim alanı ya sürmüyor yada azaltıyor.

    Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şube Başkanı Necmi Birim ile, tarım krizini ve krizin çiftçiye ve yurttaşa yansımalarını konuştuk.

    Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Necmi Birim, dünya nüfusunun arttığını belirterek, “Nüfus sekiz milyara geçti. Bunun bir milyarı aç, bir milyarı da obez. Obez deyince zengin hastalığı gibi görülmesin. Obez aynı zamanda yoksulluğun ve kötü beslenmenin sonucudur. Öyle bir coğrafya üzerindeyiz ki Anadolu coğrafyasında 13 bin bitki çeşidi var. Bunun dört bini endemik. 40 küsur ülkeden oluşan Avrupa’da 13 bin bitki ancak vardır. Yani biz bir gen bankası üzerine bir gen kaynakları üzerinde oturuyoruz” dedi.

    “ZMO OLARAK OLAYLARA GERÇEKÇİ BİR PERSPEKTİFLE BAKARIZ”

    1980’lerden bugüne uygulanan yanlış tarım politikalarının Türkiye tarımını bugünkü noktaya getirdiğini vurgulayan Birim, “Sadece bugünkü hükümetlere değil daha önceki hükümetlere de Ziraat Mühendisleri Odası gereken uyarıyı yapmıştır. Ancak hükümetler palyatif çözümlerle günlük kurtarma adına önlemler alınıyor. Fakat radikal, planlı, projeler bir türlü hayata geçirilemiyor. Oysa ki ZMO’nun beş yılda bir yaptığı bir teknik kongre var. Aslında bir ev ödevi niteliğindedir. Yani bakanlığımız dahil birçok kurumun içerisinden alabileceği çok şeyler vardı. Çözüm önerilerimiz içerisindedir. ZMO olarak olaylara ne iyimser, ne kötümser açıdan tamamen gerçekçi bir perspektifle bakarız. Bu perspektiften baktığımız zaman da gerçekleri söylemeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “ÇİFTÇİNİN KUTLANACAK BİR GÜNÜ KALMADI”

    Geçtiğimiz 14 Mayıs’ın Çiftçiler Bayramı olduğunu hatırlatan Birim, çiftçinin kutlanacak bir gününün kalmadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Dünya çiftçileri gününü kutluyor ama ülkemizde çiftçimiz maalesef ümitsiz, umutsuz ve mutsuz. Bugün çiftçinin ürettiği ürünün desteği bir yıl geç alınıyor. Çiftçi ürettiği ürünün alım fiyatını bilmiyor. Üreticilerimiz ürettikleri ürünlerin alım garantisini bilemiyorlar, taban fiyatını bilemiyorlar. Dolayısıyla bu sürdürülebilir bir şey değil. 5 Nisan 1994 kararları, Kemal Derviş kararları, tütün yasası, şeker yasası gibi uygulamalar tarımı maalesef olumsuz bir noktaya kadar taşımıştır.

    “ÇİFTÇİLERİMİZ KOOPERATİFLEŞMEDEN DE SOĞUTULDU”

    Çiftçilerimiz aynı zamanda kooperatifleşmeden de soğutuldu. Yani geçmişte et balık kurumları, süt endüstrisi, Tariş gibi, Çukobirlik gibi kooperatiflerimiz vardı. Şu anda bunların hiçbiri yok. Yani çiftçi bir yerde örgütlenmenin dışına atıldı gibi bir yapı söz konusu. Peki çiftçi ne istiyor? Yani ben bana zam vermeyin, fiyatımı yükseltmeyin. Maliyetlerimi düşürün diyor. Çiftçi maliyetlerin düşmesini bekliyor. Maliyet düşmezse siz ucuz üretemediğiniz bir ürünü ucuza satamazsınız. Bu kadar basit.”

    “ÇİFTÇİ NEDEN ÜRETEMİYOR?”

    “Çiftçinin neden üretemiyor?” diye soran Birim, “Çünkü çiftçinin parametreleri, kullandığı tarımsal girdiler çok yüksek maliyetli. Birçok konuda birçok parametrede biz dışa bağımlıyız. Mazot, ilaç, tohum, gübre, şu anda almış başını gidiyor. Ve çiftçi bu fiyatlarla üretim yapabilme yeteneğine sahip değil. Muktedir değil. Dolayısıyla şu anda Türkiye’de bu tarımsal girdi fiyatları aşağı çekilemediğinden yaklaşık üç buçuk- dört milyon hektar alan tarım dışına çıkmış vaziyettedir. Ve tarımı terk eden, alanı terk eden çiftçinin geri döndürülmesi çok zordur” diye aktardı.

    Necmi Birim, kırsal kalkınmanın gelişebilmesi için kamu eliyle bir takım projelerin hayata geçmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Ara eleman, tekniker, ziraat mühendisi, veteriner gibi meslek sahipleri insanların köylerde daha çok istihdam edilmesi gerekiyor” diye belirtti.

    “BELİRSİZLİK İÇERİSİNDE ÇİFTÇİ ÜRETİM YAPABİLİR Mİ?”

    Yasalarda ve anayasada toprakları koruyacak maddelerin bulunmasına rağmen, birtakım yönetmeliklerle bazı alanlar, meralar ve zeytinliklerin madenciliğe, enerji sahasına açıldığına işaret eden Birim, şunları aktardı:

    “Bu kadar gıdanın önemli olduğu bir süreçte biz gözümüz gibi korumamız gereken birinci sınıf mutlak tarım arazilerini, başka sektörlere peşkeş çekerek büyük hata yapıyoruz. Bunu yapmamamız ve geri adım atmamamız lazım. Yani sıkıntılar bugünden değil. Geçmişten geliyor. Bugün ciddi borçları var. Çiftçinin Tarım krediye borcu var, Ziraat Bankası’na borcu var, Hal esnafına borcu var ve bu borçların acilen faizlerinin silinmesi, ana parayı da yeniden yapılandırmak gerekiyor. Tohum, mazot ve ilaç desteğinin acilen verilmesi gerekiyor. Çiftçinin tekrar arazisine dönüp üretim yapabilmesi için girdi maliyetlerini aşağıya çekmemiz gerekiyor. Birinci şart bu. İkinci şartımız hasada yakın tarihte yurt dışından ithalat yapmamamız gerekiyor. Bakın Çukurova’da yakın bir zamanda buğday hasadına girilecek. Çiftçimiz şu anda tavan fiyatı bilmiyor. Alım garantisi olup olmayacağını bilmiyor. Dolayısıyla böyle bir belirsizlik içerisinde çiftçi üretim yapabilir mi? Yani en azından bunları bilmemizde fayda var. Destekler yetersiz ve bir yıl sonra ödeniyor. Oysa enflasyonu yüzde yetmiş, gıda enflasyonu yüzde doksan olduğu yerlerde üretici üreteceği ürünün desteğini kendi yılında almalı. Hasat eder etmez almalı. Ve alım garantisi olduğunda taban fiyatının ne olacağını alım garantisi vererek alım fiyatının da ne olacağını bilmesi gerekiyor.”

    “DIŞA BAĞIMLILIKTAN ACİLEN KURTULMALIYIZ”

    Dışa bağımlılıktan acilen kurtulma çağrısında bulunan Birim, “Şu anda bu ülkede ayçiçeği mi yetişmez? Bu ülkede buğday mı yetişmez? Bu ülkede çeltik mi yetişmez, arpa mı yetişmez? Yem sanayinde şu anda sıkıntılarımız var. Dolayısıyla hayvancılığımız kötüye doğru gidiyor. Biz yemde dışarıya bağımlıyız. Acilen boşa çıkmış alanlarımızı, ekilmeyen alanlarımızı dışa bağımlı olduğumuz stratejik ürünlerle doldurmamız gerekiyor. Bunu bir planlama çerçevesinde beş yıllık ve on yıllık orta vadeli ve uzun vadeli projelerle ve planlarla yapmamız gerekiyor. Yani kamunun üzerine düşen görev budur şu anda. Acilen bir eylem planı içerisinde olmalı ve üretim seferberliği ilan etmeli. Kamu şu anda acilen bir üretim seferberliği ilan etmeli ama planlı bir şekilde yapması lazım. Yani palyatif bir çözümle, günübirlik bir kararla değil” ifadelerine yer verdi.

    “BU HAYAL”

    “Bir şeyin maliyetini ucuza indirmeden siz ucuza satamazsınız” diyen Birim, “Biz gübre sektörünün dışa bağımlılığından ve fiyatların yüzde üç yüz artmasından, tohum fiyatının dışa bağımlılığından ve fiyatların yüzde 300-400 artmasından, ilaç fiyatlarının keza öyle. Enerji fiyatlarımız yüzde 160 artmış ve siz çiftçinin ucuz ürün üretmesini bekliyorsunuz. Bu hayal. Hiçbir şeyin maliyetini aşağı çekmeden siz daha ucuza mal edemezsiniz ve ucuza satamazsınız. Tarım Kanunu 20. Maddesi der ki; gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i tarıma aktarılmalıdır. Bu kanunen yazılmıştır. Ama gelin görün ki bugüne kadar binde 5’ten yukarı çıkmamıştır” diyerek yanlış politikaları eleştirdi.

    “İKTİDAR BETONU FİNANSE EDİYOR”

    İktidarın betona para yatırdığını ve beton finanse ettiğini vurgulayan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şube Başkanı Necmi Birim, şöyle devam etti:

    ” Oysa ki tam tersi tarımın finanse edilmesi, tarıma destek verilmesi lazım. En son otuz milyar liralık bir paket açıklandı. Bu otuz milyarlık paket tarımda birçok çiftçimize nefes kredisi olabilir, ihtiyaçlarını karşılayabilir. Yani betona değil tarıma yatırım yapılmasını arzu ediyoruz, talep ediyoruz ve olması gereken de bu. Ekolojimizi, doğamızı, çevremizi korumak adına ziraat mühendislerine kulak verilmesi gerekiyor. Ve artık söylem zamanı değil, eylem zamanı diyorum. hepimiz bu gemideyiz. Bu geminin içerisinde olan insanlar olarak bu sıkıntının içerisinden birlikte çıkmanın yollarına bakmalıyız.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Tarım yazarı Abdullah Aysu’dan ‘Gıda krizi katmerli bir hal alacak’ uyarısı!

    Tarım yazarı Abdullah Aysu’dan ‘Gıda krizi katmerli bir hal alacak’ uyarısı!

    PİRHA-Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın bir tür gıda krizine sebep olacağını ifade eden Abdullah Aysu, “Türkiye temel gıda maddelerinde kendine yeterli değil. Savaş bu yanıyla yurttaşlar açısından sorun yaratacaktır. Şöyle ki; savaşan taraflar, ürün stoğu uygulama politikası gütmeleri halinde yurttaşlar gıda kıtlığı yaşayabilir” dedi.

    Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanlığı ile Hububat Üreticileri Sendikası Genel Başkanlığı yapan Abdullah Aysu, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın Türkiye’ye yansımalarına dair konuştu.

    Abdullah Aysu, Türkiye ile Rusya-Ukrayna arasındaki tarımsal ticaretin hacmine işaret ederek “Türkiye on yıllardır uygulanan yanlı ve yanlış politikalar nedeniyle temel gıda maddelerinde kendine yeterlilikten çıkarıldı. Türkiye buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, soya gibi ürünlerin yaklaşık yüzde 80’e varan kısmını savaşan bu iki ülkeden almaktadır. Aynı şekilde Türkiyeli çiftçilerin ürettiği domates, limon, mandalina, portakal, nar ve daha pek çok ürünün önemli bölümünü bu iki ülkeye ihraç ediyordu” dedi.

    ÜRETİCİ VE TÜKETİCİLERİ DAHA ZOR GÜNLER BEKLİYOR!

    Tarım yazarı Abdullah Aysu, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın Türkiye’ye yansımalarını şu sözlerle açıkladı:

    “Türkiye yansımaları iyi olmayacaktır elbette. Çünkü Türkiye temel gıda maddelerinde kendine yeterli değil. Bu biliniyor. Savaş bu yanıyla yurttaşlar açısından sorun yaratacaktır. Şöyle ki; savaşan tarafların ürün stoğu uygulama politikası gütmeleri halinde yurttaşlar gıda kıtlığı yaşayabilir. Ya da ürün fiyatlarını arttırmaları halinde zaten geçim sıkıntısı içinde olan yurttaşlar gıdaya erişimde güçlük çekebilir. Üreticiler konusunda ise ürettiğini pazarlayamaması hali yaşayabilir. Bu durumda günümüzde oldukça zor koşullarda üretim yapan çiftçileri daha zor günlerin beklediğini söylemek kahinlik olmasa gerek.”

    “TARIMSAL ÜRETİM, DEVLET POLİTİKASININ MERKEZİNE ALINMALI”

    Abdullah Aysu, olumsuzlukların önüne geçmek adına neler yapılması gerektiğini ise “Türkiye tarımda üretimi destekleme politikalarına ivedilikle geçmeli. Temel gıda maddelerinde kendine yeterliliği sağlayacak tarım politikalarını ‘yarın geç, bugün’ felsefesiyle zaman geçirmeksizin hayata geçirmeli. Üreticiyi, üretimi merkezi devlet politikasının merkezine alacak öncelikli politika şeklinde ekonomik, politik, siyasi bir makas değişikliği yapmalı” diyerek özetledi.

    “GIDA KRİZİ DERİNLEŞECEK!”

    Gıda krizinin “katmerli bir hal” alacağını söyleyen Aysu, Ukrayna’nın önemli bir tarım ülkesi olduğunu ve üretimde şu hacme ulaştığını aktardı:

    -Ekilebilir arazi alanı açısından Avrupa’da birinci,

    -Siyah toprak alanına göre dünyada 3. sırada (dünya hacminin %25’i),

    -Ayçiçeği ve ayçiçek yağı ihracatında dünyada 1. sırada,

    -Arpa üretiminde dünyada 2., arpa ihracatında 4. sırada,

    -Dünyanın 3. büyük üreticisi ve 4. büyük mısır ihracatçısı,

    -Dünyanın 4. büyük patates üreticisi;

    -Dünyanın en büyük 5. çavdar üreticisi;

    -Buğday ihracatında dünyada 8. sırada,

    -Tavuk yumurtası üretiminde dünyada 9. sırada,

    -Peynir ihracatında dünyada 16. sırada.

    Evet, Ukrayna 600 milyon insanın gıda ihtiyacını karşılayabilme kapasitesi ile dünya gıda ihtiyacının onda birini tek başına karşılayabilme potansiyeline sahip. Rusya ise ürün fazlası olan, yani önemli tarım ihracatçı ülke olduğunu eklediğimizde gıda krizinin derinleşeceğini belirtmek yanlış olmaz.”

    ÖNCELİK; TARIMCININ EKONOMİK DÜZEYİNİ ARTTIRMAK!

    Abdullah Aysu, son olarak tarımda kendi kendine yeten ülke olmamanın önemini anlatarak, “Öncelikle Türkiye, tarımını boşveren değil, önem veren ülke olması gerekir. Tarımdan elde ettiği değer ve kazancı sanayiciye ve tüccara kaynak aktarma politikalarını terk etmesi, tarımdan elde edilenin tekrar tarıma döndürülmesi, yani tarımını güçlendirmesi, tarımcısının ekonomik ve sosyal düzeyini yükseltecek merkezi devlet politikasına geçiş yapması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    EREN GÜVEN/ANKARA