Etiket: buldan

  • Yeşil Sol ve HDP’den ikinci tur tutumu: Sandığa gideceğiz, mutlaka kazanacağız!-VİDEO

    Yeşil Sol ve HDP’den ikinci tur tutumu: Sandığa gideceğiz, mutlaka kazanacağız!-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi, 2. Tur seçimlerine dönük tutumunu açıkladı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Sandığa eksiksiz gideceğiz ve hep birlikte tek adam rejimini devireceğiz” dedi. 

    HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün ve İbrahim Akın, ortak basın açıklaması yaptı.
    Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın kamuoyuna açıkladığı 7 maddelik protokolün ardından HDP kanadından gelecek cevap merakla bekleniyordu.

    HDP Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında 2’inci tur seçimlerine ilişkin tutum da netleşmiş oldu.

    “SANDIĞA GİDECEĞİZ”

    Basın toplantısında ilk konuşan isim Pervin Buldan oldu.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Sandığa eksiksiz gideceğiz ve hep birlikte tek adam rejimini devireceğiz” diyen Buldan, “28 Mayıs seçimi demokratik rejimden yana olanlar ile bu tekçi rejim arasında bir referandum niteliğindedir. Dün Zafer Partisi ile Kılıçdaroğlu arasında geçen görüşmeyi de bu minvalde değerlendirdik. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumun çıkarına değildir. Göçmen ve mültecileri siyasi çıkar haline getirmek doğru değildir. Mülteci ve göçmen sorunu güçlü bir barış mücadelesi verilerek çözülür” şeklinde konuştu.

    Buldan şöyle devam etti:

    “Bizler HDP ve Yeşil Sol Parti olarak halkın hak, hukuk talebine kefiliz. 28 Mayıs’ta oylanacak olan bu ucube sistemin devam edip etmeyeceğidir. Birleşen milyonlarca oy, daha çok refah talebi içindir. Erdoğan, bizler açısından asla bir seçenek değildir.
    Kürt halkının ve tüm toplumların hukuk, adalet özlemini tanımak bizler için önceliktir. Umudu büyütüyoruz. Bizler inanıyoruz sizler de inanın. Sandığa gideceğiz. Israrla ve inatla mücadelemizi sürdüreceğiz. Mutlaka bizler kazanacağız.”

    “KADIN VE KÜRT DÜŞMANI REJİMİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ”

    Basın toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın ise şu konuşmayı yaptı:

    “Türkiye son zamanlarda seçim sathı mahallinde toplumu birbirine kırdırmaya ve savaş politikaları nezdinde gelecek ve değişim isteğini köreltmeye çalışan bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Ancak bu değişim talebini asla engelleyemeyecekler. 14 Mayıs’ta yarım bıraktığımız işi 28 Mayıs’ta tamamlayacağız. 14 Mayıs’ta durdurduk, 28 Mayıs’ta değiştireceğiz. 28 Mayıs’taki sonuç bizler ve Türkiye halkları için önemli olacaktır. Bu değişim iradesini her türlü oyunla engellemeye çalışanlar karşısında, insanlarımızın sandığa gitme isteklerinin köreltilmesi karşısında, ısrar ve inatla mutlaka sandığa gidip oylarımızı kullanarak 28 Mayıs’ta Saray rejimini, bu kadın ve Kürt düşmanı rejimi değiştirmek istiyoruz. Bütün halklarımıza bir kez daha sesleniyoruz. Biz buradayız ve değiştirme konusunda kararlıyız.

    “OYUMUZ YİNE DEMOKRASİDEN YANADIR”

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ise “14 Mayıs’tan beri Saray oyunlarını hep birlikte izliyor ve görüyoruz” diyerek şunları söyledi:

    “Partimiz birinci ve ikinci tur seçimlerinde aldığı kararla değişimi, dönüşümü ve demokrasiyi esas aldığını ifade etmişti. Bunu yaparken protokollere ve pazarlıklara ihtiyaç duymayan, ilkeli tutumu en başından beri koruyan ve bunu savunan tavrında ısrar etti. Türkiye’de sandığa giden seçmenlerin yarısından fazlası değişimi, dönüşümü ve demokrasiyi savunmuştur, arkasında durmuştur. HDP ve Yeşil Sol Parti bu talebin can suyudur. Bunun üzerine verilecek hiçbir su can suyu kadar etkili olmayacaktır. Halklarımızdan aldığımız güçle yüksek bir mücadele yürüttük, yürütmeye devam edeceğiz. Yeni kayyım tartışmalarına ve kayyım üzerinden siyaset yürütenlere dün de cevap olduk, bugün de cevap olacağız. Türkiye siyasetini şoven ve milliyetçi dilden arındıracağız. Çünkü toplumun ve halkların gerçekliği bu değil. Halklarımıza çağrımızdır. Bizim önceliklerimiz vardı seçime giderken. Bu firavun sistemini, tek adam rejimini, kadın düşmanı rejimi göndereceğiz. Hukuku bir savaş aracı haline getirenleri ve rakiplerini bununla engellemeye çalışanları göndereceğiz. Ekonomiyi rant ve ihale olarak gören, doğamızı kupon ve arsa gibi pazarlayan gözü doymayan bu iktidarı göndereceğiz. Halklarımızın yürüttüğü mücadelenin elde ettiği bütün kazanımları da kadınlar, gençler, Kürtler ve Aleviler adına korumaya ve büyütmeye devam edeceğiz. Bizi bekleyen seçim bir Erdoğan ve Kılıçdaroğlu seçimi değildir. Bu seçim bizim seçimimiz. Oyumuz yine demokrasiden, değişimden ve dönüşümden yanadır.

    “AYNI KARARLILIKLA BU TERCİH VE POLİTİKAMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da sandığa gidilmesi gerektiği vurgusunu yaparak şunları söyledi:

    “Bizler tercihimizi Türkiye toplumunun demokratik dönüşüm, barış ve refah umudu ve iradesi yönünde kullanıyoruz. Esasen seçim politikamızı da diğer politikalarımız gibi şeffaf ve ilkesel bir biçimde yürütüyoruz. Şimdi de ortaya çıkan bazı gelişmeler karşısında tutumumuzu bir kez daha sizlerle paylaşma ihtiyacı doğdu. Bu gelişmelerin bir kısmının ortamı bulandırmak ve halkların sandığa gitme isteğini kösteklemek amacına dönük olduğunun farkındayız. Tuzaklar kuruluyor, bunları da görüyoruz. Ama bizler demokratik dönüşüm, adalet, refah ve özgürlük hedefimizden vazgeçmiyoruz. Bizler tercihimizi Saray rejimini değiştirme yönünde ortaya koymuştuk, aynı kararlılıkla bu tercih ve politikamızı sürdürüyoruz. Halklarımıza, özellikle birinci turda sandığa gitmeyen yurttaşlarımıza da açık çağrımızdır; sandığa gidelim, sandıkları koruyalım, irademizle Saray rejimi değiştirelim, irademize de sandıklarımıza da sahip çıkalım. Buna inanalım ve hep birlikte değiştirelim.

    PİRHA/ANKARA

  • Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu, HDP’yi ziyaret edecek

    Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu, HDP’yi ziyaret edecek

    CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet bugün saat 12.00’de HDP’yi Meclis’te ziyaret edecek.

    HDP,  Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ı TBMM’deki makamında ziyaret edeceğini duyurdu.

    HDP tarafından yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet, bugün saat 12:00’de Eş Genel Başkanlarımız Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ı TBMM’deki makamında ziyaret edecektir. Ziyaretin ardından Kılıçdaroğlu ve Eş Genel Başkanlarımız grup yönetim toplantı salonumuzda bir basın toplantısı düzenleyecektir” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu, 18 Mart’ta HDP’yi ziyaret edecek

    Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu, 18 Mart’ta HDP’yi ziyaret edecek

    PİRHA- Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, 18 Mart’ta HDP Genel Merkezi’ni ziyaret edecek.

    Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile görüşme talebinde bulundu. Talebi değerlendiren HDP, Kılıçdaroğlu’na 18 Mart Cumartesi günü için randevu verdi.

    HDP, Kılıçdaroğlu görüşmesi 18 Mart saat 13.00’te partinin Genel Merkezi’nde gerçekleşecek.

    Kılıçdaroğlu, HDP Genel Merkezi’nde, Eş Genel başkanlar Mithat Sancar ve Pervin Buldan ile görüşecek.

    Kılıçdaroğlu da T24 yazarı Murat Sabuncu’ya yaptığı açıklamada, “HDP’nin değerli Eş Genel Başkanlarıyla görüşeceğim. Arkadaşlarım planlamayı yapıyorlar” demişti.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Buldan: Felaketin sonuçlarını onarmaya iktidarı göndermekle başlayacağız-VİDEO

    Buldan: Felaketin sonuçlarını onarmaya iktidarı göndermekle başlayacağız-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, deprem felaketin siyasi ayağı tek adam sistemi olduğunu vurguladı. Buldan, iktidarın organize kötülüğün kitabını yazdığını belirterek, “Tek adam sistemini aşan toplumsal dayanışma ağımız, sivil toplum örgütlülüğü ve yerel inisiyatifler, yeni bir sistemin inşası için önemli bir gücü ve enerjiyi ortaya koymaktadır. Umut da, Türkiye’yi tek adam sisteminden çıkartacak güç de budur” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Buldan, depremde yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başladığı konuşmasında, Eş Genel Başkan Mithat Sancar ve partinin tüm kurullarıyla birlikte deprem bölgesinde çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “Başlattığımız insani seferberliği daha da büyüterek sürdüreceğiz. Kriz Koordinasyon Merkezimiz yardımların ulaştırılması, yaraların sarılması için gece gündüz çalışmalarını aralıksız sürdürmeye devam edecektir” dedi.

    İktidarın yaraları sarmak bir yana, alelacele süreci normalleştirmek ve depremi hafızalardan silmek için uğraştığını vurgulayan Buldan, “Siyasi iktidar üzerini kapatmaya çalışsa da halen yardımların yeterli oranda ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmadığını hep birlikte görüyoruz. Buradan söylüyorum; öyle ilk bir-iki gün eksiklik yaşandı diyerek kendinizi temize çıkaramazsınız. Sorunlar ilk bir iki gün değil, 23 gündür devam etmektedir” diye konuştu.

    Buldan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şovlarla bağış topladılar. Algı çalışması yaptılar. Aradan kaç gün geçti, bu bağışların deprem bölgesine ulaşmadığı hala ortadadır. Çünkü acil ihtiyaçlar günden güne büyümektedir. Buradan soruyoruz. Toplanan paralar nerededir? Neden deprem bölgesinde değildir? Çadır, soba, yiyecek, hijyen malzemeleri, ilaç, su ve diğer tüm ihtiyaçlar aciliyetini korumaya devam etmektedir. On binlerce insanın hala lavabo sorunu çözülebilmiş değildir. Sağlık sorunu giderek artmaktadır. Y

    Büyük bir organizasyon sorununun yaşandığını kendimiz gittik gözlerimizle gördük. Enkazların altında halen cansız bedenler var. Bu bedenlerin vücut bütünlüğü dikkate alınmadan, ölüye saygı ilkesi gözetilmeden paldır küldür yürütülen enkaz kaldırma çalışması derhal durdurulmalı, önce cenazelere ulaşılmalıdır. İktidarı buradan bir kez daha uyarıyoruz, ortaya çıkartılmayan veya vücut bütünlüğü bozulan cenazelerden, kayıplardan bire bir siz sorumlusunuz. Deprem kayıplarının faili meçhule dönüşmesinden tarih karşısında siz sorumlu tutulacaksınız.

    ÇOCUKLAR NEREDEDİR?

    Yurttaşların gelecek hakkındaki kaygı ve korkuları artarak devam etmektedir. Bilinmez bir gelecek konusunda çok ciddi endişelerin yaşandığını yerinde gördük. Çünkü iktidar toplumu büyük bir belirsizliğin içerisine sürükledi. Yine göç edenler gittikleri şehirlerde mağdurlar, geride bıraktıkları konusunda endişeliler. Kadınlar çocuklar, yaşlılar ve engelliler için bu mağduriyetler çok daha büyüktür. Bu depremin en büyük yıkımını kadınlar yaşadı. Kadın meclisimiz başta olmak üzere tüm kadın örgütleri ihtiyaçların karşılanması için önemli bir dayanışmayı, mor dayanışmayı yürüttüler. Buradan tüm kadınlara bu dayanışmayı daha fazla büyütme çağrısı yapıyorum.

    Yine Türkiye kamuoyu refakatsız kalan çocuklarla ilgili çok ciddi endişe içerisindedir. Çocuklar nerededir? Bu sorunun cevabını bu iktidar vermek zorundalar. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumları özellikle uyarıyorum. Gözümüz üzerlerindedir. Bu çocuklar sizin sorumluluğunuz altındadır.

    İNSANLIĞA KAPILARI KAPATANLARI TARİH DE HALKIMIZ DA ASLA AFFETMEYECEKTİR

    Yine Türkiye’nin kontrolündeki Efrîn’den deprem sonrası sağlıklı bilgi alınamamaktadır. Yardımların yağmacı-talancı çeteler tarafından alıkonulduğuna dair haberler kamuoyuna yansımaktadır. Buradan biz de çağrı yapıyoruz, Efrîn kapıları derhal bağımsız, güvenilir yardım kuruluşlarına, basına ve izleme örgütlerine açılmalıdır. İnsanlığa kapıları kapatanları tarih de halkımız da asla affetmeyecektir.

    İKTİDAR ORGANİZE KÖTÜLÜĞÜN KİTABINI YAZDI

    Engellemede sınır tanımadıklarını gözlerimizle gördük bunlara tanık olduk. Kuzey İrlanda’dan, İtalya’ya; İsviçre’den Almanya ve İspanya’ya birçok Avrupa ülkesinde Türkiye halklarının dostları da gücü yettiği kadar dayanışma ağlarını ördüler. Yüz binlerce depremzedeye verilmek üzere yollanan çadırlar, uyku tulumları, temel gıda ve ihtiyaçlar, sınırda bekleyen AFAD engeline takılmaktadır. AFAD’ı gönderilen çadırların başına kayyım yaptılar. Gelen yardımların üzerine çökerek kendileri yapmış gibi algı peşinde koşan bir iktidar, bu depremde organize kötülüğün kitabını yazdı. Bu asla ve asla unutulmayacak. Sürdürülebilir bir dayanışma ağı için örgütlülüğümüzü de güçlendireceğiz. Bizi ancak bizler kurtarabiliriz. Gözyaşlarımızı birlikte sileceğiz, kanayan yaramızı birlikte onaracağız.

    Yaşamlarımızı, geleceğimizi enkaz altında bırakan, depremler değil, bu çürümüş, yozlaşmış, insan yaşamını hiçe sayan talan düzenidir! AKP-MHP’nin ülkenin başına bela ettiği sistem yaşanan her bir felaketin de, krizin de temel sebebidir ve aynı zamanda çıkış noktasıdır. OHAL kapsamında çıkardıkları bir kararnameyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına ormanları, meraları, imara, inşaata açmaya yetki verdiler. Yeni bir doğa talanı, yağması başlatacaklar. İşte asıl yağma budur! OHAL kapsamında çıkardıkları bütün kararlar, deprem fırsatçılığıdır.

    DEPREM FELAKETİ SÜRERKEN ŞENGAL’İ BOMBALAMAYA DEVAM ETTİLER

    Halktan toplanan 40 milyar dolara yakın deprem vergileriyle deprem önlemleri alınabilirdi, yapılar depreme dayanıklı hale getirilebilirdi. Bu paraları halkın canını korumak ve kurtarmak için değil, rant projelerine harcadıklarını depremde bir kez daha gördük. Savaşa harcadılar, harcamaya da devam ediyorlar. Deprem felaketi sürerken Şengal’i bombalamaya devam ettiler. Halkın yaralarının sarılması için kullanılması gereken kaynakları, savaşa harcayan bir iktidar, insanların soğukta donmasının, aç ve açıkta kalmasının, insani şartlardan uzak bir yaşama mahkûm edilmesinin bizzat sorumlusudur.

    Halkı enkaz altında bırakan; ölüme, soğuğa, açlığa mahkûm eden bu iktidardır.

    Hızlı karar alan bir sistem diye allayıp pulladılar. Hızları görüldü. Deprem bölgesine 72 saat sonra girebildiler. Ama ekranları karartmakta, yasakçılıkta, tehditte, sosyal medyayı engellemekte, dayanışmaya kayyım atamakta hiç geç kalmadılar. Hiç geri kalmadılar. Yaşamların kurtarılmasında yoklar. Ama düşmanlıkta, kutuplaştırmada tam bir organize halde olduklarını dayanışmayı engellediklerini gördük.

    Bu depremde asrın yüzsüzlüğünü gördük, asrın utanmazlığına tanık olduk. Bunların en son ne zaman utandığını bilen ve hatırlayan yok. Çünkü bunlarda utanma yok, utanma duygusu yok! Ölümler 50 bine dayandı. Binlerce cenaze daha halen enkaz altındadır. Ve hiçbir sorumluluk almadan çıkıp, bir yıl süre isteyebiliyorlar. Yüzsüzlükte sınır yok, dip yok. On binler enkaz altında çığlık atarak can verdi. AKP Genel Başkanı helallik istiyor. Bu halk size hakkını asla helal etmez! Etmeyecektir de! İnsanlara “Ölümüze kefen, dirimize çadır bulamadık” dedirttiniz. Bundan ötesi var mıdır?

    HESAP VERECEKSİNİZ!

    Arama kurtarmayı, yardımları değil hakareti, tehdidi, parmak sallamayı koordine eden bizzat sizin iktidarınızdır. Müteahhitleri tutuklayarak, siyasi sorumluluğunuzu gizleyemezsiniz, saklayamazsınız, kaçamazsınız, hesap vereceksiniz. Deprem suçlarınızı hasıraltı edemezsiniz. Felaketin siyasi ayağı tek adam sisteminizdir. Hükümet istifa seslerine kulaklarınızı tıkayamazsınız. Yok sayamazsınız! Yapmanız gereken, sorumluluğunuzu kabul ederek derhal istifa etmenizdir.

    TEK BİLDİKLERİ ŞEY YASAKÇILIKTIR

    Hükümetin küçük ortağı da çıkmış, maçlar seyircisiz yapılsın diyor. Tek bildikleri şey yasakçılıktır. Seyircisiz maç, muhalefetsiz siyaset, denetimsiz bina, seçmensiz seçim, öğrencisiz üniversite, ekransız medya. Biz de diyoruz ki, AKP’siz ve MHP’siz bir Türkiye. Rantsız, sömürüsüz, yalansız, talansız, savaşsız bir Türkiye. Utanmazlardan, yüzsüzlerden kurtulan bir ülke! Bunu da hep birlikte gerçekleştireceğiz. Hep birlikte başaracağız.

    Bu felaketin sonuçlarını onarmaya bu iktidarı göndermekle başlayacağız. Tek adam sistemini aşan toplumsal dayanışma ağımız, sivil toplum örgütlülüğü ve yerel inisiyatifler, yeni bir sistemin inşası için önemli bir gücü ve enerjiyi ortaya koymaktadır. Umut da, Türkiye’yi tek adam sisteminden çıkartacak güç de budur. Bu güçle, bu dayanışmayla hem yaralarımızı birlikte saracağız hem de ortak yaşamı birlikte kuracağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Buldan’dan Koordinasyon Merkezi’ne kayyım atanmasına tepki: Asla kabul etmeyiz-VİDEO

    Buldan’dan Koordinasyon Merkezi’ne kayyım atanmasına tepki: Asla kabul etmeyiz-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan Hasankoca Köyü Cemevinde kurulan Kriz Koordinasyon Merkezi’ne kaymakamlık el koymasına tepki göstererek, “Bunu asla kabul etmeyiz. Bu anlayış devam ederse yardımlarda azalma görülür” dedi. 

    6 Şubat’ta 7.7 büyüklüğündeki depremin merkez üssü Pazacık ilçesine bağlı Hasankoca Köyü Cemevinde kurulan Kriz Koordinasyon Merkezi’ne Pazarcık Kaymakamlığı akşam saatlerinde el koyarak, kayyım atadı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan Hasankoca Köyü Cemevinde kurulan Kriz Koordinasyon Merkezine kaymakamlık el koymasına ilişkin açıklama yaptı.

    Buldan “Bu bir kayyım anlayışıdır. Ortada olmayanlar yapılan çalışmaları engellemek, HDP’nin yardım kampanyasını durdurmak için girişim başlattılar. İktidara sesleniyorum. Bu bir akıl tutulmasıdır. Yardımları engellemek kimsenin haddine değildir. Bu yapılan engellemenin hiç bir şekilde izahı yoktur. Bundan sonra bu tür girişimlerin devam edeceğini düşünüyoruz. İktidar yeni bir süreç başlatmak istiyor. Sanki. bu yardımları sanki kendisi yapıyor gibi bir algı yaratmasına asla izin vermiyeceğim. Şu an oraya askerler, kolluk gitmiş. Depremin olduğu gün oraya gitmeyenlerin oraya gittiğine tanık oluyoruz. Tüm illerden depremzedelere gönderilen malzemelere başından beri engellemeler var. Bugün son noktada o depoyu basarak, ‘Buraya biz yerleşeceğiz. Bizim emrimizde olan insanlarla çalışırsınız yoksa sizleri gözaltına alacağız’ demelerini asla kabul etmeyiz. AFAD’ın Siirt ve Batman’dan gelen, içinde odun ve kömür olan tırların engellenmesini ve el konmasını asla kabul etmiyoruz” dedi.

    Buldan, “Bu anlayış devam ederse yardımlarda azalma görülür” diyerek uyardı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan ve Sancar bugün ağır kayıpların olduğu Adıyaman, Adana ve Hatay’da olacaklar

    Buldan ve Sancar bugün ağır kayıpların olduğu Adıyaman, Adana ve Hatay’da olacaklar

    PİRHA- Maraş merkezli depremlerin oluşturduğu yıkımı, arama kurtarma çalışmalarını yerinde görmek için HDP Eş Genel Başkanı Pervin bugün Diyarbakır’dan buldan Adıyaman’a, Eş Genel Başkan Mithat Sancar ise Adana ve Hatay’a gidecekler. 

    HDP Kriz Koordinasyon Merkezi, il koordinasyonları ve deprem bölgelerindeki vekillerin de dahil olduğu heyetlerin arama kurtarma başta olmak üzere çalışmaları sürüyor.

    Halkların Demokratik Partisi Basın Bürosu, dün Diyarbakır’a giden HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan bugün Adıyaman’a geçeceğini, Buldan’a Adıyaman’da Parti Sözcüsü Ebru Günay, milletvekilleri Kemal Bülbül, Şevin Coşkun ve Abdullah Koç’un eşlik edeceğini bildirdi.

    Basın Bürosu, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın ise bugün Adana’ya geçeceğini, Sancar ve beraberindeki heyetin ardından Hatay’a gideceklerini duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan: Yasak duvarlarınız değil, özgürlük meydanları kazanacak-VİDEO

    Buldan: Yasak duvarlarınız değil, özgürlük meydanları kazanacak-VİDEO

    PİRHA- İktidarın ömrünü uzatmak için Rojava’ya yönelik saldırı planladığını vurgulayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Boşuna uğraşmayın. Rojava’dan size Ukrayna hikâyesi çıkmaz, çıkmayacaktır. İktidarınızın yolunu Rojava’dan geçiremezsiniz” dedi. Buldan, yasak duvarlarının değil, özgürlük meydanlarının kazanacağını söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulunuyor. Buldan’ın Rojava’ya yönelik saldırıları, ekonomideki krizi, Kobanê Davası’nda yaşanan hukuksuzlukları dile getirdi.
    Buldan, Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak, söze başladı. 1938’de Dersim’de başlayan, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’yle devam eden Alevi katliamlarını unutmadıklarını vurgulayan Buldan, “Unutturmayacağız! Yüzleşme ve adalet mücadelemizden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakları kabul edilinceye, halklar ve inançlar üzerindeki baskıcı, ayrımcı uygulamalar son bulana kadar adalet, eşitlik, barış ve demokrasi mücadelemizi yılmadan sürdüreceğiz. Bir kez daha, Çorum başta olmak üzere katledilen tüm Alevi canları saygıyla anıyorum” dedi.
    Buldan, “2 Haziran, hasretin, sevdanın ve umudun şairi Sevgili Ahmet Arif’in, 3 Haziran da güzel günlerin yolcusu Sevgili Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümleri. Saygıyla ve özlemle anıyorum. 3 Haziran aynı zamanda Kürt iş insanları; Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın ölüm yıldönümleri. Buradan saygıyla anıyorum” diye belirtti.
    “İKTİDARIN ALACA KARANLIK İKLİMİ”
    Kaybeden ve siyasi hikayesi tükenen iktidarın son çare olarak baskı, zulmü ve hukuksuzlukları büyüttüğüne dikkat çeken Buldan, şunları kaydetti:
    “Bugün yaşananlar tam da budur, varlık-yokluk mücadelesindeki iktidarın alacakaranlık iklimidir. Bakın, karşımızdaki düzenin ayaklarını tek tek sıralayalım. 5’li çete bunların ekonomik rant ayağıdır. TÜRGEV’leri para transferi ve kamu arazisini yağmalama ayağıdır. TÜGVA’ları kadrolaşma ayağıdır. Yerli ve milli DAİŞ projeleri olan SADAT paramiliter ayaklarıdır. ÖSO ve IŞİD Suriye’deki çete ayaklarıdır. Trol orduları ve tetikçi basınları medya ayaklarıdır. Yargıdaki ‘Ak’ savcı ve hâkimleri kumpas ayağını yürütmektedir. Güvenlik bürokrasisi siyasi kumpas operasyonlarının ayağı olarak rol oynamaktadır. Mülki idarecileri ve kayyımları yerel darbe ayağının yürütücüleridir. Tam organize işler! Değil mi? Bu yapının kendi bekası için sürekli yaydığı iklim ise yasaklardır, hukuksuzluklardır, yargı kumpaslarıdır, tecrit ve işkencedir, nefret siyasetidir, savaş politikalarıdır, basına sansürdür, istikrasızlık ve huzursuzluktur. Bütün bunlar AKP-MHP ittifakının iktidarda kalmak için yürüttüğü son çırpınışlar olarak karşımızda durmaktadır.”
    “YASAK DUVARLARINIZ DEĞİL, ÖZGÜRLÜK MEYDANLARI KAZANACAK”
    AKP ve MHP iktidarının tiyatro, konser, şenlik, festival, piknik, demokratik etkinlikleri yasaklamasına da değinen Buldan, şunları söyledi: “Sazın telinden, kemanın yayından, piyanonun notalarından, sanatçının sesinden korkuyorlar. İnsanların bir araya gelmesinden korkuyorlar. Evet, bir araya gelişlerden, umudun büyümesinden korkuyorlar. Gerekçelerine bakıyorsunuz, hep aynı terane; ‘kamu güvenliği.’ Hayır, asıl sakladıkları gerçek; suç ve rant düzenlerinin güvenliğidir. Az önce sıraladığım yapının güvenliğidir. Yasaklarla gözdağı veriyorlar, umudu kırmaya çalışıyorlar. Ne yaparsanız yapın bu topraklarda müziği de; sanatı da türküleri de susturamayacaksınız! Halayları durduramayacaksınız. Bir araya gelişleri engelleyemeyeceksiniz. Yasak duvarlarınız değil, özgürlük meydanları kazanacaktır.
    “EN BÜYÜK YALAN SİZSİNİZ”
    Sizin yasakçı diliniz değil, barış türkülerinin dili bu topluma umut olmaya devam edecektir. Bunların yasakçı ikliminin bir diğer ayağı da sosyal medya sansürüdür. Yasasını meclise getirdiler. Bu yasa, aynen Abdülhamit yasası ve yasaklarıdır. O da, basına sansür uygulamıştı, piyesleri, hatta ‘Burun’ kelimesini dahi yasaklamıştı. Bu iktidar da aynı zihniyettedir. Ekonomik kriz, yoksulluk, açlık, işsizlik ve yolsuzluk haberlerini sansürlemeyi planlıyorlar. Gerçekleri halktan gizleyebileceklerini sanıyorlar. Adına da yalan haberleri engelleme yasası koymuşlar. En büyük yalan sizsiniz! Bu ülkenin en büyük yalanı AKP hükümetidir. Her söylediğiniz yalan! Sizden daha büyük dezenformasyon kaynağı olabilir mi?
    “GÜNEŞİ BALÇIKLA SIVAYAMAYACAKSINIZ”
    Amacınız eğer yalan haberlerin önüne geçmekse, kendi yalanlarınızı, gazetelerinizdeki yalan manşetlerinizi durdurmanız yeterlidir. ‘Almanya bizi kıskanıyor’ yalanlarını yaymazsanız, yalan haber diye de bir şey kalmaz zaten. Prompteri kaldırırsanız dezenformasyon da sona erer. Ama dertleri başka. Amaç, hakikati yok ederek toplumu kendi yalanlarıyla baş başa bırakmaktır. Ne basını ne de sosyal medyayı susturamayacaksınız. Gerçekleri halktan saklayamayacaksınız. Güneşi balçıkla sıvayamayacaksınız. Bir video, bir tweet, bir paylaşım iktidarınızı sallamaya devam edecektir.
    “KOBANÊ DERT OLDU, KUMPASLARI DERS OLACAK”
    Yasaklarla toplumun nefesini kesmeye çalışırken, kumpas davalarıyla da demokratik siyasetin halka nefes olma gücünü kırmak istediklerini biliyor ve görüyoruz. İşte Kobanê kumpas davası ortadadır. Mevzu sadece HDP değildir. Tüm siyasettir, tüm toplumsal kesimlerdir. Bu kumpas, demokrasiye kurulan bir kumpastır. Mahkeme son olarak bir günlük savunma süresi verilmesi kararını aldı. Baktılar; arkadaşlarımız kumpas gerçeğini bir bir ifşa ediyor, çökertiyor, hemen alelacele karar aldılar. Belli ki aceleleri var. İktidardan düşmeden intikamlarını almak istiyorlar. Kobanê içlerine dert oldu! Kumpasları da ders olacaktır.
    “HDP SUSTURULAMAYACAK”
    Başaramayacaksınız. Hakikatler savunmasız kalmayacak. HDP, susmayacak ve susturalamayacaktır! Kumpas davanızda HDP değil, hakikatler karşısında sizin komplolarınız yargılanacaktır ve bu kumpaslar iktidarınızın sonucu olacaktır. Evet, bu iktidarın korku iklimiyle asıl kendi korkularını bastırmaya çalıştıklarını görmüyor değiliz.
    “YENİ SAVAŞ VE İLHAK PEŞİNDELER”
    Irak Federal Kürdistan Bölgesi’nin ardından Şimdi de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yeni bir savaş ve ilhak planı peşindeler. Seçim kampanyasını tanklarla yürütmeye hazırlanıyorlar! Miting konuşmalarını da tankların üzerinden yaparsalar kimse şaşırmasın! Evet, ekonomi yangın yeri, halk geçim ve yaşam savaşı veriyor. Bunlar Suriye’de yeni bir savaş peşindeler. Enflasyon ve dolar fırlayınca hadi Suriye’ye saldıralım, belki paçayı kurtarırız diyorlar. İşte, hesap budur. Rojava’da halklar arasında oluşan demokratik, sosyal, kültürel bütünleşmeyi, demokratik yönetimin inşası bozabilir miyiz, bölgeyi Kürtler’den arındırarak acaba IŞİD’e koridor oluşturabilir miyiz, diye uğraştıklarını ve çaba içine girdiklerini biliyoruz.
    “ROJAVA’DAN SİZE UKRAYNA HİKAYESİ ÇIKMAZ”
    Buradan savaş ttifakına sesleniyorum: Boşuna uğraşmayın! Rojava’dan size Ukrayna hikâyesi çıkmaz, çıkmayacaktır. İktidarınızın yolunu Rojava’dan geçiremezsiniz. Geçiremeyeceksiniz. Bu heveslerinizden biran önce vazgeçin. Şimdi kendilerine siyasal ve toplumsal destek yaratabilmek için de operasyonlarla birlikte mültecilerin geri gönderileceği propagandasını yaymaya başladılar.  Toplu göçler, tarihte hiçbir zaman askeri yöntemlerle çözülmemiştir! Aksine askeri yöntemler büyük göçlerin yaşanmasında temel etkendir. Olası Suriye savaşı da daha fazla göçmen demektir. Bu tuzağa kimse düşmemelidir.
    “TÜRGEV-TÜGVA RANTLARININ GÜVENLİĞİ”
    Tabi bir de işin parasal rantı da var. Dikkat edilirse, yurt dışında milyon dolarları istiflemeleri tam da bu savaş halini canlı tuttuğu süreçlere denk gelmektedir. Beka ve sınır güvenliği söylemini sıkça ortaya attıklarında bilin ki yurt dışından balya balya para istifliyorlar. Tezkerelere kalkan ellerin de özellikle bu hakikatle mutlaka yüzleşmesi gerekir. Sınır güvenliği dedikleri, TÜRGEV-TÜGVA-TÜRKEN ve SADAT düzenlerinin, yolsuzluk ve rant zincirlerinin güvenliğidir.
    “KÜRT DÜŞMANLIĞININ BEDELİNİ TÜRKİYE HALKI ÖDEMEKTEDİR”
    Bu nedenle herkesin, tüm toplumun, demokratik kamuoyunun savaş politikasının karşısında güçlü ve ortak bir tutum alması gerekir.  İktidarın savaş planlarının esas amacının kendi siyasi ömürlerini uzatmak olduğunu herkesin artık net olarak görmesi gerekir. Emekçi yoksul halkın sırf iktidar ayakta kalsın diye savaşa sürecek tek bir evladı ve kaybedecek bir canı yoktur. İktidarın Kürt düşmanlığı politikasının bedelini tüm Türkiye halkı ödemektedir. Bu gerçeği artık herkesin görmesi ve savaşa hayır demesi gerekir.
    MUHALEFETE SESLENDİ: SAVAŞA KARŞI ÇIKIN
    Özellikle parlamentodaki muhalefete seslenmek istiyorum: Savaş politikalarına sessizlik onaylamak demektir. İktidarın tuzağına düşmeyin, iktidarın belirlediği sınırların dışına çıkmaktan korkmayın ve savaş politikalarına karşı çıkın diyoruz. Ve şu uyarıyı da buradan yapıyorum: Olası bir savaşın yol açacağı tüm yıkımlardan en az iktidar kadar, bu savaşın karşısında durma basireti göstermez ise muhalefet de sorumlu olur. Bunu unutmayın.
    “TECRİT POLİTİKASINA KARŞI ÇIKMA ZAMANI”
    İçinden geçtiğimiz zaman, iktidarın savaş ve talan düzenine hep birlikte karşı çıkma zamanıdır. Zaman, Kürt sorunu başta olmak üzere bu ülkenin temel sorunlarını çözümsüzlük sarmalına sürükleyen ve iktidarın varlık gerekçesi olan tecrit politikasına hep birlikte karşı çıkma zamanıdır. Zaman, hem bu topraklarda hem de Suriye başta olmak üzere tüm komşu ülkelerde demokratik çözüm ve kalıcı barış politikalarına, halkların iradesine sahip çıkma zamanıdır. Zamanın ruhuna uymayanlar, aşılmaya mahkûmdur!
    “ZALİMSİNİZ, ZULÜMDE ÜSTÜNÜZE YOK”
    Yarın 1 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Dünya Açlıkla Mücadele Haftasının ilk günüdür. Her gün, her saat, her dakika açlığa, yokluğa doğru sürüklenen bir Türkiye yarattılar. Açlık ve yoksulluk sınırı rakamları korkunç seviyededir. Türk-İş’in raporuna göre; Açlık sınırı 6 bin 17 TL, yoksulluk sınırı 19 bin 602 TL olarak hesaplandı. İnsanlar açlıkla mücadele ederken, AKP Genel Başkanı çıktı; ‘Birileri aç kaldık diyor, vicdansızlık yapma aç kalan yok’ diyerek, açız diyen milyonları azarlamayı kendine görev olarak görüyor. Vakti zamanında da şunu söylemişti: ‘Meydanlar açız diye bağırıyorsa, insanlar kirasını, faturasını ödeyemiyorsa, insanlar pazardan artık topluyorsa ülkeyi bu hale mevcut hükümet getirmiştir.’ Nereden nereye değil mi? En büyük vicdansızlığı yapan sizsiniz. Gelmiş geçmiş en vicdansız iktidar olarak tarihe geçtiniz. Zalimsiniz! Zulümde üstünüze yok.
    “SARAYDAN ÇIKIP, SOKAĞA İNDİNİZ Mİ?”
    Açlık nasıl yok? Sarayınızdan çıkıp da hiç sokağa indiniz mi? Çarşıyı pazarı hiç gezdiniz mi? Çöp konteynerlerinden ve pazar yerlerinden yiyecek toplayan insanları gördünüz mü?  Bayat ekmek kuyruklarına tanıklık ettiniz mi? Market raflarındaki kelepçeli mamaları, sütleri gördünüz mü hiç? Sizin bildiğiniz tek kelepçe insanların eline vurduğunuz kelepçedir! Günlük masrafı 20 milyon olan Toksaray’dan bakınca tabi ki sokağın gerçeklerini görmezsiniz, göremezsiniz!
    “VİCDANLARINIZ KURUMUŞ”
    Evine bir gram et alamayan insanların halini bilmezsiniz. Ekmek için çalışmak zorunda kalan 70-80 yaşındaki insanların halini bilmez, görmezsiniz. Okula aç giden, akşam süt içemeden yatan, çileği, kirazı sadece hayal eden boynu bükük çocukların halini görmez bilmezsiniz. Çünkü zalimsiniz. Çünkü vicdanlarınız kurumuş. ‘Tok açın halinden anlamaz’ sözü tam da bugünler için söylenmiş! Basına da yansıdı. AKP Genel Başkanının kendisini halktan korumanın, bakın altını çiziyorum, kendisini halktan korumanın günlük maliyeti 1,3 milyon lira. Bu rakamı aya vurduğunuzda 9 bin çalışanın asgari ücret maaşına karşılık gelmektedir. Yani 9 bin gencin işsiz kalması demektir. İşte açlığın sebeplerinden biri budur.
    “5’Lİ ÇETEYİ KORUMANIN BEDELİ 220 MİLYAR TL VERGİ AFFI”
    Saray korumalı sistem tabi bitmiyor, devam ediyor: Kur korumalı mevduatla zengini korumanın bedeli 90 milyar TL’dir. 5’li çete ve yandaşlarını korumanın bedeli 220 milyar TL vergi affı. Yandaş dernek ve vakıfları korumanın bedeli 10 milyar TL’yi aşmış durumda.. Peki, yurttaş cephesinde durum nedir? Yurttaşı korumamanın bedeli ise 1,1 trilyon TL’nin üzerinde bireysel borçtur. Çiftçiyi korumamanın bedeli 200 milyar TL’nin üzerinde borçtur. Öğrenciyi korumamanın bedeli 6 milyar TL borçtur. İşte açlığın, yoksulluğun tablosu ortadadır.
    “YOKLUK İÇİNDE MİLYONLARCA İNSAN VAR”
    Asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı ama temel gıdaya, kiraya, eğitime, faturalara, akaryakıta, her şeye de yüzde 200 ile 350 oranında zam geldi. Açlık ve yoksulluk değil, doğrudan ‘yokluk’ içinde yaşayan milyonlarca insan var. Asgari ücret 4 bin 253 TL. Kalem kalem harcamaya bakarsak, 2 bin TL ev kirası. bin TL elektrik, su, doğalgaz, internet ve telefon faturaları. Ulaşım bin TL. Mutfak Harcamaları bin TL. Asgari ücret yaşamak için değil, nefes almak için harcandığında tükendi. Daha eğitim ve sağlık harcaması yapmadık, dışarı çıkıp yemek yemedik, çay içmedik. Konsere gitmedik. Pardon, konserler yasaktı. Misafir ağırlamadık. Bugün asgari geçim ücretinin adı, yetersiz beslenme ve yokluk ücretidir.
    “ASIL GÜÇ, DEĞİŞİM İSTEYEN MİLYONLAR”
    Evet, insan onuruna yaraşır bir ücret ve yaşam isteyen işçiye, emekçiye nankör diyen zihniyeti göndermenin zamanı çoktan gelmiştir. Bu ülkeyi soyguncuların, vicdansızların, zalimlerin insafına asla bırakmayacağız. Ülkeyi tümden çökertmenize asla izin vermeyeceğiz. Tüm bu anlattıklarım tabi ki iktidarın yarattığı karanlığın bir tablosudur. Ama bir de aydınlık günlerin, umudun tablosu vardır. Geleceği tayin edecek olan esas güç de budur. Hiç kimse iktidarın güçlü görünmek için yaptığı hukuk dışılıklara ve tehditlere veya yaydığı ‘bunlar gitmez’ propagandasına bakarak asla umutsuzluğa kapılmasın. Asıl güç, değişim isteyen milyonların iradesidir. Yani bizleriz, emek ve demokrasi güçleridir. Direnişimizdir. Birlikte mücadelemizdir. Korkusuzca yan yana gelişimizdir. İktidarın halkla ve demokrasi güçlerinin örgütlü mücadelesiyle baş etme gücü yoktur. Ama bizim bu iktidar düzeniyle, faşizmle baş etme gücümüz fazlasıyla vardır.
    KADINLARIN GÜCÜ KARŞISINDA KAYBETMEYE MAHKUMSUNUZ”
    İşte HDP tüm baskı ve engellemelere rağmen mücadelesini her geçen gün daha da büyütmektedir. Kadınların mücadelesi her yerde günden güne yükselmekte ve umudu da cesareti de daha da arttırmaktadır. Ama bu iktidarın kadınlardan büyük bir korkusu var. O kadar çok korkuyorlar ki, özellikle HDP’li kadınlardan ve HDP’li kadınların yanında duran kadınlardan da oldukça korktuklarının farkındayız. Bu sabah Batman’da aralarında belediye eş başkanlarımızın da bulunduğu 11 kadın arkadaşımızı haksız ve hukuksuz bir şekilde gözaltına aldılar. Bunu buradan şiddetle kınıyorum.  Ne yaparsanız yapın. Kadınların gücü karşısında kaybetmeye mahkûmsunuz. Kaybedeceksiniz.  Kadınların mücadelesi sizin o koltuklarınızı sallamaya yeter de artar bile. Kadın arkadaşlarımıza selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.
    “KORKUSUZLARIN SAYISI MİLYONLAR”
    Evet, gençler özgürlüğü için biz geliyoruz demektedir. Emekçilerin, ezilenlerin, geçinemiyoruz diyenlerin mücadelesi sokaklardan, meydanlara, çarşıdan pazara, tarladan fabrikalara hayatın her alanında yükselmektedir. İktidarın doğa talanına karşı İkizdere’den Kazdağları’na her yerde ağaca, ormana, derelere, ırmaklara sahip çıkma mücadelesi dalga dalga büyümektedir. Yasaklar karşısında sanatın, tiyatronun, müziğin, sazın, sözün sesi daha gür çıkmaktadır. Korkutmak isteyen iktidara karşı korkusuzların sayısı milyonlar olmaktadır. Sansür tehditlerine karşı hakikatin peşindeki özgür basının ve sokak muhalefetinin merkezi olan sosyal medyanın gücü günden güne artmaktadır.
    “GEZİ MÜCADELESİ BÜYÜYECEK”
    Gezi direnişinin yıl dönümündeyiz. Buradan Berkin, Ali İsmail ve Ethem Sarısülük şahsında Gezi’de kaybettiğimiz tüm canları bir kez daha saygıyla, özlemle ve minnetle anıyorum. Gezi tutuklularına selam ve sevgilerimi yolluyorum. 9 yıl önce Taksim’de başlayan dayanışma bugün tüm ülkenin ortak dayanışmasına dönüşmüştür. İktidarın korkuyla, sindirmeyle, cezalarla yok etmek istediği umut Gezi dayanışmasının ve ortak mücadelesinin ruhuyla daha fazla büyümektedir, büyüyecektir.
    DEMOKRASİ İTTİFAKI, BUGÜNÜN, YARININ VE SEÇİM SONRASININ SİGORTASIDIR”
    8 Mart, Newroz, 1 Mayıs ülkenin faşizme asla teslim edilmeyeceğinin meydanlardaki teminatı ve sözü oldu. Buradan çıkan mücadele ve kararlılık büyük değişimin kapısını açacaktır. Şimdi büyük değişim için büyük buluşmayı gerçekleştirme ve en güçlü demokrasi ittifakını oluşturma zamanıdır. Demokrasi ittifakı, bugünün, yarının ve seçim sonrasının temel sigortası ve güvencesidir. Bu büyük değişimde HDP olarak en önde yer alacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu ve kaygısı olmasın. Yapmak için, değiştirmek için geleceğiz. Bu topraklarda demokrasi ve barış umudunun kurutulmasına asla izin vermeyeceğiz.
    “TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ DEMOKRATİK SİYASETTİR”
    Türkiye halklarının çıkarı ve ortak geleceği; NATO koridorlarındaki kirli savaş pazarlıklarında değildir. Savaş kararlarının alındığı iktidar kurullarının toplantılarında hiç değildir. Türkiye halklarının çıkarı ve ortak geleceği çürümüş siyasette değil, demokratik siyasettedir. Demokrasi, barış, adalet ve eşitlik mücadelesindedir. HDP’nin yürüttüğü mücadele ve halklara sunduğu üçüncü yol seçeneğindedir.
    “HDP ÇIKIŞIN EN GÜÇLÜ YOLUDUR”
    Bakın, iktidarın uluslararası alanda ve içeride yürüttüğü politikalarda ülkenin geleceğini aydınlatan değil, daha da karartacak kararlar alınmaktadır. Bunun karşısında HDP’nin ve demokrasi güçlerinin ortak toplantılarında yine yaptığımız konferanslarda yeni, eşit, ortak yaşamın, barışın, demokratik Türkiye’nin inşası tartışılmakta ve mücadele kararı alınmaktadır. 6-7 Haziran’da büyük konferansımızı 3 Temmuz’da da büyük kongremizi gerçekleştireceğiz. İşte gelecek bu iradeyle kurulacaktır.  Halkı her gün azarlayan, taleplerini yok sayan iktidarın karşısında, her gün halkı dinleyen, halkla birlikte karar alan, halkla birlikte yürüyen bir HDP var. HDP bu yüzden siyasetin güvenilecek sözüdür, dönülecek yüzüdür. Çıkışın en güçlü yoludur.
    HDP’NİN MÜCADELESİ 
    Hiç kimse başka adres ve kurtarıcı aramamalıdır. Direnerek, mücadele ederek, ağır bedeller ödeyerek korkmadan, yılmadan bugünlere gelen ve dimdik ayakta olan HDP’nin onurlu mücadelesiyle bu ülkenin geleceği kurtulacaktır. Bunun için herkesin yüzü ve yönü kesinlikle HDP’ye dönük olmalıdır. İçinden geçtiğimiz bu tarihi süreçte savaşın, ölümün, açlığın siyasetine, halk iradesini rehin siyasetine ve bunun karşısında inşallah bile demekten bile imtina edenlerin korkak siyasetine karşı barışı, demokrasiyi ve refahı hedefleyen HDP’nin onurlu siyasetinde hep birlikte buluşalım diyorum. Kimse sizin inşallahınıza kalmadı, maşallah bizim halkımızın da bizim de sizin önünüze geçecek gücümüz de sözümüz de var.  Bu bize yeter de artar diyorum.”

     

    (HABER MERKEZİ) 

  • Buldan’dan iktidara: Gidiyorsunuz, bundan kurtulamayacaksınız-VİDEO

    Buldan’dan iktidara: Gidiyorsunuz, bundan kurtulamayacaksınız-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2021 yılının, iktidarın politikaları nedeniyle siyasal, toplumsal, ekonomik ve sosyal yıkımların peş peşe yaşandığı bir yıl olduğuna dikkat çekerek, “İktidar 2021 yılında kaybetti, kaybetmeye de devam edecek. Gidiyorsunuz, bundan kurtulamayacaksınız. Bunu elbette başaracağız. Kadınlar ve gençler, ‘Edi Bese’ diyen analar, ‘Geçinemiyoruz’ diyenler, demokrasi mücadelesi verenler başaracak” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) haftalık grup toplantısını gerçekleştirdi. Van, Diyarbakır, Şırnak, Batman, Mardin, Yüksekova, Siirt, Çukurova ve İstanbul’dan Ankara’ya gelen tutuklu ailelerinin katıldığı grup toplantısında HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan konuştu.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak’ı ölüm yıldönümü dolayısıyla anarak konuşmasına başlayarak, “Kendisini saygıyla ve minnetle anıyorum. Ömrünü demokrasi ve barış mücadelesine adayan Bozlak’ın bizlere bıraktığı büyük mücadele mirası yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Ailesine, yakınlarına ve halkımıza bir kez daha başınız sağ olsun diyorum” dedi.

    “İKTİDAR 2021 YILINDA KAYBETTİ, KAYBETMEYE DE DEVAM EDECEK”

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yaşattığı kara bir yılı geride kaldığını ifade eden Buldan‘ın konuşmasındaki satırbaşları şöyle:

    “2021, iktidarın politikaları nedeniyle siyasal, toplumsal, ekonomik ve sosyal yıkımların peş peşe yaşandığı bir yıl oldu. Hukuksuzluğun, keyfiyetin, yalanın, talanın, soygunun, yolsuzluğun, kumpasların yılı oldu. Kadınların, gençlerin, emekçilerin, tüm toplumsal kesimlerin, inançların, kimliklerin, doğanın ağır saldırı altında olduğu bir yılı yaşadık. Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üreten değil, toplumla mücadele eden, sorun üreten, eşitsizliği büyüten bir iktidar gördük. Gözaltı, tutuklamalar, cezaevlerinde işlenen insanlık suçları, kumpas davaları, demokratik siyaseti engelleme çabaları, tecrit, Kürtçeye yönelik tahammülsüzlükler, göçmenlere kadar uzanan ırkçı linç saldırıları, Kürt düşmanlığı iktidarın 2021 yılı karnesi oldu.

    Bugün tutuklu aileleri de seslerini duyurmak için burada, aramızdalar. Kendilerine hoş geldiniz diyorum. Evet, cezaevleri güncel ve yakıcı bir gündem olmaya devam etmektedir. Özellikle ağır hasta tutsaklar ağır hastalıkları ve cezaevinde kalamaz raporlarına rağmen işkenceli bir ölüm sürecine terk edilmektedir. Bu yüzden sadece Aralık ayı içerisinde 6 tutsak yaşamını yitirdi. Cezaevine sağ giren tutukluların tabutu çıkmaktadır. Bugün tutsaklara adeta fiili bir idam cezası dayatılmaktadır. Yine cezaevlerinde keyfi aramalar, görüş yasakları, darp, işkence, taciz ve tahliyelerin keyfi disiplin cezalarıyla engellenmesi yaygın bir uygulama halini almıştır.

    İnfaz yakmalar hukuk dışıdır. İmralı’da sürdürülen tecritten bağımsız değildi. Cezaevlerinin toplama kamplarına dönüştürüldü. Asıl mahkum edilen adalettir, vicdandır.

    İnfaz yakmalarına karşı mücadele edeceğiz. İktidarın gücüne güvenenlere sesleniyorum; insanlık dışı uygulamalardan vazgeçin. Demokratik kamuoyunu da yaşam siyasetini sahiplenmeye çağırıyorum.

    AKP-MHP iktidarı akla gelebilecek her türlü zulmü yapmaya devam etti. Bu zulme karşı ‘Büyük Demokrasi Direnişi’ni gördü. Kadınların, gençlerin, ekolojistlerin, toplumsal her kesimin büyük hakikat mücadelesini gördü. Bu mücadele sonuç alıncaya kadar devam edeceğiz.

    HDP Bahçelievler ilçe örgütüne yapılan saldırıya da değinen Buldan, “Bütün bunlar bağlantılıdır ve organize edilen saldırılardır. Bu cesareti iktidardan alıyor. Ağızı açan vekile fezleke gönderen yargı, saldırganlara dokunmazlık zırhı oluşturuyorlar. Bu tür saldırılarla HDP’yi korkutmaya çalışanlar başaramayacaktır. Saldırılarla HDP’yi susturamayacaksınız.

    Siyaseten baş edemediklerine kumpas ve kayyım tehdidine devam ediyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesine karşı yürütülen bu saldırıyla devam ediyor. DİADER üzerinden iddianame

    Kendi zihniyetlerinde barış, onur yok. Kürtçe kelimeleri suç olarak görenlere sesleniyoruz; Qediya (Bitti), bittiniz, gidiyorsunuz. Halklarımız faşizme geçit vermeyecektir.

    Halkın ekonomisine de kumpas kurdular. Büyük dolar vurgunu yaptılar. Utanmadan, sıkılmadan, yalan söylediler. Bunların dertleri doların düşmesi değildir, iktidarlarını kaybetmemedir.

    AKP, 31 Aralık gecesi halka büyük vurgun yapmıştır. Doğalgaza, elektriğe, otoyol geçişlerine zam yapıldı. AKP’nin ampulü sebep, elektrik zammı sonuçtur.

    TÜİK’in açıkladığı rakam gerçek değildir. ENAG’ın açıkladığı gerçek enflasyondur.

    Açlık sınırın altında rakamlarla emekliye ölümü dayatıyorlar. En düşük emekli maaşı asgari ücret alsın dedik, AKP-MHP reddetti. Ekonomi büyümüyor, Türkiye küçülüyor. Türkiye AKP-MHP eliyle çöküşü yaşıyor. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Zamların önüne geçmenin tek yolu vardır. O da iktidarı değiştirmektir.

    HDP’ye hiç kimsenin laf söylemeye hakkı da yoktur, haddi de değildir. Küçük ortağa sesleniyoruz; HDP Türkiye’nin yüz akıdır,  karanlık olan sizin zihniyetinizdir.

    Gidiyorsunuz, bundan kurtulamayacaksınız. Bunu elbette başaracağız. Kadınlar ve gençler,  ‘Edi Bese’ diyen analar, ‘Geçinemiyoruz’ diyenler, demokrasi mücadelesi verenler başaracak.

    Erkek düzeni kadınların mücadelesi karşısında başaramamıştır. Kadınlar yılmadan, yorulmadan eşit temsiliyeti herkesin karşısına getirmiştir. Kadınlar mücadelenin öncülüğünü yapmıştır. Kadınlar hem adaletsizliğe hem de yoksulluğa karşı mücadelesini büyüttü. Bu ülkede erkek rejime kadınlar olarak son vereceğiz.

    Bu kaotik ortam hiç kimseyi karamsarlığa kaptırmasın. Değişim rüzgarı bizden yanadır. Şimdi başarma zamandır, şimdi HDP zamanıdır.

    Siyasette kurucu seçenekler var etmeye devam edeceğiz. Herkesin beklediği, huzur ve eşit paylaşımı mutlaka açacağız. AKP-MHP ortaklığından mutlaka kurtulacağız. 2022 yılını birlikte, barış içinde yaşayacağımız bir yıl yapacağız. Xızır yardımcımız olsun.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Buldan: Kürt sorunu sadece HDP’nin sorunu değil

    Buldan: Kürt sorunu sadece HDP’nin sorunu değil

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, tecridin demokratik çözüm yollarını tıkadığını belirterek, “Biz, Türkiye bu çözümsüzlük sarmalından, türbülanstan çıksın diye mücadele yürütüyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “HDP’liyiz, her yerdeyiz” programı kapsamında, Kocaeli’nde siyasi parti ve sivil toplum örgütleriyle bir araya geldi. Kentte bulunan bir düğün salonunda gerçekleştirilen buluşmada, partinin milletvekilleri ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri de katıldı.

    “YARGININ HALİ TAM BİR KEPAZELİK”
     Buldan, ülkenin yönetilemediğini belirterek, “İşsizlik, yoksulluk, açlık ve sefalet milyonlara yayılmış durumdadır. Hukuk ve adalet sistemi üstünlerin hukukuna dayanan bu iktidar tarafından çökertilmiş durumdadır. Demokratik siyaset, toplumsal muhalefet ve medya ağır baskı altındadır. Topluma hizmet etmesi gereken kamu kurumları, AKP-MHP’nin yandaş çiftliğine dönüştürülmüştür. Çete-mafya düzeni, mala, mülke çökme, kara para yine bu iktidar döneminin marifetleri arasındadır. Ayyuka çıkan mafya çeteler karşısında üç maymunu oynayan yargının hali tam bir kepazelik örneğidir” dedi.
    “İKTİDARIN YOLSUZLUK ZİNCİRİ HER YERİ SARDI”
    İktidarın yolsuzluk zincirinin her yeri sardığını belirten Buldan, şunları kaydetti:
    “Merkezden taşraya kadar yolsuzluk yapılmayan bir kurum neredeyse bırakmadılar. Üç yıl önce Türkiye’yi şaha kaldıracağız, ekonomiyi uçuracağız vaatleriyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kurdular. Üç yılın sonunda bu sistem; sarayın ve yandaşlarının ekonomisini uçuşa geçiren, yolsuzluk yapanları, mafya düzeni kuranları, topluma ve kadına şiddet uygulayanları, baskı ve zulüm yapanları şaha kaldıran bir sisteme dönüşmüştür.”
    “ALINTERİ SARAY’IN KASASINA AKIYOR”
    Buldan, Kocaeli’nin Türkiye ekonomisini ayakta tutan kentlerden biri olduğuna işaret ederek, “Kocaeli’nin emekçi halkları üretmekte, buranın alınteri ise Saray’ın kasasına akmaktadır. Kısa çalışma ödeneğinin sona ermesiyle bu kentte yüzlerce işçi işten çıkartıldı. Kod-29’la işçilerin işi elinden alınmaktadır. İş cinayetlerinde her yıl onlarca emekçi bu kentte yaşamını yitirmektedir. Yine pandemide burada fabrikalar tam kapasite çalıştırıldı, işçiler ölüme gönderildi. İşçi ve esnafa destek sunulmadı. Tüm Türkiye’de olduğu gibi. Kocaeli sömürünün, hak gaspının yoğun olduğu bir kent olmakla birlikte aynı zamanda işçi direnişlerinin de önemli merkezlerindendir” diye konuştu.
    Ülkenin içinde bulunduğu tablonun iktidarın açıklamalarının aksine olduğunu dile getiren Buldan, şöyle devam etti:
    “Tabi bu yalanlara inanacak kimseyi bulamıyorlar. Halk her şeyin farkındadır. Sabırsızlıkla sandığı beklemektedir. İktidar da kaybedeceğini biliyor ve görüyor. Halkın içine çıkacak yüzlerinin olmadığını kendileri de iyi biliyor. O nedenle baskıyla, zorla, şiddet politikalarıyla, korku iklimiyle, siyasi mühendislik faaliyetleriyle, yargı marifetiyle, OHAL’le, kara propagandayla iktidar ömürlerini uzatabilmenin yollarını arıyorlar. Bunun için HDP hakkında kapatma davası açtılar. Yürüttüğümüz demokratik siyaseti kapatma gerekçesi yapabilmek için yalan üstüne yalan ürettiler. Amaç HDP’nin siyasetteki değişim gücünü, demokrasi mücadelesine öncülük eden siyasi rolünü engellemek, gücünü kırmaktır.”
    “HDP OYUNLARI DA, HESAPLARI DA BOZUYOR”
    Buldan, iktidarın siyaseti rekabet aracı olarak değil, intikam aracı olarak gördüğünü sözlerine ekleyerek, “Sevgili Selahattin Demirtaş ve binlerce arkadaşımız 5 yıldır tutukludur. Neden? AKP, 7 Haziran’da kaybetmesinin intikamını almaktadır. Yeni 7 Haziran’lar yaşamamak için HDP’yi ve demokratik siyaseti kuşatma altına almanın gayreti içerisindedirler. 31 Mart yerel seçimlerde kazandığımız belediyelere mafya yöntemleriyle çöktüler, gasp ettiler. Siyasi hırsızlık olan kayyım politikasını her yere yaydılar. Neden? 31 Mart ve 23 Haziran’da, İstanbul’da, Ankara’da, Mersin’de, Adana’da faşizme kaybettirdiğimiz içindir! Kapatma davası da, Kobani kumpas davası da, AKP’nin siyaseten kapanmaması için HDP’yi kapattırma amaçlı sinsi bir plandır. Partimize yönelik İzmir’de, Marmaris’te, en son Elazığ’da yapılan örgütlü saldırılar da aynı planın parçasıdır. Ama yaptıkları tüm hesaplar, oyunlar eninde sonunda dönüp dolaşıp yine HDP’ye çarpmaktadır. HDP oyunları da, hesapları da sürekli bozmaktadır! Bozmaya devam edecektir” şeklinde konuştu.
    “HDP OLARAK HEFEFTEYİZ”
    Buldan, Türkiye’nin önünde duran en önemli sorunlardan birinin Kürt sorunu olduğunu vurgulayarak, devamında şunları söyledi:
    “Kürt sorunu, diyalogla, müzakereyle ve demokratik adımlarla çözülebilecek bir sorun iken, şiddet ve savaş politikalarıyla sonuç almaya çalışan iktidar tüm ülkeye kaybettirmektedir. Kürt sorunu çözülmeden, Türkiye düze çıkmaz. Türkiye ekonomik, siyasal krizlerden kurtulamaz. Adaletsizlik ve hukuksuzluklar, yolsuzluk ve yoksulluk, mafya düzeni son bulmaz. Bu nedenle HDP, inatla ve cesaretle Kürt sorununun demokratik çözümünü savunmakta, savaş ve şiddet dışındaki demokratik çözüm yollarını göstermektedir. Siyaseti işaret etmektedir. İktidar ve ortağının savaş siyasetini bozduğumuz, milyonların barış hakkını savunduğumuz için HDP olarak hedefteyiz.”
    “KÜRT SORUNU SADECE HDP’NİN SORUNU DEĞİL”
    Demokratik çözüm yollarını tıkamak için İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a karşı hukuksuz bir şekilde tecrit uygulandığını kaydeden Buldan, “Tüm bu politikaların amacı, darbe, kayyım, yolsuzluk, çete, mafya düzenini devam ettirmektir. Biz, Türkiye bu çözümsüzlük sarmalından, türbülanstan çıksın diye mücadele yürütüyoruz. Tecrit bir kişiye yönelik değildir. Herkesedir, tüm toplumadır, demokratik siyasetedir” dedi.
    Buldan, Kürt sorununun sadece HDP’nin sorunu olmadığının altını çizerek, “Tüm siyasi partilerin, parlamentonun, demokratik kurumların ve sivil toplum örgütlerinin ortak sorunudur. Bu konuda daha cesur, daha kararlı ve kalıcı politikalar üretilmesi gerekir. Demokratik bir sisteme geçiş ancak Kürt sorununun demokratik çözümüyle sağlanabilir, başarılabilir” diye belirtti.
    “HDP’SİZ TÜRKİYE’YE İZİN YOK”
    Partilerinin çözümde ve barış siyasetinde ısrarlı ve kararlı olduğunu ifade eden Buldan, şunları ifade etti:
    “Biz, neye mal olursa olsun, bu çizgimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Çözümü; siyasetin ve toplumun gündemine taşımaya devam edeceğiz! Bu ülkede çözümün de, barışın da, demokrasinin de teminatı HDP’dir. HDP’nin fikriyatıdır. Emeğin ve alınterinin, adaletin, birlikte yaşamın teminatı HDP’nin fikriyatıdır. HDP fikriyatını kapatamayacaklar! Kapattırmayacağız. Yönetilemeyen bir ülkeyi yönetme iddiası ve hedefiyle yola çıktık ve kararlı adımlarla bu yolda ilerliyoruz. HDP’siz bir yaşam, HDP’siz bir siyaset, HDP’siz bir parlamento ve HDP’siz bir Türkiye hevesinde olanlara izin vermeyeceğiz.”
    (HABER MERKEZİ)
  • Buldan’dan Koçgiri Kültür Derneği’ne ve Maltepe Cemevine ziyaret-VİDEO

    Buldan’dan Koçgiri Kültür Derneği’ne ve Maltepe Cemevine ziyaret-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan İstanbul’da bulunan Koçgiri Kültür Derneği ile Maltepe Cemevini ziyaret etti. Ziyaretlerde Buldan’a Halklar ve İnançlar Komisyonu üyeleri Turgut Öker ve Nesimi Aday, milletvekilleri Fatma Kurtulan, Ali Kenanoğlu ve Zeynel Özen eşlik etti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve beraberindeki heyet, Alevi kurumlarla dayanışmak üzere bir araya geldi. Koçgiri Kültür Derneği’ni ziyarete giden heyette, Halklar ve İnançlar Komisyonu MYK Üyesi Tutgut Öker, PM Üyesi Nesimi Aday, Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan, İstanbul Milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Zeynel Özen’in yanı sıra İstanbul İl Eşbaşkanı Erdal Avcı yer aldı.

    Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve beraberindeki heyet, İstanbul’daki Maltepe Cemevi ve Koçgiri Derneği’ni ziyaret etti. Maltepe Cemevinde basına kapalı görüşme yapıldı.

    Koçgiri Kültür Derneği’ne yapılan ziyarette ise Koçgiri Katliamı’nın 100’üncü yılında, katliamların yüzyıllık devlet politikası olduğuna dikkat çekilerek, “Kürt sorunu çözülürse ülkede barışın hakim kılınacağı kesindir” denildi.

    KATLİAM POLİTİKALARI

    Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Karaman, 1921 yılının Mart ayında soykırıma uğrayan Koçgiri halkını anarak, bölgede başlayan katliamı lanetledi. Halkın katliam nedeniyle büyük acılar, zulüm, kıtlık çektiğini söyleyen Karaman, bölgedeki Ermeni’lerin katledilmesi sürecinde Topal Osman’ların katliamı desteklemesi için Kürtlerden de yardım istediğine değinerek, şöyle devam etti:

    “Biz o kanlı tarihi unutmayız. Bugün Alişer ve yoldaşlarını anlatmadan günü okuyamayız. Koçgiri anaları çok acı çekmiştir. Beşiklerinde anasız ölen yavrular vardı. Ağlayarak, acı çekerek öldüler. Topal Osman Koçgiri’de yanına aldığı insanlara işkenceler yaparmış, binlerce insan ahırlarda zincirlere bağlıymış. Bu bir soykırımdır. Koçgiri’de başlayan bu soykırım sonrasında Dersim, Ağrı, Elazığ ve birçok bölgeye dönük katliam politikaları ile sürdü” dedi.

    “BARIŞI SAVUNANLAR KATLİAMLARLA KARŞILAŞTI”

    Ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da, Koçgiri Katliamı’nın 100’üncü yılında acıları ortaklaştırdıklarını belirterek yaşamını yitiren Alevi yurttaşları andı. Barışı savunanların her daim katliamlarla karşılaştığına dikkati çeken Buldan, Koçgiri’de de yükselen hak talebi karşısında katliamın gerçekleştiğine değinerek, “Roboski ile Dersim ile Maraş ile Koçgiri Katliamı’nın hiçbir farkı yoktur. Yüzyıllardır süren bir devlet aklıdır bu. Biz, Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nu talep ederken işte tam da bunlar için istiyorduk” diye konuştu.

    ‘KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE BARIŞ HAKİM KILINIR’

    Buldan, parti kapatma tartışmaları sürerken gittikçe katmerleşen devasa sorunların olduğunun altını çizerek, “Bugün cezaevlerindeki hak ihlalleri, kadın düşmanı politikalar, cezasızlık ve düşman politikaları açık tablodur” dedi.
    Katliamları lanetleyen Buldan, şu şekilde konuştu:

    “Bugün bu katliamların bırakın açığa çıkmasını daha da derinleşmesi için büyük bir çaba içindeler. Şeyh Sait’in, Alişer’in hâlâ bir mezar taşı olmaması utanç verici. Fakat değil 100, 200 yıl da geçse ardıllarımız tüm yaşananların hesabını soracak ve çocuklarımıza büyük bir özür borçları olduğunu hatırlatacak. Şimdi HDP’nin başlatmış olduğu ‘Herkes için Adalet’ talebimizi yükseltme zamanı. Biz biliyoruz ki Kürt sorunu çözülürse ülkede barışın hakim kılınacağı kesindir. Hak ve adalet talebinin böyle bir süreçte somut bir şekle bürünmesi oldukça önemlidir.”

    Ziyaret, konuşmaların ardından çıra yakılması ve yaşamını kaybedenler için saygı duruşuyla sona erdi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Buldan: Bir gider bin geliriz; 12 milyon insan siyaset yapmaya hazır

    Buldan: Bir gider bin geliriz; 12 milyon insan siyaset yapmaya hazır

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan Yenikapı’dan seslendi. “Hiç kimse bizim geleceğimize dair kararlar alamaz. Bir gider bin geliriz, siz 687 kişiye siyaset yasağı getirseniz, 12 milyon insan siyaset yapmaya hazır” dedi. 

    İstanbul Yenikapı Meydanı’nda yüzbinlerin katılımıyla gerçekleştirilen Newroz kutlamasına Halkların Demokratik Partisi(HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da katıldı.
    BULDAN NEWROZ’U KUTLADI
    Newroz meydanını dolduran yüzbinlere hitap eden HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın açıklamaları şöyle:
    “Merhaba sevgili İstanbullular. Merhaba Figen Yüksekdağ’ın ve Gülten Kışanak’ın kadın yoldaşları. Denizlerin, Mazlumların, Selahattin Demirtaş’ın yoldaşları merhaba. Merhaba Newroz’un çocukları merhaba, işçiler emekçiler bu ülkenin mazlumları halkları hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyoruz. Hoş gediniz,  hûn bi xêr hatin, ser seran ser çavan hatine. Hepinizin Newroz bayramını kutluyorum. Newroz ji bo gelê me pîroz be hevalno. Sizlere cezaevlerinden selamlar getirdim, Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın, İdris Baluken’in, Sebahat Tuncel’in, Abdullah Zeydan’ın, Aysel Tuğluk’un, Çağlar Demirel’in cezaevlerinde haksız ve hukuksuz yatan bütün yoldaşların selamlarını getirdim. Onlara İstanbul’dan selam gönderiyoruz, Newrozları kutlu olsun.
    “TÜM HALKIMIZ BU KARANLIK GİDİŞATA DUR DİYECEK”
    Bugün, sizlerle Newroz alanında bir kez daha buluşmanın onurunu, gururunu yaşıyoruz. Newroz sadece bir bayram değildir, Newroz sadece bir bayram değildir, sadece baharın müjdecisi de değildir, Newroz bizim kimliğimizdir, Newroz onurumuz, Newroz bizim kültürümüzdür. Burada İstanbul meydanından tüm halklarımızın Newroz bayramını bir kez daha kutluyor ve hepinize bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Sevgili halkımız, bugün içerisinde bulunduğumuz süreç çok karanlık, çok sancılı, çok sıkıntılı bir süreç. Önemli bir dönüm noktasından geçmeye hazırlanıyoruz. Türkiye halkları ya karanlığı ya da aydınlığı seçecek. Türkiye halkları ya faşizmi ya da demokrasiyi, Türkiye halkları aydınlıktan, çoğulculuktan, demokrasiden yana olan tüm halklarımız biliyor ve inanıyoruz ki bu karanlık gidişata dur diyecek.
    “BİZLERE DAYATILAN BU YAŞAM BİÇİMİNİ KABUL ETMİYORUZ”
    Bu ülkeyi yönetenlere bizlerin en kısa zamanda önümüzde konulacak ilk sandıkta bu tercih yapmak zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Elbette tercihimizi aydınlık, demokrasi, özgürlükten yana yapacağız ve bu ülkenin barışından yana yapacağız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bizlere dayatılan bu yaşam biçimini asla kabul etmediğimizi, ilk sandıkta bu ülkeyi yönetenlere elbette gösterecek. Halkları dışlayan demokrasiyi ortadan kaldıran, bu talebimiz, bu vicdansız düzenin yok olmasına seçime gitmesine elbette etki edecektir.
    “BİZLERİ BİR ARAYA GETİREN BU COŞKU VE KARARLILIKTIR”
    Bu ülkede Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Lazıyla, Çerkesiyle, Ermenisiyle, Süryanisiyle, Arabıyla ve Pomağıyla tüm halklar, tüm inançlar, tüm mezhepler, kadınlar ve gençler hepimiz hep birlikte omuz omuza yan yana yürümek zorundayız. Seçimlerde bu ülkeyi yöneten AKP ve küçük ortağına özellikle ders vermek zorundayız. Elbette bu söylediklerimi gerçekleştirecek cesaretimiz de ferasetimiz de inancımız da var. İşte bizleri yan yana getiren bu inanç, bu moral bu coşku ve kararlılıktır.
    “HİÇ KİMSE GELECEĞİMİZE DAİR KARA RALAMAZ”
    Hiç kimse bizim geleceğimize dair kararlar alamaz. Türkiye tarihinde böyle bir gelişme yoktur. AKP hükümetine bizim geleceğimizle yarınlarımızla ilgili gençlerimizin hayatıyla ilgili kararlar almasına izin vermeyeceğiz. Biz biliyoruz ki onlar kendi yaptıkları hataları bizleri hedef göstererek kapatmaya çalışıyorlar. Hem içeride hem dışarıda bütün krizlerin nedeni elbette ki AKP hükümetinin bu yanlış politikalarından kaynaklanıyor. Şimdi yaptıkları bütün hataların bedelini kadınlara HDP’ye, Kürtlere bu ülkenin işçilerine bu ülkenin emekçilerine ödetmeye çalışıyorlar.
    “TÜRKİYE TOPLUMUNU SEFALETE SÜRÜKLÜYORLAR”
    Oysa şunu çok iyi bilsinler ki bu bedel ağır bir bedeldir. Türkiye halkları da size bu bedelin sonucunda seçim sandıklarında cevabını verecektir. Biz biliyoruz ki kendileri şatafat içerisinde saraylarda yaşarken, bu ülkenin emekçilerini, işçilerini, kadınlarını, Türkiye halklarını, Türkiye toplumunu sefalete sürüklüyorlar. Bu ülkede işsizlik sorunu var. Bu ülkede açlık sorunu var. Bu ülkede sefalet sorunu var. Bu ülkede ekonomik kriz var.
    “KÜRT SORUNU VAR”
    Bu ülkede Kürt sorunu denen devasa bir sorun var. Bu ülkede tecrit sorunu var. Bu ülkede kadınların emeğine saldırı var. Bu ülkede kadınların özellikle eşitlik ve cins mücadelesine büyük bir saldırı var. İşte yaptıkları bütün yanlışları Türkiye halkları üzerinden onlara acımasızca davranan AKP hükümetine buradan sesleniyoruz: Hiç bir şey, kimse halkın iradesinin önüne geçemez. Ne yaptılar, ne yapıyorlar şimdi halkların iradesini gasp etmeyi kendilerine bir yöntem ve anlayış olarak önlerine koydular.
    “HALKIN İRADESİNİ GASP ETTİLER”
    Seçilmiş belediye eşbaşkanlarımızı görevden alıp yerlerine kayyımlar atadılar. Halkın iradesini gasp ettiler. Bu da yetmiyormuş gibi milletvekillerimizin vekilliğini düşürdüler. Musa Farisoğulları’nın, Leyla Güven’in vekilliği düşürüldü. Şimdi de Ömer Faruk Gergerlioğlu vekilimizin vekilliğini düşürdüler. Buradan arkadaşlarımıza Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’na da Ömer Faruk Gergerlioğlu’na ve vekilliği düşürülen bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı, sevgilerimizi gönderiyoruz.
    “ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ” 
    Şimdi aynı güne denk gelen hem Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi hem de HDP’ye açılan kapatma davası gündeme geldi. Bu kapatma davası iktidarın bittiğinin, tükendiğinin resmidir. Herkes bunu böyle bilmelidir, onların kapatması davası varsa bizim de demokrasi ve adalet davamız vardır. Bundan asla vazgeçmeyeceğiz.
    “İNTİKAM ALIYORLAR”
    Bu kapatma davasını bizden intikam almak için yaptıklarını biliyoruz. Çünkü 7 Haziran’ı unutamıyorlar. Onlar 31 Mart’ı unutamıyorlar. 23 Haziran seçimlerini unutamıyorlar. Ankara’yı, İstanbul’u, Adana’yı, Mersini bir türlü unutamıyorlar. Bizler bugünlere kazana kazana, çoğala çoğala geldik ama onlar bölüne bölüne gidiyorlar, bitiyorlar daha da bitecekler, daha da bölünecekler. HDP’yi bitiremedikleri gibi, bizimle sandıkta baş edemedikleri için, siyasi kumpas davalarını devreye koydular. Ve biz biliyoruz ki bizlerden intikam almaya çalışıyorlar. Ama biz her şart ve koşulda siyaset yapmaya devam edeceğiz, kimse enseyi karartmasın.  Hiç kimse kaygıya kapılması, kuşkuya düşmesin.
    “HALKIMIZ O İDDİANAMEYİ AKP’YE İADE ETTİ
    AKP hükümeti, bize kapatma davası açan iktidar bugün bu meydana baksın. Yarın Amed meydanına baksın. Bu meydana bakıp iradesinin, halkının HDP’ye nasıl sahip çıktığını bir kez daha görsün. Sağ olun sevgili halkımıza teşekkür ediyoruz hepinize. Ve bu meydan AKP’nin hazırlamış olduğu kapatma davasıyla ilgili iddianamenin geri gönderildiğinin bir resmidir. Halkımız o iddianameyi AKP’ye bugün iade etmiştir.
    “BU BAYRAK YERE DÜŞMEYECEK”
    ‘HDP’yi bir daha açtırmamak namus borcumuzdur’ diyen zihniyete buradan seslenmek isterim. Tek kişi kalsak dahi bu bayrak yere düşmeyecek. Bu gemi limana mutlaka ulaşacak. Bu da bizim namus ve onur borcumuzdur. Bu bizim namus borcumuzdur. Bu da bizim onur borcumuzdur.
    “SÖZLEŞME HÜKÜMSÜZDÜR”
    Sevgili kadınlar, bir kararname ile İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırıldığına dair bir haberle uyandık bugün. Buradan seslenmek istiyoruz. Beyler, efendiler son sözü kadınlar söyler. İşte o yüzden İstanbul Sözleşmesi kadınlar bitirmeden asla bitirilmeyecek bir anlaşmadır. Bu sözleşme TBMM’de bütün partilerin ortak kararı ile çıkarılmış bir sözleşmedir. Tek bir kişinin bir adamın ‘bunu iptal ediyorum’ diyerek bitirilemeyecek olan bir sözleşmedir. Bu ülkede her gün kadınlar öldürülür, tacize, tecavüze uğrarken, bu sözleşmenin iptal edildiğine dair çıkarılan yasayı asla tanımıyoruz, hükümsüzdür diyoruz ve kabul etmiyoruz.
    “12 MİLYON HAZIR”
    Sevgili arkadaşlar HDP’nin kapatma davasında aynı zamanda 600 küsur insana siyaset yasağı getirmeyi hedefliyorlar. Amaçları bugün halkın yanında olan cezaevlerinde olan her yerde mücadele eden insanları siyaset dışı bırakmaktır. Ama bu emellerine asla ulaşamayacaklar. Bir gider bin geliriz, siz 687 kişiye siyaset yasağı getirseniz de 6 milyon, 12 milyon insan siyaset yapmaya hazırdır. Hangi HDP’liyi siyaset dışına atabilirsiniz. Bu meydanlar böyle dolu ve coşkulu iken sizlerin gücü bizi siyaset dışı bırakmaya yetmeyecek. Bunu asla kabul etmeyeceğiz. Bu da AKP hükümetine ve küçük ortağına kapak olsun dert olsun!
    2013 NEWROZU
    Sevgili halkımız, bizim Newrozlarda bir araya gelmemizin önemli nedenlerinden biri de elbette zulme boyun eğmemek, direnmektir. Bu ülkenin barışına, özgürlüğüne, demokrasisine, kardeşliğine olan ihtiyaçtan kaynaklı sizlere 2013 Newroz’unu hatırlatmak isterim. 2013 Newroz’unda milyonların önünde Sayın Öcalan’ın milyonların önünde kaleme aldığı Newroz manifestosu hala zihinlerde ve yüreklerdedir. O manifesto bu ülkenin geleceğine barış özlemlerine adalet ve hukuk özlemlerine dair önemli bir manifesto idi. O gün o manifesto kabul edilmiş olsaydı bugün Türkiye bu krizleri yaşamıyor olacaktı. 28 Şubat’ta Dolmabahçe mutabakatı da aynı önemde Türkiye halklarının geleceğine dair önemli bir metindi ancak her ikisi de bu iktidar tarafından yok sayıldı kabul edilmedi.
    MANİFESTO GEÇERLİLİĞİ KORUYOR 
    Ne vardı o manifestoda, artık silahların susacağı siyasetin konuşacağı adımların atılacağından söz ediliyordu. Türkiye’nin artık demokratik bir Türkiye olacağından bahsediyordu, barış, özgürlük, demokrasiye ihtiyaçtan dolayı kaynaklı yazılan o manifesto geçerliliğini koruyor. Biz HDP olarak hala 2013 Newroz manifestosunun arkasındayız. Çünkü bu ülkenin gerçek anlamda bir barışa ihtiyacı olduğunu biliyoruz ama onlar bunu tercih etmediler ve manifestoyu yok saydılar. Tecridi daha da derinleştirdiler. Sayın Öcalan ile ailesi ve avukatlarının görüş yapmasını bile yasakladılar. Kendi çıkardıkları yasalara bile inançları ve güvenleri yok.
    HAYATA GEÇMELİ 
    Yasaları bile tanımayan bir iktidar var karşımızda. Tecrit bir insanlık suçudur. Her cezaevinde olan insan gibi Sayın Öcalan’ın da ailesi ve avukatları ile görüşme yapma hakkı yasal ve meşrudur. Bunu engellemek tecridi daha da derinleştirmek Kürt sorununu çözümsüzlüğe itmek bu ülkeye bir fayda getirmez. Biz Türkiye halkları olarak bu ülkede yaşayan Kürtler, Aleviler, Sünniler bu ülkenin bütün inançlarını bütün mezhepleri kardeşçe barış içinde yaşamak için elbette ki bunların hayata geçmesini talep ediyoruz.
    TECRİDİN SON BULMALI 
    Hiç kimsenin bu ülkeyi karanlığa sürüklemeye hakkı yoktur. Artık tek bir insanımızın evladımızın bile bırakın hayatını yitirmesini ayağının taşa değmesini istemeyiz. Bunun için aklıselim davranmak devlet aklını iyi kullanmak lazım. Çözümsüzlükte ısrar etmek yanlış bir politikadır. Çıkardığınız yasalara sizleri bir kez daha uymaya çağırıyoruz. Tecridin son bulması için AKP hükümetine ve Adalet Bakanına sesleniyoruz.
    HERKESİME ÇAĞRI 
    Sevgili halkımız gelecek elbette Türkiye halklarının olacak barış bu ülkeye mutlaka ama mutlaka gelecek. Özgürlükler ve demokrasi bu ülkede yeşerecek bizler bunun mücadelesi var olduğumuz, nefes aldığımız sürece yerine getireceğiz hayata geçireceğiz. Bunun için adalet, hukuk ve demokrasi kadar önemli bir şey olan barışın bu ülkeye yerleşmesi için sadece HDP değil sadece, Kürtler değil, bu ülkede bundan rahatsız olan her kesime başta muhalefet partileri olmak üzerine demokrasi güçlerine her inanca ve mezhebe çağrı yapıyoruz.
    Barışı istemek sadece bize bırakılmamalı, barışı istemek herkesin sorunu olmalı, barışı talep etmek hepimizin tek amacı olmalı.  Bu ülkeye barış gelirse inanıyoruz bu ülkede yaşanan bütün krizler biter. Ben bir kez daha hepinizin tüm halklarımızın kadınlarımızın gençlerimizin Newroz bayramını bir kez kutluyorum. Newroz’un barışa, kardeşliğe, özgürlüğe ve demokrasiye vesile olmasını temenni ediyorum. Newroz pîroz be.”
    (MEZOPOTAMYA AJANSI)
  • Buldan, DAD’ı ziyaret etti: Cemevleri tanınmalı, zorunlu din dersi kaldırılmalı-VİDEO

    Buldan, DAD’ı ziyaret etti: Cemevleri tanınmalı, zorunlu din dersi kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve beraberindeki heyet, ‘Herkes için Adalet’ kampanyası kapsamında Demokratik Alevi Derneği’ni ziyaret etti. Buldan, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de herkesin adalete ihtiyacı olduğunu belirterek, cemevlerinin bir an önce ibadethane statüsüne kavuşturulması ve din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğini kaydetti. Buldan, zorunlu din dersinin bir asimilasyon aracı olduğunu hatırlattı. 

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş sözcüsü Tülay Hatimoğulları, milletvekili Zeynel Özen, Erdal Avcı, Turgut Öker, Nesimi Aday ‘dan oluşan heyet, ‘Herkes için Adalet’ kampanyası kapsamında Demokratik Alevi Derneğini ziyaret etti.

    HDP heyeti, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Saime Topçu, İstanbul Şubesi Eş Başkanları Nergiz Güzel ve Hüseyin Özcan tarafından karşılandı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, muhalefet partilerini ziyaret ederek başlattıkları ‘Herkes için adalet’ kampanyası başlattıklarını belirterek, demokratik kitle örgütlerini ziyaret kapsamında Garip Dede Cemevinde dün Alevilerle bir araya geldiklerini hatırlattı.

    “ALEVİLER DE ZULÜM YAŞIYOR”

    Buldan şöyle konuştu:

    “Türkiye’de herkesin adalete ihtiyacı olduğunu söyleyen Buldan, AKP hükümeti sadece adaleti yok etmekle kalmadı bunu toplumun üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullanıyor. Aleviler de zulüm yaşıyor. Farklı kesimler nasıl dışlanıyorsa Aleviler de dışlanıyor. Alevi yurttaşlarımızın çekmiş olduğu acılar var ve bu acıların sorumluları ortaya çıkarılmadı. Maraş, Sivas katliamlarının Roboski katliamından hiç bir farkı yoktur. Bu ülkeyi yönetenler he zaman halkların taleplerini çözmek yerine çatışmayı esas almış, çoğulculuk yerine tekçiliği esas almıştır. Bu yaşananların türkiye toplumun vicdanında büyük acılar bıraktığını biliyoruz. Hakikatler komisyonu kurulması lazım. Ülkeyi yönetenler sorumluları ortaya çıkarmak gibi bir sorumluluğu var. Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençliğin de mutlaka yapacağı çok şey vardır. Eğer hep birlikte hakikati ortaya çıkarmak adına herkes için adalet dediğimizde bu ülkeyi yönetenler geri adım atacaktır, mücadelemiz mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bu mücadeleyi halkların birlikte verceği onurlu bir mücadeleyle elde edeceğimizi savunuyoruz. HDP’nin yanında duranlara büyük tahammülsüzlük var. HDP’yi kriminalize etmek isteyenler toplum karşısında hiç bir karşılığı olmayan kesimlerdir.”

    Cemevlerinin bir an önce ibadethane statüsüne kavuşturulması ve din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Buldan, zorunlu din dersinin Alevilere yönelik asimilasyon aracı olduğunu kaydetti.

    “HDP ÖZELİNDE HAK ARAYIŞLARINA YÖNELİK SALDIRILARI KINIYORUZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Saime Topçu da, Hızır ayında olunduğunu hatırlatarak başladığı konuşmasında, nemrudi bir zihniyet ve tahakkümün HDP’ye de yoğun bir şiddet uyguladığını söyledi. Demokratik siyasetin önünün kesilmek istendiğini belirten Topçu şunları söyledi:

    “HDP, ülkemizde demokratik siyasetin olmazsa olmazlarındandır. Halklarımızın, emekçilerin, tüm farklı toplumsal renklerimizin kendi hakikatleriyle kabul gördüğü, temsil edildiği ve rızalaşarak ortak iradelerini tecelli ettirdikleri rıza kervanıdır. Yaşanabilir bir gelecek, Hakk diyen, ötekileştirilen tüm renk ve insanlarımızın ortak mücadelesiyle mümkün olabilecektir. Ve partiniz, temsil ettiği değerler, ülkemizin tüm halklarına sunduğu gelecek projesi ve önermeleriyle biz Aleviler için de hayati önem arz etmektedir. Hak ve hakikat mücadelelerinin tamamı bizim de mücadelemizdir. Hak ve hakikat mücadelesi veren herkesle birlikte yürümek biz Aleviler için zorunluluktur. Bu hem yolumuzun gereğidir hem de toplumsal sorun ve ihtiyaçlarımız nedeniyledir. Herkes için adalet arayışı ve çıkışı bizim de arayış ve talebimizdir. HDP özelinde demokrasi ve hak arayışlarına, taleplerine yöneltilen saldırıları kınıyoruz. Demokrasi yürüyüş ve mücadelesinde tüm ötekileştirilenlerle birlikte olmaya devam edeceğiz. Xızır cümle mazlumların yar ve yardımcısı olsun.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • HDP Eş Genel Başkanları: Darbeye karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanları: Darbeye karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, vekilliklerin düşürülmesine dair “Bu darbe bir yönetim anlayışı haline gelmiştir. Kazandığımız mevzileri terketmeyeceğiz” derken, Eş Genel Başkan Mithat Sancar ise “Bu yöntemlerin hiçbiri en ufak bir şekilde demokratik siyaset kararlığımızı etkilemeyecektir. Mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Haberin videosu:

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar,Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları ile CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun vekilliklerinin düşürülmesi ve tutuklanmasına ilişkin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sırasında, partinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

    Buldan, “Bir kez daha AKP tarafından bir darbe yapıldı. 3 milletvekilinin, milletvekilliği düşürülerek, gözaltına alındı ve tutuklandı. Her 3 milletvekiline yapılan AKP’nin darbesidir. Bu darbe süreci uzun süredir süre gelen bir yönetim anlayışı haline gelmiştir. Seçimle elde edemediğini baskılarla, darbelerle muhalefetin elinden almaya çalışıyor” dedi.

    “DEP’Lİ MİLLETVEKİLLERİNE YAPILAN DARBEDEN HİÇ BİR FARKI YOK”

    HDP’nin seçime girdiği her yerde AKP’nin büyük bir hezimet ve kayıp yaşadığını ifade eden Buldan, “Zor baskı ve hile iktidarını ayakta tutmaya çalışmıştır. Özellikle son dönemlerde iktidarın kazandığı hiçbir seçim meşru değildir. Hiçbir kazanım meşru değildir. Her bir seçim binlerce hilenin binlerce dalaverenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu yerel seçimler için de genel seçimler için de geçerlidir. Dün yapılan darbe tıpkı 4 Kasım tarihinde dokunulmazlıkların kaldırılmasına yapılan darbe ile eşdeğerdir. Dün yapılan darbenin 20 Temmuz OHAL darbesinden hiçbir farkı yoktur. Dün yapılan darbe 2 Mart 1994 tarihinde DEP’li milletvekillerine yapılan darbeden hiçbir farkı yoktur” ifadelerinde bulundu.

    Buldan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
    “Darbelere karşı çıkanlar ‘seçim ile gelen seçim ile gitmesini esas alırız’ diyenler, dün bir kez daha halkların iradesine darbe vurmuşlardır. Leyla Güven’in milletvekilliğinin düşürülmesi ve tutuklanması başta Kürt halkı olmak üzere Hakkari halkının iradesine darbedir. Musa Farisoğlları’nın milletvekilliğinin düşürülmesi ve tutuklanması başta Kürt halkı olmak üzere Diyarbakır halkının iradesine bir darbedir. Yine aynı şekilde Enis Berberoğlu’nun tutuklanması da Türkiye halklarının İstanbul halkının seçtiği iradeye büyük bir darbedir.”

    MEVZİİYİ AKP’YE TERK ETMEYECEĞİZ

    Şunu çok açık ifade etmek isteriz. Bu darbe baskı ve şiddet politikası ile AKP istediğini elde edemeyecek istediği sonuca varamayacaktır. Bizler Türkiye’de siyaset yapan demokrasi güçleri olarak kendimizi bir yere oturtan ve Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’nin özgürlükleri için mücadele eden bir partinin eş genel başkanları olarak şunu söylemek isteriz ki; biz kazandığımız hiçbir mevziiyi AKP’ye terk etmeyeceğiz. TBMM’de tek bir kişi kalsak bile bu mücadele devam edecektir.

    BİRLİKTE MÜCADELE

    Bu darbe sadece TBMM’de değil yerellerde seçilmiş belediye eş başkanlarımıza da uygulandı. Belediyelerimiz teker teker gasp edildi, eşbaşkanları darbeyle görevden alındı ve tutuklandılar. Ama tek bir belediyemiz kalana kadar bu mücadele devam edecek. İşte şimdi tam da demokrasi güçlerini birlikte hareket etmesi gereken en yoğun sürece giriyoruz. Birlikte hareket etmezsek birlikte mücadele etmezsek AKP’nin faşizmi AKP’nin darbe anlayışı her yere sirayet edecek, herkesi etkisi altına alacak ve Türkiye’de herkes tecrit altında yaşayacaktır.

    “SADECE HDP’YE YAPILDIĞI DÜŞÜNÜLMEMELİ”

    İşte tam da mücadeleyi büyütmenin demokratik mücadele yol ve yöntemlerini tartışmanın zamanıdır. Hiç kimse bu yapılanların sadece HDP’ye yapıldığını düşünmemelidir. Bu yapılan Türkiye halklarına, Türkiye’nin bir bütününe yapılmıştır. Bu darbe herkese vurulmuştur. Dolayısıyla bu darbeyi asla tanımadığımızı tutuklu milletvekilli arkadaşlarımızın geçmişte tutuklanan arkadaşlarımızın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımızın Leyla Güven ve Musa Farisoğulları gibi halklarımızın iradesi olduğunun altını çiziyoruz.

    İşte tam da mücadeleyi büyütmenin, demokratik mücadele yol ve yöntemlerini tartışmanın zamanıdır. Hiç kimse bu yapılanların sadece HDP’ye yapıldığını düşünmemelidir. Bu yapılan Türkiye halklarına Türkiye’nin bir bütününe yapılmıştır. Bu darbe herkese vurulmuştur. Dolayısıyla bu darbeyi asla tanımadığımızı tutuklu milletvekili arkadaşlarımızın geçmişte tutuklanan arkadaşlarımızın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımızın Leyla Güven ve Musa Farisoğulları gibi halklarımızın iradesi olduğunun altını çiziyoruz. Hiçbir şekilde bu mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizin altını çizmek istiyoruz.”

    SANCAR: SÜREÇ 7 HAZİRAN’DAN SONRA BAŞLADI

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, AKP’nin, yanına MHP ve başka güçleri de alarak bu planı adım adım hayata geçirecek yöntemleri geliştirdiğini belirtti. Bu sürecin ilk olarak 7 Haziran seçimlerinin fiilen sonuçsuz kılınmasıyla başladığını kaydeden Sancar, şunları söyledi: “Çeşitli tezgah ve provokasyonlar yaratarak, erken seçim kararı alındı. 1 Kasım’da seçime gidildi, bugün 5 Haziran unutmayalım. 5 Haziran’ın önemli bir yıl dönümü olduğunu da hatırlatalım. AKP’nin başlattığı darbe sürecinin önemli bir işareti de o dönem yaşanmıştı. Bizim Diyarbakır mitingimize yönelik bombalı saldırı yaşanmıştı.
    Daha sonra 1 Kasım seçimlerinden sonra bir otoriter sistemin giderek faşizan bir yönetimi inşa etmek için adım adım çalışmaları yürüttü. AKP ve birlikte hareket ettiği ortakları 15 Temmuz darbe girişimi hepimizin lanetlediği bir girişimdi. Her türlü darbe girişiminin en açık bir şekilde lanetleyen bunlara karşı en açık tutumu alan bir siyasi geleneği temsil ediyoruz. O zaman da tutumumuzu tereddütte yer bırakmayacak, şekilde ortaya koyduk.”

    “AMAÇ HDP’Yİ TASFİYE ETMEK”

    Sancar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
    “20 Temmuz 2016’da yeni darbe süreci başlatıldı. Daha doğrusu darbe sürecinin yeni aşaması başlatıldı. Daha sonra dokunulmazlıklar kaldırıldı, başta Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere milletvekillerimiz rehin alındı. Büyük bir kısmı hala siyasi rehine durumunda tutuluyor. Bütün bunlarda hedefin HDP’yi tasfiye etmek olduğu açıktır. Neden HDP’yi bu kadar ısrarlı, inatla, öfke ve kin ile hedefe koyuyor bu iktidar? Çünkü kendisine kaybettirebilecek en büyük en etkili gücün HDP ve onun temsil ettiği siyasi çizgi olduğunu biliyor. 7 Haziran’da bunu yaşadık. 31 Martta tekrar bu gerçeklikle ile yüz yüze kaldı.

    “HDP ASLA DİZ ÇÖKMEYECEK”

    O nedenle elindeki bütün imkanları HDP’yi tasfiye etmek için kullanmaya devam edeceğini zaten bekliyor, biliyoruz. Ama 7 Haziran’dan bu yana yaşananlar ve ondan önce 10 yıllardır yaşanan tecrübeler herkese şunu açıkça göstermelidir. HDP veya onun öncesi partiler bu tür yöntemlere susturulmaz. HDP ve bu siyasi geleneğin temsilcisi önceki partilerimiz diz çöktürtülemedi, susturulamadı, HDP’de diz çökmeyecek ve asla mücadeleden vazgeçmeyecektir.

    “DARBECİ ZİHNİYETE KARŞI SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Bu yöntemlerin hiçbiri en ufak bir şekilde demokratik siyaset kararlığımızı etkilemeyecektir. Demokratik siyasette bütün meşru yollarla bu darbeci zihniyete karşı mücadeleniz artan kararlılıkla devam edecektir. Bir başka gerçeği burada bir kez daha hatırlatalım. Hakkari Milletvekili Leyla Güven ve Diyarbakır halkı şahsında Kürt halkına diz çöktüreceklerini sananlar yanılacaktır. Kürt halkı bu tür baskılara boyun eğmez, bu tür dayatmalara karşı da alnı açık başı dik, mücadeleyi sonuna kadar sürdürür. Bunu görmek için tarihe sadece kısa bir bakış yeterlidir. Bugüne de bakarlarsa, bu gerçeği görürler.

    “GÜCÜMÜZE GÜVENİYORUZ”

    Öte yandan Enis Berberoğulu’nun şahsında İstanbul seçmenin ve Türkiye halkının iradesi gasp edilmek istendi. Bu darbe o nedenle halklarının iradesine bir darbedir diyoruz. Türkiye halklarının iradesini yok sayma, gasp etme girişimidir. Buna karşı en etkili mücadele hakların birlikteliğidir. Ortak ve kararlı duruşudur. Biz kendimize, halkımıza ve demokratik kamuoyunun kararlılığına güveniyoruz. Biz HDP olarak gücümüze güveniyoruz. Biz HDP olarak halkımıza en başta Kürt halkına, Kürt halkının inancına ve kararlılığına sonsuz güveniyoruz. Türkiye halklarının demokratik temsilcilerinin ve demokratik güçlerinin kararlığını güveniyoruz. Biz kendi gücümüzle elbette bu darbeci anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.

    DEMOKRASİ GÜÇLERİNE ÇAĞRI

    Buna karşı etkili mücadele yolu birliktelikten geçer. Türkiye halklarının ortak mücadelesinden demokrasi güçlerinin kararlı birlikteliğinden geçer. Tekrar tutum belgemizdeki çağrıyı burada hatırlatmak istiyoruz. Gelin hep birlikte demokrasi barış adalet için hukukun üstünlüğü için, aş ve iş için mücadelemizi yükseltelim. En başta bu darbeye karşı bir demokrasi bloğu kuralım. Bu darbe aynı zamanda Türkiye’de toplumsal barışa kast eden bir girişimdir. O nedenle gelin hep birlikte barış mücadelesini yükseltelim.
    HDP olarak bu konuda üzerimize düşen her türlü sorumluluğu tereddütsüz yerine getirmeye hazır olduğumuz bir kez daha hatırlatalım. Sorumluluklarını bilerek hareket etme konusunda herkese bu hatırlatmayı yapalım. Türkiye demokrasi güçleri sorumlulukları çerçevesinde durumun aciliyetini ve tehlikenin artan vahametini gözeterek, ortak mücadeleye geçmeye çağırıyoruz.”

    CHP’NİN TUTUMU

    Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sancar, CHP’nin tutumuna dair bir soruya, “CHP’nin tutumunu, kamuoyu ayrıntılı değerlendiriyor. Dün Meclis’te yaşanan darbenin tüm demokrasi güçlerine yönelik olduğunu ve çarenin ortak mücadeleden geçtiğini yineliyoruz” yanıtını verdi.

    CHP’nin tüm tabloyu bütünlüklü olarak değerlendirmesinin anlamlı olacağını vurgulayan Sancar, “Dünkü açılamadan milletvekillerimizin isminin geçmemesini şüphesiz doğru bulmuyoruz. Bu konuda ayrım yapma niyeti olsun olmasın, tablonun bir kısmını görmemenin iktidarın siyasi oyunlarını biraz daha cesaretlendirme ihtimali olduğunu da hatırlatmak istiyoruz. Ancak aceleci davranmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. CHP kurullarında bu meseleyi ayrıntılı değerlendirirken sonra farklı bir tavır da ortaya koyabilir. O nedenle biz hala yolun sadece CHP değil bütün demokrasi güçlerini kapsayan bir mücadele hattından geçtiği konusundaki ısrarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.

    “SİNE-İ MİLLET YÖNÜNDE BİR GÜNDEMİMİZ YOK”

    “Sine-i millet” yönünde bir soruya da Buldan, kesin bir dille “böyle bir gündemimiz yok” yanıtını verdi. Söz alan Sancar da, “Bu gündemimize 4 Kasım’dan sonra çok uzun tartışmalar yaparak tabanımızı büyük bir kısmı ile temas ederek değerlendirip tüketmişti. Biz Türkiye’ye demokrasi, özgürlük ve barış ancak demokratik siyasetle getireceğimiz konusunda tereddüt duymayan bir çizgiye sahibiz. O nedenle iktidarın bu yönde harekete geçirdiği mekanizmalar ne olursa olsun biz büyük emekler sarf ederek kazandığımız mevzileri öyle kendilerine terk etmeyeceğiz” diye konuştu.

  • HDP’den KHK tepkisi

    HDP’den KHK tepkisi

    HDP Eş Genel Başkanları son OHAL KHK’sı ile ihraçlara tepki gösterdi. 

    Yazılı bir açıklama yapan Eş Genel Başkanlar Temelli ve Buldan, “Eski Türkiye’nin derin ittifaklarına, egemenlik ve güç ilişkilerine ve dengelerine dayanarak inşa edilen sözde yeni dönemin ilk adımının ihraçlarla ve ODTÜ’lü öğrencilere gözaltı ve tutuklamalarla atılması sürpriz değildir” dedi.

    Buldan ve Temelli’nin açıklaması şöyle:

    Olağanüstü Hal kapsamında 701 sayılı son Kanun Hükmünde Kararname ile çeşitli kurumlarda görev yapan 18 bin 632 personel kamudan ihraç edildi; Özgürlükçü Demokrasi, Welat, Halkın Nabzı gazeteleri ve 12 dernek kapatıldı. Ayrıca Mersin, Van, Bitlis, Mardin ve Şanlıurfa’dan Eğitim Sen üyeleri ve Bitlis’ten SES üyeleri ihraç edildi.

    İHRAÇ EDİLEN BARIŞ AKADEMİSYENİ 404’E YÜKSELDİ 

    Son KHK ile barış akademisyenleri de ihraç edildi. Böylece bugüne kadar “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı barış bildirisine imza atan ve ihraç edilen akademisyen sayısı 404’e yükseldi.

    İhraç edilenler “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin mili güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olmakla” suçlandı. Ama ortada ne bir mahkeme hükmü ne de bir belge var.

    Binlerce kamu çalışanının ihraç kararını artık olmayan bir Bakanlar Kurulu’nun seçim öncesinde, 4 Haziran’da hazırladığı, ancak beklettiği anlaşıldı. İktidarın kendi yanında veya yakınında hissetmediği bütün kamu personelini tasfiye operasyonu bu kararname ile sürdürüldü.

    Eski Türkiye’nin derin ittifaklarına, egemenlik ve güç ilişkilerine ve dengelerine dayanarak inşa edilen sözde yeni dönemin ilk adımının ihraçlarla ve ODTÜ’lü öğrencilere gözaltı ve tutuklamalarla atılması sürpriz değildir.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın partisine ve gölgesine sığınmayanlarla, kendisine biat etmeyenlerle hesaplaşması bitmiyor. İktidarları boyunca adım adım ördükleri ve son seçimle meşruiyet değil ama yasallık kazandırdıkları rejimin operasyonları bu zihniyet doğrultusunda sürdürülecektir. OHAL’i gerektirmeyecek yasal düzenlemeleri yaptıktan, yasal zeminde OHAL’i devam ettirecek önlemleri aldıktan sonra OHAL’in kaldırılması tartışmaları ve ifadeleri tamamen bir görüntüden ibarettir.

    Türkiye, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, işleyen denge-denetim mekanizmaları, kuvvetler ayrılığı gibi hiçbir demokratik ilke ve işleyişle ilgisinin kalmadığı bir döneme girmiştir.

    Bu bağlamda demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi her zamankinden daha büyük bir ihtiyaçtır. Bu yönde düşünenler ve mücadele kararlılığında olanlar, iktidar koalisyonunun algı operasyonlarına teslim olmadan yan yana gelmeli ve birlikte demokrasi mücadelesinde yol almalıdır.

  • HDP’den ilk açıklama

    HDP’den ilk açıklama

    Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin resmi Twitter hesabından seçim sonuçlarına ilişkin açıklamada bulunuldu.

    Halkların Demokratik Partisi ( HDP )’nin resmi Twitter hesabından seçim sonuçlarına ilişkin açıklamada bulundu. Açıklamada, “Değerli arkadaşlar, Sandık başı görevlerimiz henüz tamamlanmamıştır. Sonuçlar ilçe seçim kurullarına verilene ve YSK’ya girişler sağlanana kadar görevimiz devam etmektedir. Henüz kutlama yapma zamanı değildir. Hepimize kolay gelsin. Pervin Buldan – Sezai Temelli ” denildi.

    Değerli arkadaşlar,
    Sandık başı görevlerimiz henüz tamamlanmamıştır. Sonuçlar ilçe seçim kurullarına verilene ve YSK’ya girişler sağlanana kadar görevimiz devam etmektedir. Henüz kutlama yapma zamanı değildir. Hepimize kolay gelsin.
    Pervin Buldan – Sezai Temelli pic.twitter.com/avMpUStcoV

    — HDP (@HDPgenelmerkezi) 24 Haziran 2018

    Pervin Buldan ve Sezai Temelli ‘den açıklama

    Pervin Buldan, “Sandık sonuçlarının YSK’daki girişleri henüz tamamlanmamıştır. İtirazlarımız sonuçlanmamıştır. Görevlilerimiz sonuçların netleşmesi için takiptedir. İhlallerin teker teker ortaya çıkarılması için mücadelemiz sürmektedir. Selahattin Demirtaş’ın gerçek oyu şu saatte ekranlara yansıyandan fazladır. Manipülasyonlu bu sonuçlar bile yapılması gereken acil işin, Demirtaş’ın tutukluluk halinin derhal sona erdirilmesi olduğunu ortaya koymuştur. Seçim sonuçları göstermiştir ki, halklar HDP’siz bir parlamenter rejimin, demokrasi ve adalet mücadelesinin olamayacağına olan inancını bir kez daha ortaya koymuştur. HDP , kendisine oy verenlerin mesajlarını boşa çıkarmayacak bir kararlılıkla mücadelesine devam edecek.” dedi.

    Temelli ise, “Biz oy veren tüm yurttaşlarımızın siyasi iradesine sahip çıkıyoruz. Tüm yetkili kurullardaki arkadaşlarımıza çağrımızı yineliyoruz. Sandıklara sahip çıkmaya, tüm süreçlere gözlemci olmaya ve sonuçlar kesinleşene kadar demokrasi nöbetinde kalmaya devam edelim. Birçok il ve ilçe teşkilatımıza müdahaleler söz konusu, oylara sahip çıkan halka yönelik güvenlik güçlerinin müdahaleleri ve şiddet uygulamaları devam ediyor. Bir kez daha kınıyoruz. İnsanlar oyuna sahip çıkıyor. Bu müdahalelere son vermeye çağırıyoruz.” açıklamasında bulundu.