Etiket: burdur

  • TTB’den, diyaliz hastalarının ölümüyle sonuçlanan olaya inceleme

    TTB’den, diyaliz hastalarının ölümüyle sonuçlanan olaya inceleme

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB), diyaliz hastalarının ölümüyle sonuçlanan olay ile ilgili Burdur’da inceleme yaptı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Burdur Devlet Hastanesi’nde tedavi gören 33 diyaliz hastasının sağlık sorunları yaşaması ve iki hastanın yaşamını yitirmesi üzerine Burdur’da incelemelerde bulundu.

    TTB heyetinde Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Vedat Bulut ile Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Dr. Tevfik Serkan Özkan, Yönetim Kurulu üyeleri Dr. Ramazan Zeybek ve Dr. Erdal Özkes yer aldı.

    Olayın yaşandığı Burdur Devlet Hastanesi’ne giden TTB heyeti, önce başhekim ile görüştü, ardından ise hekim ve sağlık emekçileri ile buluştu. Hastane ziyareti sonrası Burdur İl Sağlık Müdürü ve Kamu Hastaneleri Hizmetleri başkanı ile bir araya gelen TTB heyeti, Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ve Burdur Barosu Başkanı Av. Ramazan Gedik ile de görüşmeler yaptı.

    MUSLUKLARDAN MAVİMTIRAK SU AKTIĞI İDDİASI!

    Görüşmeler neticesinde, erken açılışı yapılacağı gerekçesiyle hastanenin tam teslim edilmediği, geçici teslime bağlı olarak su tesisatında bir sorun olabileceği, hekimlerin/sağlık emekçilerinin olay günü musluklardan mavimtırak bir su aktığını aktarmasının da bunu doğrular nitelikte olduğu kaydedildi.

    Sağlık emekçilerinin, diyaliz hastalarındaki bilinç bulanıklığı durumundan şüphelenerek duruma erken müdahale etmesi nedeniyle çok daha kötü sonuçların önüne geçildiği belirtilirken, görüşmelerde bir veya birkaç kişiye suç yüklenerek kurumsal hataların üzerinin örtülmemesi ve olayın tüm yönleriyle ortaya çıkarılması istendi.

    TTB ve Isparta-Burdur Tabip Odası, sürecin takipçisi olmayı sürdürecekleri yönünde bilgi de paylaştı.

    PİRHA/ANKARA

  • Gülçin Akça: Mezar taşlarında bile kadınların görünmezliği var-VİDEO

    Gülçin Akça: Mezar taşlarında bile kadınların görünmezliği var-VİDEO

    PİRHA- ‘Alevilikte ve Bektaşilikte Kadının Yeri ve Konumu’ başlıklı panelde konuşan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Eşit Başkanı Gülçin Akça, “Mezar taşlarında hep erkek adları var. Bu kişilerin anneleri, hanımları yok mu? Mezar taşlarında bile kadınların görünmezliği var” dedi. Akça, “Bir birimizi severek, birbirimize dokunarak, birbirimizle dayanışarak ancak var olmaya devam edeceğiz” dedi. 

    Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Niyazlar Köyü’nde ‘Alevilikte ve Bektaşilikte Kadının Yeri ve Konumu’ başlıklı panel düzenlendi.

    Panelde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Eşit Başkanı Gülçin Akça sunum yaptı.

    Akça konuşmasında Alevi toplumunda kadının sadece lafta eşit olduğunu gerçek anlamda bir eşitlikten bahsedilemeyeceğini vurgulayarak kadınların her alanda birlik ve dayanışma sağlamasının şart olduğunu belirtti.

     “POSTLARDA NEDEN SADECE DEDELER, BABALAR VAR?” 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un kadınlara dair söylediği sözle konuşmasına başlayan Akça, “Veliyettin Efendimiz der ki, ‘Kadıncık olmadan acaba Hacı Bektaşi Veli olur muydu?’ Bugün Hacıbektaş’ta yapılan etkinliklerin aslında Kadıncık Ana ve Hacı Bektaş etkinlikleri olması gerekiyor. Hep Kadıncık Ana unutturulmaya çalışılıyor. Erkek dişi sorulmaz, der Hünkârımız. Ama ben şunu da söylemek istiyorum. Artık günümüzde erkek dişi sorulur oldu muhabbetin dilinde. Kadınların Alevi öğretisindeki yerinden sonra bugün yaşadığımız günde kadınlarımız ne durumda? Biraz da kadınlarımızın durumuna bakalım. Mesela cemlerimizde hizmetlerde genellikle kadınlara görev verilmiyor, postlarda sadece erkekler, dedeler, babalar var. Postta neden kadınlar yok? Hizmetlerde kadınlar sadece temizlik, mutfak hizmetlerinde, lokma pişirme hizmetlerinde varlar. Cemlerde o post makamlarında kadınlarımızı göremiyoruz” diye konuştu.

    “KADIN ZAKİRLERLE GÖRÜŞTÜM, YAŞADIKLARI SORUNLARI ANLATTILAR”

    Özellikle büyükşehirlerde cemevlerindeki yönetimlerin çoğunluğunun erkeklerden oluştuğunu kaydeden Akça, sözlerine şöyle devam etti:

    “Buraya gelmeden önce şu anda hizmet yürüten ana, bacı, kadın zakir var mı diye araştırdım. Birkaçıyla irtibat kurdum. Ne yazık ki 5 kadın zakir tespit edebildim. Hepsiyle de bire bir görüştüm. 2’si Almanya’da olmak üzere 6 da cem yürüten ana-bacı tespit edebildim, başka da yok. İnancımızda erkek dişi sorulmuyor ama neden postlarda hizmetlerde kadınlar yok? Mesela kadın zakire sordum, cemlerde yaşadığınız sıkıntılar oluyor mu, sizi kabullenmeme gibi bir durum oluyor mu, diye. Çok içimi acıttı verdiği cevap. Şöyle dedi; ‘Çorum’da bir cemde zakir olarak postta oturmak üzereydim. Postta oturan dedelerden birisi, hayır buraya oturamazsın diye eliyle işaret etti. Bir hayli şaşırmıştım. Ben günahkâr mıyım, ne suçum var, ben neden oraya oturamam dediğimde, ‘imamların soyundan gelenler erkeklerdir ve postun makamı erkeklere aittir. Buralara kadınlar oturamaz’ dedi. Orada postta oturan diğer dedenin uyarısıyla kadın zakirimiz yerine oturmuş ve cemi yürütmüş.

    “MEZAR TAŞLARINDA BİLE KADINLARIN GÖRÜNMEZLİĞİ VAR”

    Yine diğer taraftan bir ana-bacıyla konuştum, bu çok daha acıtıcı. İbrahini dinlerin Alevi örgütüne yapmış olduğu o kirli asimilasyon kadınları öylesine ikincil duruma düşürmüş ki, kadınlar o Sünni gelenekte ret olan kadın post makamına oturamaz. Hâlbuki kadın üretkendir ve doğanın ona vermiş olduğu bir özelliktir bu. Ve bu şekilde kadınlar posta oturamaz diye bir darbe geliştirilmiş. Mezar taşlarını araştırdım. Mezar taşlarında hep erkek adları var. Filancanın kızı, filancanın oğlu… Bu kişilerin anneleri, hanımları yok mu? Mezar taşlarında bile kadınların görünmezliği var. Kadıncık Ana, Fatma Ana, Zarife Ana… Bilmediğimiz onlarca anamızın mezarları unutturulmuş. Bazılarının mezarları bile yok.

    “KADINLAR HALA BİR MAL GİBİ ALINIP SATILIYOR”

    Sonra Malatya’daki kadınlarımızla sohbet ettim. Onların anlattıkları şeyler daha iç karartıcıydı. Akçadağ’ın bir Alevi bölgesinde kadınların miras hakkı yok. Bizde sadece erkeklere mal verilir, kadınlar kesinlikle mirastan pay alamazlar dediler. Biz de başlık parası var dediler. Hatta bir örnek verdi. Ailesiyle gelin için başlık parasında anlaşılmış. Aile başlık parasının belli bir miktarını ödeyememiş diye belli bir süre sonra babası gelmiş ve kadını alıp evine götürmüş. Kadın hala günümüzde bir mal gibi alınıp satılıyor. Alevi aileler içerisinde çok fazla aile içi şiddet de var. Bunlar maalesef dışarı aktarılmıyor. Yol zarar görmesin diye bu aile içi şiddet göz ardı ediliyor ve boşanma düşkünlük sebebi sayıldığı için boşanma olmuyor.”

    “BİR BİRİMİZİ SEVEREK VE DAYANIŞARAK VAR OLMAYA DEVAM EDEBİLİRİZ”

    Alevi örgütlerindeki kadının yerine de değinen Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Eşit Başkanı Gülçin Akça, “Tüm yönetimlerin söz söyleme aşamasında hep erkekler var. Bir-iki sembolik olarak kadınlar koyuluyor. Tamamen erkekleştirilmiş bir inanç sistemi içerisinde yaşıyoruz, kadının adı maalesef yok. Yine Velayettin Efendimizin sözüyle bağlayalım, ‘Karşıdaki seni seviyorum demeden önce, siz karşıdakine seni seviyorum deyin’ demiş. Sevmekten başka çıkar yolumuz yok. Bir birimizi severek, birbirimize dokunarak, birbirimizle dayanışarak ancak var olmaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ BURDUR

     

  • Nimet Ateşoğulları: En yakınımızdaki erkeklerden gördüğümüz şiddeti hep yuttuk-VİDEO

    Nimet Ateşoğulları: En yakınımızdaki erkeklerden gördüğümüz şiddeti hep yuttuk-VİDEO

    PİRHA- “Alevilikte ve Bektaşilikte Kadının Yeri ve Konumu” başlıklı panelde konuşan Antalya Kadın Derneği aktivisti Nimet Ateşoğulları Kırbıyık, “En yakınımızdaki erkek kardeşimiz, babamız, kocamız, sevgilimiz belki de en değer verdiğimiz çocuğumuzdan gördüğümüz şiddeti hep yuttuk. Oysaki toplumun karşısında, hukukta, eşit olabilseydik, bunların hiçbiri başımıza gelmezdi” dedi.

    Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Niyazlar köyünde gerçekleştirilen “Alevilikte ve Bektaşilikte Kadının Yeri ve Konumu” başlıklı panelde konuşmacı olarak katılan Antalya Kadın Derneği aktivisti Nimet Ateşoğulları kadın, erkek eşitsizliğe dair sunum yaptı. Kadınların, en yakınları tarafından şiddete maruz bırakıldığını söyleyen Ateşoğulları, “Toplumun karşısında, hukukta eşit olabilseydik, bunların hiçbiri başımıza gelmezdi” dedi.

    “EN YAKINIMIZDAN GÖRDÜĞÜMÜZ ŞİDDETİ HEP YUTTUK”

    Ülkede her gün kadın cinayetlerinin yaşandığını vurgulayan Ateşoğulları, “Hepimiz kadın olarak bir dolu öykü yaşamışızdır. Yaşadıklarımızın bazılarını yanımızdaki kadın arkadaşımıza seslendirdik, bazılarını ise yuttuk. Yuttuklarımız nelerdi? En yakınımızdaki erkek kardeşimiz, babamız, kocamız, sevgilimiz belki de en değer verdiğimiz çocuğumuzdan gördüğümüz şiddet. Günümüzde her gün bu ülkede en az üç kadın öldürülüyor. Öncelikle kadın arkadaşlarıma sesleniyorum. Şu an bir Alevi Bektaşi köyündeyiz. Biliyor ve umuyorum ki burada bulunan erkeklerimiz eşitlikçidir. Eşitlikçiden ne anlıyoruz? Biz yüzyıllardır bu konuda kadınlar olarak mücadele yürütüyoruz” diye konuştu.

    “KADIN OLDUĞUMUN FARKINDA BİLE DEĞİLDİM”

    Ateşoğulları, kadın, erkek eşitsizliğine dair yaşadıklarını anlatırken, şunları söyledi:

    “Ben 20’li yaşlarda başladım devrimci mücadeleye. Bir Alevi köyündeyim. Bunu söylememde hiçbir sakınca yok. 20’li yaşlardan bu yana yaklaşık 50 yıldır bu mücadele içerisindeyim. Önce kadın olduğumun farkında bile değildim. Sadece insandım, insan olarak mücadele veriyordum. Ama dönüp bir baktığımda babam, kardeşim ve de çok üzülerek söylüyorum kocam tarafından ezildiğimi sömürüldüğümü hissettim. Hissetmem mi? Her birimiz öyleyiz. Her birimizin büyük derdi vardır. Çünkü eşit değildik.

    Nasıl eşit değildik? Okula önce erkek çocuklarımız gider, kadınlarımız gitmezdi bir dönem. Şimdi artık özellikle bu tür köylerde yani Alevi Bektaşi köylerinde tabii ki bu kırılmış ama bizim kırmamız yetiyor mu? Yetmiyor. Biz bu toplumun sadece bir parçasıyız, çok azınlığız. Biz bunu yaygınlaştırmak için mücadele veriyoruz. Öncelikle erkek çocuklarımız her şeydi. Eğer bir ailede erkek çocuğu yoksa onun ocağı kör kalmıştır. Erkek çocuğu olması için mücadele edilir, hocalara, hacılara gidilir ve mutlaka bir erkek çocuğu olması gerekir ki o ailenin soyadını devam ettirebilirsin. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi sadece ev içinde mi haksızlığa uğruyorduk? Hayır. Toplumda da, hukuk karşısında da soyadımızı kullanamayız. Miras hakkımız yok. Boşanmak diye bir şeyimiz asla olmazdı. Hele de Alevi toplumunda.”

    “TOPLUMDA, HUKUKTA EŞİT OLABİLSEYDİK BAŞIMIZA BUNLAR GELMEZDİ”

    “Ben de bir Alevi kızıyım” diyen Ateşoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ailemizde boşanmak yasaktı. Evlenirken babam ve dedem bana şöyle söylemişlerdi: Bu eşikten atlıyorsun. Gelinliğinle çıkıyorsun ancak kefeninle dönebilirsin. Düşünebiliyor musunuz? Ne acı bir durum. Bir daha benim babamın evinde bir odam olmayacak, bir daha ben sıkıntılarımı acımı, isyanımı babama anlatamayacağım. Çünkü artık o kapı bana kapandı. Hâlbuki babam bana şöyle deseydi: Kızım sen gelinliğinle çıkıyorsun. Ne mutlu bana ki seni gelin ettim, gönderiyorum ama bilesin ki senin burada bir odan var ve sen ne zaman istersen evine gelebilirsin, iyi ya da kötü gününde.

    Öyle olduğunu bilseydi eğer kadınlarımız bir tek ben değil, bütün kadınlarımız ne yaparlardı? Evdeki şiddete göğüs germezlerdi. O gerdikleri göğüs, onların yetiştirdiği çocuklarını çok yanlış yere yönlendirdi. Nasıl çocuk yetiştiriyoruz? Doğal olarak artık bizim kapanmış bir kapımız var. Evlendiğimizde kocamıza sadık kalmamız beklenir bizden başka bir şey olmaz. Çünkü bize o öğretildi, o amaçla yetiştirildik. Kocamız bize işkence yapabilir, para vermeyebilir, yemek saatinde olmadığı için azarlayabilir. İstenir ki bütün bunlara göğüs gerelim. Oysaki toplumun karşısında, hukukta, eşit olabilseydik, kolay boşanabilseydik zamanında bunların hiçbiri başımıza gelmezdi.”

    “EŞİT PARA İSTEDİĞİ İÇİN KADIN ARKADAŞIMIZ SALDIRIYA UĞRUYOR”

    Kadın, erkek eşitsizliğinin hayatın birçok alanında kendini gösterdiğini belirten Ateşoğulları, “Hukukta hiç eşit değiliz. Birçok arkadaşımız çalışmıştır okullarda, işyerlerinde. Hep kadın, erkek eşitliği söylenir ancak bunun uygulaması yok. Nasıl yok? Size kısacık bir örnek anlatayım. Bundan bir yıl önce pandemi döneminde bir kadın arkadaşımız tarla işine gitti, çalıştı. Çalışırken para dağıtılıyor; kadın arkadaşımız parasının diğer erkeklerden daha az olduğunu görünce isyan ediyor. Diyor ki “Bakın ben de çalıştım o arkadaşlarım gibi. Siz bana onlardan neden daha eksik para veriyorsunuz?” İtiraz edince de itişme oluyor. Çavuş, kadın arkadaşı darp ediyor. Kadın arkadaşımın gözü çıkıyor. Şu anda mahkemede kadın dernekleri olarak bu olayı takip ediyoruz. Düşünebiliyor musunuz eşit para istediği için “Sen bir kadınsın benim karşımda konuşamazsın” diyor. Çünkü o çocukluğundan bu yana erkek olarak yetiştirildi. Sistem zaten bize bunu dayatıyor. Erkek egemenlikçi sistemde kadın erkeğinin karşısında konuşamaz. Her ne söylerse onu kabul etmek durumunda. Bunu uzun bir dönem kabullendik, ta ki ne zamana kadar? Ben siyasi olarak birçok alanda çalıştım. Bu çalışmalarım sırasında da ben de erkek arkadaşımın dediğini hep dinledim, yaptım. 1980’li yıllara doğru 12 Eylül Kenan Evren’in darbesi ile birlikte kadınların bir kısmı yurtdışına gittiler. Yurtdışına gittiklerinde orada kadının daha farklı olduğunu görmüşler, bize bu bilgiler geldi. 1990 yıllarda “kadının adı yok” dendi hepimiz uyandık. Gerçekten bizim adımız yok” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/Niyazlar Köyü-BURDUR

  • Burdur’da bulunan Niyazi Baba Türbesi köylüler tarafından restore edildi-VİDEO

    Burdur’da bulunan Niyazi Baba Türbesi köylüler tarafından restore edildi-VİDEO

    PİRHA- Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Niyazlar köyünde bulunan Niyazi Baba Türbesi köylüler tarafından korumaya alınarak restore edildi. Emekli öğretmen Fadime Balkır, Horasan erenlerinden olduğu belirtilen Niyazi Baba Türbesini her yıl çok sayıda kişinin ziyaret ettiğini söyledi. 

    Niyazlar köyünün yerlisi ve emekli öğretmen Fadime Balkır küçüklüğünden bu yana özel günlerde Niyazi Baba Türbesini ziyaret ettiklerini söyleyerek, bu türbenin civardaki Aleviler için büyük önem taşıdığını belirtti.

    “KÖYLÜLER EL BİRLİĞİ İLE TÜRBEYİ YAPTILAR”

    Emekli öğretmen Fadime Balkır, çocukluğundan itibaren aileleri tarafından bu ziyarete getirildiklerini söyledi. Niyazlar köyü sakinlerinin bu türbeye büyük değer atfettikleri için türbeyi korumaya alarak yeniden inşa ettiklerini dile getiren Balkır, “Çocukluğumuzdan itibaren özellikle bayramlarda ve özel günlerde Niyazi Baba Türbesini ziyaret edelim diye annelerimiz ile beraber buraya gelirdik. Eski taş yapıdan oluşan, üstünde kiremit veya daha değişik malzemeden yapılmış tahta bir kapısı olan küçücük bir yer olarak hatırlıyorum. Sonradan köylüler Niyazi Baba’ya olan saygılarından ve çok önem verdiklerinden dolayı şu an içerisinde bulunduğumuz türbeyi elbirliği ile yaptılar. Taşları Isparta’dan özel olarak getirdiler” dedi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ İNANCINI YAYMAYA ÇALIŞMIŞ”

    Horasan erenlerinden olduğu belirtilen Niyazi Baba’ya dair bilgi veren Balkır şöyle konuştu:

    “Niyazi Baba’nın Horasan erenlerinden olduğu, savaş sonrasında konup göçerek önce Isparta, Tavas’a sonra Kuzupınarı denilen yerde kuzu yediği, kuzuyu yedikten sonra 3 kez bastonuyla su diyerek yere vurduğunda su çıktığını ve ondan dolayı oranın adının Kuzupınarı olarak bilindiği ve Niyazi Baba’nın bir dönem orada kaldığı söylenir. Sonra buraya Niyazlar köyüne gelmiş. İlk önce buraya 50 metre mesafede olan çilehane denilen yerde kalmış, sonradan buraya gelerek bu mekanı yapmış ve Hakk’a yürümüş.
    Köyümüzde bir karadut ağacı var. Niyaz Baba, bu karadut ağacının olduğu yerlerde Alevi Bektaşi inancını ve felsefesini yaymaya çalışmış. Büyüklerimizin anlatımlarından duyardık. Köyümüzde Haydar hocamız vardı eski yazıları okuyordu, bu mezarlığın 1283 yıllarına ait olduğunu söylerdi.”

    NİYAZİ BABA KİMDİR?

    Yeşilova’nın Niyazlar Köyü’nde, “Niyazi Baba” adıyla bir türbe bulunmaktadır. Bu erenlere hürmeten, köye de “Niyazlar” adı verilmiştir. Niyazi Baba Horasan’dan gelip burada konakladığı ilk yerde su yokmuş. Kuzupınarı mevkii denilen yerde asası ile su çıkarmış şeklinde bir menkabesi vardır. Niyazi Baba Türbesi, bazı insanların dilek kapısı ve şifa umdukları makam ve mekan olmuş, her yıl çok sayıda kişi ziyaret etmeye başlamış.

    Niyazi Baba’nın Horasan’dan geldiği ve Hacı Bektaş Veli’nin erenlerinden olduğu söyleniyor. Önce Denizli yöresine gelmiş ve oradan da Tavas’ın (Denizli’nin bir ilçesi) bir köyünde yorgun düşerek uykuya yatmış ve hırkasını orada bırakmış; onun için o köyün adı ‘Hırka Köyü’ kalmış. Hırka köyünden yine Tavas’ın Solmaz köyü yakınlarında Alevi felsefesini yaymaya çalışmıştır.

    Niyazi Baba, benzer söylencelerle yoluna devam eder ve sonunda bugünkü Niyazlar’a gelir. Köyün yukarısında, çam ormanının içindeki pınar başında kuzu yer ve buranın adı da Kuzupınarı olarak kalır. Niyazlılar her yıl burada Niyazi Baba’yı anma töreni düzenliyorlar. Sonraları Niyazi Baba, köyün alt tarafındaki “çilehane” ye gelmiş, uzun zaman çilehanede çilesini çektikten sonra, bugünkü türbesinin bulunduğu yerde Hakk’a yürümüştür.

    Niyazi Baba’nın yatırından daha küçük boyutta bir mezar daha var. Niyazi Baba’nın kamberi (rehberi)olduğu söylenmektedir. Türbenin iç duvarları, Bektaşi kültünün tüm manevi geçmişini, büyük yazılarla yansıtmaktadır. Türbenin iç sağ köşesinde eski bir dolap içinde Niyazi Baba’nın eşyaları olduğu söylenen kudüm (trampet), kılıç, teber (kesici), değnek (baston) ve şamdanlar bulunmaktadır.

    Niyazi Baba’nın Hacı Bektaş Veli’nin müridi olduğu, mermerden yapılmış sandukasının kapıya bakan yüzünde şu sözlerle anlatılmaktadır: “Horasan diyarından bir fatih olarak gelmiş, burada çilehanede bir müddet yatmış ve buraya anıt olarak türbe yaptırılmıştır.

    Cebrail ARSLAN/BURDUR

  • ‘İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz’-VİDEO

    ‘İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz’-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya il örgütünden aktivist Nimet Ateşoğulları Kırbıyık, İstanbul Sözleşmesi üzerine konuşarak, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçildiği gün öldüğümüz gündür. İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğimizi Ankara’da Danıştay’a gelen yüzlerce kadınla kanıtladık” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir gece yarısı Resmi Gazete’de yayımlanan kararnameyle ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi (İstanbul) Sözleşmesi’nden çekildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya il örgütünden aktivist Nimet Ateşoğulları Kırbıyık, İstanbul Sözleşmesi üzerine konuştu.

    Kadının kurtuluşunun toplumun kurtuluşu olduğunu vurgulayan Kırbıyık, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların yaşam güvencesi olduğunu ve bu sözleşmeyi savunmaktan asla vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    “KADINLAR NEZDİNDE BU SÖZLEŞMEDEN ÇIKILMAMIŞTIR”

    İstanbul Sözleşmesi’ne uluslararası platformda ilk imzayı atanın Türkiye olduğunu anımsatarak sözlerine başlayan Kırbıyık, kadının gelişmesinin İslam toplumunda da gerici kesimlerde de yer bulamadığını ifade etti.

    İktidarın, kadını bir şekilde eve sokabilmenin yollarını aradığı için İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini söyleyen Kırbıyık, “AKP’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkması kendi yarattığı yasal çizgisinden çıkması demek. Ancak kadınlar nezdinde asla bu sözleşmeden çıkılmamıştır. İstanbul Sözleşmesi bizim kırmızı çizgimizdir. İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “KADININ KURTULUŞU TOPLUMUN KURTULUŞUDUR”

    İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları hangi alanlarda koruduğunu tek tek anlattıklarını, kitapçıklar bastırıp dağıttıklarını, derneklerde ve sokaklarda çalışmalar yaptıklarını anlatan Kırbıyık, şöyle devam etti:

    “Alanda gördüğümüz her kadın kardeşimize, kız kardeşimize İstanbul Sözleşmesi’nin can güvenliğimiz olduğunu, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçildiği gün öldüğümüz gün olduğunu vurguluyoruz. İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimizi Ankara’da Danıştay’a gelen yüzlerce kadınla kanıtladık. Bu topluma çok güzel bir örnektir. Bu sözleşmeyi yalnızca kadınlar mı savunuyor? Hayır. Bir çok erkek kardeşimiz bizimle birlikte aynı mücadeleyi veriyor. Çünkü kadının kurtuluşu toplumun kurtuluşudur. Biz buna inanıyoruz, bunu söylüyoruz. Asla vazgeçmeyeceğimizi ısrarla söylüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/NİYAZLAR KÖYÜ-BURDUR

  • Burdur Niyazlar Köyü Cemevi Başkanı Aytar: Kadınlar ve gençler hizmetlerde en önde-VİDEO

    Burdur Niyazlar Köyü Cemevi Başkanı Aytar: Kadınlar ve gençler hizmetlerde en önde-VİDEO

    PİRHA- Burdur Yeşilova Niyazlar Köyü, Niyaz Baba Cemevi Başkanı Hulki Aytar, cemevinde yürüttükleri faaliyetleri anlattı. Aytar, “Dede Noyan Baba, bizim buradaki babamıza icazet veriyor. Burada edebiyat öğretmeni Halil İbrahim Yılmaz bunu devam ettiriyor. Taliplerimiz var” dedi.

    Burdur Yeşilova Niyazlar Köyü Niyaz Baba Cemevi Başkanı Hulki Aytar, cemevinde yürüttükleri faaliyetleri PİRHA‘ya anlattı.

    2008 yılında Alevi Bektaşi geleneğini sürdürmek için köylülerle birlikte dernek kurduklarını belirten Aytar, mensup oldukları ocaklarının 1970’li yıllara kadar iki ocak halinde olduğunu daha sonraki yıllarda tek ocağa dönüştüğünü söyledi.

    “KADINLAR VE GENÇLER HİZMETLERDE EN ÖNDE YER ALIYOR”

    Cemevinde henüz gençlik ve kadın meclislerini oluşturamadıklarını ifade eden Aytar, “Kadınlar ve gençler cemevimizde her türlü hizmette en önde yer alıyorlar. Cemevimizin bir semah ekibi yok. Buraya ibadet yapmaya gelen insanlar kendileri semahlarını dönerler” dedi.

    Hulki Aytar, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hakk’a yürüme erkanı, evinde helalleşme, cemevinde rızalık cemi, mezarlığımızda Türkçe dualarla, deyişler söylenerek sırlama yapılmaktadır. Muharrem ayından sonraki günlerde kurbanı olanlar kurbanlarını keser, cemlerini yaparlar. Her Hakk’a yürüyen için cem yapılıyor. Ayrıca 21 Mart Nevruz günü ve diğer önemli günlerde görgü cemi yapılıyor.”

    “KOMŞU KÖYLERLE KARŞILIKLI OLARAK BİRBİRİMİZİN CEMLERİNE KATILIYORUZ”

    Köylerinde bir ocakları da olduğunu aktaran Aytar,  “Dede Noyan Baba, bizim buradaki babamıza icazet veriyor. Bugün burada edebiyat öğretmeni Halil İbrahim Yılmaz bunu devam ettiriyor. Taliplerimiz var. Antalya Korkuteli, Büyük Köy, Kırkpınar Köyü ile ilişkilerimiz oluyor. Onlar bizim cemlerimize katılıyor biz de onların cemine iadeyi ziyaret şeklinde katılıyoruz. Köyümüzde zakirlerimiz de var” dedi.

    Cebrail ARSLAN/BURDUR

  • Uzmanlar uyardı: Burdur, diri fay üzerinde yaşayan kentlerimizden birisi!

    Uzmanlar uyardı: Burdur, diri fay üzerinde yaşayan kentlerimizden birisi!

    PİRHA- Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin deprem riski taşıyan kentlerini tek tek açıklıyor. Burdur ili için ‘içinden diri fay geçen kent’ tespiti yapan uzmanlar, önlem alınması konusunda acil çağrı yaptı.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu “içinden diri fay geçen” kentlerin isimlerini tek tek açıklıyor.

    Bilgilendirme raporları hazırlayan Deprem Danışma Kurulu, yaşanacak afetler konusunda yetkilileri bir kez daha uyardı. Bu çerçevede düzenlenen “Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz: Burdur Raporu-2” ilgili kişi ve kurumlarla da paylaşıldı.

    “DEPREM 2020’DE 168 CAN ALDI”

    2020 yılı içinde Elazığ-Sivrice, Malatya-Doğanyol ve Pütürge, Van-Başkale, Bingöl-Yedisu, Manisa-Akhisar ile en son İzmir’de meydana gelen depremlerde; 168 kişi yaşamını yitirdi, 3000’e yakın kişi de yaralandı.

    Depremler sebebiyle 80.000’e yakın konut ve işyeri yıkılıp hasar gördü. Depremin ekonomik zararı ise 20 milyar Türk Lirasına yakın bir meblağ oldu.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu, oluşan zararlarının topluma doğru bir şekilde aktarılması amacıyla hazırladığı raporu paylaştı.

    “Kamusal sorumluluğunun gereği olarak, halkı ve yöneticileri uyarmaya, bu konuda alınması gereken tedbir ve önerilerini kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” diyen Jeoloji Mühendisleri Odası, gelecek günlerde yüksek risk taşıyan diğer illeri de tek tek kamuoyu ile paylaşacağını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Öğretim görevlisinin cinsel saldırısına uğrayan kadın, okulu bıraktı

    Öğretim görevlisinin cinsel saldırısına uğrayan kadın, okulu bıraktı

    Burdur’da, öğretim görevlisinin cinsel saldırısına uğrayan kadın öğrenci, öğretim görevlilerinin ve okuldaki öğrencilerin baskıları yüzünden okulunu bırakmak zorunda kaldı. Tecavüzcü öğretim görevlisi hakkında ise herhangi bir dava açılmadığı belirtildi. 

    Burdur’da öğretim görevlisinin cinsel saldırısına uğrayan ve şikayetçi olan kadın, okuldaki diğer öğretim görevlilerinin ve bazı öğrencilerin baskıları sonucu okulu bırakmak zorunda kaldı. Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen tecavüzcü araştırma görevlisi hakkında herhangi bir dava açılmadığı belirtildi.

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, S.D.A., Burdur’da Çavdır Meslek Yüksek Okulu sosyal hizmetler bölümü ikinci sınıfta öğrenim görüyordu. Tecavüzcü öğretim görevlisi M.Ö.T, Ocak 2019’da yanında başka bir öğretim görevlisinin olduğunu belirterek, S.G.A’yı ‘ders çalıştırmak için’ bulunduğu eve çağırdı.

    M.Ö.T., S.G.A.’ya cinsel saldırıda bulundu. Arkadaşının geleceğini belirterek M.Ö.T’nin elinden kurtulan S.G.A., evden ayrıldı. Saldırının ardın sonra da tacizler sürdü.

    S.G.A.’nın şikayeti üzerine olay, üniversite tarafından 12 Mart’ta savcılığa iletildi. Savcılık şikayetten beş ay sonra 18 Ekim’de S.G.A.’nın ifadesini aldı.

    Bu süreçte M.Ö.T. ile S. adlı bir öğretim görevlisinin başka bir meslek yüksek okuluna gönderildiği kaydedildi. Daha sonra şüpheli M.Ö.T.’nin Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) tarafından görevden alındığı ifade edildi.

    Tecavüzcü M.Ö.T.’nin okula dönmesi için bazı öğretim görevlilerinin imza kampanyası başlattığı, S.D.A.’nın ifadesine göre, şikayetini çekmesi için kendisine baskı uygulandığı belirtildi.

    Baskılar yüzünden okula devam edemediği söylenen S.G.A.’nın 7 Ekim’de, Çavdır Meslek Yüksekokulu’na başvurarak kayıt dondurma talebinde bulunduğu, yüksekokul müdürlüğünün 21 Ekim’de dondurma talebini reddettiği, S.D.A.’nın da bundan sonra okulu bıraktığı ifade edildi.

    “CİNSEL SALDIRIYA UĞRAYAN BAŞKA ÖĞRENCİLER DE VAR AMA SUSTURULUYOR”

    Öğrencinin avukatları Çağrı Ayhan Şenel ve Birgül Tavşan Kayıran, müvekkillerinin yaşadıklarını şöyle anlattılar:

    “Müvekkil, yaşamış olduğu travmanın ardında okuldaki diğer öğretim görevlilerinin ve bazı grup öğrencilerin de aşağılama, hakaret ve iftiralarına maruz kalmış, dışlanarak ötekileştirilmiş ve adı geçen öğretim görevlisi hakkındaki şikâyetini geri çekmediği müddetçe okulu bitirmesinin engelleneceği konusunda tehdit edilmiş hatta ölüm tehditleri dahi almıştır. Müvekkil, Ankara’daki ailesinin yanına dönmek zorunda kalmıştır. Çavdır Meslek Yüksek Okulu’nda, M.Ö.T’nin cinsel saldırısına uğrayan başka kız öğrenciler de vardır ancak mağdurlar susturulmuşlardır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Niyazi Baba anma etkinliği gerçekleştirildi

    Niyazi Baba anma etkinliği gerçekleştirildi

    PİRHA- Niyazi Baba Kültür ve Tanıtma Derneği tarafından her sene olduğu gibi bu sene de anma gerçekleştirildi.

    Niyazi Baba Kültür ve Tanıtma Derneği bu sene de Burdur Yeşilova Niyazlar Köyü’nde anma etkinliği gerçekleştirdi.

    İki gün süren olan anma etkinliğinin birinci gününde moderetörlüğünü Özlem Şahin’in yaptığı ve Mehmet Turan dede, Antropolog Atilla Erdem, Profesör Dr. Sabri Çakır, Hüsamettin Işık Dede, sanatçı İhsan Güvercin’in katılımı ile ‘Bugünün Alevilik İnancı ve Bektaşiliği Zorunlu Din Dersleri İnanç Konuşması’ adı altında  panel düzenlendi.

    Anma etkinliğinin ikinci günü ise Sanatçı İhsan Güvercin, Naciye ve Cevahir Çokbilir, Zakir Halk Ozanı Mehmet Ali Çağlak, Fahrettin Aksünger, sanatçı İlyas Sünger ve birçok sanatçının katılımı ile konser düzenlendi. Konser sonrası Alevi Gençlik Platformu semahçıları semah döndü.

    Niyazi Baba Türbesi’nde son olarak hak nefesleri okundu.

    PİRHA/BURDUR

  • Niyazi Baba Kültür ve Tanıtma Derneği anma etkinliği 14 Temmuz’da

    Niyazi Baba Kültür ve Tanıtma Derneği anma etkinliği 14 Temmuz’da

    PİRHA- Niyazi Baba Kültür ve Tanıtma Derneği Anma etkinliği nedeni ile 13 ve 14 Temmuz’da panel ve konser gerçekleşecek.

    Burdur Yeşilova Niyazlar Köyü’nde yapılacak olan Niyazi Baba Kültür ve Tanıtma Derneğinin anma etkinliği 13 ve 14 Temmuz’da gerçekleşecek.

    İki gün sürecek olan anma etkinliğinin birinci gününde moderetörlüğünü Özlem Şahin’in yaptığı ve Mehmet Turan Dede, Antropolog Atilla Erdem, Profesör Dr. Sabri Çakır, Hüsamettin Işık Dede, sanatçı İhsan Güvercin’in katılımı ile ‘Bugünün Alevilik İnancı ve Bektaşiliği Zorunlu Din Dersleri İnanç Konuşması’ adı altında saat 13:00 ile 16:30 arasında panel yapılacak.

    Anma etkinliğinin ikinci günü olan 14 Temmuz Pazar günü ise Sanatçı İhsan Güvercin, Zakir Halk Ozanı Mehmet Ali Çağlak, Fahrettin Aksünger, sanatçı İlyas Sünger ve birçok sanatçının katılımı ile konser düzenlenecek. Konser sonrası Alevi Gençlik Platformu’ndan semahçılar semah dönecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Burdur’da çocuğa cinsel saldırıda bulunan erkek tutuklandı

    Burdur’da çocuğa cinsel saldırıda bulunan erkek tutuklandı

    Burdur’da 9 yaşındaki kız çocuğuna cinsel saldırıda bulunan ve gözaltına alınan O.K. tutuklandı.

    Budur’da 9 yaşındaki bir kız çocuğu 24 Temmuz’da evinin önünde oynarken 46 yaşındaki O.K. isimli erkek tarafından cinsel saldırıya maruz kaldı.

    Polis başlattığı çalışma sonrası kentteki pazar alanında O.K.’yi gözaltına aldı.

    Bu esnada çevredeki yurttaşların O.K.’ye tepkisi sonucu kısa süreli bir arbede yaşandı.

    Yaralanan O.K. önce Burdur Devlet Hastanesi’ne ardından da emniyete götürüldü.

    Buradan mahkemeye sevk edilen O.K., ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan tutukladı.